|
|
Çan ilçesinde Kaymakam Ahmet Ümit'in kızının, Çan H. İbrahim Bodur Stadyumu'nda yapılan 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı provaları sırasında beden eğitimi öğretmeninden şiddet gördüğünü iddia ederek şikayetçi olması üzerine öğretmenin gözaltına alınması ilçede gergin saatler yaşanmasına sebep oldu. KAYMAKAMIN KIZI ÖĞRETMENİNE TOKAT ATTI İddiaya göre Çan İbrahim Bodur Anadolu Lisesi'nde bando takımında majör olan Çan Kaymakamı Ahmet Ümit'in kızı stattaki çalışmalarının ardından arkadaşları ile bando çalmaya devam etti. Bu sırada Beden Eğitimi öğretmeni Şenol Eker, provaların sona erdiğini belirterek kendisinden çalışmayı durdurmasını istedi. Ancak bütün uyarılara rağmen bandoyu çaldırmaya devam eden kaymakamın kızı, herkesin şaşkın bakışları arasında öğretmenine tokat attıktan sonra tekme savurdu. Öğretmenle öğrencinin kavgasının büyümesi üzerine araya giren diğer öğretmenler iki tarafı sakinleştirdi. Olayın meydana gelmesinin ardından ise öğretmenler durumu tutanakla yazılı olarak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bildirdi. ÖĞRETMEN GÖZALTINA ALINDI Öte yandan öğretmeninden şiddet gördüğünü iddia eden öğrenci ise Çan Devlet Hastanesine giderek darp edildiğini belirtip rapor almak istedi. Ancak yapılan muayenede kızın vücudunda bir darp izi bulunmayınca temiz raporu verildi. Bu duruma kızan öğrenci de kızarak öğretmeninden davacı oldu. Saat 20.00 sıralarında Beden Eğitimi Öğretmeni Şenol Eker'in ifadesi alınmak üzere Emniyete götürüldüğünü öğrenen diğer öğretmenlerle birlikte sivil toplum kuruluş temsilcileri bölgeye gelerek kendisine destek oldular. Yaklaşık 100 kişilik grubun Emniyet ve Adliye önünde toplandığının öğrenilmesinin ardından Çanakkale Emniyet Müdürü İhsan Ünal da Çan ilçesine giderek duruma müdahale etti. İlçede parti başkanları ve sivil toplum örgütü yöneticileriyle Emniyet Müdürlüğü'nde bir toplantı yapan İhsan Ünal, grubun dağılmasını istedi. Mahkemeye çıkarılan öğretmen Şenol Eker ise saat 23.45 saralarında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Karakolun önündeki grup da "Kaymakam istifa" şeklinde slogan atarak dağıldı. VALİLİK SORUŞTURMA BAŞLATTI Çanakkale Valisi Kırlı, Savcının ve kendisinin olayla yakından ilgilendiğini bugün bir vali yardımcısı ve müfettişin olayı soruşturacağını belirtti. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Koncuk, “Çocuğuna sahip çıkamayan bir kişinin kaymakamlık makamında bulunmasını anlamıyoruz. Üstüne üstlük suçlu olmasına rağmen, sadece kaymakamın çocuğu diye, öğretmenin hiç de hak etmediği şekilde nezarete alınmasını hukuka, insan haklarına aykırı buluyor, Çan Kaymakamı ile ilgili her türlü hukuki girişimi ortaya koyacağımızın bilinmesini istiyoruz” açıklamasında bulundu. MÜFETTİŞ ATANDI Çanakkale Valisi Orhan Kırlı, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını, bu konuda bir vali yardımcısı ile müfettiş görevlendirildiğini söyledi. Çanakkale Milli Eğitim Müdürü Vefa Bardakçı da, Vali Orhan Kırlı'dan aldıkları onayın ardından başlatılan soruşturma kapsamında iki kişinin görevlendirildiğini, söz konusu görevlilerin Çan'a gittiğini belirtti. Olayın kendisine iki farklı şekilde aktarıldığını ifade eden Bardakçı, şu bilgileri verdi: ''Yaşanan bu talihsiz olay Çan Kaymakamımız Ahmet Ümit tarafından bana kızının darp edilip, hakarete uğradığı şeklinde aktarıldı. Diğer taraftan Çan'daki araştırmalarımızda ise olaya tanık olduğu ileri sürülen kişiler tartışma sırasında öğrencinin öğretmenine tekme attığı yönünde görüş belirttiler. Burada bizim görevimiz tarafsız bir şekilde bu olayı aydınlatabilmektir. Bu kapsamda geniş çaplı başlatılan soruşturma sürdürülüyor.'' TARAFLARIN SÖZLERİ Kaymakam Ahmet Ümit ise Çan Devlet Hastanesi tarafından verilen rapora itiraz ettiklerini, kızının el, kol, çene ve bacağında şişlikler bulunduğunu ileri sürdü. Olayın ardından kendisinin öğretmen hakkında soruşturma yetkisinin bulunmasına rağmen yaşananlara taraf olduğu için müdahil olmadığını ve durumun valiliğe bildirildiğini belirten Ümit, olayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü kaydetti. Öğretmen Ş.E ise öğrenciye yönelik fiziki müdahalede ve hakarette bulunduğu yönündeki iddiaların doğru olmadığını, devlet memuru olduğu için bu konuda açıklama ve yorum yapmak istemediğini bildirdi. Türk Eğitim-Sen Çanakkale'nin Çan ilçesinde kaymakam kızından dayak yediği iddia edilen Türk Eğitim-Sen üyesi beden eğitimi öğretmenine sahip çıktı. Türk Eğitim-Sen, Çan Kaymakamı Ahmet Ümit'in görevden alınması için İçişleri Bakanlığı'na şikayette bulunacak.
