ÇANAKKALE'NİN DÜNYAYA AÇILAN PENCERESİ ::.  

Burası Çanakkale'yi Giriş Sayfanız Yapın Sık Kullanılanlara Ekleyin...



 

 

 

İLİMİZDE  KÜLTÜREL ve SANATSAL FAALİYETLER ...                                                                                                                           Son Güncelleme : 04.06.2009


 



HİTİT VE TRUVA RÜZGARI

Çanakkale'de Çimenlik Kalesi İçinde Sanatçı Prof. Erdinç Bakla'nın Tanrı ve Tanrıçalar ile Kahramanların Portrelerinden Oluşan 'Hitit ve Truva Rüzgarı' Heykel Sergisi Açıldı.

Sanatçı Prof. Dr. Erdinç Bakla, Truva ve Hitit Rüzgarı olmak üzere iki ayrı serginin bir arada bulunduğunu, İstanbul’daki atölyesinde mermerden ve mermer tozu dökümünden yaptığı 20’şerden 40 eserin yer aldığını söyledi. Bakla, "Türk sanatçılarının, Avrupa’daki Batı uygarlığından yola çıkarak bir şey yapabileceklerine ben inanmıyorum. Dolayısıyla Anadolu’dan yararlanarak çağdaş heykeller, sanat eserleri yapabilir miyim diye düşündüm. Hem Hititler’den, hem de Truva efsanesinden yola çıkarak portreler yaptım. Sanıyorum ki Truva kahramanları ilk defa portreleştiriliyor. Şimdiye kadar bir tek Homeros’un portresi vardı. Onun dışındaki tüm portreleri ben yarattım. Sergide Homeros, Hektor, Aşil, Helena ve Paris’in portreleri ön plana çıkıyor. Truva ve Hitit tanrı ve tanrıçalarının bir çoğunun portreleri eserler arasında yer alıyor" dedi.


ÇANAKKALE MÜZELERİ ÇANAKKALE KENT MÜZESİ VE ARŞİVİ’NDE BULUŞTU

2009 Mart ayında açılarak Çanakkale’nin kültürel yaşamına yeni katılan Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi müzeler haftasında ”Müzeler kenti Çanakkale’ye doğru” diyerek Çanakkale’de yer alan tüm müzelere bir araya gelme çağrısında bulundu.

Çanakkale’nin ilk kent müzesi olan Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi, rutin olarak gerçekleştirdiği Çarşamba etkinliklerini bu kez “Çanakkale Müzeleri Buluşması” adı altında Çanakkale’deki tüm müzelerin ve Çanakkalelilerin bir araya geldiği anlamlı bir etkinliğe dönüştürdü. 20 Mayıs Çarşamba günü saat 14.00’de başlayarak 19.00’a kadar iki bölüm halinde süren yarım günlük program çerçevesinde öncelikle müzeler bir atölye çalışmasıyla bir araya geldi, daha sonra Çarşamba etkinlikleri kapsamında bir panel ile müzeciler Çanakkaleliler ile buluştu.

Programın ilk kısmında Çanakkale’deki müzelerin temsilcileri İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Deniz Ünsal ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Arş. Gör. N. Hanzade Uralman’ın moderatörlüğünde müzelerinin kimliğini, Çanakkale açısından önemini tanımlayıp, Çanakkale’ye katkılarını ve sorunlarını tartışarak, ortak sorunlar ve çözüm önerileri geliştirdiler. Daha sonra program Çanakkale Kent Müzesi ve Çanakkale Deniz Müzesi’nin gezilmesi ile devam etti. Ardından Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi’nin Çarşamba etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen panel ile atölye çalışması ve varılan sonuçlar Çanakkaleliler ile paylaşıldı.

Çanakkale Müzeleri Buluşması Atölye çalışmasına katılan yedi müzenin temsilcilerinin yanısıra İl Kültür Müdürü de konuk olarak katıldı. Atölye çalışmasının sonucunda ulusal müzelerde mevcut personel, mali, mekân, eğitim ve iletişime ilişkin sorunların Çanakkale için geçerli olduğu görüldü. Ayrıca Çanakkale’deki müzelere özgü pek çok problemle birlikte bu müzelerin kent dışından ziyaretçi almasına rağmen kentlilerin dikkatini çekmediği sorunu vurgulandı. Çarşamba etkinliklerine katılan kentliler de çözüm önerilerine önemli katkıda bulundu. Günün sonunda tüm katılımcılar Çanakkale’deki müzelerin buluşmasının daha sık ve geleneksel bir biçimde sürmesi fikrinde birleşti.


115 YIL ÖNCE  ÇEKİLEN FOTOĞRAFLAR SERGİLENDİ
Çanakkale Tübingen Troya Vakfı tarafından M. Osman Korfmann Kütüphanesi'nde açılan fotoğraf sergisi açıldı
 
1893 yılında yapılan kazılar sırasında kazı heyeti başkanlığını yürüten W. Dörpfeld tarafından çektirilen fotoğraflar, o dönem kazılarına ve kazılarda çalışan işçilerin genel durumunu gözler önüne seriyor.

Bölgede ilk kazı çalışmalarını yürüten ve sonrasında kalıntılar altında bulduğu Truva hazinesini alarak ülke dışına çıkaran Heinrich Schlimann'ın 1890 yılında hayatını kaybetmesi ile ikinci dönem kazı başkanlığını W.Dörpfeld'in yürüttüğünü belirten Truva Antik Kenti Kazı Araştırmacısı Yrd. Doç. Dr. Rüstem Arslan, çekilen 350 fotoğraftan 60 tanesini sergilediklerini söyledi. 1830'dan sonra yaygınlaşmaya başlayan fotoğraf makinesi ile ilk defa arkeolojik alanda belgeleme fotoğraf çekimlerinin bu bölgede yapıldığını hatırlatan Arslan, çekilmiş olan fotoğrafları bugüne kadar kazı çalışmasını yapanlar dışında hiç kimsenin görmediğini, bu fotoğrafların kamuoyu ile ilk defa bu sergi ile buluştuğunu vurguladı.

Bu fotoğrafların Truva Kentin'de bulunan kalıntılar kadar değerli olduğunu kaydeden Arslan, fotoğraflar arasında bölgeye gelen ilk turist kafilesi, açılan ilk su kuyusu, bazı bölgelerin kazılmadan önceki hali, Truvalıların savaşa girmeden önce yiyecek ve içecek depoladıkları küpler, o dönem civar köylerden getirilerek kazılarda çalıştırılan köylülerin o günkü halini gösteren detayların yer aldığını ifade etti. Truva'nın geçmişini merak eden ve antik kenti gezmeye gidecek olan turistlerin bölgeye gitmeden önce fotoğraf sergisini gezmesi gerektiğini vurgulayan Arslan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Truva kazıları her zaman o dönemdeki teknolojinin kazılarda uygulandığı örnek kazılardan biridir. Truva'nın dışında Teyfikiye, Çıplak köyleri İntepe beldesindeki diğer arkeolojik ve geleneksel mimari yerlerle ilgili fotoğrafları da bu sergide görebiliriz. Bu sergiyi açmamızın sebebi, insanlara Truva'dan çıkarak bölge tarihini kısmen fotoğraflarla anlatmak."


YAZAR VE SANATÇI EVİ AÇILDI

Belediye,bakımsızlık sebebiyle kadrine terk edilen Hasan Mevsuf Sokak üzerindeki tarihi yapıyı restore ederek “Yazar ve Sanatçı Evi” adı altında hizmete açtı.

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, il merkezinde kadrine terk edilen tarihi yapılara sahip çıktıklarını belirterek, “İl merkezinde bu şekilde birçok yapıyı restore ederek değişik amaçlarla kullanıma açtık. Şimdi de burada yer alan ve geleneksel Türk el sanatları, plastik sanatlar ile resim, ebru, hat, minyatür, diksiyon, yazarlık atölyesi gibi görsel sanatlarda yetişkin ve çocuklara yönelik kurslar düzenlenecek. Buradaki kurslar tecrübeli eğitmenler eşliğinde gerçekleştirilecek. Çanakkale Belediyesi olarak yaptığımız çalışmalarla kentin sosyal, kültürel ve sanatsal yaşamına katkı sunmaya devam edeceğiz” dedi.


TROYA'DAN DAHA ESKİ YERLEŞİM MERKEZİ BULUNDU

Çanakkale'de 5 Bin Yıl Önce Kurulduğu Düşünülen ve Türkiye'deki En Eski Yerleşim Merkezlerinden Kabul Edilen Troya Antik Kenti'nden Daha Eski Bir Yerleşim Yeri Bulunduğuna Dair Kanıtlar Elde Edildiği Bildirildi.

Çanakkale'de 5 bin yıl önce kurulduğu düşünülen ve Türkiye'deki en eski yerleşim merkezlerinden kabul edilen Troya Antik Kenti'nden daha eski bir yerleşim yeri bulunduğuna dair kanıtlar elde edildiği bildirildi.
Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar beldesinde yer alan Smintheion Antik Kenti'nde Prof. Dr. Coşkun Özgünel başkanlığında yürütülen ''Apollon Smintheus'' kutsal alanı kazıları sırasında, antik çağ kalıntıları altında, antik Troas bölgesinin ilk yerleşim köylerinden biri ortaya çıkarıldı.
Kazı heyetinde görevli Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Turan Takaoğlu, buluntular sayesinde Troya'dan daha eski bir köy yerleşim merkezinin bölgede yer aldığını tespit ettiklerini söyledi.

Doç. Dr. Takaoğlu, yaklaşık 7 bin yıl önce iskan edildiği anlaşılan köyün en önemli özelliğinin bölgede daha önce bilinmeyen yeni bir seramik geleneğinin varlığını göstermesi olduğunu bildirdi.

Seramikler arasında en ilgincinin dinsel amaçlı kullanıldığı düşünülen, tutamağı gözü yaşlı ağlayan bir insanı sembolize eden parça olduğunu ifade eden Takaoğlu, ''Gözü yaşlı insan betimli seramiğin bugüne kadar benzeri bulunmadı. Bu seramik o tarihte büyük bir olasılıkla cenaze töreni sırasında kullanılmış. Gün yüzüne çıkan bu değerler, Troya öncesi kültür tarihi konusunda önemli bilgiler sunmaya devam edecek gibi görünüyor'' dedi.

Doç. Dr. Takaoğlu, kazıda çıkarılan eserlerin sergilenmek üzere Çanakkale Arkeoloji Müzesi'ne teslim edildiğini sözlerine ekledi.

Kazı alanındaki köy yerleşim alanında 7 bin yıl önce iskan edildiği anlaşılan Apollon Smintheus Tapınağı, eski adıyla Külahlı olarak bilinen Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar beldesinin kuzeybatısı ile kuzeydoğusu arasında kalan vadinin başlangıç eteklerinde, Bahçeleriçi mevkisinde yer alıyor.

Troas bölgesinde bugün için tek örnek olduğu belirtilen tapınakta Helenistik Çağ Anadolu mimarlığına imzasını atan Mimar Hermogenes'in uyguladığı pseudodipteros (yalancı iki sıralı sütun) plan tasarımı kullanılmış, ön ve arka cephelerinde 8, uzun kenarlarında ise 14'er sütun dizisi bulunuyor.

Smintheion Antik Kenti'nde bulunan tapınakta mermer bloklarla döşenen kutsal alanda pronaos (kutsal ön oda), naos (kutsal oda) ve opisthodomos (arka oda) olmak üzere 3 oda, naosta Paroslu heykeltıraş Skopas'ın yaptığı ve 110 santimetrelik bacak parçası bulunan, tanrı Apollon'un heykeli yer alıyor.

Kaynaklarda, ünlü coğrafyacı ve seyyah Strabon'un 2 bin yıl önce yazdığı ''Geographica'' adlı kitapta, kenti Yunanistan'dan gelen İonlar kuşattığı zaman, gece topraktan çok miktarda tarla faresinin çıkarak askerlerin silah ve teçhizatlarının deri kısımlarını kemirip kopardıkları ve bu yüzden kenti kuşatan İonların savaşı kaybettiğini yazdığı ve Lekton halkının minnet göstergesi olarak bu tapınağı inşa etmiş olabileceği belirtiliyor.

Bölgede ilk kazıların 1866 yılında başlatıldığı, ara verildikten sonra 1984 yılında yeniden başlatılan kazı ve restorasyon çalışmalarının sürdürüldüğü kaydediliyor.


