|
İLİMİZDE KÜLTÜREL ve
SANATSAL FAALİYETLER ...
Son Güncelleme :
29.01.2012 |
Çanakkale Savaşları'nda Kumkale muharebeleri sırasında
Mehmetçik'in kendisine siper edindiği 400 yıllık tarihi Türk mezarlığı, Güney
Marmara Kalkınma Ajansı'nın desteklediği restorasyon ve çevre düzenlemesi
projesi ile ayağa kaldırıldı.
Çanakkale'nin Kumkale Beldesi'nde yıllarca bakımsız kalan ve
yok olmaya yüz tutan 400 yıllık tarihi mezarlığa valilik sahip çıktı. 1915'deki
Kumkale muharebeleri sırasında Mehmetçik'in Fransızlara karşı savaşırken
kendisine siper edindiği bu önemli tarihi mezarlığın ayağa kaldırılarak turizme
kazandırılması için Çanakkale Valiliği proje hazırladı. Kumkale Beldesi'ndeki 27
bin metrekarelik alanda bulunan 400 yıllık tarihi mezarlık, Güney Marmara
Kalkınma Ajansı'nca desteklenen proje kapsamında restore edilip, çevre
düzenlemesi yapılarak turizme kazandırıldı.
Proje yöneticisi Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen
Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Burhan Sayılır,
tarihi mezarlığın deniz kenarında kalan bölümünde 1915 öncesinde 2 bin haneli
Kumkale nahiyesinin yeraldığını, mezarlıkta da burada yaşayanların cenazelerinin
bulunduğunu söyledi. Yılların verdiği tahribata, 1915 muharebelerindeki
tahribatların da eklenmesi sonucunda mezar taşlarının bazılarının kırıldığını,
bazılarının yıkılarak toprak altında kaldığını belirten Yrd. Doç. Dr. Burhan
Sayılır, 'Biz burada çalışmalara başladığımızda toprak yüzeyinde 50 taş anca
seçilebiliyordu. Yaptığımız çalışmalarda toprak altındaki taşları da gün yüzüne
çıkardık ve toplam 400 mezar taşı tespit ettik.
Bunların hepsinin temizliğini yaptık. Kırık taşların parçalarını birleştirerek
tamirini gerçekleştirdik ve ayağa diktik. Mezarlığın çevresi taşların çalınması
veya tahribat görmesinin engellenmesi açısından taş duvar ve telle çevrildi.
Girişine kapı, tanıtım levhaları ve bekçi konulacak. Burası artık terk edilmiş
bir mezarlık görüntüsünden kurtulacak. Yerli ve yabancı turistlerin ziyaretine
açık olacak. Her şeyden önemlisi de tarihimize ve ecdadımıza yakışır bir alan
haline gelecek. Kültürel değerlerimizin ortaya çıkarılması açısından çok önemli
bir çalışma dedi.
Sayılır, Çanakkale Savaşları'nda Kumkale muharebeleri yaşanırken Türk askerinin,
Fransız askerlerinin yoğun ateşi karşısında hayatta kalabilmek için tarihi
mezarlığı kendilerine siper edindiğini söyledi.
Çanakkale'nin
Lapseki İlçesinde yaşayan 35 yaşındaki Salih Demirci, doğadan ağaç köklerini
toplayıp el işçiliğiyle her birine bir şekil ve anlam katıyor.
İstanbul'dan 5 yıl önce Çanakkale'nin Lapseki İlçesine gelerek
yerleşen Salih Demirci, hayatında bir çiçek dahi dikmemişken evinin bahçesinde
dolaştığı sırada dikkatini bir ağaç kökü çekti. Bu ağaç kökünün sırrını çözerek,
hobi şeklinde başlayan bu merak kısa sürede sanata dönüştü. Evinin ikinci katını
küçük bir atölyeye çeviren Demirci, doğadan topladığı ağaç köklerini işlemeye
başladı. Tamamen Elle yontarak köklerin bir birinden ilginç figürlerini ortaya
çıkardı.
Kök sanatçısı Salih Demirci, başlarda bir hobi olarak başlayan
uğraşın zaman içerisinde kendisini keşfetmesini sağladığını ve sanata
dönüştüğünü söyledi. Doğada yürüyüşler yaparak kökleri temin ettiğini belirten
Demirci, "Zaman zaman dağda bayırda, zaman zaman da deniz kenarında dolaşarak
ağaç köklerini topluyorum. Bunları atölyeye getirerek işlemeye başlıyorum. Ama
burada önemli olan onun kendi formu. Asıl büyük sanatçı doğa. Bu bilinçle
hareket ediyorum. Yontma işini el aletleri ile yapıyorum. Köklerden aklınıza
gelebilecek her türlü obje çıkabiliyor. Çünkü ağaçlar aynı zamanda bir kayıt
makinesi. Doğada ne oluyorsa aynı şekilde kaydediyorlar. Bunları zaman
içerisinde bir sır makinesi gibi depoluyorlar. Bu sırları ortaya çıkarmak da
bana düşüyor" dedi.
Kök sanatçısı Salih Demirci'nin sırrını ortaya çıkardığı ağaç
kökleri arasında birbirinden ilginç, değişik şekillerde yorumlanabilecek çok
sayıda insan ve hayvan figürü bulunuyor. Demirci, hayat verdiği ağaç köklerinden
oluşan figürlerle sergiler açtığını ve eserlerin satışı için olanaklar yaratmaya
çalıştığını belirtti
Assos kazı alanında incelemelerde bulunan Çanakkale Valisi Tuna:
“Assos sadece Türkiye için değil, tüm Dünya için önemli bir kültürel miras”
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nün Assos
Antik Kenti’nde yaptığı kazı çalışmalarını yerinde görmek ve Assos Ören Yeri’nin
sorunlara dair bilgi almak amacıyla geçtiğimiz Pazar günü bölgeye bir inceleme
gezisi yapan Çanakkale Valisi Güngör Azim Tuna, ‘Assos’un sadece Türkiye için
değil tüm Dünya için önemli bir kültürel miras olduğunu’ söyledi.
Assos Antik Kenti’ndeki kazı çalışmalarını yürüten bilimsel ekibe başkanlık eden
Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nurettin Arslan’ın
rehberliğinde antik kent çevresini gezen Vali Azim Tuna “Kazılar ilerledikçe
Assos’un muhteşem çehresi daha fazla gün yüzüne çıkıyor.” dedi. Yapılan başarılı
tanıtım çalışmalarına bağlı olarak Çanakkale turizminin her geçen gün daha da
geliştiğini kaydeden Tuna, “Troia ve Assos gibi dünyaca ünlü iki antik kentin
Çanakkale’de bulunması ilimiz için bir şans, ancak dünya kültür mirasını koruma
bağlamında büyük bir sorumluluk anlamına geliyor” şeklinde konuştu. Bölgeye
yaptığı gezi esnasında Assos ve çevresindeki turistik işletme sahiplerinin
sorunlarını da dinleyen Vali Güngör Azim Tuna bölgeye yapılan turistik
yatırımların önemine değindi ve “bölgedeki işletmelerin sorun ve beklentilerine
yönelik çözüm üretirken; tarihi, kültürel ve biyolojik dokunun zarar görmemesine
büyük hassasiyet gösteriyoruz” dedi.
İnceleme gezisinde Vali Güngör Azim Tuna’ya eşlik eden Fen-Edebiyat Fakültesi
Dekanı Prof. Dr. Ahmet Erdem, ‘Fakülte bünyesindeki Arkeoloji Bölümü’ne özel bir
önem verdiklerini’ belirtirken; ‘Çanakkale’de bulunan Assos gibi önemli bir
antik kentin ÇOMÜ arkeologları tarafından kazılmasının önemine’ vurgu yaptı.
“Arkeoloji Bölümü’nü güçlendirmek, bölgedeki arkeolojik alanların araştırılması
ve kazılmasında daha fazla rol üstlenmek için elimizden geleni yapıyoruz” diyen
Erdem; “Çanakkale’deki tarihi ve kültürel mirasın hakkıyla araştırılması ve
korunabilmesi için kurumlar arası koordineli projelere ihtiyacımız var” şeklinde
konuştu.
2006 yılından beri Assos kazı çalışmalarını yürüten ve kazılara başkanlık eden
Prof. Dr. Nurettin Arslan ise “Assos’un günümüzde de bir yaşam alanı olduğunu
belirtirken “Bu durum Assos’a turistik olarak artı bir değer katıyor, ancak
sorunları da beraberinde getiriyor. Bölge’nin geçim kaynaklarından biri de
hayvancılık olduğundan, antik kent sınırları içinde dolaşan havyalar hem kentin
muhafazası hem de turizmin saygınlığı açısından büyük bir sorun teşkil ediyor.
Bu anlamda özellikle Assos sakinlerine büyük bir görev düşüyor” şeklinde
konuştu.
|
GÖKÇEADA
KAZILARI TARİHİ DEĞİŞTİRİR |
Gökçeada
ilçesinde süren arkeolojik kazılarda, adada yaşamın 8 bin 500 yıl öncesine kadar
uzandığının kanıtlandığı bildirildi.
Gökçeada'nın Uğurlu köyü Zeytinlik mevkisindeki kazıları
yürüten Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Burçin
Erdoğu, yaptığı açıklamada, bölgenin Doğu Ege adalarında bilinen en erken
yerleşim yeri olduğunu söyledi.
Uygarlık tarihinin en önemli sürecini kapsayan Neolitik Çağ'ın,
insanların yerleşik yaşama geçmesi, tarım ve hayvancıktan oluşan beslenme
ekonomisinin başlaması ve buna bağlı sosyal düzenin değişimi ve teknolojik
gelişmelerin yaşandığı bir dönem olduğuna işaret eden Erdoğu, "Avrupa'da
Neolitik Çağ, Avrupa medeniyetlerinin başlangıcı olarak görüldüğünden Neolitik
yaşam biçiminin nasıl başladığı konusuna yönelik tartışmalar hız kesmeden devam
etmektedir. Uğurlu-Zeytinlik yerleşmesi Neolitik yaşam biçiminin Avrupa'ya
aktarımında rol oynamış anahtar bir merkez görünümündedir" dedi.
Erdoğu, bölgedeki buluntuların araştırma sonuçlarının Avrupa
tarihinin yeniden yazılmasına neden olacak derecede önem taşıdığını belirterek,
"Yeni Zelanda'nın Waikato Üniversitesinden gelen radyoaktif karbon tarihleri,
milattan önce 6 bin 500'leri vermiş ve böylece Uğurlu-Zeytinlik yerleşmesinin
günümüzden 8 bin 500 yıl öncesine giden Doğu Ege adalarının bilinen en erken
yerleşmesi olduğu kanıtlanmıştır" diye konuştu.
Yaklaşık 2 yıldan bu yana yürütülen kazı çalışmalarının bu
yılki bölümünün tamamlandığını dile getiren Erdoğu, şöyle konuştu:
"2011 kazı sezonunda bulunan Neolitik Çağ'a tarihlendirilen taş
temelli bir bina kalıntısı, ilk tarımcı köy topluluklarının Anadolu'dan
Avrupa'ya yayılımıyla ilgili görüşleri değiştirebilecektir. Binanın içinde
bulunan çanak ve çömleklerle diğer buluntular, Batı Anadolu ile benzerlik
taşırken, adanın kendine özgü bir kültürünün de olduğunu işaret etmektedir.
Adaya ithal olarak gelen mermerden yapılmış objeler ve obsidiyenden (volkanik
kökenli doğal cam) yapılmış aletlerin yanında, cilalı taş baltalar, kemikten
aletler ve deniz kabuğundan boncuklar binayla birlikte ele geçmiştir. "
|
"ÖZEN GÖSTERMEZSENİZ
LİSTEDEN ÇIKARILABİLİRSİNİZ"
TROYA ANTİK KENTİ'NİN TURİZM
POTANSİYELİ DEĞERLENDİRİLEMİYOR |
Birleşmiş
Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı'nın (UNESCO) "Dünya Kültür Mirası
Listesi"nde bulunan Troya Antik Kenti'nin turizm açısından yeterince
değerlendirilemediği ileri sürüldü.
Troya Antik Kenti Kazı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan,
yaptığı açıklamada, antik kentin 1998'de "Dünya Kültür Mirası Listesi"ne
alındığını hatırlattı.
Doç. Dr. Aslan, listeye girme sürecinin başlamasının önemli
etkenlerinden birisinin 1996'da Troya çevresinin, "Troya Tarihi Milli Parkı"
ilan edilmesi olduğunu ifade etti.
Kültür ve Turizm Bakanlığının başvuruları ve o zamanki kazı
başkanı merhum Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann'ın girişimleriyle Troya Antik
Kenti'nin bu listeye girdiğini bildiren Aslan, "Unesco size bir unvan, bir marka
veriyor. Bunu kullanıp kullanmamak sizin elinizde" dedi.
Aslan, bu markayı kullanmanın çok önemli olduğunu belirterek,
şunları kaydetti: "Birkaç yıl önce Unesco Türkiye Komitesi, listedeki yerlerin
sorunlarını masaya yatırdı ve rapor hazırladı. Bu rapor Unesco tarafından
yayımlandı. Ana sorunlar neydi? O raporda da burada müzenin olmaması ana
sorunlardan biri gibi gözüküyordu. Bu konuda olumlu gelişmeler var ama asıl
önemli olan burası neden Dünya Kültür Mirası Listesi'nde? Bunun önemli birkaç
nedeni var. Bir, İlyada Destanı gibi, evrensel bir kültür değerinin bin
yıllardır dünya kültür tarihini etkileyen, şekillendiren ve biçimlendiren bir
kültür değerinin çıkış noktası. İki, arkeolojinin bilim olduğu yer. Üç, günümüz
dünya kültürüne her geçen gün yeni projelerde ilham veren bir obje. Bunlar,
argümanlardan birkaç tanesi. Asıl çıkış noktası da bu. İlyada Destanı,
Homeros'un destanında anlatılan olayların geçtiği yer olma özelliğidir, çıkış
noktası. Sayılı yerler, bu tür özellikleri kazanıyor. Avrupa'daki benzeri
yerlere bakıldığında bu yerlerin turizm ve kültür alanındaki kullanımı pek çok
şey kazandırmıştır. "
Çanakkale'de, Troya'nın, Dünya Kültür Mirası Listesi'nde olduğu
konusundaki farkındalığın çok gelişmediğini ileri süren Aslan, "Turizmciler bunu
kullanmasını beceremediler, kullanamıyorlar hala. Resmi kurumlar bunu
kullanamıyorlar. Sanki var, yok arasında bir şey. Unesco size çok önemli bir
değer veriyor. Büyük bir marka veriyor. Bunu kullanıp kullanmamak sizin
elinizde. Belki kültür turizmine dönüştürecek Güce sahip olabilirsiniz" diye
konuştu.