Avrupa Konseyinden iki milletvekili, Yunan vatandaşı bir tercüman ile, Gökçeada ve Bozcaada'ya gelip, buradaki Rum azınlıklarla ilgili inceleme yaptı. Ziyaret için de, Yunanistan'ın Gökçeada'yı işgal tarihi, 30 Nisan seçildi. İki parlamenterin adalardaki faaliyetlerini, MHP ortaya çıkardı. MHP Çanakkale milletvekili M. Kemal Cengiz, " Bunlar köpeksiz köyde, değneksiz geziyor'" dedi. Rum azınlıklara yeterli mülkiyet ve kültürel hak tanınmadığı iddiasıyla AB İlerleme Raporu'na giren Gökçeada ve Bozcaada, Avrupa Konseyi tarafından mercek altına alındı. Avrupa Konseyinden parlamenterler sessiz sedasız her iki adaya da giderek şüpheli incelemeler yaptı. AKPM Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanı İsviçreli parlamenter Andreas Gross ile komisyon sekreteri Alman parlamenter Guenter Schirmer'e Yunanistan'dan gelen tercüman da eşlik etti. İŞGAL TARİHİ SEÇİLDİ Yunanistan'ın Ege adalarının bir parçası olarak Gökçeada'yı işgal tarihi olan 30 Nisan tarihine denk getirilen ziyaret, birbirinden ilginç olaylara sahne oldu. AKPM heyeti, Gökçeada'da Rum derneklerinin başkanları tarafından karşılandı. Gross ve beraberindekiler, Gökçeada Kaymakamı Kemalettin Sakin ve AKP'li Belediye Başkanı Yücel Atalay ile basına kapalı görüştü. Gökçeada Metropoliti Yorgi Krilyos'ı da ziyaret eden Gross, Metropolit görüşmesini de basına kapattı. Yabancı parlamenterler, iki günlük Gökçeada ziyaretinin son gününde Rum asıllı Türklerin yaşadığı Zeytinli, Tepeköy, Dereköy ve Eski Bademli köylerini ziyaret etti. Gross, Rum asıllı Türk vatandaşlarına ait taşınmazların Türk
vatandaşlığından çıkıp, Yunanistan vatandaşlığına geçen yakınlarına devrinin
yapılamaması konusunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) açılan
davaların akıbeti konusunda da bilgi topladı. Gross ve beraberindekiler, Kaleköy
Kilisesi'ni de ziyaret etti.. Kilisenin bakımsız olduğu ve tamir
ettirilmediğinin öne sürülmesi üzerine, Gökçeada Kent Konseyi Başkanı Bülent
Aylı duruma müdahale etti. Aylı, "KÖPEKSİZ KÖYDE DEĞNEKSİZ GEZİYORLAR" Gross ve beraberindekilerin ziyaretini yakın plana alan MHP
Çanakkale milletvekili Mustafa Kemal Cengiz, yaptığı açıklamada dedi. Gökçeada'ya yapılan yatırımlarının ve turizm olanaklarının geliştirilmesinin bazı kesimler tarafından istenmediğini söyleyen Cengiz, "Avrupalı parlamenterler köpeksiz köyde değneksiz geziyorlar. Biz yazılan bu senaryoları yakından takip ediyoruz" dedi. ADALAR AB RAPORUNDA AB Komisyonu'nun 6 Kasım 2007'de açıklanan Türkiye İlerleme
Raporunda "'Sınır Uyuşmazlıklarının Barışçı Yollardan Çözümü" başlığı altında
Yunanistan ile ilişkilere yer verilmişti. Raporda, Son yıllarda adalara Yunan milletvekillerinin de ilgisi arttı. Bazı milletvekilleri İmroz (Gökçeada) ve Tenedos (Bozcaada) milletvekilleri olarak kartvizit bastırdı. 29 Nisan 2005'de eski Yunan Dışişleri Bakanı Thedoros Pangolos'un başını çektiği 21 milletvekili, AKPM'de Gökçeada ve Bozcaada'nın özerklik taleplerini gündeme getirmişti. Türkiye'nin en büyük adası olan Gökçedada, Çanakkale Boğazı'nı kontrolü altında tutması nedeniyle önemli bir yere sahip bulunuyor. Balkan harbinde Yunanistan tarafından 30 Nisan 1912'de işgal edilen Gökçeada,1. Dünya Savaşı sırasında İngiliz yönetiminde kaldı ve deniz üssü olarak kullanıldı. Daha sonra Bozcaada ile birlikte Londra Anlaşması ile Osmanlı'ya geri verildi. Adalara, son yıllarda Yunan milletvekillerinin ziyaretlerinin yanı sıra, Yunanistan destekli internet siteleri kuruldu. Bu sitelerde, adada yaşayanlar tahrik edilerek, tekrar Yunanistan'a bağlanma talepleri ileri sürülüyor.
Köy sakinlerinden Ali Akdamar, evlerinin yer aldığı Balabanlı köyünün biraz dışındaki bölgede, elektrik tesisatı bulunmadığını söyledi. Buna karşın, yetkililere başvurarak, tesisatın kurulması yönünde talepte bulunmadıklarını dile getiren Akdamar, “temiz çevreye katkıda bulunmak için doğal kaynak olan güneşi ve rüzgar enerjisini kullanarak elektrik üretip, ihtiyacımızı kendi kendimize karşılamaya karar verdik” dedi. Elektrik ihtiyacının karşılanması için gerekli olan güneş panelleri ve rüzgar sisteminin kurulmasının yaklaşık 20 bin YTL'ye mal olduğunu anlatan Akdamar, birçok ülkede kullanılan bu sistemin maliyetinin, çok sayıda kişi tarafından talep edilmesi halinde daha da azalacağını vurguladı. Akdamar, doğal kaynakların, gereksiz yere tüketilmek yerine sadece ihtiyaçların karşılanmasında kullanılması gerektiğine değinerek, küresel ısınma nedeniyle yaşanan olumsuzlukların önüne geçmek amacıyla herkesin üzerine düşen görevi yerine getirip, temiz çevreye katkıda bulunmasının önemine işaret etti. “YAŞAMIMIZI EKONOMİKLEŞTİRDİK” Hüseyin Kanarya da 8 senedir yaşadıkları Balabanlı köyünde ilk zamanlar mum kullandıklarını, çamaşırlarını elde yıkadıklarını belirterek, “sonra Ali Beyin önerisiyle biz de elektrik ihtiyacımızı doğal kaynakları kullanarak karşılamaya karar verdik” dedi. Yaklaşık 6 yıldır kendi elektriklerini ürettiklerini anlatan Kanarya, güneş panellerinden ve rüzgardan gelen enerjinin akülere dolduğunu, buradan da buzdolabı, çamaşır makinesi, televizyon, ütü gibi tüm elektrikli aletleri çalıştırdıklarını ifade etti. Kanarya, güneş ışınlarından ve rüzgar enerjisinden üretilen elektriği kullanırken herhangi bir sorunla karşılaşmadıklarına dikkati çekerek, şöyle konuştu: “Bilakis her şeyi ekonomik kullanmaya, bir başka deyişle yaşamımızı ekonomikleştirmeye başladık. Aynı zamanda enerji üretiminde doğal kaynakları kullanarak, temiz çevreye katkıda bulunduk. Bu da bizi çok mutlu ediyor. Umarız tüm insanlar, doğanın bize sunduğu bu nimetlerden yararlanır ve gelecek nesillere daha güzel ve temiz bir dünya bırakırız.”
