|
|
Dalgıçlar, dünyada ender körfezlerden olan Saros Körfezi'nde deniz temizliği yaptı. Saros Körfezi'nde yer alan, Çanakkale'nin Gelibolu ilçesine bağlı Güneyli köyünde kurulu Güneyli Su Ürünleri Kooperatifi ve Kadıköy Sualtı Merkezi işbirliğiyle yürütülen çalışma çerçevesinde dalgıçlar Saros Körfezi'nde dalarak kıyıya yakın bölgelerde tespit edilen atıkları sahile çıkardı. Güneyli Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Recep Çelen, denizde kirlilik bulunmadığını, teknelerden düşen çeşitli malzemelerin ya da vatandaşların denize bıraktığı çeşitli atıkların temizlendiğini söyledi. Bölgede geçmişte 300 çeşit balık yaşadığını, bu sayının 120'ye düştüğünü dile getiren Çelen, “Yaşadığımız bu eşsiz güzel yere çok önem veriyoruz” dedi. Çelen, bir süreliğine Saros Körfezi'ne “gır gır” teknelerinin girişinin yasaklanmasının, türlerin korunması açısından büyük önem taşıdığını belirterek, “Böyle bir uygulama sonunda buraların balıkların yumurtlama bölgesi olduğu görülecektir. Böylelikle bölgemiz, Çanakkale Boğazı vasıtasıyla Ege ve Marmara Denizi'ne balık pompalar. Biz bunu her zaman dile getiriyoruz ve bölgeyi temiz tutmak için çaba gösteriyoruz. Saros Körfezi'ne mavi bayrak asacağız” diye konuştu. Deniz temizliğine katılan grubun dalış eğitmeni Sertay Güney ise Saros Körfezi'nde dalış eğitimleri verdiklerini ifade etti. Her hafta sonu 30-40 dalgıcın Güneyli bölgesine dalış yapmak için geldiğini belirten Güney, “Türkiye'nin en güzel dalış yapılacak yerlerinden biri burası. Yaptığımız deniz temizliğinin herkese örnek bir davranış olmasını istiyoruz” dedi. Bu arada, körfezin yılın bazı dönemlerinde, tabanda soğuk su ve yüzeyde sıcak suyun yarattığı akıntılar sayesinde kendi kendini temizlediği belirtildi. Körfezin kendi kendini temizlemesinin genellikle nisan ve temmuz aylarında olduğu kaydedildi.
Ayvacık ilçesinde Esnaf Kefalet Kooperatifi'ne düzenlenen operasyonda, esnafa usulsüz şekilde kredi kullandırdıkları iddiasıyla gözaltına alınan 33 kişiden 12'si çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı. Çanakkale Emniyet Müdürlüğü'nde ifadeleri alınan 33 kişi, Ayvacık'a getirildi. Ayvacık Belediyesi konferans salonunda uzun süre bekletilen zanlılardan kooperatifte çalışan 5 bayan savcılık tarafından serbest bırakıldı. Geri kalan 28 kişi daha sonra yoğun güvenlik önlemleri altında tutuklanma istemiyle Ayvacık Sulh Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi. 12 şüpheli "zimmete para geçirmek", "sahtecilik", "dolandırıcılık", "devleti zarara sokmak ve görevi kötüye kullanmak" suçlamalarıyla tutuklanırken, 16 kişi ise nöbetçi mahkemece serbest bırakıldı. Olayla ilgili olarak Ayvacık Esnaf Kefalet Kooperatifi'nde başkanlık yapan F.S. ve H.E.'nin arandığı açıklandı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı yeni teşvik paketinde yer alan bölgesel yatırımlar ile büyük proje yatırımlarına uygulanacak "yatırıma katkı oranlarının" tasarıdaki haliyle hayata geçirilmesi ve Çanakkale'nin ilçeleri olan Gökçeada ve Bozcaada'nın 4'üncü bölge desteklerinden yararlanması için Gelir Vergisi Kanunu'nda Değişiklik öngören tasarıya iki maddelik bir ekleme yapılacak. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı yeni teşvik paketindeki yatırıma katkı oranların bölgesel bazda yüzde 25'den yüzde 60'a, büyük yatırım projelerinde yüzde 45'ten yüzde 70'e çıkarılabilmesi için hükümet TBMM'de görüşülen Gelir Vergisi Kanunu'nda değişiklik öngören yasa tasarısına önergeyle ekleme yapacak. Ayrıca bölgesel teşvik kapsamında 2'inci bölgede bulunan Çanakkale'nin ilçeleri olan Gökçeada ve Bozcaada'nın 4'üncü bölgeye verilen desteklerinden yararlanabilmesi için de aynı tasarıya bir önergeyle ekleme yapılacak. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı yeni teşvik paketinde yer alan bölgesel yatırımlar ile büyük proje yatırımlarına uygulanacak "yatırıma katkı oranlarının" tasarıdaki haliyle hayata geçirilmesi için TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen Gelir Vergisi Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik öngören kanun tasarısına eklenecek bir maddeyle, daha önce bölgesel yatırımlar için yüzde 25 olarak belirlenen yatırıma katkı oranı yüzde 60'a, büyük proje yatırımlarında ise bu oran yüzde 70'e çıkarılacak. Ayrıca Çanakkale'nin ilçeleri olan Gökçeada ve Bozcaada'nın 4'üncü bölge teşviklerinden yararlanabilmesi için TBMM'de bulunan, torba yasa olarak da nitelendirilen Gelir Vergisi Kanunu'nda değişiklik öngören tasarıya önergeyle bir madde daha eklenecek.