Nemi-Roma ile İntepe-Çanakkale Arasında Kurulan

DOSTLUK KÖPRÜSÜ

Emel ALTAN EGE – Roma

Köklerini Troia’ya dayandıran ve atalarının Troialı Aeneas’ın soyundan geldiğine inanan Romalılar’la, Troia’nın bugünkü sahipleri arasında kurulan dostluk köprülerinden biri 2003 yılında İntepe (Çanakkale) belediye başkanı Kasım Akın ile Nemi (Roma) belediye başkanı Av. Alessandro Biaggi arasında imzalanan “kardeş kent” protokolü ile resmiyet kazanmıştı. Ardından, her yıl düzenli olarak karşılıklı ziyaretler gerçekleştirildi ve bu dostluğun iki bölge halkı arasında daha da geliştirilmesi amaçlandı.
Geçtiğimiz 8 Kasım 2008 günü, Nemi Belediyesi, Nemi-Aeneas Kültür Derneği ve Nemi-İntepe-Troia kardeş kent organizasyon komitesinin düzenlediği törenlerle beşinci yıl kutlamaları yapıldı. Türk bayraklarıyla süslenen Nemi’de, Çanakkale’den İntepe belediye başkanı Alaattin Özkurnaz başkanlığındaki 19 kişinin katılımıyla, kenti Roma’ya bağlayan ana yolun sonundaki 700 yıllık kemerli girişin bulunduğu caddeye “İntepe- Troia” adı verildi ve Belvedere (Manzara) olarak anılan seyir terasına bir plaket yerleştirildi. Ardından, Nemi Gölü’nün en güzel manzarasına sahip olan Giardini Pubblici (Halk Bahçesi)’ de, bölgeye ilk kez Troialı Aeneas tarafından getirildiğine inanılan tohumlarla yeşertilen meşe ağaçlarının dikimi iki belediye başkanı tarafından kardeş kent halklarının huzurunda gerçekleştirildi. Buraya da, konuyla ilgili bir plaket yerleştirildi.Törende yapılan konuşmalarda Nemi ve İntepe’nin benzerliklerine değinildi.

Nemi, Roma-Napoli yolu üzerinde, merkezden yaklaşık 30 km. mesafede, meşe ve çam ormanlarıyla çevrelenmiş, deniz seviyesinden 521 mt. yüksekte bulunan, yaklaşık 4000 kişinin yaşadığı küçük bir yerleşim. Tiren Denizi’ne hakim volkanik bir tepede yer alan iki krater gölünden biri olan Nemi Gölü, İsa’dan önceki dönemde Diana Tapınağı ile Romalılar için son derece önemli bir hac merkezi iken çevresinde yer alan muhteşem saraylarıyla, termal kaynaklarıyla, terapi ve ibadet mekanlarıyla, İmparator Caligula zamanında da büyüklükleri 70 metreye ulaşan iki devasa tekne ile ünlenmiş. Nemi, günümüzde “çiçeklerle çileklerin kenti” olarak tanınıyor. Burada, asırlardan beri Çiçek ve Çilek festivalleri düzenleniyor.
İntepe ise, yine kardeş kenti gibi yüksek bir tepe üzerinden Çanakkale Boğazı’nı ve Troia’yı gözlüyor. Çevresi çam ormanlarıyla kaplı ve doyumsuz güzellikler barındırıyor. Geçtiğimiz yaz yaşanan korkunç yangında bu güzelliklerini kısmen kaybetse de, Nemi ile gözardı edilemeyecek benzerlikler taşıyor.

Ağaç dikme töreninin ardından, yine Türk bayraklarıyla süslenen Nemi belediye sarayında Türk ve İtalyan katılımcıların huzurunda karşılıklı hediye değişimi yapıldı. İntepe belediye başkanı Özkurnaz, Nemili başkan Biaggi’ye Troia’dan getirdiği toprağı ve Troia meşesi tohumlarını elişi süslemelerle bezeli seramik bir kapta sundu. Ayrıca, Ayvacık yöresine ait elişi kök boya bir halı hediye etti. Biaggi de, 1700’lerde yapılmış çok değerli bir suluboya Nemi manzarası tablosunu ve Nemi tarihi ile ilgili çeşitli kitapları İntepe’ye götürmek üzere başkana armağan etti.
5-9 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen ziyarette, Nemililer Türkiye’den gelen kardeşlerini evlerinde ağırlarken çevre gezileri de düzenleyerek bölgenin tüm güzelliklerini tanıttılar. 8 Kasım akşamı, Nemi’den yaklaşık elli kişinin katıldığı gala yemeğinde davetlilere, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Fetay Soykan’ın hazırladığı Troia belgeseli ile organizasyon komitesinin geçtiğimiz beş yıl içinde gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretlerinin görüntülerinden oluşan bir gösteri sunuldu. Yemek, üzerinde Nemi-İntepe-Troia kardeşliğini sembolize eden süslemelerin yer aldığı pastanın yine iki kardeş kent belediye başkanı tarafından kesilmesiyle sona erdi.
Bir sonraki ziyaretin Nemililer tarafından 2009 yazında İntepe ve Troia’ya yaplıması planlanıyor. Ayrıca, iki bölgenin kardeş halkını daha da kaynaştıracak projelerden biri olan İntepe Türk- İtalyan Dostluk Evi’nin restorasyonunun tamamlanması, karşılıklı öğrenci değişim projelerinin hayata geçirilmesi, karşılıklı sanatsal etkinlikler düzenlenmesi de amaçlanıyor.


MUSTAFA FİLMİNİ DÜN SEYRETTİM...

Atatürk’ün çocukluğu tüm yaşamı hakkında bir şeyler daha öğrenirim ümidi ile gittiğim filmden hayal kırıklığı ile çıktım.
Hakkında bir çok yazılan eleştiri ve bazı beğeni yazılarına rağmen bir ilave de benden.

Film insanda; acınacak derecede zavallı bir şekilde, satır aralarında bazen de açıkça sergilenmeye çalışılmış ve yazara ait olan ve birilerine beğendirmek için yapıldığı açıkça sırıtan kötü dile getirilmiş saptamalar ile belgesel bile denemez bir yapıtçık hissi uyandırıyor.
Atatürk’e yalnız,hasta, beş parasız, isyankar ve anarşist bir ruha sahip, (okulda bile ‘feci dayak’ yiyen) kinci, intikamcı, sevilmeyen, istenmeyen MİŞ gibi bir kimlik yapıştırılmaya çalışılmış sanki..

Gerçek Atatürk hayranları için inandırıcılıktan uzak ve etkisiz olurken ,diğerleri içinse çok da doyurucu bir şekilde düşmanlıklarını körükleyici olamamış.
Ve de maalesef; unutulma korkusu ile ‘beni hatırlayınız’ demesini afişlere taşıyacak kadar - ONU - unutulmuş zanneden bir yazarın, unutturmamaya çalıştığı başka basit hesaplarını gün yüzüne çıkartmasına vesile olmuş..

Film; kasvetli bir anlatım ve karanlık sahnelerle tüm film boyunca insanın içini karartıp sinemayı terk etme ihtiyacını hissettiriyor.

İç sıkıcı bir anlatımla izleyen herkesin içini sızlatan ve kimi olsa inciten, çocuk yaşta ölmüş bir ağabeyin mezarının çakallar tarafından yağmalanması, başlangıçta ve sonuçta uzunca bir süre gösterilerek - insana garip bir şekilde - şu anda da aynı yağmalamanın; Atatürk’ün o ulaşılmaz büyük dehasına ve duygularına ve merhametine ve tüm yaşamına ve hatta dünyanın hemen her milletten insanının hala daha hayranlıkla örnek aldığı bir büyük İNSAN ve bir büyük LİDER hakkındaki düşüncelerine de yapılmak istenmiş sanki …

Nedense bazı büyük olaylar, küçültülerek ve bazı küçük olaylar da büyülterek veriliyor. (Korkusuzca savaşmaları-fikirlerinden dolayı cezalandırılması- yalnızlığı, hastalanmaları-komünistlere yakınmış gibi gösterilmeye çalışılması gibi,içkiyle avunması-sofralarında uzun oturuluşu,kararlar alınışı……)

Mustafa ismi ile de herhangi bir Mustafa’nın nasıl Atatürk oluşunu; en basite indirmeye çalışarak gösterirken bile; hep önde, hep lider, hep ileriyi gören,, hep her şeye vakıf, hep söke söke tırnaklarınla alan, aç susuz yorgun parasız hastayken bile vatanla milletle meşgul kafasında hep hesaplar yapan bir insan oluşunu gizleyememiş, aşağılayamamış, sevenlerinin daha hayran olacağı,sevmeyenlerin çok eksik bulacağı ve maalesef bir süre eleştirilerek de haksız paralar kazanacak ve ünlenecek olan yazarına epeyce zavallı bir çevre ve zenginlik katacağı belli bir film olmuş..
Abbas Ünlü ile ‘Genç Bakış ’programında da itiraf ettiği gibi maksadını açıkça belli eden ifadelerinin olduğu ve şimdi pişmanlık duyduğu bile samimiyetsiz gelen yazarın; Atatürk’ü sahiplenenlere soruyorum: Atatürk için neden bir şeyler yapılmadı ) diyerek, ATATÜRK hayranlarını, sahiplenenlerini kınayan, yargılayan bir davranışla bir üstünlük yakalamaya çalışıyor.. Galiba fırsatını bulmanın sevinci ile (Çünkü gittikçe çoğalan bir karalama kampanyasının tam ortalarında) ve bundan sonra da bunu hep yapacak korkarım diğer bazı insanlar gibi… Yazık..

Ama takdir eden seven ve büyüklüğünü her zaman ifade edenler için az bile övülmüş az bile anlatılmış, büyütülmüş şimdiye kadar.. Az, çok az..
Doğru. Daha büyük eserlerle verilmeliydi onun her yaptığı ve hakkındaki her şey...

Ve tanıdıkça, anladıkça, bu güne baktıkça daha da sevmemek hayran olmamak,takdir etmemek, mümkün mü?

E.S.TABAK


KAZILARA TAKSİTLİ VERİLEN PARALAR SIKINTI YARATTI

Türkiye'deki Yerli Kazı ve Araştırmalara "Kaynak Sıkıntısı" Nedeniyle Taksit Taksit Para Aktarması Kazı Başkanlarını Sıkıntıya Soktu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü'nün (DÖSİMM), Türkiye'deki yerli kazı ve araştırmalara "kaynak sıkıntısı" nedeniyle taksit taksit para aktarması kazı başkanlarını sıkıntıya soktu.
Türkiye'deki yerli kazı ve araştırmalar için her yıl belli bir kaynak aktaran DÖSİMM, bu yıl öngörülen 10 milyar 967 milyon 500 bin YTL'lik payı, toplu verememişti. Bağlanan karar doğrultusunda her yıl Nisan-Mayıs aylarında kazı ve araştırmalara toplu halde ödenen bütçenin, parça parça yapılması kazılar için dezavantaj oluşturdu. 29 yıldır Çanakkale ile Ayvacık ilçesi, Gülpınar Beldesi Apollon Tapınağı ve çevresinde yapılan kazıların başkanlığını yapan Ankara Üniversitesi Arkeoloji Anabilim Dalı Başkanı Coşkun Özgüner yaptığı açıklamada, kaynağın bölünerek aktarılıyor olmasının zorluk yarattığını söyledi. DÖSİMM'in geçen yılların borcundan kaynaklanan, para akışında bir kesinti yaşandığını öne süren Özgüner, "Bu yıl paralar bölük pörçük geldi. DÖSİMM'in geçen sene seçim öncesi yaptığı borçlarından ötürü, bu hale geldi. DÖSİMM bütçesi açık verdi, bu nedenle sıkıntı var" dedi. Bu durumun kazılar için dejanavantaj oluşturduğunu kaydeden Özgüner, "Paralar geliyor ama biraz zor oldu. Paraya göre bütçenizi yapıyorsunuz, iş bitiyor para iki gün sonra geliyor. İşi kapatıyorsunuz tekrar açıyoruz. Bu belirsizlik nedeniyle sıkıntı yaşanıyor" dedi.

"VALİLİĞİN YARDIMI İLE KAZILARI UZATTIK"-

Özgüner, kazı çalışmalarında, bağlı olunan Valiliğin duyarlı olmasının da önemine işaret etti. Çanakkale Valiliği'nin ve özel idarenin bu konuda kendilerine büyük yardımlarının dokunduğunu belirten Özgüner, "Kazılarımızın bu yıl 16 Eylül'de bitecek demiştik. Valiliğin verdiği kredisi avansıyla 15 Ekim'e a kadar sürdüreceğiz. Bu valinin olaya iyi bakmasıyla ilgili. Hem Asos'a, hem Gülpınar'a hem de Gökçeada kazılarına gelen ek ödenekler transfer edilecek, böylece kazılara devam edebileceğiz" diye konuştu. Özgüner, bu yıl Kalkolitik Gülpınar ve Helenistik Gülpınar kazılarının 4 Ağustos'tan bu yana devam ettiğini, bölgede bulunan ve "devlet çeşmesi" olarak tanımlanan binanın da restore edilerek kültür gezginlere sunulduğunu da sözlerine ekledi."


GERÇEKLEŞEMEYEN PROJE;
” ÇANAKKALE GAZİLER GALERİSİ”

Çağdaş Çizgi bu sayısında gazeteci Kıbrıs gazisi Cahit Önder’in 2005 yılından bu güne üzerinde çalıştığı projeyle ilgili görüşlerini bir anlamda projenin “sorgulaması”nı yayınlıyor.

