ÇANAKKALE'NİN DÜNYAYA AÇILAN PENCERESİ ::.  

Burası Çanakkale'yi Giriş Sayfanız Yapın Sık Kullanılanlara Ekleyin...


  YAZARLAR

TÜLAY HERGÜNLÜ


 

İLİMİZDE  KÜLTÜREL ve SANATSAL FAALİYETLER ...                                                                                                                           Son Güncelleme : 13.05.2012




Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi B.M.Y.O Öğretim Görevlisi Halit Kuşku, Çanakkale’ yi dünyaya tanıtmak ve onursal manevi başkent haline getirmek adına gönüllülük esasına dayalı Çanakkale’ den dünyaya Mevlana kültürünü götürdüklerini söyledi.

Unesco nun 2007 yılını dünya Mevlana yılı ilan etmesiyle başlayan süreçte, Bursa’ da, İstanbul’ da, İzmir’ de, Kocaeli’ de, Kosova’ da, Fransa’da, ve birçok yurt içi ve yurtdışı programlar ile dünyada ülkemizi bir eşi daha bulunmayan bir cazibe merkezi haline getirdiklerini, proje dahilinde Çanakkale Gelibolu Mevlevihanesi’ nde 40 aydır düzenli olarak ücretsiz Mesnevi okumaları ve Sema gösterimleri, kültürel etkinlikler ile sadece Çanakkale ‘ de üç bin yabancı, yirmi iki bin yerli turisti ağırladıklarını bildirdi. Yerli ve yabancı turistlerin ülkemizin ve dünyamızın her köşesinden geldiğini, eşsiz bir memnuniyet ile ayrıldıklarını belirtti.
Tasavvuf Vakfı Bölge Temsilcisi Kuşku, bugün dünyanın dört bir yanından tebrikler ve davetler almaktayız. Farklı ülkelerde bulunan vatandaşlarımız oldukça yoğun ilgi göstermekte ve bizleri aralarında görmek istediklerini belirtmektedirler. Bursa Karabaş-ı Veli Kültür Merkezinde başladığımız faaliyetlerle dünyada ilk ve tek olarak 365 gün sema yapan, bölgesel olarak her ay düzenli İstanbul, İzmir, Kocaeli, Çanakkale de programlara devam eden, dünyada ilk ve tek bayan semazenlere sahip genel anlamda bir milyona yaklaşan yerli ve yabancı turist sayısı ile adeta ülkemizde bir marka haline geldik.
Resmi kurumlarımızın onur konuklarını ağırlayan, topraklarımızın öz kültürünü bugünlere yansıtan, kültürel yarışmalar, etkinlikler ile her yaşa hitap eden, Mili Eğitim Bakanlığı ile ortak eğitim çalışmaları düzenleyen, üniversiteler arası programlar yapan bir vakıf haline geldik.
Gelibolu Mevlevihanesi’ nde ilk yaptığımız programda izlemeye sadece yedi kişi katıldığını hatırlatan Kuşku, son yaptığımız programlarda Mevlevihane gelen yerli ve yabancı turistleri almayacak hale gelmiştir. Hiçbir etkinlik ve faaliyetten bir ücret istenmemiş, teklif bile edilmemiştir. Misafirler her ilde ve bölgede yaptığımız programları takip ediyorlar, telefonlarımız susmuyor. Gösterdikleri bu ilgiden dolayı tüm yurtiçinden ve yurtdışından, misafirlerimize teşekkür ediyoruz.
Yakın zamanda yurtdışı, özellikle balkanlardaki programlarını artıracağız. Bulgaristan, Yunanistan, Kosova, Saraybosna da bizleri dört gözle bekleyen kardeşlerimiz var. Çalışmalarımızı resmi kurumlarımız ile işbirliği yaparak sürdürmekteyiz. UNESCO nun dünya soyut mirası kültürüne aldığı “Hz. Mevlana Öğretisini” ülkemizde ve dünyada tanıtıyoruz. Türkiye bölgede soyut ve somut kültür mirası açısından çok büyük ve kuvvetli bir devlettir. Ülkemiz adına gelinen bu nokta bir sevinç ve mutluluk kaynağıdır. Bizleri Bursa da, İstanbul da, Kocaeli de, İzmir de, ülkenin dört bir köşesindeki programlarda, Kosova’da, Yunanistan da, Bulgaristan da, Almanya da, Fransa da, yalnız bırakmayan onbinlerce kardeşimize teşekkür ediyoruz ve önümüzdeki programlarımıza tüm Hz. Mevlana sevenleri davet ediyoruz, www.gelibolumevlevihanesi.org adresinden iletişim kurabilirler, diyerek sözlerini sonlandırdı.


 


'Çanakkale Geçilmez' destanını beyaz perdeye taşıyacak 'Çanakkale 1915' filminin yapımcısı Serkan Balbal ve genel koordinatör Murat Şener, Vali Güngör Azim Tuna'yı ziyaret edip çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Senaryosu Turgut Özakman'ın 'Diriliş' kitabından uyarlanan 'Çanakkale 1915' filmiyle ilgili çalışmalara 1.5 yıl önce başladıklarını anlatan yapımcı Balbal, deniz savaşlarıyla ilgili özellikle Titanic Filmi'nin deniz görsel efektlerini yapan iki Oscarlı yabancı bir firma ile anlaşma yaptıklarını söyledi. 'Çanakkale 1915' filminde 'Çanakkale Geçilmez' destanını ve destanı yazan Mehmetçik'i anlatacaklarını vurgulayan Balbal, 35 kişilik ekibin savaşın donanmayla ilgili bölümünün modelleme çalışmalarına başladığını, ortakları olan Fida Film ile her konuda birlikte hareket ettiklerini bildirdi.
Çanakkale 1915'in, bütçe bakımında hatırı sayılı bir film olacağını ifade eden Balbal şunları söyledi: "Filmin baştan sona tüm çekimlerini Çanakkale'de yapacağız. Sadece kara savaşı ile ilgili olan görsel efektler Meksika'da büyük bir firmada, deniz savaşıyla ilgili olanları da ABD'deki bir firmada yapılacak. Coğrafi olarak buraya benzeyen çok yerler var. Ön hazırlıklar 6, çekimler 8 hafta sürecek. Çekimlerin yapılacağı alanları kalıcı bir plato olarak bırakıp, gezilebilmesini sağlayacağız. Filmin 18 Ekim'de vizyona girmesini planladık."

"Çanakkale 1915' filminin çekimine her türlü desteği vereceklerini belirten Çanakkale Valisi Güngör Azim Tuna da, "Bu film Çanakkale'yi dünyaya daha fazla tanıtacak. Dünya bir milletin topyekun başlattığı seferberlik ruhunun, Çanakkale'de verilen insanlık derslerini öğrenecek" dedi. Bu arada 6 milyon Dolar bütçeli filmin Oyuncuları da merak konusu oldu. Genel Koordinatör Murat Şener, "Oyuncuların adının filmin önüne geçmemesi için açıklamıyoruz" dedi.



Tarihi ve doğal güzellikler bulundukları alanları ayrıcalıklı kılan, turizm ve ekonomi adına katma değeri yükselten çok önemli unsurlardır. Dünyaca ünlü kentlerde ise onları akıllarda kalıcı izler bırakarak unutulmaz kılan unsurlar meydanları ve heykelleridir.

Kentlerin ortak yaşam alanları olan; meydan, bulvar, park ve benzeri mekanların değerlendirilmesinde, sanata olan algıların gelişmesinde ve yaygınlaşmasında zengin, görsel bir unsurdur heykel. Aynı zamanda kentin estetik değerine katkı sağlayan, kenti tanıtan, kentin modern yüzüdür de. Heykeller estetik ve kültür öğesi olarak modern kentlerin olmazsa olmazlarıdır… Heykeller geçmişini koruyarak gelişmiş kentlerin adeta bir belgesi, önünde hatıraların canlandığı kentlerin çağdaş fotoğraflarıdır.
Heykeller kente ait bir anlatım aracı olmanın yanı sıra, kimi zaman ulusal mücadelemizi, kimi zaman kültür unsurlarımızı, geçmiş ve gelecek birikimlerimizi kentin duyarlılığıyla gelecek nesillere aktaran bir belge niteliğini de taşır… Heykeller kentin en güzel mekanlarının değerlerini arttırmasının yanında, sıradan mekanları da görünür kılan unsurlardır.
2010 yılında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi tarafından düzenlenen, Çanakkale Belediyesi’nin desteklediği Taş Heykel Çalıştayı da bu düşüncelerden yola çıkılarak gerçekleştirilen bir projedir.
Çalıştay eserleri; çağrılı onu yabancı, üçü Türk olmak üzere on heykel sanatçısı tarafından gerçekleştirildi. Tamamı mermer taştan oluşan heykeller 2 ile 2.5 metre boyutlarında ve Çanakkale ilinin değerlerini temsil eden temalardan oluşmaktadır.
Çalıştaya katılarak eserlerini kentimize armağan eden heykeltıraşlar; Ali DİRİER, Neslihan PALA, Hakan ŞENGÖNÜL, Özlem BULUT, Mincho Vasilev MİNEV, Vahid Novruzov, Natalie CHISTYAKOVA, Irodion GVELESIANI, Tulyagan TADJIKHODJAEV, Sultan RUSTAMOV, İsmayil HUSEYNOV, Andras ENGLER' dir.
Kordon düzenleme çalışmaları kapsamında, Troia Atı çevresinde ki Troia Meydanı’na Bulgar sanatçı Mincho Vasilev MİNEV’in “Dokunuş” isimli eseri, Rus sanatçı Natalie CHISTYAKOVA’nın “Troia Askeri” isimli eseri, Hakan ŞENGÖNÜL’ün “Truva Kayığı” isimli eseri, Gürcü sanatçı Irodion GVELESIANI’nin “Çömlekçi Kral” isimli eseri yerleştirilmiştir.
Kentimize yerleştirildikleri an itibarı ile heykeller artık hepimizindir. Her santimetrekaresinde güç koşullar altında gerçekleştirilmiş sabrın, emeğin, alın terinin bulunduğu heykelleri korumak, yaşatmak kentliler olarak hepimizin ortak sorumluluğudur.


ÇOMÜ VE TUBİNGEN TROİA VAKFI ARASINDA PROTOKOL İMZALANDI

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi ve Çanakkale Tübingen Troia Vakfı arasında akademik ve bilimsel çalışmalarda işbirliği yürütmek amacıyla protokol imzalandı. M. Osman Korfmann Kütüphanesi’nde gerçekleşen imza törenine Rektör Prof. Dr. Sedat Laçiner, Tubingen Troia Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Enver Sadık, Rektör Danışmanı Doç. Dr. Fatih Yavuz, Doç. Dr. Rüstem Aslan, Mimar İsmail Erten katıldı.

