|
|
Restorasyonu tamamlan ve ÇOMÜ Sahne Sanatları Bölümü'nün hizmetine sunulan Tarihi Ermeni Kilisesi’ndeki “Deneme Sahnesi”nin açılışı Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman DEMİRCAN’ın proje danışmanlığında, Yrd. Doç. Dr. Selçuk GÖLDERE’nin yönetmenliğinde ve Sahne ve Görüntü Sanatları Bölümü Oyunculuk Ana Sanat Dalı öğretim kadrosu ve öğrencilerin katılımıyla Bertolt BRECHT'in yazdığı, çevirisini Ahmet CEMAL'in yaptığı Galilei'nin Yaşamı (Galileo) adlı oyun ile yapıldı. Çanakkaleli sanatseverlerin yanı sıra Çanakkale Boğaz ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Alaettin SEVİM, Rektör Prof. Dr. Ali AKDEMİR, Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şükran CİRİK, Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Dinçay KÖKSAL, Biga MYO Müdürü A. Adem TEKİNAY, Personel Daire Başkanı Mustafa SEVİM de oyunu izleyenler arasındaydı. Oyunun proje danışmanlığını yapan Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman DEMİRCAN oyundan sonra yaptığı konuşmada Tarihi Ermeni Kilisesi’nin Deneme Sahnesi olarak üniversitenin kullanımına sunulmasından memnuniyet duyduklarını, içinde bulunduğumuz yılın 2009 Dünya Astronomi Yılı olması nedeniyle Galileo Galilei gibi bir bilim adamının yaşamından kesitler sunan bu oyunla Deneme Sahnesi’nin açılışını yapmanın manidar olduğunu dile getirdi. DEMİRCAN Çanakkaleli sanatseverle artık sık sık bu sahnede buluşacaklarını ve “Galileo” oyununun Deneme Sahnesi’nde 15 günde bir sahneleneceğini söyleyerek yakın zamanda Galileo oyunuyla Türkiye turnesine çıkacaklarının müjdesini verdi.
Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı Kumburun köyü yakınlarında 11 yıl önce deniz kıyısında bulunan fosilin, Troya mitolojisinde yer alan ''Troya Canavarı'' olduğu iddia edildi. Ekibiyle zorlu bir yolculuğun ardından fosilin bulunduğu
bölgeye ulaşan Troya Kazı Heyeti Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan,
yaptığı açıklamada, bu yıl yaz aylarında Troya Antik Kenti ile Bozköy-Hanaytepe
ve çevresinde yüzey araştırması başlattıklarını söyledi. ARKEOLOG KÖRPE
Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı Mahmudiye beldesinde bulunan Bozköy-Hanaytepe höyüğünde, 5 bin yıllık Venüs idolü ve mühür bulundu. Bozköy sakinlerinin bölgede ilginç taşlara rastlamasının ardından alanda yüzey araştırması yapan Truva Kazı Heyeti Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan, geçmişe ışık tutacak materyaller bulduklarını söyledi. Tubingen Üniversitesi ile ortaklaşa yürütülen ve üç hafta süren çalışmada bulunan en önemli eserin, 5 bin yıl öncesine ait, kadını sembol eden mermer Venüs idolü olduğunu kaydetti. Çalışmanın amacının Tunç Çağı'nda Truva dışındaki yerleşimleri tespit etmek olduğuna dikkat çeken Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Aslan, Bozköy-Hanaytepe'deki höyüğün, o dönemde Truva'dan sonra en önemli yerleşim yeri olduğunu vurguladı. Yüzey araştırmasında ilginç buluntularla karşılaştıklarını ifade eden Doç. Dr. Aslan, "Özellikle idol, İlk Tunç Çağı'ndan biraz daha eskiye gidiyor gibi; en az 5 bin yıllık. O dönemde kadını simgeleyen ender buluntulardan birisi. İdoller, o dönemin dinî inançlarını bir şekilde ortaya koyuyor. Biz 5 bin ve daha öncesi üzerine konuşuyoruz. Mührünse tapu kayıtlarında kullanıldığını düşünüyoruz." dedi.
Truva antik kentindeki arkeoloji kazılarında, Truva savaşlarına ışık tutacak çok önemli iki insan iskeleti bulundu. Aşağı kentin savunma hendeğinde iskeletleri bulunan bir kadın ve bir erkeğin Truva Savaşı’nın kurbanları olabileceği belirtildi. Truva Antik Kenti’nde bu yılki kazılar tamamlandı. Bu yılki
Kazılarda aşağı kentteki savunma hendeğinin güney girişinden sonraki devamını
tespit edilmeye çalışıldı. Kazılar sırasında savunma hendeğinin hemen üstünde
bulunan bir kadın ve bir erkeğe ait iskeletler kazı ekibini heyecanlandırdı. Yerle bir edilmişti İNTEPE HEKTOR HEYKEL'İNE KAVUŞTU
İntepe Belediye Başkanı Alaattin Özkurnaz, törende yaptığı konuşmada, Hektor'un yağmur bereketiyle geldiğini söyledi. Heykelin beldeye ve ülkeye turizm anlamında büyük katkılar sunacağına inandıklarını ifade eden Özkurnaz, “Hem İntepe hem Çanakkale hem de ülkemiz kazanacak. Bu bizler için tarihsel ve kültürel bir kazançtır. Hektor heykelinin yapımı aşamasında emeği geçenlere teşekkür ediyorum. İtalya'nın Nemi kentinden gelen misafirlerimizin bugün burada olması açılışımıza ayrı bir anlam kattı. Çünkü İtalyanlar kendi köklerini Truva'da arıyor. Hektor da Truva Savaşları'nın baş kahramanlarından birisidir” dedi. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın Hektor Anıtı ile ilgili görüşlerini açıklamasının ardından “Günay'dan önce davranarak böyle bir heykel yaptırdılar” söylentilerinin gerçeği yansıtmadığını belirten Alaattin Özkurnaz, şöyle konuştu: “Kültür Bakanımızdan önce davrandığımız gibi bir durum yok. Çünkü, bu heykel bizim 5-6 yıl önceki bir hayalimiz. Bakanın düşüncesi de bizi mutlu etti. Biz sadece kendi düşüncelerimizi gerçekleştirdik. Sayın bakanın hayali konusunun gerçekleşmesinde de en büyük destekçisi olacağız. Biz bu heykeli kendi şartlarımızla yaptık. Boğaza hakim bir yerde Hektor'u var ettik. Burası sosyal aktivite merkezi olacaktır. Çevre düzenlemesinin ardından daha güzel bir uğrak mekan haline gelecektir.” Heykeli ücretsiz olarak yapan heykeltıraş Tülay Çelikel ise mermer malzemesi kullanarak yaptıkları heykelin kaidesi ile birlikte 5 metre yüksekliğe sahip olduğunu söyledi. Heykeli bir aylık çalışmayla yaptıklarını ifade eden Çelikel, şöyle konuştu: “Kendi düşüncelerimizi yansıttığımız, kendimize ait bir Hektor heykeli oluşturduk. Bu tümüyle bana ait bir tasarım oldu. Kendi ruhumu bu eserime yansıttım. Hektor'un Türk-Yunan savaşlarıyla ilgili karakterini biraz daha barışa bağlayabilir miyiz? Bunun hesabını yaptık. Bunu daha yumuşak hatlarla daha farklı formlarda daha güçlü tasvir etmeye çalıştık.” Heykelin yapımında görev alan Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim elemanı Seyhan Boztepe de heykel çalışmasını Çanakkale'de yaptıklarını belirterek, bunun büyük önem verdikleri projelerden birisi olduğunu söyledi. Boztepe, İntepe beldesinin bu heykelden ciddi kazançlar elde etmesini beklediklerini kaydetti. Açılışa, Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, Bayramiç Belediye Başkanı İsmail Sakin Tunçer, Kültür ve Turizm İl Müdür Yardımcısı Özcan Alarslan, İntepeliler ve sanatçılar katıldı.
