ÇANAKKALE'NİN DÜNYAYA AÇILAN PENCERESİ ::.  

Burası Çanakkale'yi Giriş Sayfanız Yapın Sık Kullanılanlara Ekleyin...


  YAZARLAR

TÜLAY HERGÜNLÜ


 

BÖLGEMİZDEN HABERLER                                                                                                                                                                         Son Güncelleme : 14.05.2012





TÜRK VE ÇEK LİSE ÖĞRENCİLERİ İÇDAŞ’TA

Çanakkale Fen Lisesi öğrencileri, Comenius projeleri kapsamında başlattığı ‘New Horizons in Biology and Chemistry Learning’ isimli projedeki ortağı Çek Cumhuriyeti Gymnazium, Ceske Budejovice, Jirovcova 8 Okulu öğrencileri ile birlikte İÇDAŞ Entegre demir çelik tesislerini ziyaret etti.

Çanakkale Fen Lisesi öğretmenleri İnci Karaman, Sunay Altan, Hamiyet Aydoğdu ve Erol Yılmaz gözetiminde 27 öğrenci ile Çek Cumhuriyeti Gymnazium, Ceske Budejovice, Jirocova 8 Okulu öğretmenleri Lenka Kudrlickova, Miroslava Sekyrkova, Dagmar Simkova, Helena Vitova gözetiminde 24 öğrenciden oluşan heyet 09 Mayıs 2012 Çarşamba günü İÇDAŞ Entegre demir çelik tesislerine konuk oldu. İÇDAŞ Çevre ve İş Güvenliği yetkilileri tarafından karşılanan konuklara, öğle yemeğinin ardından İçdaş tesisleri hakkında brifing verildi. Daha sonra heyete, yetkililer tarafından balık çiftliği, reverse osmoz, termik santral, haddehane tesisleri ve laboratuarlar gezdirilerek tesis ve uygulamalar hakkında bilgiler aktarıldı, öğretmen ve öğrenciler tarafından merak edilen sorular yanıtlandı.
Çanakkale Fen Lisesi Öğretmenleri ‘‘Ortak okulumuz Çek Cumhuriyeti Gymnazium Jirovcova ile ‘Kimya ve Biyoloji derslerini öğretmede yeni ufuklar’ isimli projeyi yürütmekteyiz. Tesislerimizde kullanılan teknolojiyi, fiziksel ortamı yerinde görmek ve bunları Çek Cumhuriyeti’nden gelen öğrenci ve öğretmenlere tanıtmak istiyorduk. Projemizin asıl amacı ülkeler arası tanıtım ve kültür alışverişi olduğundan İÇDAŞ tesislerinin bu anlamda çok uygun olduğunu düşündüğümüz için buraya geldik. Kararımızda ne kadar haklı olduğumuzu söylemek istiyoruz. Öğrencilerimiz demir-çelik üretiminde izlenilen yolların ve yöntemlerin neler olduğunu, üretim teknolojilerini yerinde görme fırsatı buldular.
İÇDAŞ yetkilileri çok faydalı bilgiler sunarak her konuda çok yardımcı oldular. Onlara göstermiş oldukları konukseverlikten dolayı çok teşekkür ederiz. İÇDAŞ sayesinde, Türk’ün konukseverliğini Çek Cumhuriyeti’nden gelen misafirlerimize bir kez daha göstermiş olduk. Buradan değerli bilgiler ve hoş duygularla ayrılıyoruz’’ dediler. Çek Cumhuriyeti’den gelen öğretmenler de gezinin çok faydalı geçtiğini belirterek ‘‘İÇDAŞ tesisleri dünya çapında bir teknolojiyi bünyesinde barındırıyor ve aynı zamanda son derece de çevreci bir yaklaşım var. Burada yemyeşil bir demir çelik tesisi ile karşılaşınca şaşırdık doğrusu. Yetkililer de çok sıcak davrandılar kendimizi evimizde gibi hissettik, hepsine çok teşekkür ederiz. Öğrencilerimiz bu gezi sayesinde çok faydalı bilgiler edinerek bilimsel öğretilerin uygulamalarını da canlı olarak görme fırsatı yakalamış oldular. Ülkemize döndüğümüzde anlatacak çok şeyimiz var’’ dediler.



 


KÖYDE 20 YILDIR HEYELAN VAR

Biga ilçesine bağlı Ambaroba köyünde 20 yıldır devam eden heyelan sebebiyle 16 ev yıkıldı, dört evin de boşaltılmasına karar verildi.

Su deposunun bulunduğu üst kısımdaki yamaçta toprak kayması 1992 yılında başladı. Toprakta meydana gelen çatlaklar, yıllar geçtikçe çoğalarak evleri tehdit etmeye başladı. Özellikle kar yağışının çok olduğu yıllarda toprak kayması daha da arttı. Heyelan, son zamanlarda 700 metre uzunluk ve 400 metre genişlikte bir yamacı kapladı. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Coğrafya Bölümü tarafından yapılan araştırmayla kayan kütlenin hacmi 2006 yılında 7 milyon metreküpün üzerine çıktığı ve kayma yüzeyi derinliğinin yer yer 50 metreyi aştığı belirlendi.

Toprak kayması sebebiyle evleri yıkılan ve tehlikede olanlar, devletin verdiği destekle evlerini köyün başka bölgelerine taşıdı. Geride bıraktıkları evleri ise parçalara bölündü. Şimdiye kadar toprak kaymasından dolayı evi zarar gören 16 aile, köyün başka bölgelerine taşındı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ekipleri, bölgede yaptıkları incelemede dörtevin daha tehlikeli bölgede olduğuna karar vererek boşaltılmasını istedi. 80 haneli Abaroba Köyü Muhtarı Sezai Çiftçi, heyelan bölgesinin üst kısmında bulunan dört hanenin de taşınması durumunda, tehlike altında ev kalmayacağını söyledi. Devletin, evi yıkılanlara ilk iki yılı ödemesiz, 20 yıl vadeli ve faizsiz kredi verdiğini belirten Muhtar Çiftçi, tehlike altında bulunan ailelerin ya terk edilmiş evleri alıp onardığını ya da arsa alarak yeni ev yaptığını aktardı. Çiftçi, "Şu anda dört evimiz tehlike altında. Bunlara da ödenek çıktı. Bu evlerimiz de taşındıktan sonra 20 yıldır yaşadığımız heyelan korkusu son bulacak" dedi.

Heyelan bölgesinin hemen kenarındaki bir evde oturan Mehmet Dede (76) de kaymanın verdiği zararı her gün görenlerden. Evinde daha çatlak meydana gelmediğini belirten Dede, risk teşkil ettiği takdirde taşınacağını söyledi. Heyelanın ürkütücü boyutunu, terk edildikten sonra toprak kaması sonucu zarar gören 16 hanenin son durumu ortaya koyuyor. Ortadan ikiye ayrılmış odalar, yan yatmış evler, yer değiştirmiş halde bulunuyor.


Biga İlçesi’nde 6 kardeşin ortağı olduğu Doğtaş’ın başarı sırrının “Aile Meclisi Anayasası” olduğu ortaya çıktı. Peki nedir bu Aile Meclisi Anayasası’nın içeriği? Doğtaş Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Davut Doğan anlattı!

Doğtaş Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Davut Doğan, “Kardeşlerle bir araya gelip 25 yıl önce şirketimizi kurduktan sonra geçen bu süre içerisindeki başarımızın temel nedeni, Aile Meclisi Anayasasıyla kuralların önceden yazılması, herkese eşit olması ve bu yazılmış kuralların da uygulanıyor olmasıdır” dedi.
Mobilya sektörünün devi Doğtaş, 40’ıncı yılını kutlarken, Doğtaş’ın başarılarının arkasındaki sırrı Yönetim Kurulu Başkanı Davut Doğan açıkladı. Mobilya sektörüne 1972 yılında giriş yaptıklarını ve 40’ıncı yıllarını kutladıklarını belirten işadamı Davut Doğan, hedeflerinin de mobilya sektöründe yüzde 40 büyümek olduğunu söyledi. Biga ilçesinde günde üç dört kanepenin üretildiği 80 metrekarelik bir atölyeden bugün Türkiye’de 130 konsep mağazası olan, 65 ülkeye ihracat yapan, 200 milyon dolarlık bir iş hacmi olan grup haline geldiklerini belirten işadamı Davut Doğan, bu başarının altında 25 yıl önce temellerini oluşturdukları, 15 yıl önce de yazılı hali getirdikleri Aile Meclisi Anayasası’nın yattığını açıkladı.
HERKESE EŞİT ÜCRET
Mobilya sektörüne 40 yıl önce girdiklerini, Doğtaş’ı ise 1987 yılında kurduklarını belirten Doğtaş Yönetim Kurulu Başkanı Davut Doğan, “Dünyada örneklerini gördüğümüz 100 yıllık şirketler var ama. Türkiye’de 100 yıllık şirket sayısı yok denecek kadar az. Oysa şirketlerin uzun süreli olması ve sonraki kuşaklara geçmesi çok önemli. Dolayısıyla şirketlerin yapması gereken, yazılı kuralları önceden belirlemesidir. Biz 6 kardeşiz ve 21 kişilik bir ailemiz var. Onun için 15 yıl önce Aile Meclisi Anayasamızı oluşturduk. Biz 6 kardeşin almış olduğu maaşlar bu anayasasında belirtilmiştir. Herkes eşit ücret alır” dedi.
EŞLERİN ŞİRKETTE ÇALIŞMASI YASAK
İkinci kuşağın alacağı eğitimler, onlara ödenen burslar, 15 yaşını dolduran ikinci kuşak üyelerin şirketteki stajları ve yönetime giriş şekillerinin Aile Meclisi Anayasasında önceden belirlendiğini söyleyen Doğan, bu şekilde şirketi ikinci kuşağa devretme konusundaki bütün prosedürleri önceden belirlediklerini dile getirdi. Aile Meclisi Anayasasının kuralları gereği, aile içinden dışarıya hisse satışının yasak olduğunu ifade eden Doğan, bir yasağında eşlerin kendi şirketlerinde çalışması konusunda olduğunu belirtti. Doğan, “Biz eşlerimizin kendi şirketlerimiz içerisinde çalışmalarına izin vermiyoruz. Bu onların başarılarıyla ilgili bir şey değil. Eşlerin şirkette çalışmalarının bazı sakıncaları oluyor. Onlara bir unvan vermek, ücret vermek gerekiyor. Burada bir ayrım yapmak çok zor. İşte bu nedenle bir yasak koyduk. Ama eşlerimiz arasında kendi işlerini kuranlar olduğu gibi zaman zaman başka işlerde çalışanlarda olmuştur” dedi.
KAR PAYI YATIRIMA
Aile Meclisi Anayasasında alınan huzur haklarından, personele karşı yaklaşım, üst düzey yöneticilerin atanması gibi bir çok konunun kurallara bağlı olduğunu anlatan Davut Doğn, “Kar payı dağıtımı da bu kurallar içerisinde. Biz Doğataş olarak kaynaklarımızın yeni yatırımlara gitmesini arzuladığımız için yıllık karımızın yüzde 10’unu dağıtıyoruz kendimize. Yüzde 90’ını yatırıma ayırıyoruz. Böylece grup büyüyor ve yeni iş alanlarına girebiliyor. Ailece el ele verdiğimiz ve anayasamızda yazılı kuralları uyguladığımız için başarıya ulaştık. Ben hiçbir kardeşimin bir diğeri ile beş dakika küs durduğunu hatırlamıyorum. Biz buna en iyi örneğiz. 40 yıl önce babamızdan devraldığımız bayrağı, 25 yıldır da 6 kardeş ortaklığıyla dalgalandırıyoruz. El ele verildiğinde neler yapılabileceği ortada” diye konuştu.
ANAYASA ZAMAN ZAMAN DEĞİŞİYOR
Zaman zaman anayasadaki kuralları gözden geçirdiklerini belirten Davut Doğan, “Örneğin bizim ikinci kuşakta şimdi son sınıfta olan öğrenciler var. Bunların masterları gündeme geldi. Oturduk onların masterlarıyla ilgili kuralları yazdık. İkinci kuşağın eğitimi de çok önemli. Buradaki hedef şirketlerin üçüncü, dördüncü kuşaklara kadar sürmesi. Maalesef günümüzdeki iki kardeşli, üç kardeşli şirketlerde, ya da ortaklı şirketlerde çok kısa saman sonra sorunlar nedeniyle ortaklıkların bozulduğunu görüyoruz. Dükkanların ortadan ikiye bölündüğünü görüyoruz. Şirketlerde alınan ücret konusu çok önemli. Herkesin alacağı ücretin önceden belirlenmesi çok önemli. Genelde bakıyoruz bizim çevremizde de, Çanakkale’mizde de bunun çok örnekleri var. Bazı şirketlerde, ‘biz sizin gibi maaş almıyoruz, biz ihtiyacımız kadar alıyoruz gibi yaklaşım var.’ Ama sonra şirket kasasından avanslar çekiliyor. Fakat baktığınız zaman kardeşlerin bile harcama alışkanlığı çok farklı. Bizde de farklı. Bende devlet memurluğundan istifa edip gelen biriyim. Dolayısıyla benim para harcama kabiliyetim ile kardeşlerimin para harcama kabiliyeti arasında bir fark vardır” dedi.
HER ŞİRKETİN ANAYASASI OLMALI
İşadamı Davut Doğan, en küçük şirketlerde dahi aile meclisi anayasası yapılmasında yarar olduğunu belirterek, “Türkiye’deki şirketlerin ayakta kalmaları ülkemiz açısından da çok önemli. Bunlar sonuçta milli bir servet. O bölgedeki yatırımın ortadan kaybolması bir kayıp. Onun için iki kardeşli ve ya iki kişilik ortaklı tüm şirketlerin bir aile meclisi anayasası mutlaka olması gerekir. Burada kuralların önceden yazılması, herkese eşit olması ve uygulanıyor olması çok önemli” dedi.