İmzalanan protokol kapsamında, bilimsel ve akademik faaliyetlerin daha verimli hale gelmesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nin M. Osman Korfmann Kütüphanesi’nden yararlanması, ÇOMÜ Kütüphanesi’nin M. Osman Korfmann Kütüphanesi’ni desteklemesi ve iki kurum arasında karşılıklı etkin işleyişin gerçekleştirilmesi ve böylece evrensel bilime daha iyi hizmet verilmesi hedefleniyor.

Çanakkale Tubingen Troia Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Enver Sadık Yılmaz yaptığı konuşmada;

“ Yapılan protokol sayesinde, eğitim öğretim faaliyetlerinin artmasını ve daha verimli hale gelmesini umuyoruz. Protokol kapsamında ÇOMÜ ile ortak etkinlikler düzenleyerek kütüphanemizi daha etkin hale getireceğiz. Arkeoloji, tarih, sanat tarihi alanlarında ulusal ya da uluslararası konferans, seminer, sempozyum gibi etkinlikler düzenlenecek. Bu protokol ile M. Osman Korfmann Kütüphanesi kitap listesi ÇOMÜ Kütüphanesi tarama listesine dâhil edilerek ÇOMÜ’ nün kütüphaneden daha etkin yararlanması sağlanacak.

Vakfımızın kurucusu, Sayın Manfred Osman Korfmann bu zengin kütüphaneyi Çanakkale’ye bağışladı. Çanakkalelilerin de desteği ile 2007 yılında açılan kütüphanemiz 20 bine yakın kitap sayısıyla ülkemizin en zengin arkeoloji kütüphanelerinden biri haline geldi. Ancak kütüphane raflarını doldurmakla iş bitmiyor. Bu değerli kitapların aktif şekilde kullanılması da görevlerimiz arasında. Bu kitapların akademisyenlere, öğrencilere, bilim insanlarına daha kolay ulaşabilmesi için bu protokolü imzaladık. Vakfımız kurulduğu günden bu yana Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’ne her zaman destek olmuş ve gerektiğinde aynı desteği görmüştür. Bundan sonra da böyle devam edecektir. İmzaladığımız bu protokol ile bu durum resmiyet kazanmış olacak ve bu işbirliği daha etkin hale gelecektir.

Bu konuda göstermiş olduğu hassasiyetten ve destekten ötürü Sayın Rektörümüze çok teşekkür ediyor ve imzalanan protokolün vakfımıza ve üniversitemize hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

Rektör Prof. Dr. Sedat Laçiner ise bu işbirliği protokolünden duyduğu memnuniyeti aktarırken;

“ ÇOMÜ kütüphanesi bölgenin en güçlü ve büyük kütüphanesi. Satın alınan ve bağışlanan kitapları ile kitap sayısı 200 bini geçti. ÇOMÜ Kütüphanesi gerçekleşen işbirlikleri ile daha da güçleniyor.

Bugün burada, kitaplarımıza yenilerini ekliyor M. Osman Korfmann Kütüphanesi’nin değerli arşivini de ÇOMÜ Kütüphanesi listesine kazandırıyoruz. Bu anlamda bu protokol bizler için çok anlamlı. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Kütüphanesi, sadece üniversitenin ya da Çanakkale’nin değil; isteyen herkesin ulaşabildiği, isteyen herkesin kitap taradığı ve arşivinden faydalandığı bir kütüphane haline geldi. Çok uzaklarda bir çalışma gerçekleştiren, araştırma yürüten bir öğrencimiz ya da akademisyenimiz ÇOMÜ arşivlerinden yararlanabiliyor. Bu çok sevindirici bir gelişme.

Burası bir kütüphane olmasının yanı sıra, gerek ortamının sıcaklığı gerekse belli konulardaki kaynaklarıyla, arkeoloji, sanat, sanat tarihi gibi dallarda seminerler düzenlenebilecek, sohbet toplantıları gerçekleştirilebilecek bir yer. İmzalanan protokolün, burayı daha dinamik hale getireceğini ve buraya daha çok kişi çekeceğini de düşünüyorum. Bu bağlamda kütüphanemiz için duyarlılık gösteren herkes bizim için çok değerli. Sizlere de bu işbirliği içinde olduğunuz ve kitaplarınızla kütüphanemizi zenginleştirdiğiniz için çok teşekkür ediyorum” dedi.


AĞAÇ KÖKLERİNDEN SANAT

Çanakkale'nin Lapseki İlçesinde yaşayan 35 yaşındaki Salih Demirci, doğadan ağaç köklerini toplayıp el işçiliğiyle her birine bir şekil ve anlam katıyor.

İstanbul'dan 5 yıl önce Çanakkale'nin Lapseki İlçesine gelerek yerleşen Salih Demirci, hayatında bir çiçek dahi dikmemişken evinin bahçesinde dolaştığı sırada dikkatini bir ağaç kökü çekti. Bu ağaç kökünün sırrını çözerek, hobi şeklinde başlayan bu merak kısa sürede sanata dönüştü. Evinin ikinci katını küçük bir atölyeye çeviren Demirci, doğadan topladığı ağaç köklerini işlemeye başladı. Tamamen Elle yontarak köklerin bir birinden ilginç figürlerini ortaya çıkardı.

Kök sanatçısı Salih Demirci, başlarda bir hobi olarak başlayan uğraşın zaman içerisinde kendisini keşfetmesini sağladığını ve sanata dönüştüğünü söyledi. Doğada yürüyüşler yaparak kökleri temin ettiğini belirten Demirci, "Zaman zaman dağda bayırda, zaman zaman da deniz kenarında dolaşarak ağaç köklerini topluyorum. Bunları atölyeye getirerek işlemeye başlıyorum. Ama burada önemli olan onun kendi formu. Asıl büyük sanatçı doğa. Bu bilinçle hareket ediyorum. Yontma işini el aletleri ile yapıyorum. Köklerden aklınıza gelebilecek her türlü obje çıkabiliyor. Çünkü ağaçlar aynı zamanda bir kayıt makinesi. Doğada ne oluyorsa aynı şekilde kaydediyorlar. Bunları zaman içerisinde bir sır makinesi gibi depoluyorlar. Bu sırları ortaya çıkarmak da bana düşüyor" dedi.

Kök sanatçısı Salih Demirci'nin sırrını ortaya çıkardığı ağaç kökleri arasında birbirinden ilginç, değişik şekillerde yorumlanabilecek çok sayıda insan ve hayvan figürü bulunuyor. Demirci, hayat verdiği ağaç köklerinden oluşan figürlerle sergiler açtığını ve eserlerin satışı için olanaklar yaratmaya çalıştığını belirtti


Assos kazı alanında incelemelerde bulunan Çanakkale Valisi Tuna: “Assos sadece Türkiye için değil, tüm Dünya için önemli bir kültürel miras”

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nün Assos Antik Kenti’nde yaptığı kazı çalışmalarını yerinde görmek ve Assos Ören Yeri’nin sorunlara dair bilgi almak amacıyla geçtiğimiz Pazar günü bölgeye bir inceleme gezisi yapan Çanakkale Valisi Güngör Azim Tuna, ‘Assos’un sadece Türkiye için değil tüm Dünya için önemli bir kültürel miras olduğunu’ söyledi.
Assos Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarını yürüten bilimsel ekibe başkanlık eden Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nurettin Arslan’ın rehberliğinde antik kent çevresini gezen Vali Azim Tuna “Kazılar ilerledikçe Assos’un muhteşem çehresi daha fazla gün yüzüne çıkıyor.” dedi. Yapılan başarılı tanıtım çalışmalarına bağlı olarak Çanakkale turizminin her geçen gün daha da geliştiğini kaydeden Tuna, “Troia ve Assos gibi dünyaca ünlü iki antik kentin Çanakkale’de bulunması ilimiz için bir şans, ancak dünya kültür mirasını koruma bağlamında büyük bir sorumluluk anlamına geliyor” şeklinde konuştu. Bölgeye yaptığı gezi esnasında Assos ve çevresindeki turistik işletme sahiplerinin sorunlarını da dinleyen Vali Güngör Azim Tuna bölgeye yapılan turistik yatırımların önemine değindi ve “bölgedeki işletmelerin sorun ve beklentilerine yönelik çözüm üretirken; tarihi, kültürel ve biyolojik dokunun zarar görmemesine büyük hassasiyet gösteriyoruz” dedi.
İnceleme gezisinde Vali Güngör Azim Tuna’ya eşlik eden Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Erdem, ‘Fakülte bünyesindeki Arkeoloji Bölümü’ne özel bir önem verdiklerini’ belirtirken; ‘Çanakkale’de bulunan Assos gibi önemli bir antik kentin ÇOMÜ arkeologları tarafından kazılmasının önemine’ vurgu yaptı. “Arkeoloji Bölümü’nü güçlendirmek, bölgedeki arkeolojik alanların araştırılması ve kazılmasında daha fazla rol üstlenmek için elimizden geleni yapıyoruz” diyen Erdem; “Çanakkale’deki tarihi ve kültürel mirasın hakkıyla araştırılması ve korunabilmesi için kurumlar arası koordineli projelere ihtiyacımız var” şeklinde konuştu.
2006 yılından beri Assos kazı çalışmalarını yürüten ve kazılara başkanlık eden Prof. Dr. Nurettin Arslan ise “Assos’un günümüzde de bir yaşam alanı olduğunu belirtirken “Bu durum Assos’a turistik olarak artı bir değer katıyor, ancak sorunları da beraberinde getiriyor. Bölge’nin geçim kaynaklarından biri de hayvancılık olduğundan, antik kent sınırları içinde dolaşan havyalar hem kentin muhafazası hem de turizmin saygınlığı açısından büyük bir sorun teşkil ediyor. Bu anlamda özellikle Assos sakinlerine büyük bir görev düşüyor” şeklinde konuştu.


GÖKÇEADA KAZILARI TARİHİ DEĞİŞTİRİR

Gökçeada ilçesinde süren arkeolojik kazılarda, adada yaşamın 8 bin 500 yıl öncesine kadar uzandığının kanıtlandığı bildirildi.

Gökçeada'nın Uğurlu köyü Zeytinlik mevkisindeki kazıları yürüten Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Burçin Erdoğu, yaptığı açıklamada, bölgenin Doğu Ege adalarında bilinen en erken yerleşim yeri olduğunu söyledi.

Uygarlık tarihinin en önemli sürecini kapsayan Neolitik Çağ'ın, insanların yerleşik yaşama geçmesi, tarım ve hayvancıktan oluşan beslenme ekonomisinin başlaması ve buna bağlı sosyal düzenin değişimi ve teknolojik gelişmelerin yaşandığı bir dönem olduğuna işaret eden Erdoğu, "Avrupa'da Neolitik Çağ, Avrupa medeniyetlerinin başlangıcı olarak görüldüğünden Neolitik yaşam biçiminin nasıl başladığı konusuna yönelik tartışmalar hız kesmeden devam etmektedir. Uğurlu-Zeytinlik yerleşmesi Neolitik yaşam biçiminin Avrupa'ya aktarımında rol oynamış anahtar bir merkez görünümündedir" dedi.