"ÖZEN GÖSTERMEZSENİZ LİSTEDEN ÇIKARILABİLİRSİNİZ"
Dünya Kültür Mirası Listesi'ne alınma sürecinin uzun olduğunu
belirten Aslan, "Fakat bu listede kalmanız, sizin o Ören yerine gösterdiğiniz
özenle eş değerdir. Gerekli özeni göstermezseniz kara listeye alınmanız,
listeden çıkarılmanız gibi bir durum söz konusu" dedi.
İstanbul'daki Tarihi Yarımada'yla ilgili böyle bir sürecin söz
konusu olduğunu ancak şu anda atılan adımlarla bu sürecin durdurulduğunu
hatırlatan Aslan, dünyanın başka yerlerinde de listede olduğu halde gerekli özen
ve bakım gösterilmemesi nedeniyle listeden çıkarılmalar yaşandığını bildirdi.
Aslan, "Listede kalıp kalmama sizin elinizde. Buraya gerekli
özeni göstermezseniz Unesco bize verdiği bu önemli markayı verdiği gibi geri de
alabilir" dedi.
Antik kentteki kazılara da değinen Aslan, temmuz ayında
başlayan kazıların bu ayın sonuna kadar devam edeceğini söyledi.
Önceki yıllarda aşağı kentte çalıştıklarını, bu yıl kalede tek
alanda çalışma yaptıklarını ifade eden Aslan, Troya 2 Kalesi'nin mimarisiyle
ilgili bazı sorunların açığa çıkarılması için çalışmaların devam ettiğini
sözlerine ekledi.
Antik Troas’ ın kuzeydoğusunda yer alan Parion,
(Çanakkale-Biga-Kemer Köyü) sonunda kazılıyor. Yiğit Hektor’ un kenti Troya’ dan
sonra bir kent filizleniyor kültürler yurdunda… İda’ nın büyüttüğü Parionlu
Paris’ in kenti doğuyor Anadolu Arkeolojisine…
Kazıya uzanan süreçte ilk bilimsel çalışmayla,
1997 yılında ekibimizle tanışan talihsiz kent, uzun süre sahipsizliğin acısını
yaşıyor. Barındırdığı kültür değerleri bir bir yok edilip, yağmalanıyor. En son
yıkımı yapmak üzere antik kentin nekropolüne giren iş makineleri, bir yerde
kentin kurtuluşuna da neden oluyor. 2004’ te kurtarma kazısı(!) başlatıyor
Çanakkale Arkeoloji Müzesi. Aynı yıl bir de sahibi oluyor Parion’ un. İlk
bilimsel kazı çalışmaları 2005’ te kentin nekropolünde gerçekleştiriliyor.
Zengin buluntularıyla Arkeoloji Dünyasında büyük ses getiriyor Parion Kazıları…
Biga Yarımadası antik yerleşim yoğunluğu açısından Dünyada eşine az rastlanır
yörelerin başında gelir. Bugünkü Çanakkale İli, Biga İlçesi Balıklıçeşme Beldesi
Kemer Köyü’nde yer alan Parion da bu yarımadada yer alan antik yerleşimlerden
biridir
İÇDAŞ A.Ş. sponsorluğunda gerçekleştirilen Parion kazıları
Arkeoloji dünyasına birbirinden değerli buluntular sunmaya devam ediyor.
Erzurum Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr.Cevat
Başaran Başkanlığında yürütülen kazılara bu yıl 5 ayrı üniversiteden 65 öğrenci
ve 15 akademisyen katılıyor.Çanakkale İli, Biga İlçesi Kemer Köyü çevresinde
yedinci yılına giren Antik Parion kenti kazılarında; Arkeopark bölgesi
çalışmalarında muhteşem görüntüler ortaya çıktı.Doğu-Batı yönünde hazırlanmış ve
yaklaşık 1500 yıl öncesine ait bir mezar açılınca birbirine sarılmış 2 sevgili
gün ışığına çıkarıldı.
Ankara Üniversitesinden Anropolog Kaan Ülker, diş ve kemik yapısından mezarda
birbirine sarılmış olarak bulunan sevgililerin 18-25 yaş aralığında olduğunu
belirlediklerini söyledi.İskeletlerden birinin kadın ve ona belinden sarılmış
bulunan diğer iskeletin ise bir erkeğe ait olduğunu belirten Ülker, bu mezarın
Arkeoloji dünyası için çok duygusal bir buluntu olduğunu ifade etti.
Arkeopark proje sorumlusu Arkeolog Ersin Çelikbaş ise bir ev yapı kalıntısı
içinde ortaya çıkan bu mezardaki Parion sevgililerinin sonsuza dek birbirinden
ayrılmak istemeyen 2 genç aşığa ait olduğunu düşündüklerini belirtti. Çelikbaş
ayrıca “Bu buluntudaki Parion aşıklarının sevgisine hürmeten mezarlarını
korumalı bir cam fanusla sonsuza dek muhafaza etmek ve görülmesine imkan
sağlamak istiyoruz” dedi.
Belki birbirine kavuşamadıkları için, belki de sonsuza dek birlikte olmaları
için aynı mezara gömülmüş olsunlar; Parion aşıkları buluntusu bize binlerce yıl
sonra yine aşkın ölümsüzlüğünü anımsattı.
Çanakkale Valisi Güngör Azim Tuna, "Unesco tarafından Dünya
Kültür Mirası ilan edilen ve sadece bizim değil tüm insanlığın ortak mirası olan
Troya, müzesine kavuşuyor" dedi.
Tuna, "Troya Mimari Proje Yarışması"nın sonucuyla ilgili
Çimenlik Kalesi'ndeki Muavenet-i Milliye Sergi Salonu'nda düzenlenen
bilgilendirme toplantısında yaptığı konuşmada, 12 bin 336 arkeolojik, 2 bin 747
etnografik, 15 bin 202 sikkenin ziyaretçiler ve dünyanın ilgisine Troya
Müzesi'nde sunulacağını söyledi.
Kültür ve Turizm Bakanlığınca Troya Müzesi Projesi'nin elde
edilmesi için açılan ulusal yarışmada, 280 adet şartname, 241 adet yer görme
belgesi alınarak, 132 adet projenin 15 Mayıs 2011 tarihine kadar teslim
edildiğini kaydeden Tuna, Troya jürisinin, 25 Mayıs 2011 tarihinde yaptığı
değerlendirmede, Ömer Selçuk Baz'ın projesini birinci seçtiğini anımsattı.
Troya Müzesi'nin bitirilip ziyarete açılmasıyla Çanakkale ve
Türkiye'ye önemli bir değer kazandırılacağını ifade eden Tuna, dünyanın çeşitli
ülkelerinde ve İstanbul arkeoloji müzelerinde bulunan Troya Ören yerinden
götürülen Troya'ya ait kültürel mirasın, bu müzeyle birlikte Çanakkale'ye
getirilerek, kendi müzesinde sergileneceğini bildirdi.
Çanakkale'deki müze ve Ören yerlerine 2010 yılında toplam 528
bin 507 yerli ve yabancı ziyaretçinin geldiğini, bu yıl ise ziyaretçi sayısının
şu an için 260 bin 726 olduğunu dile getiren Tuna, bu ziyaretçilerin çoğunluğunu
Troya Ören yerine gelenlerin oluşturduğunu vurguladı.
Troya Ören yerine Troya Müzesi'nin yapılmasıyla kente gelen
yerli ve yabancı ziyaretçi sayısının ileride büyük artış göstereceğini, bunun da
gelirleri artırarak, Çanakkale ve Türkiye'ye büyük kazanç sağlayacağını kaydeden
Tuna,
"5000 yıldır süren tarihe tanıklık, artık huzura eriyor.
1998'den beri Unesco tarafından Dünya Kültür Mirası ilan edilen ve sadece bizim
değil tüm insanlığın ortak mirası olan Troya, müzesine kavuşuyor" diye konuştu.
Çanakkale İl Kültür ve Turizm Müdürü Şinasi Haznedar da,
Troya'nın Dünya Kültür Mirası olduğunu, Unesco'nun 1998 yılında bunu dünyaya
ilan ettiğini belirterek, dünyanın değişik 44 müzesinde bu yere ait eserlerin
sergilendiğini söyledi.
Dünyanın 44 müzesinde sergilenen Troya'ya ait bu eserlerin bir
evinin olmadığını ifade eden Haznedar, "Ama olacak. Burada bulunmamızın nedeni
de bu" dedi.
Bu günlere kolay gelinmediğini, geriye doğru bakıldığında bunda
kimlerin olumlu ya da olumsuz rol aldığının tüm açıklığıyla görüleceğini ifade
eden Haznedar, "Bugün geldiğimiz nokta 'bu proje gerçekleşmeyecek, galiba
aldatılıyoruz, uyutuluyoruz' diyenlere verilebilecek en iyi cevaptır. Burada
bulunmamızı tek bir cümle ile ifade etmek gerekirse, 'hayaldi gerçek oldu'
diyorum" şeklinde konuştu.
Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı alanında yer alan Eceabat
İlçesi\'ndeki Maydos Kilisetepe Höyüğü, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ)
öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Göksel Sazcı başkanlığındaki ekip tarafından
kazılıyor.
Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç.
Dr. Göksel Sazcı başkanlığındaki 25 öğrenci ve bilim adamından oluşan ekip,
Bakanlar Kurulu Kararı doğrultusunda 10 yıl boyunca devam edecek olan Maydos
Kilisetepe Höyüğü Kazısına geçen yıl start verdi. Antik adı Maydos (Madytos)
olan Eceabat yerleşmesinin ortasında bulunan ve ismini daha önce üzerinde
bulunan bir kiliseden alan Kilisetepe Höyüğü\'ndeki kazıların ikinci yılında
arkeolojik kalıntılar gün yüzüne ortaya çıkmaya başladı.
Kazı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Göksel Sazcı, Maydos Kilisetepe
Höyüğü\'nün 200x180 metre ebadında ve 33 metrelik yüksekliği ile Gelibolu
Yarımadası'ndaki en büyük höyüklerden birisi olduğunu söyledi. Sazcı, höyüğün bu
kadar büyük olmasının ise Çanakkale Boğazı\'ndaki stratejik konumu ile
açıklandığını belirtti. Bakır ve kalay metallerine ulaşmak isteyen Tunç Çağı
tüccarlarının deniz ticaretini geliştirdiklerini anlatan Göksel Sazcı, \"Bu
dönemlerde deniz ticaretinde akıntı ve rüzgar önemli rol oynamaktadır.
Çanakkale Boğazı\'nda sürekli poyraz esmesi sebebiyle buradan
geçmek isteyen denizciler lodos beklemek zorundaydılar. Yılda ortalama 10-15 gün
esen lodosu yakalamak için ya Anadolu yakasında bulunan Troia yerleşmesi önünde
ya da Avrupa yakasında bulunan Maydos Kilisetepe Höyüğü önündeki koylarda
beklemek zorundaydılar. Denizcilere sunulan yiyecek, içecek ve konaklama
hizmetleri ve belki de boğazdan geçmek için alınan bir tür vergi ile bu iki
yerleşme gelişmiştir. Troia önündeki koyun Karamenderes ve Dümrek çaylarının
getirdiği alüvyonlarla M. Ö. 2000'lerde dolmaya başlayıp bataklık halini
almasıyla Maydos Kilisetepe yerleşmesi daha da gelişmiştir" dedi.
Bayramiç İlçesi'nde göç nedeniyle sadece 1 ailenin yaşadığı Kazdağları'nın
eteklerindeki Muratlar Köyü'ne bağlı Yeniköy Mahallesi, Permakültür Projesi'yle
yeniden hayat buldu. Yeniköy Grubu adlı oluşumun düzenlediği 'Permakültür
Buluşması', farklı ülkelerden 100 kişiyi biraraya getirdi.
Bayramiç'e 25 kilometre uzaklıktaki Muratlar Köyü'ne bağlı Yeniköy Mahallesi,
gençlerin şehre göçü nedeniyle zamanla boşalmaya başladı. 30 yıl önce 20 hanenin
yaşadığı Yeniköy'de, göç sonucu bugün 1 tek aile kaldı. Ancak, Yeniköy'de doğan
Metin Akıncı (42), yıllar sonra köyüne dönerek organik ve ekolojik tarım yapmak
için çalışma başlattı. Akıncı'nın bu girişimini duyan değişik illerdeki
arkadaşları da Yeniköy'de buluştu. 15 arkadaş 'Yeniköy Grubu' adında bir oluşum
başlattı. 'Yeniköy Grubu' köyden 5 ev ve 50 dönüm arazi satın alarak organik ve
ekolojik tarım için çalışmalar başlattı. Çalışmaları internet ortamında
paylaştı. Tarlalara yıllar sonra yeniden karakılçık ve sarı buğday tohumları
ekilmesi permakültüre meraklı yerli ve yabancı bir çok kişinin dikkatini çekti.
Yeniköy Grubu'nun organik ve ekolojik tarım faaliyeti biranda 'Permakültür' adı
verilen yaşam biçimini aldı.