Bu yıl onur konuğu olan ve 1750 m2’lik alanda Çanakkale’nin
önemli değerlerini Ulusal ve Uluslar arası platformda tanıtma olanağı sağlayan
fuarda Çanakkale Valiliği, Çanakkale Belediyesi,
Bir istisna dışında tamamını Güzelyalı’lı hanımların oluşturduğu “Atölye Nar” 2009 Resim Sergisi’ni Güzelyalı’lı sanatseverlerin beğenisine sundu. 15 ve 16 Ağustos tarihlerinde yedisi kadın biri genç erkek
resim sevdalısından oluşan ve atölyelerine bereket, paylaşım, çoğalma, birlikte
yaratma ve yapma gibi esinlenmelerden yola çıkarak “Nar” adını veren ve
çoğunluğunu ev hanımlarının oluşturduğu grubun sergisi büyük beğeni topladı. BAŞKAN GÖKHAN “BAĞIMSIZLIK VE BARIŞ BİZE MUSTAFA KEMAL’İN ARMAĞANIDIR”
Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, Troia ören yerinde düzenlenen törende yaptığı konuşmada, uzun zamandır festivalin öznesine ''Barış''ı koyduklarını, çünkü dünyada barışa özlemin giderek arttığını söyledi. Gökhan yaptığı konuşmasında festivali tohumunun 46 yıl önce atıldığını belirterek; “ Festivalimizin kurucularından Sayın İzzet Melih Dilmaç 1. Troya Festivali açılış konuşmasında şu sözlerle seslenmiş Çanakkale halkına“ Çanakkale Troya Festivalini bir tek iddia ile ortaya koymuş oluyoruz. Evet, iddiamız, gayemiz ve parolamız mamur, kalkınmış bir Çanakkale’yi en kısa zamanda tarihine, şanına layık olarak yaratmaktır.” Umarım Sayın Dilmaç kentimizin bugün geldiği noktadan hoşnuttur, umarım kentin gelişimi adına ben ve benden önce emek verenler onların kurduğu Çanakkale düşünü gerçekleştirebilmişizdir” dedi. Üzerinde bulunulan toprakların, herzaman savaşın içinden barışı çıkartmasını bildiğini, bu toprakların savaşın küllerinden hep barışı doğurduğunu ifade eden Gökhan sözlerini şöyle sürdürdü: “Festivaller, şenlikler kentlerin renkleridir, yansımalarıdır, prestijidir. Bir olmamızın birlikte olmamızın ortak zeminleridir. Çanakkale Belediyesi olarak kültür ve sanat alanına özel önem ve destek veriyor, bir yanı hep sanata değen etkinlik yelpazemizi yılın bütününe yayarak kentliye sunmaya çalışıyoruz. Bu çaba ile, kent yaşantımızı bütünleştirerek kültürel ve sanatsal etkinliklerle ayrı bir keyif, keşif ve bilinç sunacağımıza inanıyoruz. Bu uzun soluklu çabamızın özünde kentlerin gerçek sahiplerinin çocuklar olduğu gerçeği de var; istiyoruz ki onlarda geçmişlerine, köklerine bağlı, ama yüzleri geleceğe, aydınlığa dönük büyüsünler. Tarihin, kültürün, doğanın eşsiz alaşımı olan bu kentin değerlerine sonuna kadar sahip çıksınlar. Bu anlamda, kültür geçmişten geleceğe mirastır. Biz devir aldık ve teslim edeceğiz. Tıpkı festival kurucularının bize bıraktığı bu anlamlı festival gibi. Kentimizde karşılıklı iletişimi yoğunlaştırmak, kent yaşantımızı bütünleştirmek adına kültürel ve sanatsal enstrümanlardan faydalanarak oluşturduğumuz festival programlarımızın öznesinde önceki yıllarda olduğu gibi yine “Barış” var. Maalesef tarih boyunca hep varmış barışa özlem ve hiç bitmiyor. Emperyal güçlerin dünya üzerindeki bitmek tükenmek bilmeyen ihtirasları, sürekli iştahlarını kabartan yenidünya düzenleri yaratma hevesleri, barışı hep başka baharlara erteliyor. Doğu Türkistan’da yaşananlar, Orta Doğuda hala akmaya devam eden kan, Güneydoğu’dan gelen ölüm haberleri yürekleri kanatmakta, barışa olan özlemi her geçen gün arttırmakta. Ülkelerin çeşitli nedenler bahane ederek akıttıkları kanın yanında, ülke içinde de gerek ekonomik krizin yarattığı gerginlik, belirsizlik, sözlüklerimize yeni yeni eklenen açılım terimleri, gelecekten kesilen umutlar, bozulan moraller tahammülsüzlüğü gittikçe tırmandırmıştır. Daha birkaç ay önce Mardin’in Bilge Köyünde, köyün adına hiç de yakışmayan cahilce bir katliam yaşanmış, 44 kişi ölümün karanlığına gömülmüştür. Cahilliklerinden cesaret alan pek çok gerici güç harekete geçmiş, laik düzene saldırılar artmıştır. Atatürkçü, aydın, ilerici pek çok kişi çeşitli bahanelerle tutuklanmış, ömrünü bu ülkenin aydınlık yüzlü çocuklarını eğitmek için adamış Atatürkçü ve Laik çizgisinden, Cumhuriyete bağlılığından ayrılmadan, laiklik ve aydınlanma karşıtlarının karşısında daima dimdik durmuş, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan’ da bu olumsuz durumdan nasibini almış ve ölümüyle tüm ülkeyi derin bir üzüntüye boğmuştur. Tüm bu karanlık tabloyu aydınlatacak tek ışık barıştır. Kendimizle, benliğimizle, bizim gibi olmayanla, farklılıklarımızla barışmaktır tek ışık… Ödevimiz bu ışığı daha güçlü hale getirip, savaştan beslenenleri barışın ışığından göremeyecek duruma getirene kadar, savaş çığlıklarını barış nidalarıyla susturmak olmalıdır. UNUTMAYIN, Bağımsızlık, Özgürlük ve Barış Mustafa Kemal’den armağandır bize” diye konuştu. “ UMUT HEP VAR “ Gökhan konuşmasına dünyada iyi insanların olduğunu ve umudun her zaman hakim olduğunu kaydederek sözlerini şöyle sürdürdü; “Uluslararası Troia Festivali Homeros Bilim Kültür Sanat Ödülü’nün ilki 2002 yılında konusu Troia’ da geçen ünlü “Cassandra” romanıyla Christa WOLF’ e, ikincisi 2003 yılında, topraklarımızdan doğarak dünyaya mal olmuş ünlü yazarımız Yaşar KEMAL’ e, üçüncüsü 2004 yılında İsviçre Basel Üniversitesi Homeros Uzmanı ve Eskiçağ Filoloğu Prof. Dr. Joachim LATACZ’ a, dördüncüsü 2005 yılında “Ben Anadolu” adlı oyunuyla Anadolu kültürüne katkılarından dolayı tiyatro ve devlet sanatçısı Yıldız KENTER’ e verilmişti. 2006 yılında savaşların yoğun yaşandığı bir yıldı ve bizlerde o yıl savaşa karşı bir barış bildirgesi yayınlamayı daha doğru bulduk ve Sayın Ataol Behramoğlu’ nun kaleme aldığı Barış Bildirgesi’ni yayınladık. 2007 yılında Anadolu Kültürünün tanıtımına, ulusal ve uluslararası olmak üzere yazın alanında ürünler ortaya koyan, Bozcaada Homeros Şiir okumalarını başlatan çevirmen, Sayın Cevat Çapan’a, 2008 yılında da 3 yıl boyunca ekipçe, yoğun bir emek harcayarak hazırladıkları “Troya” gösterisi ile, tutkunun, hırsın, barışın dansını tüm dünyaya taşıyan Anadolu Ateşi Genel Sanat Yönetmeni Sayın Mustafa Erdoğan’a vermiştik. 7. Homeros Bilim Kültür Sanat Ödülünü, 1960’lı yıllarda başlayan ve kesintisiz bir şekilde süren sanat yaşamında, ulusal ve uluslararası pek çok başarıya imza atan Çanakkale Seramiklerinin tanıtımı, kültür varlıklarımız geleneksel sanatların önemi, yaygınlaşması ve tanınması adına sürdürdüğü sabırlı çalışmalar, Nemrut heykellerinden Çatalhöyük buluntularına oradan Çanakkale Seramiklerine uzanan ve Anadolu Kültürünü bir bütün olarak algılama çabasından doğan muhteşem “Hitit Rüzgârı” ve Homeros’un İlyada’ sının eşsiz yorumu “Troia Rüzgârı” sergileri ile Seramik Sanatçısı Prof. Dr.Sayın Erdinç Bakla’ya vermekten büyük gurur ve mutluluk duyuyorum. Adını anmanın belki de en doğru yer olduğu Troia’da, 4 yıl önce aramızdan ayrılan Onursal Hemşerimiz Manfred Osman Korfmann’ ı özlemle ve saygıyla anıyorum. Bir düşle çıkılan uzun yolda Dünya Mirası Troia gerçeğine kattıkları için biz Troia’ lılar ona çok şey borçluyuz.” PERNİCKA; “ TROİA MÜZESİNDE BU YIL BİR ŞEYLER YAPMAK İSTİYORUZ Troia Kazı Başkanı Prof.Dr. Ernst Pernicka ise bu yıl antik kentte sürdürülen kazılarla ilgili olarak '' Aşağı kentteki çalışmalara devam ediyor. Bu çalışmalar sonunda özellikle Troya'nın aşağı kentinin büyüklüğü konusunda daha kesin veriler elde etmeyi düşünüyoruz'' dedi. Gelecek yıl Fransa'da Türkiye yılı olacağını, bu nedenle bir Troia sergisi düzenleneceğini ifade eden Pernicka, Troia Müzesi konusunda da bu yıl somut bir adım atacaklarına inandığını bildirdi. ''HOMEROS BİLİM KÜLTÜR SANAT'' ÖDÜLÜ Seramik Sanatçısı Prof. Dr. Erdinç Bakla konuşmaların ardından ''Homeros Bilim Sanat Kültür Ödülü''’nü Belediye Başkanı Ülgür Gökhan’ın elinden aldı. Bakla, burada yaptığı konuşmada, böylesine önemli bir ödülü almaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade etti. Törene Vali Yardımcısı Canan Hançer Baştürk, Boğaz ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Alaettin Sevim, Cumhuriyet Başsavcısı Fevzi Argıç, gazeteci yazar Haluk Şahin, gazeteci yazar Ferai Tınç ile davetliler katıldı. Ödül törenlerinin ardından gerçekleşen Vedat SAKMAN ve Hakan GERÇEK ile "Nazım HİKMET Şiirleri ve Müzik Dinletisi ile konuklar keyifli vakit geçirdiler.