Çanakkale Gaziler Galerisi adını verdiğimiz proje 1911-1923 yılları arasında Balkan Savaşları’ndan-Cumhuriyet’e; yakın tarihimizin sessiz tanıkları Çanakkalelileri bugünün insanıyla buluşturmayı hedefliyor. Atatürk’le aynı cephelerde yada aynı zaman dilimi içinde, değişik cephelerde 1911-1923 yılları arasında savaşlara katılmış, 4-14 yılda köyüne dönebilmiş 1-7 yıl esaret yaşamış , Çanakkaleli 90 Gazinin giydirilmiş polyester beden üzerinde yüz benzetmeli heykelleri ve 120 saat ses kayıtları 2 saat süreli 8mm. Renkli filmlerini, bilgisayar destekli sergilemeyi amaçlayan “Çanakkale Gazileri Galerisi” projesi oluşturmaktır.
Bu anlatılar,savaş cephelerini ve cephe gerisi yaşamlarını, farklı coğrafya ve iklimlerdeki, yeme-içmeden giyime, ulaşımdan sağlığa, savaş yıllarının yıkımını ve tükenmişliklerini tüm boyutları ile bugünün insanına destansı, masalsı bir içtenlikle “ibretlik” mesajlar taşıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ile aynı cephede ya da aynı zaman dilimi içinde savaşan bu Çanakkaleli gaziler, ATATÜRK’ün de silah arkadaşları olurlar.
O’ndan “Kemal diye bahsederken “kendilerinden” saydıklarını vurgulamaktadırlar..
Çanakkale Gazileri Galerisi amaçlarından biri de Tarihi Gelibolu Milli Parkı savaş alanlarına gerçekleştirilen yoğun gezilere katılan insanlara, evliya, ermiş vb. hurafelerin yerine 90 Çanakkaleli gazimizin gerçek ve kendi seslerinden, doğru anlatımla, gazilerin ağzından doğru bilgiler sunmak.

Yerli ve yabancı ziyaretçilere uzak ülkelerde sömürge arayan devletlerin yaptığı maddi ve psikolojik tahribatları gazilerin anılarına dayalı belgelerle ve ses kayıtlarıyla göstermektir.

Çanakkale Gazileri Galerisi savaş gerçeğini, Çanakkaleli gazilerin anlılarından yola çıkarak “barış bilincini” oluşturmayı, pekiştirmeyi hedefliyor. Ve de bu proje, Genelkurmay ATASE ve Denetleme Başkanlığı ile Gelibolu 2. Kolordu Komutanlığının da işaret ettiği doğrultuda Gelibolu Tarihi Milli Parkı’ndaki savaş alanlarında gerçekleştirilerek, yılda 4 milyona yakın ziyaretçiyle buluşmayı ve onlara savaşanların kendi anılarından yola çıkarak savaş gerçeğini anlatmayı, böylelikle kan ve can pahasına vatanlaştırılan topraklarda barış bilincini pekiştirmeyi amaçlıyordu.
Gazeteci Cahit Önder projesine destek yaratmak ve dikkat çekmek üzere Çanakkale dışında “7 Cepheden Gaziler” adıyla 18 fotoğraf Sergisi gerçekleştirdi. Yerel ve ulusal kanallarda değişik TV. programlarında konuştu.
………………………..
Bu proje kapsamında elde edileceği görülen bazı sonuçları maddelersek;
1 Türkiye’nin uzak yakın illerinden otobüsle gelen ilköğretim, ortaöğretim ve üniversite öğrencileri ve eğitmenleri.
2 Belediyeler ve bazı derneklerin düzenlediği gezilere gelen kendine özgü giysi ve kıyafetleriyle dikkat çeken değişik meslek gruplarına ait ya da mesleksiz sivil gruplar.
3 Çeşitli yerli ve yabancı meslek gruplarına üye oldukları dernek, klüp, oda, sendika v.b bilim kurum ve kuruluşlarının üyeleri.
4 Balkan, Çanakkale, Arabistan, İstiklal savalarında şehit ve gazi ailelerin çocuk, torun ve torunların çocukları, yakınları.
5 Film, roman, öykü, resim, heykel, konularında çalışmalar yapan yerli ve yabancı sanatçı ve araştırmacılar.
6 Seyahat şirketleriyle gelen yerli ve yabancı turist grupları.

Bu kapsamda oluşan projenin hayata geçmesi için gerekli proje uygulamaları;

1 Çanakkale Gelibolu Milli Parkı içinde, savaş alanlarında bir bina yada büyükçe bir mekan
2 Elde mevcut 90 gazinin fotoğrafları renkli, siyah-beyaz 30x40 40x60 vb. ölçekli fotoğraflarla gazilerin savaş öykülerinin yer aldığı sergi düzeni (Türkçe ve İngilizce olarak)
3 Gazilerin 30 dk’dan 2 saat’e varan toplamı 120 saatlik seslerinin izleyiciler aktarılmasını sağlayacak bir dinleme sistemi
4 Gazilerin maket heykellerinin, zaman içinde sponsor firmaların katkılarıyla (90 heykelin) tamamlanması.
5 Galeri içinde savaş malzemelerinin de sergilenmesine imkan vermek
6 Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Çanakkale savaşlarında ki bir fotoğrafında yola çıkılarak yapılacak ve kendi sesinden nutukların izleyicilere ulaştırılacağı bir bölüm
7 Ses ve ışık efektleriyle savaşın korkunçluğunu, dehşetini hissettirmek, izleyicilerin barışın gerekliliğini ve kalıcılığının sağlanması bilincini yaratıp pekiştirmek.
8 Galeri girişinde: kitap, broşür, dergi, kaset anlamlık vb. objelerin yanında internet ve bilgisayar düzeni, faks ve fotokopi, telefon hizmetleri verilen bir bölüm
9 Bekleme yapılan hafif yiyecek ve alkolsüz içecek hizmetleri veren bir bölüm
10 Bayan ve erkek bölümü olan WC
11 Otopark gibi sıralayabiliriz.
Çanakkale Gaziler Galerisi projesi 3 aşamada gerçekleştirilmesi düşünülmektedir. 30 heykellik bölümler halinde tamamlanması planlanan galerinin ilk bölümü için, bina dışında 100-150 YTL kaynak gerektiği öngörülmektedir.
Birinci kısım için düşünülen Alçıtepe Köyü’nde bulunan binanın alt katının (116 m2) 30-40 bin ytl’lik onarımı yapılmadan, aylık 540 ytl en düşük işçi emeklisi aylığı olan gazeteci Cahit Önder kiralamaya yanaşmayınca, proje bu noktada durdu
Sonuç olarak; Çanakkale Gazileri Galerisi Projesi bugüne kadar gerçekleştirilemedi.
Çanakkale’deki kurum, kuruluş, dernek, birlik, vakıf gibi güç odakları, projeyi “kişisel” buldular.
…………………
Çanakkale Savaş Alanlarının ziyaretçilerine, Çanakkaleli 7 cephe de savaşmış gazilerin anlatacağı “çok önemli anılar” var… Bu “dünyanın en ilginç savaş anıları” müzesi başka bir kentte mi gerçekleşecek acaba?,… Belki de….

Cahit Önder
0542 214 73 02
www.gazilergalerisi.com


ARADA BİR / İZLENİMLER
CAHİT ÖNDER

İSCEHİSAR KASABASI KADAR OLAMAYACAK MIYIZ?

İscehisar , Afyonkarahisar iline bağlı 11 bin nüfuslu bir kasaba..Tarım, hayvancılık yanında mermer üretimiyle de son yıllarda kendinden söz ettiriyor.
Yazımıza konu etmemizin nedeni ise; Hürriyet Gazetesi”nde bir hafta önce Anadolu Ajansı kaynaklı bir haber…
Haberin başlığı şöyle. * İscehisar caddeleri heykel galerisine dönüşecek* gibi…
Haberin içeriğinde de, “Dünyanın değişik ülkelerinden davet edilen heykel sanatçıları yaptıkları heykelleri ilçeye bırakacakları…. değişik caddelere konacak bu heykelle de İscehisar”ın heykellerle açık hava müzesine dönüşeceği…. Fransa, Polonya, Mısır, Hindistan, Macaristan ve Türkiye”den katılacak heykel sanatçılarının sokaklardaki çalışmaları sırasında gençlerinde sanatçılarla iç-içe olacaklarını…bununda gençlerdeki sanatsal yönelimleri arttıracağını… Bu çalışmalara katılan sanatçılarında katılacağı 2 günlük sempozyumun ardından, dereceye giren heykellerin kasabanın değişik caddelerine sürekli teşhir için taşınıp, yerleştirileceği… Bu konudaki organizasyonun, İscehisar Belediyesi ve Afyon Kocatepe Üniversitesi işbirliğiyle gerçekleştirildiği… haber böyle…

Bu haberi okuyunca, Troya”sı, Assos”u, Gelibolu Tarihi Milli Parkı içinde ki savaş yerleri, anıtları vb. sayılamayacak değerleriyle, gerçek bir kültür kenti, kültürlerin altın düğümü Çanakkale”yi düşündüm. Troya Festivalleri içinde heykel sempozyumu yapılamaz mi?

Biga Yarımadası ve Kaz Dağları”nda ki mermerler, Ezine, Koçerli bölgesindeki granit zenginliği, Ezine Ak Köy”ün çamura can veren kadınları, Geyikli Odunluk yaşayan Heykeltraş, Hüseyin Çakıcı, Eceabat İnebeyli Köyünden Heykeltraş Ahmet Elbi, Çan Yaveler Köyünün altıyüz yıllık birikimlerini, birkaç kişi kalmalarına karşın, günümüzde de sürdüren insanları,Yenice”nin bilmem ne köyünde kendi yaptığı fırında,kendi şekillendirdiği eserlerini pişiren isimsiz sanatçı, Çanakkale ve Eceabat atölyelerinin isimsiz sanatçıları, Geleneksel Çanakkale Seramiklerinin son temsilcisi, ellerine kurban, İsmail Ustam.. Daha niceleri. Kimler, kimler. Yalı Han”da Heykeltraş Ömer Abi, Avuç içine, antik tapınakların alınlıklarındaki mitolojik betimlemeleri kendi yaptığı aletlerle yontan, bu büyük ustayı, tanıyabilirsiniz ama; ne zaman keşfedeceksiniz? Ya Mustafa Tunçalp, Erol Sazcı, Onur Öztürk… Dünyanın ödüllendirdiği bu sanatçılara sahipsiniz. Ama, tanıyamadıysanız; zaten keşfedemezsiniz….

İscehisar Kasabası”nın yaptıklarını biz, kültür kenti Çanakkale olarak yapamıyorsak; yazık değil mi?

Çimento, Seramik, Demir - Çelik ve öteki fabrikalarımızla, sanata hem ham madde, hem de parasal kaynak yaratacak ayrıcalıklara sahip bir il konumunda değil mi, Çanakkalemiz???

Ayrıca, bizim üniversitemiz de var. Seramik ve Güzel sanatlar bölümlerimiz var. Neden İscehisar Kasabasının yaptıklarını biz yapamıyoruz.. Çanakkale Cadde, meydan ve parklarını heykellerle, ana ve yan gezi yollarına bakan binaların dış yüzeylerini kabartmalarla değerlendirip gerçek bir çağdaş kültür kenti fotoğrafı yaratamıyoruz?
Cumhuriyet Meydanı da yeniden düzenlenmeli bence.
Cumhuriyetimizin kurucusu, Anafartalar Savaşı kahramanı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, kültür kenti Çanakkale”nin minnet ve saygılarını simgeleyecek heykeller , kabartmalar vb. çağdaş sanat eserleri yaratmak gerekmektedir;
Cumhuriyet Meydanı”nda ki Atatürk Heykelini de bu görüş ışığında değerlendirmek
Durumunda değil miyiz?


“RESİMLERİMDE İNSANLARIN KENDİLERİNİ DE BULMALARI BANA EN BÜYÜK ÖDÜL OLDU.”

RESSAM HALE GÖKHAN, KENDİSİ AMATÖRÜM DİYOR AMA ESERLERİ USTALIĞINI BELGELİYOR.

RÖPORTAJ : CAHİT ÖNDER

Çanakkale Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde geçtiğimiz ay 40 yıllık resim serüvenini sergileyen ve eserleriyle gerek basından, gerekse akademik çevrelerden çok olumlu değerlendirmeler alan Ressam Hale Gökhan’la sıcağı-sıcağına, sergi sonrası duygularını, sergi izlenimlerini ve kentimizde resim ve öteki sanatlarla ilgilenen kent sanatçılarına yönelik düşüncelerini almak üzere konuşalım istedik.