Grup bu gelişme üzerine Yeniköy'de 'Permakültür Buluşması' düzenleyeceğin
interneti ortamından duyurdu. Türkiye'nin yanı sıra Amerika ve Avrupa'nın bir
çok ülkesinden 100'e yakın kişi Yeniköy'de buluştu. Yeniköy Grubu kurucularından
Mustafa Ülgen şunları anlattı: "Yeniköy Mahallesi 1 aile yaşıyordu. Biz buradaki
5 evi ve 50 dönüm araziyi satın aldık. Organik ve ekolojik tarım yapmaya
başladık. Evlerin onarımlarını ekolojik yöntemlerle yaptık. Şuanda da Ekolojik
Mimarlık ve Doğal İnşaat Atölyesi kurduk. Amerika'dan gelen eğitmenler
buradakilere Ekolojik Mimarlık ve Doğal İnşaat eğitimleri veriyor. Buluşmaya
Amerika'nın yanı sıra Hollanda, Güney Afrika, Fransa ve Türkiye'nin çeşitli
illerinden gelen genç mimarlar, doktor ve bilişim uzmanları oldu. Buluşmaya
gelenler ekolojik mimarlığı, doğal inşaatı öğrenerek bu teknikleri kendi
evlerinde ve köylerinde uygulayabilecek. Atölye çalışmalarımızda Bayramiç'e has
2 teknik çalışması gerçekleştiriyoruz. Biri yöreye özgü şıkşıkı duvar diğeri
Bayramiç'e özgü toprak fırın. Temelde amacımız Bayramiç'i bu güzel coğrafyayı
tanıtmak. Şuanda da bunu başarmış durumdayız. Tüm uluslararası katılımcılar
cennete geldiklerini ve müthiş etkilendiklerini söylüyor. Buradaki günlük
yaşantıda Bayramiç'te üretilen ürünler ikram ediyoruz. Bu yüzden çok etkilenmiş
durumda. "
Permakültür Buluşması'na katılanlara kerpiç yapımı ve sıvacılık konusunda
eğitim veren Kuzey Kaliforniadaki Rege Maretire Besigin Enstitüsü kurucusu mimar
Penny Livingston, "Bu bölgeyi çok beğendim. Kendimi evimde hissediyorum" diye
konuştu.
UNESCO Dünya Miras Listesi'nde yer alan yaklaşık 5000 yıllık
geçmişe sahip Troia ören yerinden çıkarılan arkeolojik eserlerin korunması ve
sergilenmesi amacıyla Çanakkale'nin Tevfikiye köyünde yapılacak müze için
düzenlenen mimari proje yarışması sonuçlandı.
Troya Müzesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları
ve Müzeler Genel Müdürlüğünce düzenlenen 'Troia Müzesi Ulusal Mimari Proje
Yarışması'nı kazanan eser belli oldu. AK Parti Çanakkale milletvekili Mehmet
Daniş, Troia antik kenti girişindeki 105 dönümlük arazi üzerine yapılacak müze
ile ilgili proje yarışmasının sonuçlarını açıkladığı konuşmasında, "Yarışma
kapsamında 280 adet şartname, 241 adet yer görme belgesi alınırken,
raportörlüğüne ise 132 adet proje teslim edildi.
Yarışma seçici kurulunda danışman seçici kurul üyesi olarak Kültür Varlıkları ve
Müzeler Genel Müdürü Osman Murat Süslü, Troia Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı
Prof. Dr. Ernst Pernicka, arkeolog Doç. Dr. Rüstem Aslan, şehir plancısı Prof.
Dr. Baykan Günay, asli seçici kurul üyesi olarak yüksek mühendis mimar Cengiz
Bektaş ve Cafer Bozkurt, mimarlar Han Tümertek, Emine Fatma Ögün, Doç. Dr. Ayşen
Savaş Murat Tabanlıoğlu ve inşaat mühendisi Prof. Dr. Ali İhsan Ünay yer aldı.
Kurulun 27-29 Haziran 2011 tarihleri arasında Ankara'da gerçekleşen
değerlendirme toplantıları sonucunda, Troia Müzesi Mimari Proje Yarışması'nda
birincilik ödülünü Mimar Ömer Selçuk Baz, şehir plancısı Okan Bal, inşaat
mühendisi Cenk Kurtel, makine mühendisi Mehmet Yılmaz ve elektrik mühendisi
Berrin Yavuz'un projesi kazandı. Çanakkale için önemli bir proje olan Troia
Müzesi'nin ihalesinin en kısa sürede yapılıp tamamlanması hedefimiz. 2012
yılında ihalesi yapılıp 2015 yılında, Çanakkale Savaşları'nın 100. yılında Troia
Müzesi'nin açılmasında bir engel görmüyoruz. Turizm kenti Çanakkale'de 2015
yılında hedefimiz 5 milyon turisti ilimizde ağırlamak. Bunu da yapabileceğimize
inanıyoruz" dedi.
Öte yandan, Troia Müzesi Ulusal Mimari Proje Yarışması'nda ikinciliği yüksek
mimar, şehir plancısı Ercan Ağırbaş, üçüncülüğü de Kutlu İnanç Bal ve ekibinin
kazandığı öğrenildi.
Vali Tuna: Truva Hazinelerinin Dönüş
Yolculuğu Başlıyor
Çanakkale Valisi Güngör Azim Tuna, Kültür ve Turizm
Bakanlığı'nca düzenlenen Truva Müzesi Proje Yarışması'nın sonuçlanmasıyla
birlikte, dünyanın 44 değişik müzesinde sergilenen hazinelere eve dönüş yolunun
açıldığını söyledi.
Valilik'te düzenlediği basın toplantısında Truva Müzesi Projesi
ile ilgili açıklamalarda bulunan Vali Güngör Azim Tuna, insanlığın uzun
yürüyüşüne M.Ö. 3 binli yıllardan günümüze kadar 5 bin yıldır tanıklık eden
Truva Antik Kenti'nin, mitolojik önemine ve değerine uygun bir müzeye geç de
olsa kavuşacağını açıkladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca düzenlenen Serbest
Katılımlı Ulusal Mimari Proje Yarışması'na katılım süresinin 16 Mayıs günü
itibariyle sona erdiğini belirten Vali Tuna, "Yarışma jürisinin 27-30 Mayıs
tarihlerinde Ankara'da toplanarak katılımcı 132 projeyi değerlendirdikleri
çalışmalar sonunda birinci seçilen proje ilan edildi. Mimar Ömer Selçuk Baz ve
ekibinin hazırladığı proje birinci olarak, bakanlığın 60 bin liralık ödülünün
sahibi oldu. Jüri, 6 Haziran'da toplanıp, birinci seçilen projenin hangi
gerekçelerle buna değer bulunduğunu kamuoyu ile paylaşacak" dedi.
Vali Tuna, Truva Antik Kenti'nde toplam 104 bin metrekare alan
üzerinde 10 bin 500 metrekare kapalı alana kurulması planlanan Truva Müzesi'nin
2 yıl gibi bir sürede tamamlanmasının planlandığını da kaydetti. Vali Tuna
şunları söyledi:
"Dünyanın 44 değişik müzesinde sergilenen Truva hazineleri
artık Çanakkale'ye dönmenin yolculuğuna başlıyor. Şu an da Moskova'daki Puşkin
Müzesi'nde sergilenen Truva hazinelerini tekrar ülkemize kazandırmak için
elimizden geleni yapacağız. Ama kazandıramasak da hazinelerin bire bir
imitasyonunu yapma imkanımız var. Müzenin yapılmasıyla, yılda 500 bin yerli ve
yabancı ziyaretçinin geldiği Truva Antik Kenti'ne daha fazla ziyaretçi
gelecektir. Truva Hazineleri'nin tüm dünyanın ilgisine daha bütünlüklü olarak
sunulmasına ve Çanakkale'nin küresel ölçekte tanınmasına neden olacaktır. Truva
Müzesi sadece bir müze olarak değil, çevresini değiştirme ve dönüştürme amaçlı
da bir işlev görecektir. Müze ile birlikte sadece Çanakkale değil müzenin
kurulacağı alana yakın yerleşim alanları da sosyal, ekonomik ve çevresel olarak
gelişecek, zenginleşecektir. "
Çanakkale'nin kültürel mirasları arasında yer alan ve Milli
Savunma Bakanlığı ile imzalanan protokolle Kültür ve Turizm Bakanlığı'na
devredilen tarihi "Hamidiye Tabyaları"nın nasıl değerlendirilmesi konusunda
toplantı düzenlendi.
Vali Yardımcısı Ali Partal, İl Genel Meclisi Toplantı
Salonundaki toplantıda, Hamidiye Tabyası'nın 41 kültür varlığıyla ilgili neler
yapacaklarını kamuoyu ile paylaşacaklarını söyledi. Daha sonra sunulacak
teklifleri Kültür ve Turizm Bakanlığı'na ileteceklerini ifade eden Partal, mayıs
ayı içerisinde imzalanan protokolle Anadolu Hamidiye Tabyası'nın 20 yıllığına
Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredildiğini kaydetti.
Partal, şöyle dedi: "Barbaros Mahallesi'nde 104 bin 609
metrekare olarak hazine adına tescilli Milli Savunma Bakanlığı'na fiilen
tahsisli arazi üzerinde bulunan 221 adet muhtelif ağaç ile 26 adet bina ve
tesis, 20 yıl süreyle devredilmiştir.
20 yıl sonunda günün şartlarına göre Deniz Kuvvetleri
Komutanlığı'nca uygun bulunması halinde aynı protokolün devamına veya yeni
yapılacak protokole göre Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca kullanımına devam
edilecektir. Protokol gereği arazi üzerinde bulunan 26 adet bina ve tesisin
onarımı, bakımı ve korunması tarihi dokusuna uygun olarak ilgili bakanlıkça
yapılacaktır.
Binalarda yapılacak büyük onarımlar tadilatlar için Çanakkale
Boğaz Komutanlığı kanalı ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'ndan izin alınacaktır.
Geçici tahsis edilen taşınmaz mal kültürel amaçlar dışında kullanılmayacak,
üçüncü şahıslara kuruluşlara devredilmeyecektir. "
İl Kültür ve Turizm Müdürü Şinasi Haznedar da, "İyi ki bu
protokol imzalandı, iyi ki Milli Savunma Bakanlığı güzel amaçlar için kullanmak
kaydıyla Çanakkale'nin en güzel yerinde 105 dönümlük bu yeri protokolle Kültür
ve Turizm Bakanlığı'na tahsis etti" dedi. Protokolde, "Kültürel amaçlar dışında
kullanılmamak kaydıyla ve üçüncü şahıslara devredilmemek üzerine bir madde var"
diyen Haznedar, şöyle konuştu:
"Bu her ne kadar bağlayıcı gibi görünse de ben bunların
esnetilebileceğine de inanıyorum. Eğer Çanakkale'nin ortak aklı, Çanakkale'nin
menfaati üçüncü şahıslara devri gerektiriyorsa, protokolün bu maddesi bile
esnetilebilir gibi geliyor. Tek önemsediğim şey fazla gecikilmeden burada ne
yapılacağı noktasında Çanakkale olarak bir karar zemininde buluşmak ve bir adım
atmak. 20 yıllık bir kullanım süresi var.
Bu protokolün macerası 2008'de başlamıştı 2011'de ancak
sonuçlandı. Çanakkale'nin en güzel yeri kültürel amaçlarla değerlendirilse
Çanakkale'nin, bu kültürel bina materyal ihtiyacını da gidermiş olur diye
düşünüyorum. " Toplantıya Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, ilgili kurum
müdürleri, siyasi parti temsilcileri ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri
katıldı.
|
5 BİN YILLIK
TAŞ BALTALAR BULUNDU |
Tevfikiye köyü sınırları içinde yer alan Troia Antik Kenti
yakınlarındaki Bozköy Hanaytepe Höyüğü'ndeki yüzey araştırmalarında, 5 bin
yıllık taş baltalar bulundu.
Troia Antik Kenti Kazı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan,
yaptığı açıklamada, Troia'nın yakın çevresinde Tunç Çağı ve öncesindeki yerleşim
sistemini ve Troia dışındaki bölge yer alan diğer Tunç Çağı merkezlerini daha
iyi araştırmak amaçlı başlattıkları yüzey araştırması çalışmalarını
sürdürdüklerini söyledi. Çalışmalarda, 5 bin yıl öncesinin yerleşimleri arasında yer
alan Bozköy Hanaytepe Höyüğünün Troia'dan sonraki en büyük höyük olduğunu
saptadıklarına işaret eden Aslan, bunu yüzeydeki buluntulardan anladıklarını
bildirdi.
Aslan, Troia yerleşmesinin 5 bin yıl öncesine dayandığını,
ancak bundan önce de bu bölgede yerleşimler bulunduğunu, bunlardan en
önemlilerinden birinin de Bozköy Hanaytepe olduğunu vurguladı. Troia'nın merkezi bir yerleşme olduğunu, bu yerleşmeyi
Çanakkale Boğazı'na ve Kaz Dağları'na bağlayan bir bölge olması gerektiğini, bu
bölgenin de Bozköy Hanaytepe olduğunu düşündüklerini anlatan Aslan, şu bilgileri
verdi:
''Çalışmalarımızda Bozköy Hanaytepe yerleşmesinin nekropolü
(mezarlık) olduğunu düşündüğümüz bir yeri tespit ettik. Bu da Troia'da
ulaşamadığımız nekropol ile ilgili bilgi açığını doldurabilecek. Bir yerleşimi
anlamanız için hem mimari kalıntılar hem de mezarlık bulguları önemli yer
tutuyor. Bunların bir arada değerlendirilmesi gerekiyor. Buluntular Tunç Çağı ve
öncesindeki en önemli yerleşimlerden ve höyüklerden birinin Bozköy Hanaytepe
olduğunu gösteriyor.''