ÇANAKKALE İYİMSERLİĞİ... HALUK ŞAHİN (RADİKAL) Önceki gün Çanakkale’de Kordon Girişi’ndeki Halk Bahçesi’nde
‘barış kültürü’ konusunda konuştuk. ÇANAKKALE HALK BAHÇESİ’NDE BARIŞI KONUŞTUK BİRLİKTE 46’ncı Uluslararası Troia Festivali çerçevesinde Çanakkale Halk Bahçesi’nde “21’inci yüzyılda savaş ve barışı” konuştuk. İlk sorularla birlikte Kürt meselesi tartışmaların merkezine oturdu. Biz Haluk Şahin ile birlikte son yıllarda her Çanakkale festivalinde, barışı konuşuruz Çanakkalelilerle. Buradan yükselen bu güçlü mesajın Türkiye’nin sınırlarını aşarak dünyaya ulaşmasını, Çanakkale’yi dünyanın barış kenti haline nasıl dönüştürülebileceğini tartışırız. Troia ile başlayan savaş tarihinin hikayelerini toprağının her karesinde nesilden nesile aktaran Çanakkale dünyada, barışı kendisine slogan olarak seçen belki de tek kent. “Barış kültürümüz olsun” diyor Çanakkale. Halk Bahçesi’nde bu kavramın içinin nasıl doldurulacağını tartışırken, Kürt meselesi ve çözüm arayışlarını birlikte konuştuk. Türkiye’nin en can alıcı meselesini, en aykırı görüşlerin bile sakin bir üslupla ortaya konabildiği, her konuşmanın barış temennisiyle bittiği bir ortamda paylaştık. On yıl önce anlatılsa, hayal görmüşsün dedirtecek bir sahne. Türkiye’de belki bir ilk. O da Çanakkale’ye yakışıyor. * * * BOŞALTILMIŞ bir köyü geride bırakıp Çanakkale’ye yerleşen bir kadını dinlerken de, “İstediklerini almaya başlarlarsa bu iş bölünmeye gitmez mi” sözleriyle endişesini usulca paylaşan öğretmene kulak kabartırken de, Türkiye’nin artık geri dönüşü olmayan bir sürece girdiğini düşünüyorum. “Bu halk çözüm istiyor, süreci engellemeye kalkışan politikacıları aşıp geçecek” diyen bir katılımcı konuşurken, keşke CHP ve MHP liderleri de burada olsa, halka kulak verselerdi diye geçiriyorum içimden. Televizyon gazeteciliği ve hocalığın verdiği deneyim, Çanakkale sevgisinin güveniyle bu zor ama gecenin ilk saatlerine kadar süren heyecan verici halka açık tartışmayı başarıyla yöneten dostum Haluk Şahin’e, “sorunlarımızı demokrasinin kuralları içinde, herkesin düşüncesini özgürce dile getirdiği, ifade ve basın özgürlüğünün korunduğu ortamda çözeceğiz” noktasında destek veriyorum. Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan da, barış ve demokrasiden yana net duruşuyla Çanakkale’yi hak ettiği biçimde temsil ediyor tartışma boyunca. * * * SÖZLER çok önemli, herkes sözlerini seçerken dikkat ediyor. Bunu başarabilirsek, hepimiz bu süreçten birliğimizi daha da güçlendirerek çıkabiliriz. Özgür tartışma ortamını bozacak her girişimden sakınabildiğimiz ölçüde aynı şeyi konuşur aynı şeyi anlar bir hale geliriz. Ama Çanakkale’de, son yıllara kadar her Troia festivaline katılan ve CHP’liymiş değilmiş bakmadan yerel yönetim ile kolkola giren Vali, rektör gibi bazı önemli simaları bu yıl göremedim. Ne milletvekilleri ne de iş adamlarını. Nedenini sorduğumda kimseden doyurucu bir yanıt da alamadım. Bu kentin Kamçı ve Kırlı gibi valilerinin Çanakkale’nin açılımlarına verdikleri desteği anımsayınca yeni Vali’nin yokluğu iyice göze batıcı oluyordu. * * * BARIŞ kültürü kavramını içselleştirmeye kararını çoktan vermiş olan Çanakkale’nin Halk Bahçesi’nde, Çarşamba akşamı bir daha anladım ki eğer gerçekten demokratik tartışma ortamı diyorsak, gerçekten sorunları çözmek istiyorsak, bu yaklaşımda ne partizanlığın yeri var ne de korkunun. Korkmadan konuşmalı artık Türkiye, konuşmaktan korkmamalı.
Antik Kenti’nde sürdürülen kazıların Alman başkanı Prof. Dr. Ernst Pernica, “Müze kurululursa, buradan dünyanın dört bir yanına götürülen nadide eserlerin dönüşü için de yol açılır” dedi Troya Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı, Alman arkeolog Prof. Dr.
Ernst Pernicka, Troya Müzesi’nin kurulmasının, herkesin ortak düşüncesi olduğunu
söyledi. Pernicka, müzenin kurulmasıyla birlikte, Troya hazinelerinin ve diğer
ülkelerde bulunan eserlerin burada kazandırılmasının tamamıyla politikacıların
kararına kalacağını bildirdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın aldığı kararların
kendilerini mutlu ettiğini söyleyen Pernicka, “Bu yaz uluslararası mimarlık
yarışmasının açılması için önemli adımlar atıldı” dedi, şöyle devam etti:
Beş bin yıllık geçmişe sahip antik kentte kazılara yeniden başlandı. Prof. Pernicka, “Truva’nın 25 hektara kurulu olduğu sanılıyordu. Bulduğumuz hendek, 35 hektar olabileceği fikrini veriyor” dedi Çanakkale Merkez’e bağlı Tevfikiye Köyü’ndeki 5 bin yıllık
geçmişe sahip Truva Antik Kenti’nde yeni dönem kazıları başladı. Almanya
Tübingen Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Ernst Pernicka’nın başkanlık ettiği,
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Rüstem Aslan’ın başkan
yardımcısı olarak görev aldığı kazılara, farklı ülkelerden 50 uzman ve 15 işçi
katılıyor. Turizm patlayacak Manfred Osman Korfnmann’ın 20 yıl süren çalışmalarını da
yaygınlaştırmaya çalışacaklarını belirten Prof. Pernicka, “Bundan sonra yeni bir
dönem başlayacak. Umuyorum ki, yapılma aşamasına gelen Truva Müzesi’yle ilgili
olacak. Truva Müzesi, Prof. Korfmann’ın uzun yıllar önce ortaya attığı fikirdi.
Bununla ilgili somut gelişmelerin olduğu bize ulaştı.
“Çanakkale 2010, 2010 yılı boyunca Çanakkale kent merkezinde yer alan etkinlikleri bir çatı altında toplayarak, bu etkinlikleri daha etkin bir şekilde duyurmayı ve kentin kültürel dinamizmini kentlilerle ve kent dışındakilerle tartışarak Çanakkale’yi kültür ve sanat alanında bir devinim içine sokmayı ve bu devinimin sürdürülebilir olmasını hedeflemektedir. Bu kapsamda, kentte yapıla gelen etkinlikler ve yapılması
tasarlananlar Çanakkale 2010 çatısı altında toplanacak ve kentin kültürel
üretimine katılım teşvik edilerek, kent aktörlerinin beraber hareket etmelerine
fırsat yaratacaktır.
Biga ilçesine bağlı Kemer köyü sınırları içinde yer alan Parion Antik Kenti'nde ortaya çıkarılan ve bir prensese ait olduğu sanılan lahit mezarın içinde altın taç parçaları, küpeler ve yüzükler bulundu. Antik kentte yürütülen çalışmalar sırasında ulaşılan lahit mezarın kapağı açıldığında, Kazı Başkanı Prof. Dr. Cevat Başaran, kazı ekibi büyük sevinç yaşadı. Prof. Dr. Cevat Başaran, "Antik kentin nekropolinde yani mezarlığındaki kazıda önemli bir bulguyu ortaya çıkardık. Bu mezar, büyük olasılıkla günümüzden 2 bin 200 yıl öncesine ait. Çıkan altın takılar bize mezarın zengin bir kadına ait olduğunu gösteriyor. Bunu Parion prensesi diye tanımlayabiliriz" dedi. Mezarın içinde altın bir taç olduğunu, bu tacın çok sayıda altın puldan meydana geldiğine dikkati çeken Başaran, iki tane Eros imgeli altın küpe ile iki tane altın yüzük bulunduğunu, yüzüklerden birisinin hala ölen kadının parmak kemiğinde gün yüzüne çıktığını kaydetti.