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Orman Fakültesince hazırlanan raporda, Kaz Dağları'nın ekolojik açıdan bir bütün olduğu belirtilerek, "Kaz Dağları'nın herhangi bir bölümünde gerçekleşecek çevreye zararlı bir faaliyetin az ya da çok oranda tüm sistemi etkilemesi kaçınılmazdır" denildi. İÜ'den yapılan yazılı açıklamada, Orman Fakültesi Dekanlığınca görevlendirilen Prof. Dr. Gülen Özalp başkanlığında Prof. Dr. Hüseyin Dirik, Doç. Dr. Yalçın Kuvan, Doç. Dr. Yusuf Güneş ve Yrd. Doç. Dr. Orhan Sevgi'den oluşan komisyonun, "Kaz Dağları'ndaki madencilik girişimlerinin koruma-kullanma dengesi açısından değerlendirilmesi" ile ilgili 10 sayfalık rapor hazırladığı belirtildi. Açıklamada yer verilen raporda, milli park ve tabiatı koruma alanı statülerinin, Kaz Dağları'nın tamamını kapsamadığı ve korunan alan sınırları dışında özellikle madencilik amaçlı ciddi tehditler bulunduğu vurgulandı. Kaz Dağları'nın eteklerinde Edremit, Ayvacık, Bayramiç, Çan ve Yenice'de maden işletmeciliğine yönelik yaklaşık 38 bin 200 hektarlık geniş alan için arama ruhsatları verildiği, ancak maden işletmeciliğiyle elde edilmesi beklenen yararların, çevreye verilmesi kaçınılmaz zararlar dikkate alınarak değerlendirilmesinin zorunlu olduğu ifade edilen raporda, şu görüşlere yer verildi: "Kamuoyuna yansıyan verilere göre, Kaz Dağları'nda altın madeni işletmelerinin açılmasının; 1 trilyon ton toprağın işlenmesi, 400 bin ton siyanürün kullanılması ve kaba bir tahminle 2 milyon 500 bin dönüm orman alanının niteliklerini yitirmesi ve yok olması gibi kaygı verici sonuçlar doğurması kaçınılmazdır." Raporun "Sonuç ve Genel Değerlendirme" bölümünde ise şunlar kaydedildi: "Kaz Dağları ekolojik açıdan bir bütündür. Kaz Dağları'nın herhangi bir bölümünde gerçekleşecek çevreye zararlı bir faaliyetin az ya da çok oranda tüm sistemi etkilemesi kaçınılmazdır. Kaz Dağları'nda altın ve diğer cevherlerin işletmeye açılması konusundaki değerlendirme ve kararda işletmenin kamuya sağladığı söz konusu yarar bir ölçüttür. Ancak bu değer; Kaz Dağları yöresinin zarar görmesi kaçınılmaz olan hava, su, toprak, deniz, bitki örtüsü ve yaban hayatı kaynaklarının değerleri doğru hesaplanmadan; ayrıca tarım, hayvancılık, turizm, yöresel yaşam ve kültür üzerindeki olumsuz etkileri doğru belirlenmeden bir anlam taşımaz. Ormanlarla örtülü alanlarda maden işletmeciliği esnasında kaybedilen ağaçlar değil, bir ekosistemdir. Ekosistemin değeri odun miktarı ve ağaçlandırma bedeliyle ölçülemez. Onarımı da 'doğa ve vejetasyon dinamiği ile uyuşmayan basit bir ağaçlandırma işlemi' ile gerçekleştirilemez."
Şakir Kamaşık (63) ve Yener Yeşilbaş (58), arkadaşları M.T. (41), M.Y. (34), H.S. (27), Ş.K. (54), N.A. (32) ve H.A. (44) ile dün akşam Dumanlı köyü Bostancıtepe mevkisine piknik yapmaya gittiler. Birlikte içki içen söz konusu kişilerden M.T. ile Kamaşık ve Yeşilbaş, alacak verecek meselesi nedeniyle tartıştı. Tartışmanın kavgaya dönüştüğü olayda, bıçakla önce Şakir Kamaşık'ın, ardından Yener Yeşilbaş'ın boğazlarını kesen M.T, 34 NSU 82 plakalı araçla olay yerinden kaçtı. Kamaşık, olay yerinde hayatını kaybederken, diğer arkadaşları tarafından Lapseki Devlet Hastanesine kaldırılan Yeşilbaş, buradaki ilk müdahalenin ardından Çanakkale Devlet Hastanesine kaldırıldı. Cumhuriyet savcısının talimatıyla M.Y, H.S, Ş.K, N.A. ve H.A'nın gözaltına alındığı, M.T'nin arandığı bildirildi.
İlçe merkezi Kevser Ozangil Caddesi'ndeki Emirgan Aile Çay Bahçesi'nde büfe işleten Ülfettin Dayan (41), saat 01.30 sıralarında işyerini kapatıp evine gitmek üzere yola çıktı. Atatürk Köprüsü üzerindeyken, aynı ilçede kasaplık yapan Göksel Esen, kardeşi Nazmi Esen, ve Recai Dursun, 17 LU 829 plakalı araca Dayan'ı zorla bindirerek, Dursun'a ait ilçe dışındaki bağ evine götürdü. Burada sabaha kadar dövülen ve öldü sanılarak bırakılan Dayan, anacaddeye kadar sürüklenerek çıktığı yolda vatandaşların haber vermesi üzerine polis tarafından Biga Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Kafasına aldığı ağır darbeler sebebiyle iç kanama olabileceği şüphesiyle Çanakkale Devlet Hastanesi beyin cerrahisi servisine nakledilen Ülfettin Dayan'ın yaşadığını görenler inanamadı. Kendisini döven üç kişiyi kardeşinin tanıdığını belirten, Dayan'ın ağabeyi Saadettin Dayan, "Kardeşimin bu kişilerle hiçbir husumeti yok. Cebindeki 275 YTL'yi almışlar. İnsanım diyen bir kişi bunu yapmış olamaz. Kardeşimi ilk gördüğümde gözlerime inanamadım ancak ölmemiş olmasına çok sevindik." dedi. Biga İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde sorguları tamamlanan üç zanlı adam kaçırma, darp, tehdit ve yağma suçlamasıyla çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.
Gelibolu fener altı mevkisinde bulunan Dumlupınar Anıtı'ndaki tören, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. Ardından Deniz Altı Sevenler Derneği Genel Başkanı Sacit Yarar günün anlam ve önemine dair bir konuşma yaptı. Yarar konuşmasında, Türk denizaltıcılığının 122. yılında tekrar buluştuklarını belirterek, "23 Haziran 1941 yılında İngiltere'den alınacak dört denizaltı gemisini almaya giden Refah gemisi İngilizler tarafından batırılmış, burada 127 subay, er ve 16 hava harp okulu öğrencisi şehit olmuştu. Yine 14 Temmuz 1942 yılında Çanakkale Boğazı'nda mayına çarparak batan Atılay denizaltı gemisinde 39 subay, astsubay, er ve 4 Temmuz 1953 yılında Çanakkale Boğazı'nda İsveç bandıralı Naboland gemisi ile çarpışan Dumlupınar denizaltısında subay, astsubay ve er olmak üzere 81 kişi şehit oldu. Mezarı olmayan şehitlerimizi, her yıl 4 Nisan'da yaptığımız törenle anmak bizi çok huzurlu kılmaktadır" dedi. Tören daha sonra şehit denizcilerin anısına protokol tarafından denize çelenk bırakılmasının ardından sona erdi.