Doç. Dr. Rüstem Aslan, Çanakkale yöresindeki höyüklerin hemen
hemen hepsinin 18 ve 19. yüzyıllarda gezginler tarafından kazıldığını ya da Roma
yerleşimleri sırasında tahrip edildiğini ifade ederek, ''Troia'daki en büyük
tahribatın Roma döneminde olduğunu görüyoruz. Fakat Bozköy Hanaytepe bölgesinde
ne bir arkeolojik kazı, ne de Arkakik, Helenistik ve Roma dönemi yerleşmesi var.
Jeomorfolojik yapı değiştiği için orası önemini kaybetmiş, gözden kaçmış
diyebiliriz. Arkeologlar da görmemiş. O nedenle burası dokunulmadan tertemiz bir
höyük olarak araştırmacıları bekliyor'' diye konuştu.
Yüzey araştırmaları sırasında 5 bin yıl öncesine tarihlenen el
baltaları bulduklarını belirten Aslan, şunları kaydetti:
''Bunlar çok kaliteli, farklı taşlardan yapılmış. Bu da bize
buradaki işçiliğin, teknolojinin ne kadar yüksek seviyede olduğunu gösteriyor.
Balta yapımında andezit ve çay taşı gibi farklı karakterde taşlar kullanılmış,
Bunlar çok sert şeyleri kesmek için değil. Ağaç, sebze, meyve ve et gibi günlük
hayattaki işlerin görülmesi için kullanılmış. Fakat daha sert taşlardan yapılmış
el baltaları da var.''
|
SERAMİĞİN
ŞEHRİNDE SERAMİK YOK |
Onsekiz
Mart Üniversitesi (ÇOMÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü öğretim
görevlisi Ergun Arda, Türkiye'de geleneksel seramik üretiminin yavaş yavaş
tükendiğini belirterek, mutfak kültürümüze hizmet eden kap kacakların satın
alınarak, çömlekçilere destek verilebileceğini bildirdi.
Arda, yaptığı açıklamada, Türkiye'de geleneksel seramikçiliğin
yavaş yavaş tükendiğini, gelinen noktanın üzüntü verici olduğunu söyledi.
Sanayi devrimi ile birlikte geleneksel seramiğin kaybolmaya
başladığını, yaşanan gelişmeler karşısında toplumun çanak ve çömleği eskisi gibi
kullanmadığını kaydeden Arda, buna karşın çanak çömlekle yapılan yemeğin yerini
hiç bir şeyin alamayacağını savundu.
Güveçte pişen bir yemeğin lezzetinin farklı olduğunu, çelik
tencere ile güveçte yapılan yemeklerde lezzet farkı bulunduğunu ifade eden Arda,
ABD'de, Kanada ve Avrupa'da insanların artık Akdeniz usulü yemek pişirme
yöntemlerine yöneldiklerini vurguladı.
Arda, bizim kendimize ait bir mutfak kültürümüzün, örneğin
'testi kebabı'nın olduğunu anımsatarak, 'O yüzden, geleneksel kültürün üretmiş
olduğu, mutfak kültürüne hizmet eden o kap kacakları alıp tüketerek,
çömlekçilere destek verebiliriz' dedi.
Arda, plastiğin, çanak çömleğin yerini almasının en iyi
göstergesinin mezar başlarına bırakılan su kaplarının değişmesiyle ortaya
çıktığını söyledi. 'Günümüzün tüketim malzemesi ne yazık ki plastik oldu. Ama
doktorlar ve sağlıkçılar, plastik kaplarda tüketimin aza indirgenmesi konusunda
önerilerde bulunuyorlar. Eskiden buzdolabı yoktu, bir çömlek, bir buzdolabıydı,
Çeşme yoktu herkes testisi ile suyunu içerdi. Bir testi, suyun içerisindeki
kireci süzüp, çok sağlıklı bir şekilde sunabiliyor. Bu biraz da bilinçlenmeyle
ilgili. Mutfakta testi ve güveç kullanmak, geleneksel mutfak kültürü ile
ilgilenmek, sağlıklı beslenmek, kişinin bilinçlenmesiyle alakalı. İnsanlar
suyunu testiden içsin, yemeğini çömlekte yapsın diyoruz ama bu çok da kolay bir
şey değil.'
SERAMİĞİN ŞEHRİNDE SERAMİK YOK
Çanakkale'de de geleneksel çanak çömlek üretiminin kalmadığını,
Ezine ilçesine bağlı Akköy'de bir dönem yoğun olarak yapılan testilerin eskisi
kadar üretilmediği belirten Arda, kentte seramikçiliğin, hediyelik sektörüne
yönelik olarak yürütüldüğünü, giderek kaybolmaya yüz tutan çanak çömleğin
yeniden toplum hayatına kazandırılması gerektiğini söyledi.
Arda, Seramik Bölümü ve seramik topluluğu olarak
üniversitelerinin her yıl yaptığı bahar şenliklerine katıldıklarını ifade
ederek, şöyle konuştu:
'Burada geleneksel şekillendirme yöntemi olan Çömlekçi çarkı
ile diğer fakültedeki öğrencilere hizmet veriyoruz. Toprak nasıl elde edilir,
hangi aşamalardan geçer, nasıl işlenir, Çömlekçi çarkına gelinceye kadar başına
ne gelir, Çömlekçi çarkında nasıl şekillendirilir gibi konuları öğretiyoruz.
Ayrıca sosyal duyarlılık projelerimiz var. Farklı gelişen çocuklarla otistik,
zihin engelli hem çocuk hem de bireylerle sanat terapisi kapsamında
şekillendirme uygulamaları yapıyoruz.'
Çanakkale'nin adının seramikle anıldığını ancak burada
yaşayanların seramik kullanmadığını ifade eden Arda, 'Belki Çanakkale Seramik
fabrikası burayı seramik şehri yapıyordur bilemiyorum ama Çanakkale'de seramik
adına fazla bir şeye rastlayamıyoruz. Biraz daha gözle görülür, elle
dokunulabilir seramiklerin Çanakkale'de yer alması için her zaman göreve
hazırız' diye konuştu.
Müjdat Gezen Tiyatrosu tarafından sahnelenen “Mustafam Kemalim”
adlı oyunda, Atatürk’ün hem askeri, hem devlet adamlığı, hem de halkçılık
yönleri yaşanmış hikayelerle ele alınarak izleyiciye aktarıldı.
Oyun sonunda sahneye çıkan ünlü tiyatrocu Müjdat Gezen, Atatürk’ün cesaret ve
kararlılığını gösteren bir anısını anlattıktan sonra, “Devlet adamlığı One
Minute ile olmuyor” diyerek Başbakan Erdoğan’a gönderme yaptı.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ)Atatürkçü Düşünce
Topluluğu’nun Çanakkale Belediyesi’nin desteğiyle düzenlediği etkinlikte, Müjdat
Gezen Tiyatrosu tarafından “Mustafam Kemalim” adlı oyun Anafartalar Kampüsü
Süleyman Demirel Konferans Salonu’nda sahnelendi. Çanakkale Belediye Başkanı
CHP’li Ülgür Gökhan’ın da yer aldığı salon hınca hınç doldu. İki perde halinde
sahnelenen ve 2 saat süren oyunda, Mustafa Kemal Atatürk’ün bir asker ve bir
devlet adamı olarak başarıları anlatıldı. Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet
sonrası dönemlere ait yaşanmış hikayeler sahneye kondu. Yaptığı devrimlerin
sahneye konduğu oyunda özellikle Atatürk’ün halkçılık yönü de ön plana
çıkarıldı. Her biri ders verir nitelikteki sahneler izleyenler tarafından uzun
süre alkışlandı.
Oyunun sonunda, Cumhuriyet dönemindeki kazanımların son 8 yılda
tek tek satıldığı anlatıldı ve “Asıl sen şimdi öldün Mustafam Kemalim” dendi.
Ardından sahneye çıkan ünlü tiyatrocu Müjdat Gezen, “Bu koskoca millet iki tane
Amerikan uşağına, üç tane yobaz bozuntusuna bu ülkeyi bırakır mı, olur mu öyle
şey” diye ekledi. Gezen, oyunu hazırlarken, bitmek bilmeyen anektodlar nedeniyle
çok zorlandıklarını söyledi. Gezen, “Mustafam Kemalim”den sonra şimdi ise
Nutuk’u oyunlaştırmak istediğini açıkladı.
Müjdat Gezen, Atatürk’e ait anıları anlatırken, Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan’a da One Minute göndermesi yaptı. Gezen, “İtalyan faşit diktatörü
Benito Mussolini, Antalya’yı almak istiyor. Mustafa Kemal’de kanla alınmış bu
toprakları verecek birisi değil tabi. Bana rahmetli amcam anlatırdı. Amcam
İstanbul’dan İnebolu’ya silah kaçırırmış Mustafa Kemal’e. Bir acar motoru
varmış. Atatürk, Savarona’dan inip Saraya geçerken o motora binermiş. Aynısını
Antalya’da da yapmışlar. Oralarda dolaşırken bir deniz havası alsın diye.
Sahilden açılmış, bakmış ki ileride zırhlı gemiler kuru sıkı ateş ederek sahile
doğru manevra yapıyorlar. Kaptana demiş ki, ‘ver bakayım şu dürbünü.’ Bakmış 5
tane İtalyan zırhlısı. O zamanlar karasuları falan yok. Akdeniz herkesin. Fena
halde siniri bozulmuş. Anlamış mesajı yani. Antalya’ya doğru top atışları
yapıyor. Şu demiş kıç tarafa Cumhurbaşkanlığı’nın forsunu çek bakayım demiş.
Kaptan çekmiş forsu ne yapsın. Tam yol İtalyan donanmasının içine dal demiş.
Kaptan dalmış. O zaman İtalyan komutanlar da dürbünleri almışlar bakıyorlar.
Karşıdan küçücük bir şey geliyor. Önce umursamamışlar. Sonra dikkatli bakınca
kıç tarafta Türk bayrağını görmüşler. Biraz daha dikkatli bakınca
Cumhurbaşkanlığı forsunu görmüşler. Kim olabilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk. Hemen birbirleriyle haberleşmişler. Tam yol
tornistan kaçmaya başlamışlar. İşte devlet adamı böyle olur. Öyle One Minute ile
filan olmuyor” sözleri izleyenler tarafından uzun süre alkışlandı.
|
7 BİN YILLIK
'KEHANET MAĞARASI' BULUNDU |
Ayvacık
ilçesine bağlı Gülpınar beldesinde bulunan antik Apollon Smintheus Tapınağı'nda
yürütülen kazı çalışmalarında, uzun yıllardır aranan ''kehanet mağarası ve
içindeki kutsal suya'' ulaşıldı.
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji
Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Özgünel başkanlığında, 1980 yılından bu
yana devam eden kazılarda bu yıl ilginç veriler elde edildi.
Kazı ekibi üyesi Dr. Davut Kaplan, bölgede, eski sondajlarla
köylülerin yaptığı kazıların varlığına işaret ederek, ''Amacımız tapınağın
varlık nedeni olan kutsal su kaynağına ulaşmaktı. Bunun için 2 hafta hazırlık
yaptık. 3 tane havalandırma deliğimiz vardı. 8-10 metre kazıp, aşağıdaki tünele
indik ve 35 metre yürüdük'' dedi.
Kaplan, yatay olarak gidilen tünelin içinde su bulunduğunu
belirterek, şu bilgileri verdi:
''Bölgede, kutsal tapınak yapılmadan önce Apollon kültürüne ait
bir bulgu vardı. Mağarada tapınım... O dönemde insanlar tapınım yapacakları
zaman, bu mağaraya geliyordu ve kehanet orada başlıyordu. Kutsal tapınak
yapılmadan önce eğer tanrıya yönelik bir tasvir, betimleme ya da heykel varsa bu
mağaranın önünde dururdu. Dolayısıyla mağara tanrının evi olarak kabul edilirdi.
Antik dönemde tanrı kahin, tanrının da sözcüsü rahipler olduğuna göre, mağarada
yapılan tapınım törenleri bu kahinler tarafından yönetilmiş olmalıdır.''
Mağaranın içindeki suyu kutsal kılanın ise, tanrı Apollon'un
tapınım merkezinde bulunması olduğunu anlatan Kaplan, ''Bu su mağaranın içinden
fışkırıyor. Taşınmış bir su değil. Aynı su, değişik dönemlerde kanallar
yardımıyla kutsal alana aktarılmış. Biz bunları da bulduk'' diye konuştu.
Kaplan, ''Buraların görülmesi gerekir. İnsanlar, ilk tapınımın
nasıl olduğunu, bölgedeki rahiplerin neler yaptığını görebilirler'' şeklinde
konuştu.
-APOLLON SMİNTHEUS TAPINAĞI-
Kazı alanındaki köy yerleşim alanında 7 bin yıl önce iskan
edildiği anlaşılan Apollon Smintheus Tapınağı, eski adıyla Külahlı olarak
bilinen Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar beldesinin kuzeybatısı ile kuzeydoğusu
arasında kalan vadinin başlangıç eteklerinde, Bahçeleriçi mevkisinde yer alıyor.
Troas bölgesinde bugün için tek örnek olduğu belirtilen
tapınakta Helenistik Çağ Anadolu mimarlığına imzasını atan Mimar Hermogenes'in
uyguladığı pseudodipteros (yalancı iki sıralı sütun) plan tasarımı kullanılmış,
ön ve arka cephelerinde 8, uzun kenarlarında ise 14'er sütun dizisi bulunuyor.
Smintheion Antik Kenti'nde bulunan tapınakta mermer bloklarla
döşenen kutsal alanda pronaos (kutsal ön oda), naos (kutsal oda) ve opisthodomos
(arka oda) olmak üzere 3 oda, naosta Paroslu heykeltıraş Skopas'ın yaptığı ve
110 santimetrelik bacak parçası bulunan, tanrı Apollon'un heykeli yer alıyor.