TÜYSÜZ ŞEFTALİ TESCİLLENDİ

Bayramiç bölgesine has tüysüz nektarin İlçe ziraat odası müracatı sonucunda
(Bayramiç Beyazı) olarak Enstitü Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından tescil edildi

BELGE: Teknik özellikleri ve denetim biçimi ekte verilen coğrafi işaret; 12.10.2011 tarih ve 28082 sayılı Resmi Gazetede ilan edilmiştir. 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’nin 12 nci maddesi gereğince 17.09.2010 tarihinden geçerli olmak üzere tescil edilmiştir.


Dünyada Türk Demir Çelik Sanayisinin saygınlığı her geçen artıyor.

Türk demir çelik ürünleri gelişen teknoloji ve uygulamaları ile dünyadaki pazar payını her gün artırırken Mısır’dan gelen 5 büyük gazetenin editörü İÇDAŞ tesislerine konuk oldu.

Çelik İhracatçıları Birliği (ÇİB) davetiyle Türkiye’ye gelen gazeteciler sektörün önde gelen firmalarını yakından inceleyerek Türk Demir Çelik Sektörünü Mısır’a tanıtacaklar.
Akhbar El Yom Gazetesinden Heba Omar, Elalam Elyoum Gazetesinden Momen Magad, Al Ahram Gazetesinden Mayssa Elsalakawy, Elmasry Alyom Gazetesinden Naggy Abd Elaziz ve Almal gazetesinden Elmorsy Ezzat tan oluşan gazeteci heyetine Mısır’dan Ayman Elgebily refakat etti.
Tesislere İÇDAŞ helikopteriyle gelen misafirlere brifing verilmesinin ardından İÇDAŞ Biga entegre demir çelik tesislerini gezen gazeteciler ; Arap dünyasında ve Mısır’da Türkiye’ye ve Türk ürünlerine her geçen gün artan bir ilgi olduğunu belirttiler.Türkiye’nin Mısır’da korkusuz ve cesur bir ülke olarak tanındığını, ülkede birçok Türk dizisinin ilgiyle izlendiğini söylediler.Türkiye’de böyle gelişmiş bir teknoloji ile demir çelik üretilmesinden mutluluk duyduklarını, Mısır-Türkiye ilişkilerinin güçlenmesi için ticari ilişkilerin gelişmesinin büyük önem taşıdığına vurgu yaptılar.
İÇDAŞ yetkililerine konukseverlikleri için teşekkür eden Elmorsy Ezzat “Burada kendimizi evimizde gibi hissettik. Türkiye’nin başarılarını kendi başarımız gibi görüyoruz. Türkiye teknoloji ve ürünleriyle gelişim arzumuz için değerli bir örnek. Burada yemyeşil bir dünya ile kucaklaşmış İÇDAŞ tesislerini gördük. Mısır’da anlatacak çok şeyimiz var” dedi.


İÇDAŞ Çelik Enerji Tersane ve Ulaşım Sanayi AŞ, Türkiye'de ''Çevre İzin ve Lisansı''nı alan ilk entegre tesis oldu.

İÇDAŞ'dan yapılan açıklamaya göre, Avrupa Birliği Çevre Mevzuatına uyum sağlamak için yürürlükte olan ''Çevre İzin ve Lisansı''nı entegre tesis olarak Türkiye'de ilk kez İÇDAŞ Çelik Enerji Tersane ve Ulaşım Sanayi AŞ aldı.

Değirmencik'de çelik üretim tesisleri, kömür yakıtlı termik santraller, gemi üretim tersaneleri, kireç fabrikası, oksijen fabrikası gibi ağır sanayi kolları bulunan İÇDAŞ, daha önce de ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi, ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi, CARES Sürdürülebilir Çelik Belgesi gibi uluslararası belgeleri de almıştı.
İÇDAŞ, Avrupa Birliği Çevre Mevzuatına uyum sağlamak için çıkarılan ''Çevre İzin ve Lisansları Hakkında Yönetmelik'' ile izne tabi tesis, faaliyet ve işletmelere birleşik çevre izin ve lisans belgesiyle çevreye ve doğaya zarar vermeden uluslararası standartlarda üretim yapılabileceğini gösterdi.
Sanayi tesislerinin çevre açısından kusursuz olmasını sağlamayı amaçlayan ''Çevre İzin ve Lisansı'' ile izin lisans süreci tek elde toplanırken, İÇDAŞ'ın entegre tesisinde yer alan demir çelik fabrikası, kömür yakıtlı termik santral ve tersane kendi alanlarında Türkiye'de ilk kez bu sertifikayı aldı.
İÇDAŞ Değirmencik entegre tesisinde Çevre İzin ve Lisansı kapsamında bulunan faaliyetler şöyle:
''Termik Santral Baca ve Açık Alan Emisyon Uygunluğu, ( 3 Ünite Termik Santral ), Demir Çelik Tesisleri Baca ve Açık Alan Emisyon Uygunluğu (2 Çelikhane, 3 Haddehane ), Tersane Baca ve Açık Alan Emisyon Uygunluğu, Kireç Fabrikası Baca ve Açık Alan Emisyon Uygunluğu, Düzenli Kül Depolama Tesisi Emisyon Uygunluğu, Termik Santral Soğutma Suyu Deşarj Uygunluğu, 2 Adet Demir Çelik Tesisleri Soğutma Suyu Deşarj Uygunluğu,14 Adet Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi Deşarj Uygunluğu, 1 Adet Fiziksel Atıksu Arıtma Tesisi Deşarj Uygunluğu, Tehlikesiz Atık Geri Kazanım Lisansı, Gemi Atıkları Atık Kabul Tesisi Lisansı, Düzenli Kül Depolama Sahası Lisansı, Liman Faaliyet Konulu Tesisi Çevre İzni, Oksijen Üretimi Çevre İzni.''


Biga 107 Köyü, 5 beldesi ve İlçe Muhtarları Çanakkale’nin büyük sanayi kuruluşu İÇDAŞ demir-çelik tesislerini ziyaret etti

Biga Muhtarlar Derneği Başkanı Tokatkırı Muhtarı Kadir Tül öncülüğünde Biga köy muhtarlarından oluşan yüz yetmiş kişilik muhtar ve ziyaretçi heyeti İÇDAŞ entegre demir çelik tesislerini ziyaret etti. 12 Nisan Perşembe sabahı tesislere gelen muhtarları İÇDAŞ Tesis Direktörü Fuat Erkan Tekin karşıladı. Fuat Erkan Tekin; İÇDAŞ tesislerinin halka açık olduğunu, Biga Köy muhtarlarının ziyaretlerinin kendileri çok mutlu ettiğini, bu tesislerin bu ülkenin tesisleri olduğunu belirterek misafirlere hoş geldiniz dedi.
İÇDAŞ yetkilileriyle birlikte önce tesis bahçesindeki Levrek-Çupra balık çiftliği ve denizden tatlı su elde etme tesisini gezen muhtarlara bu tesisler hakkında bilgi verildi.
Bu tesislerin İÇDAŞ’ın sürdürülebilir çelik üretimi ve çevresel değerlere verdiği önemin ifadesi olduğu, yer altı su kaynaklarının tüketimi yerine denizden günde 12 bin ton tatlı su elde edilerek tesis ve çalışanların su ihtiyacının karşılandığı, reverse osmoz teknoloji ile denizdeki tuzlu suyun yaşama tatlı su olarak kazandırıldığı belirtildi.
Çelik tesisleri soğutmasında kullanılan deniz suyunda ise yılda yüzbin levrek ve çupranın yetiştirilerek çevresel artı değer üretildiği, İÇDAŞ entegre tesislerinin her noktasında çevresel değerleri koruyan uygulamalarla AB çevre ödülüne layık görüldüğü ifade edildi.
İÇDAŞ termik santral ve Haddehane tesislerini de ilgiyle inceleyen Biga Muhtarları adına konuşan Muhtarlar Derneği başkanı Kadir Tül : “Bugün pırıl pırıl tesisler gördük.İÇDAŞ Tesisleri Biga’nın ve köylerimizin velinimeti olmuştur.Gençlerimiz bu tesislerde iş ve meslek sahibi oldular.Köylerimizden İstanbul’a göç durdu.Gençlerimiz doğdukları yerde doyuyor.Bölgemize ve ülkemize hizmet eden bu tesisleri yerinde incelemek bizi çok mutlu etti.Bir Türk vatandaşı olarak gururlandırdı.İÇDAŞ köylerimizin sesini duyan ve birçok yardımlarla köylerimize destek veren bir kuruluş.Bu tesislerin sahiplerine,yöneticilerine Biga Köy muhtarları olarak şükran ve başarı dileklerimizi sunuyoruz” dedi.