Erdoğu, bölgedeki buluntuların araştırma sonuçlarının Avrupa tarihinin yeniden yazılmasına neden olacak derecede önem taşıdığını belirterek, "Yeni Zelanda'nın Waikato Üniversitesinden gelen radyoaktif karbon tarihleri, milattan önce 6 bin 500'leri vermiş ve böylece Uğurlu-Zeytinlik yerleşmesinin günümüzden 8 bin 500 yıl öncesine giden Doğu Ege adalarının bilinen en erken yerleşmesi olduğu kanıtlanmıştır" diye konuştu.

Yaklaşık 2 yıldan bu yana yürütülen kazı çalışmalarının bu yılki bölümünün tamamlandığını dile getiren Erdoğu, şöyle konuştu:

"2011 kazı sezonunda bulunan Neolitik Çağ'a tarihlendirilen taş temelli bir bina kalıntısı, ilk tarımcı köy topluluklarının Anadolu'dan Avrupa'ya yayılımıyla ilgili görüşleri değiştirebilecektir. Binanın içinde bulunan çanak ve çömleklerle diğer buluntular, Batı Anadolu ile benzerlik taşırken, adanın kendine özgü bir kültürünün de olduğunu işaret etmektedir. Adaya ithal olarak gelen mermerden yapılmış objeler ve obsidiyenden (volkanik kökenli doğal cam) yapılmış aletlerin yanında, cilalı taş baltalar, kemikten aletler ve deniz kabuğundan boncuklar binayla birlikte ele geçmiştir. "


"ÖZEN GÖSTERMEZSENİZ LİSTEDEN ÇIKARILABİLİRSİNİZ"
TROYA ANTİK KENTİ'NİN TURİZM
POTANSİYELİ DEĞERLENDİRİLEMİYOR

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı'nın (UNESCO) "Dünya Kültür Mirası Listesi"nde bulunan Troya Antik Kenti'nin turizm açısından yeterince değerlendirilemediği ileri sürüldü.

Troya Antik Kenti Kazı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan, yaptığı açıklamada, antik kentin 1998'de "Dünya Kültür Mirası Listesi"ne alındığını hatırlattı.

Doç. Dr. Aslan, listeye girme sürecinin başlamasının önemli etkenlerinden birisinin 1996'da Troya çevresinin, "Troya Tarihi Milli Parkı" ilan edilmesi olduğunu ifade etti.

Kültür ve Turizm Bakanlığının başvuruları ve o zamanki kazı başkanı merhum Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann'ın girişimleriyle Troya Antik Kenti'nin bu listeye girdiğini bildiren Aslan, "Unesco size bir unvan, bir marka veriyor. Bunu kullanıp kullanmamak sizin elinizde" dedi.

Aslan, bu markayı kullanmanın çok önemli olduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Birkaç yıl önce Unesco Türkiye Komitesi, listedeki yerlerin sorunlarını masaya yatırdı ve rapor hazırladı. Bu rapor Unesco tarafından yayımlandı. Ana sorunlar neydi? O raporda da burada müzenin olmaması ana sorunlardan biri gibi gözüküyordu. Bu konuda olumlu gelişmeler var ama asıl önemli olan burası neden Dünya Kültür Mirası Listesi'nde? Bunun önemli birkaç nedeni var. Bir, İlyada Destanı gibi, evrensel bir kültür değerinin bin yıllardır dünya kültür tarihini etkileyen, şekillendiren ve biçimlendiren bir kültür değerinin çıkış noktası. İki, arkeolojinin bilim olduğu yer. Üç, günümüz dünya kültürüne her geçen gün yeni projelerde ilham veren bir obje. Bunlar, argümanlardan birkaç tanesi. Asıl çıkış noktası da bu. İlyada Destanı, Homeros'un destanında anlatılan olayların geçtiği yer olma özelliğidir, çıkış noktası. Sayılı yerler, bu tür özellikleri kazanıyor. Avrupa'daki benzeri yerlere bakıldığında bu yerlerin turizm ve kültür alanındaki kullanımı pek çok şey kazandırmıştır. "

Çanakkale'de, Troya'nın, Dünya Kültür Mirası Listesi'nde olduğu konusundaki farkındalığın çok gelişmediğini ileri süren Aslan, "Turizmciler bunu kullanmasını beceremediler, kullanamıyorlar hala. Resmi kurumlar bunu kullanamıyorlar. Sanki var, yok arasında bir şey. Unesco size çok önemli bir değer veriyor. Büyük bir marka veriyor. Bunu kullanıp kullanmamak sizin elinizde. Belki kültür turizmine dönüştürecek Güce sahip olabilirsiniz" diye konuştu.

"ÖZEN GÖSTERMEZSENİZ LİSTEDEN ÇIKARILABİLİRSİNİZ"

Dünya Kültür Mirası Listesi'ne alınma sürecinin uzun olduğunu belirten Aslan, "Fakat bu listede kalmanız, sizin o Ören yerine gösterdiğiniz özenle eş değerdir. Gerekli özeni göstermezseniz kara listeye alınmanız, listeden çıkarılmanız gibi bir durum söz konusu" dedi.

İstanbul'daki Tarihi Yarımada'yla ilgili böyle bir sürecin söz konusu olduğunu ancak şu anda atılan adımlarla bu sürecin durdurulduğunu hatırlatan Aslan, dünyanın başka yerlerinde de listede olduğu halde gerekli özen ve bakım gösterilmemesi nedeniyle listeden çıkarılmalar yaşandığını bildirdi.

Aslan, "Listede kalıp kalmama sizin elinizde. Buraya gerekli özeni göstermezseniz Unesco bize verdiği bu önemli markayı verdiği gibi geri de alabilir" dedi.

Antik kentteki kazılara da değinen Aslan, temmuz ayında başlayan kazıların bu ayın sonuna kadar devam edeceğini söyledi.

Önceki yıllarda aşağı kentte çalıştıklarını, bu yıl kalede tek alanda çalışma yaptıklarını ifade eden Aslan, Troya 2 Kalesi'nin mimarisiyle ilgili bazı sorunların açığa çıkarılması için çalışmaların devam ettiğini sözlerine ekledi.


İÇDAŞ A.Ş. sponsorluğunda gerçekleştirilen Parion kazıları Arkeoloji dünyasına birbirinden değerli buluntular sunmaya devam ediyor.

Erzurum Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr.Cevat Başaran Başkanlığında yürütülen kazılara bu yıl 5 ayrı üniversiteden 65 öğrenci ve 15 akademisyen katılıyor.Çanakkale İli, Biga İlçesi Kemer Köyü çevresinde yedinci yılına giren Antik Parion kenti kazılarında; Arkeopark bölgesi çalışmalarında muhteşem görüntüler ortaya çıktı.Doğu-Batı yönünde hazırlanmış ve yaklaşık 1500 yıl öncesine ait bir mezar açılınca birbirine sarılmış 2 sevgili gün ışığına çıkarıldı.
Ankara Üniversitesinden Anropolog Kaan Ülker, diş ve kemik yapısından mezarda birbirine sarılmış olarak bulunan sevgililerin 18-25 yaş aralığında olduğunu belirlediklerini söyledi.İskeletlerden birinin kadın ve ona belinden sarılmış bulunan diğer iskeletin ise bir erkeğe ait olduğunu belirten Ülker, bu mezarın Arkeoloji dünyası için çok duygusal bir buluntu olduğunu ifade etti.
Arkeopark proje sorumlusu Arkeolog Ersin Çelikbaş ise bir ev yapı kalıntısı içinde ortaya çıkan bu mezardaki Parion sevgililerinin sonsuza dek birbirinden ayrılmak istemeyen 2 genç aşığa ait olduğunu düşündüklerini belirtti. Çelikbaş ayrıca “Bu buluntudaki Parion aşıklarının sevgisine hürmeten mezarlarını korumalı bir cam fanusla sonsuza dek muhafaza etmek ve görülmesine imkan sağlamak istiyoruz” dedi.
Belki birbirine kavuşamadıkları için, belki de sonsuza dek birlikte olmaları için aynı mezara gömülmüş olsunlar; Parion aşıkları buluntusu bize binlerce yıl sonra yine aşkın ölümsüzlüğünü anımsattı.


Çanakkale Valisi Güngör Azim Tuna, "Unesco tarafından Dünya Kültür Mirası ilan edilen ve sadece bizim değil tüm insanlığın ortak mirası olan Troya, müzesine kavuşuyor" dedi.

Tuna, "Troya Mimari Proje Yarışması"nın sonucuyla ilgili Çimenlik Kalesi'ndeki Muavenet-i Milliye Sergi Salonu'nda düzenlenen bilgilendirme toplantısında yaptığı konuşmada, 12 bin 336 arkeolojik, 2 bin 747 etnografik, 15 bin 202 sikkenin ziyaretçiler ve dünyanın ilgisine Troya Müzesi'nde sunulacağını söyledi.

Kültür ve Turizm Bakanlığınca Troya Müzesi Projesi'nin elde edilmesi için açılan ulusal yarışmada, 280 adet şartname, 241 adet yer görme belgesi alınarak, 132 adet projenin 15 Mayıs 2011 tarihine kadar teslim edildiğini kaydeden Tuna, Troya jürisinin, 25 Mayıs 2011 tarihinde yaptığı değerlendirmede, Ömer Selçuk Baz'ın projesini birinci seçtiğini anımsattı.

Troya Müzesi'nin bitirilip ziyarete açılmasıyla Çanakkale ve Türkiye'ye önemli bir değer kazandırılacağını ifade eden Tuna, dünyanın çeşitli ülkelerinde ve İstanbul arkeoloji müzelerinde bulunan Troya Ören yerinden götürülen Troya'ya ait kültürel mirasın, bu müzeyle birlikte Çanakkale'ye getirilerek, kendi müzesinde sergileneceğini bildirdi.

Çanakkale'deki müze ve Ören yerlerine 2010 yılında toplam 528 bin 507 yerli ve yabancı ziyaretçinin geldiğini, bu yıl ise ziyaretçi sayısının şu an için 260 bin 726 olduğunu dile getiren Tuna, bu ziyaretçilerin çoğunluğunu Troya Ören yerine gelenlerin oluşturduğunu vurguladı.

Troya Ören yerine Troya Müzesi'nin yapılmasıyla kente gelen yerli ve yabancı ziyaretçi sayısının ileride büyük artış göstereceğini, bunun da gelirleri artırarak, Çanakkale ve Türkiye'ye büyük kazanç sağlayacağını kaydeden Tuna,

"5000 yıldır süren tarihe tanıklık, artık huzura eriyor. 1998'den beri Unesco tarafından Dünya Kültür Mirası ilan edilen ve sadece bizim değil tüm insanlığın ortak mirası olan Troya, müzesine kavuşuyor" diye konuştu.

Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürü Şinasi Haznedar da, Troya'nın Dünya Kültür Mirası olduğunu, Unesco'nun 1998 yılında bunu dünyaya ilan ettiğini belirterek, dünyanın değişik 44 müzesinde bu yere ait eserlerin sergilendiğini söyledi.

Dünyanın 44 müzesinde sergilenen Troya'ya ait bu eserlerin bir evinin olmadığını ifade eden Haznedar, "Ama olacak. Burada bulunmamızın nedeni de bu" dedi.

Bu günlere kolay gelinmediğini, geriye doğru bakıldığında bunda kimlerin olumlu ya da olumsuz rol aldığının tüm açıklığıyla görüleceğini ifade eden Haznedar, "Bugün geldiğimiz nokta 'bu proje gerçekleşmeyecek, galiba aldatılıyoruz, uyutuluyoruz' diyenlere verilebilecek en iyi cevaptır. Burada bulunmamızı tek bir cümle ile ifade etmek gerekirse, 'hayaldi gerçek oldu' diyorum" şeklinde konuştu.


Çanakkale'nin kültürel mirasları arasında yer alan ve Milli Savunma Bakanlığı ile imzalanan protokolle Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredilen tarihi "Hamidiye Tabyaları"nın nasıl değerlendirilmesi konusunda toplantı düzenlendi.

Vali Yardımcısı Ali Partal, İl Genel Meclisi Toplantı Salonundaki toplantıda, Hamidiye Tabyası'nın 41 kültür varlığıyla ilgili neler yapacaklarını kamuoyu ile paylaşacaklarını söyledi. Daha sonra sunulacak teklifleri Kültür ve Turizm Bakanlığı'na ileteceklerini ifade eden Partal, mayıs ayı içerisinde imzalanan protokolle Anadolu Hamidiye Tabyası'nın 20 yıllığına Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredildiğini kaydetti.

Partal, şöyle dedi: "Barbaros Mahallesi'nde 104 bin 609 metrekare olarak hazine adına tescilli Milli Savunma Bakanlığı'na fiilen tahsisli arazi üzerinde bulunan 221 adet muhtelif ağaç ile 26 adet bina ve tesis, 20 yıl süreyle devredilmiştir.

20 yıl sonunda günün şartlarına göre Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nca uygun bulunması halinde aynı protokolün devamına veya yeni yapılacak protokole göre Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca kullanımına devam edilecektir. Protokol gereği arazi üzerinde bulunan 26 adet bina ve tesisin onarımı, bakımı ve korunması tarihi dokusuna uygun olarak ilgili bakanlıkça yapılacaktır.

Binalarda yapılacak büyük onarımlar tadilatlar için Çanakkale Boğaz Komutanlığı kanalı ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndan izin alınacaktır. Geçici tahsis edilen taşınmaz mal kültürel amaçlar dışında kullanılmayacak, üçüncü şahıslara kuruluşlara devredilmeyecektir. "

İl Kültür ve Turizm Müdürü Şinasi Haznedar da, "İyi ki bu protokol imzalandı, iyi ki Milli Savunma Bakanlığı güzel amaçlar için kullanmak kaydıyla Çanakkale'nin en güzel yerinde 105 dönümlük bu yeri protokolle Kültür ve Turizm Bakanlığı'na tahsis etti" dedi. Protokolde, "Kültürel amaçlar dışında kullanılmamak kaydıyla ve üçüncü şahıslara devredilmemek üzerine bir madde var" diyen Haznedar, şöyle konuştu:

"Bu her ne kadar bağlayıcı gibi görünse de ben bunların esnetilebileceğine de inanıyorum. Eğer Çanakkale'nin ortak aklı, Çanakkale'nin menfaati üçüncü şahıslara devri gerektiriyorsa, protokolün bu maddesi bile esnetilebilir gibi geliyor. Tek önemsediğim şey fazla gecikilmeden burada ne yapılacağı noktasında Çanakkale olarak bir karar zemininde buluşmak ve bir adım atmak. 20 yıllık bir kullanım süresi var.

Bu protokolün macerası 2008'de başlamıştı 2011'de ancak sonuçlandı. Çanakkale'nin en güzel yeri kültürel amaçlarla değerlendirilse Çanakkale'nin, bu kültürel bina materyal ihtiyacını da gidermiş olur diye düşünüyorum. " Toplantıya Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, ilgili kurum müdürleri, siyasi parti temsilcileri ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.


SERAMİĞİN ŞEHRİNDE SERAMİK YOK

Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü öğretim görevlisi Ergun Arda, Türkiye'de geleneksel seramik üretiminin yavaş yavaş tükendiğini belirterek, mutfak kültürümüze hizmet eden kap kacakların satın alınarak, çömlekçilere destek verilebileceğini bildirdi.

Arda, yaptığı açıklamada, Türkiye'de geleneksel seramikçiliğin yavaş yavaş tükendiğini, gelinen noktanın üzüntü verici olduğunu söyledi.

Sanayi devrimi ile birlikte geleneksel seramiğin kaybolmaya başladığını, yaşanan gelişmeler karşısında toplumun çanak ve çömleği eskisi gibi kullanmadığını kaydeden Arda, buna karşın çanak çömlekle yapılan yemeğin yerini hiç bir şeyin alamayacağını savundu.

Güveçte pişen bir yemeğin lezzetinin farklı olduğunu, çelik tencere ile güveçte yapılan yemeklerde lezzet farkı bulunduğunu ifade eden Arda, ABD'de, Kanada ve Avrupa'da insanların artık Akdeniz usulü yemek pişirme yöntemlerine yöneldiklerini vurguladı.

Arda, bizim kendimize ait bir mutfak kültürümüzün, örneğin 'testi kebabı'nın olduğunu anımsatarak, 'O yüzden, geleneksel kültürün üretmiş olduğu, mutfak kültürüne hizmet eden o kap kacakları alıp tüketerek, çömlekçilere destek verebiliriz' dedi.

Arda, plastiğin, çanak çömleğin yerini almasının en iyi göstergesinin mezar başlarına bırakılan su kaplarının değişmesiyle ortaya çıktığını söyledi. 'Günümüzün tüketim malzemesi ne yazık ki plastik oldu. Ama doktorlar ve sağlıkçılar, plastik kaplarda tüketimin aza indirgenmesi konusunda önerilerde bulunuyorlar. Eskiden buzdolabı yoktu, bir çömlek, bir buzdolabıydı, Çeşme yoktu herkes testisi ile suyunu içerdi. Bir testi, suyun içerisindeki kireci süzüp, çok sağlıklı bir şekilde sunabiliyor. Bu biraz da bilinçlenmeyle ilgili. Mutfakta testi ve güveç kullanmak, geleneksel mutfak kültürü ile ilgilenmek, sağlıklı beslenmek, kişinin bilinçlenmesiyle alakalı. İnsanlar suyunu testiden içsin, yemeğini çömlekte yapsın diyoruz ama bu çok da kolay bir şey değil.'

SERAMİĞİN ŞEHRİNDE SERAMİK YOK

Çanakkale'de de geleneksel çanak çömlek üretiminin kalmadığını, Ezine ilçesine bağlı Akköy'de bir dönem yoğun olarak yapılan testilerin eskisi kadar üretilmediği belirten Arda, kentte seramikçiliğin, hediyelik sektörüne yönelik olarak yürütüldüğünü, giderek kaybolmaya yüz tutan çanak çömleğin yeniden toplum hayatına kazandırılması gerektiğini söyledi.

Arda, Seramik Bölümü ve seramik topluluğu olarak üniversitelerinin her yıl yaptığı bahar şenliklerine katıldıklarını ifade ederek, şöyle konuştu:

'Burada geleneksel şekillendirme yöntemi olan Çömlekçi çarkı ile diğer fakültedeki öğrencilere hizmet veriyoruz. Toprak nasıl elde edilir, hangi aşamalardan geçer, nasıl işlenir, Çömlekçi çarkına gelinceye kadar başına ne gelir, Çömlekçi çarkında nasıl şekillendirilir gibi konuları öğretiyoruz. Ayrıca sosyal duyarlılık projelerimiz var. Farklı gelişen çocuklarla otistik, zihin engelli hem çocuk hem de bireylerle sanat terapisi kapsamında şekillendirme uygulamaları yapıyoruz.'

Çanakkale'nin adının seramikle anıldığını ancak burada yaşayanların seramik kullanmadığını ifade eden Arda, 'Belki Çanakkale Seramik fabrikası burayı seramik şehri yapıyordur bilemiyorum ama Çanakkale'de seramik adına fazla bir şeye rastlayamıyoruz. Biraz daha gözle görülür, elle dokunulabilir seramiklerin Çanakkale'de yer alması için her zaman göreve hazırız' diye konuştu.


7 BİN YILLIK 'KEHANET MAĞARASI' BULUNDU

Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar beldesinde bulunan antik Apollon Smintheus Tapınağı'nda yürütülen kazı çalışmalarında, uzun yıllardır aranan ''kehanet mağarası ve içindeki kutsal suya'' ulaşıldı.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Özgünel başkanlığında, 1980 yılından bu yana devam eden kazılarda bu yıl ilginç veriler elde edildi.

Kazı ekibi üyesi Dr. Davut Kaplan, bölgede, eski sondajlarla köylülerin yaptığı kazıların varlığına işaret ederek, ''Amacımız tapınağın varlık nedeni olan kutsal su kaynağına ulaşmaktı. Bunun için 2 hafta hazırlık yaptık. 3 tane havalandırma deliğimiz vardı. 8-10 metre kazıp, aşağıdaki tünele indik ve 35 metre yürüdük'' dedi.

Kaplan, yatay olarak gidilen tünelin içinde su bulunduğunu belirterek, şu bilgileri verdi:

''Bölgede, kutsal tapınak yapılmadan önce Apollon kültürüne ait bir bulgu vardı. Mağarada tapınım... O dönemde insanlar tapınım yapacakları zaman, bu mağaraya geliyordu ve kehanet orada başlıyordu. Kutsal tapınak yapılmadan önce eğer tanrıya yönelik bir tasvir, betimleme ya da heykel varsa bu mağaranın önünde dururdu. Dolayısıyla mağara tanrının evi olarak kabul edilirdi. Antik dönemde tanrı kahin, tanrının da sözcüsü rahipler olduğuna göre, mağarada yapılan tapınım törenleri bu kahinler tarafından yönetilmiş olmalıdır.''

Mağaranın içindeki suyu kutsal kılanın ise, tanrı Apollon'un tapınım merkezinde bulunması olduğunu anlatan Kaplan, ''Bu su mağaranın içinden fışkırıyor. Taşınmış bir su değil. Aynı su, değişik dönemlerde kanallar yardımıyla kutsal alana aktarılmış. Biz bunları da bulduk'' diye konuştu.