Kaynaklarda, ünlü coğrafyacı ve seyyah Strabon'un 2 bin yıl
önce yazdığı ''Geographica'' adlı kitapta, kenti Yunanistan'dan gelen İonlar
kuşattığı zaman, gece topraktan çok miktarda tarla faresinin çıkarak askerlerin
silah ve teçhizatlarının deri kısımlarını kemirip kopardıkları ve bu yüzden
kenti kuşatan İonların savaşı kaybettiğini yazdığı ve Lekton halkının minnet
göstergesi olarak bu tapınağı inşa etmiş olabileceği belirtiliyor.
Bölgede ilk kazıların 1866 yılında başlatıldığı, ara
verildikten sonra 1984 yılında yeniden başlatılan kazı ve restorasyon
çalışmalarının sürdürüldüğü kaydediliyor.
Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Tarih
Bölümü öğretim üyesi ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mithat Atabay,
Mustafa Kemal’in, 26 Mart 1913 tarihinde çıktığı askeri inceleme gezisi
sırasında Truva Antik Kentine de bir ziyaret gerçekleştirdiğini açıkladı.
ÇOMÜ
öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mithat Atabay, Mustafa Kemal’in, tuttuğu küçük not
defterinden birinde, Truva’yı ziyaretinden bahsettiğini söyledi. Bu bilgiyi,
2010 yılı içinde ‘Çanakkale 1915 Mustafa Kemal Atatürk ve Modern Türkiye’ konulu
sempozyumda tebliğ olarak da sunduklarını hatırlatan Yrd. Doç. Dr. Mithat Atabay,
yaptığı incelemelerde, Mustafa Kemal Atatürk’ün Gelibolu Yarımadasına karadan ve
denizden yapılacak genel bir saldırı için 26 Mart 1913 yılında askeri inceleme
gezisine çıktığını açıkladı. Atatürk’ün 32 tane küçük not defteri bulunduğunu
belirten Atabay, “Mustafa Kemal, bu defterleri Harp Okulundan başlamak üzere
1932 yılına kadar tutmuştur. Bu defterlerin 14 tanesi yayınlandı. 23 tanesi ise
ATESE Başkanlığında, 8 tanesi Anıtkabir Müzesi’nde, 1 tanesi de Cumhurbaşkanlığı
arşivinde bulunmaktadır. Şuana kadar henüz açıklanmayan bir not defterindeki
kısa yazıda, Mustafa Kemal 1913 yılında Truva’yı ziyaret ettiğinden bahsediyor”
dedi.
Bu gezide, Mustafa Kemal’in yaveriyle birlikte önce Gelibolu
Yarımadası’na geldiğini belirten Yrd. Doç. Mithat Atabay, “Mustafa Kemal ilk
olarak Bolayır’a gelmiş. Ortaköy Tayfur üzerinden Karainebeyli, Kumköy, Yalova,
Akbaş ve Sestos’a geçmiştir. Güzergah üzerinde Büyük İskender’in ordusunu
geçirdiği yeri incelemiş ve notlar almıştır. Sonra Bigalı Kalesi’nde öğle
yemeğini yemiş ve Maydos’a (Eceabat) geçmiştir. Kilitbahir Köyü’ndeki Namazgah
Tabyasının durumunu inceledikten sonra 26 Mart 1913 tarihinde akşam Kirte’de
kaldı. Ertesi gün Seddülbahir Kalesine geldi. Bir tekne ile Anadolu yakasına
geçti. Büyük İskender de buradan geçmişti zaten. Orhaniye Tabyasına uğradı. Yer
değirmenlerini geçerek Yenişehir’e geldi. Aşil’in mezarı olarak bilinen yere
baktı. Ardından Truva’ya gelmiş ve harabeleri gezmiş. Küçük not defterine notlar
almış. Mustafa Kemal, bu askeri inceleme gezisi sırasında Büyük İskender’in
savaşı nasıl gerçekleştirdiğini ve nasıl başarıya ulaştığını, coğrafi açıdan
nasıl bir konuma sahip olduğunu çok iyi bildiği görülmekte ve Kolordusu’nun da
harekat tarzı ve planlamasını bu örneği dikkate alarak sonuçlandırmak istediği
görülmektedir. Mustafa Kemal 28 Mart 1913 tarihinde yeniden Gelibolu
Yarımadası’na geçmiştir. Ziyaretten anlaşılan, Mustafa Kemal’in, 1915 yalında
Çanakkale Kara Savaşları başladığı sırada Gelibolu Yarımadası’nın savunma
sistemiyle ilgili ortaya koyduğu düşüncelerin daha 1913 yılında şekillendiğine
bir örnek teşkil eder. Bu konu şimdiye kadar hiç dikkate alınmamıştı” dedi.
ÇOMÜ Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi ve
Truva kazı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan ise, Truva Savaşı ile
Çanakkale Savaşı arasında büyük benzerlikler olduğunu söyledi. Aslan, “Truva
Savaşı’na baktığımızda, Truva’yı Akhalılara karşı savunmak için Anadolu’dan
gelen güçleri görüyoruz. Anadolu birliği var. Aynı savunma tarzını ve
dayanışmayı Çanakkale Savaşları’nda da görüyoruz. Anadolu’nun her köşesinden
insanlar bu bölgeyi savunmaya geliyorlar. Truva Savaşı’nın, Anadolu Birliği’nin
sembolü, komutanı Hektor, Gelibolu’daki dayanışmanın, savunmanın en önemli ismi
de Atatürk” dedi.
Doç. Dr. Rüstem Aslan şöyle devam etti: “Biz Truva’yı politik
anlamda değerlendirdiğimizde doğunun batıya karşı, batının doğuya karşı verdiği
bir savaş gibi görüyoruz. Tarihsel bir devamlılık söz konusu. Bu devamlılığı hep
biz Fatih Sultan Mehmet’e kadar getiriyorduk. Stratejik açıdan önemli bu yerin
tarihsel algılamasının Atatürk’e kadar devam ettiğini anlıyoruz. Atatürk askeri
stratejik açıdan İlyada destanından, Truva Savaşı’ndan dersler çıkarıyor.
Stratejik anlamda yeni sonuçlar ortaya çıkartıyor. Bunu Çanakkale savunmasında
da bir şekilde uyguluyor. Belki bu ziyaret Atatürk için çok önemli olmayabilir.
Fakat Truva için, buraya ziyaret eden tarihsel askeri kişilikler açısından çok
önemli bir ziyaret. Truva Savaşını bilmeden Çanakkale Savaşlarını
algılayamazsınız. Çanakkale Savaşları’nı algılayamadan Truva Savaşı’nı
anlamlandıramazsınız. Çanakkale Savaşları Korfmann’ında söylediği gibi son Truva
Savaşı’dır. İki savaş arasında çok önemli benzerlikler vardır sonuçlar
açısından. Atatürk’ün Truva’yı ziyareti de bize bunu çok açık şekilde
göstermektedir.”
|
TRUVA’NIN
NEKROPOLÜ ARANIYOR |
Tevfikiye
Köyü sınırları içinde yer alan Truva antik kentinde sürdürülen arkeoloji
kazılarında, M.Ö. 2000’li yıllara denk gelen Truva 4 ve 5 döneminin olası
nekropolüne ulaşılmaya çalışılıyor.
Truva Antik Kentinde 2010 yılı kazı çalışmaları Alman Arkeolog
Prof. Dr. Ernst Pernicka başkanlığında ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rüstem Aslan’ın
başkan yardımcılığında hızla sürüyor. 50 uzmanın yanı sıra çevre köylerden çok
sayıda işçinin katıldığı kazı çalışmaları, geçtiğimiz yılki gibi bu yıl da
kaleden 350 metre uzaklıktaki aşağı kentte bulunan savunma hendeğinde devam
ediyor. Kazı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan, aşağı kentin savunma
hendeğinin olduğu alanda geçtiğimiz yıl yapılan kazılarda hendeğinin hemen
üstünde yeni doğmuş çocuğuyla beraber, ya da daha 9 aylık hamileyken gömülmüş
bir kadın ile bir erkek iskeleti bulduklarını hatırlattı. Dokuz katmandan oluşan
antik kentte, Truva 1 döneminden Truva 7’ye kadar olan döneme (Tunç Çağı) ait
hiçbir nekropolün henüz gün yüzüne çıkmadığını hatırlatan Doç. Dr. Rüstem Aslan,
geçen yıl bulunan iskeletlerden yola çıkarak belki de Truva 4 ve Truva 5
dönemine ait olası bir nekropole ulaşacaklarını ve bunun bir ilk olacağını
belirtti.
MÜZE TRUVA’YA HAYAT VERİR
Prof. Dr. Ernst Pernicka, bu seneki kazıları 50 farklı ülkeden gelen uzmanlarla
yürüttüklerini ve çalışmalarda 20'ye yakın Türk uzmanın da yer aldığını söyledi.
Kazı çalışmalarında ana yoğunluğun aşağı kentte olduğunu kaydeden Pernicka, ''Bu
çalışmalara paralel olarak, hemen Troya'nın yakınında yıllardır yapılması
planlanan müzeyle ilgili çalışmaların ilerlediğini de biliyoruz. Eğer böyle
somut bir adım atılırsa, mitolojinin çıktığı bu ören yerinde, biz de kendi bilgi
ve verilerimizi katarak, müzeyle beraber ören yerini bir bütün olarak sunabilme
ve değerlendirme imkanına sahip olacağız'' diye konuştu.Pernicka, burada müzesi
olan bir ören yeri düşüncelerinin uzun yıllardır olduğunu ve turistlere daha
fazla şeyler sunmak istediklerini vurgulayarak, ''Yeni yapılan kazı alanlarını
turizme açmak ve aşağı şehirdeki yeni alanlarda çalışmak istiyoruz.
Bilgilendirme ve ziyaretçi sisteminin modern hale getirilmesini ve dijital
belgeleme sisteminin en son teknolojiyle yapıldığı bir ören yeri hayal
ediyoruz'' dedi. Doç. Dr. Rüstem Aslan, yaklaşık 15 yıldır Truva Müzesi’nin
konuşulduğunu, projeler yapıldığını ve fikirler beyan edildiğini belirtirken,
son dönemlerde atılan somut adımların artık Truva Müzesi’nin hayal olmaktan
çıktığını ve adım adım daha somut projelere dönüştüğünü söyledi. Kültür ve
Turizm Bakanlığı’nın Truva Müzesi’nin yapımıyla ilgili önemli çalışmaları
bulunduğunu hatırlatan Aslan, “Müze alanının yerinin tespiti, kamulaştırılması
ve bürokratik önlemlerin aşıldığını biliyoruz. Fakat yarışma sürecinde ve
müzenin gerçekleşmesi süreci birkaç yıl içinde olmalı. Bu müze, hem Türk
turizmine, hem de arkeolojisine büyük katkıda bulunacaktır. Müze, şuan yılda 500
bin olan ziyaretçi sayısını ikiye katlar. Ayrıca ziyaret eden turistlerin
Truva’yı daha iyi anlamaları açısından önemli bir işleve sahip olacaktır.
Turistler bir iki saat içinde Truva’dan ayrılmak yerine bütün günlerini burada
geçirecektir” diye konuştu. Doç. Dr. Rüstem Aslan, Truva Antik Kentinde 15
Temmuz’da başlattıkları kazıların 10 Eylül’de sona ereceğini belirtti.
TRUVA KAZILARI
Çanakkale'ye 32 kilometre mesafedeki Hisarlık mevkisinde bulunan Truva'nın
adına, ilk kez Homeros'un İlyada destanında rastlanır. Bu öyküde, Truvalılarla
Akhalar arasında bir kız kaçırma yüzünden çıkan savaş anlatılmaktadır. Zengin
bir tüccar olan ve okuduğu kitaplardan dolayı Truva'dan etkilenen Henrich
Schliemann, Çanakkale'ye gelerek, 1871-1878 yılları arasında kazı çalışması
yaptı. Arkeoloji bilgisinden yoksun ve Priamos'un hazinelerinin peşinde olan
Schliemann, yaptığı bir kazıda bakır leğenler, tencereler, altın, gümüş,
kehribar ve tunç kupalar, bakır mızrak uçları, altın yüzükler, bilezikler,
küpeler ve baş süsleri buldu. Schliemann, bulduklarını yasal olmayan yollarla
Atina'ya kaçırdı. Arkeolog Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann tarafından 1988
yılında başlanan bilimsel kazılar, onun vefatının ardından, 5 yıldır arkeolog
Prof. Dr. Ernest Pernicka ve yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan tarafından
yürütülüyor. Ticaret, zenginlik ve savaş kenti olarak anılan Truva Antik Kenti,
dünya arkeolojisi ve kent turizmi açısından büyük önem taşıyor. Çeşitli
ülkelerden çok sayıda arkeoloğun katıldığı kazılarda, Truva'nın 9 katının
varlığı belirlendi. Son yıllarda elde edilen buluntularla kentin Anadolu ile
bağlantıları ortaya konulmuş, Hitit kenti ''Wilusa'' ile özdeşleştirilmişti.
PROF. DR. KORFMANN
Truva Antik Kenti'ndeki kazılara 18 yıl başkanlık yapan ve 5 yıl önce vefat eden
Alman Arkeolog Manfred Osman Korfmann, bu süre içinde Truva'nın milli park ilan
edilmesi ve kazılarda çıkarılan eserlerin sergilenmesi için müze kurulması
yönünde çaba gösterdi. Korfmann, değişik kentlerde ve ülkelerde sergilenen Troia
hazinelerinin iadesi için bir kampanya başlatılmasını da istemişti. Truva'daki
tarihi eserlerin ve arkeolojiyle ilgili konuların araştırılması, kazı ve
bilimsel çalışmaların tespit edilerek maddi ve manevi açıdan desteklenmesi
amacıyla Çanakkale-Tubingen-Troia Vakfı kurulmasında büyük emeği geçen Korfmann,
2004 yılında kurulan vakfın başkanlığını da yapmıştı. Uzun yıllar yürüttüğü
kazılarda bölge köylüsünün sevgisini kazanan ve halk arasında ''Osman Hoca''
olarak anılmaya başlanan Prof. Dr. Manfred Korfmann, 2003 yılı Aralık ayında
Bakanlar Kurulu kararınca Türk vatandaşlığına kabul edilmiş ve Manfred Osman
Korfmann adını almıştı.