TARİHİ MEZAR TAŞLARINA KORUMA

Çanakkale Savaşları'nda, Anadolu yakasındaki Kumkale muharebeleri sırasında Mehmetçiğin kendisine siper edindiği 400 yıllık tarihi Türk mezarlığı, restorasyon ve çevre düzenlemesi projesi ile ayağa kaldırıldı. Tarihi mezar taşları, define avcılarınca çalınmasın diye tek tek fotoğraflanıp sanat eseri olarak kayıt altına alındı.

Kumkale Beldesi'ndeki 27 bin metrekarelik alanda bulunan 400 yıllık tarihi Türk mezarlığı, Çanakkale Valiliği'nin hazırladığı, Güney Marmara Kalkınma Ajansı'nın desteklediği proje kapsamında restore edilip, çevre düzenlemesi yapılarak turizme kazandırıldı. Çalışmaların tamamlanmasının ardından Çnakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Terzioğlu Kampusü Troia Kültür Merkezi'nde projeyle ilgili bir konferans düzenlendi.

Çanakkale Vali Yardımcısı Canan Hançer Baştürk, Çanakkale Belediye Başkan Vekili Belgin Akpınar, ÇOMÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hamit Palabıyık, Kumkale Belediye Başkanı Süleyman Erte, Erenköy Belediye Başkanı Alaattin Özkurnaz ile çok sayıda davetlinin katıldığı konferans açılış konuşmalarıyla başladı.

Tarihi Türk mezarlığının bulunduğu Kumkale Beldesi'nin CHP'li Belediye Başkanı Süleyman Erte, bu proje başlamadan önce beldedeki tarihi Türk mezarlığının viran halde olduğunu anlattı. Mezarlığın yıllarca insanların giremediği, içler acısı durumda olduğunu hatırlatan Başkan Erte, "Bölge insanı olarak yıllarca buranın virane halini gördüğümüzde içimiz sızlıyordu. Yer yer defineciler, yer yer hırsızlar hep burayı talan ediyordu. Konuştuğumuz belde halkı, mezar taşlarının çalındığını ve bölgede hazine arandığını gördüklerini anlatıyordu. Herkes bundan rahatsızdı. İşte bu proje buranın sahiplenilmesi anlamında ve bu güzelliğin korunmasını bize bir görev olarak addediyor. Proje tamamlandıktan sonra bu mezarlık ziyaret edilebilecek bir konuma geldi. Burası turizme kazandırıldı" dedi.

MEHMETÇİK HAYATTA KALMAK İÇİN SIĞINDI

Proje yöneticisi ÇOMÜ Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Burhan Sayılır ise Kumkale Beldesi'nde yıllarca bakımsız kalan ve yok olmaya yüz tutan 400 yıllık tarihi mezarlığa valilikçe hazırlanan proje kapsamında sahip çıkıldığını söyledi. 1915'teki Kumkale muharebeleri sırasında Mehmetçik'in Fransızlara karşı savaşırken kendisine siper edindiği bu önemli tarihi mezarlığı ayağa kaldırılarak turizme kazandırdıklarını anlatan Sayılır, "25 Nisan 1915'de Fransızlar'ın Kumkale'ye çıkması sırasında yaşanan iki günlük muharebelerde Türk askeri ayakta kalmak için bu mezarlığa sığınmıştır. Bu mezarlıkta bir gecede 2 bine yakın asker siperler kazmış, mevziler kazmış ve burada yaşamak için ölümün olduğu bir yere sığınmış" dedi.

Tarihi Türk mezarlığının yapılan çalışmaların ardından, 17. Yüzyıl'dan itibaren Osmanlı mezar kültürünün görülebileceği bir alan haline geldiğini belirten Yrd. Doç. Dr. Sayılır, "Mezarlık aynı zamanda Kumkale muharebelerinin yaşandığı siper ve mevzilerinde görülebileceği bir alan oldu. Bu çalışmaya ilk başladığımızda arazide dik konumda 100'e yakın mezar taşı var ya da yoktu. Proje kapsamında siperlerin ve mevzilerin açılması çalışmaları sırasında onlarca mezar taşını biz toprak altından çıkardık. Kırık olan mezar taşlarını onararak hepsini arazi üzerine diktik. Şu an mezarlıkta 401 mezar taşı Dikili konumda, tamir edemediğimiz 68 mezar taşını da muhafazaya aldık. Tüm mezar taşlarının bir envanterini çıkardık. Hepsine numara verildi. Bundan sonra artık mezar taşları çalınsa da, başına bir iş gelse de artık envanterimizde bunlar var" dedi.


BAYRAMİÇ'TE KÖMÜR MADENİ BULUNDU

Bayramiç İlçesi'ne bağlı Saraycık Köyü'nde yapılan sondaj çalışmalarında kömür madeni bulundu. Kömür madeninde 25 milyon tonluk rezervin olabileceği tahmin ediliyor.

Çetinkaya Madencilik firması, bir ay önce Bayramiç İlçesi'ne 18 kilometre uzaklıktaki Saraycık Köyü'nde kömür madeni aramak için sondaj çalışması başlattı. Köye 2 kilometre uzaklıktaki Gölcük mevkiinde kurulan şantiyenin ardından arama çalışmaları başladı. Yapılan sondajların ardından kömür rezervine rastlandı. Firma görevlileri, yüzeyden 7 metre aşağıya inildiğinde kömür damarlarına rastladıklarını açıkladı.

Çetinkaya Madencilik şirketi sahibi Ali Çetinkaya, buldukları kömür madeninin 25 milyon tonluk rezerve sahip olduğunu tahmin ettiklerini söyledi. Kömürün kalitesinin ise 4 bin ile 5 bin kalori arasında olduğunu belirten Çetinkaya, tünel sistemiyle işletmeye geçeceklerini kaydetti. Çetinkaya, işletme aşamasında ilk etapta 500 kişiye istihdam yaratacaklarını, bu rakamın ilerleyen aşamalarda bine yükseleceğini ifade etti. Saraycık Köyü'nde yaşayan Mehmet Avcı, civardaki arazi yapısının kayalık olduğunu ve tarım yapılamadığını söyledi. Bu nedenle hayvancılık yaparak geçimlerini sağlamaya çalıştıklarını ifade eden Avcı, Bölgede kömür rezervinin tespit edilmesi bizi çok sevindirdi. Burada işletmeye geçildiğinde köy halkına iş imkanı sağlanacaktır" dedi.


Kirazlı köyünde düzenlenen maden bilgilendirme toplantısını protesto etmek isteyen bazı köylülerle jandarma ekipleri arasında gerginlik yaşandı. Toplantıya bazı köylüler ise destek verdi.

Köy sınırları içinde Doğu Biga Madencilik A.Ş. tarafından 2010 yılından bu yana devam ettirilen açık ocak işletmeciliği projesi hakkında toplantı düzenlendi. Kahvehanedeki toplantıyı, Çanakkale merkez ve çevre köylerden gelen bir grup vatandaş protesto etmek istedi. Protestocular gelmeden önce jandarma ekipleri, köyün giriş ve çıkışlarına bariyerler kurdu, köylüler dışında gelenlere izin vermedi.
Protestocular tarlalardan geçerek köyün içine girmek isteyince uzun süre itiş kakış yaşandı. Başka yerlerden sızanları, jandarma ekipleri iterek bariyer dışına çıkardı.

Dışarıda protestolar devam ederken toplantı salonuna, sadece o köyde yaşayanlar kimlik kontroluyla alındı. Çanakkale Çevre İl Müdürlüğü ve madenci firma yetkilileri yapılacak çalışma hakkında bilgi vermek istediği sırada bu defa salonda iki protesto gösterisi yapıldı. Köylülerin yarısı maden aramayı desteklerken bazıları karşı çıktı. Protesto ve sloganlar eşliğinde görevliler, kısaca bilgi verdi. Köylülerin istek ve şikayetlerini dinledikten sonra da güvenlik elemanları eşliğinde kahvehaneden ayrıldılar.


ALTINI BAŞKA YERLERDE ARASINLAR

"Altın aranabilir, altın çıkarılabilir, altın madeni işletilebilir hiçbir sıkıntı yok. Ama burada, Kaz Dağları'nda değil. Git Kıraç yerde nerede istiyorsan çıkar kardeşim altını, başka yerlerde de vardır" dedi.

Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, yaptığı açıklamada, Kaz Dağları'nda altın arama faaliyetinde bulunan şirketlerin gerçekleşmeyecek vaatlerde bulunduğunu iddia etti.

Şirketlerin vaatlerinin hayali olduğunu dile getiren Gökhan, şöyle konuştu: "Sözde oradaki bitkileri, faunayı alacaklarmış, seraya götüreceklermiş, sonra tekrar ekeceklermiş. Hayal. Çünkü o herhangi bir bitki değil. O ortamda yetişmiş yıllar boyu asırlar boyu birbirleriyle etkileşim içerisinde olmuş bitkilerin oluşturduğu bir fauna, eko sistem. Onu yok ettiğini zaman yine o eko sistem için yine yüzlerce, beş yüzlerce hatta binlerce yıla ihtiyaç olacaktır. Ağaçları keseceksin, ağaçları kestikten sonra onların altında yetişen o bitkilere nasıl hayat vereceksin- Israrla bir şeyi söylüyorlar 'efendim her şeyde siyanür vardır, suda da var, her şeyde var' gibi. Onun oranı ile senin suyun içine kaçıracağın siyanür arasında dağlar kadar farklar vardır. O kandırmaca. İşte, 'ararken siyanür kullanılmıyor falan' gibi şeyler söylüyorlar. Biz de 'ararken siyanür kullanılıyor' falan demedik. Ama ararken dahi su kaynaklarını perişan ettiniz. Şahinli köyünde Kurban Bayramı'nda 4 gün ben su taşıdım. Adamların su kaynağını halletiniz, çeşmelerden çamurlu su aktı. Allah korusun onun siyanürlü su olduğunu düşünün. Dolayısıyla bunların da ötesinde Kaz Dağları'nda bir tek maden olsa hadi oturup şükredelim, altın çıksın diyelim."