DSİ XXV. Bölge Müdürlüğümüz görev alanı içinde, Çanakkale ili, Biga ilçesi, Taşoluk köyünün 2 km mansabında, Çınarcık dere üzerinde inşa edilmekte olan Taşoluk barajında 17.03.2008 tarihinde su tutulmaya başlandı. Barajda su tutma işlemi, Biga Kaymakamı Mustafa GÜNDOĞAN, Biga Belediye Başkanı Mehmet ÖZKAN, köy muhtarları ve kalabalık bir halk katılımı ile gerçekleştirildi. Taşoluk barajı inşaatı işi, 1995 yılı fiyatları ile 750 000 YTL keşif bedeli üzerinden 05.07.1995 tarihinde Genel Müdürlüğümüzce ihale edilmiş olup, iş 417 150 YTL ihale bedeli ile VİNSAN VEZİROĞLU İnş. San. ve Tic. A.Ş.’nin yükleniminde kalmıştır. 05.10.1995 tarihinde işe başlanılmıştır. İşin fiziki gerçekleşmesi % 67 seviyesinde iken, 20.10.2006 tarihinde feshedilmiştir. İş, 28.03.2007 tarihinde Taşoluk barajı ikmal inşaatı olarak yeniden ihaleye çıkarılmış, 5 463 454,10 YTL bedelle HİTİT San. İnş. ve Tic. Ltd. Şti. firması yükleniminde kalmıştır. Müteahhitlikçe 08.06.2007 tarihinde işe başlanılmış olup, çalışmalar halen devam ediyor. Barajdan verilecek su ile; Gümüşçay, Çeşmealtı, Çavuşköy, Şakirbey, Bahçeli, Osmaniye, Hoşoba, Hacıköy, Şirinköy, Emirorman, Kanibey, İdriskoru, Eğridere, Aşağıdemirci, Yukarıdemirci, Kalafat ve Yenice köylerine ait toplam 9 352 ha arazi cazibe ile sulanacak. Baraj kil çekirdekli kaya dolgu tipinde olup, yüksekliği temelden 75 m’dir. Toplam dolgu hacmi 1,7 hm3, toplam göl hacmi 88 hm3 . Baraj inşaatında fiziki gerçekleşme % 80 Taşoluk barajı inşaatı işinin 2008 yılı birim fiyatları ile toplam maliyeti 42 741 000 YTL olup, bugüne kadar harcanan bedel 34 500 000 YTL’ dir. İşin toplam proje bedeli 2008 yılı fiyatları ile 328 410 000 YTL dir. Sulama inşaatı Biga Taşoluk Sulaması 1. kısım inşaatı adı altında 2008 Yılı Yatırım Programında 145 000 000 YTL bedelle yer almaktadır. Ödenek temin edildiğinde ihalesi yapılacak. Proje tamamlandığında, 2008 yılı fiyatları ile yıllık 25 931 000 YTL net gelir artışı olacak. Barajda su tutulması, yörede meyve ve sebze üretimi gerçekleştirmekte olan yöre çiftçisi için büyük önem arz ediyor.
OPET Petrolcülük A.Ş. tarafından Çanakkale'nin Eceabat ilçesine yaptırılan ve 2 milyon dolara mal olan devasa park, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın da katıldığı törenle hizmete girdi. Eceabat'ta 2 bin 500 metrekarelik alan üzerinde yapılan parkın açılışında bir konuşma yapan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, "Milletin verdiği desteği ancak millet alabilir, milletin verdiği desteği başka hiçbir güç alamaz ve biz milletimize hizmet ettikçe, bu desteği arkamızda bulmakta ve o desteğe gereken saygıyla hizmeti yapmakta hiçbir duraksama göstermeden yolumuza devam edeceğiz. Bu milletin özüne nasıl Mustafa Kemal, 'Bu milletin askerinden daha fedakar kitle görmedim' diyorsa ben de Türk insanından daha eli öpülesi, daha yüzüne bakılası ve daha işaret alınası başka bir güç tanımıyorum. Kılavuzumuz sadece halktır. Hak ve halka hizmetten daha başka bir niyetimiz, gayretimiz, arayışımız ve amacımız yoktur. Halka hizmet edenler çok yaşasınlar" dedi. Parkın açılış törenine, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay,
Vali Orhan Kırlı, Eceabat Kaymakamı Muhterem İnce, Eceabat Belediye Başkanı Adem
Ejder ve OPET Yönetim Kurulu üyesi Nurten Öztürk'ün yanı sıra askeri ve mülki
erkan ile vatandaşlar katıldı.
Başbakan Erdoğan tarafından, Gelibolu Devlet Hastanesi bugün hizmete açıldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tarihten devraldıkları anlayış ve ruhla Türkiye'yi daha ilerilere taşımanın gayreti içerisinde olduklarını belirterek, ''Türkiye, artık kabına sığmayan bir ülke haline geldi'' dedi. Erdoğan, Gelibolu Devlet Hastanesi'nin hizmete açılması dolayısıyla düzenlenen törende, yaptığı konuşmada, Çanakkale'de verilen mücadelenin, bu topraklarda yaşayan herkesin bölgesi, kökeni, meşrebi ne olursa olsun vatanın geleceği için ''tek yürek'' olunabileceğini gösterdiğini kaydetti. Başbakan Erdoğan, 93 yıl sonra bugün Türkiye'yi çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkarmak için de aynı ruh ve heyecanla bir bütün haline gelindiğini ve toplumun birbirine kenetlenmiş durumda olduğunu belirterek, hükümet olarak yürüttükleri çalışmalarla demokratik, ekonomik, sosyal, kültürel ve diğer tüm boyutlarıyla milletin geleceğini garanti altına almaya, birlik ve beraberliği güçlendirmeye yönelik olduğunu kaydetti. ''Tarihten devraldıkları anlayış ve ruhla Türkiye'yi daha ilerilere taşımanın gayreti içerisinde olduklarını'' anlatan Erdoğan, Çanakkale savaşlarının, bakmasını bilenler için bu hususta adeta hazine değerlerine sahip olduğunu söyledi. Erdoğan, şöyle konuştu: ''Türkiye artık kabına sığmayan bir ülke haline geldi. 5-10 yıl öncesine kadar gözümüzde büyüttüğümüz pek çok başarı, hamd olsun, artık yakalanmış ve birçokları da geride kalmıştır. Şimdi hedef, daha ileri muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkabilmek için, 2023 yılı, yani Cumhuriyetimizin 100. yılını kutlarken, inanıyorum ki, çok daha farklı bir Türkiye olarak sizlerle beraber olacağız ve öyle kutlayacağız.'' Erdoğan, enflasyonda, milli gelirde gelinen noktanın ortada olduğunu belirterek, ''Sadece enflasyonda tek haneli rakamları yakaladık. Geçmişte, Türkiye, enflasyonda 3 haneli rakamları yaşamıştı. Yani, cebimizde sürekli olarak bir modern hırsız dolaşıyordu ve maaşımız aldığımız gün adeta güneş karşısındaki bir kar topu gibi eriyip gidiyordu'' dedi. Erdoğan, Türkiye'nin 79 yılda 181 milyar dolarlık milli gelire ulaştığını ancak kendilerinin iktidarda olduğu 5 yıllık dönemde, bunun üstüne 308 milyar dolar eklendiğini, rakamın toplam 489 milyar dolara ulaştığını kaydetti. Başbakan Erdoğan, ''Gece-gündüz demeden çalışıyoruz. İşte eser... Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri. Bunu böyle bilin'' dedi. Gelibolu Devlet Hastanesinin 1 yılda tamamlandığını anlatan Erdoğan, geçmişte 10-15 yıl önce temeli atılıp bitirilemeyen eserler bulunduğunu söyledi. ÇASEK GELİBOLU TOPLANTISI YAPILDI
Hem Gelibolu hem de Lapseki meslek odaları başkan ve üyeleri,
kamu temsilcileri hem de Çanakkale’den 6 katılımcının hazır bulunduğu
toplantıda; Hayrettin Dereli, toplantı katılımcılarına ÇASEK ve amaçları
hakkında geniş bilgi verdi.