Ayvacık İlçesi’ndeki Assos Antik Kenti’nde kazılar 15 Temmuz’da başlayacak. Tarihi mirasın ön cephesi de aslına uygun olarak restore edilecek. Ayvacık İlçesi sınırlarındaki Assos Antik Kenti kazılarının bu
yıl 27’ncisi gerçekleştirilecek. Kazı Başkanı Doç. Dr. Nurettin Arslan, 15
Temmuz’da başlayacak çalışmaların yaklaşık üç ay sürmesinin planlandığını
söyledi. Münih, Cottbus, Freiburg üniversitelerinden yabancıların da bulunduğu
30 uzmanın görev alacağını belirten Arslan, “Kazıya katılacak yabancı uzmanlar,
antik kentin savunma sistemini araştıracak” dedi.
Sanatçı Prof. Dr. Erdinç Bakla, Truva ve Hitit Rüzgarı olmak üzere iki ayrı serginin bir arada bulunduğunu, İstanbul’daki atölyesinde mermerden ve mermer tozu dökümünden yaptığı 20’şerden 40 eserin yer aldığını söyledi. Bakla, "Türk sanatçılarının, Avrupa’daki Batı uygarlığından yola çıkarak bir şey yapabileceklerine ben inanmıyorum. Dolayısıyla Anadolu’dan yararlanarak çağdaş heykeller, sanat eserleri yapabilir miyim diye düşündüm. Hem Hititler’den, hem de Truva efsanesinden yola çıkarak portreler yaptım. Sanıyorum ki Truva kahramanları ilk defa portreleştiriliyor. Şimdiye kadar bir tek Homeros’un portresi vardı. Onun dışındaki tüm portreleri ben yarattım. Sergide Homeros, Hektor, Aşil, Helena ve Paris’in portreleri ön plana çıkıyor. Truva ve Hitit tanrı ve tanrıçalarının bir çoğunun portreleri eserler arasında yer alıyor" dedi.
2009 Mart ayında açılarak Çanakkale’nin kültürel yaşamına yeni katılan Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi müzeler haftasında ”Müzeler kenti Çanakkale’ye doğru” diyerek Çanakkale’de yer alan tüm müzelere bir araya gelme çağrısında bulundu. Çanakkale’nin ilk kent müzesi olan Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi, rutin olarak gerçekleştirdiği Çarşamba etkinliklerini bu kez “Çanakkale Müzeleri Buluşması” adı altında Çanakkale’deki tüm müzelerin ve Çanakkalelilerin bir araya geldiği anlamlı bir etkinliğe dönüştürdü. 20 Mayıs Çarşamba günü saat 14.00’de başlayarak 19.00’a kadar iki bölüm halinde süren yarım günlük program çerçevesinde öncelikle müzeler bir atölye çalışmasıyla bir araya geldi, daha sonra Çarşamba etkinlikleri kapsamında bir panel ile müzeciler Çanakkaleliler ile buluştu. Programın ilk kısmında Çanakkale’deki müzelerin temsilcileri İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Deniz Ünsal ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Arş. Gör. N. Hanzade Uralman’ın moderatörlüğünde müzelerinin kimliğini, Çanakkale açısından önemini tanımlayıp, Çanakkale’ye katkılarını ve sorunlarını tartışarak, ortak sorunlar ve çözüm önerileri geliştirdiler. Daha sonra program Çanakkale Kent Müzesi ve Çanakkale Deniz Müzesi’nin gezilmesi ile devam etti. Ardından Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi’nin Çarşamba etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen panel ile atölye çalışması ve varılan sonuçlar Çanakkaleliler ile paylaşıldı. Çanakkale Müzeleri Buluşması Atölye çalışmasına katılan yedi müzenin temsilcilerinin yanısıra İl Kültür Müdürü de konuk olarak katıldı. Atölye çalışmasının sonucunda ulusal müzelerde mevcut personel, mali, mekân, eğitim ve iletişime ilişkin sorunların Çanakkale için geçerli olduğu görüldü. Ayrıca Çanakkale’deki müzelere özgü pek çok problemle birlikte bu müzelerin kent dışından ziyaretçi almasına rağmen kentlilerin dikkatini çekmediği sorunu vurgulandı. Çarşamba etkinliklerine katılan kentliler de çözüm önerilerine önemli katkıda bulundu. Günün sonunda tüm katılımcılar Çanakkale’deki müzelerin buluşmasının daha sık ve geleneksel bir biçimde sürmesi fikrinde birleşti.
Bölgede ilk kazı çalışmalarını yürüten ve sonrasında kalıntılar altında bulduğu Truva hazinesini alarak ülke dışına çıkaran Heinrich Schlimann'ın 1890 yılında hayatını kaybetmesi ile ikinci dönem kazı başkanlığını W.Dörpfeld'in yürüttüğünü belirten Truva Antik Kenti Kazı Araştırmacısı Yrd. Doç. Dr. Rüstem Arslan, çekilen 350 fotoğraftan 60 tanesini sergilediklerini söyledi. 1830'dan sonra yaygınlaşmaya başlayan fotoğraf makinesi ile ilk defa arkeolojik alanda belgeleme fotoğraf çekimlerinin bu bölgede yapıldığını hatırlatan Arslan, çekilmiş olan fotoğrafları bugüne kadar kazı çalışmasını yapanlar dışında hiç kimsenin görmediğini, bu fotoğrafların kamuoyu ile ilk defa bu sergi ile buluştuğunu vurguladı. Bu fotoğrafların Truva Kentin'de bulunan kalıntılar kadar değerli olduğunu kaydeden Arslan, fotoğraflar arasında bölgeye gelen ilk turist kafilesi, açılan ilk su kuyusu, bazı bölgelerin kazılmadan önceki hali, Truvalıların savaşa girmeden önce yiyecek ve içecek depoladıkları küpler, o dönem civar köylerden getirilerek kazılarda çalıştırılan köylülerin o günkü halini gösteren detayların yer aldığını ifade etti. Truva'nın geçmişini merak eden ve antik kenti gezmeye gidecek olan turistlerin bölgeye gitmeden önce fotoğraf sergisini gezmesi gerektiğini vurgulayan Arslan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Truva kazıları her zaman o dönemdeki teknolojinin kazılarda uygulandığı örnek kazılardan biridir. Truva'nın dışında Teyfikiye, Çıplak köyleri İntepe beldesindeki diğer arkeolojik ve geleneksel mimari yerlerle ilgili fotoğrafları da bu sergide görebiliriz. Bu sergiyi açmamızın sebebi, insanlara Truva'dan çıkarak bölge tarihini kısmen fotoğraflarla anlatmak." YAZAR VE SANATÇI EVİ AÇILDI Belediye,bakımsızlık sebebiyle kadrine terk edilen Hasan Mevsuf Sokak üzerindeki tarihi yapıyı restore ederek “Yazar ve Sanatçı Evi” adı altında hizmete açtı. Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, il merkezinde kadrine terk edilen tarihi yapılara sahip çıktıklarını belirterek, “İl merkezinde bu şekilde birçok yapıyı restore ederek değişik amaçlarla kullanıma açtık. Şimdi de burada yer alan ve geleneksel Türk el sanatları, plastik sanatlar ile resim, ebru, hat, minyatür, diksiyon, yazarlık atölyesi gibi görsel sanatlarda yetişkin ve çocuklara yönelik kurslar düzenlenecek. Buradaki kurslar tecrübeli eğitmenler eşliğinde gerçekleştirilecek. Çanakkale Belediyesi olarak yaptığımız çalışmalarla kentin sosyal, kültürel ve sanatsal yaşamına katkı sunmaya devam edeceğiz” dedi.