Gökhan, Kaz Dağları için 35 tane arama ruhsatı verildiğine işaret ederek, şöyle devam etti:

"Belki şu boğaz kadar alanı tahrip edeceksin. Çünkü açık işletme yapıyorsun. Toprağı kaldıracaksın, bütün ağaçları, bitkiler ne varsa hepsini yerle yeksan edeceksin. Çıkaracaksın toprağı, siyanürle çözelteceksin altını, depolayacaksın. Ne kadar havuz lazım o kadar toprağı depolamak için. Koca havuz, orada öyle duracak. Yani çocuk mu kandırıyorsunuz- O toprağı alıp götürmeyeceksiniz, orada bırakacaksınız, kötü bir biçimde duracak havuzun içinde bir toprak yığını olarak. Bunların anlamadığı bir şey var. Tamam altın aranabilir, altın çıkarılabilir altın madeni işletilebilir hiçbir sıkıntı yok. Ama burada kaz dağları'nda değil. Git Kıraç yerde nerede istiyorsan çıkar kardeşim altını başka yerlerde de vardır. Ama buraya altın çıkarılması için yapacağın tahribatı, çıkaracağın altında geri getiremez."

Son zamanlarda Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğretim üyeleri ve sivil toplum örgütlerinin, altın çıkarılacak alanlarda halkı bilinçlendirmeye yönelik toplantılar yaptığını ifade eden Gökhan, "Buna rağmen bu insanlar başarılı olabilir mi- Bunun cevabını açıkçası bilemiyorum. Eğer başarılı olurlarsa da büyük bir güç vardır bunların arkasında. Farklı bir güç" dedi.


Çanakkale'nin Kazdağı bölgesindeki faaliyetlerini Kuzey Biga ve Doğu Biga Madencilik adı altında yürüten Kanada merkezli Alamos Gold Inc. firmasının sondaj çalışmaları sırasında kullanıldığı iddia edilen kimyasal atıkları, Bayramiç çöplüğüne boşaltmaya getiren kamyonet zabıta ekipleri tarafından engellendi. Atıktan numune alınırken, yükünü boşaltmasına izin verilmeyen kamyonet firmaya geri gönderildi.

Bayramiç İlçesi'ne bağlı Karaköy ile Çan İlçesi'nin Söğütalan köylerinin yakınlarında altın arama çalışmalarını sürdüren merkezi Kanada'da olan Alamos Gold Inc. şirketinin kiraladığı kamyonetin şoförü, bugün sabah saatlerinde Bayramiç çöplüğüne gelip kasasındaki atıkları boşaltmak istedi. Kamyonetin kasasındaki atıklardan şüphelenen bir kişi, Bayramiç Belediyesi Zabıta Amirliği'ni telefonla arayıp ihbarda bulundu.

İhbar üzerine çöplüğe gelen zabıta ekipleri, 17 HE 236 plakalı kamyonetin şoförü Basri Tekin'e, atıkları kimyasal madde içerebileceği şüphesiyle boşaltmasına izin vermedi. Bayramiç Belediyesi garajına çekilen kamyonetin kasasındaki atıktan numune alınırken, şoför Basri Tekin, "Bana 'Götür dök' dediler ben de getirdim. Yaklaşık altı aydır da buraya döküyoruz" dedi. Ayrıca, Tekin kasadaki çöplerin altın arama çalışmaları sırasında yapılan sondaj işleminde çıkan atıklar olduğunu söyledi.

Belediye Başkanı CHP'li İsmail Sakin Tuncer'in talimatıyla atıklardan numuneler alındıktan sonra kasasındaki atıklarla birlikte kamyonet şirketin şantiyesine gönderildi. Başkan Tuncer, aynı şirketin daha önce de çöplüğe atık döktüğü yönünde ihbarlar aldıklarını belirtip, "Bölgedeki insanların bu konuda duyarlılık göstermesini istedik. Bu sabah bir vatandaş arayıp çöplüğe kimyasal madde döküldüğü ihbarında bulundu. Biz de gerekeni yaptık. Atıkların zehirli olup olmadığını araştırıyoruz. Bu maddelerin içinde en çok siyanür olmasından endişe ediyoruz. Ama olup olmadığı numuneler incelendikten sonra ortaya çıkacak" diye konuştu.


Çanakkale Çevre Platformu'nca, il merkezi başta olmak üzere, Bayramiç ve Çan ilçeleri ile Ayvacık'a bağlı Küçükkuyu Beldesi'nde, eşzamanlı olarak 'Kazdağları'nda Altına Hayır' mitingi düzenlendi.

Çanakkale Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenen mitinge, Çanakkale Belediye Başkanı CHP'li Ülgür Gökhan ile Çevre Platformu üyeleri ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin de aralarında yer aldığı yaklaşık 300 kişi katıldı. Miting, eş zamanlı olarak Bayramiç ve Çan ilçeleri ile Ayvacık İlçesi'ne bağlı Küçükkuyu Beldesi'nde yapıldı. Çevreciler, Kazdağları'nda maden arama çalışmalarını protesto etti. Kalabalık, 'Altıncı filo Kazdağı'ndan defol', 'Yaşam hakkımız gasp edilemez', 'Maden yasası, talan yasası', 'Kazdağları hayattır, hayat satılamaz' sloganları attı.

Kazdağları'nda maden arayan işletmelere karşı tepkisini ortaya koyan Çanakkale Çevre Platformu Yürütme Kurulu üyesi Filiz Tekin yaptığı konuşmada, Kazdağları'na sahip çıkmanın, yaşama haklarına, yaşam alanlarına, aynı zamanda ülkeye sahip çıkmak olduğunu belirtti. Tekin, "Toprağımız, suyumuz, havamız, ormanlarımız, yasa tanımazların, işbirlikçilerin, taşeronların rant aracı değildir, kirletilemez. Ruhsat bedelleri karşılığı onur kırıcı bir şekilde ipotek altına alınamaz" dedi.

Tekin, Kazdağı ve yöresinin neredeyse tamamında, çok uluslu altın tekelleri ve yerli taşeronlarının altın aramaları için sondaj çalışmalarını bitirmek üzere olduğunu ileri sürdü. Özellikle su kaynaklarının bulunduğu bölgelerde Kazdağları'nın delik deşik edildiğini kaydeden Tekin, "Çünkü madencilere hem sondaj aşamasında hem de işletim aşamasında milyonlarca ton su gerekmektedir. Ağı Dağı ve Kirazlı yöresindeki zengin ve güçlü su kaynakları, Bayramiç Barajı'ndan (sulama göleti) Ezine Ovası'na ve oradan Menderes Çayına kadar, Çan'da Aksu Dere, Kara Dere, Kocaçay ve Biga'da Kocabaş Çayına, oradan Marmara Denizi'ne kadar, özellikle Çanakkale'nin içme-kullanma ve tüm tarımsal faaliyetlerinde kullanılan suların toplandığı Atikhisar Barajı ve Havzası'na akan bütün sular tehdit altındadır. Daha şimdiden Biga Elmalı, Lapseki Kuşçayırı, Çan Etili Söğütalan köylerindeki içme ve kullanma suları, dereler, Gökçeada Marmaros şelalesi bulanık ve çamurlu akmaya başlamıştır" dedi.

Yörede yaşayan çok sayıda insanın yok sayıldığını ve ekosisteme zarar verildiğini anlatan Tekin, "Biga Yarımadasını, Kazdağları'nı ve tüm değerlerini, ekosistemi tehdit eden sadece altın ve Gümüş madeni işletmeciliği değildir. Yörede şimdiden kurulu bulunan ve kurulacak olan toplam 8 bin megavat kurulu Güce ulaşacak olan ithal linyit ile çalışan termik santraller de, top yekün mücadele edilmesi gereken çevre zararlılarıdır" diye konuştu.

Çevreyi geliştirmenin, çevre sağlığını korumanın ve çevre kirlenmesini önlemenin hem devletin hem de vatandaşların görevi olduğunu ifade eden Tekin, "Kazdağları'ndan su içen, hava soluyan, beslenen herkesin bu dağlara borcu vardır. Şimdi bu borcu ödeme zamanıdır. Çok ağır bedeller ödeyerek yurt edindiğimiz bu ülkede, toprağımız, suyumuz, havamız, ormanlarımız, yasa tanımazların, işbirlikçilerin, taşeronların rant aracı değildir, kirletilemez. Ruhsat bedelleri karşılığı onur kırıcı bir şekilde ipotek altına alınamaz. Kazdağları'na sahip çıkmak, yaşama haklarımıza, yaşam alanlarımıza, aynı zamanda ülkemize sahip çıkmaktır. Yerküre üzerinde, ekolojik yıkıma yol açabilecek hiçbir faaliyete izin verilmemelidir" dedi.


İstanbul Sanayi Odası Tarafından "Sürdürülebilir Çevre Uygulamaları" dalında birincilik ödülünü İÇDAŞ kazandı. İÇDAŞ Çanakkale entegre demir çelik enerji ve gemi inşa tesislerinde uyguladığı "Sürdürülebilir Su Yönetimi uygulaması" ile Büyük ödülle onurlandırıldı.

İstanbul İSOV Mesleği Eğitim Kompleksinde yapılan Ödül Törenine ilgi büyüktü.İÇDAŞ çalışanlarının coşkulu alkışları arasında Ödülü Çanakkale Valisi Güngör Azim Tuna ve Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan'la birlikte alan İÇDAŞ Genel Müdürü Bülend Engin ödül hakkındaki düşünceleri belirten birer konuşma yaptılar.

İÇDAŞ Genel Müdürü Bülent Engin, konuşmasında "Bugün Avrupa Birliği Çevre Mevzuatları, Avrupa’da bile uygulanmadan ülkemizde uygulamaya konmaktadır. Biz Çevre Mevzuatını; sürdürülebilir üretimin ve geleceğimizin teminatı olarak değerlendirmekte, Ülkemize olan sevgimizin gereği olarak içtenlikle yerine getirmekte ve çevresel uygulamalarımızı bu sevgiyle gerçekleştirmekteyiz. Bu nedenle biz bu Ödülü; ülkemize olan sevgimizin ödülü olarak görmekteyiz. Bu sevgiyi ödüllendirdiğiniz için sizlere İÇDAŞ çalışanları adına teşekkür ediyorum." dedi.