Türkiye'nin önemli şaraplık üzüm üretim merkezlerinden Bozcaada ilçesinde, yüksek ÖTV bağ söktürmeye başladı. Ellerindeki şarapları satamayan firmalar, bu yıl hiç üzüm almama ihtimalleri bulunduğunu duyurunca, üreticiler, çareyi 50-60 yıllık bağlarını sökmekte buldu. Adı bağları ve şarabıyla özdeşleşen Bozcaada'da bir devir kapanma noktasına geldi. Ada yüzölçümünün üçte birini, tarım arazilerinin yüzde 80'ini oluşturan bağlarda, sıradışı 'bağbozumu günleri' başladı. 11 bin 850 dekar alanda bağcılık yapılan, 5 milyon bağ kütüğünden yıllık 500 ton sofralık, 5 bin ton şaraplık üzüm elde edilen Bozcaada'da, bağcılık yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. AKP hükümeti 2005'te şaraptaki ÖTV'yi litrede 1.5 YTL'den 3.28 YTL'ye çıkardı. Adadaki şarap üreticileri, yüksek ÖTV'nin yanında bir de piyasada bandrolsüz ve kaçak şarap satıldığı için şarapların ellerinde kaldığını belirtti. Şarap üreticileri, stokları tüketemezlerse üzüm alamayacaklarını duyurmaya başladı. Bir dönem yılda 9 milyon litre şarap üretilen adada şarap üretimi geçen yıl 3 milyon litreye kadar düştü. Bu yıl üzümlerini hiç satamamaktan endişe eden üzüm üreticileri bağlarını sökmeye başladı.
Çanakkale ile Bayramiç ilçesinde, Kazdağları ve Madra Dağı
Çevre Platformu tarafından, Kazdağları'nda yürütülen altın madeni arama
çalışmaları protesto edildi. Ayrıca belediyeler birliğini kurup, Kazdağları'ndaki altın madeni arama çalışmalarıyla ilgili duyarlı vatandaşların katkılarıyla çalışmalara devam ettiklerini ifade eden Gökhan, şöyle konuştu: "İşi başka yöne çevirmeye yönelik çabalar olduğunu görmekteyiz. Kazdağları'nda altına arama çalışmalarında, siyanür kullanılmadığına yönelik görüşler olduğunu duymaktayız. Bunlar olduğu gibi yanlıştır. Arama çalışmasında kullanılmayan siyanür, çıkarma sırasında mutlaka kullanılacaktır. İşte bu, bizim sonumuz olacaktır. Belediye başkanları olarak, temsil ettiğimiz insanların gelecekleriyle ilgili duyarlılık göstermekteyiz. Kazdağları'nda Çanakkale'nin ekonomisini ilgilendiren tarımsal etkinlikler yapılmaktadır. Altın madeni arama çalışmaları, tarım ve hayvancılığı etkileyen bir tehlikedir. Hava kirliliği, oksijen, içme suları hepsi tehlike altındadır. Ne için? Belli miktarda altın çıkarmak için. Oradan çıkacak altın, burada yaşayan insanlar için hiçbir şey ifade etmemektedir." Kazdağları ve Madra Dağı Çevre Platformu Sözcüsü Hicri Nalbant ise Kazdağları'nın kuzeyinde, Çanakkale, Çan, Bayramiç ve çevresinde 60, Kazdağları'nın güneyinde ve Madra Dağı'nda 50 firmaya ruhsat dağıtıldığını savundu. Çanakkale ve Edremit Körfezi'nin turizmde Türkiye'nin geleceği olduğunu belirten Nalbant, yer altında madenlerden çok daha değerli 400'ü aşkın antik kent ve tümülüs ile deniz turizminin yanı sıra termal turizm, sağlık turizmi ve eko turizm olanaklarının yer aldığını ifade etti. 5177 sayılı Maden Yasası iptali başvurusunun Anayasa Mahkemesi'nde 3,5 yıldır beklediğini anlatan Nalbant, bu yasanın "yüce mahkemede" bir an önce görüşülmesini, yürütmenin durdurulmasını ve iptalini beklediklerini dile getirdi. Nalbant, bu yasa yerine ülke çıkarlarına uygun, yer üstü ve yer altı dengesini gözeten, çevreci ve doğal zenginliği koruyacak bir madenciliğe izin veren, vatandaşların görüşlerini dikkate alan çağdaş ve ulusal bir maden yasası yapılması gerektiğini savundu. Eyleme, Kazdağları çevresindeki belediyelerin başkanları, sivil toplum kuruluşları ile derneklerin temsilcileri katıldı. Bayramiç'te düzenlenen protesto eylemine katılanlar, ilçe girişinden Yıldırım Akbulut Meydanı'na kadar, slogan atarak yürüdü. Bayramiç Çevre Hareketi Sözcüsü Eyüp Gündüz, yaptığı konuşmada, Çanakkale ve Balıkesir'in, Biga Yarımadası ile Edremit Körfezi diye anılan doğal, tarihsel ve kültürel zenginlikleriyle eşsiz güzelliklere sahip iller olduğunu söyledi. Gündüz, yörede bir süredir, başta altın ve gümüş olmak üzere maden aramalarıyla karşı karşıya olduklarını belirterek, "Yöre halkı, çok uluslu altın tekellerine ve yerli işbirlikçilerinin doymak bilmez hırsları için ülkemizin çevresel felaketlere sürüklenmesine yol açacak maden yasasına müsaade etmeyecektir" dedi. Bayramiç Belediye Başkanı İsmail Sakin Tunçer ise bölge halkının meyvecilik, hayvancılık ve tarım yaparak geçindiğine işaret ederek, "Kazdağları, dünyanın ikinci büyüklükteki oksijen üretim merkezidir. Doğal ve tarihi güzellikleriyle eşsiz endemik bitki örtüsüne sahip Kazdağları'nı, çok uluslu sermaye tekelleri ve onun yerli işbirlikçilerine talan ettirmek isteyenlere karşı mücadelemiz sürecek" diye konuştu. Eyleme, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle vatandaşlar katıldı.
Çanakkale Tarım İl Müdürü İlkay Uçar, Bayramiç'te 1950 yılından
itibaren şaraplık üzüm üretildiğini ancak Çanakkale'deki kanyak fabrikasının
kapanması nedeniyle, son yıllarda üreticilerin ürünlerini pazarlamada sıkıntı
yaşadığını belirtti.
