ÇANAKKALE'NİN DÜNYAYA AÇILAN PENCERESİ ::.  

Burası Çanakkale'yi Giriş Sayfanız Yapın Sık Kullanılanlara Ekleyin...



 

 

İLİMİZDE  KÜLTÜREL ve SANATSAL FAALİYETLER ...                                                                                                                           Son Güncelleme : 04.02.2010



Restorasyonu tamamlan ve ÇOMÜ Sahne Sanatları Bölümü'nün hizmetine sunulan Tarihi Ermeni Kilisesi’ndeki “Deneme Sahnesi”nin açılışı Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman DEMİRCAN’ın proje danışmanlığında, Yrd. Doç. Dr. Selçuk GÖLDERE’nin yönetmenliğinde ve Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü Oyunculuk Ana Sanat Dalı öğretim kadrosu ve öğrencilerin katılımıyla Bertolt BRECHT'in yazdığı, çevirisini Ahmet CEMAL'in yaptığı Galilei'nin Yaşamı (Galileo) adlı oyun ile yapıldı.

Çanakkaleli sanatseverlerin yanı sıra Çanakkale Boğaz ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Alaettin SEVİM, Rektör Prof. Dr. Ali AKDEMİR, Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şükran CİRİK, Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Dinçay KÖKSAL, Biga MYO Müdürü A. Adem TEKİNAY, Personel Daire Başkanı Mustafa SEVİM de oyunu izleyenler arasındaydı.

Oyunun proje danışmanlığını yapan Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman DEMİRCAN oyundan sonra yaptığı konuşmada Tarihi Ermeni Kilisesi’nin Deneme Sahnesi olarak üniversitenin kullanımına sunulmasından memnuniyet duyduklarını, içinde bulunduğumuz yılın 2009 Dünya Astronomi Yılı olması nedeniyle Galileo Galilei gibi bir bilim adamının yaşamından kesitler sunan bu oyunla Deneme Sahnesi’nin açılışını yapmanın manidar olduğunu dile getirdi. DEMİRCAN Çanakkaleli sanatseverle artık sık sık bu sahnede buluşacaklarını ve “Galileo” oyununun Deneme Sahnesi’nde 15 günde bir sahneleneceğini söyleyerek yakın zamanda Galileo oyunuyla Türkiye turnesine çıkacaklarının müjdesini verdi.


Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı Kumburun köyü yakınlarında 11 yıl önce deniz kıyısında bulunan fosilin, Troya mitolojisinde yer alan ''Troya Canavarı'' olduğu iddia edildi.

Ekibiyle zorlu bir yolculuğun ardından fosilin bulunduğu bölgeye ulaşan Troya Kazı Heyeti Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan, yaptığı açıklamada, bu yıl yaz aylarında Troya Antik Kenti ile Bozköy-Hanaytepe ve çevresinde yüzey araştırması başlattıklarını söyledi.
Tübingen Üniversitesi ile birlikte gerçekleştirilen bu çalışmanın Tunç Çağı'nda Troya ve çevresindeki yerleşim sisteminin anlaşılmasına yönelik olduğuna işaret eden Doç. Dr.Aslan, araştırmanın ilerleyen safhalarında oldukça ilginç bir veriyle karşılaştıklarını belirtti.
Ezine'nin Kumburun köyü yakınlarında 11 yıl önce bir fosil bulunduğunu anımsatan Doç. Dr. Aslan, fosile oldukça yakın bir bölgede bulunan Beşik Koyu bölgesinde eski Troya Kazı Başkanı Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann'ın, 1982-1987 yılları arasında kazı yaptığını ve burada son Tunç Çağı'na ait bir mezarlık bulduğunu ifade etti.
Bölgede, Troya-1 ile Troya-6 dönemine kadar bir yerleşim yeri olduğunun bilindiğini kaydeden Doç. Dr. Aslan, ''Troya Antik Kenti'nden 4-5 kilometre uzaktayız, ancak Troya'nın etkisi buralara kadar geliyor. Yapılan çalışmalar artık bize Beşik Koyu'nun, Troya'nın limanı olduğunu gösteriyor'' dedi.
Doç. Dr. Aslan, Troya'ya yakın bir bölgede fosil buluntusunun anlamının ne olabileceği konusunda kendisine sorular sorduğunu ve soruların bir anlamda sonucuna ulaştığını bildirdi.
Fosilin kaya üzerindeki dişlerinin, milattan önce 6. yüzyılda bulunan ve üzerinde Herakles'in Troya Prensesi Hesione'yi Troya Ketosu'ndan (Canavar) kurtarma sahnesinin anlatıldığı betimlemeye oldukça benzediğine dikkati çeken Doç. Dr. Aslan, ''Özellikle fosil buluntularıyla en az 4 bin 500 yıllık Troya mitolojisinin oluşum evrelerinin yeniden anlatımında, Homeros dönemi ile bu dönemden önce, insanlarının mitolojiyle bütünleştirip, birleştirip yeniden yorumladıklarını artık daha net bir şekilde anlayabiliyoruz'' diye konuştu.
Doç. Dr. Aslan, son 20 yılda Troya Antik Kenti ile ilgili yapılan araştırmaların, özellikle Manfred Osman Korfmann'ın kazıları ve diğer Homeros uzmanlarının çabalarıyla Troya Savaşları'nın anlatıldığı İlyada Destanı'nın hayal ürünü olmadığının ortaya konduğunu, gerçek, öz ve bazı doğa özelliklerinin Troya mitolojisini biçimlendirip, bugüne kadar getirdiğini kaydetti.

ARKEOLOG KÖRPE
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) öğretim görevlisi arkeolog Reyhan Körpe ise yapılan araştırma ve incelemelerin ardından, söz konusu fosilin 15 ile 35 milyon yıllık olduğunun belirlendiğini söyledi.
Bu yıl bölgede Rüstem Aslan ile yeni bir çalışma başlattıklarını bildiren Körpe, özellikle 1998 yılından sonra yurt dışındaki kütüphane çalışmalarında fosille ilgili geniş çaplı araştırma yaptığını ifade etti.
Körpe, fosilin bölgede yaklaşık 3 bin yıldan beri görüldüğünü ve insanlar tarafından bilindiğini belirlediğini belirterek ''Birçok antik kaynakta zaten bu fosilden ve bölgede çıkan fosillerden bahsediliyor. Bununla ilgili derinlemesine yaptığımız çalışmalarda, Troya bölgesindeki insanlar tarafından görüldüğü ve Troya mitolojisine girdiği anlaşıldı'' dedi.
Çeşitli vazo resimlerinde bu fosilin Troya Ketosu (Canavarı) olarak anladırıldığını savunan Körpe, şu bilgileri verdi:
''Antik kaynaklardan birisi, bu bölgeden bahsederken burasının antik adı olan Agammia'yı veriyor. Agammia'da, Troya mitolojisinde geçen Herakles'in Troyalı Prenses Hesione'yi kurtarması olayının burada geçtiğini söylüyor. Bu, mitolojide antik vazoda enteresan bir şekilde resmedilmiş. Bahsedilen bu canavar, kayadan çıkan bir fosil kemiği gibi gösterilmiş. Bu da antik kaynakların bahsettiği Troya mitolojisine giren, Troya Ketosu'nun bizim bu fosil kemikleri olduğunu gösterdi. Herakles'in Troyalı Prenses Hesione'yi kurtarmasının resmedildiği antik vazodaki canavar, bu fosildir.''
Körpe, fosilin ve bölgenin Çanakkale'nin en önemli kültür ve tabiat varlıklarından birisi olduğunu, bu nedenle çok kısa sürede koruma altına alınması gerektiğini söyledi.


 


HANAYTEPE HÖYÜĞÜNDE 5 BİN YILLIK
VENÜS İDOLÜ BULUNDU

Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı Mahmudiye beldesinde bulunan Bozköy-Hanaytepe höyüğünde, 5 bin yıllık Venüs idolü ve mühür bulundu.

Bozköy sakinlerinin bölgede ilginç taşlara rastlamasının ardından alanda yüzey araştırması yapan Truva Kazı Heyeti Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan, geçmişe ışık tutacak materyaller bulduklarını söyledi. Tubingen Üniversitesi ile ortaklaşa yürütülen ve üç hafta süren çalışmada bulunan en önemli eserin, 5 bin yıl öncesine ait, kadını sembol eden mermer Venüs idolü olduğunu kaydetti. Çalışmanın amacının Tunç Çağı'nda Truva dışındaki yerleşimleri tespit etmek olduğuna dikkat çeken Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Aslan, Bozköy-Hanaytepe'deki höyüğün, o dönemde Truva'dan sonra en önemli yerleşim yeri olduğunu vurguladı.

Yüzey araştırmasında ilginç buluntularla karşılaştıklarını ifade eden Doç. Dr. Aslan, "Özellikle idol, İlk Tunç Çağı'ndan biraz daha eskiye gidiyor gibi; en az 5 bin yıllık. O dönemde kadını simgeleyen ender buluntulardan birisi. İdoller, o dönemin dinî inançlarını bir şekilde ortaya koyuyor. Biz 5 bin ve daha öncesi üzerine konuşuyoruz. Mührünse tapu kayıtlarında kullanıldığını düşünüyoruz." dedi.


Truva antik kentindeki arkeoloji kazılarında, Truva savaşlarına ışık tutacak çok önemli iki insan iskeleti bulundu. Aşağı kentin savunma hendeğinde iskeletleri bulunan bir kadın ve bir erkeğin Truva Savaşı’nın kurbanları olabileceği belirtildi.

Truva Antik Kenti’nde bu yılki kazılar tamamlandı. Bu yılki Kazılarda aşağı kentteki savunma hendeğinin güney girişinden sonraki devamını tespit edilmeye çalışıldı. Kazılar sırasında savunma hendeğinin hemen üstünde bulunan bir kadın ve bir erkeğe ait iskeletler kazı ekibini heyecanlandırdı.
Kazıların başkan yardımcısı, Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rüstem Aslan, bu insanların Truva Savaşı’nın kurbanları olabileceğini söyledi.
Doç. Dr. Rüstem Aslan’ın verdiği bilgiye göre kaleden 350 metre uzaklıktaki aşağı kentteki savunma hendeği, Truva 6 dönemine yani Son Tunç Çağı dönemine ait. Yeni doğmuş çocuğuyla birlikte ya da dokuz aylık hamileyken gömülen kadın ile erkeğin iskeletleri de bu hendeğin hemen üzerinde bulundu:
“Önemli olan bu iskeletlerin Truva Savaşı dönemine denk geliyor olması. Truva’da M.Ö. 1180’lerdeki tahribatlar dönemine denk gelen gömüler bunlar. Bu insanlar aceleyle, çok özen gösterilmeden hendeğin iç tarafına gömülmüş. Kemik analizleri ve tarihlemeler devam ediyor. Birkaç hafta içinde hem tarihlenmesini, hem de iskeletlerin yaşlarını ve diğer özelliklerini öğreneceğiz. Eğer tahminlerimiz doğruysa, Truva Savaşı’nın aşağı kentteki ilk kurbanlarını bulduk diyebiliriz.”
Doç. Dr. Aslan, aynı döneme ait bir iskeletin de Korfmann dönemi kazılarında kalenin hemen yanında bulunduğunu anlattı ve ekledi:
“Kalenin batı girişinin yakınlarında M.Ö. 1180’lere denk gelen bir tahribat tabakası vardı. Yangın ve yıkımın olduğu bir tahribat tabakasında, Batı Kapısı’na giden yolun hemen kenarında yine aceleyle ve özensiz bir şekilde gömülmüş bir iskelet bulunmuştu. Ama kalenin bu kadar dışında ve savunma hendeğinin hemen dibinde iki gömünün bulunması bir ilk. Önümüzdeki yıllarda aşağı kent çevresinde kazı çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Burası bir mezarlık mı, yoksa döneminin tahribat tabakasına ait iskeletler mi, yani Truva Savaşı’nın kurbanları mı bunu daha net söyleyebileceğiz.”

Yerle bir edilmişti
Truva Antik kenti kazıları, Çanakkale’de merkeze bağlı Tevfikiye köyü sınırları içinde kalan arazide sürdürülüyor. Homeros’un ünlü İlyada ve Odysseia destanlarında adı geçen Truva kenti, M.Ö. 3 binlerde kuruldu. Önemli ticaret yollarını kontrol eden kent ve efsanevi surları pek çok kez saldırıya uğradı. M.Ö. 1100’lerdeki büyük yıkım ve yangının ardından tepe yüzyıllarca ıssızlığa büründü.
Homeros meraklısı Alman arkeolog Heinrich Schliemann, Truva olduğuna inandığı bölgeyi 1870’te kazdı. 1873’te bulduğu hazineyi Almanya’ya kaçırdı. Satamayınca Berlin Etnoloji Müzesi’ne bağışladı. Hazine 2. Dünya Savaşı’nda Rusya’ya götürüldü. 1993’te Rusya hazinenin Rusya’da olduğunu ve insanlığa ait olduğunu açıkladı. ‘Hazine’nin bugün bütün dünyaya saçıldığı sanılıyor.


İNTEPE HEKTOR HEYKEL'İNE KAVUŞTU

Çanakkale'nin İntepe Beldesinde Yapımı Tamamlanan ve Beldenin Girişine Yerleştirilen "Hektor Heykeli"nin Açılışı Yapıldı.

İntepe Belediye Başkanı Alaattin Özkurnaz, törende yaptığı konuşmada, Hektor'un yağmur bereketiyle geldiğini söyledi.

Heykelin beldeye ve ülkeye turizm anlamında büyük katkılar sunacağına inandıklarını ifade eden Özkurnaz, “Hem İntepe hem Çanakkale hem de ülkemiz kazanacak. Bu bizler için tarihsel ve kültürel bir kazançtır. Hektor heykelinin yapımı aşamasında emeği geçenlere teşekkür ediyorum. İtalya'nın Nemi kentinden gelen misafirlerimizin bugün burada olması açılışımıza ayrı bir anlam kattı. Çünkü İtalyanlar kendi köklerini Truva'da arıyor. Hektor da Truva Savaşları'nın baş kahramanlarından birisidir” dedi.

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın Hektor Anıtı ile ilgili görüşlerini açıklamasının ardından “Günay'dan önce davranarak böyle bir heykel yaptırdılar” söylentilerinin gerçeği yansıtmadığını belirten Alaattin Özkurnaz, şöyle konuştu:

“Kültür Bakanımızdan önce davrandığımız gibi bir durum yok. Çünkü, bu heykel bizim 5-6 yıl önceki bir hayalimiz. Bakanın düşüncesi de bizi mutlu etti. Biz sadece kendi düşüncelerimizi gerçekleştirdik. Sayın bakanın hayali konusunun gerçekleşmesinde de en büyük destekçisi olacağız. Biz bu heykeli kendi şartlarımızla yaptık. Boğaza hakim bir yerde Hektor'u var ettik. Burası sosyal aktivite merkezi olacaktır. Çevre düzenlemesinin ardından daha güzel bir uğrak mekan haline gelecektir.”

Heykeli ücretsiz olarak yapan heykeltıraş Tülay Çelikel ise mermer malzemesi kullanarak yaptıkları heykelin kaidesi ile birlikte 5 metre yüksekliğe sahip olduğunu söyledi.

Heykeli bir aylık çalışmayla yaptıklarını ifade eden Çelikel, şöyle konuştu: “Kendi düşüncelerimizi yansıttığımız, kendimize ait bir Hektor heykeli oluşturduk. Bu tümüyle bana ait bir tasarım oldu. Kendi ruhumu bu eserime yansıttım. Hektor'un Türk-Yunan savaşlarıyla ilgili karakterini biraz daha barışa bağlayabilir miyiz? Bunun hesabını yaptık. Bunu daha yumuşak hatlarla daha farklı formlarda daha güçlü tasvir etmeye çalıştık.”

Heykelin yapımında görev alan Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim elemanı Seyhan Boztepe de heykel çalışmasını Çanakkale'de yaptıklarını belirterek, bunun büyük önem verdikleri projelerden birisi olduğunu söyledi.

Boztepe, İntepe beldesinin bu heykelden ciddi kazançlar elde etmesini beklediklerini kaydetti.

Açılışa, Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, Bayramiç Belediye Başkanı İsmail Sakin Tunçer, Kültür ve Turizm İl Müdür Yardımcısı Özcan Alarslan, İntepeliler ve sanatçılar katıldı.


İZMİR FUARINDA ÇANAKKALE STANDINA BÜYÜK İLGİ

78.İzmir Enternasyonal Fuarı İlimizin tanıtımına büyük katkı sağladı

Bu yıl onur konuğu olan ve 1750 m2’lik alanda Çanakkale’nin önemli değerlerini Ulusal ve Uluslar arası platformda tanıtma olanağı sağlayan fuarda Çanakkale Valiliği, Çanakkale Belediyesi,
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Çanakkale Ticaret Odası, Çanakkale Ticaret Borsası, Akçansa, İçtaş, Doğtaş, Kale Gıda, Çanakkale Seramik, Çanakkale Turistik Otelciler Derneği (ÇATOD) ve Dardanel yer aldı.
Çanakkale standında yer alan Troia Atı Maketi, Abide, Seramik Sanatçısı Erdinç BAKLA’NIN “Troia Rüzgarı” isimli heykel sergisi,
Vali Yardımcısı Ali PARTAL ile birlikte Çanakkale Standını dolaşan Başkan GÖKHAN Çanakkale Belediyesi olarak Çanakkale’nin tanıtımı için bu tür organizasyonlara katılmaya ve destek vermeye devam edeceğiz dedi.
Çanakkale Standının açılışının ardından Çanakkale Belediyesi Standını gezen Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Deniz BAYKAL, Sanayi ve Ticaret Bakanı Sayın Nihat ERGUN, Çanakkale Valisi Sayın Abdülkadir ATALIK, Belediye Başkanı Sayın Ülgür GÖKHAN ve Çanakkale Milletvekilleri Stantlar ile ilgili beğenilerini dile getirdiler.
Özellikle halkın yoğun ilgi gösterdiği Çanakkale Belediyesi Standı içinde yer alan Çanakkaleli Seramik Sanatçısı Muhammet ONAT’IN uygulamalı seramik gösterisi Çanakkale Fasıl Grubu’nun müzik dinletileri ilgi ile karşılandı.
Stantta seramik yapmak isteyen katılımcılar seramik tornasında usta Muhammet ONAT eşliğinde istedikleri eserleri yapma şansına sahip oldular.
Çanakkale Fasıl Grubuna eşlik eden konuklar da keyifli vakit geçirdiler.


Bir istisna dışında tamamını Güzelyalı’lı hanımların oluşturduğu “Atölye Nar” 2009 Resim Sergisi’ni Güzelyalı’lı sanatseverlerin beğenisine sundu.

15 ve 16 Ağustos tarihlerinde yedisi kadın biri genç erkek resim sevdalısından oluşan ve atölyelerine bereket, paylaşım, çoğalma, birlikte yaratma ve yapma gibi esinlenmelerden yola çıkarak “Nar” adını veren ve çoğunluğunu ev hanımlarının oluşturduğu grubun sergisi büyük beğeni topladı.
Güzelyalı’da yaşayan 07- 14 yaş çocukların resim çalışmaları da Atölye Nar sergisine eşlik etti. Kırk kadar çocuk resminin bulunduğu sergi en az büyüklerin sergisi kadar ilgi çekti.
Özellikle Güzelyalı konulu resimler başta olmak üzere hemen her grup üyesi en az bir resminin satın alınması ile hem hüzünlü hem de sevinçli anlar yaşadı.
Güzelyalı sakinleri de resim sergisine büyük ilgi gösterdiler. Her yaştan insanın gezdiği sergide sanatseverlerin beğenileri hem sözlerinden hem de ilgilerinden açıkça belli oluyordu.
Altmış resimden oluşan sergide bir yıl boyunca yapılan çalışmalar sanatseverlerin beğenisine sunuldu.
Serginin bir başka ilginç yanı da resimlerin ağaçlar arasına gerilen balık ağlarına asılarak sergilenmesiydi.
Atölye Nar üyeleri Güzelyalı Muhtarı Hasan Sağlam ve muhtarlığın kendilerine hem çalışmalarını yapmaları hem de sergileme mekanı ve ışıklandırma sağlaması nedeni ile çok yardımcı olduğunu söyleyerek teşekkürlerini açıkça ifade ettiler.
Ailevi işleri nedeni ile Muhtar Hasan Sağlam açılış töreninde hazır bulunamayınca serginin açılışını birinci aza Ahmet Sarı yaptı.
Sarı; “Bu kadar kısa sürede böylesine zengin bir sergiyi hazırlayan Atölye Nar üyelerini kutluyorum.” dedi ve açılışı gerçekleştirdi.
Açılış sırasında ziyaretçilere Atölye Nar üyelerinin evlerinde hazırladıkları ürünlerin de olduğu ikramlar yapıldı.