Bozcaada, İntepe ve Gelibolu'da rüzgar santralleri yapan Demirer Holding'in, Ezine'nin Üvecik köyünde kurduğu santralde 11 rüzgar türbini bulunuyor. Holding Enerji Projeleri Koordinatörü Ahmet Araçman, yaptığı açıklamada, inşaatı ağustos ayında başlanan rüzgar santralinde 20,8 megavat kurulu güç bulunduğunu söyledi. Çanakkale'nin, yeni kurulan bu santralle, yılda 70 milyon kilovat saat temiz enerjiye kavuştuğuna işaret eden Araçman, "Küresel ısınmanın hızlandığı, ozon tabakasının inceldiği bir dönemde, bu 20,8 megavatlık santral fosil yakıtla üretilen enerjilerle karşılaştırıldığında 2 milyon 900 bin adet ağaca eşdeğer oksijen tasarrufu sağlıyor" dedi. Araçman, Çanakkale'de yapılan diğer santraller de dikkate alındığında, rüzgar enerjisinin kullanımıyla kentte 10 milyon 790 bin adet ağaca eşdeğer bir orman kurtarıldığını bildirdi. Çanakkale'nin şu anda rüzgâr santrallerinde en yüksek kurulu güce sahip kent olduğunu, yakın bir zamanda Balıkesir ve Manisa'nın da Çanakkale ile yarışır hale geleceğini ifade eden Araçman, şunları kaydetti: "Çanakkale, Bozcaada, İntepe, Gelibolu ve Üvecik'te kurulu bulunan rüzgar santralleriyle yılda toplam 250 milyon kilovat temiz enerji üretilmektedir. 4 kişilik bir ailenin elektronik aletlerle donanımlı bir evde ayda 200 kilovat, yılda 2 bin 400 kilovat elektrik tükettiğini düşünürsek, Çanakkale'de rüzgardan elde edilen elektrikle 104 bin hanenin elektrik ihtiyacı karşılanıyor diyebiliriz."
Eceabat’ta Çınarlıdere mevkiinde 33 dönümlük arazi üzerine kurulacak arıtma tesisin temeli, dün düzenlenen törenle atıldı. İki milyon TL’ye malolan arıtma tesisiyle Eceabat temiz suya kavuşacak. Eceabat Kaymakamı Muhterem İnce, Çınarlıdere mevkiinde 33
dönümlük araziye kurulacak tesisin temel atma töreninde yaptığı konuşmada,
yapılacak tesisle örnek bir ilçe konumuna geleceklerini söyledi. Arıtma
tesisinin daha önce kurulması gerektiğini, ancak maddi imkansızlıklar nedeniyle
geç kalındığını belirten İnce, ''Bu kutsal toprakları en iyi şekilde temiz
tutmak hepimizin görevidir'' dedi.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Bayramiç Meslek Yüksekokulu Genç Girişimciler Topluluğu’nun 2 Nisan 2009 tarihinde Bayramiç Halk Eğitim Merkezinde gerçekleştirdiği “Girişimcilik Üzerine Konuşmalar” konulu panelinin organizasyonunu başarılı bir şekilde gerçekleştiren Genç Girişimciler Topluluğu Başkanlığı ve Kalite İyileştirme Ekipleri Meslek Yüksek Okul Müdürlüğünce tertiplenen yemek ile ödüllendirildi. Yemeğe katılan Bayramiç Kaymakamı Bahattin ATÇI,
Bayramiç Belediye Başkan Vekili İsmail UYAN, Bayramiç Orman İşletme Müdürü Fazlı
KARAKAŞ, İş adamı (ELKA Şirketi Sahibi) Dr. Kemal SÖZEN ve Bayramiç’in önde
gelen girişimcileri davetten duydukları memnuniyeti dile getirerek Girişimciliği
her zaman desteklediklerini belirttiler.
Kuraklığa olan dayanıklılığı ve devlet desteğinin diğer ürünlere oranla daha fazla olması sebebiyle ayçiçek üreticisi Kanola dikimine yöneldi. Gelibolu İlçe Tarım Müdürü Cengiz Candan, bu yıl üretimin artacağını tahmin ettiklerini belirterek, “Kanola ayçiçeğinden daha dayanıklı olduğundan olumsuz iklim koşullarından pek etkilenmiyor. Çiftçide bu sebeple ayçiçek yerine kanola dikimine yöneliyor. Gelibolu’da geçen yıl 30 bin dekarlık alana ekilen Kanola’nın bu yıl 40 bin dekara ulaşmasını bekliyoruz. Gelibolu, Çanakkale’nin buğday ambarı. Şimdi de Kanola’da bu başarıyı yakalayacağız. Karainebeyli, Çokal ve Yülüce’ye kadar Kanola ekili. Yıllık rekolte beklentimiz 12 bin ton” dedi. Geçen yıl serbest piyasada kilosu 70 ile 80 kuruş arasında satıldığı belirtilen Kanola’nın bölgede ortalama veriminin ise dönüm başı 350 kilogram olduğu da belirtildi.
Sabancı-Verbund ortaklığı olan Enerjisa, Ezine İlçesi Mahmudiye beldesinde gerçekleştirilecek olan 30 MW kurulu gücündeki Enerjisa Çanakkale Rüzgar Santralı'nın anahtar teslim yapımı için Siemens AG ve Siemens A.Ş konsorsiyumunu tercih etti. Yenilenebilir enerji yatırımları kapsamında önemli bir adım
atan Enerjisa, 2010 yılında hizmete sokacağı Enerjisa Çanakkale Rüzgar Santralı
ile yılda 90 GWh enerji üretecek ve karbon salınımını 50 bin ton azaltarak,
çevrenin korunmasına katkıda bulunacak. Enerjisa'nın 2015 yılına kadar 5 bin
MW'a ulaşma hedefinde 185 MW'lık payı olan rüzgar enerjisinin ilk adımı olan
Enerjisa Çanakkale Rüzgar Santralı anlaşması kapsamında santral inşaatına 2009
sonunda başlanması ve 2010 yılı ortasında hizmete alınması hedefleniyor.