Kaplan, ''Buraların görülmesi gerekir. İnsanlar, ilk tapınımın nasıl olduğunu, bölgedeki rahiplerin neler yaptığını görebilirler'' şeklinde konuştu.

-APOLLON SMİNTHEUS TAPINAĞI-

Kazı alanındaki köy yerleşim alanında 7 bin yıl önce iskan edildiği anlaşılan Apollon Smintheus Tapınağı, eski adıyla Külahlı olarak bilinen Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar beldesinin kuzeybatısı ile kuzeydoğusu arasında kalan vadinin başlangıç eteklerinde, Bahçeleriçi mevkisinde yer alıyor.

Troas bölgesinde bugün için tek örnek olduğu belirtilen tapınakta Helenistik Çağ Anadolu mimarlığına imzasını atan Mimar Hermogenes'in uyguladığı pseudodipteros (yalancı iki sıralı sütun) plan tasarımı kullanılmış, ön ve arka cephelerinde 8, uzun kenarlarında ise 14'er sütun dizisi bulunuyor.

Smintheion Antik Kenti'nde bulunan tapınakta mermer bloklarla döşenen kutsal alanda pronaos (kutsal ön oda), naos (kutsal oda) ve opisthodomos (arka oda) olmak üzere 3 oda, naosta Paroslu heykeltıraş Skopas'ın yaptığı ve 110 santimetrelik bacak parçası bulunan, tanrı Apollon'un heykeli yer alıyor.

Kaynaklarda, ünlü coğrafyacı ve seyyah Strabon'un 2 bin yıl önce yazdığı ''Geographica'' adlı kitapta, kenti Yunanistan'dan gelen İonlar kuşattığı zaman, gece topraktan çok miktarda tarla faresinin çıkarak askerlerin silah ve teçhizatlarının deri kısımlarını kemirip kopardıkları ve bu yüzden kenti kuşatan İonların savaşı kaybettiğini yazdığı ve Lekton halkının minnet göstergesi olarak bu tapınağı inşa etmiş olabileceği belirtiliyor.

Bölgede ilk kazıların 1866 yılında başlatıldığı, ara verildikten sonra 1984 yılında yeniden başlatılan kazı ve restorasyon çalışmalarının sürdürüldüğü kaydediliyor.


Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mithat Atabay, Mustafa Kemal’in, 26 Mart 1913 tarihinde çıktığı askeri inceleme gezisi sırasında Truva Antik Kentine de bir ziyaret gerçekleştirdiğini açıkladı.

ÇOMÜ öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mithat Atabay, Mustafa Kemal’in, tuttuğu küçük not defterinden birinde, Truva’yı ziyaretinden bahsettiğini söyledi. Bu bilgiyi, 2010 yılı içinde ‘Çanakkale 1915 Mustafa Kemal Atatürk ve Modern Türkiye’ konulu sempozyumda tebliğ olarak da sunduklarını hatırlatan Yrd. Doç. Dr. Mithat Atabay, yaptığı incelemelerde, Mustafa Kemal Atatürk’ün Gelibolu Yarımadasına karadan ve denizden yapılacak genel bir saldırı için 26 Mart 1913 yılında askeri inceleme gezisine çıktığını açıkladı. Atatürk’ün 32 tane küçük not defteri bulunduğunu belirten Atabay, “Mustafa Kemal, bu defterleri Harp Okulundan başlamak üzere 1932 yılına kadar tutmuştur. Bu defterlerin 14 tanesi yayınlandı. 23 tanesi ise ATESE Başkanlığında, 8 tanesi Anıtkabir Müzesi’nde, 1 tanesi de Cumhurbaşkanlığı arşivinde bulunmaktadır. Şuana kadar henüz açıklanmayan bir not defterindeki kısa yazıda, Mustafa Kemal 1913 yılında Truva’yı ziyaret ettiğinden bahsediyor” dedi.

Bu gezide, Mustafa Kemal’in yaveriyle birlikte önce Gelibolu Yarımadası’na geldiğini belirten Yrd. Doç. Mithat Atabay, “Mustafa Kemal ilk olarak Bolayır’a gelmiş. Ortaköy Tayfur üzerinden Karainebeyli, Kumköy, Yalova, Akbaş ve Sestos’a geçmiştir. Güzergah üzerinde Büyük İskender’in ordusunu geçirdiği yeri incelemiş ve notlar almıştır. Sonra Bigalı Kalesi’nde öğle yemeğini yemiş ve Maydos’a (Eceabat) geçmiştir. Kilitbahir Köyü’ndeki Namazgah Tabyasının durumunu inceledikten sonra 26 Mart 1913 tarihinde akşam Kirte’de kaldı. Ertesi gün Seddülbahir Kalesine geldi. Bir tekne ile Anadolu yakasına geçti. Büyük İskender de buradan geçmişti zaten. Orhaniye Tabyasına uğradı. Yer değirmenlerini geçerek Yenişehir’e geldi. Aşil’in mezarı olarak bilinen yere baktı. Ardından Truva’ya gelmiş ve harabeleri gezmiş. Küçük not defterine notlar almış. Mustafa Kemal, bu askeri inceleme gezisi sırasında Büyük İskender’in savaşı nasıl gerçekleştirdiğini ve nasıl başarıya ulaştığını, coğrafi açıdan nasıl bir konuma sahip olduğunu çok iyi bildiği görülmekte ve Kolordusu’nun da harekat tarzı ve planlamasını bu örneği dikkate alarak sonuçlandırmak istediği görülmektedir. Mustafa Kemal 28 Mart 1913 tarihinde yeniden Gelibolu Yarımadası’na geçmiştir. Ziyaretten anlaşılan, Mustafa Kemal’in, 1915 yalında Çanakkale Kara Savaşları başladığı sırada Gelibolu Yarımadası’nın savunma sistemiyle ilgili ortaya koyduğu düşüncelerin daha 1913 yılında şekillendiğine bir örnek teşkil eder. Bu konu şimdiye kadar hiç dikkate alınmamıştı” dedi.

ÇOMÜ Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi ve Truva kazı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan ise, Truva Savaşı ile Çanakkale Savaşı arasında büyük benzerlikler olduğunu söyledi. Aslan, “Truva Savaşı’na baktığımızda, Truva’yı Akhalılara karşı savunmak için Anadolu’dan gelen güçleri görüyoruz. Anadolu birliği var. Aynı savunma tarzını ve dayanışmayı Çanakkale Savaşları’nda da görüyoruz. Anadolu’nun her köşesinden insanlar bu bölgeyi savunmaya geliyorlar. Truva Savaşı’nın, Anadolu Birliği’nin sembolü, komutanı Hektor, Gelibolu’daki dayanışmanın, savunmanın en önemli ismi de Atatürk” dedi.

Doç. Dr. Rüstem Aslan şöyle devam etti: “Biz Truva’yı politik anlamda değerlendirdiğimizde doğunun batıya karşı, batının doğuya karşı verdiği bir savaş gibi görüyoruz. Tarihsel bir devamlılık söz konusu. Bu devamlılığı hep biz Fatih Sultan Mehmet’e kadar getiriyorduk. Stratejik açıdan önemli bu yerin tarihsel algılamasının Atatürk’e kadar devam ettiğini anlıyoruz. Atatürk askeri stratejik açıdan İlyada destanından, Truva Savaşı’ndan dersler çıkarıyor. Stratejik anlamda yeni sonuçlar ortaya çıkartıyor. Bunu Çanakkale savunmasında da bir şekilde uyguluyor. Belki bu ziyaret Atatürk için çok önemli olmayabilir. Fakat Truva için, buraya ziyaret eden tarihsel askeri kişilikler açısından çok önemli bir ziyaret. Truva Savaşını bilmeden Çanakkale Savaşlarını algılayamazsınız. Çanakkale Savaşları’nı algılayamadan Truva Savaşı’nı anlamlandıramazsınız. Çanakkale Savaşları Korfmann’ında söylediği gibi son Truva Savaşı’dır. İki savaş arasında çok önemli benzerlikler vardır sonuçlar açısından. Atatürk’ün Truva’yı ziyareti de bize bunu çok açık şekilde göstermektedir.”


İÇDAŞ sponsorluğunda Biga kemer Köyünde bu yıl 6.sı yapılan Parion kazılarnda 2010 sezonu tamamlandı.

2010 kazılarında ortaya çıkarılan eserler Kazı Başkanı Prof.Dr. Cevat Başaran tarafından basına yapılan sunumla tanıtıldı.Gerek yerel,gerekse ulusal basından çok sayıda basın kuruluşunun katıldığı gezi ve basın toplantısında, Prof.Dr. Cevat Başaran :”2010 kazılarında ortaya çıkan buluntular hem bu kazılar,hem de gelecek için büyük heyecan ve umut yarattı.Gerek bulunan define, gerek gladyatör heykeli Parion’da ortaya çıkarılacak muhteşem buluntular olduğunu ortaya koyuyor.Bu kazılarda bize sponsorluk yapan ve her konuda büyük destek sağlayan İÇDAŞ’a ve genel müdürü sn.Bülend Engine içtenlikle teşekkür ediyorum” dedi.
Kazı sahasının gezilmesi sonrası İÇDAŞ tesislerini de inceleyen basın mensuplarına, İÇDAŞ Genel Müdürü Bülend Engin’in katılımıyla Parion’dan, demir-çelik sektörüne kadar bir çok konuda basın mensuplarının sorularına cevap verildi.
İÇDAŞ’ın Kemer Köyüne okul yapma girişimiyle ortaya çıkan Parion antik kentinde yaşanan gelişmelerin kendilerini çok mutlu ettiğini belirten Engin:”Ardahan’dan Edirne’ye kadar bu ülkenin hizmetindeyiz.Ancak büyük düşünerek gelişebiliriz.Çanakkale sahip olduğu potansiyel zenginlikleri gün ışığına çıkarmalı, Gelişme potansiyelini yatırımlarla realize etmeli,Küçük olsun benim olsun değil,büyük olsun ülkemin olsun diyebilmeliyiz” dedi.


Apollon ve Athena’nın kutsal topraklarında süren Gülpınar ve Behramkale kazıları, Troya Savaşı’nın gerçek hikâyesini günışığına çıkarıyor. Müzik ve sanatın her alanını destekleyen Efes Pilsen, arkeolojik bulguların çıkarılmasına da 15 yıldır katkı sağlıyor. Efes Pilsen ayrıca Assos’ta bu yıl ilk defa düzenlenen Assos Athena Festivali’nin de destekçisi oldu.

Efes Pilsen, Gülpınar ve Behramkale’de arkeolojik bulguların günışığına çıkarılmasına 15 yıldır destek veriyor. Homeros’un İlyada Destanı’nda anlatılan Troya Savaşı’nın geçtiği Çanakkale’de iki önemli kazı alanı olan Gülpınar ve Behramkale’ye 15 yıldır verdiği destekle Efes Pilsen, savaşa ait gerçek hikayeyi de içeren bulguların ortaya çıkmasını sağlıyor.