Veysel Eroğlu, sondaj çalışmalarının yapıldığı alanda bulunan 7 içme suyu kaynağından yaklaşık 30 köyün içme suyunun temin edildiği, söz konusu kaynaklardan su numunesi alındığı ve Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği kıta içi su kaynakları kalite kriterlerindeki parametrelere bakılması için laboratuvara gönderildiğini bildirdi. Eroğlu, Bahçedere köyünden alınan su numunelerinde ise herhangi bir kirlilik tespit edilmediğini kaydetti. "Arama ve sondaj çalışmaları sonrasında oluşan çevresel tahribatla ilgili neler yapıldığına" yönelik bir soruya da Eroğlu, maden arama çalışmalarının, ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında değerlendirildiğini bildirdi. Bakan Eroğlu, şunları kaydetti: "Üretim aşamasına geçilmesi halinde, ÇED Yönetmeliği kapsamında işlem yapılmadan üretim faaliyetine başlanılması mümkün değildir. ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında olsa dahi gerçekleştirilecek faaliyetler için Çevre Kanunu ve bu kanun uyarınca yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliği dışındaki diğer ilgili yönetmeliklere uyulması, gerekli tedbirlerin ve izinlerin alınması gerekmektedir. Altın madeni üretimi faaliyetleri, ÇED Yönetmeliği kapsamında yer alan faaliyetlerdir. Bu nedenle, ruhsattan kaynaklanan haklara bakılmaksızın Kaz Dağlarında altın madeni arama çalışmaları sona erse bile ÇED Yönetmeliği hükümlerine göre 'ÇED Olumlu' veya 'ÇED Gerekli Değildir' kararı alınmadan üretim safhasına geçmesi mümkün değildir."
Gelibolu Gemi Endüstrisi Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından Cevizli köyü yakınlarındaki 847 bin 430 metre karelik alana kurulacak olan ve 5 yılda 390 milyon dolarlık yatırımın planlandığı tersane inşaatının 2008’de başlayıp, 4 etapta 2012 yılında tamamlanması planlanıyor. Yeni tersanede ham petrol taşıma kapasitesine sahip büyük tonajlı gemiler, büyük tonajlı kuru yük gemisi, 150 bin metre küp kapasiteli sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) ile sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankeri, konteyner gemisi, lüks ve modern yolcu gemisi, özel ve lüks tekne üretilecek. Tersanede ayrıca, yüksek teknolojiye, kapasiteye ve görünmezlik teknolojisine sahip firkateynler ile korvetler de imal edilebilecek. Şirket, Deniz Kuvvetleri Komutanlığının hedef planında olan ihtiyaçları ile üçüncü dünya ülkelerin savaş gemisi tasarımını ve inşaatını gerçekleştirmeyi de hedefliyor. 10 BİN KİŞİYE İŞ: Proje Yürütme Kurulu Temsilcisi Ahmet Kalkavan, Gelibolu’ya Orta Doğu’nun en büyük tersanesini kuracaklarını söyledi. Kalkavan, tersanenin 5 bin kişiye istihdam sağlayacağını, yan sanayi işçileriyle birlikte 10 bin kişiye iş kapısı olacağını belirtti. Tersanenin bölgeye sağlayacağı toplam istihdamın yaklaşık 12-15 bin işçi olacağını anlatan Kalkavan, tersanenin bölgede lokomotif sektör olacağını bildirdi. Bölge piyasalarının canlanmasının devlete ayrı bir katkı sağlayacağını dile getiren Kalkavan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu tersane, Türkiye’deki tersanelere rakip değil, Çin, Japonya ve Kore gibi ülkelere, alternatif bir tersane olacak. Şirket olarak, milli, çevresel, tarihsel, kültürel değerlerimizi korurken, ülkemize yeni bir bakış açısıyla yeni gemi inşa sanayisini kazandırmayı hedefliyoruz. Çevrenin gelişmesi modern yerleşimin oluşturulması, seçilmiş insan gücü için gerekli kuruluşlarla eğitim programlarının hazırlanmasını ve uygulamaya konulmasını amaç edindik." ULAŞIM VE TAŞIMA: Kalkavan, tersanenin söz konusu bölgede kurulmasındaki en önemli nedenlerden birinin de ulaşım ve taşımacılık olduğunu söyledi. Gelibolu’nun, Çanakkale Boğazı’nda yerleşik bir ilçe olması nedeniyle denizden ulaşım olanağı bulunduğunu, Ege Denizi’ne açılan bir kapı ve deniz ticaret yolu üzerinde bulunduğunu ifade eden Kalkavan, bölgenin kara yoluyla ulaşım imkanlarının mevcut olduğunu, Çanakkale’de rahatlıkla kullanılabilecek bir hava alanının yer aldığını anımsattı. Kalkavan, tersaneye çok yakın mesafede 34,5 kilovat hat ile Kumlu Limanı ve Gelibolu arasındaki 154 kilovatlık bir enerji hattının bulunduğunu söyledi. Tersanenin kendi trafo merkezi ile ana şebekeden trifaze güç alacağını belirten Kalkavan, bununla birlikte tersanenin kendi enerjisini üretebilmesi için rüzgar enerjisi çalışmalarının da yürüttüğünü ifade etti. 5 yılda tamamlanacak Ahmet Kalkavan, tersanenin Cevizli köyü yakınlarındaki şirkete ait 406 bin 365 metre karelik arazi ile, devlete ait arazi ve dolgudan elde edilecek sahayla birlikte toplam 847 bin 430 metre karelik alan üzerine kurulacağını bildirdi. Tersanede 3 adet kuru havuzla birlikte bir adet gemi asansör sisteminin yer alacağını belirten Kalkavan, tersanede 165 bin metre karelik kapalı alanın bulunacağını, rıhtım boyunun 1220 metre olacağını söyledi. Kalkavan, tersanenin maksimum kreyn kaldırma kapasitesinin 1400 ton, yıllık çelik işleme kapasitesinin 225 bin ton olacağını, her yıl 8 adet gemi inşa edilebileceğini kaydetti. Tersanenin, tamamlanması için 5 yıl içinde 390 milyon dolarlık yatırımın planlandığını, 2008-2010, 2010-2011, 2011-2012, 2012-2013 yılları olmak üzere 4 etapta tamamlanacağını belirtti.