Deniz sahilinde ki yazlık mekanlardan birine, belediye sosyal tesislerinde bir köşeye oturduk.
Röportaj için gelirken, hastane önündeki dalları caddeye sarkmış nar ağacından bir çiçek koparmıştım. Nar çiçeği. Onu da kendisine, “merhaba” olarak sundum.
Nar çiçeğiyle başladı, sohbetimiz. Nar çiçeği kırmızısı. Ateşten buse almış, gibidir, kırmızı, nar çiçeği rengini oluşturduğunda.
Bir Hint aşk efsanesini olan Anarkanda’dan esinlenen Fevzi Halıcı’nın güftesine, ünlü bestecimiz Çinuçen Tanrıkorur’un yaptığı ve son yıllarda Melihat Gülses’in sesinden yeniden meşhur olan, “Nar Çiçeğim” adını taşıyan albümüyle geniş kitlelere ulaştırdığı şarkının sözleriyle konuşmamıza başladık;

“Şavkıması sana doğru yolların
Sana doğru,denizlerin çağrısı
Çırıl, çırıl ötelerde bir güzel
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim”
…………
Sayın Hale Gökhan, size okuduğum, bu soyut dizeleri sevdiniz mi? Soyut çalışmalarınız var mı?
………
Evet.Gerçekten, ben bu şarkıyı severim. Severek de dinliyorum. Son dönemde de soyut çalışmaktan ayrı bir lezzet almağa başladım. Sergimde de 3 tane soyut çalışmama yer verdim. Soyut resim bana duygularımı daha özgür,daha naif ifade etme olanağı veriyor, diyebilirim.
………
Görüyorum ki; serginizin kapanışından bu yana 2 hafta geçti. Sizi, çok mutlu görüyorum. Sanki, İskenderun’dan, bir askeri tabip kızı olarak başladığınız, İstanbul , Ankara, Amerika ve Çanakkale’de sürdürdüğünüz yaşamınızda, belli dönemlerin kırılganlıklarını, iç dünyanızdaki kırıklıkları onarmış, ruhunuzda size özel, kimseyle paylaşmadığınız, gizli labirentleri parmak uçlarınızdan ışıklandırmış gibisiniz.. Sesinizde ve bakışlarınızda çok farklı, şarkı gibi bir gülümseyen mutluluk var…
…………..
Evet. Çok doğru ve kesin bir sezgi bu sizinki. İstanbul, Fındıklı’daki Güzel Sanatlar Akademisi’ni 3.ünlükle kazanmıştım. Büyük babam, muhafazakarlığının etkisiyle olacak. Bu nu benden gizledi. Orada okumamı istemediğinden. Ben o sırada, Ankara’daydım. İşte, en büyük kırılmayı yaşadığım olay budur. Resimden beni 15-20 yıl uzaklaştırmıştır. 1990 yılına kadar uzak kaldım. Palet, fırça, boyadan uzak kaldım.
………..
Peki, sizdeki resim yeteneğini kim keşfetti. Aileniz mi?
……………
Hayır.Ailem değil, lisede resim öğretmenim keşfetti beni. Resim benim için bir ders değil bir tutkuydu diyebilirim. İskenderun’da 16-17 yaşlarındaydım 1970-71 yıllarında da Amerika’da resimden kopmadım. Çok kalmamı istediler. Çünkü, yaptıklarımı çok beğeniyorlardı. Bursum bir yıllıktı. Bende kalmak istemedim. Çünkü, ülkemi gerçekten, çok, ama çok seviyordum.
…………………
Peki. Bir sergi yaptınız Çanakkale’de. Eserlerinizi ilk kez bir kişisel sergiyle sundunuz sanatseverlere. Çiçekler eleştirildi. Makama gönderildi çoğu diye. Olsun. Çiçekçilerle, Çanakkale ekonomisi kazandı. Sergiden geriye ne kaldı? Eleştiriler, tepkiler, değerlendirmeler… Size yansıyanları konuşalım..
………
Sergi defterine yazılan düşünceler beni çok sevindirdi. Ben çok küçük şeylerden mutlu olan, etkilenen bir yapıya sahibim. Hüznüm ve sevinçlerim resimlerime mutlaka ve çok derinden yansır.
Resimlerimde, kompozisyon ve renklerimde sergimi izleyenlerin kendilerini bulduklarını yazılarından anladım. Bu beni çok mutlu etti. Hele, Bitlis, Muş gibi uzak illerden, o günlerde kentimizde olan insanların yazdıkları bana adeta bir ödül oldu..
………….
Sayın Hale Gökhan Kırılganlık döneminizden sonra ne oldu?
…………
1968’de başladığım resim serüvenine 1990’lara kadar ara verdim. Kırılganlık dönemim 1990’da bitti. Tekrardan başladım. Güzel Sanatlar Galeri’sinde katıldığım kurslar… Sonrasında özel çalışmalar… Bu günlere geldi. Resim serüvenim.
……………..
Nasıl çalışıyorsunuz? Nasıl üretiyorsunuz? Hangi tarz, hangi teknik, size daha uygun, daha yakın, daha kolay?
………….
Her teknikle çalışıyorum. Sulu boyadan çok keyif alıyorum. Ancak, hata kabul etmiyor.. Yağlı boyada sevdiğim bir tarz, bir teknik. Pasteli çok seviyorum. Daha geniş ve duygusal boyutlara pastelle ulaştığımı hissediyorum. Son dönem soyut çalışmaktan farklı bir tat duydum. Son sergime de 3 eserimi koydum. 2008’de başladım soyuta. Favori renklerim mavinin tonları beyazdan maviye, maviden beyaza ebrulileşen tonların senfonik dansları ve renklerin duasal tatlarını fırçamın ucundan aryalaştırmak bana inanılmaz haz veriyor.Yengeç burcu. Su burcu özelliğimden olsa gerek…
………..
Siz neyin, nelerin ressamı ve nasıl bir ressamsınız? Kendinizi bir cümle ile nasıl tanımlayabilirsiniz?
………….
Yaşamın ruhuma yansımaları, benim eserlerim oluyor. Herkesin renklerimde, kompozisyon ve fırça izlerimde, kendilerinden bir parça bulmaları, kendilerini ve duygularını bulmalarıdır; benim resmim. Ben bir amatörüm. Amatör ressamım.
…………..
Amatörüm diyorsunuz ama, eserleriniz ustalığınızı haykırıyor. Bence eserleriniz, bir ustalık belgesi. Büyük kentlerin sanat galerilerinde sergilenen eserlerden hiç de aşağı değil. Alçak gönüllü olmanız güzel ama kendinize kendi eserlerinizi neden uzak tutuyorsunuz. Eserlerinizi gücendirmeyin lütfen…
……………
Hale Hanım, bu kentte yaşayan,bu kentin bir sanatçısı olarak sizin, son bir soruyla düşüncelerinizi almak istiyorum.
Kordon boyunda bir bina var. Sahil Sıhhiye kullanıyor. Bürokratik bir birim. Müftülük, Meteoroloji filan gibi. Bu bina kentin “Çağdaş Sanatlar Müzesi” yada, “Çanakkale Kültür Sarayı” olması gereken bir yapı. Görkemli ön görünümüyle yerli ve yabancı gezginler ve kent insanının dikkat ve ilgisini çekecek bir yapı. Dünden, bugüne-bugünden, yarınlara her türlü sanatsal çalışmalara ve kent sanatçılarının eserlerinin sürekli sergilenmesine olanak verecek, kentin ana gezi bandında bir yapı. Tekel İdaresi’nin kullandığı, eski İtalyan Konsolosluğu binası, üniversiteye verildi. Bugün kültür evi olarak kullanılıyor. Kıyamet mi koptu? Sahil Sıhhiye Binası kent kültürüne kazandırılamaz mı? Siyasetçisiyle, iş adamlarıyla,üniversitesiyle, dernekleri, klüpleriyle bu çözülemeyecek bir konu mudur.?
………………
Elbette ki böyle bir yapının kentimiz kültür yaşamına kazandırılmasını isterim. Çok da uygun ve yerinde, gerekli bir çalışma olur. Kişisel olarak desteklerim. Olmalıdır da. Değişik sanat dallarında çocuklara,yetişkinlere yönelik sanatsal kurslar. Sergileme ve müze hizmetlerine çok uygun bir yapı. Ancak, bu konudaki görüş ve düşüncelerim kişiseldir…
…………….
Ressam Hale Gökhan’la söyleşirken, daha neler neler konuştuk.. Konyak konusunda da konuştuk.. Başkan eşine, zeytin pürçeği çayı önerdim. Ayrıca kendisine, mutlaka Bozcaada ve İstanbul’da sergi açmasını da… Ben amatörüm sözünü yineledi. Bende “Eserleriniz ustalık belgenizdir “ dedim.
Üç çay içmiştik. Bana ödetmedi. Teşekkür ettim. Eşime, oğlum Çağrı’ya selam söyledi. Sergisinin ardından gazetemde yazdığım yazıyı çok beğendiğini söyledi. Mutlu oldum. 4 fotoğrafını çektim. Bir randevusu varmış. Vilayetin önüne kadar beraber yürüdük. Lafladık. Ben halk bahçesinden ayrıldım. Teşekkürler Ressam Hale Gökhan. Yaşamın ruhundaki yansımalarından eserlerinle yeni sergilerinde buluşmayı bekleyen çok insan var. Unutma deftere yazı yazanları. Onlar yeni sergilerini bekliyor...,,
…………….
Eşi, ressam, sanatçı çağdaş, uygar bir belediye başkanına sahip olmak da, bu kentte yaşayanların ayrıcalığı ve şansı diye düşünüyorum. Salı pazarına, tepeden tırnağa örtülü, kocasının 6 metre 15 santim gerisinden, Medine sokaklarında gibi yürüyen üst bürokratları görünce….


Mustafa Kemal Atatürk'ün, askerlerine, "Ben, size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum" diye seslendiği Çanakkale Savaşları'nda kahramanca mücadele eden 57. Alay'da görevli Mehmetçiğin ruhu, beyazperdeye aktarılacak.
Saran Film Yapım Genel Koordinatörü ve projenin uygulayıcı yapımcısı Serkan Balbal, yazar Turgut Özakman yönetiminde oluşturulan ekibin hazırlayacağı senaryonun çekimlerini, Saran Filmin, 2009'un yazında başlatacağını söyledi.

Balbal, "Vietnam ve Pearl Harbor savaşlarında yaşananlar ayrıntılarıyla biliniyor. 57. Alay'ın kahramanlığını herkes biliyor ama kimse onların yaşadıklarını ayrıntılarıyla bilmiyor. Herkes bu konuda eksik bilgiye sahip. 70 milyonun içindeki kahramanlık, 57. Alay'da ortaya çıkmıştır. Biz de 57. Alay'ın neler yaşadığını, o dönemde neler hissettiğini, 57. Alay ruhunu anlatmak için böyle bir filmi hayata geçirmeye karar verdik" dedi.

Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar ve Türklerin birlikte rol alacağı filmde, Atatürk'ü kimin canlandıracağının henüz belli olmadığını bildiren Balbal, "Çanakkale Savaşları'nın ruhunu yaşayacak ve yansıtacak bir aktörle çalışacağız ama henüz ismi netleşmedi. Avustralya komutanını da o ruhu yansıtması için bir Avustralyalının canlandırmasını istiyoruz" diye konuştu.

Balbal, Çanakkale Savaşları'nın en kanlı çarpışmasının yaşandığı ve savaşın kaderini değiştiren 57. Alay'la ilgili Turgut Özakman yönetimindeki araştırmacıların tespitlerinin yansıtılacağı sinema filminde, hurafelere yer verilmeyeceğini dile getirdi. Balbal, 2010 yılının Şubat ayında vizyona girmesi hedeflenen filmle ilgili yurdun dört bir yanından maddi ve manevi destek aldıklarını da sözlerine ekledi.

57. ALAY

57. Alay, Çanakkale Kara Savaşları'nın başlangıcı kabul edilen Anzak çıkartmasını durdurmak amacıyla 25 Nisan 1915 sabahı harekete geçen ve en küçük rütbelisinden alay komutanına kadar tüm mevcudunu kaybeden Türk alayıdır. 19. Tümen'e bağlı üç alaydan (72, 77 ve 57) biri olarak Tekirdağ Yarkışla mevkisinde 1 Şubat 1915'te kurulan 57. Alay'ın alay komutanı, orta öğrenimini Manastır'da tamamlayan Binbaşı Hüseyin Avni Bey'dir.

22 Şubat 1915'te 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal tarafından törenle sancağı verilen 57. Alay, 23 Şubat 1915'te Çanakkale'ye doğru yola çıkarak, 25 Şubat 1915'te eski adı Maydos olan Eceabat'a vardı. 19. Tümen'in bağlı olduğu 5. Ordu Komutanlığının Enver Paşa tarafından kurulmasından sonra 57. Alay, genel ihtiyat (yedek) olarak 26 Mart 1915'te Bigalı Köyü'ne intikal etti. Bu tarihten 24 Nisan 1915'e kadar bizzat Yarbay Mustafa Kemal ve Binbaşı Hüseyin Avni Bey tarafından sürekli eğitime tabi tutulan 57. Alay, Bigalı Köyü ve Turşun bölgesinde tatbikatlar yaptı.