Efes Türkiye Halkla İlişkiler Müdürü Durul Candemir, “Efes Pilsen, spora, turizme, sanata ve müziğe katkısını yıllardır sürdürüyor. ‘Gelecek Turizmde’ sloganı altında topladığımız, Efes Pilsen Turizm Eğitimleri’ni ve Çoruh Vadisi merkezli başlattığımız Doğu Anadolu Turizm Geliştirme Projesi’ni 2007 yılından bu yana yürütüyoruz. Arkeoloji de destek olduğumuz çok önemli bir alan. Bu bölgede gerçekleştirilen kazılarda bulunan her parça Anadolu'nun hangi medeniyetlere ev sahipliği yaptığını gözler önüne seriyor. Biz daha önceki yıllarda da bölgede yapılan birçok festivale destek olmuştuk. Bölge turizminin gelişimi için önemli gördüğümüz ve bu yıl ilk kez düzenlenen Assos Athena Festivali’nin de ana sponsoruyuz” dedi.

Apollon ve Athena’nın kutsal toprakları

Gülpınar kazı sorumlusu Prof. Dr. Coşkun Özgünel, bölgenin Troya Savaşı ve gerçek hikâyesi açısından değer taşıyan, Apollon için yapılmış Smintheion Tapınağı’nın günışığına çıkarıldığını belirtiyor. Tamamı 40 bin metrekare olarak tahmin edilen alanın 6 bin metrekaresinde kazı çalışmaları sürdürülüyor. Gülpınar’da M.Ö. 300 yılındaki katmanlara ulaşıldığını söyleyen Özgünel, “Troya Savaşı, Homeros’un İlyada Destanı’na sadık kalınarak, M.Ö. II. Yüzyıl ortalarında inşa edilen Smintheion Tapınağı’ndaki frizlerde olduğu kadar daha önce hiç bu kadar ayrıntılı işlenmemiş” diyor. Friz blogları aynı alanda eskiden A. Şengören’e ait yağhanede sergileniyor. Çanakkale Arkeoloji Müzesi’nde de buradan çıkarılmış iki friz bulunuyor.

Behramkale’den çıkarılan eserler Louvre ve Boston Fine Arts Museum’da da sergileniyor…

Gülpınar’da Troya Savaşı’nın gerçek öyküsünü anlatan 19 friz (taş rölyef) blogu çıkarıldı, Behramkale’de başta Assos Antik Tiyatrosu olmak üzere Antik Yunan’ın yaşam biçimlerini gözler önüne seren kalıntılar elde edildi.

Behramkale’de ise Athena Tapınağı’nı da kapsayan Ören yerinde “Aleksandria Troas” adlı, sosyolojik açıdan değerli ve Antik Yunan’da yaşam şeklini öğrenmek için çok iyi bir kaynak niteliğindeki şehir yerleşkesi bulunuyor. Alan, her yıl binlerce turist tarafından ziyaret ediliyor. 1853’te keşfedilen ve 1866’da kazılmaya başlanan alandan çıkan Herakles Kentaur (at adam), sfenks, boğa, aslan ve ziyafet figürleri içeren frizler dahil bir çok eser günümüzde yurtdışındaki müzelerde sergileniyor. Mozaik parçalarında ise Nike, Eros, terazi, Aphrodite figürleri dikkat çekiyor. Prof. Dr. Nurettin Arslan, “Athena Tapınağı, dünyanın ilgisini çekmeye devam ediyor. Katil, sarhoş ve doğuştan kusurluların Athena Tapınağı alanına girmesi yasakmış. Buradan çıkarılanlar Louvre, Boston Fine Arts Museum, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde Assos Salonu’nda ve Çanakkale Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor” şeklinde konuşuyor.


Biga İlçesi Kemer Köyünde bu yıl altıncısı yapılan antik Parion kazılarında güzel gelişmeler yaşanıyor. Kazı sponsorluğu İÇDAŞ tarafından yapılan kazılarda ortaya yeni çıkarılan buluntularla tarihin sayfaları aydınlanırken, ülkemizin tanıtımına katkı sağlayacak bir antik kent gün ışığına kavuşuyor.

Atatürk Üniversitesi Arkeoloji bölüm Başkanlığınca yürütülen kazılarda sponsor firma İÇDAŞ tarafından yapılan Parion Kazı Evi, 13 Temmuz Salı günü törenle açıldı.
Törene Biga Kaymakamı bahir Altunkaya, Biga Belediye Başkanı Mehmet Özkan ve İÇDAŞ Genel Müdürü Bülend Engin’in yanı sıra Çanakkale Arkeoloji dünyasından birçok ilgili ve halkta katıldı.

Törende söz alan Kazı Başkanı Prof.Dr. Cevat Başaran Parion’un binlerce yıllık güneşe özleminin bu kazılarla biteceğini belirtti.
Biga Kaymakamı Bahir Altunkaya, Müze Müdürü Ömer Özden ve diğer konuşmacılar: “İÇDAŞ’ın yatırımlarıyla bölgemiz sınai gelişimi yaşadı.Sınai gelişim beraberinde, Biga ve Kemer’de yapılan okullar, 270 öğrencimize başarı bursuyla eğitimde gelişimi getirdi.Karabiga Yelken okulu ve amatör kulüplere yapılan katkılarla sportif gelişimi yaşıyoruz.Bölgede yapılan örnek besi çiftliği ve meyve bahçeleri,
çevre köylere yapılan katkılarla zirai ve sosyal gelişimde anlamlı bir gelişim içinde.Ve bugün Parion kazı evi açılışıyla Parion kazıları çağdaş koşullarda yapılma gelişiminde.” Dediler.

Yapılan konuşmaların ardından kazı evinin açılışı gerçekleştirdi.Kazı evini beğeniyle inceleyen yetkililer 100 kişinin konaklayarak çalışma olanağına sahip olacağı bu modern Kazı Evi’nin Parion kazıları için önemli bir kazanım olduğunu belirttiler.daha sonra Parion’da bu yıl ortaya çıkarılan Odeon açması ile Anfi tiyatro ve roma villa kazısını gezerek kazı yetkililerinden bilgi alan misafirler, bu kazılara verdiği destekten dolayı İÇDAŞ genel Müdürü Bülend Engin’e teşekkür ettiler.


Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı Kumburun köyü yakınlarında 11 yıl önce deniz kıyısında bulunan fosilin, Troya mitolojisinde yer alan ''Troya Canavarı'' olduğu iddia edildi.

Ekibiyle zorlu bir yolculuğun ardından fosilin bulunduğu bölgeye ulaşan Troya Kazı Heyeti Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan, yaptığı açıklamada, bu yıl yaz aylarında Troya Antik Kenti ile Bozköy-Hanaytepe ve çevresinde yüzey araştırması başlattıklarını söyledi.
Tübingen Üniversitesi ile birlikte gerçekleştirilen bu çalışmanın Tunç Çağı'nda Troya ve çevresindeki yerleşim sisteminin anlaşılmasına yönelik olduğuna işaret eden Doç. Dr.Aslan, araştırmanın ilerleyen safhalarında oldukça ilginç bir veriyle karşılaştıklarını belirtti.
Ezine'nin Kumburun köyü yakınlarında 11 yıl önce bir fosil bulunduğunu anımsatan Doç. Dr. Aslan, fosile oldukça yakın bir bölgede bulunan Beşik Koyu bölgesinde eski Troya Kazı Başkanı Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann'ın, 1982-1987 yılları arasında kazı yaptığını ve burada son Tunç Çağı'na ait bir mezarlık bulduğunu ifade etti.
Bölgede, Troya-1 ile Troya-6 dönemine kadar bir yerleşim yeri olduğunun bilindiğini kaydeden Doç. Dr. Aslan, ''Troya Antik Kenti'nden 4-5 kilometre uzaktayız, ancak Troya'nın etkisi buralara kadar geliyor. Yapılan çalışmalar artık bize Beşik Koyu'nun, Troya'nın limanı olduğunu gösteriyor'' dedi.
Doç. Dr. Aslan, Troya'ya yakın bir bölgede fosil buluntusunun anlamının ne olabileceği konusunda kendisine sorular sorduğunu ve soruların bir anlamda sonucuna ulaştığını bildirdi.
Fosilin kaya üzerindeki dişlerinin, milattan önce 6. yüzyılda bulunan ve üzerinde Herakles'in Troya Prensesi Hesione'yi Troya Ketosu'ndan (Canavar) kurtarma sahnesinin anlatıldığı betimlemeye oldukça benzediğine dikkati çeken Doç. Dr. Aslan, ''Özellikle fosil buluntularıyla en az 4 bin 500 yıllık Troya mitolojisinin oluşum evrelerinin yeniden anlatımında, Homeros dönemi ile bu dönemden önce, insanlarının mitolojiyle bütünleştirip, birleştirip yeniden yorumladıklarını artık daha net bir şekilde anlayabiliyoruz'' diye konuştu.
Doç. Dr. Aslan, son 20 yılda Troya Antik Kenti ile ilgili yapılan araştırmaların, özellikle Manfred Osman Korfmann'ın kazıları ve diğer Homeros uzmanlarının çabalarıyla Troya Savaşları'nın anlatıldığı İlyada Destanı'nın hayal ürünü olmadığının ortaya konduğunu, gerçek, öz ve bazı doğa özelliklerinin Troya mitolojisini biçimlendirip, bugüne kadar getirdiğini kaydetti.

ARKEOLOG KÖRPE
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) öğretim görevlisi arkeolog Reyhan Körpe ise yapılan araştırma ve incelemelerin ardından, söz konusu fosilin 15 ile 35 milyon yıllık olduğunun belirlendiğini söyledi.
Bu yıl bölgede Rüstem Aslan ile yeni bir çalışma başlattıklarını bildiren Körpe, özellikle 1998 yılından sonra yurt dışındaki kütüphane çalışmalarında fosille ilgili geniş çaplı araştırma yaptığını ifade etti.
Körpe, fosilin bölgede yaklaşık 3 bin yıldan beri görüldüğünü ve insanlar tarafından bilindiğini belirlediğini belirterek ''Birçok antik kaynakta zaten bu fosilden ve bölgede çıkan fosillerden bahsediliyor. Bununla ilgili derinlemesine yaptığımız çalışmalarda, Troya bölgesindeki insanlar tarafından görüldüğü ve Troya mitolojisine girdiği anlaşıldı'' dedi.
Çeşitli vazo resimlerinde bu fosilin Troya Ketosu (Canavarı) olarak anladırıldığını savunan Körpe, şu bilgileri verdi:
''Antik kaynaklardan birisi, bu bölgeden bahsederken burasının antik adı olan Agammia'yı veriyor. Agammia'da, Troya mitolojisinde geçen Herakles'in Troyalı Prenses Hesione'yi kurtarması olayının burada geçtiğini söylüyor. Bu, mitolojide antik vazoda enteresan bir şekilde resmedilmiş. Bahsedilen bu canavar, kayadan çıkan bir fosil kemiği gibi gösterilmiş. Bu da antik kaynakların bahsettiği Troya mitolojisine giren, Troya Ketosu'nun bizim bu fosil kemikleri olduğunu gösterdi. Herakles'in Troyalı Prenses Hesione'yi kurtarmasının resmedildiği antik vazodaki canavar, bu fosildir.''
Körpe, fosilin ve bölgenin Çanakkale'nin en önemli kültür ve tabiat varlıklarından birisi olduğunu, bu nedenle çok kısa sürede koruma altına alınması gerektiğini söyledi.