“Gelibolu artık benim de şehrim oldu, lütfen beni de bir Gelibolulu kabul ediniz!” diyen Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver YÜCEL, “Bu tarih ve doğal güzellikler kentine maddi manevi her türlü desteği ve yatırımı yapmaya hazırız, bunun ilk adımlarını atmak üzere buraya gelmiş bulunuyoruz” dedi. Bazı incelemelerde bulunmak ve yapılacak çalışmaları bizzat yerinde görmek üzere ilçemize gelen Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel, İstanbul Deniz Kuzey Saha Komutanlığı’na bağlı Askeri Müzeler Komutanı Kur. Albay Alirıza İŞİPEK ve Bahçeşehir Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Ahmet EYÜCE İlçemize geldiler. Belediye Başkanı Cihat BİNGÖL’ü makamında ziyaret eden heyet, Piri Reis Müzesi ve İç Liman’ı yeniden restore ve dizayn etmek için Belediye Başkanı Cihat BİNGÖL ile bir de protokol imzaladılar. Belediye Başkanlığı’nın ziyaretinde basına bir açıklama yapan Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başk. Enver YÜCEL; “Öncelikle İlçe Kaymakamı Adnan ÇAKIROĞLU’na ve Belediye Başkanı Cihat BİNGÖL’e burada bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Bize Gelibolu’nun kapılarını açtılar. Artık bir ayağımız daima Gelibolu’da olacak. Gelibolu artık benim de şehrim oldu, lütfen beni de bir Gelibolulu kabul ediniz! Sayın Belediye Başkanı Cihat BİNGÖL, 5-6 aydır sık sık üniversitemize geliyor ve bu arada bizi de ziyaret ederek, Gelibolu’yu görmeye ve Gelibolu’ya yatırım yapmaya davet ediyordu. Bir müddet önce bu nazik daveti kıramadık ve İlçenize geldik. Burayı görünce yıllardır neden gelmediğimize ve bu harika şehri neden daha önce tanıyamadığımıza hayıflandık. Gelibolu dün’ü olduğu kadar yarın’ı da çok parlak bir şehir. Bu şehir Avrupa Kıtası’nda bize atalar yadigârı. Türk Denizciliğinin merkezi, ilim ve kültür şehri. Büyük denizciler, düşünür ve ilim adamı yetiştirmiş. O gelişimizde İlçe Kaymakamı Adnan ÇAKIROĞLU’nu da ziyaret ettik. Bizi çok sıcak karşıladı ve Gelibolu’ya yapacağımız yatırım ve her türlü sosyal kültüre destek çalışmalarımızda bize kamu adına her türlü desteği sonuna kadar vermeye hazır olduğunu ifade ettiler. Gerek Kaymakamın ve gerekse Belediye Başkanı Cihat BİNGÖL’ün bu sıcak ilgisi bizi Gelibolu’ya bir daha ama bu defa sonuca gidecek adımlar atmak için bir daha getirdi. Bahçeşehir Üniversitesi olarak; Gelibolu’ya hizmet etmeye, Piri Reis Müzesi’ni ve İç Liman ve çevresini aslına uygun yeniden bakım, onarım ve dizaynını yaparak, turizme kazandırmaya çalışacağız. Bunun için elimizde yeterli miktarda resim ve gravür var. Piri Reis sadece bizim değil, bütün dünyanın ortak değeri, bir bilim adamı, dünya çapında bir markadır. O marka Gelibolu’yu da marka haline getirmektedir ve getirmelidir. Biz de buradan başlıyoruz. Kısmetse en geç nisan ayında Piri Reis Müzesi ve İç Liman’ı Gelibolu Turizmine kazandırmayı planlıyoruz. Üniversitemizin Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Ahmet EYÜCE’de yapılacak çalışmaları yakından görmek için buradadır. Bu arada Bahçeşehir Üniversitesi genç bir Üniversitedir ve 6 Fakültemiz vardır. Eğer YÖK uygun görür ve Bakanlar Kurulu’ndan da geçerse bu ülkenin denizcilik merkezi Gelibolu’ya, Üniversitemizin 7. Fakültesi olarak bir de Gemi İnşaat ve Yat Mimarisi Fakültesini açmayı planlıyoruz. Bürokrasi engeline takılmazsak iki sene içinde 4 yıllık bir fakülteyi burada faaliyete başlatacağız.” Dedi. Bahçeşehir. Ü. Mimarlık Fakültesi Dekanı Ahmet EYÜCE de yaptığı kısa konuşmada, “Tarih bizim geçmiş belleğimizdir. Gelibolu’da 600 yıllık tarih kesitimizin merkezlerinden birisidir. Bu şehre hak ettiği katkıyı sağlamak için bizzat ben ilgileneceğim ve yapılacak projenin başında bulunacağım. Gerek müzenin ve gerekse iç liman’ın tarihi özelliklerine dokunmayacağız fakat çağdaş bir uygulama ile Gelibolu’ya kazandıracağız” dedi. Bu ziyaret dolayısıyla kısa bir konuşma ile misafirlerine hoş geldiniz diyen Belediye Başkanı Cihat BİNGÖL ise; “ Bugün beni ve ilçemizi ziyaret eden ülkemizin bu çok saygın insanlarını ilçemizde görmekten dolayı çok mutluyum. Doğrusu bugün benim için, Gelibolu için olağanüstü bir gündür. Bu günün önemini yıllar sonra gelecek nesiller daha iyi anlayacaklardır. Ben Gelibolululardan oy isterken, koltukta oturmak için oy istemedim. Gelibolu’ya hizmet için, buraya hizmet edebilmek içinde eşik aşındırmaya devam etmek üzere oy istedim. Türk insanı Gelibolu’yu tanıdıkça, buraya ilgi ve hizmet de akacaktır. Bu konuda bana destek veren ve her konuda yardımını esirgemeyen Kaymakamımız Adnan ÇAKIROĞLU’na müteşekkirim. Deniz Kuvvetleri Komutanımız Oramiral Metin ATAÇ Paşamız da tam bir Gelibolu sevdalısı. İskele civarındaki kordonda “Kaptan-ı Deryalar Parkı” yapmak için Sayın Komutanımız Kur. Alb. Alirıza İŞİPEK’ görevlendirmişler. Paşamızın selamını getirdiler. D.K.K. Oramiral ATAÇ Paşamızın şehrimize desteği artarak devam edecektir. Ayrıca Kolordu Komutanımız Hayri GÜNER de desteğini esirgemiyor. Bize de koşturmak ve Gelibolu için yorulmak kalıyor. Sayın misafirlerimiz bize onur, Gelibolu’ya şeref verdiler. Sadece şu son birkaç ay içinde ilçemize kazandırdıklarımız bile, ilçemizin gelecek 100-150 senesine şekil verecek gelişmelerdir. Avrupa’nın en büyük tersanesi ilçemize geliyor. Bahçeşehir Üniversitesi İlçemizde yatırım hamlesi ve hizmet başlatıyor, ordumuz Gelibolu’ya özel ilgi ve hizmet başlatıyor. Gelibolu kaybettiği yıllarını telafi edecek ve çağdaş bir kent olacaktır. Biz de bu âlemden göç ederken, arkamızda bıraktıklarımızla anılacağız. Ama Gelibolu’nun gelecek nesilleri o bıraktıklarımızı doya doya yaşayacaklar. Ben çok mutluyum. Bize durmak yakışmaz, yeni hizmetlere koşmaya devam edeceğiz” dedi. Tüm mali masraflarının Bahçeşehir Üniversitesince karşılanacağı Piri Reis Müzesi ve İçliman dizaynı çalışmalarının protokol imzaları atıldı.