BAŞKAN GÖKHAN “BAĞIMSIZLIK VE BARIŞ BİZE MUSTAFA KEMAL’İN ARMAĞANIDIR”

46. Çanakkale Uluslararası Troia Festivali, önceki akşam düzenlenen resmi açılış töreni ile başladı.

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, Troia ören yerinde düzenlenen törende yaptığı konuşmada, uzun zamandır festivalin öznesine ''Barış''ı koyduklarını, çünkü dünyada barışa özlemin giderek arttığını söyledi. Gökhan yaptığı konuşmasında festivali tohumunun 46 yıl önce atıldığını belirterek; “ Festivalimizin kurucularından Sayın İzzet Melih Dilmaç 1. Troya Festivali açılış konuşmasında şu sözlerle seslenmiş Çanakkale halkına“ Çanakkale Troya Festivalini bir tek iddia ile ortaya koymuş oluyoruz. Evet, iddiamız, gayemiz ve parolamız mamur, kalkınmış bir Çanakkale’yi en kısa zamanda tarihine, şanına layık olarak yaratmaktır.” Umarım Sayın Dilmaç kentimizin bugün geldiği noktadan hoşnuttur, umarım kentin gelişimi adına ben ve benden önce emek verenler onların kurduğu Çanakkale düşünü gerçekleştirebilmişizdir” dedi. Üzerinde bulunulan toprakların, herzaman savaşın içinden barışı çıkartmasını bildiğini, bu toprakların savaşın küllerinden hep barışı doğurduğunu ifade eden Gökhan sözlerini şöyle sürdürdü: “Festivaller, şenlikler kentlerin renkleridir, yansımalarıdır, prestijidir.

Bir olmamızın birlikte olmamızın ortak zeminleridir. Çanakkale Belediyesi olarak kültür ve sanat alanına özel önem ve destek veriyor, bir yanı hep sanata değen etkinlik yelpazemizi yılın bütününe yayarak kentliye sunmaya çalışıyoruz. Bu çaba ile, kent yaşantımızı bütünleştirerek kültürel ve sanatsal etkinliklerle ayrı bir keyif, keşif ve bilinç sunacağımıza inanıyoruz. Bu uzun soluklu çabamızın özünde kentlerin gerçek sahiplerinin çocuklar olduğu gerçeği de var; istiyoruz ki onlarda geçmişlerine, köklerine bağlı, ama yüzleri geleceğe, aydınlığa dönük büyüsünler. Tarihin, kültürün, doğanın eşsiz alaşımı olan bu kentin değerlerine sonuna kadar sahip çıksınlar.

Bu anlamda, kültür geçmişten geleceğe mirastır. Biz devir aldık ve teslim edeceğiz. Tıpkı festival kurucularının bize bıraktığı bu anlamlı festival gibi. Kentimizde karşılıklı iletişimi yoğunlaştırmak, kent yaşantımızı bütünleştirmek adına kültürel ve sanatsal enstrümanlardan faydalanarak oluşturduğumuz festival programlarımızın öznesinde önceki yıllarda olduğu gibi yine “Barış” var. Maalesef tarih boyunca hep varmış barışa özlem ve hiç bitmiyor. Emperyal güçlerin dünya üzerindeki bitmek tükenmek bilmeyen ihtirasları, sürekli iştahlarını kabartan yenidünya düzenleri yaratma hevesleri, barışı hep başka baharlara erteliyor. Doğu Türkistan’da yaşananlar, Orta Doğuda hala akmaya devam eden kan, Güneydoğu’dan gelen ölüm haberleri yürekleri kanatmakta, barışa olan özlemi her geçen gün arttırmakta.

Ülkelerin çeşitli nedenler bahane ederek akıttıkları kanın yanında, ülke içinde de gerek ekonomik krizin yarattığı gerginlik, belirsizlik, sözlüklerimize yeni yeni eklenen açılım terimleri, gelecekten kesilen umutlar, bozulan moraller tahammülsüzlüğü gittikçe tırmandırmıştır. Daha birkaç ay önce Mardin’in Bilge Köyünde, köyün adına hiç de yakışmayan cahilce bir katliam yaşanmış, 44 kişi ölümün karanlığına gömülmüştür. Cahilliklerinden cesaret alan pek çok gerici güç harekete geçmiş, laik düzene saldırılar artmıştır.

Atatürkçü, aydın, ilerici pek çok kişi çeşitli bahanelerle tutuklanmış, ömrünü bu ülkenin aydınlık yüzlü çocuklarını eğitmek için adamış Atatürkçü ve Laik çizgisinden, Cumhuriyete bağlılığından ayrılmadan, laiklik ve aydınlanma karşıtlarının karşısında daima dimdik durmuş, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan’ da bu olumsuz durumdan nasibini almış ve ölümüyle tüm ülkeyi derin bir üzüntüye boğmuştur. Tüm bu karanlık tabloyu aydınlatacak tek ışık barıştır. Kendimizle, benliğimizle, bizim gibi olmayanla, farklılıklarımızla barışmaktır tek ışık… Ödevimiz bu ışığı daha güçlü hale getirip, savaştan beslenenleri barışın ışığından göremeyecek duruma getirene kadar, savaş çığlıklarını barış nidalarıyla susturmak olmalıdır. UNUTMAYIN, Bağımsızlık, Özgürlük ve Barış Mustafa Kemal’den armağandır bize” diye konuştu.

 “ UMUT HEP VAR “

Gökhan konuşmasına dünyada iyi insanların olduğunu ve umudun her zaman hakim olduğunu kaydederek sözlerini şöyle sürdürdü; “Uluslararası Troia Festivali Homeros Bilim Kültür Sanat Ödülü’nün ilki 2002 yılında konusu Troia’ da geçen ünlü “Cassandra” romanıyla Christa WOLF’ e, ikincisi 2003 yılında, topraklarımızdan doğarak dünyaya mal olmuş ünlü yazarımız Yaşar KEMAL’ e, üçüncüsü 2004 yılında İsviçre Basel Üniversitesi Homeros Uzmanı ve Eskiçağ Filoloğu Prof. Dr. Joachim LATACZ’ a, dördüncüsü 2005 yılında “Ben Anadolu” adlı oyunuyla Anadolu kültürüne katkılarından dolayı tiyatro ve devlet sanatçısı Yıldız KENTER’ e verilmişti. 

2006 yılında savaşların yoğun yaşandığı bir yıldı ve bizlerde o yıl savaşa karşı bir barış bildirgesi yayınlamayı daha doğru bulduk ve Sayın Ataol Behramoğlu’ nun kaleme aldığı Barış Bildirgesi’ni yayınladık. 2007 yılında Anadolu Kültürünün tanıtımına, ulusal ve uluslararası olmak üzere yazın alanında ürünler ortaya koyan, Bozcaada Homeros Şiir okumalarını başlatan çevirmen, Sayın Cevat Çapan’a, 2008 yılında da 3 yıl boyunca ekipçe, yoğun bir emek harcayarak hazırladıkları  “Troya” gösterisi ile, tutkunun, hırsın, barışın dansını tüm dünyaya taşıyan Anadolu Ateşi Genel Sanat Yönetmeni Sayın Mustafa Erdoğan’a vermiştik.

7. Homeros Bilim Kültür Sanat Ödülünü, 1960’lı yıllarda başlayan ve kesintisiz bir şekilde süren sanat yaşamında, ulusal ve uluslararası pek çok başarıya imza atan Çanakkale Seramiklerinin tanıtımı, kültür varlıklarımız geleneksel sanatların önemi, yaygınlaşması ve tanınması adına sürdürdüğü sabırlı çalışmalar, Nemrut heykellerinden Çatalhöyük buluntularına oradan Çanakkale Seramiklerine uzanan ve Anadolu Kültürünü bir bütün olarak algılama çabasından doğan muhteşem “Hitit Rüzgârı” ve Homeros’un İlyada’ sının eşsiz yorumu “Troia Rüzgârı”  sergileri ile Seramik Sanatçısı Prof. Dr.Sayın Erdinç Bakla’ya vermekten büyük gurur ve mutluluk duyuyorum. Adını anmanın belki de en doğru yer olduğu Troia’da, 4 yıl önce aramızdan ayrılan Onursal Hemşerimiz Manfred Osman Korfmann’ ı özlemle ve saygıyla anıyorum.  Bir düşle çıkılan uzun yolda Dünya Mirası Troia gerçeğine kattıkları için biz Troia’ lılar ona çok şey borçluyuz.”

PERNİCKA; “ TROİA MÜZESİNDE BU YIL BİR ŞEYLER YAPMAK İSTİYORUZ

Troia Kazı Başkanı Prof.Dr. Ernst Pernicka ise bu yıl antik kentte sürdürülen kazılarla ilgili olarak '' Aşağı kentteki çalışmalara devam ediyor. Bu çalışmalar sonunda özellikle Troya'nın aşağı kentinin büyüklüğü konusunda daha kesin veriler elde etmeyi düşünüyoruz'' dedi. Gelecek yıl Fransa'da Türkiye yılı olacağını, bu nedenle bir Troia sergisi düzenleneceğini ifade eden Pernicka, Troia Müzesi konusunda da bu yıl somut bir adım atacaklarına inandığını bildirdi.

 ''HOMEROS BİLİM KÜLTÜR SANAT'' ÖDÜLÜ

Seramik Sanatçısı Prof. Dr. Erdinç Bakla konuşmaların ardından ''Homeros Bilim Sanat Kültür Ödülü''’nü Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın elinden aldı. Bakla, burada yaptığı konuşmada, böylesine önemli bir ödülü almaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade etti. Törene Vali Yardımcısı Canan Hançer Baştürk, Boğaz ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Alaettin Sevim, Cumhuriyet Başsavcısı Fevzi Argıç, gazeteci yazar Haluk Şahin, gazeteci yazar Ferai Tınç ile davetliler katıldı.

Ödül törenlerinin ardından gerçekleşen Vedat SAKMAN ve Hakan GERÇEK ile "Nazım HİKMET Şiirleri ve Müzik Dinletisi ile konuklar keyifli vakit geçirdiler.


ÇANAKKALE İYİMSERLİĞİ...
İKİ YAZAR İKİ GÖRÜŞ

ÇANAKKALE İYİMSERLİĞİ... HALUK ŞAHİN (RADİKAL)

Önceki gün Çanakkale’de Kordon Girişi’ndeki Halk Bahçesi’nde ‘barış kültürü’ konusunda konuştuk.
Yurdumuzun bu yöresine benim kadar tutkun olan Ferai dostumla birlikte bunu aşağı yukarı her yıl yapıyoruz. Bahanemiz, bu yıl 46’ncısı gerçekleştirilen, ‘Troia Festivali’ oluyor. Çanakkale’nin ileri görüşlü ve sanatsever Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, bizi festivale her yıl davet ettiği gibi, gelip dinlemeyi de ihmal etmiyor.
İşin içinde Troya ve barış olur da biz katılmaz mıyız!
Çanakkalelilerin barış konusunda duyarlı olmalarının temel nedeni kentlerinin adının iki ünlü savaşla anılması: Homeros’un İlyada destanı ile ölümsüzleştirdiği Troya savaşı ve tarihin en kanlı çarpışmalarından bazılarının cereyan ettiği Çanakkale savaşları.
Çanakkaleliler savaş konusundaki özel durumlarının kendilerinin barış konusunda da özel hale getirdiğini düşünüyor ve kentlerinin bir barış kültürü merkezi haline gelmesini arzu ediyorlar. Bizim katkımız da o noktada isteniyor. Hayhay!
Ferai ile bu yıl konumuzu ‘21. Yüzyılda Savaş ve Barış’ olarak belirlemiştik. Çağımızda savaşların nasıl değiştiğinden söz edecek, sözü Türkiye’ye getirecektik. Bu bağlamda son dönemlerde çok tartışılan ‘Kürt Açılımı’ konusunda sorular sorulmasını, yorumlar yapılmasını da bekliyorduk. Ama doğrusu ya, bu kadarını beklemiyorduk.
Bunu bir hayıflanma olarak anlamayın. Tam tersine, bundan beş-on yıl önce dile getirilemeyecek konuların açıkça ifade ediliyor olmasını demokrasi kültürünün derinleşmesinin ve halkımız tarafından içselleştirilmesinin bir işareti olarak değerlendirdim ve sevindim.
Bu arada asla katılmadığım bir sürü şey de söylendi, ama demokrasi böyle bir şey. Hiçbir konuyu, bu arada Kürt sorununu özgür biçimde tartışmadan çözebileceğimize inanmıyorum. Özgürce konuşuldukça konu olgunlaşacaktır. Son günlerde bu durumun örneklerini basında görüyordum. Çanakkale’de Halk Bahçesi’ndeki tartışmadan anladım ki, başka düzlemlerde de durum böyledir.
Ortak payda olarak demokrasinin işlemesinde anlaşabilirsek çözemeyeceğimiz sorun yoktur.
Demokrasi derken en başta ifade ve basın özgürlüğünü kastediyorum. Bunu yalnızca soyut bir özgürlük olarak değil, somut önlemlerle desteklenmiş bir yetenek olarak tanımlıyorum. Bu yetenek
gerçekliğe dönüştüğü sürece ne şeriat düzeninden korkmamıza gerek kalır, ne de bölünmekten.
Çünkü ifade ve basın özgürlüğünün iyi işlediği bir Türkiye’de laiklik ve birlikte yaşama taraftarları tartışmalardan mutlaka galip çıkarlar. Zaman zaman yenilgiye uğrasalar da uzun vadede galip çıkarlar. Çünkü tezleri kuvvetlidir ve çağa uygundur.
Çanakkale Halk Bahçesi’ndeki tartışma bu görüşümü pekiştirdi. Demokrasi işlediği sürece Çanakkale kolay geçileceğe benzemiyor!

ÇANAKKALE HALK BAHÇESİ’NDE BARIŞI KONUŞTUK BİRLİKTE
Ferai TINÇ (HÜRRİYET)

46’ncı Uluslararası Troia Festivali çerçevesinde Çanakkale Halk Bahçesi’nde “21’inci yüzyılda savaş ve barışı” konuştuk.

İlk sorularla birlikte Kürt meselesi tartışmaların merkezine oturdu.

Biz Haluk Şahin ile birlikte son yıllarda her Çanakkale festivalinde, barışı konuşuruz Çanakkalelilerle. Buradan yükselen bu güçlü mesajın Türkiye’nin sınırlarını aşarak dünyaya ulaşmasını, Çanakkale’yi dünyanın barış kenti haline nasıl dönüştürülebileceğini tartışırız.

Troia ile başlayan savaş tarihinin hikayelerini toprağının her karesinde nesilden nesile aktaran Çanakkale dünyada, barışı kendisine slogan olarak seçen belki de tek kent.

“Barış kültürümüz olsun” diyor Çanakkale.

Halk Bahçesi’nde bu kavramın içinin nasıl doldurulacağını tartışırken, Kürt meselesi ve çözüm arayışlarını birlikte konuştuk.

Türkiye’nin en can alıcı meselesini, en aykırı görüşlerin bile sakin bir üslupla ortaya konabildiği, her konuşmanın barış temennisiyle bittiği bir ortamda paylaştık.

On yıl önce anlatılsa, hayal görmüşsün dedirtecek bir sahne.

Türkiye’de belki bir ilk. O da Çanakkale’ye yakışıyor.

* * *

BOŞALTILMIŞ bir köyü geride bırakıp Çanakkale’ye yerleşen bir kadını dinlerken de, “İstediklerini almaya başlarlarsa bu iş bölünmeye gitmez mi” sözleriyle endişesini usulca paylaşan öğretmene kulak kabartırken de, Türkiye’nin artık geri dönüşü olmayan bir sürece girdiğini düşünüyorum.

“Bu halk çözüm istiyor, süreci engellemeye kalkışan politikacıları aşıp geçecek” diyen bir katılımcı konuşurken, keşke CHP ve MHP liderleri de burada olsa, halka kulak verselerdi diye geçiriyorum içimden.

Televizyon gazeteciliği ve hocalığın verdiği deneyim, Çanakkale sevgisinin güveniyle bu zor ama gecenin ilk saatlerine kadar süren heyecan verici halka açık tartışmayı başarıyla yöneten dostum Haluk Şahin’e, “sorunlarımızı demokrasinin kuralları içinde, herkesin düşüncesini özgürce dile getirdiği, ifade ve basın özgürlüğünün korunduğu ortamda çözeceğiz” noktasında destek veriyorum.

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan da, barış ve demokrasiden yana net duruşuyla Çanakkale’yi hak ettiği biçimde temsil ediyor tartışma boyunca.

* * *

SÖZLER çok önemli, herkes sözlerini seçerken dikkat ediyor. Bunu başarabilirsek, hepimiz bu süreçten birliğimizi daha da güçlendirerek çıkabiliriz.

Özgür tartışma ortamını bozacak her girişimden sakınabildiğimiz ölçüde aynı şeyi konuşur aynı şeyi anlar bir hale geliriz.

Ama Çanakkale’de, son yıllara kadar her Troia festivaline katılan ve CHP’liymiş değilmiş bakmadan yerel yönetim ile kolkola giren Vali, rektör gibi bazı önemli simaları bu yıl göremedim. Ne milletvekilleri ne de iş adamlarını.

Nedenini sorduğumda kimseden doyurucu bir yanıt da alamadım.

Bu kentin Kamçı ve Kırlı gibi valilerinin Çanakkale’nin açılımlarına verdikleri desteği anımsayınca yeni Vali’nin yokluğu iyice göze batıcı oluyordu.

* * *

BARIŞ kültürü kavramını içselleştirmeye kararını çoktan vermiş olan Çanakkale’nin Halk Bahçesi’nde, Çarşamba akşamı bir daha anladım ki eğer gerçekten demokratik tartışma ortamı diyorsak, gerçekten sorunları çözmek istiyorsak, bu yaklaşımda ne partizanlığın yeri var ne de korkunun.

Korkmadan konuşmalı artık Türkiye, konuşmaktan korkmamalı.


DÜNYA MİRASINA LAYIK MÜZE ŞART

Antik Kenti’nde sürdürülen kazıların Alman başkanı Prof. Dr. Ernst Pernica, “Müze kurululursa, buradan dünyanın dört bir yanına götürülen nadide eserlerin dönüşü için de yol açılır” dedi

Troya Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı, Alman arkeolog Prof. Dr. Ernst Pernicka, Troya Müzesi’nin kurulmasının, herkesin ortak düşüncesi olduğunu söyledi. Pernicka, müzenin kurulmasıyla birlikte, Troya hazinelerinin ve diğer ülkelerde bulunan eserlerin burada kazandırılmasının tamamıyla politikacıların kararına kalacağını bildirdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın aldığı kararların kendilerini mutlu ettiğini söyleyen Pernicka, “Bu yaz uluslararası mimarlık yarışmasının açılması için önemli adımlar atıldı” dedi, şöyle devam etti:
“Tabii bunun ötesinde, müze olduktan sonra Troya hazinelerinin ve başka yerlerdeki Troya eserlerinin buraya gelmesi konusunda bizim bir umudumuz olabilir, fakat biz konuyla ilgili karar verici merci değiliz. İş tümüyle politikacıların kararına kalıyor. Ancak tabii ki herkesin amacı ve tek isteği, müzenin kurulmasıyla birlikte bu eserlerin Troya Müzesi’nde sergilenmesidir.”
Pernicka, Troya’nın bir dünya kültür mirası olduğunu da vurguladı, sözlerini şöyle tamamladı: “Öncelikle Avrupa yazılı edebiyatının ilk olaylarının geçtiği yer burası. İlyada’da anlatılan olayların ortak noktası burası. Arkeolojinin başlangıç ve bilim olma noktası burası. Arkeolojinin gelişimi Troya’da başlamış. Troya Atı Destanı 2 bin 500 yıldır biliniyor, Burası, antik dönemde de kutsal bir yerdi.”