İÇDAŞ sponsorluğunda Biga kemer Köyünde bu yıl 6.sı yapılan
Parion kazılarnda 2010 sezonu tamamlandı.
2010 kazılarında ortaya çıkarılan eserler Kazı Başkanı Prof.Dr.
Cevat Başaran tarafından basına yapılan sunumla tanıtıldı.Gerek yerel,gerekse
ulusal basından çok sayıda basın kuruluşunun katıldığı gezi ve basın
toplantısında, Prof.Dr. Cevat Başaran :”2010 kazılarında ortaya çıkan buluntular
hem bu kazılar,hem de gelecek için büyük heyecan ve umut yarattı.Gerek bulunan
define, gerek gladyatör heykeli Parion’da ortaya çıkarılacak muhteşem buluntular
olduğunu ortaya koyuyor.Bu kazılarda bize sponsorluk yapan ve her konuda büyük
destek sağlayan İÇDAŞ’a ve genel müdürü sn.Bülend Engine içtenlikle teşekkür
ediyorum” dedi.
Kazı sahasının gezilmesi sonrası İÇDAŞ tesislerini de inceleyen basın
mensuplarına, İÇDAŞ Genel Müdürü Bülend Engin’in katılımıyla Parion’dan,
demir-çelik sektörüne kadar bir çok konuda basın mensuplarının sorularına cevap
verildi.
İÇDAŞ’ın Kemer Köyüne okul yapma girişimiyle ortaya çıkan Parion antik kentinde
yaşanan gelişmelerin kendilerini çok mutlu ettiğini belirten Engin:”Ardahan’dan
Edirne’ye kadar bu ülkenin hizmetindeyiz.Ancak büyük düşünerek
gelişebiliriz.Çanakkale sahip olduğu potansiyel zenginlikleri gün ışığına
çıkarmalı, Gelişme potansiyelini yatırımlarla realize etmeli,Küçük olsun benim
olsun değil,büyük olsun ülkemin olsun diyebilmeliyiz” dedi.
Apollon ve Athena’nın kutsal topraklarında süren Gülpınar ve
Behramkale kazıları, Troya Savaşı’nın gerçek hikâyesini günışığına çıkarıyor.
Müzik ve sanatın her alanını destekleyen Efes Pilsen, arkeolojik bulguların
çıkarılmasına da 15 yıldır katkı sağlıyor. Efes Pilsen ayrıca Assos’ta bu yıl
ilk defa düzenlenen Assos Athena Festivali’nin de destekçisi oldu.
Efes Pilsen, Gülpınar ve Behramkale’de arkeolojik bulguların
günışığına çıkarılmasına 15 yıldır destek veriyor. Homeros’un İlyada Destanı’nda
anlatılan Troya Savaşı’nın geçtiği Çanakkale’de iki önemli kazı alanı olan
Gülpınar ve Behramkale’ye 15 yıldır verdiği destekle Efes Pilsen, savaşa ait
gerçek hikayeyi de içeren bulguların ortaya çıkmasını sağlıyor.
Efes Türkiye Halkla İlişkiler Müdürü Durul Candemir, “Efes
Pilsen, spora, turizme, sanata ve müziğe katkısını yıllardır sürdürüyor.
‘Gelecek Turizmde’ sloganı altında topladığımız, Efes Pilsen Turizm
Eğitimleri’ni ve Çoruh Vadisi merkezli başlattığımız Doğu Anadolu Turizm
Geliştirme Projesi’ni 2007 yılından bu yana yürütüyoruz. Arkeoloji de destek
olduğumuz çok önemli bir alan. Bu bölgede gerçekleştirilen kazılarda bulunan her
parça Anadolu'nun hangi medeniyetlere ev sahipliği yaptığını gözler önüne
seriyor. Biz daha önceki yıllarda da bölgede yapılan birçok festivale destek
olmuştuk. Bölge turizminin gelişimi için önemli gördüğümüz ve bu yıl ilk kez
düzenlenen Assos Athena Festivali’nin de ana sponsoruyuz” dedi.
Apollon ve Athena’nın kutsal toprakları
Gülpınar kazı sorumlusu Prof. Dr. Coşkun Özgünel, bölgenin
Troya Savaşı ve gerçek hikâyesi açısından değer taşıyan, Apollon için yapılmış
Smintheion Tapınağı’nın günışığına çıkarıldığını belirtiyor. Tamamı 40 bin
metrekare olarak tahmin edilen alanın 6 bin metrekaresinde kazı çalışmaları
sürdürülüyor. Gülpınar’da M.Ö. 300 yılındaki katmanlara ulaşıldığını söyleyen
Özgünel, “Troya Savaşı, Homeros’un İlyada Destanı’na sadık kalınarak, M.Ö. II.
Yüzyıl ortalarında inşa edilen Smintheion Tapınağı’ndaki frizlerde olduğu kadar
daha önce hiç bu kadar ayrıntılı işlenmemiş” diyor. Friz blogları aynı alanda
eskiden A. Şengören’e ait yağhanede sergileniyor. Çanakkale Arkeoloji Müzesi’nde
de buradan çıkarılmış iki friz bulunuyor.
Behramkale’den çıkarılan eserler Louvre ve Boston Fine Arts
Museum’da da sergileniyor…
Gülpınar’da Troya Savaşı’nın gerçek öyküsünü anlatan 19 friz
(taş rölyef) blogu çıkarıldı, Behramkale’de başta Assos Antik Tiyatrosu olmak
üzere Antik Yunan’ın yaşam biçimlerini gözler önüne seren kalıntılar elde
edildi.
Behramkale’de ise Athena Tapınağı’nı da kapsayan Ören yerinde
“Aleksandria Troas” adlı, sosyolojik açıdan değerli ve Antik Yunan’da yaşam
şeklini öğrenmek için çok iyi bir kaynak niteliğindeki şehir yerleşkesi
bulunuyor. Alan, her yıl binlerce turist tarafından ziyaret ediliyor. 1853’te
keşfedilen ve 1866’da kazılmaya başlanan alandan çıkan Herakles Kentaur (at
adam), sfenks, boğa, aslan ve ziyafet figürleri içeren frizler dahil bir çok
eser günümüzde yurtdışındaki müzelerde sergileniyor. Mozaik parçalarında ise
Nike, Eros, terazi, Aphrodite figürleri dikkat çekiyor. Prof. Dr. Nurettin
Arslan, “Athena Tapınağı, dünyanın ilgisini çekmeye devam ediyor. Katil, sarhoş
ve doğuştan kusurluların Athena Tapınağı alanına girmesi yasakmış. Buradan
çıkarılanlar Louvre, Boston Fine Arts Museum, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde
Assos Salonu’nda ve Çanakkale Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor” şeklinde
konuşuyor.
Biga İlçesi Kemer Köyünde bu yıl altıncısı yapılan antik Parion
kazılarında güzel gelişmeler yaşanıyor. Kazı sponsorluğu İÇDAŞ tarafından
yapılan kazılarda ortaya yeni çıkarılan buluntularla tarihin sayfaları
aydınlanırken, ülkemizin tanıtımına katkı sağlayacak bir antik kent gün ışığına
kavuşuyor.
Atatürk Üniversitesi Arkeoloji bölüm Başkanlığınca yürütülen
kazılarda sponsor firma İÇDAŞ tarafından yapılan Parion Kazı Evi, 13 Temmuz Salı
günü törenle açıldı.
Törene Biga Kaymakamı bahir Altunkaya, Biga Belediye Başkanı Mehmet Özkan ve
İÇDAŞ Genel Müdürü Bülend Engin’in yanı sıra Çanakkale Arkeoloji dünyasından
birçok ilgili ve halkta katıldı.
Törende söz alan Kazı Başkanı Prof.Dr. Cevat Başaran Parion’un
binlerce yıllık güneşe özleminin bu kazılarla biteceğini belirtti.
Biga Kaymakamı Bahir Altunkaya, Müze Müdürü Ömer Özden ve diğer konuşmacılar:
“İÇDAŞ’ın yatırımlarıyla bölgemiz sınai gelişimi yaşadı.Sınai gelişim
beraberinde, Biga ve Kemer’de yapılan okullar, 270 öğrencimize başarı bursuyla
eğitimde gelişimi getirdi.Karabiga Yelken okulu ve amatör kulüplere yapılan
katkılarla sportif gelişimi yaşıyoruz.Bölgede yapılan örnek besi çiftliği ve
meyve bahçeleri,
çevre köylere yapılan katkılarla zirai ve sosyal gelişimde anlamlı bir gelişim
içinde.Ve bugün Parion kazı evi açılışıyla Parion kazıları çağdaş koşullarda
yapılma gelişiminde.” Dediler.
Yapılan konuşmaların ardından kazı evinin açılışı
gerçekleştirdi.Kazı evini beğeniyle inceleyen yetkililer 100 kişinin
konaklayarak çalışma olanağına sahip olacağı bu modern Kazı Evi’nin Parion
kazıları için önemli bir kazanım olduğunu belirttiler.daha sonra Parion’da bu
yıl ortaya çıkarılan Odeon açması ile Anfi tiyatro ve roma villa kazısını
gezerek kazı yetkililerinden bilgi alan misafirler, bu kazılara verdiği
destekten dolayı İÇDAŞ genel Müdürü Bülend Engin’e teşekkür ettiler.
Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı Kumburun köyü yakınlarında 11
yıl önce deniz kıyısında bulunan fosilin, Troya mitolojisinde yer alan ''Troya
Canavarı'' olduğu iddia edildi.
Ekibiyle zorlu bir yolculuğun ardından fosilin bulunduğu
bölgeye ulaşan Troya Kazı Heyeti Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan,
yaptığı açıklamada, bu yıl yaz aylarında Troya Antik Kenti ile Bozköy-Hanaytepe
ve çevresinde yüzey araştırması başlattıklarını söyledi.
Tübingen Üniversitesi ile birlikte gerçekleştirilen bu çalışmanın Tunç Çağı'nda
Troya ve çevresindeki yerleşim sisteminin anlaşılmasına yönelik olduğuna işaret
eden Doç. Dr.Aslan, araştırmanın ilerleyen safhalarında oldukça ilginç bir
veriyle karşılaştıklarını belirtti.
Ezine'nin Kumburun köyü yakınlarında 11 yıl önce bir fosil bulunduğunu anımsatan
Doç. Dr. Aslan, fosile oldukça yakın bir bölgede bulunan Beşik Koyu bölgesinde
eski Troya Kazı Başkanı Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann'ın, 1982-1987 yılları
arasında kazı yaptığını ve burada son Tunç Çağı'na ait bir mezarlık bulduğunu
ifade etti.
Bölgede, Troya-1 ile Troya-6 dönemine kadar bir yerleşim yeri olduğunun
bilindiğini kaydeden Doç. Dr. Aslan, ''Troya Antik Kenti'nden 4-5 kilometre
uzaktayız, ancak Troya'nın etkisi buralara kadar geliyor. Yapılan çalışmalar
artık bize Beşik Koyu'nun, Troya'nın limanı olduğunu gösteriyor'' dedi.
Doç. Dr. Aslan, Troya'ya yakın bir bölgede fosil buluntusunun anlamının ne
olabileceği konusunda kendisine sorular sorduğunu ve soruların bir anlamda
sonucuna ulaştığını bildirdi.
Fosilin kaya üzerindeki dişlerinin, milattan önce 6. yüzyılda bulunan ve
üzerinde Herakles'in Troya Prensesi Hesione'yi Troya Ketosu'ndan (Canavar)
kurtarma sahnesinin anlatıldığı betimlemeye oldukça benzediğine dikkati çeken
Doç. Dr. Aslan, ''Özellikle fosil buluntularıyla en az 4 bin 500 yıllık Troya
mitolojisinin oluşum evrelerinin yeniden anlatımında, Homeros dönemi ile bu
dönemden önce, insanlarının mitolojiyle bütünleştirip, birleştirip yeniden
yorumladıklarını artık daha net bir şekilde anlayabiliyoruz'' diye konuştu.
Doç. Dr. Aslan, son 20 yılda Troya Antik Kenti ile ilgili yapılan
araştırmaların, özellikle Manfred Osman Korfmann'ın kazıları ve diğer Homeros
uzmanlarının çabalarıyla Troya Savaşları'nın anlatıldığı İlyada Destanı'nın
hayal ürünü olmadığının ortaya konduğunu, gerçek, öz ve bazı doğa özelliklerinin
Troya mitolojisini biçimlendirip, bugüne kadar getirdiğini kaydetti.
ARKEOLOG KÖRPE
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) öğretim görevlisi arkeolog Reyhan
Körpe ise yapılan araştırma ve incelemelerin ardından, söz konusu fosilin 15 ile
35 milyon yıllık olduğunun belirlendiğini söyledi.
Bu yıl bölgede Rüstem Aslan ile yeni bir çalışma başlattıklarını bildiren Körpe,
özellikle 1998 yılından sonra yurt dışındaki kütüphane çalışmalarında fosille
ilgili geniş çaplı araştırma yaptığını ifade etti.
Körpe, fosilin bölgede yaklaşık 3 bin yıldan beri görüldüğünü ve insanlar
tarafından bilindiğini belirlediğini belirterek ''Birçok antik kaynakta zaten bu
fosilden ve bölgede çıkan fosillerden bahsediliyor. Bununla ilgili derinlemesine
yaptığımız çalışmalarda, Troya bölgesindeki insanlar tarafından görüldüğü ve
Troya mitolojisine girdiği anlaşıldı'' dedi.