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Kuzey Ege Denizi Gökçeada önleri, Kabatepe ile Kuzu limanları arasında 3 bin metreye varan derinlikte petrol arayacak. TPAO'nun bu çalışması bölge halkını heyecanlandırdı. Kazdağları'nda çevrecilerin karşı çıkmasına sebep olan altın arama çalışmalarının yanı sıra şimdi de denizde petrol araması başlatılıyor. Çalışmayla ilgili bilgi veren yetkililer, "TPAO, Doğu Karadeniz'de BP ile ortak yürütülen aramalar sonucunda, ülkemiz denizlerinde ilk derin deniz arama sondajı yapılmıştır. Bunun yanı sıra Karadeniz'in münhasır ekonomik sınırı içinde kalan alanında hidrokarbon potansiyelini ortaya çıkarmak amacıyla iki ve üç boyutlu sismik program yürütülmüştür. Şu anda Silopi, Erzurum, Bafra, Ayvalık ve Yuvaköy alanlarında yapılan arama ve sondaj çalışmalarıyla yeni arama sahalarının hidrokarbon potansiyelinin araştırılmasına ilişkin önemli çalışmalar başlatmıştır. Gökçeada önlerindeki çalışmalar da bu kapsamda yapılmaktadır." dedi. Türkiye'nin devamlı artan petrol ve doğalgaz ihtiyacının, yurtiçi ve yurtdışı kaynaklardan arama, keşif ve üretim yoluyla temini doğrultusunda 2004 yılında yeni vizyon ve misyon belirlendiğini kaydeden yetkililer, "TPAO, son yıllarda arama stratejisinde değişiklik yaparak, ülkemizin aranmamış basenleri ve özellikle denizlerimize yönelerek, yoğun arama yatırım faaliyetleriyle yurtiçi ve yurtdışında büyük bir sıçrama yapmıştır." şeklinde konuştu. Yakın zamanda kamuoyuna daha geniş bilgiler verileceği bildirildi. TPAO yetkililerinin Kabatepe ile Kuzu limanı arasında petrol arayacağı yönünde duyumlar aldıklarını belirten Çanakkale Genç İş Adamları Derneği Başkanı Aydın Fırat ise, "Her geçen gün Çanakkale'nin adının yeni yatırımlarda ve projelerde geçmesi işadamlarını ve yöre halkını sevindiriyor. Geçen günlerde Edirne ile İzmir arasında yapılacak otoyola bağlı olarak Çanakkale'ye boğaz köprüsü yapılacağının açıklanmasından sonra şimdi de petrol arama çalışmaları, şehrin adının Türkiye gündeminde kalmasını sağlıyor." dedi.
Kaz Dağları'nda altın olduğu kulaktan kulağa yayılınca, şirketler de maden arama-sondaj ruhsatı alıp rezerv belirleme çalışmalarına başladı. Belediyeler ve sivil toplum örgütleri ise karşı harekete geçti Milyonlarca ağacı, zengin bitki örtüsü, dünyada tek olma
özelliği taşıyan 47 tür endemik bitkisiyle Türkiye'nin akciğerleri ve turizm
cenneti konumundaki Kaz Dağları ile çevresi, bu sıralar altın, bakır, çinko ve
kurşun arama çalışmalarının tehdidi altında. 'Hukuka güveniyoruz' Kaz Dağları ve çevresinde, Küçükkuyu beldesi, Çan ve Bayramiç
ilçelerinde özellikle son iki yıldır Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'ndan
sondaj ruhsatı alan maden şirketleri hummalı bir çalışma yürütüyorlar. Turizm
merkezi ve zeytinlikleriyle tanınan Küçükkuyu'da Türk şirket Global Madencilik,
sondaj çalışmalarını geçen ay tamamladı. Şirketin üretime geçmesi durumunda
bölgenin katledileceğini belirten beldedeki yerel yöneticiler, sivil toplum
örgütleri ve bölge halkı, maden çalışmalarına karşı harekete geçti. Gül ve Erdoğan'a mektup Çalışmaya karşı çıkan Nusratlı, Küçükçepni, Sahil ve Gökçetepe muhtarları ise, maden çalışmalarını Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a mektup yazarak şikâyet ettiler ve maden işletme izninin verilmemesini istediler. Canlılar zarar görür İTÜ Çevre Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Cumali Kınacı,
"Endemik türler zarar görür. Madenlerin çevredeki yaşama, insanlara ve
psikolojilerine verdiği zararlar hesaplanırsa, çıkarılacak madenden daha büyük
zararın oluşacağı görülür" dedi. Türkiye'nin akciğerleri Çanakkale ve Balıkesir sınırları içinde kalan Kaz Dağları, uçsuz bucaksız çam ormanlarıyla, Türkiye'nin akciğerleri olarak kabul ediliyor. Yeraltı suyu kaynakları, kaplıcaları, geniş zeytinlikleri, özel bitki örtüsü, barındırdığı yaban hayatı ve yaklaşık 1.5 milyon nüfusuyla Türkiye'nin en önemli yaşam alanlarından biri. Dağların güney yüzü, Zeytinli Çayı'ndan Altınoluk beldesinin batısına kadar olan bölümü ile bu bölümün doruklara kadar olan yükseklikleri, 1993 yılında Milli Park kabul edildi. Madenler koruma alanının dışında kalıyor. Sırada ÇED ve işletme ruhsatı var Bölgedeki şirketler, Enerji Bakanlığı Maden Dairesi'nden sondaj ruhsatı alarak çalışmaya başladılar. Şirketler daha sonra Çevre ve Orman Bakanlığı'ndan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu alarak, işletme ruhsatı için Enerji Bakanlığı'na başvuracaklar. 'Çevreye zarar vermiyoruz' Global Madencilik Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Gülaçtı, ise
çevreye zarar vermeden çalıştıklarını, tüm çalışmaların yasal izinle ve orman
işletmesinin kontrolü altında yapıldığını söyledi. Sular bulanık akıyor Derin sondaj nedeniyle, köylerin kullandığı suyun bulanık
akmaya başladığını, bunun üretime geçilmesi halinde yaşanacak sıkıntıların
işareti olduğunu vurgulayan Sarıbaş, şöyle dedi:
Gelir İdaresi, IMF'nin karşı çıktığı teşvikleri 49 ile yayan tebliğ taslağını tamamladı. Teşvik kapsamındaki il ve ilçelerde işverenler 10 işçi çalıştırma koşuluyla istihdam ettikleri tüm işçiler için Gelir Vergisi stopajından yararlanabilecek. Gökçeada ve Bozcaada da teşvik kapsamına alınırken, vergi teşviki uygulaması Mayıs 2007 ücretleri üzerinden hesaplanan gelir vergisi için geçerli olacak.
Teşvik kapsamında değerlendirilecek işçiler dolayısıyla hesaplanacak gelir vergisinin tamamının veya bir kısmının, verilecek muhtasar beyanname üzerinden tahakkuk eden gelir vergisinden terkin edilmesi ile işverene maliyetinin azaltılması amaçlanıyor. Terkin edilecek tutar, organize sanayi veya endüstri bölgelerinde kurulu işyerleri için hesaplanan tutarın tamamı, diğer yerlerdeki işyerleri için ise hesaplanan gelir vergisi tutarının yüzde 80'i olacak |
|
|
http://www.burasicanakkale.com © 2000 - Bütün hakları Saklıdır. |