Truva antik kentindeki arkeoloji kazılarında, Truva savaşlarına ışık tutacak çok önemli iki insan iskeleti bulundu. Aşağı kentin savunma hendeğinde iskeletleri bulunan bir kadın ve bir erkeğin Truva Savaşı’nın kurbanları olabileceği belirtildi.

Truva Antik Kenti’nde bu yılki kazılar tamamlandı. Bu yılki Kazılarda aşağı kentteki savunma hendeğinin güney girişinden sonraki devamını tespit edilmeye çalışıldı. Kazılar sırasında savunma hendeğinin hemen üstünde bulunan bir kadın ve bir erkeğe ait iskeletler kazı ekibini heyecanlandırdı.
Kazıların başkan yardımcısı, Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rüstem Aslan, bu insanların Truva Savaşı’nın kurbanları olabileceğini söyledi.
Doç. Dr. Rüstem Aslan’ın verdiği bilgiye göre kaleden 350 metre uzaklıktaki aşağı kentteki savunma hendeği, Truva 6 dönemine yani Son Tunç Çağı dönemine ait. Yeni doğmuş çocuğuyla birlikte ya da dokuz aylık hamileyken gömülen kadın ile erkeğin iskeletleri de bu hendeğin hemen üzerinde bulundu:
“Önemli olan bu iskeletlerin Truva Savaşı dönemine denk geliyor olması. Truva’da M.Ö. 1180’lerdeki tahribatlar dönemine denk gelen gömüler bunlar. Bu insanlar aceleyle, çok özen gösterilmeden hendeğin iç tarafına gömülmüş. Kemik analizleri ve tarihlemeler devam ediyor. Birkaç hafta içinde hem tarihlenmesini, hem de iskeletlerin yaşlarını ve diğer özelliklerini öğreneceğiz. Eğer tahminlerimiz doğruysa, Truva Savaşı’nın aşağı kentteki ilk kurbanlarını bulduk diyebiliriz.”
Doç. Dr. Aslan, aynı döneme ait bir iskeletin de Korfmann dönemi kazılarında kalenin hemen yanında bulunduğunu anlattı ve ekledi:
“Kalenin batı girişinin yakınlarında M.Ö. 1180’lere denk gelen bir tahribat tabakası vardı. Yangın ve yıkımın olduğu bir tahribat tabakasında, Batı Kapısı’na giden yolun hemen kenarında yine aceleyle ve özensiz bir şekilde gömülmüş bir iskelet bulunmuştu. Ama kalenin bu kadar dışında ve savunma hendeğinin hemen dibinde iki gömünün bulunması bir ilk. Önümüzdeki yıllarda aşağı kent çevresinde kazı çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Burası bir mezarlık mı, yoksa döneminin tahribat tabakasına ait iskeletler mi, yani Truva Savaşı’nın kurbanları mı bunu daha net söyleyebileceğiz.”

Yerle bir edilmişti
Truva Antik kenti kazıları, Çanakkale’de merkeze bağlı Tevfikiye köyü sınırları içinde kalan arazide sürdürülüyor. Homeros’un ünlü İlyada ve Odysseia destanlarında adı geçen Truva kenti, M.Ö. 3 binlerde kuruldu. Önemli ticaret yollarını kontrol eden kent ve efsanevi surları pek çok kez saldırıya uğradı. M.Ö. 1100’lerdeki büyük yıkım ve yangının ardından tepe yüzyıllarca ıssızlığa büründü.
Homeros meraklısı Alman arkeolog Heinrich Schliemann, Truva olduğuna inandığı bölgeyi 1870’te kazdı. 1873’te bulduğu hazineyi Almanya’ya kaçırdı. Satamayınca Berlin Etnoloji Müzesi’ne bağışladı. Hazine 2. Dünya Savaşı’nda Rusya’ya götürüldü. 1993’te Rusya hazinenin Rusya’da olduğunu ve insanlığa ait olduğunu açıkladı. ‘Hazine’nin bugün bütün dünyaya saçıldığı sanılıyor.


Beş bin yıllık geçmişe sahip antik kentte kazılara yeniden başlandı. Prof. Pernicka, “Truva’nın 25 hektara kurulu olduğu sanılıyordu. Bulduğumuz hendek, 35 hektar olabileceği fikrini veriyor” dedi

Çanakkale Merkez’e bağlı Tevfikiye Köyü’ndeki 5 bin yıllık geçmişe sahip Truva Antik Kenti’nde yeni dönem kazıları başladı. Almanya Tübingen Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Ernst Pernicka’nın başkanlık ettiği, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Rüstem Aslan’ın başkan yardımcısı olarak görev aldığı kazılara, farklı ülkelerden 50 uzman ve 15 işçi katılıyor.
Prof. Manfred Osman Korfmann’ın 2005’te vefatından sonra bayrağı devralan Prof. Pernicka, Truva’nın ne kadar büyük olduğuna dair fikir verecek aşağı kentin savunma hendeğinde üç yıl önce başlattıkları çalışmaya bu yıl da devam edeceklerini söyledi. Prof. Ernst Pernicka, şöyle dedi:
“Geçen yılki kazılarda jeomanyetik sonuçlara göre savunma hendeğinde giriş tespit etmiştik. Bu sene girişin ayrıntılarını incelemeye çalışacağız. Bu, şu açıdan önemli: 2008’de iç taraftaki hendeğin Truva 6 döneminde kapatıldığı, nedeninin de artık aşağı kentin daha büyümesi gerektiği için hendeğin dışarıya doğru uzaması fikri olduğu çıkmıştı. Bu bize kentin o dönemlerde gücünü devam ettirdiğini gösteriyor.
Savunma hendeğindeki üçüncü giriş, buradaki kentleşmeyle ilgili planın çok önceden düşünüldüğü, tasarlandığı ve o kadar basit bir sistem olmadığını ortaya koyuyor. Bu da organize olarak planlanmış büyük bir kentin varlığını kanıtlıyor. Korfmann döneminde Truva’nın 25 hektarlık alana kurulu olduğu sanılıyordu. Ama şimdi bu savunma hendeği bize kentin sanıldığından daha büyük, yaklaşık 35 hektar olabileceği fikrini veriyor.”

Turizm patlayacak

Manfred Osman Korfnmann’ın 20 yıl süren çalışmalarını da yaygınlaştırmaya çalışacaklarını belirten Prof. Pernicka, “Bundan sonra yeni bir dönem başlayacak. Umuyorum ki, yapılma aşamasına gelen Truva Müzesi’yle ilgili olacak. Truva Müzesi, Prof. Korfmann’ın uzun yıllar önce ortaya attığı fikirdi. Bununla ilgili somut gelişmelerin olduğu bize ulaştı.
Bu müze şu açıdan önemli: Truva’da çok güçlü savunma duvarları var. Ancak, ev ve konut yapılarıyla ilgili elimizde önemli buluntular yok. Bunları müzede ziyaretçilere anlatmak, pedagojik olarak filmlerle, çizimlerle aktarmak daha etkili olacak. Bu durum Truva turizminin öne çıkmasını da sağlayacak” diye konuştu.


TROYA'DAN DAHA ESKİ YERLEŞİM MERKEZİ BULUNDU

Çanakkale'de 5 Bin Yıl Önce Kurulduğu Düşünülen ve Türkiye'deki En Eski Yerleşim Merkezlerinden Kabul Edilen Troya Antik Kenti'nden Daha Eski Bir Yerleşim Yeri Bulunduğuna Dair Kanıtlar Elde Edildiği Bildirildi.

Çanakkale'de 5 bin yıl önce kurulduğu düşünülen ve Türkiye'deki en eski yerleşim merkezlerinden kabul edilen Troya Antik Kenti'nden daha eski bir yerleşim yeri bulunduğuna dair kanıtlar elde edildiği bildirildi.
Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar beldesinde yer alan Smintheion Antik Kenti'nde Prof. Dr. Coşkun Özgünel başkanlığında yürütülen ''Apollon Smintheus'' kutsal alanı kazıları sırasında, antik çağ kalıntıları altında, antik Troas bölgesinin ilk yerleşim köylerinden biri ortaya çıkarıldı.
Kazı heyetinde görevli Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Turan Takaoğlu, buluntular sayesinde Troya'dan daha eski bir köy yerleşim merkezinin bölgede yer aldığını tespit ettiklerini söyledi.

Doç. Dr. Takaoğlu, yaklaşık 7 bin yıl önce iskan edildiği anlaşılan köyün en önemli özelliğinin bölgede daha önce bilinmeyen yeni bir seramik geleneğinin varlığını göstermesi olduğunu bildirdi.

Seramikler arasında en ilgincinin dinsel amaçlı kullanıldığı düşünülen, tutamağı gözü yaşlı ağlayan bir insanı sembolize eden parça olduğunu ifade eden Takaoğlu, ''Gözü yaşlı insan betimli seramiğin bugüne kadar benzeri bulunmadı. Bu seramik o tarihte büyük bir olasılıkla cenaze töreni sırasında kullanılmış. Gün yüzüne çıkan bu değerler, Troya öncesi kültür tarihi konusunda önemli bilgiler sunmaya devam edecek gibi görünüyor'' dedi.

Doç. Dr. Takaoğlu, kazıda çıkarılan eserlerin sergilenmek üzere Çanakkale Arkeoloji Müzesi'ne teslim edildiğini sözlerine ekledi.

Kazı alanındaki köy yerleşim alanında 7 bin yıl önce iskan edildiği anlaşılan Apollon Smintheus Tapınağı, eski adıyla Külahlı olarak bilinen Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar beldesinin kuzeybatısı ile kuzeydoğusu arasında kalan vadinin başlangıç eteklerinde, Bahçeleriçi mevkisinde yer alıyor.

Troas bölgesinde bugün için tek örnek olduğu belirtilen tapınakta Helenistik Çağ Anadolu mimarlığına imzasını atan Mimar Hermogenes'in uyguladığı pseudodipteros (yalancı iki sıralı sütun) plan tasarımı kullanılmış, ön ve arka cephelerinde 8, uzun kenarlarında ise 14'er sütun dizisi bulunuyor.