56 yıl önce İsveç şilebiyle çarpışan Dumlupınar denizaltısında şehit olan 81 denizcimiz ile diğer şehit denizciler, Çanakkale'nin Gelibolu ilçesindeki Dumlupınar Denizaltı Anıtı önünde düzenlenen törenle anıldı. Denizaltı Sevenler Derneği Gelibolu Şube Başkanı Kemal Dalgıç, şehit denizcileri unutmalarının mümkün olmadığını belirterek, "56 yıl önce 1953 yılında meydana gelen Dumlupınar deniz kazasında, 1942 yılında Atılay denizaltısında ve 1941 yılında Refah denizatlısında yaşanan menfur kazalarda 247 seçkin denizaltıcı subay, astsubay ve erimiz şehit oldu. 1988 yılında kurulan Denizaltını Sevenler Derneğinin düşünce ve fikirleri ile Deniz Kuvvetleri'ni temsil eden bu anıt, Gelibolu'da 2002 yılında yapıldı. Dünyanın en büyük denizaltı anıtı olarak literatüre giren bu anıt nedeniyle her sene ayrı bir ülkede kutlanan Dünya Denizaltıcılık günü, 2011 yılında Gelibolu'da kutlanacak. Bunun bütün ulusumuza, denizcilerimize ve denizaltı şehitlerimize armağan olmasını diliyorum" dedi. Konuşmaların ardından Kaymakam Adnan Çakıroğlu, Çanakkale Boğaz Komutanı Tümamiral Serdar Dülger, 2. Kolordu Komutanlığı Kurmay Başkanı Kurmay Albay Necati Kızıldağ, Belediye Başkanı Mustafa Özacar ve Gazi Hüseyin İnkaya tarafından denize çelenk bırakılmasıyla tören sona erdi. DUMLUPINAR FACİASI Dumlupınar denizaltısı, 3 Nisan 1953 yılında Nato tatbikatından dönerken Çanakkale Boğazı'nda Nara ile Bigalı arasında kalan bölgede, gece saat 02.00 sıralarında İsveç bandıralı Nabolant isimli şileple çarpıştı. Kazanın ardından mürettebattan 5 kişi, bölgede bulunan gümrük botuyla kurtarılırken, yara alan denizaltı kısa sürede sulara gömüldü. Dumlupınar denizaltısının çarpıştığı haberinin alınmasının ardından bölgeye intikal eden yetkililer, sabaha karşı 06.40 sıralarında denizaltının su sathına doğru olan kısmında bir telefon şamandırası gördü. Denizaltının kumandanı Albay Zeki Adanır, bu telefon aracılığı ile mürettebatı ile bağlantı kurmayı başardı. Denizaltının kıç torpido dairesinde bulunan Selami Çavuş, bulunduğu yerde kendisi ile birlikte 22 kişinin hayatta olduğunu belirterek, oksijenin gittikçe azaldığını söyledi. Çavuş, oksijenin azaldığı dakikalarda içeride bulunan diğer Mehmetçiklerin dua ve ezan okuduklarını ifade etti. Saat 13.30'u gösterdiği sırada, denizaltıda bulunanlarla son kez telefon irtibatı kuran yetkililer, Selami Çavuş'un, "Vatan sağ olsun" sözlerinden sonra denizaltıyla bir daha görüşme sağlayamadı.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) mal ve mülkiyetin korunmasıyla ilgili 1. protokolünün 1. maddesinin ihlal edildiği görüşüne varan AİHM, Türkiye'nin mahkeme masrafı dahil 105 bin Avro ödemesini kararlaştırdı. AİHM, "Türk mahkemelerinin, vakfın sahibi olduğu taşınmazı kendi ismiyle tapu kaydına geçirme talebini reddettiği gerekçesiyle ihlal kararına vardığını" bildirdi. AİHS'nin adil yargılanmayla ilgili 6., din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili 9., ayrımcılığın yasaklanmasıyla ilgili 14. ve etkili başvuru hakkıyla ilgili 13. maddelerinden yapılan başvurular ise incelenmeye gerek görülmedi. Türkiye'nin kararı temyiz etme hakkı bulunuyor.
Bozcaada ilçesi, hidrojen enerjisi üretiminde pilot uygulama merkezi olarak belirlendi. Alınan bilgiye göre, Kaymakamlık, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Birleşmiş Milletler (BM) Hidrojen Enerjisi Teknolojisi Merkezi Türkiye Direktörlüğü (UNIDO-ICHET) tarafından ortak gerçekleştirilen proje kapsamında enerji üretilmeye başlandı. Kaymakamlık binasının çatısına yerleştirilen paneller yardımıyla elde edilen enerji, invertör aracılığıyla mevcut şebekeye aktarılıp, binanın elektrik ihtiyacı karşılandı. Bozcaada Kaymakamı İbrahim Çenet, daha önce adaya rüzgar türbinleri kurulup enerji elde edildiğini, şimdi ise hidrojen enerjisinde yeni bir adım atıldığını ifade etti.
S.S Pıtıreli Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi tarafından yaptırılan 20 tonluk yağ fabrikasına ilaveten yaptırılan 40 tonluk yağ fabrikasının Köy İşleri Bakanlığı (TEDGEM) kredisi ile 12 yıl vadeli, iki yıl ödemesiz 722 bin TL’ye mal oldu. Açılışta Köy Koop Başkanı Mehmet Özkurnaz, Tarım İl Müdürü
İlkay Uçar, AK Parti Çanakkale Milletvekili Mehmet Daniş, Bayramiç Kaymakamı
Mehmet Bahattin Atçı ve Çanakkale Valisi Abdulkadir Atalık birer konuşma yaptı.
Daha sonra vali Atalık ve katılımcılar Ahmetçelli ve Saçaklı Köyü Kooperatifi tarafından (TEDGEM) kredisi ile yapılan 40 tonluk yağ fabrikalarının açılışını yaptı.
Çanakkale’nin Bayramiç ilçesinde, meşhur ‘Ezine peynirinin süt ambarı’ olarak bilinen Kaz Dağı’nın 70 köyünde küçükbaş hayvan yetiştiriciliği 10 yıllık sürede yüzde 60 oranında azaldı. Bunun küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinde maliyetlerin yüksek olmasının yanında, çok düşük olan süt fiyatlarının dengeyi sağlayamamasından kaynaklandığı belirtildi. Bayramiç İlçe Tarım Müdürü Vasfi Karaca, “İlçe genelinde 2000 yılında keçi ve koyun olmak üzere toplam 60 bin küçükbaş hayvan bulunurken, son yapılan tespit çalışmalarında bu sayının 29 bine düştüğü ortaya çıktı. Azalmanın önüne geçmek için İlçe Tarım Müdürlüğü ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı’nın ortak projesiyle yıl içinde 50 kişiye 500 ‘Saanen’ keçisi dağıtıldı” dedi.