Son günlerde bazı Avrupa Birliği ülkelerinde yaşanan ekonomik krizlerden çıkarılması gereken önemli dersler var diyen Bülent Engin; konuşmasına şöyle devam etti:

"Sanayisi olmayan, turizm gelirlerine dayalı bir ekonomi modelindeki Yunanistan iflas etti. İtalya 20 yıldır; Yunanistan benzeri ekonomik yapıdaki güney İtalya’dan dolayı sancılar yaşamakta. Bu sancılar Avrupa’nın, Birliğini bile tehdit eden etkiler yaratmakta. Bugün sanayi ve ekonomisini geliştiren ülkeler bu sayede; kültür, sanat ve yaşam kalitesinde de gelişmişliğe sahip olabilmişlerdir. Gelişen ülkeler daima yatırım yapan, sanayi ve üretimini geliştiren ülkelerdir."

"Türkiye bugün dünyada büyüme rakamları ile öne çıkıyorsa, basamak basamak yükseliyorsa, bunun sebebi; üretim, üretim ve gene üretimdir. Biz ekmek gibi, su gibi, sanayi ve üretimi de kutsal biliyoruz." diyen İÇDAŞ Genel Müdürü; "2008 yılında dünya krizle sarsılırken, ülkemizin geleceğine inancımızı kaybetmedik. Rekabet gücünü kaybeden 2 milyon tonluk çelik tesisimizi iptal edip yerine aynı kapasitede yepyeni bir çelik tesisini devreye aldık. Yatırımlarımıza hız kesmeden devam ettik. Yatırımlarımızla 2008 ve 2009 yıllarında 2 milyon ton kapasiteli demir çelik tesisini ve 270 MW elektrik üretim tesislerini üretime kazandırdık. Aynı zamanda 1200 MW lık, enerji üretim yatırımına duraklamadan devam ettik." şeklinde görüş belirtti.

Bülent Engin; sözlerini şöyle tamamladı: "2012 yılında ise 2 milyon ton kapasiteli demir çelik yatırımımızı, 600 MW kapasiteli enerji santralimizi ve 60 MW rüzgar tribünlerimizi, ülke ekonomisine kazandıracağız. Krizde frene basan gemi inşa sanayimizi de önümüzdeki yıl 55.000 ton gros tonluk gemi yapımına başlayarak yeniden ayağa kaldırmayı hedefliyoruz. Önümüz yıl içinde 600 MW’lık enerji yatırımımıza devam ederken, üretim entegrasyonumuzu güçlendirecek olan Klinger yatırımına da 2012 yılında başlayarak, uluslar arası ekonomik yarışta ülkemizin küresel rekabet gücüne katkımızı arttırmayı arzuluyoruz."...


YARIMADADA ZEYTİN VE ŞARAP ÜRETİMİ

Gelibolu Yarımadası'nda 12 milyon dolarlık yatırım yapan Microsoft'un eski Ortadoğu ve Afrika bölgesinden sorumlu Genel Müdürü 50 yaşındaki Selim Zafer Ellialtı, en iyi şarap, zeytinyağı ve domates salçası üretmeyi hedefliyor.

Ellialtı, "Yarımadada son 9 yıldır Bağlar ve zeytinlikler kurduk. Fabrika yatırımına odaklanıp üretime geçtik. Çanakkale kara savaşlarının önemli noktalarından Kilye Koyu'ndan esinlenip, Kilye markası ile zeytin ürünleri, Suvla koyundan esinlenip, 'Suvla' markası ile de şarap üretimi yapacağız" dedi.

Boğaziçi Üniversitesi'nde ekonomi eğitimi alan Selim Zafer Ellialtı, Microsoft'ta 2004 yılında pazarlama direktörü olarak işe başladı, daha sonra 2008- 2011 yılları arasında Ortadoğu ve Afrika bölgesinden sorumlu Genel Müdürü olarak görev yapan Ellialtı, Eylül ayında işten ayrıldıktan sonra, zamanını kurduğu 'Suvla Wines' şarap şirketine ayırdı. Microsoft'ta üst düzey yöneticilikten şarap ve zeytin mamulleri üreticiliğine uzanan yolu anlatan Ellialtı, Çanakkale'nin, Türkiye ve dünyada bilinirliğinin artmasını hedefleyerek bu işe giriştiklerini söyledi. Türkiye'nin en iyi şato şarabını yapmak için dokuz yıl önce yer arayışa başladıklarını kaydeden Ellialtı, şöyle dedi:

"Bu işin uzmanlarına danıştık, güvendiğimiz dostlarımızdan destek aldık, tarih ve geçmişimizi araştırdık. Karşımıza hep aynı adres çıktı. Mitolojide 'Şarabın doğduğu yer' olarak geçen, nefis şaraplar için gerekli üzümlerin gizlice yetiştirildiği; Eceabat. Yöreye karar verdikten sonra sıra arazi seçimine geldi. Yarımadayı karış karış gezdik. Parsel parsel inceledik. Bölge bölge toprak analizleri yaptırdık. Rüzgar açısı, aldığı yağış miktarı, eğimi, gece gündüz ısı farkları, birbirlerine ve şarap tesisine yakınlıkları gibi faktörleri göz önüne alarak satın alacağımız arazileri belirledik. Yaklaşık bir yıllık zorlu bir mücadele, takip ve pazarlıklar sonucu, çok değişik kişilere ait, çoğu hisseli veya ihtilaflı parselleri teker teker satın aldık. Bugün itibarı ile yöredeki arazilerimiz 730 dönüme ulaşmış oldu."

OĞLUNUN ADINI BAĞLARA VERDİ

Bulgaristan'dan gelen ekiplerin, Fransa'dan getirilen Cabarnet, Merlot, Chiraz, Chardone cinsi fidanları bağlara diktilerini anlatan Ellialtı, bağa, oğlunun adı Bozok'tan esinlenerek 'Bozokbağı' dediklerini söyledi. Elliatlı, "Daha kaliteli üzüm için özel budama yapıyoruz. Gelibolu yarımadasında yaptığımız bu girişim, spesifik olarak yapılan yatırım değil. Toplamda 730 dönüm araziye sahibiz. 440 dönümde bağ kurduk. Nitelikli bağların ürünlerini de burada değerlendirmeyi arzu ediyoruz. Yöresel marka olmayı ve şato kalitesinde şarap üretmeyi hedefliyoruz. Bu bölgenin dışından bir hammadde alımı gibi bir düşüncemiz yok" diye konuştu.

ALMANLARDAN ALINAN TESİS

Eceabat İlçesi'nde 10 dönüm arazi içinde kurulu, 5 bin 200 metrekare kapalı alanı bulunan bir tekstil fabrikasını Alman sahiplerinden satın alarak, şarap üretimi, domates ve zeytin mamullerinin işleneceği duruma getirdiklerini kaydeden Ellialtı, tesiste kapasite sıkıntısı olmadığını vurgulayarak şöyle konuştu:

"658 ton ruhsatlı şarap yapabilme sertifikamız var. 2 milyon litreye çıkabilecek bir alt yapıya sahibiz. Gerekirse daha da büyüyebiliriz. Çok kaliteli ürün yapmak ideali ile yola çıktım. Kalite ön planda olacak. Bu niteliği sahip üretimi yapacağız. Zeytin ve domates bu bölgenin en önemli ürünleri. Yörenin zeytin ve domates gibi tarım ürünlerini işlemeyi planlıyoruz. Tüm yöre halkının ürünlerini işleyebilecek durumdayız. Yıllık 5 bin ton zeytin işlemeye müsait bir tesise sahibiz. Zeytin ve domateste ürün yelpazesini arttırmaya hedefliyoruz."

KALİTEYE YÖNELİK ÜRÜN

Hijyeni ön planda tutarak, en kaliteli zeytinyağını almaya çalıştıklarını anlatan Ellialtı, doğal yöntemlerle ancak modern biçimde, eski usul sıkma yöntemiyle zeytinden yağ elde ettiklerini vurgularken, "Taş baskı metodunda, en steril ortamda yağı oksitlenme riskine maruz bırakmadan elde ediyoruz" dedi.

Herhangi bir güç ve ısı sistemi uygulanmadığı için elde edilen yağ miktarının düşük olduğunu anlatan Ellialtı, "Ekonomiye yönelik değil, kaliteye yönelik bir ürün elde etme stratejisindeyiz. Ucuz sistemle çok yağ elde etmekten yana değil, çok yüksek kalitede en doğal ürünü elde etmek. Evet bu iş pahalıya mal oluyor. Ama kalite için bu şart" dedi.

KALİTE SATIN ALINABİLECEK RAKAMLARLA

Şarap, zeytinyağı, zeytin ürünleri ve domates salçasını öncelikle iç piyasaya, ardından da yurtdışına pazarlamayı hedeflediklerini dile getiren Ellialtı, sözlerini şöyle tamamladı:

"Yarımadada son 9 yıldır Bağlar kurduk, zeytinlikler yetiştirdik. Fabrika yatırımına odaklanıp üretime geçtik. Çanakkale kara savaşlarının önemli noktalarından Kilye koyundan esinlenip Kilye markası ile zeytin ürünleri, Suvla koyundan esinlenip Suvla markası ile de şarap üretimi yapacağız. En kaliteli üretim hedefiyle, iç piyasada söz sahibi olacağız. Çünkü en kaliteli üretimi, vatandaşın satın alabileceği rakamlarla piyasada satışa sunacağız."


Bozcaada ilçesinde, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü'nün (UNIDO) ortak kuruluşu olan Uluslararası Hidrojen Enerji Teknolojileri Merkezi (ICHET) tarafından 'Bozcaada Hidrojen Adası Projesiö kapsamında, 1.5 milyon dolara inşa edilen Hidrojen Enerji Üretim Tesisi hizmete açıldı.

Bozcaada'da, pilot yugulama kapsamında kaymakamlık veya 20 evin enerji ihtiyacını karşılayacak Hidrojen Enerji Üretim Tesisi'nin açılışı iÇin düzenlene törene Bozcaada Kaymakamı İbrahim Çenet, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdür Yardımcısı Hayati Çetin, Bozcaada Belediye Başkanı Mustafa Mutay, UNIDO-ICHET Türkiye Genel Direktörü Dr. Mustafa Hatipoğlu, eski bakanlardan Kutlu Aktaş ve çok sayıda davetli katıldı.