Çeşitli vazo resimlerinde bu fosilin Troya Ketosu (Canavarı) olarak
anladırıldığını savunan Körpe, şu bilgileri verdi:
''Antik kaynaklardan birisi, bu bölgeden bahsederken burasının antik adı olan
Agammia'yı veriyor. Agammia'da, Troya mitolojisinde geçen Herakles'in Troyalı
Prenses Hesione'yi kurtarması olayının burada geçtiğini söylüyor. Bu, mitolojide
antik vazoda enteresan bir şekilde resmedilmiş. Bahsedilen bu canavar, kayadan
çıkan bir fosil kemiği gibi gösterilmiş. Bu da antik kaynakların bahsettiği
Troya mitolojisine giren, Troya Ketosu'nun bizim bu fosil kemikleri olduğunu
gösterdi. Herakles'in Troyalı Prenses Hesione'yi kurtarmasının resmedildiği
antik vazodaki canavar, bu fosildir.''
Körpe, fosilin ve bölgenin Çanakkale'nin en önemli kültür ve tabiat
varlıklarından birisi olduğunu, bu nedenle çok kısa sürede koruma altına
alınması gerektiğini söyledi.
Truva antik kentindeki arkeoloji kazılarında, Truva savaşlarına
ışık tutacak çok önemli iki insan iskeleti bulundu. Aşağı kentin savunma
hendeğinde iskeletleri bulunan bir kadın ve bir erkeğin Truva Savaşı’nın
kurbanları olabileceği belirtildi.
Truva Antik Kenti’nde bu yılki kazılar tamamlandı. Bu yılki
Kazılarda aşağı kentteki savunma hendeğinin güney girişinden sonraki devamını
tespit edilmeye çalışıldı. Kazılar sırasında savunma hendeğinin hemen üstünde
bulunan bir kadın ve bir erkeğe ait iskeletler kazı ekibini heyecanlandırdı.
Kazıların başkan yardımcısı, Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi
Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rüstem Aslan, bu insanların Truva
Savaşı’nın kurbanları olabileceğini söyledi.
Doç. Dr. Rüstem Aslan’ın verdiği bilgiye göre kaleden 350 metre uzaklıktaki
aşağı kentteki savunma hendeği, Truva 6 dönemine yani Son Tunç Çağı dönemine
ait. Yeni doğmuş çocuğuyla birlikte ya da dokuz aylık hamileyken gömülen kadın
ile erkeğin iskeletleri de bu hendeğin hemen üzerinde bulundu:
“Önemli olan bu iskeletlerin Truva Savaşı dönemine denk geliyor olması. Truva’da
M.Ö. 1180’lerdeki tahribatlar dönemine denk gelen gömüler bunlar. Bu insanlar
aceleyle, çok özen gösterilmeden hendeğin iç tarafına gömülmüş. Kemik analizleri
ve tarihlemeler devam ediyor. Birkaç hafta içinde hem tarihlenmesini, hem de
iskeletlerin yaşlarını ve diğer özelliklerini öğreneceğiz. Eğer tahminlerimiz
doğruysa, Truva Savaşı’nın aşağı kentteki ilk kurbanlarını bulduk diyebiliriz.”
Doç. Dr. Aslan, aynı döneme ait bir iskeletin de Korfmann dönemi kazılarında
kalenin hemen yanında bulunduğunu anlattı ve ekledi:
“Kalenin batı girişinin yakınlarında M.Ö. 1180’lere denk gelen bir tahribat
tabakası vardı. Yangın ve yıkımın olduğu bir tahribat tabakasında, Batı
Kapısı’na giden yolun hemen kenarında yine aceleyle ve özensiz bir şekilde
gömülmüş bir iskelet bulunmuştu. Ama kalenin bu kadar dışında ve savunma
hendeğinin hemen dibinde iki gömünün bulunması bir ilk. Önümüzdeki yıllarda
aşağı kent çevresinde kazı çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Burası bir
mezarlık mı, yoksa döneminin tahribat tabakasına ait iskeletler mi, yani Truva
Savaşı’nın kurbanları mı bunu daha net söyleyebileceğiz.”
Yerle bir edilmişti
Truva Antik kenti kazıları, Çanakkale’de merkeze bağlı Tevfikiye köyü sınırları
içinde kalan arazide sürdürülüyor. Homeros’un ünlü İlyada ve Odysseia
destanlarında adı geçen Truva kenti, M.Ö. 3 binlerde kuruldu. Önemli ticaret
yollarını kontrol eden kent ve efsanevi surları pek çok kez saldırıya uğradı.
M.Ö. 1100’lerdeki büyük yıkım ve yangının ardından tepe yüzyıllarca ıssızlığa
büründü.
Homeros meraklısı Alman arkeolog Heinrich Schliemann, Truva olduğuna inandığı
bölgeyi 1870’te kazdı. 1873’te bulduğu hazineyi Almanya’ya kaçırdı. Satamayınca
Berlin Etnoloji Müzesi’ne bağışladı. Hazine 2. Dünya Savaşı’nda Rusya’ya
götürüldü. 1993’te Rusya hazinenin Rusya’da olduğunu ve insanlığa ait olduğunu
açıkladı. ‘Hazine’nin bugün bütün dünyaya saçıldığı sanılıyor.
Beş bin yıllık geçmişe sahip antik kentte kazılara yeniden
başlandı. Prof. Pernicka, “Truva’nın 25 hektara kurulu olduğu sanılıyordu.
Bulduğumuz hendek, 35 hektar olabileceği fikrini veriyor” dedi
Çanakkale Merkez’e bağlı Tevfikiye Köyü’ndeki 5 bin yıllık
geçmişe sahip Truva Antik Kenti’nde yeni dönem kazıları başladı. Almanya
Tübingen Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Ernst Pernicka’nın başkanlık ettiği,
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Rüstem Aslan’ın başkan
yardımcısı olarak görev aldığı kazılara, farklı ülkelerden 50 uzman ve 15 işçi
katılıyor.
Prof. Manfred Osman Korfmann’ın 2005’te vefatından sonra bayrağı devralan Prof.
Pernicka, Truva’nın ne kadar büyük olduğuna dair fikir verecek aşağı kentin
savunma hendeğinde üç yıl önce başlattıkları çalışmaya bu yıl da devam
edeceklerini söyledi. Prof. Ernst Pernicka, şöyle dedi:
“Geçen yılki kazılarda jeomanyetik sonuçlara göre savunma hendeğinde giriş
tespit etmiştik. Bu sene girişin ayrıntılarını incelemeye çalışacağız. Bu, şu
açıdan önemli: 2008’de iç taraftaki hendeğin Truva 6 döneminde kapatıldığı,
nedeninin de artık aşağı kentin daha büyümesi gerektiği için hendeğin dışarıya
doğru uzaması fikri olduğu çıkmıştı. Bu bize kentin o dönemlerde gücünü devam
ettirdiğini gösteriyor.
Savunma hendeğindeki üçüncü giriş, buradaki kentleşmeyle ilgili planın çok
önceden düşünüldüğü, tasarlandığı ve o kadar basit bir sistem olmadığını ortaya
koyuyor. Bu da organize olarak planlanmış büyük bir kentin varlığını kanıtlıyor.
Korfmann döneminde Truva’nın 25 hektarlık alana kurulu olduğu sanılıyordu. Ama
şimdi bu savunma hendeği bize kentin sanıldığından daha büyük, yaklaşık 35
hektar olabileceği fikrini veriyor.”
Turizm patlayacak
Manfred Osman Korfnmann’ın 20 yıl süren çalışmalarını da
yaygınlaştırmaya çalışacaklarını belirten Prof. Pernicka, “Bundan sonra yeni bir
dönem başlayacak. Umuyorum ki, yapılma aşamasına gelen Truva Müzesi’yle ilgili
olacak. Truva Müzesi, Prof. Korfmann’ın uzun yıllar önce ortaya attığı fikirdi.
Bununla ilgili somut gelişmelerin olduğu bize ulaştı.
Bu müze şu açıdan önemli: Truva’da çok güçlü savunma duvarları var. Ancak, ev ve
konut yapılarıyla ilgili elimizde önemli buluntular yok. Bunları müzede
ziyaretçilere anlatmak, pedagojik olarak filmlerle, çizimlerle aktarmak daha
etkili olacak. Bu durum Truva turizminin öne çıkmasını da sağlayacak” diye
konuştu.
|
TROYA'DAN DAHA ESKİ YERLEŞİM MERKEZİ BULUNDU |
Çanakkale'de
5 Bin Yıl Önce Kurulduğu Düşünülen ve Türkiye'deki En Eski Yerleşim
Merkezlerinden Kabul Edilen Troya Antik Kenti'nden Daha Eski Bir Yerleşim Yeri
Bulunduğuna Dair Kanıtlar Elde Edildiği Bildirildi.
Çanakkale'de 5 bin yıl önce kurulduğu düşünülen ve Türkiye'deki
en eski yerleşim merkezlerinden kabul edilen Troya Antik Kenti'nden daha eski
bir yerleşim yeri bulunduğuna dair kanıtlar elde edildiği bildirildi.
Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar beldesinde yer alan Smintheion Antik Kenti'nde
Prof. Dr. Coşkun Özgünel başkanlığında yürütülen ''Apollon Smintheus'' kutsal
alanı kazıları sırasında, antik çağ kalıntıları altında, antik Troas bölgesinin
ilk yerleşim köylerinden biri ortaya çıkarıldı.
Kazı heyetinde görevli Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü
Öğretim Üyesi Doç. Dr. Turan Takaoğlu, buluntular sayesinde Troya'dan daha eski
bir köy yerleşim merkezinin bölgede yer aldığını tespit ettiklerini söyledi.
Doç. Dr. Takaoğlu, yaklaşık 7 bin yıl önce iskan edildiği
anlaşılan köyün en önemli özelliğinin bölgede daha önce bilinmeyen yeni bir
seramik geleneğinin varlığını göstermesi olduğunu bildirdi.
Seramikler arasında en ilgincinin dinsel amaçlı kullanıldığı
düşünülen, tutamağı gözü yaşlı ağlayan bir insanı sembolize eden parça olduğunu
ifade eden Takaoğlu, ''Gözü yaşlı insan betimli seramiğin bugüne kadar benzeri
bulunmadı. Bu seramik o tarihte büyük bir olasılıkla cenaze töreni sırasında
kullanılmış. Gün yüzüne çıkan bu değerler, Troya öncesi kültür tarihi konusunda
önemli bilgiler sunmaya devam edecek gibi görünüyor'' dedi.
Doç. Dr. Takaoğlu, kazıda çıkarılan eserlerin sergilenmek üzere
Çanakkale Arkeoloji Müzesi'ne teslim edildiğini sözlerine ekledi.
Kazı alanındaki köy yerleşim alanında 7 bin yıl önce iskan
edildiği anlaşılan Apollon Smintheus Tapınağı, eski adıyla Külahlı olarak
bilinen Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar beldesinin kuzeybatısı ile kuzeydoğusu
arasında kalan vadinin başlangıç eteklerinde, Bahçeleriçi mevkisinde yer alıyor.
Troas bölgesinde bugün için tek örnek olduğu belirtilen
tapınakta Helenistik Çağ Anadolu mimarlığına imzasını atan Mimar Hermogenes'in
uyguladığı pseudodipteros (yalancı iki sıralı sütun) plan tasarımı kullanılmış,
ön ve arka cephelerinde 8, uzun kenarlarında ise 14'er sütun dizisi bulunuyor.
Smintheion Antik Kenti'nde bulunan tapınakta mermer bloklarla
döşenen kutsal alanda pronaos (kutsal ön oda), naos (kutsal oda) ve opisthodomos
(arka oda) olmak üzere 3 oda, naosta Paroslu heykeltıraş Skopas'ın yaptığı ve
110 santimetrelik bacak parçası bulunan, tanrı Apollon'un heykeli yer alıyor.
Kaynaklarda, ünlü coğrafyacı ve seyyah Strabon'un 2 bin yıl
önce yazdığı ''Geographica'' adlı kitapta, kenti Yunanistan'dan gelen İonlar
kuşattığı zaman, gece topraktan çok miktarda tarla faresinin çıkarak askerlerin
silah ve teçhizatlarının deri kısımlarını kemirip kopardıkları ve bu yüzden
kenti kuşatan İonların savaşı kaybettiğini yazdığı ve Lekton halkının minnet
göstergesi olarak bu tapınağı inşa etmiş olabileceği belirtiliyor.
Bölgede ilk kazıların 1866 yılında başlatıldığı, ara
verildikten sonra 1984 yılında yeniden başlatılan kazı ve restorasyon
çalışmalarının sürdürüldüğü kaydediliyor.
APOLLON TAPINAĞI HAZİNELERİ BURADA MI?
(Haber:
Cahit Önder)
Gülpınar”da
85 yıldır esrarını koruyan mağara neleri gizliyor?
Ayvacık İlçesine bağlı Gülpınar Bucağında, Apollon Smintheus
Tapınağı”nın 300 mt. yakınında ki mağara ile tapınağın 1500 mt. uzağındaki güney
yönündeki mağaranın birbirine bağlı olduğu iddia ediliyor.
Gülpınar beldesi sakinleri, bölgeye geçmiş yıllarda gelen
yabancılardan ve köyün yaşlılarından, 2 girişli bu büyük mağarada Apollon
Tapınağının hazinelerinin saklı olduğuna dair sözler duyduklarını ve bölgede
bilimsel araştırma yapılmasını istediklerini belirtiyorlar.
Mağaranın, kuzey girişi, tapınağa 300 mt. uzaklıkta, beldenin
kanalizasyonunun verildiği Fakı Deresi kenarında yüksekliği 185 cm. genişliği 58
cm. ölçülerindedir.. Güney yönündeki mağara ise Çoklum Deresi, kuzey yamacında
olup, giriş ölçüleri, yükseklik 160 cm. Genişlik 120 cm.dir.