Beş bin yıllık geçmişe sahip antik kentte kazılara yeniden başlandı. Prof. Pernicka, “Truva’nın 25 hektara kurulu olduğu sanılıyordu. Bulduğumuz hendek, 35 hektar olabileceği fikrini veriyor” dedi

Çanakkale Merkez’e bağlı Tevfikiye Köyü’ndeki 5 bin yıllık geçmişe sahip Truva Antik Kenti’nde yeni dönem kazıları başladı. Almanya Tübingen Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Ernst Pernicka’nın başkanlık ettiği, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Rüstem Aslan’ın başkan yardımcısı olarak görev aldığı kazılara, farklı ülkelerden 50 uzman ve 15 işçi katılıyor.
Prof. Manfred Osman Korfmann’ın 2005’te vefatından sonra bayrağı devralan Prof. Pernicka, Truva’nın ne kadar büyük olduğuna dair fikir verecek aşağı kentin savunma hendeğinde üç yıl önce başlattıkları çalışmaya bu yıl da devam edeceklerini söyledi. Prof. Ernst Pernicka, şöyle dedi:
“Geçen yılki kazılarda jeomanyetik sonuçlara göre savunma hendeğinde giriş tespit etmiştik. Bu sene girişin ayrıntılarını incelemeye çalışacağız. Bu, şu açıdan önemli: 2008’de iç taraftaki hendeğin Truva 6 döneminde kapatıldığı, nedeninin de artık aşağı kentin daha büyümesi gerektiği için hendeğin dışarıya doğru uzaması fikri olduğu çıkmıştı. Bu bize kentin o dönemlerde gücünü devam ettirdiğini gösteriyor.
Savunma hendeğindeki üçüncü giriş, buradaki kentleşmeyle ilgili planın çok önceden düşünüldüğü, tasarlandığı ve o kadar basit bir sistem olmadığını ortaya koyuyor. Bu da organize olarak planlanmış büyük bir kentin varlığını kanıtlıyor. Korfmann döneminde Truva’nın 25 hektarlık alana kurulu olduğu sanılıyordu. Ama şimdi bu savunma hendeği bize kentin sanıldığından daha büyük, yaklaşık 35 hektar olabileceği fikrini veriyor.”

Turizm patlayacak

Manfred Osman Korfnmann’ın 20 yıl süren çalışmalarını da yaygınlaştırmaya çalışacaklarını belirten Prof. Pernicka, “Bundan sonra yeni bir dönem başlayacak. Umuyorum ki, yapılma aşamasına gelen Truva Müzesi’yle ilgili olacak. Truva Müzesi, Prof. Korfmann’ın uzun yıllar önce ortaya attığı fikirdi. Bununla ilgili somut gelişmelerin olduğu bize ulaştı.
Bu müze şu açıdan önemli: Truva’da çok güçlü savunma duvarları var. Ancak, ev ve konut yapılarıyla ilgili elimizde önemli buluntular yok. Bunları müzede ziyaretçilere anlatmak, pedagojik olarak filmlerle, çizimlerle aktarmak daha etkili olacak. Bu durum Truva turizminin öne çıkmasını da sağlayacak” diye konuştu.


“Çanakkale 2010, 2010 yılı boyunca Çanakkale kent merkezinde yer alan etkinlikleri bir çatı altında toplayarak, bu etkinlikleri daha etkin bir şekilde duyurmayı ve kentin kültürel dinamizmini kentlilerle ve kent dışındakilerle tartışarak Çanakkale’yi kültür ve sanat alanında bir devinim içine sokmayı ve bu devinimin sürdürülebilir olmasını hedeflemektedir.

Bu kapsamda, kentte yapıla gelen etkinlikler ve yapılması tasarlananlar Çanakkale 2010 çatısı altında toplanacak ve kentin kültürel üretimine katılım teşvik edilerek, kent aktörlerinin beraber hareket etmelerine fırsat yaratacaktır.
Çanakkale 2010 iki temel aktivite alanı üzerinden yürüyecektir. Bu alanlardan ilki Çanakkale kentinin yerel kültür politikalarının hazırlanması için “12 ay ve 12 tema” başlığıyla yapılacak kent tartışmalarıdır. Kentin kültür politikalarını katılımcı bir şekilde oluşturmak için kentte her ay bir tartışma toplantısı düzenlenecek ve her ayın sonunda bu tema ile ilgili kentliler tarafından bir manifesto hazırlanacaktır.
Çanakkale 2010’un ikinci aktivite alanı ise kentte halen devam eden ve yapılması planlanan aktiviteleri bu temalar çerçevesinde bir araya getirerek, kentteki tartışmayı ve sanat hareketliliğini canlandırmak olacaktır.”
Heyet, projede işlenecek temaların, rüzgâr, turizm, sanat, devinim, çok kültürlülük, iletişim, çoğulculuk gibi başlıklar olabileceğini söylerken rektör Prof. Dr. Ali Akdemir ise entelektüelitenin de bu temaların arasında yer almasını önerdi. Heyet, üzerinde konuşulacak temalar vasıtasıyla Çanakkale’nin yerel kimliğinin ortaya çıkarılacağını aktarırken bu projenin, kenti yaşarken kentin yaşam kültürünün edinilmesi için oluşturulan bir platform olduğunun da altını çizdi.
Çanakkale 2010 Projesi heyeti, projeyle ilgili bilgileri aktardıktan sonra, rektör Prof. Dr. Ali Akdemir’den, üniversitenin gerçekleştirdiği etkinlikler ile Çanakkale 2010 Projesi etkinliklerinin tarih olarak çakışmasını ve üniversiteye mensup akademisyenlerin Çanakkale 2010 Projesine akademik önermelerle katkı vermelerini talep etti.
Rektör Akdemir ise Çanakkale 2010 Projesi’nin kentin karakterine ve dokusuna uygun bir seçim olduğunu, üniversitenin de kentin entelektüel ve sosyal kurumlarından biri olarak bu projeye tam destek vereceğini dile getirdi. Akdemir aynı zamanda proje heyetine projeyle ilgili fikirler sunarak, heyetle görüş alışverişinde bulundu.


ÇANAKKALE'DE PRENSES YAŞAMIŞ

Biga ilçesine bağlı Kemer köyü sınırları içinde yer alan Parion Antik Kenti'nde ortaya çıkarılan ve bir prensese ait olduğu sanılan lahit mezarın içinde altın taç parçaları, küpeler ve yüzükler bulundu.

Antik kentte yürütülen çalışmalar sırasında ulaşılan lahit mezarın kapağı açıldığında, Kazı Başkanı Prof. Dr. Cevat Başaran, kazı ekibi büyük sevinç yaşadı.

Prof. Dr. Cevat Başaran, "Antik kentin nekropolinde yani mezarlığındaki kazıda önemli bir bulguyu ortaya çıkardık. Bu mezar, büyük olasılıkla günümüzden 2 bin 200 yıl öncesine ait. Çıkan altın takılar bize mezarın zengin bir kadına ait olduğunu gösteriyor. Bunu Parion prensesi diye tanımlayabiliriz" dedi.

Mezarın içinde altın bir taç olduğunu, bu tacın çok sayıda altın puldan meydana geldiğine dikkati çeken Başaran, iki tane Eros imgeli altın küpe ile iki tane altın yüzük bulunduğunu, yüzüklerden birisinin hala ölen kadının parmak kemiğinde gün yüzüne çıktığını kaydetti.


ATHENA TAPINAĞI AYAĞA KALKACAK

Ayvacık İlçesi’ndeki Assos Antik Kenti’nde kazılar 15 Temmuz’da başlayacak. Tarihi mirasın ön cephesi de aslına uygun olarak restore edilecek.

Ayvacık İlçesi sınırlarındaki Assos Antik Kenti kazılarının bu yıl 27’ncisi gerçekleştirilecek. Kazı Başkanı Doç. Dr. Nurettin Arslan, 15 Temmuz’da başlayacak çalışmaların yaklaşık üç ay sürmesinin planlandığını söyledi. Münih, Cottbus, Freiburg üniversitelerinden yabancıların da bulunduğu 30 uzmanın görev alacağını belirten Arslan, “Kazıya katılacak yabancı uzmanlar, antik kentin savunma sistemini araştıracak” dedi.
Diğer ekiplerin ise Agora, Kuzey Stoa, Batı Nekropolis’te çalışacaklarını ifade eden Doç. Arslan, “Bunun dışında kentin en önemli yapılarından Athena Tapınağı’ndaki restorasyon kapsamında, betonların yerine andezit taştan yapılmış blokların konulması için çalışma başlatılacak. Proje sayesinde tapınağın ön cephesi yeniden ayağa kaldırılmış olacak” diye konuştu. Kazılar, Amerikan Arkeoloji Enstitüsü’nün desteğiyle gerçekleştiriliyor.


HİTİT VE TRUVA RÜZGARI

Çanakkale'de Çimenlik Kalesi İçinde Sanatçı Prof. Erdinç Bakla'nın Tanrı ve Tanrıçalar ile Kahramanların Portrelerinden Oluşan 'Hitit ve Truva Rüzgarı' Heykel Sergisi Açıldı.

Sanatçı Prof. Dr. Erdinç Bakla, Truva ve Hitit Rüzgarı olmak üzere iki ayrı serginin bir arada bulunduğunu, İstanbul’daki atölyesinde mermerden ve mermer tozu dökümünden yaptığı 20’şerden 40 eserin yer aldığını söyledi. Bakla, "Türk sanatçılarının, Avrupa’daki Batı uygarlığından yola çıkarak bir şey yapabileceklerine ben inanmıyorum. Dolayısıyla Anadolu’dan yararlanarak çağdaş heykeller, sanat eserleri yapabilir miyim diye düşündüm. Hem Hititler’den, hem de Truva efsanesinden yola çıkarak portreler yaptım. Sanıyorum ki Truva kahramanları ilk defa portreleştiriliyor. Şimdiye kadar bir tek Homeros’un portresi vardı. Onun dışındaki tüm portreleri ben yarattım. Sergide Homeros, Hektor, Aşil, Helena ve Paris’in portreleri ön plana çıkıyor. Truva ve Hitit tanrı ve tanrıçalarının bir çoğunun portreleri eserler arasında yer alıyor" dedi.


ÇANAKKALE MÜZELERİ ÇANAKKALE KENT MÜZESİ VE ARŞİVİ’NDE BULUŞTU

2009 Mart ayında açılarak Çanakkale’nin kültürel yaşamına yeni katılan Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi müzeler haftasında ”Müzeler kenti Çanakkale’ye doğru” diyerek Çanakkale’de yer alan tüm müzelere bir araya gelme çağrısında bulundu.

Çanakkale’nin ilk kent müzesi olan Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi, rutin olarak gerçekleştirdiği Çarşamba etkinliklerini bu kez “Çanakkale Müzeleri Buluşması” adı altında Çanakkale’deki tüm müzelerin ve Çanakkalelilerin bir araya geldiği anlamlı bir etkinliğe dönüştürdü. 20 Mayıs Çarşamba günü saat 14.00’de başlayarak 19.00’a kadar iki bölüm halinde süren yarım günlük program çerçevesinde öncelikle müzeler bir atölye çalışmasıyla bir araya geldi, daha sonra Çarşamba etkinlikleri kapsamında bir panel ile müzeciler Çanakkaleliler ile buluştu.

Programın ilk kısmında Çanakkale’deki müzelerin temsilcileri İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Deniz Ünsal ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Arş. Gör. N. Hanzade Uralman’ın moderatörlüğünde müzelerinin kimliğini, Çanakkale açısından önemini tanımlayıp, Çanakkale’ye katkılarını ve sorunlarını tartışarak, ortak sorunlar ve çözüm önerileri geliştirdiler. Daha sonra program Çanakkale Kent Müzesi ve Çanakkale Deniz Müzesi’nin gezilmesi ile devam etti. Ardından Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi’nin Çarşamba etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen panel ile atölye çalışması ve varılan sonuçlar Çanakkaleliler ile paylaşıldı.

Çanakkale Müzeleri Buluşması Atölye çalışmasına katılan yedi müzenin temsilcilerinin yanısıra İl Kültür Müdürü de konuk olarak katıldı. Atölye çalışmasının sonucunda ulusal müzelerde mevcut personel, mali, mekân, eğitim ve iletişime ilişkin sorunların Çanakkale için geçerli olduğu görüldü. Ayrıca Çanakkale’deki müzelere özgü pek çok problemle birlikte bu müzelerin kent dışından ziyaretçi almasına rağmen kentlilerin dikkatini çekmediği sorunu vurgulandı. Çarşamba etkinliklerine katılan kentliler de çözüm önerilerine önemli katkıda bulundu. Günün sonunda tüm katılımcılar Çanakkale’deki müzelerin buluşmasının daha sık ve geleneksel bir biçimde sürmesi fikrinde birleşti.


115 YIL ÖNCE  ÇEKİLEN FOTOĞRAFLAR SERGİLENDİ
Çanakkale Tübingen Troya Vakfı tarafından M. Osman Korfmann Kütüphanesi'nde açılan fotoğraf sergisi açıldı
 
1893 yılında yapılan kazılar sırasında kazı heyeti başkanlığını yürüten W. Dörpfeld tarafından çektirilen fotoğraflar, o dönem kazılarına ve kazılarda çalışan işçilerin genel durumunu gözler önüne seriyor.

Bölgede ilk kazı çalışmalarını yürüten ve sonrasında kalıntılar altında bulduğu Truva hazinesini alarak ülke dışına çıkaran Heinrich Schlimann'ın 1890 yılında hayatını kaybetmesi ile ikinci dönem kazı başkanlığını W.Dörpfeld'in yürüttüğünü belirten Truva Antik Kenti Kazı Araştırmacısı Yrd. Doç. Dr. Rüstem Arslan, çekilen 350 fotoğraftan 60 tanesini sergilediklerini söyledi. 1830'dan sonra yaygınlaşmaya başlayan fotoğraf makinesi ile ilk defa arkeolojik alanda belgeleme fotoğraf çekimlerinin bu bölgede yapıldığını hatırlatan Arslan, çekilmiş olan fotoğrafları bugüne kadar kazı çalışmasını yapanlar dışında hiç kimsenin görmediğini, bu fotoğrafların kamuoyu ile ilk defa bu sergi ile buluştuğunu vurguladı.

Bu fotoğrafların Truva Kentin'de bulunan kalıntılar kadar değerli olduğunu kaydeden Arslan, fotoğraflar arasında bölgeye gelen ilk turist kafilesi, açılan ilk su kuyusu, bazı bölgelerin kazılmadan önceki hali, Truvalıların savaşa girmeden önce yiyecek ve içecek depoladıkları küpler, o dönem civar köylerden getirilerek kazılarda çalıştırılan köylülerin o günkü halini gösteren detayların yer aldığını ifade etti. Truva'nın geçmişini merak eden ve antik kenti gezmeye gidecek olan turistlerin bölgeye gitmeden önce fotoğraf sergisini gezmesi gerektiğini vurgulayan Arslan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Truva kazıları her zaman o dönemdeki teknolojinin kazılarda uygulandığı örnek kazılardan biridir. Truva'nın dışında Teyfikiye, Çıplak köyleri İntepe beldesindeki diğer arkeolojik ve geleneksel mimari yerlerle ilgili fotoğrafları da bu sergide görebiliriz. Bu sergiyi açmamızın sebebi, insanlara Truva'dan çıkarak bölge tarihini kısmen fotoğraflarla anlatmak."


YAZAR VE SANATÇI EVİ AÇILDI

Belediye,bakımsızlık sebebiyle kadrine terk edilen Hasan Mevsuf Sokak üzerindeki tarihi yapıyı restore ederek “Yazar ve Sanatçı Evi” adı altında hizmete açtı.

Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, il merkezinde kadrine terk edilen tarihi yapılara sahip çıktıklarını belirterek, “İl merkezinde bu şekilde birçok yapıyı restore ederek değişik amaçlarla kullanıma açtık. Şimdi de burada yer alan ve geleneksel Türk el sanatları, plastik sanatlar ile resim, ebru, hat, minyatür, diksiyon, yazarlık atölyesi gibi görsel sanatlarda yetişkin ve çocuklara yönelik kurslar düzenlenecek. Buradaki kurslar tecrübeli eğitmenler eşliğinde gerçekleştirilecek. Çanakkale Belediyesi olarak yaptığımız çalışmalarla kentin sosyal, kültürel ve sanatsal yaşamına katkı sunmaya devam edeceğiz” dedi.


TROYA'DAN DAHA ESKİ YERLEŞİM MERKEZİ BULUNDU

Çanakkale'de 5 Bin Yıl Önce Kurulduğu Düşünülen ve Türkiye'deki En Eski Yerleşim Merkezlerinden Kabul Edilen Troya Antik Kenti'nden Daha Eski Bir Yerleşim Yeri Bulunduğuna Dair Kanıtlar Elde Edildiği Bildirildi.

Çanakkale'de 5 bin yıl önce kurulduğu düşünülen ve Türkiye'deki en eski yerleşim merkezlerinden kabul edilen Troya Antik Kenti'nden daha eski bir yerleşim yeri bulunduğuna dair kanıtlar elde edildiği bildirildi.
Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar beldesinde yer alan Smintheion Antik Kenti'nde Prof. Dr. Coşkun Özgünel başkanlığında yürütülen ''Apollon Smintheus'' kutsal alanı kazıları sırasında, antik çağ kalıntıları altında, antik Troas bölgesinin ilk yerleşim köylerinden biri ortaya çıkarıldı.
Kazı heyetinde görevli Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Turan Takaoğlu, buluntular sayesinde Troya'dan daha eski bir köy yerleşim merkezinin bölgede yer aldığını tespit ettiklerini söyledi.

Doç. Dr. Takaoğlu, yaklaşık 7 bin yıl önce iskan edildiği anlaşılan köyün en önemli özelliğinin bölgede daha önce bilinmeyen yeni bir seramik geleneğinin varlığını göstermesi olduğunu bildirdi.

Seramikler arasında en ilgincinin dinsel amaçlı kullanıldığı düşünülen, tutamağı gözü yaşlı ağlayan bir insanı sembolize eden parça olduğunu ifade eden Takaoğlu, ''Gözü yaşlı insan betimli seramiğin bugüne kadar benzeri bulunmadı. Bu seramik o tarihte büyük bir olasılıkla cenaze töreni sırasında kullanılmış. Gün yüzüne çıkan bu değerler, Troya öncesi kültür tarihi konusunda önemli bilgiler sunmaya devam edecek gibi görünüyor'' dedi.

Doç. Dr. Takaoğlu, kazıda çıkarılan eserlerin sergilenmek üzere Çanakkale Arkeoloji Müzesi'ne teslim edildiğini sözlerine ekledi.

Kazı alanındaki köy yerleşim alanında 7 bin yıl önce iskan edildiği anlaşılan Apollon Smintheus Tapınağı, eski adıyla Külahlı olarak bilinen Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar beldesinin kuzeybatısı ile kuzeydoğusu arasında kalan vadinin başlangıç eteklerinde, Bahçeleriçi mevkisinde yer alıyor.

Troas bölgesinde bugün için tek örnek olduğu belirtilen tapınakta Helenistik Çağ Anadolu mimarlığına imzasını atan Mimar Hermogenes'in uyguladığı pseudodipteros (yalancı iki sıralı sütun) plan tasarımı kullanılmış, ön ve arka cephelerinde 8, uzun kenarlarında ise 14'er sütun dizisi bulunuyor.

Smintheion Antik Kenti'nde bulunan tapınakta mermer bloklarla döşenen kutsal alanda pronaos (kutsal ön oda), naos (kutsal oda) ve opisthodomos (arka oda) olmak üzere 3 oda, naosta Paroslu heykeltıraş Skopas'ın yaptığı ve 110 santimetrelik bacak parçası bulunan, tanrı Apollon'un heykeli yer alıyor.

Kaynaklarda, ünlü coğrafyacı ve seyyah Strabon'un 2 bin yıl önce yazdığı ''Geographica'' adlı kitapta, kenti Yunanistan'dan gelen İonlar kuşattığı zaman, gece topraktan çok miktarda tarla faresinin çıkarak askerlerin silah ve teçhizatlarının deri kısımlarını kemirip kopardıkları ve bu yüzden kenti kuşatan İonların savaşı kaybettiğini yazdığı ve Lekton halkının minnet göstergesi olarak bu tapınağı inşa etmiş olabileceği belirtiliyor.

Bölgede ilk kazıların 1866 yılında başlatıldığı, ara verildikten sonra 1984 yılında yeniden başlatılan kazı ve restorasyon çalışmalarının sürdürüldüğü kaydediliyor.


Nemi-Roma ile İntepe-Çanakkale Arasında Kurulan

DOSTLUK KÖPRÜSÜ

Emel ALTAN EGE – Roma

Köklerini Troia’ya dayandıran ve atalarının Troialı Aeneas’ın soyundan geldiğine inanan Romalılar’la, Troia’nın bugünkü sahipleri arasında kurulan dostluk köprülerinden biri 2003 yılında İntepe (Çanakkale) belediye başkanı Kasım Akın ile Nemi (Roma) belediye başkanı Av. Alessandro Biaggi arasında imzalanan “kardeş kent” protokolü ile resmiyet kazanmıştı. Ardından, her yıl düzenli olarak karşılıklı ziyaretler gerçekleştirildi ve bu dostluğun iki bölge halkı arasında daha da geliştirilmesi amaçlandı.
Geçtiğimiz 8 Kasım 2008 günü, Nemi Belediyesi, Nemi-Aeneas Kültür Derneği ve Nemi-İntepe-Troia kardeş kent organizasyon komitesinin düzenlediği törenlerle beşinci yıl kutlamaları yapıldı. Türk bayraklarıyla süslenen Nemi’de, Çanakkale’den İntepe belediye başkanı Alaattin Özkurnaz başkanlığındaki 19 kişinin katılımıyla, kenti Roma’ya bağlayan ana yolun sonundaki 700 yıllık kemerli girişin bulunduğu caddeye “İntepe- Troia” adı verildi ve Belvedere (Manzara) olarak anılan seyir terasına bir plaket yerleştirildi. Ardından, Nemi Gölü’nün en güzel manzarasına sahip olan Giardini Pubblici (Halk Bahçesi)’ de, bölgeye ilk kez Troialı Aeneas tarafından getirildiğine inanılan tohumlarla yeşertilen meşe ağaçlarının dikimi iki belediye başkanı tarafından kardeş kent halklarının huzurunda gerçekleştirildi. Buraya da, konuyla ilgili bir plaket yerleştirildi.Törende yapılan konuşmalarda Nemi ve İntepe’nin benzerliklerine değinildi.