Bigalı Köyü'nde eğitim ve tatbikat faaliyetlerini yürüttüğü sırada 57. Alay'ın yeri bir kaç kez 5. Ordu tarafından değiştirilmek istenmişse de Mustafa Kemal, çıkartmanın yapılacağı yere en yakın noktalardan biri olmasından ötürü Bigalı Köyü'nde kalınmasını sağladı.

57. Alay, 25 Nisan 1915 sabahı, kendisine bu yönde bir emir gelmemiş olmasına rağmen Mustafa Kemal'in kişisel inisiyatifiyle düşman çıkartmasını haber alır almaz Conkbayırı'na doğru hareket etti. 57. Alay'ın, Conkbayırı'na hareket eden 3 taburu ve bir dağ bataryasını oluşturan yaklaşık 650 subay ve asker, Conkbayırı'na varıldığı anda bizzat Mustafa Kemal'in yönetiminde kendisinden yaklaşık 4-6 kat daha büyük bir düşman gücüne karşı taarruza geçti.

Sisli bir nisan sabahı 57. Alay komutanı araziye yayılmış beyazlıklar görür ve takım komutanına, bu beyazların ne olduğunu sorar. Takım komutanı, sabahleyin düşmana hücum emrini almış 57. Alay'ın, Allah'ın huzuruna temiz çıkmak için çamaşırlarını yıkadıklarını söyledi.

Türk askerinin kahramanlık destanları yazdığı, Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri deha olarak tarihteki yerini aldığı, Türklerin mertliğini tüm dünyanın yakından tanıdığı Çanakkale Savaşları, deniz ve kara savaşları olarak 259 gün sürdü.


APOLLON TAPINAĞI HAZİNELERİ BURADA MI?

(Haber: Cahit Önder)
Gülpınar”da 85 yıldır esrarını koruyan mağara neleri gizliyor?

Ayvacık İlçesine bağlı Gülpınar Bucağında, Apollon Smintheus Tapınağı”nın 300 mt. yakınında ki mağara ile tapınağın 1500 mt. uzağındaki güney yönündeki mağaranın birbirine bağlı olduğu iddia ediliyor.

Gülpınar beldesi sakinleri, bölgeye geçmiş yıllarda gelen yabancılardan ve köyün yaşlılarından, 2 girişli bu büyük mağarada Apollon Tapınağının hazinelerinin saklı olduğuna dair sözler duyduklarını ve bölgede bilimsel araştırma yapılmasını istediklerini belirtiyorlar.

Mağaranın, kuzey girişi, tapınağa 300 mt. uzaklıkta, beldenin kanalizasyonunun verildiği Fakı Deresi kenarında yüksekliği 185 cm. genişliği 58 cm. ölçülerindedir.. Güney yönündeki mağara ise Çoklum Deresi, kuzey yamacında olup, giriş ölçüleri, yükseklik 160 cm. Genişlik 120 cm.dir.

Gülpınar Apollon Smintheus Tapınağında 28 yıldan bu yana kazı çalışmalarını yürüten, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Klasik Arkeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Çoşkun Özgünel, kendisinin kazı çalışmaları sırasında mağaraların varlığından yöre köylüleri tarafından haberdar edildiğini, tarih öncesi dönem ya da erken hıristiyanlık dönemi gizli tapınma mahalleri olabileceğini düşündüğünü, mağara araştırmasının kendi konuları olmadığını belirterek, konunun uzmanlarınca bilimsel olarak araştırılmasında yarar olduğunu, arkeolojik veya mağaracılık açısından şaşırtıcı sonuçlara her an ulaşılabilir. Sonuçlar,Çanakkale”ye ulusal ve uluslar arası boyutta yeni değerler katabilir dedi.
Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Rektör Yardımcısı , Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıkları
Koruma Kurulu Başkanı, Prof. Dr.Ülkü Altınoluk, Gülpınar Mağaraları Çanakkale”ye yeni bir kültürel hazine armağan edebilir. Çanakkale Bölgesi, Alt-batı Marmara Bölgesinde kültürlerin altın düğümüne ev sahipliğiyle dünya kültür mirası hazinelerini avuçlarında saklıyor. Bölgemizde her an yeni ve şaşırtıcı buluntulara ulaşabiliriz. Uzmanlarca, titizlikle araştırılma yapılmalıdır. Ben, koruma Kurulu Başkanı olarak, Gülpınar Mağaraları konusunda hemen ve ivedi olarak çalışmaların başlatılması için girişim başlatıyorum. Dedi.
GÜLPINAR Belediye Başkanı Ünal Karagöz, söz konusu mağaralarda 85 yıldan bu yana hiçbir ciddi araştırma ve çalışma yapılmadı. Eğer, söylendiği gibi, Apollon Tapınağı hazineleri bu mağaralarda gizleniyorsa ve gün ışığına çıkarılırsa, beldemiz kültür turizmi konusunda dünyada çok önemli bir konum kazanır.. Bilimsel çalışmaların bir an önce başlamasını ve talancılara karşıda bölgenin hemen koruma altına alınmasını bekliyoruz dedi.


ARADA BİR/İZLENİMLER    CAHİT ÖNDER

HALE GÖKHAN SERGİSİ ARDINDAN

Çanakkale Devlet Güzel Sanatlar Galerisinde, Hale Gökhan Resim Sergisini, gazeteci olarak davet edilmediğim halde Nedense kentimizde gazetecilere davet/duyuru yapılmıyor. Gazeteler davet ediliyor. Sanatsever olarak birkaç kez izledim. Tabloları, sergi defterine yazılanları gönderilen çiçekleri, çiçeklerin üzerindeki yazıları, vb…

Hale Gökhan, en doğru tanımlamayla ve yakışanıyla, Ressam Hale Gökhan, hak ettiğini eserlerini görünce teslim etmek gerekiyor. 40 yıldan bu yana, resim konusunda, kendini yaratma serüvenine saygı duyuyorum…Eserleriyle,büyük kentlerin galerilerinde sergilenen,ün kazanmış,öteki ressamlarımızdan hiç de aşağı kalmayacak düzeyde eserler yaratmış.. 1968 de başladığında “Endişe”lenmesine rağmen “Umut Tükenmez”i kendine söyletmiş ve “Güneşe giden yol”dan,”Sözün bittiği yer”de kendini,galeride, ”ötekilere “göstermiş sergisiyle..
Ressam Hale Gökhan ’ın “güneşe giden yol”unda ,değerli dostum, Ressam Vahit Novruzov ışıklarını esirgemediğini hissediyoruz…
2000’den sonra ki çalışmalarını olgunluk dönemi eserleri olarak yorumlayabiliriz..
MASUMİYET/2002- Hayalleriyle birlikte uçları uçuşan eteklerine inat, gelecek baharların çiçeklerini, sağ kalçasında, iki avuç sıcaklığına tutsak etmiş genç kızın geleceğine naniksi göz kırpışını görmesek de hissediyoruz..
YAŞAMIN KIYISINDA/ 2008 - Mavinin nefes - nefese, sancılarıyla doğurduğu ”kendi” yalnızlaşmalarının, bin boyutlu tonlarına, bin dudaktan aryaların, spermatik göz yaşı damlalarının üzgün sevinçleri düşerken…
GÜNEŞE BİR YOL VAR 2008-Umutlu yürekleri simgeleyen papatyaların üzgün senfonik ağıtlarında, yeşille mavinin ebruli izdivaçlarının törensiz buruklukları ağlıyor…
UZAKLAR/2008- Kendine uzak duygu limanlarının kuytu koylarına yolculuk özleminin ağır bastığı hayal yelkenlilerden birinde... Duaların korku sinmiş tadındaki lacivertlerin ortasında ki yelkenlinin, denizdeki gölgesi, adeta, kader çizgilerinin yorumlanmaya sabırsız bir avuç içi…
SÖZÜN BİTTİĞİ YER/2008- Kırmızıdan olma,maviden doğma,morcivertten türeme bir renk lila… Bir renk ancak bu kadar çıldırabilir. Ve de kar mavisi beyazları titrek, buğulu öpücüklere boğabilir…
UMUT TÜKENMEZ/2007-Kurusa da ağaç, ince,cılız dal uçlarında kalan yapraklarcadır; umut,t ükenmez…
KADININ KOKUSU/2008-Sigara dumanında kadın. duman kadın.. duman eden kadın.. bazen hayaliyle, bazen kendisiyle. Yaşamın en asıl ve asil gerçeği… Masada şarap ve gül goncası.. yalnızlıkların yarattığı özlem.. Kadın.. Hayatın ana tanrıçası
SEVGİ GÜVERCİNLERİ/2008-Doğa ve insan sevgisi..Tüm sevgilere,karşılıksız gönderme.. Güvercin gagalarından, su damlalarıyla avuçlarca, çiçekleşip, çoğalan sevgiler…
Ayrıca,2008 tarihli HAMAM,SABAH SERİNLİĞİ,HUZUR I ve HUZUR 2 tablolarında Anatomik olgunluk,duruş, durum ve konumlama yerindeliği, dikkat çekiçiydi.
Ressam Hale Gökhan Sergisi’ndeki tabloların bende yarattığı duyguları,bıraktığı izleri sözcüklere yükleyiverdim.
Şimdi,Ressam Hale Gökhan’ın ve öteki kent sanatçılarının eserlerini görmek isteseniz de göremezsiniz. Kentte gelen yerli ve yabancı gezginler de göremezler.. Neden mi? Çünkü;ÇANAKKALE ÇAĞDAŞ SANATLAR MÜZESİ olması gereken, Bolşoy Bale Sarayı görkeminde ön görünümüyle insanı büyüleyen mimariye sahip, Akol Otel yanındaki bina; Sahil Sıhhıye Teşkilatı gibi bürokratik bir birimin elinde….
Bu kenti sahiplenenler nasıl, böyle bir yapıyı kent kültürüne katamazlar.Böyle bir hayali,düşünceyi gerçekleştiremezler…
Çiçeklere verdiklerinin yarısıyla sergilerden bir tablo alıp,konut ve iş yerlerinin duvarlarına asma geleneği olmayan, resim ve heykeli sanat kabul etmede gecikmiş,varlıklı olmayı becermiş; Ancak,”Var olma “’nın, kültürle mümkün olduğunun ayırtına varamışlık, galiba,bunun nedeni. Ne dersiniz? Doğru galiba..
Ressam Hale Gökhan ve öteki kent sanatçılarının eserlerini lütfen karanlık depoların tozlu raflarına mahkum etmeyelim.
Sanat eserleri her ülkenin olduğu gibi her kentinde geleceğe miras bıraktığımız mücevherleridir. Bu mücevherlerin ışıltısı, kentte yaşayan ve kente gelen insanların yüreğini ve yolunu aydınlatır.
Lütfen, kentimiz sanatçılarının “GÜNEŞE GİDEN YOLUNU” açık tutalım….


ZARETTA'NIN ÖĞRENCİLERİ ALKIŞA DOYMADI

AİDA MÜZİK MERKEZİ YIL SONU RESİTALİ BÜYÜLEDİ

1997 yılında Türkiye”ye göç eden ve Çanakkale”ye yerleşen keman ve piyano sanatçısı Zaretta Koray”ın kurucusu olduğu AİDA Müzik Merkezi”nin 12. yıl sonu resitali ÇOMÜ Troya Kültür Merkezi”nde gerçekleştirildi..

Aida Müzik Merkezi”nde piyano ve keman eğitimi alan 6-16 yaş grubu 40 öğrencinin yıl sonu resitalinde solo ya da eşlikli olarak verdikleri konser izleyicilerin büyük beğenisini kazanırken,izleyenler minik sanatçıları durmak bilmeyen,dakikalarca süren alkışlarıyla ödüllendirdi.. Çanakkale Belediyesi katkılarıyla gerçekleşen gecede Aida Müzik Merkezi Kurucusu Zarette Koray”ın İzmirde yaşayan ve TRT İzmir TV”da Klarnet Sanatçısı olarak görev yapan Ömer Urşanov”da sahne alarak Zaretta Koray”ın piyanosu eşliğinde Klarnetiyle klasik eserler seslendirerek izleyicilerden büyük alkış aldı. Çanakkale Belediye Başkan Yard. Av.Muharrem Erkek”in de katıldığı Aida Müzik Merkezi 12.yıl sonu resitalinde tüm öğrencilerin konser sonunda ellerinde çiçekleri ve başarı belgeleriyle sahnede aileleriyle birlikte yaşadıkları coşku, görülmeğe değer, duygulu anlar yaşanmasına neden oldu. Çanakkale Belediye Başkan Yard. Av.Muharrem Erkek, Çanakkalemizde, özellikle çocuklarımıza , çağdaş klasik müzik eğitimine 12 yıldan bu yana büyük katkı sağlayan Aida Müzik Merkezi ,adeta çocuklarımız için konservatuar değerinde bir kurumdur. Türkiye “de bir çok il böyle eğitim kurumundan yoksundur. Çanakkaleli aileler bu yüzden çok şanslıdır. Aida Müzik Merkezi Kurucusu ve piyano-keman öğretmeni Zaretta Koray,Öğrencilerim çok zeki, kısa dönemde belli bir düzeyde keman ve piyano eğitimini başarıyla aldılar diyerek Yardım ve çalışmalarından ötürü Piyano öğretmeni Elvira Alim”e teşekkür ediyorum. dedi..