UNIDO-ICHET Türkiye Genel Direktörü Dr. Mustafa Hatipoğlu, Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Örgütü'nün (UNIDO), enerji üretimi zor ve pahalı olan uzak adalarda hidrojen teknolojilerinin kullanılmasına önem verdiğini belirtti. Hatipoğlu, Hidrojen Adası uygulamalarının temeli, mevcut olduğu zamanlarda rüzgar, güneş, su gibi yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretmek ve onu doğrudan kullanmak, ihtiyaç fazlası enerjiyi ise hidrojen olarak depolamak, 'pik' olarak nitelenen enerjinin fazla kullanıldığı saatlerde veya ihtiyaç duyduğu anlarda ya da ulaşım araçlarında kullanmaktır. Bozcaada anakara elektrik şebekesine bağlı olması nedeniyle bu tarifeye tam uymasa da hidrojen adası teknolojilerinin gösterimi iÇin uygun bir yer. Buradan elde edilecek tecrübe diğer uygulamalara temel teşkil edecek. Ayrıca, Bozcaada'ya monte edilen sistemler sabit değil, taşınabilir sistemlerö dedi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Enerji İşleri Genel Müdür Yardımcısı Hayati Çetin, 'Türkiye, diğer ülkelerle kıyasladığında, son 7-8 yıl içinde Çin'den sonra en fazla enerji tüketim oranına sahiptir. Türkiye çok hızlı bir değişim içinde. Artan nüfusu, gelişen sanayisi, artan refah payı enerjiye olan ihtiyacı da artırıyor. 2000 yılında Türkiye'nin elektrik kurulu gücü 26 bin megavattı. 10 yıl içinde bu rakam ikiye katladı, bugün 51 bin megavatı aşmış durumda. 2023'e kadar iki kat daha artması bekleniyor. Talebin ise 210 milyar kilovat/saatten 10 yıl içinde 500 milyar kilovat/saatin üzerine çıkması hesaplanmaktaö dedi.

Bozcaada Kaymakamı İbrahim Çenet, 'Adamızın, batı burnunda 17 rüzgar tribünümüz var. Bu, Türkiye'de nasıl bir ilk ise ve bugün bütün dünya bu enerji arzını konuşup uyguluyorsa bugün biz de bulunduğumuz Avrasya coğrafyasında, Ortadoğu'da ve Kuzey Afrika'da gerçekten bu bölgeye hitap edecek aynı zamanda bir teknolojik laboratuar olarak da hizmet edecek güzel bir projeye evsahipliği yapıyoruz. Bozcaada'da her gün iç içe yaşadığımız güneş ve rüzgar gibi bu iki tabi kaynağın hidrojen taşıyıcısıyla bir enerjiye dönüştürüp depolayabilmek ve bunu da hükümet konağımızda kullanabilmek çok önemli. Adada suyla çevrili bir hayat yaşıyoruz. Eğer elektrik kesilirse haftalarca, belki aylarca elektriksiz kalabiliriz. Onun iÇin bu şekilde yerinden projeler çok önemliö dedi.

Konuşmaların ardından törene katılanlan protokol üyeleri birliktke kurdelesini kesip tesisin açılışını yaptı. UNIDO-ICHET Türkiye Genel Direktörü Dr. Mustafa Hatipoğlu, törene katılanlara tesisi gezirip, bilgi verdi. Hatipoğlu ve Bozcaada Kaymakamı İbrahim Çenet, birlikte düğmeye basıp, tesiste enerji üretimini başlattı


MUHTEŞEM TÜRKİYE 2023'TE

Biga İlçesi'ndeki fuar açılışı ve vergi ödül törenine katılmak üzere kente gelen Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün Biga Belediyesi, Biga Ticaret ve Sanayi Odası, Biga Ticaret Borsası ve Biga Ziraat Odası tarafından düzenlenen Tarım ve Hayvancılık Fuarı ile Ticaret ve Sanayi Festivali'nin açılışını yaptı.

Biga'da Kapalı Pazar Yeri'nde 130 firmanın katılımı ve 850 standın kurulumu ile düzenlenen Tarım ve Hayvancılık Fuarı ile Ticaret ve Sanayi Festivali üç gün sürecek.

Türkiye'nin son 9 yılda bir çok ekonomik ve sosyal sorununu çözüme kavuşturduğunu ve hızlı bir yükseliş dönemine girdiğini söyleyen Bakan Ergün, Türkiye'nin adeta mazisini, gücünü, kapasitesini yeniden hatırladığını ve gelecek için çok önemli hedefler belirlemeye başladığını söyledi. Bakan Ergün, '2023 Türkiye'si dünyanın en büyük 10 ekonomisinden birisi olmayı başarmış muhteşem bir ülke olacaktır dedi.

Toplumda sanayie önem verildiğinde tarımın ve hayvancılığın ihmal edildiği şeklinde Yaygın ama yanlış bulunduğunu belirten Bakan Ergün, 'Kesinlikle böyle bir şey olamaz. Aksine biz bu alanların birbirine ne kadar destek olan alanlar olduğunu düşünüyor ve bunlara göre politikalar oluşturuyoruz. Bugün bir çok tarım ürünü aynı zamanda gıda sanayiinin ham maddesini oluşturmaktadır. Türkiye'nin zenginlik üretmek için başvurması gereken en doğru adres sanayileşmektir. Her işin sanayisini kurabilmektir. Sanayi nasıl bir üretim şekliyse tarım ve hayvancılıkta aynı şekilde başka bir üretim biçimidir. Yeterki biz de doğru yatırım ve doğru üretim yapalım. Hem iç pazar için, hem de dış Pazarlar için kaliteli ve ileri teknolojili, yüksek katma değerli ürünler üretelim. Babadan kalma usullerle ne tarım yaparak, ne de sanayi ile ilerleyebiliriz. Yenilikleri mutlaka kullanmalıyız. Ben düzenlenen bu fuarda tarım ve hayvancılık ile ticaret ve sanayi alanlarının bir arada ele alınmasını isabetli bulduğumu ifade etmek istiyorumö diye konuştu. Konuşmanın ardından Biga Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Tuncay Yaşar, Bakan Ergün'e, Biga'da üretilen ve yağlı güreşlerde pehlivanların giyindiği kıspet hediye etti.

Nihat Ergün, daha sonra 2008, 2009 ve 2010 yılı kurumlar ve gelir vergisi ile ihracat şampiyonlarına plaketlerini verdi. Kurulan standları tek tek gezip ürünlerle ilgili bilgiler alan Bakan Ergün, fuar açılışının ardından Biga ilçesinde kurulu bulunan Doğtaş Mobilya Fabrikasını gezdi. Doğanlar Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Davut Doğan'dan hakkında bilgi aldı.
Biga Tarım ve Hayvancılık Fuarı ile 6. Ticaret ve Sanayi Festivaline katılan firmalar, ürünlerine gösterilen ilgiden memnun.
Fuarda 20 peronluk bir alanda ziraat alet ve ekipmanlarını tanıtan Arslan Ziraat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi sahibi Nadir Arslan, yıl içinde 15 üreticiye ürün sattığını söyledi.
Arslan, yaptığı açıklamasında, Biga'da 2007 yılından bu yana hizmet verdiğini belirterek, tarım bölgesi olan ilçede en çok mikser, yem kırma, balya, lazer, tesviye, çapa ve çayır biçme makineleri ile el traktörlerinin ilgi gördüğünü bildirdi. Arslan, üreticilere fuar avantajı olarak yüzde 10 indirim uyguladıklarını sözlerine ekledi.


Ayvacık Belediye Başkanı Ulaşım Limanı ile ilgili çevre sorunlarını Çanakkale Ticaret Odası’nda açıkladı.

ÇTSO Yönetim Kurulu Başkanı Bülend Engin: Bizim temel hedeflerimiz Çanakkale’nin geçilip gidilen değil, gelinip kalınan bir kent olmasıdır. Çanakkale’de turizmin , sanayinin ve ticaretin üretimin gelişmesine hizmet verecek şekilde yapılandırılmasıdır. Ayvacık Turizm ve Ulaşım İskelesi Projesi’nin karşısına çevrecilik yaftasıyla karşı duranlar Çanakkale’nin gelişim arzusuna karşı duranlardır.
Bu proje Güney sahiline yeni bir kapı açılması projesidir ve Çanakkale’ye sayısız katkıları olacaktır. Biz oda olarak bu projenin sesi olmayı,Ayvacık’ın sesi olmayı görev biliyoruz. Birlik içinde olursak karşımızda kimse duramaz. Çanakkale 7 düvele teslim olmadı, iskele projesi de 7 tuzu kuruya asla teslim olmayacaktır.” dedi.

Ayvacık Belediye Başkanı Mehmet Ünal Şahin de Ayvacık altı Ulaşım Limanı İskele Projesi’ni engellemeye yönelik bir takım haksız yayınlar ve çalışmalar yapılmakta olduğunu belirterek “Çanakkale’nin ekonomik hayatındaki en büyük dinamik olan turizm faaliyetlerinin gün geçtikçe artması ve bu projenin hayata geçirilmesiyle katlanarak artacaktır.” diyerek, “İlimize giriş yapacak olan yerli ve yabancı turistler ile canlılık ve rekor düzeyde ziyaretçi sayısına ulaşacaktır." ifadelerinde bulundu ve “ÇED Raporu aşamasına gelinmiş olan projenin gerçekleştirilmesi için elimizden gelen tüm olanakları kullanmaya devam edeceğiz” dedi.


Ayvacık ilçesinin Adatepe ve Yeşilyurt köyleri, taş evleri, geleneksel yapısı ve yemyeşil doğasıyla ziyaretçileri adeta büyülüyor.

Şehir hayatından sıkılan ve köy yaşantısının özlemini çekenlerin sıkça uğradığı Adatepe ve Yeşilyurt, ziyaretçilerine köy hayatı yaşama imkanı sunuyor.

Doğası ve yerleşim alanı bozulmamış ender köyler arasında yer alan Adatepe ve Yeşilyurt, sinema ve televizyon dünyasının vazgeçilmez mekanları arasına girdi. Özellikle son yıllarda sinema ve dizi seti haline gelen Adatepe ve Yeşilyurt'u ziyaret edenler "Böyle köylerde yaşamak vardı" demekten kendilerini alamıyor.

Bir zamanlar Türklerle Rumların bir arada yaşadığı, 1989'da sit alanı ilan edilen Adatepe köyündeki taş evler koruma altına alındıktan sonra köyde yeni binaların yapımına izin verilmedi. Aslına uygun olarak restore edilen konak tarzındaki iki katlı taş evleri ahşap panjurlu pencereler süslüyor. Yerleşimin antik çağlarda başladığı Adatepe köyünde tanrıların yaşadığı "Zeus Altarı" olarak bilinen bölge, ziyaretçilerine bütün Edremit Körfezi'ni görebilme imkanı sunuyor.