Telekomünikasyon Kurumu Başkanı Dr. Tayfun Acarer, Telekomünikasyon Kurumu İstanbul Bölge Müdürlüğü öncülüğünde başlatılan ve 3 operatörün işbirliğiyle yürütülen çalışma tamamlanarak, bölgeye 2 ay içinde 9 ortak baz istasyonu kulesi kurulduğunu söyledi. Baz istasyonlarının zararları konusuna da değinen Acerer, Avrupa ülkelerinde sağlık değerlerinin 40 milyon sınırında olduğunu bu rakamın Türkiye'de 10 milyon metreküp olduğunu, üç operatöründe bu rakam sınırının aşılmaması için çok dikkatli olduklarını belirtti. Kasım ayı başında başlanacak olan numara taşınabilme konusundaki sorularını da cevaplandıran Acerer, "Operatör değişikliğinde bir ücret söz konusu bu ücreti yakın zamanda açıklayacağız. Ancak 3 operatör şirketinin yetkilileri bana şifahen resmi olmamakla beraber vatandaşlardan bu ücretleri almayacaklarını söylediler. Birde bir abone diğer bir operatöre geçtiğinde arayan kişilerin mağdur olmaması için arayan kişiye operatör tarafından bir uyarı sinyali gönderilecek." dedi.
Bayramiç İlçesi'nde 1997 yılında halktan toplanan bağışlarla kaba inşaatı tamamlanan 5 katlı, 50 yataklı devlet hastanesinin yangın merdivenlerinin çökmesi üzerine çalışmalar durdu. Sağlık Bakanlığı’nın yeni projesiyle 11 yıl sonra hastanenin tamamlanması için temel atılarak yapımına yeniden başlandı. Dönemin Kaymakamı Halil Yavuz Kaya’nın önderlik etmesiyle yapımına 1997 yılında başlanan 5 katlı ve 50 yataklı devlet hastanesinin kaba inşaatı halktan toplanan bağışlarla bir yıl içinde tamamlandı. İlçedeki herkes yeni bir hastaneye kavuşacak olmanın sevincini yaşarken, hastanenin yangın merdivenlerinin tamamının çökmesiyle tüm planlar alt üst oldu. Mercek altına alınan hastane inşaatın sağlam olup olmadığı araştırılırken, ortaya bir de inşaatın ruhsatsız olduğu gerçeği çıktı. İnşaatın yapımı durdu ve konu adli mercilere intikal etti. Aradan 11 yıl geçtikten sonra Sağlık Bakanlığı’na devredilen hastanenin inşaatına ruhsat alındı. Yapılan etüdlerde hastanenin depreme dayanıklı olmadığı belirlenince, bu kez inşaatta güçlendirme yapılmasına karar verildi. Sağlık Bakanlığı’nın yeni bir proje hazırlamasının ardından törenle inşaat çalışmalarına yeniden başlandı. Törene Çanakkale AKP Milletvekili Mehmet Daniş ve Müjdat Kuşku ile İl Sağlık Müdürü Uzman Dr. İlhan Güney ile çok sayıda Bayramiçli katıldı. Hastane inşaatının yeniden başlayacak olmasının heyecanıyla Bayramiçliler törene büyük ilgi gösterdi. İl Sağlık Müdürü Uzman Dr. İlhan Güney, yarım kalan hastane binasının 700 bin YTL’ye ihale edildiğini belirterek, inşaatın 21 Aralık 2008 tarihinde tamamlanacağını açıkladı. Güney, binada güçlendirme çalışması yapılmasının ardından zemin katına acil servis ve genel cerrahi servisi, doğumhane, yoğun bakım ve çocuk bakım servisi olarak hizmet verecek birinci katın ise tüp geçitle mevcut hastane binasına bağlanacağını bildirdi. İhtiyaç doğduğunda hastanenin 3, 4 ve 5'inci katlarının da düzenlenerek zamanla hizmet vermeye başlayacağını sözlerine ekledi. Diğer yandan mevcut devlet hastanesinin birinci katına 1 milyon YTL harcanarak yapılan ameliyathane de törenle hizmete girdi.
Bayramiç İlçesi'ne bağlı 700 haneli Mollahasanlar Köyü’nün suları, 4 yıl önce su pompalayan motorun 9 bin YTL'lik elektrik borcu ödenmediği için kesildi. O günden beri susuzluğa mahkum olan köylü, “Bizi susuzlukla cezalandırmaları insanlık dışı” diyerek isyan etti. Bayramiç İlçesi'ne 18 kilometre uzaklıktaki 700 nüfuslu Mollahasanlar Köyü’nün su çilesi 4 yıl önce başladı. Köye 1.5 kilometre uzaklıktaki Karamenderes Çayı'ndan köyün su deposuna motopompla su çekilirken 2004 yılında köy muhtarı Ali Sezer, TEDAŞ’a olan 9 bin YTL borcu ödemeyince elektrik kesildi ve köy susuz kaldı. Şu anda başka bir borç yüzünden cezaevinde bulunan Muhtar Ali Sezer o dönemde yaptığı açıklamada, köylülerin su borçlarını ödemediklerini, bu yüzden TEDAŞ’a köyün borcunu yatıramadığını söyleyip kendini savundu. Köylüler ise paylarına düşen borçlarını ödediklerini, ancak Muhtar Sezer’in parayı TEDAŞ’a yatırmadığını ileri sürmüştü. MUSLUKLAR PAS TUTTU Basına yansıyan haberlerden sonra kaymakamlık yetkilileri, TEDAŞ’la görüşeceklerini, borcu taksitlendireceklerini ve köyü yeniden suya kavuşturacaklarını açıkladı. Ama üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen köyün suyu bir daha akmadı, musluklar pas tuttu. Yaşanan bu sürçte susuzluğa çeşitli şekillerde çare arayan köylülerden bazıları, 1.5 kilometre uzaklıktaki çeşmeye giderek çamaşırlarını burada yıkayıp, bidonlara su doldurup evlerine götürerek hayatlarını sürdürmeye çalıştı. Bazıları da evlerinin çatılarına su deposu koyup taşıma suyla doldurdu. Susuzluğa bu şekilde ilkel çözümler üretilirken, 4 yıl önce 9 bin YTL olan elektrik borcu da faizleriyle birlikte 19 bin YTL’ye ulaştı. TEDAŞ Mollahasanlar Köyü'nü icraya verdi. YENİ SU SEVİNCİ 1 GÜN SÜRDÜ Mollahasanlar Köyü’nü yeni içme suyu kaynağına kavuşturmak için Bayramiç Kaymakamlığı geçen yıl köye 200 metre uzaklıkta bir sondaj yaparak kuyu açtı. Bol miktarda su bulununca köylüler de sevindi. Dönemin Kaymakamı Ahmet Okur tarafından törenle köye su verildi. Ancak köylülerin su sevinci kısa sürdü. Köylülerin iddiasına göre, Kaymakam Okur özel izinle TEDAŞ’a elektriği bir günlüğüne açtırdı, köye bir gün su verildikten sonra TEDAŞ elektriği yeniden kesti. Şu sıralarda Muhtar Ali Sezer’in başka bir borçtan dolayı cezaevinde bulunması nedeniyle köylülerin su işi de tam bir çıkmaza girdi. Elleri kolları bağlı elektrik borcunun ödenmesini bekleyen köylüler, “Biz bu eziyeti 4 yıldır çekiyoruz. Elektrik borcu yüzünden susuzlukla cezalandırılıyoruz. Bu çağda böyle bir cezalandırma yöntemi olur mu? Bu bireysel bir sorun değil. Tüm köyü ilgilendiriyor. Borç yüzünden 700 insan susuz bırakılıyor. Artık yetkililer sesimizi duysun. Susuzluk canımıza tak etti” diye yakındı.