FOTO-HABER:CAHİT ÖNDER    www.gazilergalerisi.com


Nuri Bilge Ceylan, ''Üç Maymun'' isimli filmiyle Cannes Film Festivali'nde en iyi yönetmen ödülünü aldı. Ceylan, ödül töreninde yaptığı konuşmada, ''Kazandığım ödülü güzel ülkem Türkiye ithaf ediyorum''dedi.

(CAHİT ÖNDER) Yok sayılan Çanakkaleli sinema ustası Nuri Bilge Ceylan

Antik dönemler kültür zengini bir kent olan Çanakkale’de, günümüzün, çağdaş sinema ustası Nuri Bilge Ceylan’ın yok sayılması, kentin bir “ kültür ayıbı “ değil midir?

Nuri Bilge Ceylan, Çanakkale’nin Yenice İlçesinde 26.Ocak.1959 yılında doğdu. Kasaba, Mayıs Sıkıntısı, İklimler ve Uzaklar filmleriyle bir çok ulusal ve uluslar arası yarışmalarda ödüller aldı. Türkiye’ye sinema ödülleri kazandırdı. Nuri Bilge Ceylan , Filmlerinin çoğunu doğduğu topraklarda çekti. Yenice’nin Çakıroba Köyünde. Başka mekanlar aramadı. Kendi çekti. Babası Mehmet Emin Ceylan’ı, Fabrika işçisi ,Yenice Torasan Köyünden Mehmet Emin Toprak’ı oynattı.

Yerel, yaşamsal ve kültürel motiflerle insanın farklı boyutlarını işlediği filmlerle Ülkemize Çanakkaleli bir sinema ustası olarak sayısız ödüller getirdi. Sessiz, sedasız Çanakkale’nin adını duyurdu Amerika’da, Mısır’da, Fransa’da…

Dünyanın belli başlı kentlerindeki kültür ve sinema etkinliklerinde ve de yabancı ülke üniversitelerinde “ Nuri Bilge Ceylan Sineması “ adıyla toplu film gösterileriyle Çanakkale’yi dünyaya tanıtan bir dünya sinemacısı, çağdaş bir sinema ustası,Nuri Bilge Ceylan.. Nuri Bilge Ceylan Dünya sinemacıları arasında “Türk Tarkovski’si “ olarak anılmaktadır. Bugünlerde Fransa’da, Cannes Kenti’nde ki film festivalinde “3 maymun “ filmiyle ödüle favori gösterilen Çanakkaleli Sinema Ustası Nuri Bilge Ceylan için, “Kültür Kenti Çanakkale”ye yurt içinde ve dış ülkelerde tanıtımına katkı sağladığı için ne yaptık?

Bırakın bir şey yapmayı. Aklımıza adı geldi mi.?. Yerel gazete sayfalarından “büyük kültürel faaliyetler” sahibi bir çok kurum,kuruluş,dernek, klüp,platform vb.’nın kültürel etkinlik haberlerini izliyoruz.. Nedense, Nuri Bilge Ceylan adını duyan Senegal vatandaşlığına geçiyor.(!)

Çanakkaleli bu büyük sinema ustasına bir teşekkür kimsenin aklına bile mi gelmiyor?

Kendi çocuklarının yarattığı çağdaş kültürel değerleri anlayıp,kabul edip, değerlendiremeyen kentler, Ancak ve sadece maziye tutsak olma kolaycılığıyla oyalanmak durumunu yaşarlar. Dünyanın ödüllendirdiği kültür adamlarına sahip olduğunun farkında olamamak, bir kültür kenti ayıbıdır…

BU AYIP, Çanakkale’ye yakışmaz. Valilik, Belediye, Partiler,İş adamları Dernekleri, Esnaf kuruluşları, At arabacıları Derneği, Sivil Toplum Kuruluşları,kentin üniversitesi,ÇOMÜ Sinema Bölümü, Fabrika, firma ,otel, büfe işletmecileri bir araya gelip, komiteler kurup, Dünya Sinemasının Çanakkaleli Yönetmeni Nuri Bilge Ceylan’ı kucakladığını “dünyalara” duyurmalıdırlar…

Bu “Kültür Ayıbı “ ‘ndan kurtarılmalıdır, Kültür Kenti Çanakkale….

BABASININ GÖZÜNDEN CEYLAN

61. Uluslararası Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye Kategorisinde 'Üç Maymun' Filmiyle En İyi Yönetmen Ödülünü Kazanan Nuri Bilge Ceylan'ın Baba Evinde Sevinç Yaşanıyor.

Yenice ilçesinde yaşamını sürdüren yönetmen Ceylan'ın babası Mehmet Emin Ceylan, 61. Uluslararası Cannes Film Festivali'nde oğlunun aldığı en iyi yönetmen ödülünün yanı sıra, Alexandria 16. Uluslararası Film Festivali'nde “Üç Maymun” filmindeki rolü nedeniyle kendisine verilen “En İyi Aktör” ödülünü kazanmanın mutluluğunu yaşıyor.

Ceylan, “Üç Maymun” filminde kendisine rol veren oğlu ile gurur duyduğunu belirterek, şöyle konuştu:

“Oğlum ödülünü, tutkuyla sevdiği yalnız ve güzel ülkesi için aldı. 61. Cannes Film Festivali'ndeki başarısıyla oğlum yurtseverliğini bir kez daha gözler önüne sermiş oldu, Türkiye'ye filmini adadı. Evladımla gurur duyuyorum. (Üç Maymun) filmi, benim de tanınmama sebep oldu. Yurt içinden ve yurt dışından bir çok hayranımdan aldığım mektuplar beni mutlu ediyor. Görevim nedeniyle yıllarca yurt dışında bulunduk. Ancak, Yenice'de evimiz ve toprağımız olduğu için yılın büyük bir bölümünde burada kalıyoruz.”

Ceylan, bir süre sonra eşi Fatma Ceylan, oğlu Nuri Bilge Ceylan, gelini Ebru Ceylan ve 3 yaşındaki torunu Ayaz ile birlikte Mısır'a yolculuk yapmayı planladıklarını sözlerine ekledi.


Çanakkale Valiliği-Belediye-Üniversite-Rotary Kulübü ortak organizasyonuyla kentin seramik kimliğini yeniden ele alıp yaşatmak adına başlayan çalışmalar kapsamında “ Seramik Şehri Çanakkale Projesi” Konsey toplantısının 1.si ÇOMÜ’de gerçekleşti. Projenin yürütücüsü Prof. Dr. Erdinç Bakla, Troya’dan günümüze kadar gelen seramiklerin büyük bölümünün sergilenemeyip İstanbul Arkeoloji Müzesinin bodrumunda saklandığını, Çanakkale’ye kurulacak müzeye taşınmasının en büyük arzusu olduğunu söyledi.

Çanakkale Valiliği-Belediye-Üniversite-Rotary Kulübü ortak organizasyonuyla kentin seramik kimliğini yeniden ele alıp yaşatmak adına başlayan çalışmalar kapsamında “ Seramik Şehri Çanakkale Projesi” Konsey toplantısının 1.si  ÇOMÜ’de gerçekleşti. 1960’lı yıllara kadar var olan ve kendisinin de bir dönem staj yaptığı seramik fırınlarına günümüz Çanakkale’sinde rastlanmadığını belirten Prof. Dr. Bakla, seramiğin Çanakkale için vazgeçilmez bir kültür olduğuna vurgu yaptı. Çanakkale adının seramikten alındığını hatırlatan Bakla, seramik yapımının sadece yakın tarihte değil Troya döneminden bunaya Çanakkale ile anıldığını belirterek “Tarihsel önemi bulunan Çanakkale seramiğini yaşatmak Çanakkale değerlerine sahip çıkıp yaşatmak ile eşdeğerdedir” dedi. ÇOMÜ Troya Kültür Merkezinde gerçekleşen toplantıya Vali Orhan Kırlı, Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, ÇOMÜ Rektörü Ali Akdemir, Kale Şirketleri Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Bodur Okyay, C. Başsavcısı İlmettin Köklü, Çanakkale Defterdarı Sacide Şakar, sivil toplum kuruluşları yönetici ve temsilcilerinin yanı sıra Yeditepe, mimar Sinan, Hacettepe ve Işık Üniversitelerinden öğretim üyeleri ve İstanbul’da yerleşik bulunan seramik antika ve müzayedecileri de katıldı.

Seramik duygusallığı

Toplantının açılış konuşmasını yapan ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Ali Akdemir, seramik sanatının duyguları ifade eden özellikler taşıdığını, duygusallığın günümüzde hem incelik hem de maddiyat olarak tanımlandığını belirterek “O yüzden ki; seramik her iki açıdan da bizim için duygusallığı yansıtıyor” dedi. Akdemir, ÇOMÜ olarak Seramik Şehri Çanakkale Projesi Konsey toplantısına ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.

Bizi Bakla uyandırdı

Çanakkale’nin seramik özelliğinin yüzyıllardır biline geldiğini ancak teknolojik değişim sonucu birçok meslek gibi seramik imalatının da Çanakkale’de erozyona uğrayıp unutulduğunu belirten Belediye Başkanı Ülgür Gökhan “Yıllardır uyuduğumuz, unuttuğumuz seramik rüyasından bizi sayın Prof. Dr. Erdinç Bakla uyandırdı” dedi. Çanakkale toprağının seramik özelliğine dikkati çeken Gökhan “Her gün üzerine basıp çiğnediğimiz toprağın farkına da sayın Bakla’nın uyandırmasıyla vardık. Ne yazık ki; Troya’dan günümüze gelen bu özelliği yaşatamadık ama bugün burada seramik sanatını yaşatmak adına bir arada olmamız gurur verici. Ben bunu kentin belediye başkanı olmanın ötesinde birey olarak da çok önemsiyorum” dedi.

Valilikten destek

Vali Orhan Kırlı’da yaptığı konuşmada; Seramik Şehri Çanakkale Projesinin mimarı Prof. Dr. Erdinç Bakla’nın bir kentli olarak daha önce yaşadığı toprakların kültürüne sahip çıkma adına çok önemli bir misyon yüklendiğini belirterek geliştirilen projeye Valilik olarak her türlü desteği vermeye hazır olduklarını söyledi. Yapılan konuşmalar sırasında Çanakkale’ye Seramik Müzesi kurulmasının enaz Troya Müzesi kadar önemli olduğu, şehir içinde belediyenin katkılarıyla geçici olarak oluşturulacak müzenin yanında Troya Müzesi içersinde de Seramik müzesinin yer almasının turizm açısından büyük önem arz ettiği kaydedildi.


Genel Sanat Yönetmenliğini Mustafa Erdoğan' ın yaptığı ''Anadolu Ateşi'' dans topluluğunun yeni gösterisi Troya, seyirciyle buluştu.

''Anadolu Ateşi''nin, ''Bir Anadolu Efsanesi, Anadolu'nun Dans Diliyle Anayurdunda Canlanıyor'' sloganıyla hayat verdiği Troya, 8 Nisanda yapılan gala gösterisi öncesinde İstanbul Gösteri Merkezi'nde düzenlenen basın toplantısıyla tanıtıldı.

Anadolu Ateşi Genel Sanat Yönetmeni Mustafa Erdoğan, bir Anadolu efsanesini hayata geçirdiklerini belirterek, gösterinin yapılması için ilk düşüncelerin 1999 yılında ortaya çıktığını, 4 yıldır da gösteri için hazırlandıklarını söyledi.

Erdoğan, Troya'nın, Anadolu halkına ait bir efsane olduğunu anlatarak, ''Anadolu Ateşi'nin 120 dansçısının görev yaptığı, dünyanın en ileri teknikleri kullanılarak gerçekleştirilen, insanlık tarihinin en eski ve en bilinen öyküsü Troya, ilk kez anayurdunda sahnelenecek'' dedi.

Mustafa Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

''Dünyadaki tüm Troya yorumları karşı taraftan bakılarak yazıldı. Biz buradan, üzerine bastığımız topraklardan hareketle buralı bir hikayeyi, içeriğine en yakın şekilde yorumlayıp tüm dünyaya anlatmak istiyoruz.

Türkiye'ye layık bir eser oldu. Aşılması, taklit edilmesi ve benzerinin yapılması bizim açımızdan bile çok zor. Troya, gelmiş geçmiş en güzel sahne eserlerinden biri olacak ve bir dünya klasiğine dönüşecek.''