Kaz Dağları'nın batı eteklerinde bulunan ve Selçuklular döneminden kalma cami ile çok sayıda tarihi eseri de bünyesinde barındıran Adatepe, tarihi ve koruma altındaki taş evleri sayesinde pek çok film ve dizi çekimine sahne oluyor.

Zeytin ve çam ağaçlarının etrafını çevirdiği Adatepe'de bölgenin en lezzetli zeytinyağı üretiliyor.

Kaz Dağları'nın güneybatısında yer alan ve Büyükçetmi köyü olarak da anılan Yeşilyurt'ta ilk yerleşim 1355'te başlamış.

Yıllar boyunca Rumlarla Türklerin bir arada barış içinde yaşadığı köylerden biri olan Yeşilyurt, Kurtuluş Savaşı sonrasındaki mübadeleyle tamamen Türklerin yerleşim yeri oldu.

Rum ustaların yaptığı taş evleri koruyan köylüler, köyü turizm merkezi haline getirmiş. Cumhuriyetin ilk yıllarında baloların düzenlendiği, güzel okuma yarışmalarının yapıldığı Yeşilyurt, bugün butik otelleriyle ziyaretçilerini ağırlıyor.

Geleneksel dokusunu koruduğu için Yeşilyurt da birçok dizi ve film yönetmenin tercih ettiği mekanlar arasında bulunuyor.


Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Kenan Kaynaş, altın çıkarmak için delik deşik edilen Kazdağları ile ilgili olarak bir rapor hazırlayarak, Kazdağları'nda yaşamın altından daha önemli olduğunu belirtti. Kaynaş, "Tarım insan beslenmesine hizmet ederken, altın insanların hastalanmasına, hatta ölümüne neden olacaktır" dedi.

ÇOMÜ Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Kenan Kaynaş, hazırladığı raporla ilgili olarak DHA'ya açıklamalarda bulundu. Kazdağları'nın yörede yerüstü ve yer altı su kaynaklarını oluşturan, besleyen ve onların sürekliliğini sağlayan, barındırdığı bitkilerle, hayvanlarla, temiz havasıyla ve sularıyla can verdiği tarım alanlarıyla yüzyıllardır tüm yörenin yaşam kaynağı olduğunu söyledi. Kazdağı yöresinin, barındırdığı bitki ve hayvan topluluklarıyla Anadolu'nun en önemli sığınaklarından biri olduğunu belirten Kaynaş, "İçerdiği 82 nadir bitki türünden 37 tanesi sadece Kazdağları'na özgüdür ve burası aynı zamanda kuşların ikincil göç yollarından biridir. Kazdağları, zengin biyolojik çeşitliliği nedeniyle uluslararası değerlendirme ölçütlerine göre, Önemli Bitki Alanı ve Önemli Doğa Alanı olarak kabul edilmiştir" dedi.
TARIMA KATKISI
Çanakkale ve Balıkesir illerinde tarımın Kazdağları ile hayat bulduğunu ifade eden Prof. Dr. Kenan Kaynaş, hububat, sebze, meyve, üzüm, zeytin, zeytinyağı, şarap ve çam fıstığı gibi tarımsal üretimlerin bugün itibariyle ekonomiye katkısının 4 milyar 750 milyon Dolar olduğunu açıkladı. Süt, süt ürünleri, kırmızı et, tavuk eti, yumurta ve bal üretimleri gibi hayvansal üretimin ekonomiye katkısının ise 2 milyar 750 milyon Dolar olduğunu belirten Kaynaş, Kazdağları'nın tarımsal ve hayvansal üretimden elde ettiği değerin yıllık toplam 7, 5 milyar Dolar olduğuna dikkat çekti.
KAZANÇ ÖZELLİŞTİRİLİYOR
Prof. Dr. Kenan Kaynaş, yöredeki tarımsal üretimin parasal değeri yanında yarattığı istihdam, sosyal değerler ve kültürel yaşama sağladığı katkının da unutulmaması gerektiğini belirtti. Yöredeki maden işletmelerinin açılması ile toplam bin 600 kişiye iş olanağı sağlanacağı ifade edildiğini belirten Kaynaş, "Çanakkale'de nüfusun yüzde 56'sı (266 bin 631 kişi), Balıkesir'de ise yüzde 46'sı (495 bin kişi) tarımla uğraşmakta ve geçimini tarımdan sağlamaktadır. Kazdağı yöresi altın rezervinin 338 ton olacağı ve mevcut yasa kapsamında altın birim fiyatının bin 600 dolar/ons olduğu varsayılırsa ülke ekonomisine 40 milyar Dolar kaynak aktarılacağı bildirilmektedir. Bu değere yaklaşık 10 yıllık bir işletmeden sonra ulaşılacaktır. Bu yöredeki tarımsal üretimin yıllık parasal değeri ise bugün itibariyle 7, 5 milyar Dolar, olup 10 yıl içerisinde tarımsal üretimden kazanılacak değer yaklaşık 75 milyar dolara ulaşacaktır. Görülüyor ki atılan taş kuşları ürkütmeye değmiyor. Kazanç özelleştiriliyor, risk kamulaştırılıyor" dedi.
ALTIN İŞLETMECİLİĞİNİN SONUÇLARI
Kazdağları'nda çevre yönünden en büyük sorunun metalik madencilik çalışmaları olduğunu belirten Kaynaş, "Kazdağları yöresinde altın madeni işletmeciliği başladığında, 2. 5 milyar ton kayaç ve toprak işlenecek, yaklaşık 400 bin ton siyanür kullanılacak, başta 10 milyon adet zeytin ağacı olmak üzere tüm bitkisel üretim olumsuz etkilenecek, yöre tarımının can damarı olan su kaynaklarının tamamı kirlenecek, tarımla uğraşan yaklaşık 750 bin kişi etkilenecektir. En önemli nokta ise, Tarım yapılacak toprak kalmayacak, yöredeki tüm sular içme ve kullanma suyu olarak kullanılmayacak, başta yöre halkı olmak üzere yaşayan tüm canlılar olumsuz etkilenecektir. Tarım insan beslenmesine hizmet ederken, altın insanların hastalanmasına hatta ölümüne neden olacaktır. Bu nedenle Kazdağlarında yapılacak bütün çalışmalarda sürdürülebilirlik ilkesi daima ön planda tutulmalıdır" dedi.
İŞLETME RUHSATLARI ALINDI
Kazdağları bölgesinde 2007 yılında başlayan altın arama çalışmaları kapsamında bugüne dek yüzlerce sondaj yapıldı ve bu alanlar delik deşik edildi. Maden İşleri Genel Müdürlüğü İzleme Daire Başkanlığı'nın bu yılın başında açıkladığı Çanakkale bölgesinde altın arama ve işletme ruhsatı alan şirketler listesine göre, toplam 16 firma 34 ayrı nokta için altın arama ve işletme ruhsatı aldı. Bu ruhsatların 13'ü direkt işletme, 13'ü işletme talepli arama ve 8'i ise arama olarak alındı. Ruhsatların 10'unun Kazdağları'nın kuzey yamaçlarının yer aldığı Bayramiç sınırları içinde olması ise çevrecilerin endişelerini bir kat daha arttırdı. Ruhsatlardan 10'u Çan ilçesi, 4'ü Lapseki ilçesi, 5'i Çanakkale Merkez, 2'si Biga, 1'i Ezine, 1'i Ayvacık ve 1'i Yenice ilçeleri için alındı.


Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki mali işbirliğine yönelik geliştirilmiş olan Katılım Öncesi Mali Yardım Aracı (Instrument for Pre Accession-IPA)’nın “Geçiş Dönemi Desteği ve Kurumsal Yapılanma” bileşeni kapsamında Türkiye’de Okul Öncesi Eğitim konusunda Ebeveyn farkındalığının arttırılması ve 3-5 yaş arasındaki çocukların gündüz bakımevi (kreş) uygulamalarıyla okul öncesi eğitim almalarını sağlamak amacıyla Okul Öncesi Eğitimin Güçlendirilmesi hibe programı geliştirilmiştir.

Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından finanse edilen söz konusu hibe programı Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yürütülmekte ve izlenmektedir.
Bozcaada Kaymakamlığımız tarafından hazırlanan “Bozcaada’nın Gelecek Nesilleri Güvenle Yetişecek” Projesi, Okul Öncesi Eğitimin Güçlendirilmesi programı kapsamında hibe almaya hak kazanmış projelerden biridir. Projenin toplam bütçesi 80.436,18 Avro olup, bu tutarın 8043,61 Avro’luk kısmı Bozcaada Kaymakamlığı’nın eş finansman katkısıdır. Bozcaada Kaymakamımız Sayın İbrahim ÇENET’in proje hazırlığı ve uygulaması sürecinde çok önemli katkıları olmuştur. Bu kapsamda, Proje Eğitim ve Etkinlik merkezi için Bozcaada Kaymakamlığı tarafından Eski ilçe Tarım binası tahsis edilmiş ve aynı zamanda 5 aylık eğitim sürecinde çocuklara öğle yemeklerinin verilmesi sağlanmıştır.
Bozcaada Belediye’sinin da önemli maddi katkılarıyla ciddi bir tadilat ve yenileme çalışması sonunda bu merkez, 28 Şubat 2011 hizmete açılmış olup Anne-Çocuk eğitimleri ve kreş uygulamaları da aynı gün başlamıştır. Anne eğitimleri için Halk Eğitim Merkezi kullanılmakta olup 3-4-5 yaş çocukların eğitimi için de proje merkezinde bir kreş hayata geçirilmiştir. 2 anne eğitmeni, 2 çocuk eğitmeni, 1 sekreter ve 1 hizmetliden oluşan proje çalışanlarına proje koordinatörü ve koordinatör yardımcısı ve danışmanı eşlik etmektedir. Projemiz hibe almaya hak kazanarak uygulamaya konulan toplam 75 proje içinde en başarılı 5 projeden biri seçilmiştir. Anne-Çocuk Eğitim Etkinlik dönemi temmuz sonunda tamamlanacak olup bu kapsamda çocukların gösterilerinin ve karne dağıtımlarının yer alacağı “Eğitim-Etkinlik Dönemi Kapanış Şenliği” yapılacak.


Gerek üretim kapasite ve teknolojisi, gerekse tesisler içi ve çevresindeki birçok çevreci uygulama ile sektöre örnek ve öncülük eden İÇDAŞ, Biga demir-çelik tesisleri bahçesinde kurmuş olduğu balık çiftliğinde 2. balık hasadı yapıldı.