Çanakkale Çevre Platformu, Kaz Dağları'nda altın madenciliğine
karşı bir kampanya başlatarak, Kaz Dağları'nın Dünya Kültür Mirası Listesi'ne
alınması çağrısında bulundu. "Dünya insanları; Asyalılar, Afrikalılar, Amerikalılar, Avrupalılar, dünyanın rengi solmasın, suyu bulanmasın, oksijeni yok olmasın, diyorsanız; çağrımız sizedir; İda' yı çöle çevirmek isteyenlere siz de "Hayır' deyin, "İda Dünya Kültür Mirası Listesine Alınsın' çağrımıza siz de destek verin. Kazdağları insanlığın geçmişidir, bugünüdür, geleceğidir, dünyadır, dünyanındır, dünyanın kültür mirasıdır. Gözlerini kar hırsı bürümüş uluslar arası altın tekelleri, insanlık için son derece önemli bir coğrafya parçasını bir avuç altın için batırıyorlar. Tıpkı korsanların bir avuç altın için bir gemiyi batırdığı gibi. Bunlar da günümüzün korsanlarıdır. Dört yıldır geceli gündüzlü sondaj faaliyeti sürdürdüler, bugün üretim aşamasındalar, İda Dağı'nı yağmalıyorlar, İDA Dağı'na dokunulmamalı. İDA Dağı maden ocağı olmasın. İşte bunun için S.O.S diyoruz. Eğer siz de bizim gibi düşünüyorsanız; "Kazdağları tüm insanlığın ortak değeridir, yok edilemez' diyorsanız, düşüncenizi Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne iletiniz."
Gökçeada Belediyesi, 25 Haziran 2008 tarihinde imzalamış olduğu anlaşmayla Avrupa Birliği ve Türkiye Arasında Sivil Toplum Diyaloğunun Geliştirilmesi Şehirler ve Belediyeler Hibe Programı kapsamında Organik Yaşamı Ada’da Öğrenmek Projesi’ni başlatmış bulunmaktadır. Proje, İtalya’nın Sardunya Adası’nda bulunan Mandas Belediyesi ile işbirliği halinde gerçekleştirilmekte ve merkezi Brüksel’de bulunan ANCI Ideali (Avrupa Kentler Vakfı) tarafından desteklenmektedir. Çanakkale Onsekiz Mart Meslek Yüksekokulu, ELTA Tarım A.Ş. ve Gökçeada Birlik A.Ş. projenin iştirakçileri arasında yer almaktadır. Projenin temel hedefi Gökçeada’yı organik üretime bağlı kırsal turizmde (agroturizm) cazibe merkezi haline getirmek için oluşturulması planlanan turizm stratejisinin İtalya’nın Sardunya Adası deneyimlerinden faydalanılarak geliştirilmesi ve bu sayede Gökçeada’da alternatif turizmin gelişmesidir. Proje kapsamında, Gökçeada’da alternatif turizmin, özellikle organik üretime bağlı tarım turizminin geliştirilmesi amacıyla turizm stratejisinin belirlenmesi planlanmaktadır. Strateji hazırlık sürecinde adada yerleşik olan ve bağcılık, zeytincilik, arıcılık gibi organik tarıma dayalı üretimle geçimlerini sağlayan küçük üreticilerin aktif rol alması sağlanacaktır. Turizm stratejisinin hayata geçirilebilmesi için girişimcilik ve markalaşma gibi konularda eğitim seminerleri düzenlenecektir. Organik Yaşamı Ada’da Öğrenmek Projesi, gerçekleştirlecek olan faaliyetler doğrultusunda Gökçeada’da zeytincilik, bağcılık ve arıcılık ile uğraşan üreticilere, Gökçeada’da ev pansiyonculuğu yapan küçük turizm işletmelerine, Gökçeada’da Turizm Sektörü’nde yer alan kişi ve kuruluşlara yatırımlarına ilişkin yeni ufuklar açan ve destek mekanizmaları geliştiren bir çalışma olarak Gökçeada halkının organik tarıma dayalı turizmle kalkınmasını hedeflemektedir. Projenin ilk etkinliği olan halka açık tanıtım toplantıları Ağustos ayı içinde düzenlecektir.