Çanakkale'de 5 bin yıl önce kurulduğu düşünülen ve Türkiye'deki
en eski yerleşim merkezlerinden kabul edilen Troya Antik Kenti'nden daha eski
bir yerleşim yeri bulunduğuna dair kanıtlar elde edildiği bildirildi. Doç. Dr. Takaoğlu, yaklaşık 7 bin yıl önce iskan edildiği anlaşılan köyün en önemli özelliğinin bölgede daha önce bilinmeyen yeni bir seramik geleneğinin varlığını göstermesi olduğunu bildirdi. Seramikler arasında en ilgincinin dinsel amaçlı kullanıldığı düşünülen, tutamağı gözü yaşlı ağlayan bir insanı sembolize eden parça olduğunu ifade eden Takaoğlu, ''Gözü yaşlı insan betimli seramiğin bugüne kadar benzeri bulunmadı. Bu seramik o tarihte büyük bir olasılıkla cenaze töreni sırasında kullanılmış. Gün yüzüne çıkan bu değerler, Troya öncesi kültür tarihi konusunda önemli bilgiler sunmaya devam edecek gibi görünüyor'' dedi. Doç. Dr. Takaoğlu, kazıda çıkarılan eserlerin sergilenmek üzere Çanakkale Arkeoloji Müzesi'ne teslim edildiğini sözlerine ekledi. Kazı alanındaki köy yerleşim alanında 7 bin yıl önce iskan edildiği anlaşılan Apollon Smintheus Tapınağı, eski adıyla Külahlı olarak bilinen Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar beldesinin kuzeybatısı ile kuzeydoğusu arasında kalan vadinin başlangıç eteklerinde, Bahçeleriçi mevkisinde yer alıyor. Troas bölgesinde bugün için tek örnek olduğu belirtilen tapınakta Helenistik Çağ Anadolu mimarlığına imzasını atan Mimar Hermogenes'in uyguladığı pseudodipteros (yalancı iki sıralı sütun) plan tasarımı kullanılmış, ön ve arka cephelerinde 8, uzun kenarlarında ise 14'er sütun dizisi bulunuyor. Smintheion Antik Kenti'nde bulunan tapınakta mermer bloklarla döşenen kutsal alanda pronaos (kutsal ön oda), naos (kutsal oda) ve opisthodomos (arka oda) olmak üzere 3 oda, naosta Paroslu heykeltıraş Skopas'ın yaptığı ve 110 santimetrelik bacak parçası bulunan, tanrı Apollon'un heykeli yer alıyor. Kaynaklarda, ünlü coğrafyacı ve seyyah Strabon'un 2 bin yıl önce yazdığı ''Geographica'' adlı kitapta, kenti Yunanistan'dan gelen İonlar kuşattığı zaman, gece topraktan çok miktarda tarla faresinin çıkarak askerlerin silah ve teçhizatlarının deri kısımlarını kemirip kopardıkları ve bu yüzden kenti kuşatan İonların savaşı kaybettiğini yazdığı ve Lekton halkının minnet göstergesi olarak bu tapınağı inşa etmiş olabileceği belirtiliyor. Bölgede ilk kazıların 1866 yılında başlatıldığı, ara verildikten sonra 1984 yılında yeniden başlatılan kazı ve restorasyon çalışmalarının sürdürüldüğü kaydediliyor. Nemi-Roma ile İntepe-Çanakkale Arasında Kurulan DOSTLUK KÖPRÜSÜ Emel ALTAN EGE – Roma Köklerini Troia’ya dayandıran ve atalarının Troialı Aeneas’ın
soyundan geldiğine inanan Romalılar’la, Troia’nın bugünkü sahipleri arasında
kurulan dostluk köprülerinden biri 2003 yılında İntepe (Çanakkale) belediye
başkanı Kasım Akın ile Nemi (Roma) belediye başkanı Av. Alessandro Biaggi
arasında imzalanan “kardeş kent” protokolü ile resmiyet kazanmıştı. Ardından,
her yıl düzenli olarak karşılıklı ziyaretler gerçekleştirildi ve bu dostluğun
iki bölge halkı arasında daha da geliştirilmesi amaçlandı. Nemi, Roma-Napoli yolu üzerinde, merkezden yaklaşık 30 km.
mesafede, meşe ve çam ormanlarıyla çevrelenmiş, deniz seviyesinden 521 mt.
yüksekte bulunan, yaklaşık 4000 kişinin yaşadığı küçük bir yerleşim. Tiren
Denizi’ne hakim volkanik bir tepede yer alan iki krater gölünden biri olan Nemi
Gölü, İsa’dan önceki dönemde Diana Tapınağı ile Romalılar için son derece önemli
bir hac merkezi iken çevresinde yer alan muhteşem saraylarıyla, termal
kaynaklarıyla, terapi ve ibadet mekanlarıyla, İmparator Caligula zamanında da
büyüklükleri 70 metreye ulaşan iki devasa tekne ile ünlenmiş. Nemi, günümüzde
“çiçeklerle çileklerin kenti” olarak tanınıyor. Burada, asırlardan beri Çiçek ve
Çilek festivalleri düzenleniyor. Ağaç dikme töreninin ardından, yine Türk bayraklarıyla süslenen
Nemi belediye sarayında Türk ve İtalyan katılımcıların huzurunda karşılıklı
hediye değişimi yapıldı. İntepe belediye başkanı Özkurnaz, Nemili başkan
Biaggi’ye Troia’dan getirdiği toprağı ve Troia meşesi tohumlarını elişi
süslemelerle bezeli seramik bir kapta sundu. Ayrıca, Ayvacık yöresine ait elişi
kök boya bir halı hediye etti. Biaggi de, 1700’lerde yapılmış çok değerli bir
suluboya Nemi manzarası tablosunu ve Nemi tarihi ile ilgili çeşitli kitapları
İntepe’ye götürmek üzere başkana armağan etti.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez
Müdürlüğü'nün (DÖSİMM), Türkiye'deki yerli kazı ve araştırmalara "kaynak
sıkıntısı" nedeniyle taksit taksit para aktarması kazı başkanlarını sıkıntıya
soktu. "VALİLİĞİN YARDIMI İLE KAZILARI UZATTIK"- Özgüner, kazı çalışmalarında, bağlı olunan Valiliğin duyarlı olmasının da önemine işaret etti. Çanakkale Valiliği'nin ve özel idarenin bu konuda kendilerine büyük yardımlarının dokunduğunu belirten Özgüner, "Kazılarımızın bu yıl 16 Eylül'de bitecek demiştik. Valiliğin verdiği kredisi avansıyla 15 Ekim'e a kadar sürdüreceğiz. Bu valinin olaya iyi bakmasıyla ilgili. Hem Asos'a, hem Gülpınar'a hem de Gökçeada kazılarına gelen ek ödenekler transfer edilecek, böylece kazılara devam edebileceğiz" diye konuştu. Özgüner, bu yıl Kalkolitik Gülpınar ve Helenistik Gülpınar kazılarının 4 Ağustos'tan bu yana devam ettiğini, bölgede bulunan ve "devlet çeşmesi" olarak tanımlanan binanın da restore edilerek kültür gezginlere sunulduğunu da sözlerine ekledi." GERÇEKLEŞEMEYEN PROJE;
Çanakkale Gaziler Galerisi adını verdiğimiz proje 1911-1923
yılları arasında Balkan Savaşları’ndan-Cumhuriyet’e; yakın tarihimizin sessiz
tanıkları Çanakkalelileri bugünün insanıyla buluşturmayı hedefliyor. Atatürk’le
aynı cephelerde yada aynı zaman dilimi içinde, değişik cephelerde 1911-1923
yılları arasında savaşlara katılmış, 4-14 yılda köyüne dönebilmiş 1-7 yıl esaret
yaşamış , Çanakkaleli 90 Gazinin giydirilmiş polyester beden üzerinde yüz
benzetmeli heykelleri ve 120 saat ses kayıtları 2 saat süreli 8mm. Renkli
filmlerini, bilgisayar destekli sergilemeyi amaçlayan “Çanakkale Gazileri
Galerisi” projesi oluşturmaktır. Yerli ve yabancı ziyaretçilere uzak ülkelerde sömürge arayan devletlerin yaptığı maddi ve psikolojik tahribatları gazilerin anılarına dayalı belgelerle ve ses kayıtlarıyla göstermektir. Çanakkale Gazileri Galerisi savaş gerçeğini, Çanakkaleli
gazilerin anlılarından yola çıkarak “barış bilincini” oluşturmayı, pekiştirmeyi
hedefliyor. Ve de bu proje, Genelkurmay ATASE ve Denetleme Başkanlığı ile
Gelibolu 2. Kolordu Komutanlığının da işaret ettiği doğrultuda Gelibolu Tarihi
Milli Parkı’ndaki savaş alanlarında gerçekleştirilerek, yılda 4 milyona yakın
ziyaretçiyle buluşmayı ve onlara savaşanların kendi anılarından yola çıkarak
savaş gerçeğini anlatmayı, böylelikle kan ve can pahasına vatanlaştırılan
topraklarda barış bilincini pekiştirmeyi amaçlıyordu. Bu kapsamda oluşan projenin hayata geçmesi için gerekli proje uygulamaları; 1 Çanakkale Gelibolu Milli Parkı içinde, savaş alanlarında bir
bina yada büyükçe bir mekan Cahit Önder ARADA BİR / İZLENİMLER İSCEHİSAR KASABASI KADAR OLAMAYACAK MIYIZ?
Bu haberi okuyunca, Troya”sı, Assos”u, Gelibolu Tarihi Milli Parkı içinde ki savaş yerleri, anıtları vb. sayılamayacak değerleriyle, gerçek bir kültür kenti, kültürlerin altın düğümü Çanakkale”yi düşündüm. Troya Festivalleri içinde heykel sempozyumu yapılamaz mi? Biga Yarımadası ve Kaz Dağları”nda ki mermerler, Ezine, Koçerli bölgesindeki granit zenginliği, Ezine Ak Köy”ün çamura can veren kadınları, Geyikli Odunluk yaşayan Heykeltraş, Hüseyin Çakıcı, Eceabat İnebeyli Köyünden Heykeltraş Ahmet Elbi, Çan Yaveler Köyünün altıyüz yıllık birikimlerini, birkaç kişi kalmalarına karşın, günümüzde de sürdüren insanları,Yenice”nin bilmem ne köyünde kendi yaptığı fırında,kendi şekillendirdiği eserlerini pişiren isimsiz sanatçı, Çanakkale ve Eceabat atölyelerinin isimsiz sanatçıları, Geleneksel Çanakkale Seramiklerinin son temsilcisi, ellerine kurban, İsmail Ustam.. Daha niceleri. Kimler, kimler. Yalı Han”da Heykeltraş Ömer Abi, Avuç içine, antik tapınakların alınlıklarındaki mitolojik betimlemeleri kendi yaptığı aletlerle yontan, bu büyük ustayı, tanıyabilirsiniz ama; ne zaman keşfedeceksiniz? Ya Mustafa Tunçalp, Erol Sazcı, Onur Öztürk… Dünyanın ödüllendirdiği bu sanatçılara sahipsiniz. Ama, tanıyamadıysanız; zaten keşfedemezsiniz…. İscehisar Kasabası”nın yaptıklarını biz, kültür kenti Çanakkale olarak yapamıyorsak; yazık değil mi? Çimento, Seramik, Demir - Çelik ve öteki fabrikalarımızla, sanata hem ham madde, hem de parasal kaynak yaratacak ayrıcalıklara sahip bir il konumunda değil mi, Çanakkalemiz??? Ayrıca, bizim üniversitemiz de var. Seramik ve Güzel sanatlar
bölümlerimiz var. Neden İscehisar Kasabasının yaptıklarını biz yapamıyoruz..