Nemi, Roma-Napoli yolu üzerinde, merkezden yaklaşık 30 km. mesafede, meşe ve çam ormanlarıyla çevrelenmiş, deniz seviyesinden 521 mt. yüksekte bulunan, yaklaşık 4000 kişinin yaşadığı küçük bir yerleşim. Tiren Denizi’ne hakim volkanik bir tepede yer alan iki krater gölünden biri olan Nemi Gölü, İsa’dan önceki dönemde Diana Tapınağı ile Romalılar için son derece önemli bir hac merkezi iken çevresinde yer alan muhteşem saraylarıyla, termal kaynaklarıyla, terapi ve ibadet mekanlarıyla, İmparator Caligula zamanında da büyüklükleri 70 metreye ulaşan iki devasa tekne ile ünlenmiş. Nemi, günümüzde “çiçeklerle çileklerin kenti” olarak tanınıyor. Burada, asırlardan beri Çiçek ve Çilek festivalleri düzenleniyor.
İntepe ise, yine kardeş kenti gibi yüksek bir tepe üzerinden Çanakkale Boğazı’nı ve Troia’yı gözlüyor. Çevresi çam ormanlarıyla kaplı ve doyumsuz güzellikler barındırıyor. Geçtiğimiz yaz yaşanan korkunç yangında bu güzelliklerini kısmen kaybetse de, Nemi ile gözardı edilemeyecek benzerlikler taşıyor.

Ağaç dikme töreninin ardından, yine Türk bayraklarıyla süslenen Nemi belediye sarayında Türk ve İtalyan katılımcıların huzurunda karşılıklı hediye değişimi yapıldı. İntepe belediye başkanı Özkurnaz, Nemili başkan Biaggi’ye Troia’dan getirdiği toprağı ve Troia meşesi tohumlarını elişi süslemelerle bezeli seramik bir kapta sundu. Ayrıca, Ayvacık yöresine ait elişi kök boya bir halı hediye etti. Biaggi de, 1700’lerde yapılmış çok değerli bir suluboya Nemi manzarası tablosunu ve Nemi tarihi ile ilgili çeşitli kitapları İntepe’ye götürmek üzere başkana armağan etti.
5-9 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen ziyarette, Nemililer Türkiye’den gelen kardeşlerini evlerinde ağırlarken çevre gezileri de düzenleyerek bölgenin tüm güzelliklerini tanıttılar. 8 Kasım akşamı, Nemi’den yaklaşık elli kişinin katıldığı gala yemeğinde davetlilere, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Fetay Soykan’ın hazırladığı Troia belgeseli ile organizasyon komitesinin geçtiğimiz beş yıl içinde gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretlerinin görüntülerinden oluşan bir gösteri sunuldu. Yemek, üzerinde Nemi-İntepe-Troia kardeşliğini sembolize eden süslemelerin yer aldığı pastanın yine iki kardeş kent belediye başkanı tarafından kesilmesiyle sona erdi.
Bir sonraki ziyaretin Nemililer tarafından 2009 yazında İntepe ve Troia’ya yaplıması planlanıyor. Ayrıca, iki bölgenin kardeş halkını daha da kaynaştıracak projelerden biri olan İntepe Türk- İtalyan Dostluk Evi’nin restorasyonunun tamamlanması, karşılıklı öğrenci değişim projelerinin hayata geçirilmesi, karşılıklı sanatsal etkinlikler düzenlenmesi de amaçlanıyor.


KAZILARA TAKSİTLİ VERİLEN PARALAR SIKINTI YARATTI

Türkiye'deki Yerli Kazı ve Araştırmalara "Kaynak Sıkıntısı" Nedeniyle Taksit Taksit Para Aktarması Kazı Başkanlarını Sıkıntıya Soktu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü'nün (DÖSİMM), Türkiye'deki yerli kazı ve araştırmalara "kaynak sıkıntısı" nedeniyle taksit taksit para aktarması kazı başkanlarını sıkıntıya soktu.
Türkiye'deki yerli kazı ve araştırmalar için her yıl belli bir kaynak aktaran DÖSİMM, bu yıl öngörülen 10 milyar 967 milyon 500 bin YTL'lik payı, toplu verememişti. Bağlanan karar doğrultusunda her yıl Nisan-Mayıs aylarında kazı ve araştırmalara toplu halde ödenen bütçenin, parça parça yapılması kazılar için dezavantaj oluşturdu. 29 yıldır Çanakkale ile Ayvacık ilçesi, Gülpınar Beldesi Apollon Tapınağı ve çevresinde yapılan kazıların başkanlığını yapan Ankara Üniversitesi Arkeoloji Anabilim Dalı Başkanı Coşkun Özgüner yaptığı açıklamada, kaynağın bölünerek aktarılıyor olmasının zorluk yarattığını söyledi. DÖSİMM'in geçen yılların borcundan kaynaklanan, para akışında bir kesinti yaşandığını öne süren Özgüner, "Bu yıl paralar bölük pörçük geldi. DÖSİMM'in geçen sene seçim öncesi yaptığı borçlarından ötürü, bu hale geldi. DÖSİMM bütçesi açık verdi, bu nedenle sıkıntı var" dedi. Bu durumun kazılar için dejanavantaj oluşturduğunu kaydeden Özgüner, "Paralar geliyor ama biraz zor oldu. Paraya göre bütçenizi yapıyorsunuz, iş bitiyor para iki gün sonra geliyor. İşi kapatıyorsunuz tekrar açıyoruz. Bu belirsizlik nedeniyle sıkıntı yaşanıyor" dedi.

"VALİLİĞİN YARDIMI İLE KAZILARI UZATTIK"-

Özgüner, kazı çalışmalarında, bağlı olunan Valiliğin duyarlı olmasının da önemine işaret etti. Çanakkale Valiliği'nin ve özel idarenin bu konuda kendilerine büyük yardımlarının dokunduğunu belirten Özgüner, "Kazılarımızın bu yıl 16 Eylül'de bitecek demiştik. Valiliğin verdiği kredisi avansıyla 15 Ekim'e a kadar sürdüreceğiz. Bu valinin olaya iyi bakmasıyla ilgili. Hem Asos'a, hem Gülpınar'a hem de Gökçeada kazılarına gelen ek ödenekler transfer edilecek, böylece kazılara devam edebileceğiz" diye konuştu. Özgüner, bu yıl Kalkolitik Gülpınar ve Helenistik Gülpınar kazılarının 4 Ağustos'tan bu yana devam ettiğini, bölgede bulunan ve "devlet çeşmesi" olarak tanımlanan binanın da restore edilerek kültür gezginlere sunulduğunu da sözlerine ekledi."


GERÇEKLEŞEMEYEN PROJE;
” ÇANAKKALE GAZİLER GALERİSİ”

Çağdaş Çizgi bu sayısında gazeteci Kıbrıs gazisi Cahit Önder’in 2005 yılından bu güne üzerinde çalıştığı projeyle ilgili görüşlerini bir anlamda projenin “sorgulaması”nı yayınlıyor.

Çanakkale Gaziler Galerisi adını verdiğimiz proje 1911-1923 yılları arasında Balkan Savaşları’ndan-Cumhuriyet’e; yakın tarihimizin sessiz tanıkları Çanakkalelileri bugünün insanıyla buluşturmayı hedefliyor. Atatürk’le aynı cephelerde yada aynı zaman dilimi içinde, değişik cephelerde 1911-1923 yılları arasında savaşlara katılmış, 4-14 yılda köyüne dönebilmiş 1-7 yıl esaret yaşamış , Çanakkaleli 90 Gazinin giydirilmiş polyester beden üzerinde yüz benzetmeli heykelleri ve 120 saat ses kayıtları 2 saat süreli 8mm. Renkli filmlerini, bilgisayar destekli sergilemeyi amaçlayan “Çanakkale Gazileri Galerisi” projesi oluşturmaktır.
Bu anlatılar,savaş cephelerini ve cephe gerisi yaşamlarını, farklı coğrafya ve iklimlerdeki, yeme-içmeden giyime, ulaşımdan sağlığa, savaş yıllarının yıkımını ve tükenmişliklerini tüm boyutları ile bugünün insanına destansı, masalsı bir içtenlikle “ibretlik” mesajlar taşıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ile aynı cephede ya da aynı zaman dilimi içinde savaşan bu Çanakkaleli gaziler, ATATÜRK’ün de silah arkadaşları olurlar.
O’ndan “Kemal diye bahsederken “kendilerinden” saydıklarını vurgulamaktadırlar..
Çanakkale Gazileri Galerisi amaçlarından biri de Tarihi Gelibolu Milli Parkı savaş alanlarına gerçekleştirilen yoğun gezilere katılan insanlara, evliya, ermiş vb. hurafelerin yerine 90 Çanakkaleli gazimizin gerçek ve kendi seslerinden, doğru anlatımla, gazilerin ağzından doğru bilgiler sunmak.

Yerli ve yabancı ziyaretçilere uzak ülkelerde sömürge arayan devletlerin yaptığı maddi ve psikolojik tahribatları gazilerin anılarına dayalı belgelerle ve ses kayıtlarıyla göstermektir.

Çanakkale Gazileri Galerisi savaş gerçeğini, Çanakkaleli gazilerin anlılarından yola çıkarak “barış bilincini” oluşturmayı, pekiştirmeyi hedefliyor. Ve de bu proje, Genelkurmay ATASE ve Denetleme Başkanlığı ile Gelibolu 2. Kolordu Komutanlığının da işaret ettiği doğrultuda Gelibolu Tarihi Milli Parkı’ndaki savaş alanlarında gerçekleştirilerek, yılda 4 milyona yakın ziyaretçiyle buluşmayı ve onlara savaşanların kendi anılarından yola çıkarak savaş gerçeğini anlatmayı, böylelikle kan ve can pahasına vatanlaştırılan topraklarda barış bilincini pekiştirmeyi amaçlıyordu.
Gazeteci Cahit Önder projesine destek yaratmak ve dikkat çekmek üzere Çanakkale dışında “7 Cepheden Gaziler” adıyla 18 fotoğraf Sergisi gerçekleştirdi. Yerel ve ulusal kanallarda değişik TV. programlarında konuştu.
………………………..
Bu proje kapsamında elde edileceği görülen bazı sonuçları maddelersek;
1 Türkiye’nin uzak yakın illerinden otobüsle gelen ilköğretim, ortaöğretim ve üniversite öğrencileri ve eğitmenleri.
2 Belediyeler ve bazı derneklerin düzenlediği gezilere gelen kendine özgü giysi ve kıyafetleriyle dikkat çeken değişik meslek gruplarına ait ya da mesleksiz sivil gruplar.
3 Çeşitli yerli ve yabancı meslek gruplarına üye oldukları dernek, klüp, oda, sendika v.b bilim kurum ve kuruluşlarının üyeleri.
4 Balkan, Çanakkale, Arabistan, İstiklal savalarında şehit ve gazi ailelerin çocuk, torun ve torunların çocukları, yakınları.
5 Film, roman, öykü, resim, heykel, konularında çalışmalar yapan yerli ve yabancı sanatçı ve araştırmacılar.
6 Seyahat şirketleriyle gelen yerli ve yabancı turist grupları.

Bu kapsamda oluşan projenin hayata geçmesi için gerekli proje uygulamaları;

1 Çanakkale Gelibolu Milli Parkı içinde, savaş alanlarında bir bina yada büyükçe bir mekan
2 Elde mevcut 90 gazinin fotoğrafları renkli, siyah-beyaz 30x40 40x60 vb. ölçekli fotoğraflarla gazilerin savaş öykülerinin yer aldığı sergi düzeni (Türkçe ve İngilizce olarak)
3 Gazilerin 30 dk’dan 2 saat’e varan toplamı 120 saatlik seslerinin izleyiciler aktarılmasını sağlayacak bir dinleme sistemi
4 Gazilerin maket heykellerinin, zaman içinde sponsor firmaların katkılarıyla (90 heykelin) tamamlanması.
5 Galeri içinde savaş malzemelerinin de sergilenmesine imkan vermek
6 Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Çanakkale savaşlarında ki bir fotoğrafında yola çıkılarak yapılacak ve kendi sesinden nutukların izleyicilere ulaştırılacağı bir bölüm
7 Ses ve ışık efektleriyle savaşın korkunçluğunu, dehşetini hissettirmek, izleyicilerin barışın gerekliliğini ve kalıcılığının sağlanması bilincini yaratıp pekiştirmek.
8 Galeri girişinde: kitap, broşür, dergi, kaset anlamlık vb. objelerin yanında internet ve bilgisayar düzeni, faks ve fotokopi, telefon hizmetleri verilen bir bölüm
9 Bekleme yapılan hafif yiyecek ve alkolsüz içecek hizmetleri veren bir bölüm
10 Bayan ve erkek bölümü olan WC
11 Otopark gibi sıralayabiliriz.
Çanakkale Gaziler Galerisi projesi 3 aşamada gerçekleştirilmesi düşünülmektedir. 30 heykellik bölümler halinde tamamlanması planlanan galerinin ilk bölümü için, bina dışında 100-150 YTL kaynak gerektiği öngörülmektedir.
Birinci kısım için düşünülen Alçıtepe Köyü’nde bulunan binanın alt katının (116 m2) 30-40 bin ytl’lik onarımı yapılmadan, aylık 540 ytl en düşük işçi emeklisi aylığı olan gazeteci Cahit Önder kiralamaya yanaşmayınca, proje bu noktada durdu
Sonuç olarak; Çanakkale Gazileri Galerisi Projesi bugüne kadar gerçekleştirilemedi.
Çanakkale’deki kurum, kuruluş, dernek, birlik, vakıf gibi güç odakları, projeyi “kişisel” buldular.
…………………
Çanakkale Savaş Alanlarının ziyaretçilerine, Çanakkaleli 7 cephe de savaşmış gazilerin anlatacağı “çok önemli anılar” var… Bu “dünyanın en ilginç savaş anıları” müzesi başka bir kentte mi gerçekleşecek acaba?,… Belki de….

Cahit Önder
0542 214 73 02
www.gazilergalerisi.com


ARADA BİR / İZLENİMLER
CAHİT ÖNDER

İSCEHİSAR KASABASI KADAR OLAMAYACAK MIYIZ?

İscehisar , Afyonkarahisar iline bağlı 11 bin nüfuslu bir kasaba..Tarım, hayvancılık yanında mermer üretimiyle de son yıllarda kendinden söz ettiriyor.
Yazımıza konu etmemizin nedeni ise; Hürriyet Gazetesi”nde bir hafta önce Anadolu Ajansı kaynaklı bir haber…
Haberin başlığı şöyle. * İscehisar caddeleri heykel galerisine dönüşecek* gibi…
Haberin içeriğinde de, “Dünyanın değişik ülkelerinden davet edilen heykel sanatçıları yaptıkları heykelleri ilçeye bırakacakları…. değişik caddelere konacak bu heykelle de İscehisar”ın heykellerle açık hava müzesine dönüşeceği…. Fransa, Polonya, Mısır, Hindistan, Macaristan ve Türkiye”den katılacak heykel sanatçılarının sokaklardaki çalışmaları sırasında gençlerinde sanatçılarla iç-içe olacaklarını…bununda gençlerdeki sanatsal yönelimleri arttıracağını… Bu çalışmalara katılan sanatçılarında katılacağı 2 günlük sempozyumun ardından, dereceye giren heykellerin kasabanın değişik caddelerine sürekli teşhir için taşınıp, yerleştirileceği… Bu konudaki organizasyonun, İscehisar Belediyesi ve Afyon Kocatepe Üniversitesi işbirliğiyle gerçekleştirildiği… haber böyle…

Bu haberi okuyunca, Troya”sı, Assos”u, Gelibolu Tarihi Milli Parkı içinde ki savaş yerleri, anıtları vb. sayılamayacak değerleriyle, gerçek bir kültür kenti, kültürlerin altın düğümü Çanakkale”yi düşündüm. Troya Festivalleri içinde heykel sempozyumu yapılamaz mi?

Biga Yarımadası ve Kaz Dağları”nda ki mermerler, Ezine, Koçerli bölgesindeki granit zenginliği, Ezine Ak Köy”ün çamura can veren kadınları, Geyikli Odunluk yaşayan Heykeltraş, Hüseyin Çakıcı, Eceabat İnebeyli Köyünden Heykeltraş Ahmet Elbi, Çan Yaveler Köyünün altıyüz yıllık birikimlerini, birkaç kişi kalmalarına karşın, günümüzde de sürdüren insanları,Yenice”nin bilmem ne köyünde kendi yaptığı fırında,kendi şekillendirdiği eserlerini pişiren isimsiz sanatçı, Çanakkale ve Eceabat atölyelerinin isimsiz sanatçıları, Geleneksel Çanakkale Seramiklerinin son temsilcisi, ellerine kurban, İsmail Ustam.. Daha niceleri. Kimler, kimler. Yalı Han”da Heykeltraş Ömer Abi, Avuç içine, antik tapınakların alınlıklarındaki mitolojik betimlemeleri kendi yaptığı aletlerle yontan, bu büyük ustayı, tanıyabilirsiniz ama; ne zaman keşfedeceksiniz? Ya Mustafa Tunçalp, Erol Sazcı, Onur Öztürk… Dünyanın ödüllendirdiği bu sanatçılara sahipsiniz. Ama, tanıyamadıysanız; zaten keşfedemezsiniz….

İscehisar Kasabası”nın yaptıklarını biz, kültür kenti Çanakkale olarak yapamıyorsak; yazık değil mi?

Çimento, Seramik, Demir - Çelik ve öteki fabrikalarımızla, sanata hem ham madde, hem de parasal kaynak yaratacak ayrıcalıklara sahip bir il konumunda değil mi, Çanakkalemiz???

Ayrıca, bizim üniversitemiz de var. Seramik ve Güzel sanatlar bölümlerimiz var. Neden İscehisar Kasabasının yaptıklarını biz yapamıyoruz.. Çanakkale Cadde, meydan ve parklarını heykellerle, ana ve yan gezi yollarına bakan binaların dış yüzeylerini kabartmalarla değerlendirip gerçek bir çağdaş kültür kenti fotoğrafı yaratamıyoruz?
Cumhuriyet Meydanı da yeniden düzenlenmeli bence.
Cumhuriyetimizin kurucusu, Anafartalar Savaşı kahramanı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, kültür kenti Çanakkale”nin minnet ve saygılarını simgeleyecek heykeller , kabartmalar vb. çağdaş sanat eserleri yaratmak gerekmektedir;
Cumhuriyet Meydanı”nda ki Atatürk Heykelini de bu görüş ışığında değerlendirmek
Durumunda değil miyiz?


“RESİMLERİMDE İNSANLARIN KENDİLERİNİ DE BULMALARI BANA EN BÜYÜK ÖDÜL OLDU.”

RESSAM HALE GÖKHAN, KENDİSİ AMATÖRÜM DİYOR AMA ESERLERİ USTALIĞINI BELGELİYOR.

RÖPORTAJ : CAHİT ÖNDER

Çanakkale Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde geçtiğimiz ay 40 yıllık resim serüvenini sergileyen ve eserleriyle gerek basından, gerekse akademik çevrelerden çok olumlu değerlendirmeler alan Ressam Hale Gökhan’la sıcağı-sıcağına, sergi sonrası duygularını, sergi izlenimlerini ve kentimizde resim ve öteki sanatlarla ilgilenen kent sanatçılarına yönelik düşüncelerini almak üzere konuşalım istedik.