Altın arama aşamasında siyanür kullanımının olmadığını kayıt
altına alan Bakanlık, kaygıların giderilmesi için halkın aydınlatılması
gerektiği sonucuna da vardı. SONDAJDA SİYANÜR MÜMKÜN DEĞİL Sahada faaliyet olup olmamasına ve ruhsat durumlarına göre
orman, ÇED, GSM izinlerinin kontrol edildiği ifade edilen raporda, “Yapılan
sondaj çalışmalarında siyanür kimyasalı kullanıldığına dair iddiaların gerçek
olmadığı, zaten siyanür kimyasalının sondaj faaliyetlerinde kullanılmasının
teknik olarak da mümkün olamayacağıö belirtildi. -SONDAJLARIN ÇOĞUNU KANADALILAR YAPTI Raporda, Kazdağları ile birlikte Çanakkale Biga, Balıkesir Edremit ve Havran’da faaliyet gösteren firmaların sermaye yapılarına da açıklık getirildi. Teck Cominco, Kuzey Truva, Doğu Truva firmalarının yüzde 100 Kanada sermayeli, Tüprag’ın yüzde 99,6 oranında Hollanda sermayeli, Koza Altın’ın yüzde 60 ABD sermayeli, Yeni Anadolu’nun yüzde 99,5 oranında ABD sermayeli olduğu kaydedildi. Raporda; Çanakkale Madencilik, Global Madencilik, Pregold Madencilik, Park Enerji firmalarının yüzde 100 Türk sermayeli şirketler, Hüseyin Avni Akol’un da yerli sermayeli işletmeci olduğu belirtildi. 145 BİN TON METAL ALTIN İÇİN RUHSAT ALINDI Ekim 2007 itibariyle verilmiş olan ruhsatlı projelere göre, Çanakkale ve Balıkesir illerinde toplam 42 milyon 752 bin 523 ton tüvenan cevher içerisinde 57 bin 436 ton metal altın, 288 bin 85 ton metal gümüş rezervinin hesaplandığı belirtildi. Biga yarımadasında 38 milyon 110 bin 380 ton tüvenan cevher içerisinde 51 bin 120 ton metal altın, 278 bin 456 ton metal gümüş rezervinin olduğu belirtilen raporda; Kazdağı ve uzantılarını kapsayan bölümde ise 22 milyon 591 bin 918 tüvenan cevher içerisinde 36 bin 662 ton metal altının, 18 bin 145 ton metal gümüş rezervinin bulunduğu ifade edildi. -TÜRKİYE ALTIN TAKI ÜRETİMİNDE DÜNYA İKİNCİSİ Dünya işletilebilir altın rezervinin 42 bin ton olduğu
belirtilen raporda, Türkiye’de altın rezervinin yaklaşık 6 bin 500 ton olduğunun
tahmin edildiği, bunun da 600 tonunun işletilebilir rezerv olduğu bildirildi.
Türkiye’de yılda 8-9 ton altın üretilirken, yılda 190 ile 270 ton arasında altın
ithal edildiği belirtilen raporda, bunun karşılığında yaklaşık 5 milyar dolar
ödeme yapıldığı bildirildi. Raporda, Türkiye’nin Hindistan’dan sonra 303 ton
altın takı üretimi ile dünyada ikinci sırada bulunduğunun altı çizildi. -BAKANLAR KURULU İZİN VERMEDEN ÜRETİM YAPILAMAZ Kaz Dağı Milli Parkı içinde ve mücavirindeki alanda 26 adet
ruhsat bulunduğu kaydedilen raporda, Milli Park alanında maden üretimi için
Bakanlar Kurulu kararı gerektiğinin altı çizildi. Raporda, “Kaz Dağı Milli Parkı
ve mücavirinde bulunan ihalelik sahalarda sahalarda Bakanlar Kurulu Kararı
alınmadan çalışılması mümkün olmadığından dolayı, bu sahaların dosyalarına ‘Kaz
Dağı Milli Parkı içinde yer almaktadır, üretim yapılabilmesi için Bakanlar
Kurulu Karırı gerekmektedir’ şerhinin düşülmesi sonuç ve kanaatine varılmıştırö
denildi. 1700 METREKÜP ORMAN İÇİN KESİM İZNİ Arama ve sondajda siyanür kullanıldığı iddiaları gerçek dışı olduğu için herhangi bir işleme gerek olmadığı ifade edilen raporda, Çanakkale Bölge Orman Müdürlüğü sınırları içinde kalan Kazdağı ve uzantılarında altın madeni ilgili olarak ormanlık alan içinde toplam 952 bin 914 metrekare alana izin verildiği ifade edildi. Raporda, altın arama ile ilgili olarak 2007 yılında 16 Ekim itibariyle 1699 metreküp ağaç kesimi için izin verildiği, altın dahil toplam madencilik faaliyetleri ile ilgili olarak 2 bin 931 metreküp orman kesimi için izin verildiği anlatıldı. ORTA YOL BULUNACAK Hem madencilik faaliyetlerinin devam etmesi hem de doğaya zarar
verilmemesi gerektiği ifade edilen raporda, şöyle denildi:
Kabul edilen kararda, "Türkiye tarafından bugüne kadar yapılan olumlu jestlerin memnunlukla karşılandığı" ifade edilerek, "Rumların eğitim ve toprak konularındaki sorunlarına daha fazla ilgili gösterilmesi ve bu adalarda zarar gören doğal ve kültürel mirasın tamir edilmesi" çağrısında bulunuldu. "Adalardaki nüfusun, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerde ortaya çıkan krizlerden uzun bir süre acı çektiği" belirtilen kararda, "Türkiye'nin atacağı olumlu adımın, Türkiye'nin Avrupa ile iyi komşuluk değerlerine gösterdiği saygı açısından da iyi bir örnek olacağı" görüşüne yer verildi. Kararda, adaların iki kültürlü karakterinin korunmasının, Türkiye ve Yunanistan arasındaki işbirliği için de model olacağı görüşü dile getirildi.