Barışı hedefleyen Anadolu dayanışması

Erdoğan, gösteride, efsanenin daha çok barışı hedefleyen Anadolu dayanışması yönünün öne çıkarıldığını ifade ederek, ''Anadolu'dan tüm dünyaya gerçek bir Troya yorumu ile çıkıyoruz. Referans noktamız yine Anadolu. Bize ait bu insanlık mirasının, yine bizim kültür kodlarımızla gerçeklik bulması tarihi bir sorumluluk'' diye konuştu.

Troya'nın ilk gösteriminin 8 Nisanda İstanbul Gösteri Merkezi'nde gerçekleştirileceğini anlatan Erdoğan, İstanbul'daki gösterilerin ardından Antalya Aspendos Tiyatrosu'da, sonbaharda da yine İstanbul'da sahneleneceğini bildirdi.

Türkiye'de bir yıl sürecek gösterimlerin ardından Troya'nın yurt dışında da sergileneceğini kaydeden Erdoğan, Pekin Olimpiyatları'nda da gösteri sunacaklarını vurguladı.

Erdoğan, Troya'nın sahnelenmesinde destek veren aralarında Garanti Bankası, Vodafone, Vestel ve Gloria Hotels&Resort'un da bulunduğu sponsorlara teşekkür etti.

Bir Anadolu efsanesi "Troya"

Troya oyunu hakkında bilgi veren Mustafa Erdoğan, gösteride, Anadolu Ateşi'nin 120 dansçısının rol aldığını, 30 idari ve 250 teknik elemanın görev yaptığını, 2 perdelik oyunda Homeros'un yazdıklarına sadık kalarak arkeolojik bulgulardan da yola çıkarak hazırlanan özgün koreografilerin kullanıldığını söyledi.

Erdoğan, Troya'nın müziklerinde dünya çapında starların imzası bulunduğunu ifade ederek, Yücel Arzen'in yaptığı müziklere Prag Flarmoni Orkestrası'nın eşlik ettiğini bildirdi.

80 kişilik kadrosuyla Troya'ya müzik ve vokal yapan gruba, Türkiye'den de alanında uzman 70 müzisyenin eşlik ettiğini belirten Erdoğan, dünyanın en önemli virtüözlerinden Gheorhe Zamfir, Civan Gasparyan ve Vassilis Saleas'ın da Troya'nın müziklerine katkıda bulunduğunu kaydetti.

Mustafa Erdoğan, oyunun kostümlerini Serdar Başbuğ'un tasarladığını, bütün bu çalışmalar sırasında Troya'nın tarih danışmanlığını Troya kazılarını da yürüten arkeolog Doç. Dr. Rüstem Aslan'ın yaptığını ifade etti.

Troya'nın ışık sistemleri için Chicago müzikalinin de ışığını yapan Christopher Ash'ın Türkiye'ye geldiğini belirten Erdoğan, oyundaki, Türkiye'de ilk kez kullanılan uçuş sistemlerini, Cirgue de Soleil'in uçuş sistemlerini yapan Ted Moore'ın gerçekleştirdiğini vurguladı.

3,5 milyon avro

Erdoğan, Troya oyununa Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından destek verildiğini belirterek, Bakan Ertuğrul Günay'a teşekkür etti.

Erdoğan, Troya'nın yaklaşık 3,5 milyon Avro'ya mal olduğunu, her gösterimde değişiklikler yaşanacağını kaydetti.

Mustafa Erdoğan, Troya filminin oyuncularını davet edip etmedikleri yönündeki bir soru üzerine, bunun gerçekleşmediğini belirterek, ''Ama bir gün mutlaka bilet alıp oyunumuza gelecekler'' dedi.

Erdoğan, Troya'yı gerçek atlar kullanarak, gerçek mekanında oynamak istediklerini sözlerine ekledi.


ÇANAKKALE ZAFERİ'NİN FUTBOLCU KAHRAMANLARI

Gazeteci-Yazar Ali Sami Alkış, Çanakkale Savaşı’nda düşmanla mücadeleleri sırasında şehit olan, yaralanan ve esir düşen futbolcuların çarpıcı hikayelerini kaleme aldığı kitapta anlattı.

Yarımada yayınevinden çıkan "Çanakkale’de Şehit Düşen Futbolcular Yedi Kandilli Avize" adlı kitapta, Çanakkale Cephesi’nde Galatasaray’ın 23, Fenerbahçe’nin 5 ve Beşiktaş’ın da 2 futbolcusunun şehit olduğu belirtiliyor.
1. Dünya Savaşı sırasında ise Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Ankaragücü’nün toplam 70 futbolcusunun, çeşitli cephelerde şehit düştüğü ifade ediliyor.
Galatasaray’da kayıtların düzenli tutulması nedeniyle şehit futbolcu sayısının fazla gözüktüğü, Beşiktaş’a ait kayıtların işgal yıllarında kulübün Rumlar tarafından yağmalanması sırasında, Fenerbahçe’ye ait kayıtların ise kulüp binasında çıkan yangında tahrip olduğu belirtiliyor.
Çanakkale’de şehit olan, yaralanan ve esir düşen futbolcu sayısının belirlenenden çok fazla olduğu, ancak kaynak yetersizliği nedeniyle şehit futbolcu sayısının tespitinin mümkün olmadığı, mevcut kaynakların ise genelde Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’a ait olduğu vurgulanıyor.
Ankara, Izmir, Bursa, Trabzon gibi kentlerde bulunan kulüplerde oynayan futbolcuların da savaşa katıldığı, ancak kayıt tutulmadığı için isimlerinin ve sayılarının tespit edilemediği ifade ediliyor.

MAÇA BEKLENİRKEN ŞEHİT OLDUĞU HABERİ GELDİ

1. Dünya Savaşı sırasında futbolcuların yeşil sahalar ile savaş alanı arasında gidip geldiklerinin anlatıldığı kitapta, Çanakkale’nin ardından Fransızlarla savaşmak için Niğde’ye giden Fenerbahçeli Arif’in hazin hikayesi şöyle:
"Fenerbahçe, 1919-1920 sezonuna iddialı girmek istiyordu. Bunun için, ilk kez sahaya çıkacakları Idmanyurdu maçında, sağ bekleri Istihkam Subayı Mülazımıevvel Arif’in mutlaka oynamasını istiyorlardı.
Ulukışla’da bulunan kaptanları için, kumandanlıktan izin aldılar. Arif’in oynamasını sağlama almışlardı. O mutlaka gelmeliydi. Gelecekti. Fakat onun yerine kara haberi geldi. Arif Ulukışla’dan Niğde’ye giderken tam kalbine aldığı bir kurşunla şehit oldu."
Arif’in şehit olduğu haberinin ardından Fenerbahçe’nin İdmanyurdu karşılamasına, şehide saygı olsun diye 10 kişiyle çıktığı, şehit Arif’in 2 numaralı formasının ise saha kenarına bırakılan bir sandalyeye asıldığı kaydediliyor.
Karşılaşmanın ise sahaya 10 kişiyle çıkan Fenerbahçe’nin 11-0 üstünlüğüyle sonuçlandığı belirtiliyor.

GALATASARAYLI İNGİLİZ KÖKENLİ FUTBOLCU...

Hindistan’da, İslamiyeti seçen Spancer ve Sarah Robenson adlı İngiliz karı-kocanın Müslümanlara olan yaklaşımlardan dolayı İngiltere ve Hindistan’da yaşayamayacaklarını anlamaları üzerine İstanbul’a göç ettikleri anlatılıyor.
Abdullah ve Fatma isimlerini alan İngiliz çiftin 3 erkek çocuğundan Ahmet ve Abdurrahman’ın Galatasaray’da top oynadığı ve şampiyonluklar yaşadıkları ifade ediliyor.
1. Dünya Savaşı sırasında düşman saldırılarını artırınca Galatasaray’ın forveti Abdurrahman ile diğer kardeşi Yakup’un cepheye gitmek için izin istediği baba Abdullah Robenson’un, "Bakın evlatlarım. Burası bizim vatanımız oldu. Gitmenize üzülürüz; ama gururumuz her zaman acımızdan büyük olur" dediği kaydediliyor.
Gönüllüler ordusuna katılarak Çanakkale’ye giden Robenson kardeşlerden Abdurrahman’ın kısa bir süre sonra gönderildiği Kafkas Cephesi’nde donarak şehit olduğu ifade ediliyor.
Yakup Robenson’un ise Çanakkale’nin ardından gittiği Bağdat Cephesi’nde bir İngiliz’in silahından çıkan kurşunla şehit olduğu belirtiliyor.
Robenson ailesinin sağ kalan tek çocukları Ahmet’in ise yıllar sonra Galatasaray’a başkan olduğu vurgulanıyor.

DESTANLAŞAN 27. ALAY’DA ŞEHİT OLDU

Çanakkale Savaşı sırasında Beşiktaş’ın yıldız futbolcularından olan kaptan Kazım’ın, düşman işgaline karşı cepheye gittiği ve kendisini tanıyan bir komutanın "emir erim ol" önerisini, "Ben sporcuyum. Diğerlerine göre daha zinde ve atik biriyim. Cephede daha çok işe yararım" diyerek geri çevirdiği belirtiliyor.
Anzaklara karşı destanlaşan 27. Alay’da mücadele veren Kazım’ın savaş sırasında sırtına isabet eden bir gülle ile Çanakkale’de şehit düştüğü kaydediliyor.
Kazım’ın cebinden çıkan kanlı kağıt parçasındaki şiirin ise daha sonra marş haline getirilerek maçlarda, törenlerde söylendiği ifade ediliyor.

ASKERDEN KAÇMAK İSTEYEN FUTBOLCULAR...

1. Dünya Savaşı sırasında vatan savunması için yediden yetmişe herkesin gönüllü olarak askere yazıldığı, ancak cepheye gitmek istemeyen futbolcuların askerlikten muaf tutulan İttihat ve Terakki Partisi’nin elindeki Altınordu Kulübü’ne gittiğine dikkat çekiliyor.
Askere gitmek istemeyen dönemin ünlü futbolcularından otomobil Nuri de Fenerbahçe Başkanı Hamit Hüsnü’nün "Bir gün seni kendi ellerimle orduya teslim edeceğim" demesi üzerine takımdaki 6 arkadaşını yanına alarak Altınordu Kulübü’ne geçtiği, böylece askere gitmekten kurtulduğu belirtiliyor.
O dönem bütün kulüplerin futbolcuları askere alınırken, sadece Altınordu Kulübü’ndeki futbolcuların vatani görevden muaf tutulması ise çarpıcı bir şekilde anlatılıyor.
Savaşa giden futbolcuların şehit düşmesi ya da gazi olması nedeniyle kulüplerin tamamen tükendiği dönemlerin olduğu, hatta savaşın en şiddetli zamanında Fenerbahçe’nin 3, Galatasaray’ın 2 ve Beşiktaş’ın ise sadece l futbolcusunun kaldığı ifade ediliyor.
Kayıpların ardından ise kulüplerin 15-16 yaşlarındaki çocuklardan takım oluşturularak karşılaşmalara çıktığı belirtiliyor.


''DESTANINA SAHİP ÇIK'' FİLM PROJESİ

“Toplumsal Girişimciler” ismiyle faaliyet gösteren platform, Çanakkale Savaşı'nı konu alan bir sinema filmi çekilmesi istemiyle internet sitesi oluşturdu. Girişimciler, "www.birdestandircanakkale.com" adlı internet sitesinde “Destanına Sahip Çık” sloganıyla, Çanakkale destanını anlatan Hollywood yapımı filmin tüm dünyada gösterilmesini sağlamak amacıyla katılımcıların desteğini bekliyor.

Çanakkale Destanını konu alan Hollywood yapımı sinema filminin, siteden verilecek oyların oluşturulacağı toplum desteğiyle, Kültür Bakanlığına sunulması ve Bakanlığın projeyi sahiplenerek gerçekleştirmesi hedefleniyor.

Çekilecek filmle, çağın teknolojik imkanlarının kullanılarak Türk tarihinin ve Türkiye'nin tüm dünyaya tanıtılmasının yanı sıra filmden elde edilecek gelirle, Atatürk'ün Hayatı, İstanbul'un Fethi, Kurtuluş Savaşı Yılları, Ünlü Türk Büyükleri gibi çeşitli konularda yeni film projeleri geliştirmek de projenin amaçları arasında yer alıyor.
Öte yandan, proje kurucuları, Hollywood kalitesinde, bir Türk hikayesinin filme dönüşmesinin Türk filmlerinin senaryo ve yapım olarak kalitelerinin artmasını ve filmin, Türk halkı açısından gurur kaynağı olacağı düşüncesiyle toplumdaki özgüvenin yükselmesini sağlayacağı görüşünde.