Deniz sahilinde ki yazlık mekanlardan birine, belediye sosyal tesislerinde bir köşeye oturduk.
Röportaj için gelirken, hastane önündeki dalları caddeye sarkmış nar ağacından bir çiçek koparmıştım. Nar çiçeği. Onu da kendisine, “merhaba” olarak sundum.
Nar çiçeğiyle başladı, sohbetimiz. Nar çiçeği kırmızısı. Ateşten buse almış, gibidir, kırmızı, nar çiçeği rengini oluşturduğunda.
Bir Hint aşk efsanesini olan Anarkanda’dan esinlenen Fevzi Halıcı’nın güftesine, ünlü bestecimiz Çinuçen Tanrıkorur’un yaptığı ve son yıllarda Melihat Gülses’in sesinden yeniden meşhur olan, “Nar Çiçeğim” adını taşıyan albümüyle geniş kitlelere ulaştırdığı şarkının sözleriyle konuşmamıza başladık;

“Şavkıması sana doğru yolların
Sana doğru,denizlerin çağrısı
Çırıl, çırıl ötelerde bir güzel
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim”
…………
Sayın Hale Gökhan, size okuduğum, bu soyut dizeleri sevdiniz mi? Soyut çalışmalarınız var mı?
………
Evet.Gerçekten, ben bu şarkıyı severim. Severek de dinliyorum. Son dönemde de soyut çalışmaktan ayrı bir lezzet almağa başladım. Sergimde de 3 tane soyut çalışmama yer verdim. Soyut resim bana duygularımı daha özgür,daha naif ifade etme olanağı veriyor, diyebilirim.
………
Görüyorum ki; serginizin kapanışından bu yana 2 hafta geçti. Sizi, çok mutlu görüyorum. Sanki, İskenderun’dan, bir askeri tabip kızı olarak başladığınız, İstanbul , Ankara, Amerika ve Çanakkale’de sürdürdüğünüz yaşamınızda, belli dönemlerin kırılganlıklarını, iç dünyanızdaki kırıklıkları onarmış, ruhunuzda size özel, kimseyle paylaşmadığınız, gizli labirentleri parmak uçlarınızdan ışıklandırmış gibisiniz.. Sesinizde ve bakışlarınızda çok farklı, şarkı gibi bir gülümseyen mutluluk var…
…………..
Evet. Çok doğru ve kesin bir sezgi bu sizinki. İstanbul, Fındıklı’daki Güzel Sanatlar Akademisi’ni 3.ünlükle kazanmıştım. Büyük babam, muhafazakarlığının etkisiyle olacak. Bu nu benden gizledi. Orada okumamı istemediğinden. Ben o sırada, Ankara’daydım. İşte, en büyük kırılmayı yaşadığım olay budur. Resimden beni 15-20 yıl uzaklaştırmıştır. 1990 yılına kadar uzak kaldım. Palet, fırça, boyadan uzak kaldım.
………..
Peki, sizdeki resim yeteneğini kim keşfetti. Aileniz mi?
……………
Hayır.Ailem değil, lisede resim öğretmenim keşfetti beni. Resim benim için bir ders değil bir tutkuydu diyebilirim. İskenderun’da 16-17 yaşlarındaydım 1970-71 yıllarında da Amerika’da resimden kopmadım. Çok kalmamı istediler. Çünkü, yaptıklarımı çok beğeniyorlardı. Bursum bir yıllıktı. Bende kalmak istemedim. Çünkü, ülkemi gerçekten, çok, ama çok seviyordum.
…………………
Peki. Bir sergi yaptınız Çanakkale’de. Eserlerinizi ilk kez bir kişisel sergiyle sundunuz sanatseverlere. Çiçekler eleştirildi. Makama gönderildi çoğu diye. Olsun. Çiçekçilerle, Çanakkale ekonomisi kazandı. Sergiden geriye ne kaldı? Eleştiriler, tepkiler, değerlendirmeler… Size yansıyanları konuşalım..
………
Sergi defterine yazılan düşünceler beni çok sevindirdi. Ben çok küçük şeylerden mutlu olan, etkilenen bir yapıya sahibim. Hüznüm ve sevinçlerim resimlerime mutlaka ve çok derinden yansır.
Resimlerimde, kompozisyon ve renklerimde sergimi izleyenlerin kendilerini bulduklarını yazılarından anladım. Bu beni çok mutlu etti. Hele, Bitlis, Muş gibi uzak illerden, o günlerde kentimizde olan insanların yazdıkları bana adeta bir ödül oldu..
………….
Sayın Hale Gökhan Kırılganlık döneminizden sonra ne oldu?
…………
1968’de başladığım resim serüvenine 1990’lara kadar ara verdim. Kırılganlık dönemim 1990’da bitti. Tekrardan başladım. Güzel Sanatlar Galeri’sinde katıldığım kurslar… Sonrasında özel çalışmalar… Bu günlere geldi. Resim serüvenim.
……………..
Nasıl çalışıyorsunuz? Nasıl üretiyorsunuz? Hangi tarz, hangi teknik, size daha uygun, daha yakın, daha kolay?
………….
Her teknikle çalışıyorum. Sulu boyadan çok keyif alıyorum. Ancak, hata kabul etmiyor.. Yağlı boyada sevdiğim bir tarz, bir teknik. Pasteli çok seviyorum. Daha geniş ve duygusal boyutlara pastelle ulaştığımı hissediyorum. Son dönem soyut çalışmaktan farklı bir tat duydum. Son sergime de 3 eserimi koydum. 2008’de başladım soyuta. Favori renklerim mavinin tonları beyazdan maviye, maviden beyaza ebrulileşen tonların senfonik dansları ve renklerin duasal tatlarını fırçamın ucundan aryalaştırmak bana inanılmaz haz veriyor.Yengeç burcu. Su burcu özelliğimden olsa gerek…
………..
Siz neyin, nelerin ressamı ve nasıl bir ressamsınız? Kendinizi bir cümle ile nasıl tanımlayabilirsiniz?
………….
Yaşamın ruhuma yansımaları, benim eserlerim oluyor. Herkesin renklerimde, kompozisyon ve fırça izlerimde, kendilerinden bir parça bulmaları, kendilerini ve duygularını bulmalarıdır; benim resmim. Ben bir amatörüm. Amatör ressamım.
…………..
Amatörüm diyorsunuz ama, eserleriniz ustalığınızı haykırıyor. Bence eserleriniz, bir ustalık belgesi. Büyük kentlerin sanat galerilerinde sergilenen eserlerden hiç de aşağı değil. Alçak gönüllü olmanız güzel ama kendinize kendi eserlerinizi neden uzak tutuyorsunuz. Eserlerinizi gücendirmeyin lütfen…
……………
Hale Hanım, bu kentte yaşayan,bu kentin bir sanatçısı olarak sizin, son bir soruyla düşüncelerinizi almak istiyorum.
Kordon boyunda bir bina var. Sahil Sıhhiye kullanıyor. Bürokratik bir birim. Müftülük, Meteoroloji filan gibi. Bu bina kentin “Çağdaş Sanatlar Müzesi” yada, “Çanakkale Kültür Sarayı” olması gereken bir yapı. Görkemli ön görünümüyle yerli ve yabancı gezginler ve kent insanının dikkat ve ilgisini çekecek bir yapı. Dünden, bugüne-bugünden, yarınlara her türlü sanatsal çalışmalara ve kent sanatçılarının eserlerinin sürekli sergilenmesine olanak verecek, kentin ana gezi bandında bir yapı. Tekel İdaresi’nin kullandığı, eski İtalyan Konsolosluğu binası, üniversiteye verildi. Bugün kültür evi olarak kullanılıyor. Kıyamet mi koptu? Sahil Sıhhiye Binası kent kültürüne kazandırılamaz mı? Siyasetçisiyle, iş adamlarıyla,üniversitesiyle, dernekleri, klüpleriyle bu çözülemeyecek bir konu mudur.?
………………
Elbette ki böyle bir yapının kentimiz kültür yaşamına kazandırılmasını isterim. Çok da uygun ve yerinde, gerekli bir çalışma olur. Kişisel olarak desteklerim. Olmalıdır da. Değişik sanat dallarında çocuklara,yetişkinlere yönelik sanatsal kurslar. Sergileme ve müze hizmetlerine çok uygun bir yapı. Ancak, bu konudaki görüş ve düşüncelerim kişiseldir…
…………….
Ressam Hale Gökhan’la söyleşirken, daha neler neler konuştuk.. Konyak konusunda da konuştuk.. Başkan eşine, zeytin pürçeği çayı önerdim. Ayrıca kendisine, mutlaka Bozcaada ve İstanbul’da sergi açmasını da… Ben amatörüm sözünü yineledi. Bende “Eserleriniz ustalık belgenizdir “ dedim.
Üç çay içmiştik. Bana ödetmedi. Teşekkür ettim. Eşime, oğlum Çağrı’ya selam söyledi. Sergisinin ardından gazetemde yazdığım yazıyı çok beğendiğini söyledi. Mutlu oldum. 4 fotoğrafını çektim. Bir randevusu varmış. Vilayetin önüne kadar beraber yürüdük. Lafladık. Ben halk bahçesinden ayrıldım. Teşekkürler Ressam Hale Gökhan. Yaşamın ruhundaki yansımalarından eserlerinle yeni sergilerinde buluşmayı bekleyen çok insan var. Unutma deftere yazı yazanları. Onlar yeni sergilerini bekliyor...,,
…………….
Eşi, ressam, sanatçı çağdaş, uygar bir belediye başkanına sahip olmak da, bu kentte yaşayanların ayrıcalığı ve şansı diye düşünüyorum. Salı pazarına, tepeden tırnağa örtülü, kocasının 6 metre 15 santim gerisinden, Medine sokaklarında gibi yürüyen üst bürokratları görünce….


Mustafa Kemal Atatürk'ün, askerlerine, "Ben, size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum" diye seslendiği Çanakkale Savaşları'nda kahramanca mücadele eden 57. Alay'da görevli Mehmetçiğin ruhu, beyazperdeye aktarılacak.
Saran Film Yapım Genel Koordinatörü ve projenin uygulayıcı yapımcısı Serkan Balbal, yazar Turgut Özakman yönetiminde oluşturulan ekibin hazırlayacağı senaryonun çekimlerini, Saran Filmin, 2009'un yazında başlatacağını söyledi.

Balbal, "Vietnam ve Pearl Harbor savaşlarında yaşananlar ayrıntılarıyla biliniyor. 57. Alay'ın kahramanlığını herkes biliyor ama kimse onların yaşadıklarını ayrıntılarıyla bilmiyor. Herkes bu konuda eksik bilgiye sahip. 70 milyonun içindeki kahramanlık, 57. Alay'da ortaya çıkmıştır. Biz de 57. Alay'ın neler yaşadığını, o dönemde neler hissettiğini, 57. Alay ruhunu anlatmak için böyle bir filmi hayata geçirmeye karar verdik" dedi.

Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar ve Türklerin birlikte rol alacağı filmde, Atatürk'ü kimin canlandıracağının henüz belli olmadığını bildiren Balbal, "Çanakkale Savaşları'nın ruhunu yaşayacak ve yansıtacak bir aktörle çalışacağız ama henüz ismi netleşmedi. Avustralya komutanını da o ruhu yansıtması için bir Avustralyalının canlandırmasını istiyoruz" diye konuştu.

Balbal, Çanakkale Savaşları'nın en kanlı çarpışmasının yaşandığı ve savaşın kaderini değiştiren 57. Alay'la ilgili Turgut Özakman yönetimindeki araştırmacıların tespitlerinin yansıtılacağı sinema filminde, hurafelere yer verilmeyeceğini dile getirdi. Balbal, 2010 yılının Şubat ayında vizyona girmesi hedeflenen filmle ilgili yurdun dört bir yanından maddi ve manevi destek aldıklarını da sözlerine ekledi.

57. ALAY

57. Alay, Çanakkale Kara Savaşları'nın başlangıcı kabul edilen Anzak çıkartmasını durdurmak amacıyla 25 Nisan 1915 sabahı harekete geçen ve en küçük rütbelisinden alay komutanına kadar tüm mevcudunu kaybeden Türk alayıdır. 19. Tümen'e bağlı üç alaydan (72, 77 ve 57) biri olarak Tekirdağ Yarkışla mevkisinde 1 Şubat 1915'te kurulan 57. Alay'ın alay komutanı, orta öğrenimini Manastır'da tamamlayan Binbaşı Hüseyin Avni Bey'dir.

22 Şubat 1915'te 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal tarafından törenle sancağı verilen 57. Alay, 23 Şubat 1915'te Çanakkale'ye doğru yola çıkarak, 25 Şubat 1915'te eski adı Maydos olan Eceabat'a vardı. 19. Tümen'in bağlı olduğu 5. Ordu Komutanlığının Enver Paşa tarafından kurulmasından sonra 57. Alay, genel ihtiyat (yedek) olarak 26 Mart 1915'te Bigalı Köyü'ne intikal etti. Bu tarihten 24 Nisan 1915'e kadar bizzat Yarbay Mustafa Kemal ve Binbaşı Hüseyin Avni Bey tarafından sürekli eğitime tabi tutulan 57. Alay, Bigalı Köyü ve Turşun bölgesinde tatbikatlar yaptı.

Bigalı Köyü'nde eğitim ve tatbikat faaliyetlerini yürüttüğü sırada 57. Alay'ın yeri bir kaç kez 5. Ordu tarafından değiştirilmek istenmişse de Mustafa Kemal, çıkartmanın yapılacağı yere en yakın noktalardan biri olmasından ötürü Bigalı Köyü'nde kalınmasını sağladı.

57. Alay, 25 Nisan 1915 sabahı, kendisine bu yönde bir emir gelmemiş olmasına rağmen Mustafa Kemal'in kişisel inisiyatifiyle düşman çıkartmasını haber alır almaz Conkbayırı'na doğru hareket etti. 57. Alay'ın, Conkbayırı'na hareket eden 3 taburu ve bir dağ bataryasını oluşturan yaklaşık 650 subay ve asker, Conkbayırı'na varıldığı anda bizzat Mustafa Kemal'in yönetiminde kendisinden yaklaşık 4-6 kat daha büyük bir düşman gücüne karşı taarruza geçti.

Sisli bir nisan sabahı 57. Alay komutanı araziye yayılmış beyazlıklar görür ve takım komutanına, bu beyazların ne olduğunu sorar. Takım komutanı, sabahleyin düşmana hücum emrini almış 57. Alay'ın, Allah'ın huzuruna temiz çıkmak için çamaşırlarını yıkadıklarını söyledi.

Türk askerinin kahramanlık destanları yazdığı, Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri deha olarak tarihteki yerini aldığı, Türklerin mertliğini tüm dünyanın yakından tanıdığı Çanakkale Savaşları, deniz ve kara savaşları olarak 259 gün sürdü.


APOLLON TAPINAĞI HAZİNELERİ BURADA MI?

(Haber: Cahit Önder)
Gülpınar”da 85 yıldır esrarını koruyan mağara neleri gizliyor?

Ayvacık İlçesine bağlı Gülpınar Bucağında, Apollon Smintheus Tapınağı”nın 300 mt. yakınında ki mağara ile tapınağın 1500 mt. uzağındaki güney yönündeki mağaranın birbirine bağlı olduğu iddia ediliyor.

Gülpınar beldesi sakinleri, bölgeye geçmiş yıllarda gelen yabancılardan ve köyün yaşlılarından, 2 girişli bu büyük mağarada Apollon Tapınağının hazinelerinin saklı olduğuna dair sözler duyduklarını ve bölgede bilimsel araştırma yapılmasını istediklerini belirtiyorlar.

Mağaranın, kuzey girişi, tapınağa 300 mt. uzaklıkta, beldenin kanalizasyonunun verildiği Fakı Deresi kenarında yüksekliği 185 cm. genişliği 58 cm. ölçülerindedir.. Güney yönündeki mağara ise Çoklum Deresi, kuzey yamacında olup, giriş ölçüleri, yükseklik 160 cm. Genişlik 120 cm.dir.

Gülpınar Apollon Smintheus Tapınağında 28 yıldan bu yana kazı çalışmalarını yürüten, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Klasik Arkeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Çoşkun Özgünel, kendisinin kazı çalışmaları sırasında mağaraların varlığından yöre köylüleri tarafından haberdar edildiğini, tarih öncesi dönem ya da erken hıristiyanlık dönemi gizli tapınma mahalleri olabileceğini düşündüğünü, mağara araştırmasının kendi konuları olmadığını belirterek, konunun uzmanlarınca bilimsel olarak araştırılmasında yarar olduğunu, arkeolojik veya mağaracılık açısından şaşırtıcı sonuçlara her an ulaşılabilir. Sonuçlar,Çanakkale”ye ulusal ve uluslar arası boyutta yeni değerler katabilir dedi.
Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Rektör Yardımcısı , Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıkları
Koruma Kurulu Başkanı, Prof. Dr.Ülkü Altınoluk, Gülpınar Mağaraları Çanakkale”ye yeni bir kültürel hazine armağan edebilir. Çanakkale Bölgesi, Alt-batı Marmara Bölgesinde kültürlerin altın düğümüne ev sahipliğiyle dünya kültür mirası hazinelerini avuçlarında saklıyor. Bölgemizde her an yeni ve şaşırtıcı buluntulara ulaşabiliriz. Uzmanlarca, titizlikle araştırılma yapılmalıdır. Ben, koruma Kurulu Başkanı olarak, Gülpınar Mağaraları konusunda hemen ve ivedi olarak çalışmaların başlatılması için girişim başlatıyorum. Dedi.
GÜLPINAR Belediye Başkanı Ünal Karagöz, söz konusu mağaralarda 85 yıldan bu yana hiçbir ciddi araştırma ve çalışma yapılmadı. Eğer, söylendiği gibi, Apollon Tapınağı hazineleri bu mağaralarda gizleniyorsa ve gün ışığına çıkarılırsa, beldemiz kültür turizmi konusunda dünyada çok önemli bir konum kazanır.. Bilimsel çalışmaların bir an önce başlamasını ve talancılara karşıda bölgenin hemen koruma altına alınmasını bekliyoruz dedi.


ARADA BİR/İZLENİMLER    CAHİT ÖNDER

HALE GÖKHAN SERGİSİ ARDINDAN

Çanakkale Devlet Güzel Sanatlar Galerisinde, Hale Gökhan Resim Sergisini, gazeteci olarak davet edilmediğim halde Nedense kentimizde gazetecilere davet/duyuru yapılmıyor. Gazeteler davet ediliyor. Sanatsever olarak birkaç kez izledim. Tabloları, sergi defterine yazılanları gönderilen çiçekleri, çiçeklerin üzerindeki yazıları, vb…

Hale Gökhan, en doğru tanımlamayla ve yakışanıyla, Ressam Hale Gökhan, hak ettiğini eserlerini görünce teslim etmek gerekiyor. 40 yıldan bu yana, resim konusunda, kendini yaratma serüvenine saygı duyuyorum…Eserleriyle,büyük kentlerin galerilerinde sergilenen,ün kazanmış,öteki ressamlarımızdan hiç de aşağı kalmayacak düzeyde eserler yaratmış.. 1968 de başladığında “Endişe”lenmesine rağmen “Umut Tükenmez”i kendine söyletmiş ve “Güneşe giden yol”dan,”Sözün bittiği yer”de kendini,galeride, ”ötekilere “göstermiş sergisiyle..
Ressam Hale Gökhan ’ın “güneşe giden yol”unda ,değerli dostum, Ressam Vahit Novruzov ışıklarını esirgemediğini hissediyoruz…
2000’den sonra ki çalışmalarını olgunluk dönemi eserleri olarak yorumlayabiliriz..
MASUMİYET/2002- Hayalleriyle birlikte uçları uçuşan eteklerine inat, gelecek baharların çiçeklerini, sağ kalçasında, iki avuç sıcaklığına tutsak etmiş genç kızın geleceğine naniksi göz kırpışını görmesek de hissediyoruz..
YAŞAMIN KIYISINDA/ 2008 - Mavinin nefes - nefese, sancılarıyla doğurduğu ”kendi” yalnızlaşmalarının, bin boyutlu tonlarına, bin dudaktan aryaların, spermatik göz yaşı damlalarının üzgün sevinçleri düşerken…
GÜNEŞE BİR YOL VAR 2008-Umutlu yürekleri simgeleyen papatyaların üzgün senfonik ağıtlarında, yeşille mavinin ebruli izdivaçlarının törensiz buruklukları ağlıyor…
UZAKLAR/2008- Kendine uzak duygu limanlarının kuytu koylarına yolculuk özleminin ağır bastığı hayal yelkenlilerden birinde... Duaların korku sinmiş tadındaki lacivertlerin ortasında ki yelkenlinin, denizdeki gölgesi, adeta, kader çizgilerinin yorumlanmaya sabırsız bir avuç içi…
SÖZÜN BİTTİĞİ YER/2008- Kırmızıdan olma,maviden doğma,morcivertten türeme bir renk lila… Bir renk ancak bu kadar çıldırabilir. Ve de kar mavisi beyazları titrek, buğulu öpücüklere boğabilir…
UMUT TÜKENMEZ/2007-Kurusa da ağaç, ince,cılız dal uçlarında kalan yapraklarcadır; umut,t ükenmez…
KADININ KOKUSU/2008-Sigara dumanında kadın. duman kadın.. duman eden kadın.. bazen hayaliyle, bazen kendisiyle. Yaşamın en asıl ve asil gerçeği… Masada şarap ve gül goncası.. yalnızlıkların yarattığı özlem.. Kadın.. Hayatın ana tanrıçası
SEVGİ GÜVERCİNLERİ/2008-Doğa ve insan sevgisi..Tüm sevgilere,karşılıksız gönderme.. Güvercin gagalarından, su damlalarıyla avuçlarca, çiçekleşip, çoğalan sevgiler…
Ayrıca,2008 tarihli HAMAM,SABAH SERİNLİĞİ,HUZUR I ve HUZUR 2 tablolarında Anatomik olgunluk,duruş, durum ve konumlama yerindeliği, dikkat çekiçiydi.
Ressam Hale Gökhan Sergisi’ndeki tabloların bende yarattığı duyguları,bıraktığı izleri sözcüklere yükleyiverdim.
Şimdi,Ressam Hale Gökhan’ın ve öteki kent sanatçılarının eserlerini görmek isteseniz de göremezsiniz. Kentte gelen yerli ve yabancı gezginler de göremezler.. Neden mi? Çünkü;ÇANAKKALE ÇAĞDAŞ SANATLAR MÜZESİ olması gereken, Bolşoy Bale Sarayı görkeminde ön görünümüyle insanı büyüleyen mimariye sahip, Akol Otel yanındaki bina; Sahil Sıhhıye Teşkilatı gibi bürokratik bir birimin elinde….
Bu kenti sahiplenenler nasıl, böyle bir yapıyı kent kültürüne katamazlar.Böyle bir hayali,düşünceyi gerçekleştiremezler…
Çiçeklere verdiklerinin yarısıyla sergilerden bir tablo alıp,konut ve iş yerlerinin duvarlarına asma geleneği olmayan, resim ve heykeli sanat kabul etmede gecikmiş,varlıklı olmayı becermiş; Ancak,”Var olma “’nın, kültürle mümkün olduğunun ayırtına varamışlık, galiba,bunun nedeni. Ne dersiniz? Doğru galiba..
Ressam Hale Gökhan ve öteki kent sanatçılarının eserlerini lütfen karanlık depoların tozlu raflarına mahkum etmeyelim.
Sanat eserleri her ülkenin olduğu gibi her kentinde geleceğe miras bıraktığımız mücevherleridir. Bu mücevherlerin ışıltısı, kentte yaşayan ve kente gelen insanların yüreğini ve yolunu aydınlatır.
Lütfen, kentimiz sanatçılarının “GÜNEŞE GİDEN YOLUNU” açık tutalım….