Çanakkale Cadde, meydan ve parklarını heykellerle, ana ve yan gezi yollarına
bakan binaların dış yüzeylerini kabartmalarla değerlendirip gerçek bir çağdaş
kültür kenti fotoğrafı yaratamıyoruz? “RESİMLERİMDE İNSANLARIN KENDİLERİNİ DE BULMALARI BANA EN BÜYÜK ÖDÜL OLDU.”
RÖPORTAJ : CAHİT ÖNDER Çanakkale Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde geçtiğimiz ay 40 yıllık resim serüvenini sergileyen ve eserleriyle gerek basından, gerekse akademik çevrelerden çok olumlu değerlendirmeler alan Ressam Hale Gökhan’la sıcağı-sıcağına, sergi sonrası duygularını, sergi izlenimlerini ve kentimizde resim ve öteki sanatlarla ilgilenen kent sanatçılarına yönelik düşüncelerini almak üzere konuşalım istedik. Deniz sahilinde ki yazlık mekanlardan birine, belediye sosyal
tesislerinde bir köşeye oturduk. “Şavkıması sana doğru yolların
Mustafa Kemal Atatürk'ün, askerlerine, "Ben, size taarruzu
emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum" diye seslendiği Çanakkale Savaşları'nda
kahramanca mücadele eden 57. Alay'da görevli Mehmetçiğin ruhu, beyazperdeye
aktarılacak. Balbal, "Vietnam ve Pearl Harbor savaşlarında yaşananlar ayrıntılarıyla biliniyor. 57. Alay'ın kahramanlığını herkes biliyor ama kimse onların yaşadıklarını ayrıntılarıyla bilmiyor. Herkes bu konuda eksik bilgiye sahip. 70 milyonun içindeki kahramanlık, 57. Alay'da ortaya çıkmıştır. Biz de 57. Alay'ın neler yaşadığını, o dönemde neler hissettiğini, 57. Alay ruhunu anlatmak için böyle bir filmi hayata geçirmeye karar verdik" dedi. Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar ve Türklerin birlikte rol alacağı filmde, Atatürk'ü kimin canlandıracağının henüz belli olmadığını bildiren Balbal, "Çanakkale Savaşları'nın ruhunu yaşayacak ve yansıtacak bir aktörle çalışacağız ama henüz ismi netleşmedi. Avustralya komutanını da o ruhu yansıtması için bir Avustralyalının canlandırmasını istiyoruz" diye konuştu. Balbal, Çanakkale Savaşları'nın en kanlı çarpışmasının yaşandığı ve savaşın kaderini değiştiren 57. Alay'la ilgili Turgut Özakman yönetimindeki araştırmacıların tespitlerinin yansıtılacağı sinema filminde, hurafelere yer verilmeyeceğini dile getirdi. Balbal, 2010 yılının Şubat ayında vizyona girmesi hedeflenen filmle ilgili yurdun dört bir yanından maddi ve manevi destek aldıklarını da sözlerine ekledi. 57. ALAY 57. Alay, Çanakkale Kara Savaşları'nın başlangıcı kabul edilen Anzak çıkartmasını durdurmak amacıyla 25 Nisan 1915 sabahı harekete geçen ve en küçük rütbelisinden alay komutanına kadar tüm mevcudunu kaybeden Türk alayıdır. 19. Tümen'e bağlı üç alaydan (72, 77 ve 57) biri olarak Tekirdağ Yarkışla mevkisinde 1 Şubat 1915'te kurulan 57. Alay'ın alay komutanı, orta öğrenimini Manastır'da tamamlayan Binbaşı Hüseyin Avni Bey'dir. 22 Şubat 1915'te 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal tarafından törenle sancağı verilen 57. Alay, 23 Şubat 1915'te Çanakkale'ye doğru yola çıkarak, 25 Şubat 1915'te eski adı Maydos olan Eceabat'a vardı. 19. Tümen'in bağlı olduğu 5. Ordu Komutanlığının Enver Paşa tarafından kurulmasından sonra 57. Alay, genel ihtiyat (yedek) olarak 26 Mart 1915'te Bigalı Köyü'ne intikal etti. Bu tarihten 24 Nisan 1915'e kadar bizzat Yarbay Mustafa Kemal ve Binbaşı Hüseyin Avni Bey tarafından sürekli eğitime tabi tutulan 57. Alay, Bigalı Köyü ve Turşun bölgesinde tatbikatlar yaptı. Bigalı Köyü'nde eğitim ve tatbikat faaliyetlerini yürüttüğü sırada 57. Alay'ın yeri bir kaç kez 5. Ordu tarafından değiştirilmek istenmişse de Mustafa Kemal, çıkartmanın yapılacağı yere en yakın noktalardan biri olmasından ötürü Bigalı Köyü'nde kalınmasını sağladı. 57. Alay, 25 Nisan 1915 sabahı, kendisine bu yönde bir emir gelmemiş olmasına rağmen Mustafa Kemal'in kişisel inisiyatifiyle düşman çıkartmasını haber alır almaz Conkbayırı'na doğru hareket etti. 57. Alay'ın, Conkbayırı'na hareket eden 3 taburu ve bir dağ bataryasını oluşturan yaklaşık 650 subay ve asker, Conkbayırı'na varıldığı anda bizzat Mustafa Kemal'in yönetiminde kendisinden yaklaşık 4-6 kat daha büyük bir düşman gücüne karşı taarruza geçti. Sisli bir nisan sabahı 57. Alay komutanı araziye yayılmış beyazlıklar görür ve takım komutanına, bu beyazların ne olduğunu sorar. Takım komutanı, sabahleyin düşmana hücum emrini almış 57. Alay'ın, Allah'ın huzuruna temiz çıkmak için çamaşırlarını yıkadıklarını söyledi. Türk askerinin kahramanlık destanları yazdığı, Mustafa Kemal Atatürk'ün askeri deha olarak tarihteki yerini aldığı, Türklerin mertliğini tüm dünyanın yakından tanıdığı Çanakkale Savaşları, deniz ve kara savaşları olarak 259 gün sürdü. APOLLON TAPINAĞI HAZİNELERİ BURADA MI?
Ayvacık İlçesine bağlı Gülpınar Bucağında, Apollon Smintheus Tapınağı”nın 300 mt. yakınında ki mağara ile tapınağın 1500 mt. uzağındaki güney yönündeki mağaranın birbirine bağlı olduğu iddia ediliyor. Gülpınar beldesi sakinleri, bölgeye geçmiş yıllarda gelen yabancılardan ve köyün yaşlılarından, 2 girişli bu büyük mağarada Apollon Tapınağının hazinelerinin saklı olduğuna dair sözler duyduklarını ve bölgede bilimsel araştırma yapılmasını istediklerini belirtiyorlar. Mağaranın, kuzey girişi, tapınağa 300 mt. uzaklıkta, beldenin kanalizasyonunun verildiği Fakı Deresi kenarında yüksekliği 185 cm. genişliği 58 cm. ölçülerindedir.. Güney yönündeki mağara ise Çoklum Deresi, kuzey yamacında olup, giriş ölçüleri, yükseklik 160 cm. Genişlik 120 cm.dir. Gülpınar Apollon Smintheus Tapınağında 28 yıldan bu yana kazı
çalışmalarını yürüten, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi
Klasik Arkeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Çoşkun Özgünel, kendisinin kazı
çalışmaları sırasında mağaraların varlığından yöre köylüleri tarafından haberdar
edildiğini, tarih öncesi dönem ya da erken hıristiyanlık dönemi gizli tapınma
mahalleri olabileceğini düşündüğünü, mağara araştırmasının kendi konuları
olmadığını belirterek, konunun uzmanlarınca bilimsel olarak araştırılmasında
yarar olduğunu, arkeolojik veya mağaracılık açısından şaşırtıcı sonuçlara her an
ulaşılabilir. Sonuçlar,Çanakkale”ye ulusal ve uluslar arası boyutta yeni
değerler katabilir dedi.