Çarlık Rusyası’nın çöktüğü 1917 Devrimi’nin hemen sonrasında Bolşevikler’den kaçarak Türkiye’ye sığınan, Çar’ın Beyaz Ordusu’na mensup binlerce askerin anısına Gelibolu’da yapılan anıt bugün açılıyor. Bu anıt, Sovyetler Birliği’nin dağıldığı 1991 yılından sonra Rusya’nın yurt dışında yaptırdığı ilk anıt olarak da tarihe geçecek. Bugün Rusya’da "köklere dönüş" devlet politikası benimsenmiş durumda. Komünist rejimin pozitif kazanımları sayılan İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanya’sının yenilmesi gurur kaynağı olmaya devam ederken, Çarlık Rusyası yılları da Rus kültürünün başlıca mirası olarak görülüyor. İşte bu ortamda anıtın hikayesini Rusya Ulusal Gurur Vakfı yöneticisi Mihail Alanya anlatıyor: "1920’de yılında General Vrangler komutasında 150 bin asker ve subay 126 gemiyle Bolşeviklerden kaçmıştı. Çarın birinci ordusu olarak bilinen bu birlikler Fransız işgali altındaki Çanakkale’nin Gelibolu ilçesinde karaya çıktı. Burada bir yıl baraka ve çadırlarda barındılar. Beyaz General Kutepin komutasındaki kampta yaşayan Ruslarla Türk ahali arasında çok sıcak ilişkiler kuruldu. Birinci Dünya Savaşı’nda düşman olan iki halk, kıtlık ve hastalıklar döneminde zorlukları birlikte aşmaya çalıştı. 1921 yılına gelindiğinde Rus askerlerinin yerleşim bölgesinde 48 bin 319 kişi yaşıyordu. Beyaz Ordu dünyaya dağılmadan önce Gelibolu’da aslında bir anıt dikilmişti. Ancak bu anıt 1949 Çanakkale depremi sırasında yıkılmıştı. Günümüzde Türkiye yönetiminin de büyük katkılarıyla yeniden inşa edilen anıt yeni nesillere tarihi olayları hatırlatacak".
Köy sakinlerinden Ali Akdamar, evlerinin yer aldığı Balabanlı köyünün biraz dışındaki bölgede, elektrik tesisatı bulunmadığını söyledi. Buna karşın, yetkililere başvurarak, tesisatın kurulması yönünde talepte bulunmadıklarını dile getiren Akdamar, “temiz çevreye katkıda bulunmak için doğal kaynak olan güneşi ve rüzgar enerjisini kullanarak elektrik üretip, ihtiyacımızı kendi kendimize karşılamaya karar verdik” dedi. Elektrik ihtiyacının karşılanması için gerekli olan güneş panelleri ve rüzgar sisteminin kurulmasının yaklaşık 20 bin YTL'ye mal olduğunu anlatan Akdamar, birçok ülkede kullanılan bu sistemin maliyetinin, çok sayıda kişi tarafından talep edilmesi halinde daha da azalacağını vurguladı. Akdamar, doğal kaynakların, gereksiz yere tüketilmek yerine sadece ihtiyaçların karşılanmasında kullanılması gerektiğine değinerek, küresel ısınma nedeniyle yaşanan olumsuzlukların önüne geçmek amacıyla herkesin üzerine düşen görevi yerine getirip, temiz çevreye katkıda bulunmasının önemine işaret etti. “YAŞAMIMIZI EKONOMİKLEŞTİRDİK” Hüseyin Kanarya da 8 senedir yaşadıkları Balabanlı köyünde ilk zamanlar mum kullandıklarını, çamaşırlarını elde yıkadıklarını belirterek, “sonra Ali Beyin önerisiyle biz de elektrik ihtiyacımızı doğal kaynakları kullanarak karşılamaya karar verdik” dedi. Yaklaşık 6 yıldır kendi elektriklerini ürettiklerini anlatan Kanarya, güneş panellerinden ve rüzgardan gelen enerjinin akülere dolduğunu, buradan da buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon, ütü gibi tüm elektrikli aletleri çalıştırdıklarını ifade etti. Kanarya, güneş ışınlarından ve rüzgar enerjisinden üretilen elektriği kullanırken herhangi bir sorunla karşılaşmadıklarına dikkati çekerek, şöyle konuştu: “Bilakis her şeyi ekonomik kullanmaya, bir başka deyişle yaşamımızı ekonomikleştirmeye başladık. Aynı zamanda enerji üretiminde doğal kaynakları kullanarak, temiz çevreye katkıda bulunduk. Bu da bizi çok mutlu ediyor. Umarız tüm insanlar, doğanın bize sunduğu bu nimetlerden yararlanır ve gelecek nesillere daha güzel ve temiz bir dünya bırakırız.”
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Orman Fakültesince hazırlanan raporda, Kaz Dağları'nın ekolojik açıdan bir bütün olduğu belirtilerek, "Kaz Dağları'nın herhangi bir bölümünde gerçekleşecek çevreye zararlı bir faaliyetin az ya da çok oranda tüm sistemi etkilemesi kaçınılmazdır" denildi. İÜ'den yapılan yazılı açıklamada, Orman Fakültesi Dekanlığınca görevlendirilen Prof. Dr. Gülen Özalp başkanlığında Prof. Dr. Hüseyin Dirik, Doç. Dr. Yalçın Kuvan, Doç. Dr. Yusuf Güneş ve Yrd. Doç. Dr. Orhan Sevgi'den oluşan komisyonun, "Kaz Dağları'ndaki madencilik girişimlerinin koruma-kullanma dengesi açısından değerlendirilmesi" ile ilgili 10 sayfalık rapor hazırladığı belirtildi. Açıklamada yer verilen raporda, milli park ve tabiatı koruma alanı statülerinin, Kaz Dağları'nın tamamını kapsamadığı ve korunan alan sınırları dışında özellikle madencilik amaçlı ciddi tehditler bulunduğu vurgulandı. Kaz Dağları'nın eteklerinde Edremit, Ayvacık, Bayramiç, Çan ve Yenice'de maden işletmeciliğine yönelik yaklaşık 38 bin 200 hektarlık geniş alan için arama ruhsatları verildiği, ancak maden işletmeciliğiyle elde edilmesi beklenen yararların, çevreye verilmesi kaçınılmaz zararlar dikkate alınarak değerlendirilmesinin zorunlu olduğu ifade edilen raporda, şu görüşlere yer verildi: "Kamuoyuna yansıyan verilere göre, Kaz Dağları'nda altın madeni işletmelerinin açılmasının; 1 trilyon ton toprağın işlenmesi, 400 bin ton siyanürün kullanılması ve kaba bir tahminle 2 milyon 500 bin dönüm orman alanının niteliklerini yitirmesi ve yok olması gibi kaygı verici sonuçlar doğurması kaçınılmazdır." Raporun "Sonuç ve Genel Değerlendirme" bölümünde ise şunlar kaydedildi: "Kaz Dağları ekolojik açıdan bir bütündür. Kaz Dağları'nın herhangi bir bölümünde gerçekleşecek çevreye zararlı bir faaliyetin az ya da çok oranda tüm sistemi etkilemesi kaçınılmazdır. Kaz Dağları'nda altın ve diğer cevherlerin işletmeye açılması konusundaki değerlendirme ve kararda işletmenin kamuya sağladığı söz konusu yarar bir ölçüttür. Ancak bu değer; Kaz Dağları yöresinin zarar görmesi kaçınılmaz olan hava, su, toprak, deniz, bitki örtüsü ve yaban hayatı kaynaklarının değerleri doğru hesaplanmadan; ayrıca tarım, hayvancılık, turizm, yöresel yaşam ve kültür üzerindeki olumsuz etkileri doğru belirlenmeden bir anlam taşımaz. Ormanlarla örtülü alanlarda maden işletmeciliği esnasında kaybedilen ağaçlar değil, bir ekosistemdir. Ekosistemin değeri odun miktarı ve ağaçlandırma bedeliyle ölçülemez. Onarımı da 'doğa ve vejetasyon dinamiği ile uyuşmayan basit bir ağaçlandırma işlemi' ile gerçekleştirilemez."