Nuri Bilge Ceylan, ''Üç Maymun'' isimli filmiyle Cannes Film Festivali'nde en iyi yönetmen ödülünü aldı. Ceylan, ödül töreninde yaptığı konuşmada, ''Kazandığım ödülü güzel ülkem Türkiye ithaf ediyorum''dedi.

(CAHİT ÖNDER) Yok sayılan Çanakkaleli sinema ustası Nuri Bilge Ceylan

Antik dönemler kültür zengini bir kent olan Çanakkale’de, günümüzün, çağdaş sinema ustası Nuri Bilge Ceylan’ın yok sayılması, kentin bir “ kültür ayıbı “ değil midir?

Nuri Bilge Ceylan, Çanakkale’nin Yenice İlçesinde 26.Ocak.1959 yılında doğdu. Kasaba, Mayıs Sıkıntısı, İklimler ve Uzaklar filmleriyle bir çok ulusal ve uluslar arası yarışmalarda ödüller aldı. Türkiye’ye sinema ödülleri kazandırdı. Nuri Bilge Ceylan , Filmlerinin çoğunu doğduğu topraklarda çekti. Yenice’nin Çakıroba Köyünde. Başka mekanlar aramadı. Kendi çekti. Babası Mehmet Emin Ceylan’ı, Fabrika işçisi ,Yenice Torasan Köyünden Mehmet Emin Toprak’ı oynattı.

Yerel, yaşamsal ve kültürel motiflerle insanın farklı boyutlarını işlediği filmlerle Ülkemize Çanakkaleli bir sinema ustası olarak sayısız ödüller getirdi. Sessiz, sedasız Çanakkale’nin adını duyurdu Amerika’da, Mısır’da, Fransa’da…

Dünyanın belli başlı kentlerindeki kültür ve sinema etkinliklerinde ve de yabancı ülke üniversitelerinde “ Nuri Bilge Ceylan Sineması “ adıyla toplu film gösterileriyle Çanakkale’yi dünyaya tanıtan bir dünya sinemacısı, çağdaş bir sinema ustası,Nuri Bilge Ceylan.. Nuri Bilge Ceylan Dünya sinemacıları arasında “Türk Tarkovski’si “ olarak anılmaktadır. Bugünlerde Fransa’da, Cannes Kenti’nde ki film festivalinde “3 maymun “ filmiyle ödüle favori gösterilen Çanakkaleli Sinema Ustası Nuri Bilge Ceylan için, “Kültür Kenti Çanakkale”ye yurt içinde ve dış ülkelerde tanıtımına katkı sağladığı için ne yaptık?

Bırakın bir şey yapmayı. Aklımıza adı geldi mi.?. Yerel gazete sayfalarından “büyük kültürel faaliyetler” sahibi bir çok kurum,kuruluş,dernek, klüp,platform vb.’nın kültürel etkinlik haberlerini izliyoruz.. Nedense, Nuri Bilge Ceylan adını duyan Senegal vatandaşlığına geçiyor.(!)

Çanakkaleli bu büyük sinema ustasına bir teşekkür kimsenin aklına bile mi gelmiyor?

Kendi çocuklarının yarattığı çağdaş kültürel değerleri anlayıp,kabul edip, değerlendiremeyen kentler, Ancak ve sadece maziye tutsak olma kolaycılığıyla oyalanmak durumunu yaşarlar. Dünyanın ödüllendirdiği kültür adamlarına sahip olduğunun farkında olamamak, bir kültür kenti ayıbıdır…

BU AYIP, Çanakkale’ye yakışmaz. Valilik, Belediye, Partiler,İş adamları Dernekleri, Esnaf kuruluşları, At arabacıları Derneği, Sivil Toplum Kuruluşları,kentin üniversitesi,ÇOMÜ Sinema Bölümü, Fabrika, firma ,otel, büfe işletmecileri bir araya gelip, komiteler kurup, Dünya Sinemasının Çanakkaleli Yönetmeni Nuri Bilge Ceylan’ı kucakladığını “dünyalara” duyurmalıdırlar…

Bu “Kültür Ayıbı “ ‘ndan kurtarılmalıdır, Kültür Kenti Çanakkale….

BABASININ GÖZÜNDEN CEYLAN

61. Uluslararası Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye Kategorisinde 'Üç Maymun' Filmiyle En İyi Yönetmen Ödülünü Kazanan Nuri Bilge Ceylan'ın Baba Evinde Sevinç Yaşanıyor.

Yenice ilçesinde yaşamını sürdüren yönetmen Ceylan'ın babası Mehmet Emin Ceylan, 61. Uluslararası Cannes Film Festivali'nde oğlunun aldığı en iyi yönetmen ödülünün yanı sıra, Alexandria 16. Uluslararası Film Festivali'nde “Üç Maymun” filmindeki rolü nedeniyle kendisine verilen “En İyi Aktör” ödülünü kazanmanın mutluluğunu yaşıyor.

Ceylan, “Üç Maymun” filminde kendisine rol veren oğlu ile gurur duyduğunu belirterek, şöyle konuştu:

“Oğlum ödülünü, tutkuyla sevdiği yalnız ve güzel ülkesi için aldı. 61. Cannes Film Festivali'ndeki başarısıyla oğlum yurtseverliğini bir kez daha gözler önüne sermiş oldu, Türkiye'ye filmini adadı. Evladımla gurur duyuyorum. (Üç Maymun) filmi, benim de tanınmama sebep oldu. Yurt içinden ve yurt dışından bir çok hayranımdan aldığım mektuplar beni mutlu ediyor. Görevim nedeniyle yıllarca yurt dışında bulunduk. Ancak, Yenice'de evimiz ve toprağımız olduğu için yılın büyük bir bölümünde burada kalıyoruz.”

Ceylan, bir süre sonra eşi Fatma Ceylan, oğlu Nuri Bilge Ceylan, gelini Ebru Ceylan ve 3 yaşındaki torunu Ayaz ile birlikte Mısır'a yolculuk yapmayı planladıklarını sözlerine ekledi.


Çanakkale Valiliği-Belediye-Üniversite-Rotary Kulübü ortak organizasyonuyla kentin seramik kimliğini yeniden ele alıp yaşatmak adına başlayan çalışmalar kapsamında “ Seramik Şehri Çanakkale Projesi” Konsey toplantısının 1.si ÇOMÜ’de gerçekleşti. Projenin yürütücüsü Prof. Dr. Erdinç Bakla, Troya’dan günümüze kadar gelen seramiklerin büyük bölümünün sergilenemeyip İstanbul Arkeoloji Müzesinin bodrumunda saklandığını, Çanakkale’ye kurulacak müzeye taşınmasının en büyük arzusu olduğunu söyledi.

Çanakkale Valiliği-Belediye-Üniversite-Rotary Kulübü ortak organizasyonuyla kentin seramik kimliğini yeniden ele alıp yaşatmak adına başlayan çalışmalar kapsamında “ Seramik Şehri Çanakkale Projesi” Konsey toplantısının 1.si  ÇOMÜ’de gerçekleşti. 1960’lı yıllara kadar var olan ve kendisinin de bir dönem staj yaptığı seramik fırınlarına günümüz Çanakkale’sinde rastlanmadığını belirten Prof. Dr. Bakla, seramiğin Çanakkale için vazgeçilmez bir kültür olduğuna vurgu yaptı. Çanakkale adının seramikten alındığını hatırlatan Bakla, seramik yapımının sadece yakın tarihte değil Troya döneminden bunaya Çanakkale ile anıldığını belirterek “Tarihsel önemi bulunan Çanakkale seramiğini yaşatmak Çanakkale değerlerine sahip çıkıp yaşatmak ile eşdeğerdedir” dedi. ÇOMÜ Troya Kültür Merkezinde gerçekleşen toplantıya Vali Orhan Kırlı, Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, ÇOMÜ Rektörü Ali Akdemir, Kale Şirketleri Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Bodur Okyay, C. Başsavcısı İlmettin Köklü, Çanakkale Defterdarı Sacide Şakar, sivil toplum kuruluşları yönetici ve temsilcilerinin yanı sıra Yeditepe, mimar Sinan, Hacettepe ve Işık Üniversitelerinden öğretim üyeleri ve İstanbul’da yerleşik bulunan seramik antika ve müzayedecileri de katıldı.

Seramik duygusallığı

Toplantının açılış konuşmasını yapan ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Ali Akdemir, seramik sanatının duyguları ifade eden özellikler taşıdığını, duygusallığın günümüzde hem incelik hem de maddiyat olarak tanımlandığını belirterek “O yüzden ki; seramik her iki açıdan da bizim için duygusallığı yansıtıyor” dedi. Akdemir, ÇOMÜ olarak Seramik Şehri Çanakkale Projesi Konsey toplantısına ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.

Bizi Bakla uyandırdı

Çanakkale’nin seramik özelliğinin yüzyıllardır biline geldiğini ancak teknolojik değişim sonucu birçok meslek gibi seramik imalatının da Çanakkale’de erozyona uğrayıp unutulduğunu belirten Belediye Başkanı Ülgür Gökhan “Yıllardır uyuduğumuz, unuttuğumuz seramik rüyasından bizi sayın Prof. Dr. Erdinç Bakla uyandırdı” dedi. Çanakkale toprağının seramik özelliğine dikkati çeken Gökhan “Her gün üzerine basıp çiğnediğimiz toprağın farkına da sayın Bakla’nın uyandırmasıyla vardık. Ne yazık ki; Troya’dan günümüze gelen bu özelliği yaşatamadık ama bugün burada seramik sanatını yaşatmak adına bir arada olmamız gurur verici. Ben bunu kentin belediye başkanı olmanın ötesinde birey olarak da çok önemsiyorum” dedi.

Valilikten destek

Vali Orhan Kırlı’da yaptığı konuşmada; Seramik Şehri Çanakkale Projesinin mimarı Prof. Dr. Erdinç Bakla’nın bir kentli olarak daha önce yaşadığı toprakların kültürüne sahip çıkma adına çok önemli bir misyon yüklendiğini belirterek geliştirilen projeye Valilik olarak her türlü desteği vermeye hazır olduklarını söyledi. Yapılan konuşmalar sırasında Çanakkale’ye Seramik Müzesi kurulmasının enaz Troya Müzesi kadar önemli olduğu, şehir içinde belediyenin katkılarıyla geçici olarak oluşturulacak müzenin yanında Troya Müzesi içersinde de Seramik müzesinin yer almasının turizm açısından büyük önem arz ettiği kaydedildi.


Genel Sanat Yönetmenliğini Mustafa Erdoğan' ın yaptığı ''Anadolu Ateşi'' dans topluluğunun yeni gösterisi Troya, seyirciyle buluştu.

''Anadolu Ateşi''nin, ''Bir Anadolu Efsanesi, Anadolu'nun Dans Diliyle Anayurdunda Canlanıyor'' sloganıyla hayat verdiği Troya, 8 Nisanda yapılan gala gösterisi öncesinde İstanbul Gösteri Merkezi'nde düzenlenen basın toplantısıyla tanıtıldı.

Anadolu Ateşi Genel Sanat Yönetmeni Mustafa Erdoğan, bir Anadolu efsanesini hayata geçirdiklerini belirterek, gösterinin yapılması için ilk düşüncelerin 1999 yılında ortaya çıktığını, 4 yıldır da gösteri için hazırlandıklarını söyledi.

Erdoğan, Troya'nın, Anadolu halkına ait bir efsane olduğunu anlatarak, ''Anadolu Ateşi'nin 120 dansçısının görev yaptığı, dünyanın en ileri teknikleri kullanılarak gerçekleştirilen, insanlık tarihinin en eski ve en bilinen öyküsü Troya, ilk kez anayurdunda sahnelenecek'' dedi.

Mustafa Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

''Dünyadaki tüm Troya yorumları karşı taraftan bakılarak yazıldı. Biz buradan, üzerine bastığımız topraklardan hareketle buralı bir hikayeyi, içeriğine en yakın şekilde yorumlayıp tüm dünyaya anlatmak istiyoruz.

Türkiye'ye layık bir eser oldu. Aşılması, taklit edilmesi ve benzerinin yapılması bizim açımızdan bile çok zor. Troya, gelmiş geçmiş en güzel sahne eserlerinden biri olacak ve bir dünya klasiğine dönüşecek.''

Barışı hedefleyen Anadolu dayanışması

Erdoğan, gösteride, efsanenin daha çok barışı hedefleyen Anadolu dayanışması yönünün öne çıkarıldığını ifade ederek, ''Anadolu'dan tüm dünyaya gerçek bir Troya yorumu ile çıkıyoruz. Referans noktamız yine Anadolu. Bize ait bu insanlık mirasının, yine bizim kültür kodlarımızla gerçeklik bulması tarihi bir sorumluluk'' diye konuştu.

Troya'nın ilk gösteriminin 8 Nisanda İstanbul Gösteri Merkezi'nde gerçekleştirileceğini anlatan Erdoğan, İstanbul'daki gösterilerin ardından Antalya Aspendos Tiyatrosu'da, sonbaharda da yine İstanbul'da sahneleneceğini bildirdi.

Türkiye'de bir yıl sürecek gösterimlerin ardından Troya'nın yurt dışında da sergileneceğini kaydeden Erdoğan, Pekin Olimpiyatları'nda da gösteri sunacaklarını vurguladı.

Erdoğan, Troya'nın sahnelenmesinde destek veren aralarında Garanti Bankası, Vodafone, Vestel ve Gloria Hotels&Resort'un da bulunduğu sponsorlara teşekkür etti.

Bir Anadolu efsanesi "Troya"

Troya oyunu hakkında bilgi veren Mustafa Erdoğan, gösteride, Anadolu Ateşi'nin 120 dansçısının rol aldığını, 30 idari ve 250 teknik elemanın görev yaptığını, 2 perdelik oyunda Homeros'un yazdıklarına sadık kalarak arkeolojik bulgulardan da yola çıkarak hazırlanan özgün koreografilerin kullanıldığını söyledi.

Erdoğan, Troya'nın müziklerinde dünya çapında starların imzası bulunduğunu ifade ederek, Yücel Arzen'in yaptığı müziklere Prag Flarmoni Orkestrası'nın eşlik ettiğini bildirdi.

80 kişilik kadrosuyla Troya'ya müzik ve vokal yapan gruba, Türkiye'den de alanında uzman 70 müzisyenin eşlik ettiğini belirten Erdoğan, dünyanın en önemli virtüözlerinden Gheorhe Zamfir, Civan Gasparyan ve Vassilis Saleas'ın da Troya'nın müziklerine katkıda bulunduğunu kaydetti.

Mustafa Erdoğan, oyunun kostümlerini Serdar Başbuğ'un tasarladığını, bütün bu çalışmalar sırasında Troya'nın tarih danışmanlığını Troya kazılarını da yürüten arkeolog Doç. Dr. Rüstem Aslan'ın yaptığını ifade etti.

Troya'nın ışık sistemleri için Chicago müzikalinin de ışığını yapan Christopher Ash'ın Türkiye'ye geldiğini belirten Erdoğan, oyundaki, Türkiye'de ilk kez kullanılan uçuş sistemlerini, Cirgue de Soleil'in uçuş sistemlerini yapan Ted Moore'ın gerçekleştirdiğini vurguladı.

3,5 milyon avro

Erdoğan, Troya oyununa Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından destek verildiğini belirterek, Bakan Ertuğrul Günay'a teşekkür etti.

Erdoğan, Troya'nın yaklaşık 3,5 milyon Avro'ya mal olduğunu, her gösterimde değişiklikler yaşanacağını kaydetti.

Mustafa Erdoğan, Troya filminin oyuncularını davet edip etmedikleri yönündeki bir soru üzerine, bunun gerçekleşmediğini belirterek, ''Ama bir gün mutlaka bilet alıp oyunumuza gelecekler'' dedi.

Erdoğan, Troya'yı gerçek atlar kullanarak, gerçek mekanında oynamak istediklerini sözlerine ekledi.


ÇANAKKALE ZAFERİ'NİN FUTBOLCU KAHRAMANLARI

Gazeteci-Yazar Ali Sami Alkış, Çanakkale Savaşı’nda düşmanla mücadeleleri sırasında şehit olan, yaralanan ve esir düşen futbolcuların çarpıcı hikayelerini kaleme aldığı kitapta anlattı.

Yarımada yayınevinden çıkan "Çanakkale’de Şehit Düşen Futbolcular Yedi Kandilli Avize" adlı kitapta, Çanakkale Cephesi’nde Galatasaray’ın 23, Fenerbahçe’nin 5 ve Beşiktaş’ın da 2 futbolcusunun şehit olduğu belirtiliyor.
1. Dünya Savaşı sırasında ise Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Ankaragücü’nün toplam 70 futbolcusunun, çeşitli cephelerde şehit düştüğü ifade ediliyor.
Galatasaray’da kayıtların düzenli tutulması nedeniyle şehit futbolcu sayısının fazla gözüktüğü, Beşiktaş’a ait kayıtların işgal yıllarında kulübün Rumlar tarafından yağmalanması sırasında, Fenerbahçe’ye ait kayıtların ise kulüp binasında çıkan yangında tahrip olduğu belirtiliyor.
Çanakkale’de şehit olan, yaralanan ve esir düşen futbolcu sayısının belirlenenden çok fazla olduğu, ancak kaynak yetersizliği nedeniyle şehit futbolcu sayısının tespitinin mümkün olmadığı, mevcut kaynakların ise genelde Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’a ait olduğu vurgulanıyor.
Ankara, Izmir, Bursa, Trabzon gibi kentlerde bulunan kulüplerde oynayan futbolcuların da savaşa katıldığı, ancak kayıt tutulmadığı için isimlerinin ve sayılarının tespit edilemediği ifade ediliyor.