Gülpınar Apollon Smintheus Tapınağında 28 yıldan bu yana kazı
çalışmalarını yürüten, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi
Klasik Arkeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Çoşkun Özgünel, kendisinin kazı
çalışmaları sırasında mağaraların varlığından yöre köylüleri tarafından haberdar
edildiğini, tarih öncesi dönem ya da erken hıristiyanlık dönemi gizli tapınma
mahalleri olabileceğini düşündüğünü, mağara araştırmasının kendi konuları
olmadığını belirterek, konunun uzmanlarınca bilimsel olarak araştırılmasında
yarar olduğunu, arkeolojik veya mağaracılık açısından şaşırtıcı sonuçlara her an
ulaşılabilir. Sonuçlar,Çanakkale”ye ulusal ve uluslar arası boyutta yeni
değerler katabilir dedi.
Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Rektör Yardımcısı , Çanakkale Kültür ve Tabiat
Varlıkları
Koruma Kurulu Başkanı, Prof. Dr.Ülkü Altınoluk, Gülpınar Mağaraları Çanakkale”ye
yeni bir kültürel hazine armağan edebilir. Çanakkale Bölgesi, Alt-batı Marmara
Bölgesinde kültürlerin altın düğümüne ev sahipliğiyle dünya kültür mirası
hazinelerini avuçlarında saklıyor. Bölgemizde her an yeni ve şaşırtıcı
buluntulara ulaşabiliriz. Uzmanlarca, titizlikle araştırılma yapılmalıdır. Ben,
koruma Kurulu Başkanı olarak, Gülpınar Mağaraları konusunda hemen ve ivedi
olarak çalışmaların başlatılması için girişim başlatıyorum. Dedi.
GÜLPINAR Belediye Başkanı Ünal Karagöz, söz konusu mağaralarda 85 yıldan bu yana
hiçbir ciddi araştırma ve çalışma yapılmadı. Eğer, söylendiği gibi, Apollon
Tapınağı hazineleri bu mağaralarda gizleniyorsa ve gün ışığına çıkarılırsa,
beldemiz kültür turizmi konusunda dünyada çok önemli bir konum kazanır..
Bilimsel çalışmaların bir an önce başlamasını ve talancılara karşıda bölgenin
hemen koruma altına alınmasını bekliyoruz dedi.
Çanakkale Valiliği-Belediye-Üniversite-Rotary Kulübü ortak
organizasyonuyla kentin seramik kimliğini yeniden ele alıp yaşatmak adına
başlayan çalışmalar kapsamında “ Seramik Şehri Çanakkale Projesi” Konsey
toplantısının 1.si ÇOMÜ’de gerçekleşti. Projenin yürütücüsü Prof. Dr. Erdinç
Bakla, Troya’dan günümüze kadar gelen seramiklerin büyük bölümünün
sergilenemeyip İstanbul Arkeoloji Müzesinin bodrumunda saklandığını,
Çanakkale’ye kurulacak müzeye taşınmasının en büyük arzusu olduğunu söyledi.
Çanakkale Valiliği-Belediye-Üniversite-Rotary Kulübü ortak
organizasyonuyla kentin seramik kimliğini yeniden ele alıp yaşatmak adına
başlayan çalışmalar kapsamında “ Seramik Şehri Çanakkale Projesi” Konsey
toplantısının 1.si ÇOMÜ’de gerçekleşti. 1960’lı yıllara kadar var olan ve
kendisinin de bir dönem staj yaptığı seramik fırınlarına günümüz Çanakkale’sinde
rastlanmadığını belirten Prof. Dr. Bakla, seramiğin Çanakkale için vazgeçilmez
bir kültür olduğuna vurgu yaptı. Çanakkale adının seramikten alındığını
hatırlatan Bakla, seramik yapımının sadece yakın tarihte değil Troya döneminden
bunaya Çanakkale ile anıldığını belirterek “Tarihsel önemi bulunan Çanakkale
seramiğini yaşatmak Çanakkale değerlerine sahip çıkıp yaşatmak ile eşdeğerdedir”
dedi. ÇOMÜ Troya Kültür Merkezinde gerçekleşen toplantıya Vali Orhan Kırlı,
Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, ÇOMÜ Rektörü Ali Akdemir, Kale Şirketleri Grubu
Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Bodur Okyay, C. Başsavcısı İlmettin Köklü,
Çanakkale Defterdarı Sacide Şakar, sivil toplum kuruluşları yönetici ve
temsilcilerinin yanı sıra Yeditepe, mimar Sinan, Hacettepe ve Işık
Üniversitelerinden öğretim üyeleri ve İstanbul’da yerleşik bulunan seramik
antika ve müzayedecileri de katıldı.
Seramik duygusallığı
Toplantının açılış konuşmasını yapan ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Ali
Akdemir, seramik sanatının duyguları ifade eden özellikler taşıdığını,
duygusallığın günümüzde hem incelik hem de maddiyat olarak tanımlandığını
belirterek “O yüzden ki; seramik her iki açıdan da bizim için duygusallığı
yansıtıyor” dedi. Akdemir, ÇOMÜ olarak Seramik Şehri Çanakkale Projesi Konsey
toplantısına ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.
Bizi Bakla uyandırdı
Çanakkale’nin seramik özelliğinin yüzyıllardır biline geldiğini
ancak teknolojik değişim sonucu birçok meslek gibi seramik imalatının da
Çanakkale’de erozyona uğrayıp unutulduğunu belirten Belediye Başkanı Ülgür
Gökhan “Yıllardır uyuduğumuz, unuttuğumuz seramik rüyasından bizi sayın Prof.
Dr. Erdinç Bakla uyandırdı” dedi. Çanakkale toprağının seramik özelliğine
dikkati çeken Gökhan “Her gün üzerine basıp çiğnediğimiz toprağın farkına da
sayın Bakla’nın uyandırmasıyla vardık. Ne yazık ki; Troya’dan günümüze gelen bu
özelliği yaşatamadık ama bugün burada seramik sanatını yaşatmak adına bir arada
olmamız gurur verici. Ben bunu kentin belediye başkanı olmanın ötesinde birey
olarak da çok önemsiyorum” dedi.
Valilikten destek
Vali Orhan Kırlı’da yaptığı konuşmada; Seramik Şehri Çanakkale
Projesinin mimarı Prof. Dr. Erdinç Bakla’nın bir kentli olarak daha önce
yaşadığı toprakların kültürüne sahip çıkma adına çok önemli bir misyon
yüklendiğini belirterek geliştirilen projeye Valilik olarak her türlü desteği
vermeye hazır olduklarını söyledi. Yapılan konuşmalar sırasında Çanakkale’ye
Seramik Müzesi kurulmasının enaz Troya Müzesi kadar önemli olduğu, şehir içinde
belediyenin katkılarıyla geçici olarak oluşturulacak müzenin yanında Troya
Müzesi içersinde de Seramik müzesinin yer almasının turizm açısından büyük önem
arz ettiği kaydedildi.
|
ASSOS'TA 2400
YILLIK ''İNCİR'' BULUNDU |
Assos
Antik Kenti'nde bu yıl yapılan kazılarda, bir lahitte, o dönemde "ölüye son
yemek olarak" sunulan ve bozulmadan günümüze kadar ulaşan yaklaşık 2400 yıllık
incirler bulundu.
Assos Antik Kenti Kazı Başkanı Doç. Dr. Nurettin Aslan, yaptığı açıklamada, bu
yıl Ayazma Kilisesi, Batı Nekropolü, Kuzey Stoası ve yazıtlar konusunda kazı ve
araştırma çalışmaları yürüttüklerini bildirdi.
Kilisedeki araştırmalarda, iç mekanda çok sayıda mezar
yazıtları ile mozaik zemine ait parçalar ortaya çıkarıldığını belirten Doç. Dr.
Aslan, Nekropol'deki kazılarda M.Ö 6'ncı yüzyıla ait çocuk mezarlarında 2-4
yaşlarındaki çocukların iskeletlerinin büyük çömlekler içine yerleştirildiğinin
belirlendiğini kaydetti.
Çocuk mezarlarında fibula ve minyatür vazolar ile çok sayıda
aşık kemiği ele geçtiğini anlatan Doç.Dr. Aslan, "Bu alanda yetişkinlerin
cesetlerinin yakılıp, küçük çömleklere konulduğu gözlendi" dedi.
Doç. Dr. Aslan, lahitlerin birinde günümüzden yaklaşık 2400 yıl
öncesinde "ölüye son yemek olarak" sunulan incirler bulunduğunu kaydetti. Aslan,
"Bu incirler mezarlara büyük bir olasılıkla ham olarak konduğu için günümüze
kadar ulaşmış" dedi. Nurettin Aslan, lahitlerde yanmış zeytin çekirdeklerinin de
bulunduğunu anlattı.
|
Truva
Hazineleri: Alman arkeolog Schliemann'ın 1869-1871 yıllarında
yaptığı kazılarda bulunan hazine, Osmanlı makamlarının izni
olmadan kaçırılmıştı.
TRUVA HAZİNELERİNİ GERİ
GETİRME UMUDU |
Kültür
ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, yurt dışına kaçırılan eserlerin ait oldukları
topraklara dönmesi ve buralarda sergilenmesi gerektiğini belirterek, "Hemen
gelecek yıl bunları çözebiliriz dersem belki abartmış olurum. Ama bu konuda daha
dikkatli politikalar ile ülkelerle ilişkilerimizi zedelemeden ama bir ölçüde
yaptırım boyutu olan yeni yaklaşımlar geliştirmeye çalışacağız" dedi.
Günay, Türkiye'den kaçırılan eserlerin bulunduğu ülkelerin
büyükelçileri kendisini ziyarete geldiğinde, bu konuyu gündeme getirdiğini
söyledi. Büyükelçilere, Türkiye'nin konuya ilişkin "dikkatini, duyarlılığını ve
haklılığını anlatmaya çalıştığını" belirten Günay, "Biz bu konuda, ülkelerle
ilişkilerimizi zedelemeden bazı yaptırımlar, bazı dikkat belirtileri
geliştirmeye çalışıyoruz. Çok önceki yıllarda Türkiye'den çıkarılmış çok önemli
varlıklar var. Bunların tartışmaları yıllardır sürüyor. Bu konuda daha dikkatli
politikalar, daha ilişkilerimizi zedelemeden ama bir ölçüde yaptırım boyutu olan
yeni yaklaşımlar geliştirmeye çalışacağız."
Bakan Günay, yurt dışına kaçırılan tarihi eserlerin ait
oldukları topraklara dönmesi ve buralarda sergilenmesi gerektiğini belirterek,
dünyada kültürel varlıklar konusundaki kuralların da bu şekilde olduğunu
hatırlattı. "Ama ne yazık ki geçmiş yıllarda, 20. yüzyılın başlarında, özellikle
Ortadoğu'da batılı ülkeler büyük bir talan gerçekleştirmişler. Birinci ve İkinci
dünya savaşları da buna vesile olmuş. Bu bölgelerde savaşılırken bir yandan da
ciddi arkeolojik soygun yapılmış. Şimdi bunların iadesini sağlamaya çalışıyoruz
ama galiba biraz daha uğraşacağız" diye konuştu.
|
TROİA,
KÜTÜPHANE TURLARIYLA TANITILIYOR |
Çanakkale'nin
Tevfikiye köyü sınırları içinde bulunan Troia Antik Kenti, "Korfmann Kütüphanesi
Ziyareti" ile tanıtılıyor.
Yaklaşık 2 yıl önce hayatını kaybeden Troia Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı
Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann'ın adının verildiği "Korfmann Kütüphanesi" yeni
bir misyon üstlendi.
Çanakkale-Tübingen Troia Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Enver
Sadık Yılmaz, yaptığı açıklamada, Troia Antik Kenti'ni tanıtmak ve gelen yabancı
turistlere daha iyi anlatıp, kentte daha fazla konaklamalarını sağlamak için "Korfmann
Kütüphanesi Ziyareti"nin, kültür turlarının gezi listesine eklendiğini söyledi.
Yılmaz, 24 Şubatta resmi açılışı yapılan kütüphaneden Çanakkale
Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) ile yurt dışındaki çeşitli üniversitelerde
öğrenim gören öğrencilerin yanı sıra bilim adamlarının bilimsel çalışmalarda
faydalandığını, bunun yanında kente gelen yerli ve yabancı turistlere Troia
Antik Kenti'nin kütüphane yardımıyla tanıtılıp, anlatıldığını ifade etti.
Yerli ve yabancı turistlerin, kütüphane ziyareti sırasında
Troia kazı heyetinde görev yapan Yrd.Doç.Dr. Rüstem Aslan tarafından
bilgilendirildiğini belirten Yılmaz, "Buradaki amacımız, turistleri ve bilim
adamlarını Troia konusunda doyurmak ve kentte daha fazla konaklamalarını
sağlamaktır. Bu nedenle kütüphane ziyaretini acentelerin tur programlarına
işlettik" dedi.
Yılmaz, kütüphanenin açılış tarihinden itibaren 450 kişinin
bilimsel anlamda kütüphaneden faydalandığını, 10 binin üzerindeki yabancı
turistin ise Korfmann Kütüphanesi'ni ziyaret ettiğini kaydetti.
Çanakkale Belediyesince, 2005 yılında Özelleştirme İdaresinden
53 bin YTL'ye satın alınan eski TEKEL binasının kullanım hakkı, Almanya'da
hayatını kaybeden Troia Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Manfred Osman
Korfmann'ın Troia ve arkeoloji konusundaki eserlerinden faydalanılabilmesi için
Troia Vakfına devredildi.
Kütüphanede, çoğunluğu Troas olmak üzere, Anadolu, Yakın Doğu,
kısmen de Balkan ve Avrupa arkeolojisine ait 6 bin kitap, 10 bine yakın ayrı
basım fotokopi ve belge bulunuyor.
|