Yapılan balık hasadını İÇDAŞ Balık çiftliği çalışanları gerçekleştirdi.
Yardımcı İşletmeler Müdürü Tuncay Tavus; “ Bu yıl 2.sini gerçekleştirdiğimiz çalışma ile Levrek-Çupra Balık çitliğimizde toplamı 4 ton olan 30.000 adet Çupra hasadı gerçekleştirdik. Çupralar İzmir merkezli ihracatçı bir firmanın talebine göre 10. kg lık poliüretan ambalajlarda, buzlanmış ve şoklanmış olarak ihracata hazırlanıyor. İÇDAŞ Balık çiftliği tesislerinde şoklama, flote, vakumlama gibi yardımcı üniteler de bulunmakta. Çiftliğimizde yetişen Çupralar gerek kalite, gerek lezzet olarak mükemmel durumda. Gerek yakın çevreden, gerekse dışarıdan yoğun talep var. İÇDAŞ çupralarının 30.000 kadarı bu yıl ihraç olarak Avrupa sofralarına gidecek. Dört havuzumuzun ikisini ihracat için hasad ettik.Diğer ikisinin hasadı da yapıldıktan sonra 60.000 yavru balık gelecek sezon hasadı için havuzlarımızda yetiştirilmeye başlanacak.”
Tamamen hijyenik bir ortamda şoklanarak sınıflanan ve 10 kg lık poliüretan ambalajlara sayılarak dizilen ve buzlanan çupraların bu şekilde şoklanarak tazeliğini koruduğunu belirten Tavus; “Demir-çelik tesislerinde balık çiftliği Türkiye’de bir ilk. Çiftliğimizde yetişen Balıkların kalitesini biz biliyorduk.İhraç edilmesi bu kaliteyi ayrıca tescil etti.”dedi.
İngiltere,Fransa,Polonya,Rusya,Almanya, Hollanda gibi Avrupa ülkelerine İhracat için hazırlanan çupralar İhracat firması yetkililerine teslim edilerek İzmir’e gönderildi.


HERYERDE ALTIN ARANIYOR…
BİGA'DA ALTIN MADENİ ARAMA ÇALIŞMALARI

Kazdağlarından sonra Çanakkale'nin Biga ilçesine bağlı Elmalı köyünde yapılması planlanan altın madeni arama çalışmaları protesto edildi.

Biga Çevre Derneği, Eğitim-Sen, Tarım Orkam-Sen, Tarım Orman-İş, Çanakkale Gençlik Derneği Girişimi, Elmalı Köyü Altına Hayır Komitesi, KaraBiga Çevre Güzelleştirme Derneği üyeleri ve köylüler köy girişinde bir araya geldi. Yapılması planlanan altın arama çalışmalarını protesto eden gruptakiler, ellerindeki dövizlerle köy meydanına kadar yürüdü.

Biga Çevre Derneği Başkanı Kamil Aru, yürüyüşün ardından yaptığı konuşmada, uluslararası sermayenin ve yerli uzantısı şirketlerin doğayı daha fazla katletmesine izin vermeyeceklerini haykırmak için bir araya geldiklerini söyledi. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Talat Koç da Elmalı köyünde yaşayanların mücadelesini desteklediklerini dile getirdi. Koç, kısa vadeli çıkarlar için eko sistemi bozmaya kimsenin hakkı olmadığını belirterek, 'Bindiğimiz dalı kesmeyelim. Altın madenciliğine izin vermek, bitki örtüsünü, yaşam alanlarını yok etmektir. Bitki yok olduğunda insanlar yok oluyor. Maden çıkarılacak alan şirketin kar alanı değil, yaşam alanıdır' diye konuştu.

Yürüyüşe Ziraat Mühendisleri Odası Çanakkale Şube Başkanı Hicri Nalbant, KaraBiga Belediye Başkanı Muzaffer Karataş, CHP Biga İlçe Başkanı İsmail Işık da katkı verdi.


GELİBOLU YARIMADASI'NA 'BAL ORMANI'

Eceabat ilçesi sınırlarında yer alan Gelibolu Yarımadası'nda 20 hektarlık alana, ''Bal Ormanı'' projesi kapsamında, 10 bin fidan dikildi.

Çanakkale Orman İşletme Müdürü Rıfat Günen, fidan dikimi nedeniyle düzenlenen törende yaptığı konuşmada, ormanlık alanları arıcılık faaliyetine uygun ağaç türleriyle ağaçlandırmak, bal verimi için önemli olan otsu ve çalı formundaki bitkilerin korunup, arıcılığın kalkınmasına hizmet etmek amacıyla ''Bal Ormanı'' projesini hayata geçirdiklerini söyledi.

Çanakkale Savaşları'nın yaşandığı tarihi yarımadada, 1994 yılında çıkan yangında yaklaşık 4 bin hektarlık alanın tahrip olduğunu hatırlatan Günen, görev sahalarındaki 20 hektarlık alanın, proje kapsamında fidan dikilmesi amacıyla hazır hale getirildiğini belirtti.

Günen, fidan dikilecek alanın Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı sınırlarında olmasının, çalışmanın önemini daha da arttırdığını vurgulayan Günen, ''Bölgede arıcılıkla uğraşanların her zaman aradığı, bal verimine pozitif etki sağlayacak kekik, laden, ardıç gibi beyaz ve kırmızı çiçekli pürenler çok miktarda ve doğal olarak bulunuyor. Ayrıca arıların uçuş mesafesi olan maksimum 5 kilometrelik alandaki tatlı su kaynaklarının fazlalığı, son yıllarda gelişmekte olan üzüm bağları sahanın önemini artırıyor'' dedi.

Günen, proje kapsamında söz konusu bölgeye, 500 badem, 500 ligustrum, 300 katalpa, 300 dişbudak, 200 iğdeyle 8 bin 200 yalancı akasya fidanı dikileceğini, ayrıca bahar mevsiminde alana dikilmek üzere 25 bin kök lavanta, nane, şeker otu, hodan otu, ada çayı gibi bitkilerin temin edildiğini bildirdi.

Konuşmaların ardından, Kabatepe Alçıtepe yolunun 7 kilometresindeki Davutbey Çiftliği ile Nebi Suyu olarak bilinen mevkide hazırlanan alana fidanlar dikildi.

Törene, Eceabat Kaymakamı Bülent Uygur, Belediye Başkanı Kemal Dokuz, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Park Müdürü İsrafil Erdoğan, Çanakkale Orman Bölge Müdürü Yardımcısı Nadir Sarıkaya, Eceabat Orman İşletme Şefi Tuncay Işık, Çanakkale Arı Yetiştiricileri Birliği Başkan Yardımcısı Süleyman Benekli, daire amirleriyle öğrenciler katıldı.


Çanakkale'de özellikle Kazdağları bölgesinde çok sayıda maden firmasının altın arama ve işletme ruhsatı alması, Çanakkale'nin CHP'li Belediye Başkanı Ülgür Gökhan'ın ilginç bir söylemiyle yeniden gündeme oturdu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğü İzleme Daire Başkanlığı'nın Çanakkale bölgesinde altın arama ve işletme ruhsatı alan şirketleri açıkladığı liste çevrecilerin gözünü korkuttu.

Açıklanan rapora göre, Çanakkale Bölgesi'nde toplam 16 firma 34 ayrı nokta için altın arama ve işletme ruhsatı aldı. Üstelik bu ruhsatların 13 tanesi direk işletme, 13 tanesi işletme talepli arama ve 8'i ise arama olarak alındı. Ruhsatların 10'unun Kazdağları'nın Kuzey yamaçlarının yer aldığı Bayramiç sınırları içinde olması ise çevrecilerin endişelerini bir kat daha arttırdı. Ruhsatlardan 10'u Çan ilçesi, 4'ü Lapseki ilçesi, 5'i Çanakkale Merkez, 2'si Biga, 1'i Ezine, 1'i Ayvacık ve 1'i Yenice ilçeleri için alındı. Bu arada, ruhsat verilen bölgelerden birinin, seyirci rekorları kıran Eyvah Eyvah- 2 filminin çekimlerinin yapıldığı Kazdağı'nın en güzel mesire yeri olan Ayazma Mevkii'ndeki Evciler Köyü'ne 10 kilometre uzaklıkta olduğu öğrenildi.

İŞLETME AŞAMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ

Kazdağları için 4 yıldır altıncılara karşı mücadele veren çevreciler, açıklanan raporda maden şirketlerinin aldığı ruhsatların üçte birinin direk işletme ve yine üçte birinin de işletme talepli arama olduğunu öğrenince daha da kaygılanmaya başladı. Ziraat Mühendisleri Odası Çanakkale Şube Başkanı ve Çanakkale Çevre Platformu Dönem Sözcüsü Hicri Nalbant, maden şirketleriyle bir sorunları olmadığını, ancak siyanürle altın işleyen çok uluslu şirketlere karşı olduklarını belirtti. Nalbant, "Çanakkale'de işletme ruhsatı alan şirketlerin önümüzdeki dönemde ÇED görüşmelerini yapacağı bütün köylerde Çevre Platformu olarak tüm yurttaşlarla birlikte siyanürle altın işletmeciliğine karşı direneceğiz. Siyanürle alın çıkarmanın çevreye çok büyük zararı var. Altıncılar 15 yıl bölgede altın işletip, karlarını alıp gittikten sonra bu bölgede yaşayan bizler yüzlerce yıl o kirliliği, o bedeli ödeyeceğiz. Tamamı çok uluslu şirket olan bu firmalar, devlete kendi beyanları doğrultusunda çıkardıkları 100 gram altının 4 gramını verecekler. 96 gramı alıp götürecekler. Bizim bu işten karımız yok. Ama zararımız çok büyük. Suyumuz kirlenecek, havamız kirlenecek, topraklarımız kirlenecek. Çok uluslu şirketler bu yörenin can daramı su kaynağı olan Kazdağları etrafına üşüşmüşler. Hemen hemen ruhsatsız bölgesi yok Kazdağları'nın. Ama yöre halkıyla birlikte işletme aşamasına izin vermeyeceğiz" diye konuştu.

ALTIN TAKI OLMAKTAN ÇIKMALI

Ziraat Mühendisi Hicri Nalbant, altının takı olarak kullanılmaması durumunda bütün sorunun kendiliğinden çözüleceğini de belirterek, "Ama vatandaşlarımızın büyük bölümü bunu güvenli bir yatırım olarak görüyor. Öyle düşünüyorlar. Birden bire bundan vazgeçirmek mümkün değil. Ancak bu konuda da bir çalışmamız var. Olabildiğince altını takı olarak kullanılmaktan çıkaracağız. Böyle olunca dünyada şuanda üretilmiş olan altın elektronik sanayiinde, iş sektöründe kullanılsa binlerce yıl dünyanın ihtiyacını karşılayacak durumda. Başka altın üretmeye gerek yok" dedi.












http://www.burasicanakkale.com ©  2000  - Bütün hakları Saklıdır.