Smintheion Antik Kenti'nde bulunan tapınakta mermer bloklarla döşenen kutsal alanda pronaos (kutsal ön oda), naos (kutsal oda) ve opisthodomos (arka oda) olmak üzere 3 oda, naosta Paroslu heykeltıraş Skopas'ın yaptığı ve 110 santimetrelik bacak parçası bulunan, tanrı Apollon'un heykeli yer alıyor.

Kaynaklarda, ünlü coğrafyacı ve seyyah Strabon'un 2 bin yıl önce yazdığı ''Geographica'' adlı kitapta, kenti Yunanistan'dan gelen İonlar kuşattığı zaman, gece topraktan çok miktarda tarla faresinin çıkarak askerlerin silah ve teçhizatlarının deri kısımlarını kemirip kopardıkları ve bu yüzden kenti kuşatan İonların savaşı kaybettiğini yazdığı ve Lekton halkının minnet göstergesi olarak bu tapınağı inşa etmiş olabileceği belirtiliyor.

Bölgede ilk kazıların 1866 yılında başlatıldığı, ara verildikten sonra 1984 yılında yeniden başlatılan kazı ve restorasyon çalışmalarının sürdürüldüğü kaydediliyor.


Çanakkale Valiliği-Belediye-Üniversite-Rotary Kulübü ortak organizasyonuyla kentin seramik kimliğini yeniden ele alıp yaşatmak adına başlayan çalışmalar kapsamında “ Seramik Şehri Çanakkale Projesi” Konsey toplantısının 1.si ÇOMÜ’de gerçekleşti. Projenin yürütücüsü Prof. Dr. Erdinç Bakla, Troya’dan günümüze kadar gelen seramiklerin büyük bölümünün sergilenemeyip İstanbul Arkeoloji Müzesinin bodrumunda saklandığını, Çanakkale’ye kurulacak müzeye taşınmasının en büyük arzusu olduğunu söyledi.

Çanakkale Valiliği-Belediye-Üniversite-Rotary Kulübü ortak organizasyonuyla kentin seramik kimliğini yeniden ele alıp yaşatmak adına başlayan çalışmalar kapsamında “ Seramik Şehri Çanakkale Projesi” Konsey toplantısının 1.si  ÇOMÜ’de gerçekleşti. 1960’lı yıllara kadar var olan ve kendisinin de bir dönem staj yaptığı seramik fırınlarına günümüz Çanakkale’sinde rastlanmadığını belirten Prof. Dr. Bakla, seramiğin Çanakkale için vazgeçilmez bir kültür olduğuna vurgu yaptı. Çanakkale adının seramikten alındığını hatırlatan Bakla, seramik yapımının sadece yakın tarihte değil Troya döneminden bunaya Çanakkale ile anıldığını belirterek “Tarihsel önemi bulunan Çanakkale seramiğini yaşatmak Çanakkale değerlerine sahip çıkıp yaşatmak ile eşdeğerdedir” dedi. ÇOMÜ Troya Kültür Merkezinde gerçekleşen toplantıya Vali Orhan Kırlı, Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, ÇOMÜ Rektörü Ali Akdemir, Kale Şirketleri Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Bodur Okyay, C. Başsavcısı İlmettin Köklü, Çanakkale Defterdarı Sacide Şakar, sivil toplum kuruluşları yönetici ve temsilcilerinin yanı sıra Yeditepe, mimar Sinan, Hacettepe ve Işık Üniversitelerinden öğretim üyeleri ve İstanbul’da yerleşik bulunan seramik antika ve müzayedecileri de katıldı.

Seramik duygusallığı

Toplantının açılış konuşmasını yapan ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Ali Akdemir, seramik sanatının duyguları ifade eden özellikler taşıdığını, duygusallığın günümüzde hem incelik hem de maddiyat olarak tanımlandığını belirterek “O yüzden ki; seramik her iki açıdan da bizim için duygusallığı yansıtıyor” dedi. Akdemir, ÇOMÜ olarak Seramik Şehri Çanakkale Projesi Konsey toplantısına ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.

Bizi Bakla uyandırdı

Çanakkale’nin seramik özelliğinin yüzyıllardır biline geldiğini ancak teknolojik değişim sonucu birçok meslek gibi seramik imalatının da Çanakkale’de erozyona uğrayıp unutulduğunu belirten Belediye Başkanı Ülgür Gökhan “Yıllardır uyuduğumuz, unuttuğumuz seramik rüyasından bizi sayın Prof. Dr. Erdinç Bakla uyandırdı” dedi. Çanakkale toprağının seramik özelliğine dikkati çeken Gökhan “Her gün üzerine basıp çiğnediğimiz toprağın farkına da sayın Bakla’nın uyandırmasıyla vardık. Ne yazık ki; Troya’dan günümüze gelen bu özelliği yaşatamadık ama bugün burada seramik sanatını yaşatmak adına bir arada olmamız gurur verici. Ben bunu kentin belediye başkanı olmanın ötesinde birey olarak da çok önemsiyorum” dedi.

Valilikten destek

Vali Orhan Kırlı’da yaptığı konuşmada; Seramik Şehri Çanakkale Projesinin mimarı Prof. Dr. Erdinç Bakla’nın bir kentli olarak daha önce yaşadığı toprakların kültürüne sahip çıkma adına çok önemli bir misyon yüklendiğini belirterek geliştirilen projeye Valilik olarak her türlü desteği vermeye hazır olduklarını söyledi. Yapılan konuşmalar sırasında Çanakkale’ye Seramik Müzesi kurulmasının enaz Troya Müzesi kadar önemli olduğu, şehir içinde belediyenin katkılarıyla geçici olarak oluşturulacak müzenin yanında Troya Müzesi içersinde de Seramik müzesinin yer almasının turizm açısından büyük önem arz ettiği kaydedildi.


Truva Hazineleri: Alman arkeolog Schliemann'ın 1869-1871 yıllarında yaptığı kazılarda bulunan hazine, Osmanlı makamlarının izni olmadan kaçırılmıştı.
TRUVA HAZİNELERİNİ GERİ GETİRME UMUDU

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, yurt dışına kaçırılan eserlerin ait oldukları topraklara dönmesi ve buralarda sergilenmesi gerektiğini belirterek, "Hemen gelecek yıl bunları çözebiliriz dersem belki abartmış olurum. Ama bu konuda daha dikkatli politikalar ile ülkelerle ilişkilerimizi zedelemeden ama bir ölçüde yaptırım boyutu olan yeni yaklaşımlar geliştirmeye çalışacağız" dedi.

Günay, Türkiye'den kaçırılan eserlerin bulunduğu ülkelerin büyükelçileri kendisini ziyarete geldiğinde, bu konuyu gündeme getirdiğini söyledi. Büyükelçilere, Türkiye'nin konuya ilişkin "dikkatini, duyarlılığını ve haklılığını anlatmaya çalıştığını" belirten Günay, "Biz bu konuda, ülkelerle ilişkilerimizi zedelemeden bazı yaptırımlar, bazı dikkat belirtileri geliştirmeye çalışıyoruz. Çok önceki yıllarda Türkiye'den çıkarılmış çok önemli varlıklar var. Bunların tartışmaları yıllardır sürüyor. Bu konuda daha dikkatli politikalar, daha ilişkilerimizi zedelemeden ama bir ölçüde yaptırım boyutu olan yeni yaklaşımlar geliştirmeye çalışacağız."

Bakan Günay, yurt dışına kaçırılan tarihi eserlerin ait oldukları topraklara dönmesi ve buralarda sergilenmesi gerektiğini belirterek, dünyada kültürel varlıklar konusundaki kuralların da bu şekilde olduğunu hatırlattı. "Ama ne yazık ki geçmiş yıllarda, 20. yüzyılın başlarında, özellikle Ortadoğu'da batılı ülkeler büyük bir talan gerçekleştirmişler. Birinci ve İkinci dünya savaşları da buna vesile olmuş. Bu bölgelerde savaşılırken bir yandan da ciddi arkeolojik soygun yapılmış. Şimdi bunların iadesini sağlamaya çalışıyoruz ama galiba biraz daha uğraşacağız" diye konuştu.


TROİA, KÜTÜPHANE TURLARIYLA TANITILIYOR

Çanakkale'nin Tevfikiye köyü sınırları içinde bulunan Troia Antik Kenti, "Korfmann Kütüphanesi Ziyareti" ile tanıtılıyor.
Yaklaşık 2 yıl önce hayatını kaybeden Troia Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann'ın adının verildiği "Korfmann Kütüphanesi" yeni bir misyon üstlendi.

Çanakkale-Tübingen Troia Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Enver Sadık Yılmaz, yaptığı açıklamada, Troia Antik Kenti'ni tanıtmak ve gelen yabancı turistlere daha iyi anlatıp, kentte daha fazla konaklamalarını sağlamak için "Korfmann Kütüphanesi Ziyareti"nin, kültür turlarının gezi listesine eklendiğini söyledi.

Yılmaz, 24 Şubatta resmi açılışı yapılan kütüphaneden Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) ile yurt dışındaki çeşitli üniversitelerde öğrenim gören öğrencilerin yanı sıra bilim adamlarının bilimsel çalışmalarda faydalandığını, bunun yanında kente gelen yerli ve yabancı turistlere Troia Antik Kenti'nin kütüphane yardımıyla tanıtılıp, anlatıldığını ifade etti.

Yerli ve yabancı turistlerin, kütüphane ziyareti sırasında Troia kazı heyetinde görev yapan Yrd.Doç.Dr. Rüstem Aslan tarafından bilgilendirildiğini belirten Yılmaz, "Buradaki amacımız, turistleri ve bilim adamlarını Troia konusunda doyurmak ve kentte daha fazla konaklamalarını sağlamaktır. Bu nedenle kütüphane ziyaretini acentelerin tur programlarına işlettik" dedi.

Yılmaz, kütüphanenin açılış tarihinden itibaren 450 kişinin bilimsel anlamda kütüphaneden faydalandığını, 10 binin üzerindeki yabancı turistin ise Korfmann Kütüphanesi'ni ziyaret ettiğini kaydetti.

Çanakkale Belediyesince, 2005 yılında Özelleştirme İdaresinden 53 bin YTL'ye satın alınan eski TEKEL binasının kullanım hakkı, Almanya'da hayatını kaybeden Troia Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann'ın Troia ve arkeoloji konusundaki eserlerinden faydalanılabilmesi için Troia Vakfına devredildi.

Kütüphanede, çoğunluğu Troas olmak üzere, Anadolu, Yakın Doğu, kısmen de Balkan ve Avrupa arkeolojisine ait 6 bin kitap, 10 bine yakın ayrı basım fotokopi ve belge bulunuyor.












http://www.burasicanakkale.com ©  2000  - Bütün hakları Saklıdır.