HALE GÖKHAN SERGİSİ ARDINDAN
Hale Gökhan, en doğru tanımlamayla ve yakışanıyla, Ressam Hale
Gökhan, hak ettiğini eserlerini görünce teslim etmek gerekiyor. 40 yıldan bu
yana, resim konusunda, kendini yaratma serüvenine saygı
duyuyorum…Eserleriyle,büyük kentlerin galerilerinde sergilenen,ün kazanmış,öteki
ressamlarımızdan hiç de aşağı kalmayacak düzeyde eserler yaratmış.. 1968 de
başladığında “Endişe”lenmesine rağmen “Umut Tükenmez”i kendine söyletmiş ve
“Güneşe giden yol”dan,”Sözün bittiği yer”de kendini,galeride, ”ötekilere
“göstermiş sergisiyle..
Nuri Bilge Ceylan, ''Üç Maymun'' isimli filmiyle Cannes Film Festivali'nde en iyi yönetmen ödülünü aldı. Ceylan, ödül töreninde yaptığı konuşmada, ''Kazandığım ödülü güzel ülkem Türkiye ithaf ediyorum''dedi. (CAHİT ÖNDER) Yok sayılan Çanakkaleli sinema ustası Nuri Bilge Ceylan Antik dönemler kültür zengini bir kent olan Çanakkale’de, günümüzün, çağdaş sinema ustası Nuri Bilge Ceylan’ın yok sayılması, kentin bir “ kültür ayıbı “ değil midir? Nuri Bilge Ceylan, Çanakkale’nin Yenice İlçesinde 26.Ocak.1959 yılında doğdu. Kasaba, Mayıs Sıkıntısı, İklimler ve Uzaklar filmleriyle bir çok ulusal ve uluslar arası yarışmalarda ödüller aldı. Türkiye’ye sinema ödülleri kazandırdı. Nuri Bilge Ceylan , Filmlerinin çoğunu doğduğu topraklarda çekti. Yenice’nin Çakıroba Köyünde. Başka mekanlar aramadı. Kendi çekti. Babası Mehmet Emin Ceylan’ı, Fabrika işçisi ,Yenice Torasan Köyünden Mehmet Emin Toprak’ı oynattı. Yerel, yaşamsal ve kültürel motiflerle insanın farklı boyutlarını işlediği filmlerle Ülkemize Çanakkaleli bir sinema ustası olarak sayısız ödüller getirdi. Sessiz, sedasız Çanakkale’nin adını duyurdu Amerika’da, Mısır’da, Fransa’da… Dünyanın belli başlı kentlerindeki kültür ve sinema etkinliklerinde ve de yabancı ülke üniversitelerinde “ Nuri Bilge Ceylan Sineması “ adıyla toplu film gösterileriyle Çanakkale’yi dünyaya tanıtan bir dünya sinemacısı, çağdaş bir sinema ustası,Nuri Bilge Ceylan.. Nuri Bilge Ceylan Dünya sinemacıları arasında “Türk Tarkovski’si “ olarak anılmaktadır. Bugünlerde Fransa’da, Cannes Kenti’nde ki film festivalinde “3 maymun “ filmiyle ödüle favori gösterilen Çanakkaleli Sinema Ustası Nuri Bilge Ceylan için, “Kültür Kenti Çanakkale”ye yurt içinde ve dış ülkelerde tanıtımına katkı sağladığı için ne yaptık? Bırakın bir şey yapmayı. Aklımıza adı geldi mi.?. Yerel gazete sayfalarından “büyük kültürel faaliyetler” sahibi bir çok kurum,kuruluş,dernek, klüp,platform vb.’nın kültürel etkinlik haberlerini izliyoruz.. Nedense, Nuri Bilge Ceylan adını duyan Senegal vatandaşlığına geçiyor.(!) Çanakkaleli bu büyük sinema ustasına bir teşekkür kimsenin aklına bile mi gelmiyor? Kendi çocuklarının yarattığı çağdaş kültürel değerleri anlayıp,kabul edip, değerlendiremeyen kentler, Ancak ve sadece maziye tutsak olma kolaycılığıyla oyalanmak durumunu yaşarlar. Dünyanın ödüllendirdiği kültür adamlarına sahip olduğunun farkında olamamak, bir kültür kenti ayıbıdır… BU AYIP, Çanakkale’ye yakışmaz. Valilik, Belediye, Partiler,İş adamları Dernekleri, Esnaf kuruluşları, At arabacıları Derneği, Sivil Toplum Kuruluşları,kentin üniversitesi,ÇOMÜ Sinema Bölümü, Fabrika, firma ,otel, büfe işletmecileri bir araya gelip, komiteler kurup, Dünya Sinemasının Çanakkaleli Yönetmeni Nuri Bilge Ceylan’ı kucakladığını “dünyalara” duyurmalıdırlar… Bu “Kültür Ayıbı “ ‘ndan kurtarılmalıdır, Kültür Kenti Çanakkale…. BABASININ GÖZÜNDEN CEYLAN 61. Uluslararası Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye Kategorisinde 'Üç Maymun' Filmiyle En İyi Yönetmen Ödülünü Kazanan Nuri Bilge Ceylan'ın Baba Evinde Sevinç Yaşanıyor. Yenice ilçesinde yaşamını sürdüren yönetmen Ceylan'ın babası Mehmet Emin Ceylan, 61. Uluslararası Cannes Film Festivali'nde oğlunun aldığı en iyi yönetmen ödülünün yanı sıra, Alexandria 16. Uluslararası Film Festivali'nde “Üç Maymun” filmindeki rolü nedeniyle kendisine verilen “En İyi Aktör” ödülünü kazanmanın mutluluğunu yaşıyor. Ceylan, “Üç Maymun” filminde kendisine rol veren oğlu ile gurur duyduğunu belirterek, şöyle konuştu: “Oğlum ödülünü, tutkuyla sevdiği yalnız ve güzel ülkesi için aldı. 61. Cannes Film Festivali'ndeki başarısıyla oğlum yurtseverliğini bir kez daha gözler önüne sermiş oldu, Türkiye'ye filmini adadı. Evladımla gurur duyuyorum. (Üç Maymun) filmi, benim de tanınmama sebep oldu. Yurt içinden ve yurt dışından bir çok hayranımdan aldığım mektuplar beni mutlu ediyor. Görevim nedeniyle yıllarca yurt dışında bulunduk. Ancak, Yenice'de evimiz ve toprağımız olduğu için yılın büyük bir bölümünde burada kalıyoruz.” Ceylan, bir süre sonra eşi Fatma Ceylan, oğlu Nuri Bilge Ceylan, gelini Ebru Ceylan ve 3 yaşındaki torunu Ayaz ile birlikte Mısır'a yolculuk yapmayı planladıklarını sözlerine ekledi.
Çanakkale Valiliği-Belediye-Üniversite-Rotary Kulübü ortak organizasyonuyla kentin seramik kimliğini yeniden ele alıp yaşatmak adına başlayan çalışmalar kapsamında “ Seramik Şehri Çanakkale Projesi” Konsey toplantısının 1.si ÇOMÜ’de gerçekleşti. Projenin yürütücüsü Prof. Dr. Erdinç Bakla, Troya’dan günümüze kadar gelen seramiklerin büyük bölümünün sergilenemeyip İstanbul Arkeoloji Müzesinin bodrumunda saklandığını, Çanakkale’ye kurulacak müzeye taşınmasının en büyük arzusu olduğunu söyledi. Çanakkale Valiliği-Belediye-Üniversite-Rotary Kulübü ortak organizasyonuyla kentin seramik kimliğini yeniden ele alıp yaşatmak adına başlayan çalışmalar kapsamında “ Seramik Şehri Çanakkale Projesi” Konsey toplantısının 1.si ÇOMÜ’de gerçekleşti. 1960’lı yıllara kadar var olan ve kendisinin de bir dönem staj yaptığı seramik fırınlarına günümüz Çanakkale’sinde rastlanmadığını belirten Prof. Dr. Bakla, seramiğin Çanakkale için vazgeçilmez bir kültür olduğuna vurgu yaptı. Çanakkale adının seramikten alındığını hatırlatan Bakla, seramik yapımının sadece yakın tarihte değil Troya döneminden bunaya Çanakkale ile anıldığını belirterek “Tarihsel önemi bulunan Çanakkale seramiğini yaşatmak Çanakkale değerlerine sahip çıkıp yaşatmak ile eşdeğerdedir” dedi. ÇOMÜ Troya Kültür Merkezinde gerçekleşen toplantıya Vali Orhan Kırlı, Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, ÇOMÜ Rektörü Ali Akdemir, Kale Şirketleri Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Bodur Okyay, C. Başsavcısı İlmettin Köklü, Çanakkale Defterdarı Sacide Şakar, sivil toplum kuruluşları yönetici ve temsilcilerinin yanı sıra Yeditepe, mimar Sinan, Hacettepe ve Işık Üniversitelerinden öğretim üyeleri ve İstanbul’da yerleşik bulunan seramik antika ve müzayedecileri de katıldı. Seramik duygusallığı Toplantının açılış konuşmasını yapan ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Ali Akdemir, seramik sanatının duyguları ifade eden özellikler taşıdığını, duygusallığın günümüzde hem incelik hem de maddiyat olarak tanımlandığını belirterek “O yüzden ki; seramik her iki açıdan da bizim için duygusallığı yansıtıyor” dedi. Akdemir, ÇOMÜ olarak Seramik Şehri Çanakkale Projesi Konsey toplantısına ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade etti. Bizi Bakla uyandırdı Çanakkale’nin seramik özelliğinin yüzyıllardır biline geldiğini ancak teknolojik değişim sonucu birçok meslek gibi seramik imalatının da Çanakkale’de erozyona uğrayıp unutulduğunu belirten Belediye Başkanı Ülgür Gökhan “Yıllardır uyuduğumuz, unuttuğumuz seramik rüyasından bizi sayın Prof. Dr. Erdinç Bakla uyandırdı” dedi. Çanakkale toprağının seramik özelliğine dikkati çeken Gökhan “Her gün üzerine basıp çiğnediğimiz toprağın farkına da sayın Bakla’nın uyandırmasıyla vardık. Ne yazık ki; Troya’dan günümüze gelen bu özelliği yaşatamadık ama bugün burada seramik sanatını yaşatmak adına bir arada olmamız gurur verici. Ben bunu kentin belediye başkanı olmanın ötesinde birey olarak da çok önemsiyorum” dedi. Valilikten destek Vali Orhan Kırlı’da yaptığı konuşmada; Seramik Şehri Çanakkale Projesinin mimarı Prof. Dr. Erdinç Bakla’nın bir kentli olarak daha önce yaşadığı toprakların kültürüne sahip çıkma adına çok önemli bir misyon yüklendiğini belirterek geliştirilen projeye Valilik olarak her türlü desteği vermeye hazır olduklarını söyledi. Yapılan konuşmalar sırasında Çanakkale’ye Seramik Müzesi kurulmasının enaz Troya Müzesi kadar önemli olduğu, şehir içinde belediyenin katkılarıyla geçici olarak oluşturulacak müzenin yanında Troya Müzesi içersinde de Seramik müzesinin yer almasının turizm açısından büyük önem arz ettiği kaydedildi.