MAÇA BEKLENİRKEN ŞEHİT OLDUĞU HABERİ GELDİ

1. Dünya Savaşı sırasında futbolcuların yeşil sahalar ile savaş alanı arasında gidip geldiklerinin anlatıldığı kitapta, Çanakkale’nin ardından Fransızlarla savaşmak için Niğde’ye giden Fenerbahçeli Arif’in hazin hikayesi şöyle:
"Fenerbahçe, 1919-1920 sezonuna iddialı girmek istiyordu. Bunun için, ilk kez sahaya çıkacakları Idmanyurdu maçında, sağ bekleri Istihkam Subayı Mülazımıevvel Arif’in mutlaka oynamasını istiyorlardı.
Ulukışla’da bulunan kaptanları için, kumandanlıktan izin aldılar. Arif’in oynamasını sağlama almışlardı. O mutlaka gelmeliydi. Gelecekti. Fakat onun yerine kara haberi geldi. Arif Ulukışla’dan Niğde’ye giderken tam kalbine aldığı bir kurşunla şehit oldu."
Arif’in şehit olduğu haberinin ardından Fenerbahçe’nin İdmanyurdu karşılamasına, şehide saygı olsun diye 10 kişiyle çıktığı, şehit Arif’in 2 numaralı formasının ise saha kenarına bırakılan bir sandalyeye asıldığı kaydediliyor.
Karşılaşmanın ise sahaya 10 kişiyle çıkan Fenerbahçe’nin 11-0 üstünlüğüyle sonuçlandığı belirtiliyor.

GALATASARAYLI İNGİLİZ KÖKENLİ FUTBOLCU...

Hindistan’da, İslamiyeti seçen Spancer ve Sarah Robenson adlı İngiliz karı-kocanın Müslümanlara olan yaklaşımlardan dolayı İngiltere ve Hindistan’da yaşayamayacaklarını anlamaları üzerine İstanbul’a göç ettikleri anlatılıyor.
Abdullah ve Fatma isimlerini alan İngiliz çiftin 3 erkek çocuğundan Ahmet ve Abdurrahman’ın Galatasaray’da top oynadığı ve şampiyonluklar yaşadıkları ifade ediliyor.
1. Dünya Savaşı sırasında düşman saldırılarını artırınca Galatasaray’ın forveti Abdurrahman ile diğer kardeşi Yakup’un cepheye gitmek için izin istediği baba Abdullah Robenson’un, "Bakın evlatlarım. Burası bizim vatanımız oldu. Gitmenize üzülürüz; ama gururumuz her zaman acımızdan büyük olur" dediği kaydediliyor.
Gönüllüler ordusuna katılarak Çanakkale’ye giden Robenson kardeşlerden Abdurrahman’ın kısa bir süre sonra gönderildiği Kafkas Cephesi’nde donarak şehit olduğu ifade ediliyor.
Yakup Robenson’un ise Çanakkale’nin ardından gittiği Bağdat Cephesi’nde bir İngiliz’in silahından çıkan kurşunla şehit olduğu belirtiliyor.
Robenson ailesinin sağ kalan tek çocukları Ahmet’in ise yıllar sonra Galatasaray’a başkan olduğu vurgulanıyor.

DESTANLAŞAN 27. ALAY’DA ŞEHİT OLDU

Çanakkale Savaşı sırasında Beşiktaş’ın yıldız futbolcularından olan kaptan Kazım’ın, düşman işgaline karşı cepheye gittiği ve kendisini tanıyan bir komutanın "emir erim ol" önerisini, "Ben sporcuyum. Diğerlerine göre daha zinde ve atik biriyim. Cephede daha çok işe yararım" diyerek geri çevirdiği belirtiliyor.
Anzaklara karşı destanlaşan 27. Alay’da mücadele veren Kazım’ın savaş sırasında sırtına isabet eden bir gülle ile Çanakkale’de şehit düştüğü kaydediliyor.
Kazım’ın cebinden çıkan kanlı kağıt parçasındaki şiirin ise daha sonra marş haline getirilerek maçlarda, törenlerde söylendiği ifade ediliyor.

ASKERDEN KAÇMAK İSTEYEN FUTBOLCULAR...

1. Dünya Savaşı sırasında vatan savunması için yediden yetmişe herkesin gönüllü olarak askere yazıldığı, ancak cepheye gitmek istemeyen futbolcuların askerlikten muaf tutulan İttihat ve Terakki Partisi’nin elindeki Altınordu Kulübü’ne gittiğine dikkat çekiliyor.
Askere gitmek istemeyen dönemin ünlü futbolcularından otomobil Nuri de Fenerbahçe Başkanı Hamit Hüsnü’nün "Bir gün seni kendi ellerimle orduya teslim edeceğim" demesi üzerine takımdaki 6 arkadaşını yanına alarak Altınordu Kulübü’ne geçtiği, böylece askere gitmekten kurtulduğu belirtiliyor.
O dönem bütün kulüplerin futbolcuları askere alınırken, sadece Altınordu Kulübü’ndeki futbolcuların vatani görevden muaf tutulması ise çarpıcı bir şekilde anlatılıyor.
Savaşa giden futbolcuların şehit düşmesi ya da gazi olması nedeniyle kulüplerin tamamen tükendiği dönemlerin olduğu, hatta savaşın en şiddetli zamanında Fenerbahçe’nin 3, Galatasaray’ın 2 ve Beşiktaş’ın ise sadece l futbolcusunun kaldığı ifade ediliyor.
Kayıpların ardından ise kulüplerin 15-16 yaşlarındaki çocuklardan takım oluşturularak karşılaşmalara çıktığı belirtiliyor.


''DESTANINA SAHİP ÇIK'' FİLM PROJESİ

“Toplumsal Girişimciler” ismiyle faaliyet gösteren platform, Çanakkale Savaşı'nı konu alan bir sinema filmi çekilmesi istemiyle internet sitesi oluşturdu. Girişimciler, "www.birdestandircanakkale.com" adlı internet sitesinde “Destanına Sahip Çık” sloganıyla, Çanakkale destanını anlatan Hollywood yapımı filmin tüm dünyada gösterilmesini sağlamak amacıyla katılımcıların desteğini bekliyor.

Çanakkale Destanını konu alan Hollywood yapımı sinema filminin, siteden verilecek oyların oluşturulacağı toplum desteğiyle, Kültür Bakanlığına sunulması ve Bakanlığın projeyi sahiplenerek gerçekleştirmesi hedefleniyor.

Çekilecek filmle, çağın teknolojik imkanlarının kullanılarak Türk tarihinin ve Türkiye'nin tüm dünyaya tanıtılmasının yanı sıra filmden elde edilecek gelirle, Atatürk'ün Hayatı, İstanbul'un Fethi, Kurtuluş Savaşı Yılları, Ünlü Türk Büyükleri gibi çeşitli konularda yeni film projeleri geliştirmek de projenin amaçları arasında yer alıyor.
Öte yandan, proje kurucuları, Hollywood kalitesinde, bir Türk hikayesinin filme dönüşmesinin Türk filmlerinin senaryo ve yapım olarak kalitelerinin artmasını ve filmin, Türk halkı açısından gurur kaynağı olacağı düşüncesiyle toplumdaki özgüvenin yükselmesini sağlayacağı görüşünde.

KATILIMCILAR ÇANAKKALE FİLMİNİ ÜNLÜ YÖNETMEN STEVEN SPİELBERG ÇEKSİN İSTİYOR

Şu ana kadar bin 315 kişinin Çanakkale Destanı ile ilgili filme “evet” dediği sitede yer alan anket bölümünde ise filmi hangi yönetmenin çekeceği, hangi Türk ya da yabancı oyuncunun oynayacağı gibi sorulara da yer verildi.

Buna göre katılımcılar, Çanakkale Destanı ile ilgili filmi yüzde 39,58 oyla ünlü Hollywood yönetmeni Steven Spielberg'in çekmesini istiyor. “Amistad”, “Er Ryan'ı Kurtarmak”, “Dünyalar Savaşı” gibi savaş ve kahramanlık hikayelerinin usta yönetmeni Spielberg'in ardından katılımcılar, yüzde 20,83 ile Mel Gibson'ın, yüzde 14,58 ile Clint Eastwood'un kamera arkasına geçmesi taraftarı.

BRUCE WİLLİS YA DA NECATİ ŞAŞMAZ BAŞROLDE OYNAYACAK

Ankette, Çanakkale filminde oynaması istenilen başrol oyuncuları için yerli ve yabacı olmak üzere iki seçenek sunuldu. Buna göre katılımcılar, yabancı oyuncularda yüzde 29,63 oyla dünyaca ünlü aktör Bruce Willis'i tercih ederken,

Brad Pitt yüzde 16,67, Nicholas Cage yüzde 14,81 oyla Willis'i takip ediyor. Tom Hanks ve Russell Crowe ise yüzde 11,11 oyla dördüncülüğü paylaşıyorlar.
Katılımcılar Türk oyuncular arasında ise yüzde 37,74 oyla “Kurtlar Vadisi” isimli dizide “Polat Alemdar” karakteri ile tanınan Necati Şaşmaz'ı filmde görmek istiyor. Kenan İmirzalıoğlu yüzde 20,75, Mehmet Aslantuğ yüzde 15,09, Nejat İşler 11,32 oyla diğer tercihler arasında. Seçenekler arasında bulunan Kadir İnanır ise şimdilik yüzde 1,89 ile ise an az oyu alan Türk aktör oldu.

Öte yandan, Sitenin “Filme isim bul” bölümünde ise katılımcılar, filme isim bulmaları için teşvik ediliyor.


Çanakkale kara savaşları sırasında Yarbay Mustafa Kemal'e bağlı 19. Tümen'in 3 alayından biri olan ve devam eden kara savaşları süresince mevcudunun tamamı şehit düşerek tarihe "Şehitler Alayı" olarak geçen 57. Alay'ın hikayesi filme çekilecek.

Filmin yapımcılığını üstlenen Ceteris Paribus Yeni Nesil Reklam ve İletişim Hizmetleri Tic. Ltd. Şti'den yapılan yazılı açıklamada, filmin yönetmenliğini, aynı zamanda senaristliğini de üstlenen Giray Besen'in yapacağı belirtildi. Açıklamada, çekimlerine yaz sonunda başlanacak filmin, Çanakkale kara savaşlarının başladığı tarihin yıl dönümü olan 25 Nisan 2009 tarihinde gösterime girmesinin planlandığı belirtildi.


Turgut Özakman, Çanakkale destanını anlattığı yeni kitabıyla ilgili ilk kez konuştu
YAZARKEN ŞEHİTLER OMUZ BAŞIMDAYDI

ÇANAKKALE’NİN KENDİSİ MUCİZE

353. baskı yaparak alanında dünya rekoru kıran, korsan basımıyla satışı 5 milyona ulaşan ’Şu Çılgın Türkler’in yazarı Turgut Özakman, gelecek hafta çıkacak yeni kitabı ’Diriliş’ten bazı bölümleri ve kitabı kaleme alış öyküsünü ilk kez paylaştı. İşte, Çanakkale Savaşı ile o zorlu dönemi konu alan ’Diriliş’ten bazı bölümler ve "Yazarken şehitler omuz başımdaydı" diyen Turgut Özakman

ÇANAKKALE Savaşı’nı ve o dönemi en iyi özetleyen ve sonrasını sonsuza açan sözcüğün Diriliş olduğunu düşünüyorum.

Ey sevgili gençler!

Bu savaşları, lütfen sabırla, dikkatle, düşüne düşüne okuyunuz. Bunları heyecanlı, kanlı savaş sahneleri anlatmak için değil, hele savaşı övmek için hiç değil; irade, akıl, buluş, yurtseverlik, milli duruş, bilinç, sebat, kararlılık, inanç, benlik, gerçek kahramanlık, insanlık ve karakter sergisi oldukları için, bir milletin dirilişinin, uyanışının aşamalarını oluşturdukları için anlattım, bilmenizi istedim.

Bu olağanüstü zaferi hikaye ederken olayları hiç abartmadım. Ucuz kahramanlık hikayelerine, hasamet edebiyetına, şovence anlatıma hiç yer vermedim.

Birçok sayfayı, o kan deryası içinde, yarı aç, yarı tok, yurtlarını ve insanlıklarını koruyan kahramanlara duyduğum saygı ve minnet nedeniyle gözlerim yaşara yaşara yazdığımı söylemeliyim.

Diriliş’i yazarken bazı şehitlerin omuz başımda durdukları, yazdıklarımı denetledikleri duygusuna kapıldığım çok oldu.

Karşı yanın kahramanlarını belirtmeyi de ihmal etmedim.

Ayıplarımızı ve başarısızlıklarımızı da gösterdim."

GÜNAHSA GÜNAH DEYİP SAÇLARINI FEDA ETTİ

GEMİLERİN bedeli 7 milyon lira tutuyordu. Hazinede ilk taksiti ödeyebilecek kadar bile para yoktu. Donanma Cemiyeti aracılığı ile halktan yardım istendi.

Bu istek büyük heyecan uyandırdı. Yeni bir yenilgi onursuzluğu ve acısı yaşamak istemeyen halk harekete geçti. Heyecan köpürerek, dalga dalga yayıldı.

Tarihin yazık ki adını kaydetmediği kimsesiz, yoksul bir kadın da unutulmayacak bir kahramanlık yaptı. Beyoğlu berberlerinin peruka (takma saç) yapmak için parasıyla saç aradıklarını duymuştu. Müslüman Türklerde kadınlar genellikle saçlarını kesmez, kesenlere iyi gözle bakılmazdı. Ama uzun saçından başka varlığı yoktu. Cepheden gelen yaralıları, iniltileri kesilmeyen göçmenleri, caddelerden yenilginin utancı içinde başları eğik geçen namuslu subayları düşündü. Günahsa günaha girmeyi, ayıplanmayı, hor görülmeyi, çirkin olmayı göze aldı; o kadar sevdiği saçlarını ağlaya ağlaya dibinden kesti. Rum berbere sattı, aldığı üç kuruşu koşa koşa Donanma Cemiyeti’ne yetiştirdi.

KADINLAR ASKERLİK DİLEKÇESİ VERDİLER

KADIN Haklarını Savunma Derneği Yönetim Kurulu ile Dünyası dergisinin ileri gelen yazarları derginin Divanyolu’ndaki yönetim yerinde toplandılar. Derneğin Başkanı ve Derginin kurucusu Nuriye Hanımın çağrısı üzerine bir araya gelmişlerdi.

Nuriye Hanım, "Zaten kağıt sıkıntısı var" dedi, "Dergiyi zorlukla yayımlayabiliyoruz. Dergiyi kapatalım, bütün zamanımızı derneğe ayıralım. Birçok yolla ordumuza yardımcı olabiliriz. Kızılay, Donanma Cemiyeti, Müdafaa-yı Milliye Cemiyeti gibi yursever örgütlerin kadın kollarında da çalışabiliriz. Birçok üyemiz var. Üyemiz olmayanlardan da destek isteriz. Yardım toplayabiliriz. Çamaşır dikebilir, çorap örebilir, sargı bezi hazırlayabiliriz. Bu amaçla kadınların çalışacakları işlikler kurabiliriz. Ne dersiniz?"

Öneri oybirliği ile kabul edildi. Daha da ileri giderek Enver Paşaya bir telgraf çekip gerekirse askerlik yapmaya hazır olduklarını da bildirdiler.

GÖNÜLLÜ HEMŞİRELİK KURSLARI AÇILDI

KIZILAY Kadınlar Kolu’nda çalışan hanımlardan biri, gönüllü hemşirelik kursu açılmasını önerdi. Öneri heyecanla, alkışlarla benimsendi. Bu olay yalnız bir hayır etkinliği olmaz, gerçekleşirse, birçok zincirin kırılmasını da kolaylaştırırdı. Öyle de olacaktı.

Kızılay Genel Başkanı Dr. Besim Ömer Paşa’yı ziyaret ettiler.

Öneriyi öğrenince Paşa’nın gözleri yaşardı.

Kadınların çalışmasını, meslek gereği de olsa bir erkeğe el sürmesini kabul etmeyen bağnazların tepkilerine göğüs gererek hemşirelik mesleğini o başlatmıştı. Açtığı kursu bitiren Müslüman hanımlar Trablus ve Balkan Savaşı sırasında Kızılay hastanelerinde çalışmışlardı. İçini çekti:

"O felaket günlerinin ertesinde, yeni kurs açmayı düşünemedik. Eskilerden bu önemli mesleği sürdüren ancak bir iki kişi kaldı. Evlenenler, belki de kocaları izin vermediği için ayrıldılar. İlk kursa pek az hanım katılabilmişti. Anlıyorum ki bu kez öyle olmayacak. Kurs açılacağını duyurun!"

Hanımlar odadan çıkar çıkmaz bu güzel hizmeti başlatmak için yardımcısını çağırdı.

SAVAŞ KARARINI TEK BAŞINA VERDİ

ENVER Paşa, sabah bütün raporları okudu. Bronsart Paşa, Alman Genelkurmayı’ndan aldığı emre göre bir rapor hazırlamıştı. Rapor, Osmanlı Devleti’nin savaşa nasıl gireceğini belirliyordu. Bir çeşit savaş senaryosuydu.

Odasında yapayalnızdı.

Tarih, geçmişi görkemle dolu imparatorluğun kaderini elinde tutan genç adamın bir karar vermesini bekliyordu. Durumu Türk kurmaylarla değerlendirebilirdi. Sadrazama bildirebilir, hükümete götürebilirdi. Cemal ve Talat Paşalarla toplanıp görüşebilirdi. Hiç birini yapmadı. Tarihin huzurunda tek başına durdu ve müthiş kararı verdi: Bronsart Paşanın raporunu onayladı!

Osmanlı Devleti’nin savaşa nasıl gireceğini açıklayan çok gizli belge Alman Genelkurmayına gönderildi.

MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE’DE

MUSTAFA Kemal, 3. Kolordu’ya malzeme taşıyan küçük bir gemiyle Tekirdağ’a geldi.

19. Tümen daha kuruluş halindeydi. Tümenin karargáhı bile yoktu. Üç alayı vardı. Biri 57. Alay’dı. Karma bir alaydı. Alayda Anadolu’nun her şehrinden birkaç kişi vardı. Türkiye sergisi gibiydi. Alay Komutanı Binbaşı Hüseyin Avni Bey, yürekli, bilgili, çalışkan bir subaydı.

Yeni kurulduğu için alaya daha sancak verilmemişti. Öteki iki alayın kuruluşu ise daha tamamlanmamıştı.

M. Kemal göreve başladığını Kolordu Komutanlığına bildirdi: 1 Şubat 1915.

M. Kemal’in ve yeni Türkiye’nin saati çalışmaya başlamıştı.

MEHMETÇİĞİN HELVA SEVİNCİ

HİLMİ Bey hepsine teşekkür etti, yardımcısı Teğmen Fahri’ye de usulca, "Bugün akşam yemeğine irmik helvası ekleyelim" dedi, "Hak etti çocuklar."

Cebinden para vererek gereken malzemeyi aldırmasını rica etti.

İrmik helvası büyük olaydı.

Akşam az etli bulgur pilavı vardı. Bir de helva olduğunu duyunca asker bayram etti. Bataryanın uğuru Deli Mustafa ile Deli İbrahim zıpzıp zıpladılar. Bunlar 40 yaşında iki iyi çocuktu!

"Hey hey heyyyy!"

Er Edremitli Seyid’in gözleri dört açıldı, "Anaav"... diye inledi minnetle, ".. padişah sofrası da anca bu kadar olur!"

Duayla savaş kazanılsaydı Müslümanlar hiç yenilmezdi
TURGUT Özakman, ’Diriliş’ romanını ilk kez Hürriyet’e anlattı. Savaşta kadınların önemini ve o dönemde gelişen kadın hareketini anlatan Özakman, dönemin fotoğrafını çekiyor. Özakman, şunları söyledi:

KARAKUŞ MASALI DEĞİL Kİ BU

"Sanıyorum, Çanakkale ile ilgili eksiksize yakın bir kitaplığım oldu. Dünyadaki bununla ilgili bütün internet sitelerini taradık. Gereken hepsinden indirme yaptık, resim de indirdik. Bazı kimselerin, Çanakkale’yi görmeden bazı şeyleri yazdıkları anlaşılıyor. Bazıları zaten uçmuş. Bir kısmı gerçeği saptırıyor. Roman diye yazıyor ama bu ’Karakuş Masalı’ değil ki. Geçen sene, 1 Mayıs’ta eve kapandım, ocakın ortasında çıktım. Sekiz ay evden çıkmadım. O arada seçimde bir çıktım, bir iki kere yayınevine gittim o kadar. Her sokağa çıktığımda da Ankara’yı özlemiş olarak çıkıyordum.

DÖNEMİN EN ÖNEMLİ KADIN HAREKETİ

Çanakkale sadece Çanakkale’de olup biten bir olay değil. Bunun evveliyatı önemli. O tarihteki fikir akımları önemli; ama bir de kadın hareketi var, öbür zamanki fikir hareketinden çok daha önemli. İki sene evvel, Balkan Savaşı yapılmış, 600 yıllık bir imparatorluğun dev iki ordusu, bir kaç yıl evvel kurulmuş dört küçük ülkenin ordusundan dayak yiyor, bozguna uğruyor. Bulgar ordusu ta İstanbul’un eşiğine, Çatalca’ya kadar geliyor. Bu ordudan, Çanakkale ordusu nasıl çıkıyor? İşte kitap bu dirilişi anlatıyor.