OPET Petrolcülük A.Ş. tarafından Çanakkale'nin Eceabat ilçesine yaptırılan ve 2 milyon dolara mal olan devasa park, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın da katıldığı törenle hizmete girdi. Eceabat'ta 2 bin 500 metrekarelik alan üzerinde yapılan parkın açılışında bir konuşma yapan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, "Milletin verdiği desteği ancak millet alabilir, milletin verdiği desteği başka hiçbir güç alamaz ve biz milletimize hizmet ettikçe, bu desteği arkamızda bulmakta ve o desteğe gereken saygıyla hizmeti yapmakta hiçbir duraksama göstermeden yolumuza devam edeceğiz. Bu milletin özüne nasıl Mustafa Kemal, 'Bu milletin askerinden daha fedakar kitle görmedim' diyorsa ben de Türk insanından daha eli öpülesi, daha yüzüne bakılası ve daha işaret alınası başka bir güç tanımıyorum. Kılavuzumuz sadece halktır. Hak ve halka hizmetten daha başka bir niyetimiz, gayretimiz, arayışımız ve amacımız yoktur. Halka hizmet edenler çok yaşasınlar" dedi. Parkın açılış törenine, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay,
Vali Orhan Kırlı, Eceabat Kaymakamı Muhterem İnce, Eceabat Belediye Başkanı Adem
Ejder ve OPET Yönetim Kurulu üyesi Nurten Öztürk'ün yanı sıra askeri ve mülki
erkan ile vatandaşlar katıldı.
Türkiye'nin önemli şaraplık üzüm üretim merkezlerinden Bozcaada ilçesinde, yüksek ÖTV bağ söktürmeye başladı. Ellerindeki şarapları satamayan firmalar, bu yıl hiç üzüm almama ihtimalleri bulunduğunu duyurunca, üreticiler, çareyi 50-60 yıllık bağlarını sökmekte buldu. Adı bağları ve şarabıyla özdeşleşen Bozcaada'da bir devir kapanma noktasına geldi. Ada yüzölçümünün üçte birini, tarım arazilerinin yüzde 80'ini oluşturan bağlarda, sıradışı 'bağbozumu günleri' başladı. 11 bin 850 dekar alanda bağcılık yapılan, 5 milyon bağ kütüğünden yıllık 500 ton sofralık, 5 bin ton şaraplık üzüm elde edilen Bozcaada'da, bağcılık yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. AKP hükümeti 2005'te şaraptaki ÖTV'yi litrede 1.5 YTL'den 3.28 YTL'ye çıkardı. Adadaki şarap üreticileri, yüksek ÖTV'nin yanında bir de piyasada bandrolsüz ve kaçak şarap satıldığı için şarapların ellerinde kaldığını belirtti. Şarap üreticileri, stokları tüketemezlerse üzüm alamayacaklarını duyurmaya başladı. Bir dönem yılda 9 milyon litre şarap üretilen adada şarap üretimi geçen yıl 3 milyon litreye kadar düştü. Bu yıl üzümlerini hiç satamamaktan endişe eden üzüm üreticileri bağlarını sökmeye başladı.
Çanakkale Tarım İl Müdürü İlkay Uçar, Bayramiç'te 1950 yılından
itibaren şaraplık üzüm üretildiğini ancak Çanakkale'deki kanyak fabrikasının
kapanması nedeniyle, son yıllarda üreticilerin ürünlerini pazarlamada sıkıntı
yaşadığını belirtti.
Veysel Eroğlu, sondaj çalışmalarının yapıldığı alanda bulunan 7 içme suyu kaynağından yaklaşık 30 köyün içme suyunun temin edildiği, söz konusu kaynaklardan su numunesi alındığı ve Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği kıta içi su kaynakları kalite kriterlerindeki parametrelere bakılması için laboratuvara gönderildiğini bildirdi. Eroğlu, Bahçedere köyünden alınan su numunelerinde ise herhangi bir kirlilik tespit edilmediğini kaydetti. "Arama ve sondaj çalışmaları sonrasında oluşan çevresel tahribatla ilgili neler yapıldığına" yönelik bir soruya da Eroğlu, maden arama çalışmalarının, ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında değerlendirildiğini bildirdi. Bakan Eroğlu, şunları kaydetti: "Üretim aşamasına geçilmesi halinde, ÇED Yönetmeliği kapsamında işlem yapılmadan üretim faaliyetine başlanılması mümkün değildir. ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında olsa dahi gerçekleştirilecek faaliyetler için Çevre Kanunu ve bu kanun uyarınca yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliği dışındaki diğer ilgili yönetmeliklere uyulması, gerekli tedbirlerin ve izinlerin alınması gerekmektedir. Altın madeni üretimi faaliyetleri, ÇED Yönetmeliği kapsamında yer alan faaliyetlerdir. Bu nedenle, ruhsattan kaynaklanan haklara bakılmaksızın Kaz Dağlarında altın madeni arama çalışmaları sona erse bile ÇED Yönetmeliği hükümlerine göre 'ÇED Olumlu' veya 'ÇED Gerekli Değildir' kararı alınmadan üretim safhasına geçmesi mümkün değildir." |
|
|
http://www.burasicanakkale.com © 2000 - Bütün hakları Saklıdır. |