KATILIMCILAR ÇANAKKALE FİLMİNİ ÜNLÜ YÖNETMEN STEVEN SPİELBERG ÇEKSİN İSTİYOR

Şu ana kadar bin 315 kişinin Çanakkale Destanı ile ilgili filme “evet” dediği sitede yer alan anket bölümünde ise filmi hangi yönetmenin çekeceği, hangi Türk ya da yabancı oyuncunun oynayacağı gibi sorulara da yer verildi.

Buna göre katılımcılar, Çanakkale Destanı ile ilgili filmi yüzde 39,58 oyla ünlü Hollywood yönetmeni Steven Spielberg'in çekmesini istiyor. “Amistad”, “Er Ryan'ı Kurtarmak”, “Dünyalar Savaşı” gibi savaş ve kahramanlık hikayelerinin usta yönetmeni Spielberg'in ardından katılımcılar, yüzde 20,83 ile Mel Gibson'ın, yüzde 14,58 ile Clint Eastwood'un kamera arkasına geçmesi taraftarı.

BRUCE WİLLİS YA DA NECATİ ŞAŞMAZ BAŞROLDE OYNAYACAK

Ankette, Çanakkale filminde oynaması istenilen başrol oyuncuları için yerli ve yabacı olmak üzere iki seçenek sunuldu. Buna göre katılımcılar, yabancı oyuncularda yüzde 29,63 oyla dünyaca ünlü aktör Bruce Willis'i tercih ederken,

Brad Pitt yüzde 16,67, Nicholas Cage yüzde 14,81 oyla Willis'i takip ediyor. Tom Hanks ve Russell Crowe ise yüzde 11,11 oyla dördüncülüğü paylaşıyorlar.
Katılımcılar Türk oyuncular arasında ise yüzde 37,74 oyla “Kurtlar Vadisi” isimli dizide “Polat Alemdar” karakteri ile tanınan Necati Şaşmaz'ı filmde görmek istiyor. Kenan İmirzalıoğlu yüzde 20,75, Mehmet Aslantuğ yüzde 15,09, Nejat İşler 11,32 oyla diğer tercihler arasında. Seçenekler arasında bulunan Kadir İnanır ise şimdilik yüzde 1,89 ile ise an az oyu alan Türk aktör oldu.

Öte yandan, Sitenin “Filme isim bul” bölümünde ise katılımcılar, filme isim bulmaları için teşvik ediliyor.


Çanakkale kara savaşları sırasında Yarbay Mustafa Kemal'e bağlı 19. Tümen'in 3 alayından biri olan ve devam eden kara savaşları süresince mevcudunun tamamı şehit düşerek tarihe "Şehitler Alayı" olarak geçen 57. Alay'ın hikayesi filme çekilecek.

Filmin yapımcılığını üstlenen Ceteris Paribus Yeni Nesil Reklam ve İletişim Hizmetleri Tic. Ltd. Şti'den yapılan yazılı açıklamada, filmin yönetmenliğini, aynı zamanda senaristliğini de üstlenen Giray Besen'in yapacağı belirtildi. Açıklamada, çekimlerine yaz sonunda başlanacak filmin, Çanakkale kara savaşlarının başladığı tarihin yıl dönümü olan 25 Nisan 2009 tarihinde gösterime girmesinin planlandığı belirtildi.


ANADOLU ATEŞİ Dans Topluluğu kısa bir süre sonra sahneleyecekleri ''TROYA-TÜRKİYE'' isimli oyunları öncesinde TROİA ANTİK ŞEHRİ ve GELİBOLU YARIMADASI'NDA araştırmalarda bulundu. ÇANAKKALE- Anadolu Ateşi Dansçıları, Genel Sanat Yönetmeni Mustafa ERDOĞAN ve Arkeolog Rüstem ASLAN gözetiminde TROIA Antik Kentini ve Çanakkale Şehitliği'ni ziyaret ettiler.

TROİA Antik Kentinde TROİA kazıları Başkan Yardımcısı Arkeolog Rüstem ASLAN'dan bölgenin tarihi ile ilgili seminerler alan Grup, Çanakkale Şehitliği'nde de dua etti. ''TROYA-TÜRKİYE'' isimli oyunları öncesinde bölgeyi gezen Anadolu Ateşi Dansçıları tüm yorgunluklarını unuttuklarını belirttiler.

Dansçılar, TROİA Savaşının geçtiği mekanlarda canlandırmalar da yaptılar. Antik kenti gezen turistlerin yoğun ilgisi ile karşılaşan grup, tarihi SKAİ Kapısının önünde HEKTOR ile AKHİLEUS'UN Düellesunu canlandırdı. Gezi boyunca gruba bilgiler veren Arkeolog Rüstem Aslan, 'Anadolu Ateşi'nin TROİA Efsanesini sahnelemesi bu bölgeye olan ilgiyi arttıracaktır, bu çalışmanın sahnelenmesini heyecanla bekliyoruz' dedi.

ERDOĞAN: ''ÇANAKKALE SAVAŞI SON TROİA SAVAŞIDIR''

Troia antik kenti'nin ardından anzak koyu ve conk bayırını gezen mustafa erdoğan şehitlikte dansçıları ile birlikte dua ettikten sonra şunları söyledi: ''şu anda dünyanın en büyük iki kahramanlık destanının geçtiği yerdeyiz. iki destanı da bizim atalarımız yarattı. çanakkale savaşı son troia savaşıdır. bu destanları sahneye taşımak bizim için hem tarihi bir görev hem de büyük bir onurdur.''


Turgut Özakman, Çanakkale destanını anlattığı yeni kitabıyla ilgili ilk kez konuştu
YAZARKEN ŞEHİTLER OMUZ BAŞIMDAYDI

ÇANAKKALE’NİN KENDİSİ MUCİZE

353. baskı yaparak alanında dünya rekoru kıran, korsan basımıyla satışı 5 milyona ulaşan ’Şu Çılgın Türkler’in yazarı Turgut Özakman, gelecek hafta çıkacak yeni kitabı ’Diriliş’ten bazı bölümleri ve kitabı kaleme alış öyküsünü ilk kez paylaştı. İşte, Çanakkale Savaşı ile o zorlu dönemi konu alan ’Diriliş’ten bazı bölümler ve "Yazarken şehitler omuz başımdaydı" diyen Turgut Özakman

ÇANAKKALE Savaşı’nı ve o dönemi en iyi özetleyen ve sonrasını sonsuza açan sözcüğün Diriliş olduğunu düşünüyorum.

Ey sevgili gençler!

Bu savaşları, lütfen sabırla, dikkatle, düşüne düşüne okuyunuz. Bunları heyecanlı, kanlı savaş sahneleri anlatmak için değil, hele savaşı övmek için hiç değil; irade, akıl, buluş, yurtseverlik, milli duruş, bilinç, sebat, kararlılık, inanç, benlik, gerçek kahramanlık, insanlık ve karakter sergisi oldukları için, bir milletin dirilişinin, uyanışının aşamalarını oluşturdukları için anlattım, bilmenizi istedim.

Bu olağanüstü zaferi hikaye ederken olayları hiç abartmadım. Ucuz kahramanlık hikayelerine, hasamet edebiyetına, şovence anlatıma hiç yer vermedim.

Birçok sayfayı, o kan deryası içinde, yarı aç, yarı tok, yurtlarını ve insanlıklarını koruyan kahramanlara duyduğum saygı ve minnet nedeniyle gözlerim yaşara yaşara yazdığımı söylemeliyim.

Diriliş’i yazarken bazı şehitlerin omuz başımda durdukları, yazdıklarımı denetledikleri duygusuna kapıldığım çok oldu.

Karşı yanın kahramanlarını belirtmeyi de ihmal etmedim.

Ayıplarımızı ve başarısızlıklarımızı da gösterdim."

GÜNAHSA GÜNAH DEYİP SAÇLARINI FEDA ETTİ

GEMİLERİN bedeli 7 milyon lira tutuyordu. Hazinede ilk taksiti ödeyebilecek kadar bile para yoktu. Donanma Cemiyeti aracılığı ile halktan yardım istendi.

Bu istek büyük heyecan uyandırdı. Yeni bir yenilgi onursuzluğu ve acısı yaşamak istemeyen halk harekete geçti. Heyecan köpürerek, dalga dalga yayıldı.

Tarihin yazık ki adını kaydetmediği kimsesiz, yoksul bir kadın da unutulmayacak bir kahramanlık yaptı. Beyoğlu berberlerinin peruka (takma saç) yapmak için parasıyla saç aradıklarını duymuştu. Müslüman Türklerde kadınlar genellikle saçlarını kesmez, kesenlere iyi gözle bakılmazdı. Ama uzun saçından başka varlığı yoktu. Cepheden gelen yaralıları, iniltileri kesilmeyen göçmenleri, caddelerden yenilginin utancı içinde başları eğik geçen namuslu subayları düşündü. Günahsa günaha girmeyi, ayıplanmayı, hor görülmeyi, çirkin olmayı göze aldı; o kadar sevdiği saçlarını ağlaya ağlaya dibinden kesti. Rum berbere sattı, aldığı üç kuruşu koşa koşa Donanma Cemiyeti’ne yetiştirdi.

KADINLAR ASKERLİK DİLEKÇESİ VERDİLER

KADIN Haklarını Savunma Derneği Yönetim Kurulu ile Dünyası dergisinin ileri gelen yazarları derginin Divanyolu’ndaki yönetim yerinde toplandılar. Derneğin Başkanı ve Derginin kurucusu Nuriye Hanımın çağrısı üzerine bir araya gelmişlerdi.

Nuriye Hanım, "Zaten kağıt sıkıntısı var" dedi, "Dergiyi zorlukla yayımlayabiliyoruz. Dergiyi kapatalım, bütün zamanımızı derneğe ayıralım. Birçok yolla ordumuza yardımcı olabiliriz. Kızılay, Donanma Cemiyeti, Müdafaa-yı Milliye Cemiyeti gibi yursever örgütlerin kadın kollarında da çalışabiliriz. Birçok üyemiz var. Üyemiz olmayanlardan da destek isteriz. Yardım toplayabiliriz. Çamaşır dikebilir, çorap örebilir, sargı bezi hazırlayabiliriz. Bu amaçla kadınların çalışacakları işlikler kurabiliriz. Ne dersiniz?"

Öneri oybirliği ile kabul edildi. Daha da ileri giderek Enver Paşaya bir telgraf çekip gerekirse askerlik yapmaya hazır olduklarını da bildirdiler.

GÖNÜLLÜ HEMŞİRELİK KURSLARI AÇILDI

KIZILAY Kadınlar Kolu’nda çalışan hanımlardan biri, gönüllü hemşirelik kursu açılmasını önerdi. Öneri heyecanla, alkışlarla benimsendi. Bu olay yalnız bir hayır etkinliği olmaz, gerçekleşirse, birçok zincirin kırılmasını da kolaylaştırırdı. Öyle de olacaktı.

Kızılay Genel Başkanı Dr. Besim Ömer Paşa’yı ziyaret ettiler.

Öneriyi öğrenince Paşa’nın gözleri yaşardı.

Kadınların çalışmasını, meslek gereği de olsa bir erkeğe el sürmesini kabul etmeyen bağnazların tepkilerine göğüs gererek hemşirelik mesleğini o başlatmıştı. Açtığı kursu bitiren Müslüman hanımlar Trablus ve Balkan Savaşı sırasında Kızılay hastanelerinde çalışmışlardı. İçini çekti:

"O felaket günlerinin ertesinde, yeni kurs açmayı düşünemedik. Eskilerden bu önemli mesleği sürdüren ancak bir iki kişi kaldı. Evlenenler, belki de kocaları izin vermediği için ayrıldılar. İlk kursa pek az hanım katılabilmişti. Anlıyorum ki bu kez öyle olmayacak. Kurs açılacağını duyurun!"

Hanımlar odadan çıkar çıkmaz bu güzel hizmeti başlatmak için yardımcısını çağırdı.

SAVAŞ KARARINI TEK BAŞINA VERDİ

ENVER Paşa, sabah bütün raporları okudu. Bronsart Paşa, Alman Genelkurmayı’ndan aldığı emre göre bir rapor hazırlamıştı. Rapor, Osmanlı Devleti’nin savaşa nasıl gireceğini belirliyordu. Bir çeşit savaş senaryosuydu.

Odasında yapayalnızdı.

Tarih, geçmişi görkemle dolu imparatorluğun kaderini elinde tutan genç adamın bir karar vermesini bekliyordu. Durumu Türk kurmaylarla değerlendirebilirdi. Sadrazama bildirebilir, hükümete götürebilirdi. Cemal ve Talat Paşalarla toplanıp görüşebilirdi. Hiç birini yapmadı. Tarihin huzurunda tek başına durdu ve müthiş kararı verdi: Bronsart Paşanın raporunu onayladı!

Osmanlı Devleti’nin savaşa nasıl gireceğini açıklayan çok gizli belge Alman Genelkurmayına gönderildi.

MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE’DE

MUSTAFA Kemal, 3. Kolordu