KURTULUŞ SAVAŞI’NIN TAÇ KAPISI ÇANAKKALE

Çanakkale, Kurtuluş Savaşı’nın taç kapısı, girişi. Çanakkale, 1. Dünya Savaşı içerisinde büyük bir başarı. Ama sonunda yeniliyoruz. O kadar kudretle, şanla, şerefle koruduğumuz Çanakkale’yi Fransızlar gelip basıyorlar, onların oluyor. Yani Çanakkale’nin eğer bazı özellikleri olmasaydı, bu büyük yenilginin içerisinde bir teselli olarak kalacaktı. Ama öyle değil. Gelecek için çok önemli bazı özellikleri var. Birincisi Atatürk’ü tarih sahnesine çıkartıyor ilk defa. İki, inanılmaz bir özgüven geliyor. ’Biz kenetlenebilirsek, emperyalizmi yenebiliriz.’ İşte Milli Mücadele bu ruhla yapılmıştır. Onun özü, onun mayası Çanakkale ruhu. Üçüncü bir özelliği de o daracık alanda savaşın her türlüsünü yapmış genç komutanlar, sonradan bunların yüzde 90’ı milli mücadelede görev almıştır; o inanılmaz yoksulluk içerisinde orduyu zaferden, zafere koşturabilmiştir. Bu üç büyük temel özelliğiyle milli mücadeleyi yaratıyor, cumhuriyete kadar götürüyor.

MİLYONLARCA ANANIN DUASI ARKAMIZDA

Milli mücadelede, kağnıcı kadınlar vardır. Bu savaşta başka bir şey var. Her taraftan askerlere dağıtılsın diye, kuruyemiş, çerez hediyesi başlıyor. Sigara hediyesi başlıyor. Onlara mendil, çorap, çamaşır yollama hediyeleri başlıyor. Oradaki bir subayın söylediği bir söz var; ’Düşmanın arkasında donanma varsa, bizim arkamızda ondan daha güçlü bir şey var. Milyonlarca anamızın duası var’ diyor. Mehmetçik böyle hazırlanıyor kavgaya ve gelen insanların çok güçlü olduğu, çok yıkıcı olabileceği anlatılıyor.

KANTARLA TARTIP ASKERE ALDILAR

Ordu, Suriye’de, sırtında kışlık elbiseyle dövüşüyor, Sarıkamış’ta yazlık elbiseyle. Büyük Savaş’ın sonuna doğru artık ne varsa dibini kazıyoruz. Çocukların yaşına bakılmıyor; kantara konuluyor, 45 kiloysa askere gönderiliyor. İsterse 13 yaşında olsun. Bu erkeğini bitiriyor Anadolu’nun. Soluğu tükenmiş bir devletle ordu; silahı yok, cephanesi yok, neyle galip gelecekler? Ölüyorlar.

OSMANLI KİMİN KUCAĞINDA ÖLDÜ

Tam gerçeği konuşmak gerekirse, Osmanlı İmparatorluğu, Enver Paşa’nın kucağında ölmüştür. Bir insanın vatanı sevmesi başka şey, yararlı olması başka şey. Nice zararı dokunmuş insanlar da vatanseverdir. Sonuçta bir şeyi yok etmeyeceksin, halkına zarar vermeyecek, üzerine ipotek koymayacaksın, geleceğini karartmayacaksın. Her attığın adımı hesaplayacaksın, bir şey konuşmadan evvel, dokuz kere yutkunacaksın.

ÇANAKKALE’NİN KENDİSİ MUCİZE

Çanakkale’yi, Milli Mücadele’nin bir alternatifi gibi gösteriyorlar. 18 Mart çok uzun yıllardan beri kara ve deniz savaşlarının ortak Çanakkale günüydü. Son zamanlarda bu deniz zaferi günü gibi kutlanıyor, çünkü orada Atatürk yok. Çanakkale’de mucizeler yaratmaya, hurafeye gerek yok. Çanakkale’nin kendisi mucize. Onca yokluğa rağmen kendisi mucize."


“KENTLER ÇOCUKLARINDIR” KÜLTÜREL EĞİTİM PROGRAMI BAŞARIYLA TAMAMLANDI

Yarım yüzyıldır görmezlikten geldiğimiz, değerbilmez bir hoyratlıkla tükettiğimiz, korumayı ise hiç düşünmediğimiz bir doğa ve kültür mirasına sahibiz. Bu miras, bu topraklarda yaşayan insanların yaşam kaynağı ve “Ben kimim?” sorusunun cevabı. Ancak ağırlıklı olarak geleceği tasarlamaktansa bugünü kurtarmayı seçmiş olan toplumumuzda, doğa ve kültür varlıklarımız hızla yok oluyor.

Bunun sonucu olarak da, doğal ve kültürel değerlerimizi yarına taşıyacak olan yeni kuşaklar, yaşadıkları çevrenin doğa ve kültür değerlerine yabancı olarak yetişiyor. ÇEKÜL Vakfı, UNESCO desteğinde 2003 yılından bu yana “Kentler Çocuklarındır” başlığı altında bir “Kültürel Eğitim Programı” yürütmektedir. Çalışmanın amacı, çocuklara kentlilik bilinci kazandırmak, yaşadıkları kentin doğal ve kültürel zenginliğinin farkına varmalarını sağlamaktır. Çocuk yaratıcılığını öne çıkaran katılımcı eğitim yöntemlerine dayanan program; oyunlar, seramik, maket, resim, grup çalışmaları gibi etkinliklerle yürütülmektedir. Çocukların yaşadıkları kenti ve civarını görerek ve hissederek tanımaları için kentin tarihi binalarına, mekanlarına, ören yeri ve el sanatları atölyelerine geziler ve kentlilerle yapılan sohbetlerle zenginleştirilmiş bir program uygulanmaktadır. Yaşadıkları kente farklı bir gözle bakmayı öğrenen çocuklar, eğitim sonucunda kentlerinin gönüllü “Kültür Elçileri” olmaktadırlar.
2003–2004 Yıllarında: Akseki, Talas, Midyat, Kemaliye, Kastamonu, Mudanya ve Birgi kentlerindeki vakfın yerel temsilcilikleri ile yerel kurumlar arasındaki işbirliğiyle yürütüldü. Her kentte 15’erden toplam 105 Kültür Elçisi yetiştirildi. 2006–2007 Yıllarında, Tarihi Kentler Birliği üyesi olan Muğla, Şanlıurfa, Diyarbakır, Kayseri, Amasya, Midyat ve Kars’ta, toplam 146 çocuğa eğitim çalışması verildi. ÇEKÜL Vakfı, 2008 yılında Kentler Çocuklarındır Kültürel Eğitim Programı’nı, Tarihi Kentler Birliği üyesi kentler olan Çanakkale, Kuşadası, Denizli, Niksar, Gaziantep, Ordu, Beypazarı, Malatya, Kütahya ve Akşehir’de yapmaktadır.
Türkiye’de doğal ve kültürel miras açık biçimde tehlike altında ve gün geçtikçe bu mirasın önemli parçaları yitirilmektedir. Yok olan somut ve somut olmayan miras ile birlikte, Türkiye’nin tüm bölge ve kentlerinde, yerel kimlik de bunlarla birlikte kaybediliyor. Yerel kimliğin ve yerel değerlerin korunması ve yaşatılması için somut ve somut olmayan mirasa öncelikle yerel boyutta sahip çıkılması gerekiyor. Tüm bu doğal ve kültürel mirası koruma çabalarının sürekliliği ise kuşkusuz gençlerin/çocukların bu kültürel birikimi paylaşmaları ve sahip çıkmaları ile mümkün olabilir.
Çanakkale’de 10–13 Ocak 2008 tarihinde yapılan “Kentler Çocuklarındır Kültürel Eğitim Programı”;ÇEKÜL Çanakkale Temsilciliği ve Çanakkale Belediyesi işbirliğiyle, Mavitay Çocukların Kültür Evi’nin ev sahipliğinde, Çanakkale İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Vali Fahrettin Akkutlu İlköğretim Okulu, Turgut Reis İlköğretim Okulu, Atatürk İlköğretim Okulu, Ş.Fatma Çamoğlu İlköğretim Okulu, Özlem Kayalı İlköğretim Okulu yönetici ve öğretmenlerinin katkı ve gayretleriyle gerçekleştirildi.
6. sınıfta olan 15 erkek, 15 kız, toplam 30 öğrenci Kentler Çocuklarındır Kültürel Eğitim Programı’na gönüllü olarak katıldı. Programın yerel eğitmenleri; Doç Dr. Telat Koç (ÇOMÜ-Coğrafya böl.), Yrd. Doç. Dr. Rüstem Aslan (ÇOMÜ-Arkeoloji Böl.), Mimar İsmail Erten ve Sivil Aktivist Filiz Mutay katkılarını gönüllü sundular. ÇEKÜL ulusal eğitimcileri olan Seval Aydın ve Özge Özel tüm programın genel yürütücülüğünü ve koordinasyonunu sağladılar. 4 gün süren programın bir bölümü Mavitay salonlarındaki teorik bilgilendirme ve eğitimlerle gerçekleşti. Kent ve il ölçeğinde yapılan gezilerle, yerel coğrafya ve kültüre etkileri, arkeoloji ve kültür, kent tarihi ve kent kültürü, yaşam ve yemek kültürü konularında somut bilgiler verildi.
Artık bu kentin “bana KENTİMİ tanıt, bana KENDİMİ tanıt” diyerek eğitimini tamamlamış kültür elçileri var. Eğitimini tamamlamış elçilerle, her ayın bir gününü bir arada geçirmek istiyoruz. Belirlenen bu günde bir kültür etkinliği yaparak birlikteliğimiz sürsün istiyoruz. Katkı veren kurumlar, Kültür Elçilerimize “Mavitay Çocukların Kültür Merkezi Üyeliği” ve “Belediye Spor Tesislerinden Yararlanma Üyeliği” hediye etti. Kültür elçileri, kendi yaşıtları başta olmak üzere tüm Çanakkalelilere kentin kültürünü tanıtacaklardır. Doğal ve tarihi çevre ile kültür alanında gördükleri yanlışları yüksek sesle bildirecekler, doğrularının yapılmasını isteyeceklerdir. Başka şehirlerden kentimize gelen diğer kültür elçilerine Çanakkale’yi tanıtacaklardır. Ayrıca, başka şehirlere giderek o yörenin ve kentin kültürünü tanıyacaklardır.


ÜNLÜ ŞAİRİN EVİ MÜZE OLACAK

Bayramiç İlçesi'nde çocukluk yıllarını geçiren İstiklal Marşı'nın yazarı Mehmet Akif Ersoy, ölümünün 71'inci yıldönümünde, Bayramiç Genç İşadamları Derneği tarafından düzenlenen törenle anıldı.

Bayramiç’in CHP’li Belediye Başkanı İsmail Sakin Tuncer, zaman içinde yıkılıp yok olan Mehmet Akif’in çocukluk yıllarını geçirdiği evi, aslına uygun olarak yeniden inşa edip müze haline getireceklerini söyledi.

İstanbul’da doğan, ancak nüfus cüzdanında doğum yeri ‘Bayramiç’ olarak görünen ve çocukluk yıllarının bir bölümünü burada geçiren ünlü şair Mehmet Akif Ersoy, ölümünün 71'inci yıldönümünde Bayramiç’te anıldı.Bayramiç Genç İşadamları Derneği, 27 Aralık 1936 tarihinde yaşamını yitiren Mehmet Akif’i anmak için Esnaf ve Sanatkarlar Odasına ait düğün salonunda tören düzenledi. Törene Bayramiç Kaymakamı Ahmet Okur, Bayramiç’in CHP’li Belediye Başkanı İsmail Sakin Tuncer, Ankara Mehmet Akif Ersoy Kültür Derneği Başkanı Kazım Avcı, Bayramiç Genç İşadamları Derneği Başkanı Metin Tunç'la çok sayıda vatandaş ve öğrenci katıldı. Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı'yla başlayan anma töreninde, öğrenciler Mehmet Akif’in şiirlerini okudu. Mehmet Akif’in hayatını anlatan slayt gösterisi sunuldu.

Bayramiç Belediye Başkanı İsmail Sakin Tuncer anma töreninde yaptığı konuşmada, Mehmet Akif Ersoy’un, 20 Aralık 1873’te İstanbul’da doğduğunu, hemen sonrasında, babası Mehmet Tahir Efendi'nin Bayramiç İlçesi'ndeki Karşıyaka Camii'ne imam olarak atanması nedeniyle Bayramiç’e gelip çocukluğunun üç yılını burada geçirdiğini, bu sırada çıkarılan nüfus cüzdanında da doğum yerinde Bayramiç yazıldığını söyledi.

“YAŞADIĞI EV MÜZE YAPILACAK”

Mehmet Akif’in Bayramiç’te doğmamış olmasına rağmen yaşamının ilk yıllarını burada geçirdiğini ve bunun çok önemli olduğunu belirten Belediye Başkanı İsmail Sakin Tuncer şöyle konuştu: “Ersoy’un üç yılını geçirdiği ev Camikebir Mahallesi'ndedir. Hatta evin bulunduğu sokağın adı da Şair Mehmet Akif Ersoy Sokağı'dır. Ancak maalesef bu ev zamana yenilmiş ve yıkılmıştır. Bugün bir kez daha saygıyla andığımız İstiklal Marşımızın şairine borcumuzu, onun çocukluk yıllarını geçirdiği evi yeniden inşa edip müze haline getirerek ödeyebiliriz. Bu konuyu belediye meclisine taşıyacağım. İlk olarak yıkılan evin arsasını satın almayı ve ardından evin eski resimlerine bakarak aslına uygun bir proje çizdirip yeniden inşa etmeyi önereceğim.”

Ankara Mehmet Akif Ersoy Kültür Derneği Başkanı Kazım Avcı da anma töreninde yaptığı konuşmada, gençlere, Ersoy’un yaşamını örnek almaları konusunda öğütler verdi.


ASSOS'TA 2400 YILLIK ''İNCİR'' BULUNDU

Assos Antik Kenti'nde bu yıl yapılan kazılarda, bir lahitte, o dönemde "ölüye son yemek olarak" sunulan ve bozulmadan günümüze kadar ulaşan yaklaşık 2400 yıllık incirler bulundu.
Assos Antik Kenti Kazı Başkanı Doç. Dr. Nurettin Aslan, yaptığı açıklamada, bu yıl Ayazma Kilisesi, Batı Nekropolü, Kuzey Stoası ve yazıtlar konusunda kazı ve araştırma çalışmaları yürüttüklerini bildirdi.

Kilisedeki araştırmalarda, iç mekanda çok sayıda mezar yazıtları ile mozaik zemine ait parçalar ortaya çıkarıldığını belirten Doç. Dr. Aslan, Nekropol'deki kazılarda M.Ö 6'ncı yüzyıla ait çocuk mezarlarında 2-4 yaşlarındaki çocukların iskeletlerinin büyük çömlekler içine yerleştirildiğinin belirlendiğini kaydetti.

Çocuk mezarlarında fibula ve minyatür vazolar ile çok sayıda aşık kemiği ele geçtiğini anlatan Doç.Dr. Aslan, "Bu alanda yetişkinlerin cesetlerinin yakılıp, küçük çömleklere konulduğu gözlendi" dedi.

Doç. Dr. Aslan, lahitlerin birinde günümüzden yaklaşık 2400 yıl öncesinde "ölüye son yemek olarak" sunulan incirler bulunduğunu kaydetti. Aslan, "Bu incirler mezarlara büyük bir olasılıkla ham olarak konduğu için günümüze kadar ulaşmış" dedi. Nurettin Aslan, lahitlerde yanmış zeytin çekirdeklerinin de bulunduğunu anlattı.


Truva Hazineleri: Alman arkeolog Schliemann'ın 1869-1871 yıllarında yaptığı kazılarda bulunan hazine, Osmanlı makamlarının izni olmadan kaçırılmıştı.
TRUVA HAZİNELERİNİ GERİ GETİRME UMUDU

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, yurt dışına kaçırılan eserlerin ait oldukları topraklara dönmesi ve buralarda sergilenmesi gerektiğini belirterek, "Hemen gelecek yıl bunları çözebiliriz dersem belki abartmış olurum. Ama bu konuda daha dikkatli politikalar ile ülkelerle ilişkilerimizi zedelemeden ama bir ölçüde yaptırım boyutu olan yeni yaklaşımlar geliştirmeye çalışacağız" dedi.

Günay, Türkiye'den kaçırılan eserlerin bulunduğu ülkelerin büyükelçileri kendisini ziyarete geldiğinde, bu konuyu gündeme getirdiğini söyledi. Büyükelçilere, Türkiye'nin konuya ilişkin "dikkatini, duyarlılığını ve haklılığını anlatmaya çalıştığını" belirten Günay, "Biz bu konuda, ülkelerle ilişkilerimizi zedelemeden bazı yaptırımlar, bazı dikkat belirtileri geliştirmeye çalışıyoruz. Çok önceki yıllarda Türkiye'den çıkarılmış çok önemli varlıklar var. Bunların tartışmaları yıllardır sürüyor. Bu konuda daha dikkatli politikalar, daha ilişkilerimizi zedelemeden ama bir ölçüde yaptırım boyutu olan yeni yaklaşımlar geliştirmeye çalışacağız."

Bakan Günay, yurt dışına kaçırılan tarihi eserlerin ait oldukları topraklara dönmesi ve buralarda sergilenmesi gerektiğini belirterek, dünyada kültürel varlıklar konusundaki kuralların da bu şekilde olduğunu hatırlattı. "Ama ne yazık ki geçmiş yıllarda, 20. yüzyılın başlarında, özellikle Ortadoğu'da batılı ülkeler büyük bir talan gerçekleştirmişler. Birinci ve İkinci dünya savaşları da buna vesile olmuş. Bu bölgelerde savaşılırken bir yandan da ciddi arkeolojik soygun yapılmış. Şimdi bunların iadesini sağlamaya çalışıyoruz ama galiba biraz daha uğraşacağız" diye konuştu.


TROİA, KÜTÜPHANE TURLARIYLA TANITILIYOR

Çanakkale'nin Tevfikiye köyü sınırları içinde bulunan Troia Antik Kenti, "Korfmann Kütüphanesi Ziyareti" ile tanıtılıyor.
Yaklaşık 2 yıl önce hayatını kaybeden Troia Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann'ın adının verildiği "Korfmann Kütüphanesi" yeni bir misyon üstlendi.

Çanakkale-Tübingen Troia Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Enver Sadık Yılmaz, yaptığı açıklamada, Troia Antik Kenti'ni tanıtmak ve gelen yabancı turistlere daha iyi anlatıp, kentte daha fazla konaklamalarını sağlamak için "Korfmann Kütüphanesi Ziyareti"nin, kültür turlarının gezi listesine eklendiğini söyledi.

Yılmaz, 24 Şubatta resmi açılışı yapılan kütüphaneden Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) ile yurt dışındaki çeşitli üniversitelerde öğrenim gören öğrencilerin yanı sıra bilim adamlarının bilimsel çalışmalarda faydalandığını, bunun yanında kente gelen yerli ve yabancı turistlere Troia Antik Kenti'nin kütüphane yardımıyla tanıtılıp, anlatıldığını ifade etti.

Yerli ve yabancı turistlerin, kütüphane ziyareti sırasında Troia kazı heyetinde görev yapan Yrd.Doç.Dr. Rüstem Aslan tarafından bilgilendirildiğini belirten Yılmaz, "Buradaki amacımız, turistleri ve bilim adamlarını Troia konusunda doyurmak ve kentte daha fazla konaklamalarını sağlamaktır. Bu nedenle kütüphane ziyaretini acentelerin tur programlarına işlettik" dedi.

Yılmaz, kütüphanenin açılış tarihinden itibaren 450 kişinin bilimsel anlamda kütüphaneden faydalandığını, 10 binin üzerindeki yabancı turistin ise Korfmann Kütüphanesi'ni ziyaret ettiğini kaydetti.

Çanakkale Belediyesince, 2005 yılında Özelleştirme İdaresinden 53 bin YTL'ye satın alınan eski TEKEL binasının kullanım hakkı, Almanya'da hayatını kaybeden Troia Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann'ın Troia ve arkeoloji konusundaki eserlerinden faydalanılabilmesi için Troia Vakfına devredildi.

Kütüphanede, çoğunluğu Troas olmak üzere, Anadolu, Yakın Doğu, kısmen de Balkan ve Avrupa arkeolojisine ait 6 bin kitap, 10 bine yakın ayrı basım fotokopi ve belge bulunuyor.

















http://www.burasicanakkale.com ©  2000  - Bütün hakları Saklıdır.