Genel Sanat Yönetmenliğini Mustafa Erdoğan' ın yaptığı ''Anadolu Ateşi'' dans topluluğunun yeni gösterisi Troya, seyirciyle buluştu. ''Anadolu Ateşi''nin, ''Bir Anadolu Efsanesi, Anadolu'nun Dans Diliyle Anayurdunda Canlanıyor'' sloganıyla hayat verdiği Troya, 8 Nisanda yapılan gala gösterisi öncesinde İstanbul Gösteri Merkezi'nde düzenlenen basın toplantısıyla tanıtıldı. Anadolu Ateşi Genel Sanat Yönetmeni Mustafa Erdoğan, bir Anadolu efsanesini hayata geçirdiklerini belirterek, gösterinin yapılması için ilk düşüncelerin 1999 yılında ortaya çıktığını, 4 yıldır da gösteri için hazırlandıklarını söyledi. Erdoğan, Troya'nın, Anadolu halkına ait bir efsane olduğunu anlatarak, ''Anadolu Ateşi'nin 120 dansçısının görev yaptığı, dünyanın en ileri teknikleri kullanılarak gerçekleştirilen, insanlık tarihinin en eski ve en bilinen öyküsü Troya, ilk kez anayurdunda sahnelenecek'' dedi. Mustafa Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: ''Dünyadaki tüm Troya yorumları karşı taraftan bakılarak yazıldı. Biz buradan, üzerine bastığımız topraklardan hareketle buralı bir hikayeyi, içeriğine en yakın şekilde yorumlayıp tüm dünyaya anlatmak istiyoruz. Türkiye'ye layık bir eser oldu. Aşılması, taklit edilmesi ve benzerinin yapılması bizim açımızdan bile çok zor. Troya, gelmiş geçmiş en güzel sahne eserlerinden biri olacak ve bir dünya klasiğine dönüşecek.'' Barışı hedefleyen Anadolu dayanışması Erdoğan, gösteride, efsanenin daha çok barışı hedefleyen Anadolu dayanışması yönünün öne çıkarıldığını ifade ederek, ''Anadolu'dan tüm dünyaya gerçek bir Troya yorumu ile çıkıyoruz. Referans noktamız yine Anadolu. Bize ait bu insanlık mirasının, yine bizim kültür kodlarımızla gerçeklik bulması tarihi bir sorumluluk'' diye konuştu. Troya'nın ilk gösteriminin 8 Nisanda İstanbul Gösteri Merkezi'nde gerçekleştirileceğini anlatan Erdoğan, İstanbul'daki gösterilerin ardından Antalya Aspendos Tiyatrosu'da, sonbaharda da yine İstanbul'da sahneleneceğini bildirdi. Türkiye'de bir yıl sürecek gösterimlerin ardından Troya'nın yurt dışında da sergileneceğini kaydeden Erdoğan, Pekin Olimpiyatları'nda da gösteri sunacaklarını vurguladı. Erdoğan, Troya'nın sahnelenmesinde destek veren aralarında Garanti Bankası, Vodafone, Vestel ve Gloria Hotels&Resort'un da bulunduğu sponsorlara teşekkür etti. Bir Anadolu efsanesi "Troya" Troya oyunu hakkında bilgi veren Mustafa Erdoğan, gösteride, Anadolu Ateşi'nin 120 dansçısının rol aldığını, 30 idari ve 250 teknik elemanın görev yaptığını, 2 perdelik oyunda Homeros'un yazdıklarına sadık kalarak arkeolojik bulgulardan da yola çıkarak hazırlanan özgün koreografilerin kullanıldığını söyledi. Erdoğan, Troya'nın müziklerinde dünya çapında starların imzası bulunduğunu ifade ederek, Yücel Arzen'in yaptığı müziklere Prag Flarmoni Orkestrası'nın eşlik ettiğini bildirdi. 80 kişilik kadrosuyla Troya'ya müzik ve vokal yapan gruba, Türkiye'den de alanında uzman 70 müzisyenin eşlik ettiğini belirten Erdoğan, dünyanın en önemli virtüözlerinden Gheorhe Zamfir, Civan Gasparyan ve Vassilis Saleas'ın da Troya'nın müziklerine katkıda bulunduğunu kaydetti. Mustafa Erdoğan, oyunun kostümlerini Serdar Başbuğ'un tasarladığını, bütün bu çalışmalar sırasında Troya'nın tarih danışmanlığını Troya kazılarını da yürüten arkeolog Doç. Dr. Rüstem Aslan'ın yaptığını ifade etti. Troya'nın ışık sistemleri için Chicago müzikalinin de ışığını yapan Christopher Ash'ın Türkiye'ye geldiğini belirten Erdoğan, oyundaki, Türkiye'de ilk kez kullanılan uçuş sistemlerini, Cirgue de Soleil'in uçuş sistemlerini yapan Ted Moore'ın gerçekleştirdiğini vurguladı. 3,5 milyon avro Erdoğan, Troya oyununa Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından destek verildiğini belirterek, Bakan Ertuğrul Günay'a teşekkür etti. Erdoğan, Troya'nın yaklaşık 3,5 milyon Avro'ya mal olduğunu, her gösterimde değişiklikler yaşanacağını kaydetti. Mustafa Erdoğan, Troya filminin oyuncularını davet edip etmedikleri yönündeki bir soru üzerine, bunun gerçekleşmediğini belirterek, ''Ama bir gün mutlaka bilet alıp oyunumuza gelecekler'' dedi. Erdoğan, Troya'yı gerçek atlar kullanarak, gerçek mekanında oynamak istediklerini sözlerine ekledi. ÇANAKKALE ZAFERİ'NİN FUTBOLCU KAHRAMANLARI Gazeteci-Yazar Ali Sami Alkış, Çanakkale Savaşı’nda düşmanla mücadeleleri sırasında şehit olan, yaralanan ve esir düşen futbolcuların çarpıcı hikayelerini kaleme aldığı kitapta anlattı. Yarımada yayınevinden çıkan "Çanakkale’de Şehit Düşen
Futbolcular Yedi Kandilli Avize" adlı kitapta, Çanakkale Cephesi’nde
Galatasaray’ın 23, Fenerbahçe’nin 5 ve Beşiktaş’ın da 2 futbolcusunun şehit
olduğu belirtiliyor. MAÇA BEKLENİRKEN ŞEHİT OLDUĞU HABERİ GELDİ 1. Dünya Savaşı sırasında futbolcuların yeşil sahalar ile savaş
alanı arasında gidip geldiklerinin anlatıldığı kitapta, Çanakkale’nin ardından
Fransızlarla savaşmak için Niğde’ye giden Fenerbahçeli Arif’in hazin hikayesi
şöyle: GALATASARAYLI İNGİLİZ KÖKENLİ FUTBOLCU... Hindistan’da, İslamiyeti seçen Spancer ve Sarah Robenson adlı
İngiliz karı-kocanın Müslümanlara olan yaklaşımlardan dolayı İngiltere ve
Hindistan’da yaşayamayacaklarını anlamaları üzerine İstanbul’a göç ettikleri
anlatılıyor. DESTANLAŞAN 27. ALAY’DA ŞEHİT OLDU Çanakkale Savaşı sırasında Beşiktaş’ın yıldız futbolcularından
olan kaptan Kazım’ın, düşman işgaline karşı cepheye gittiği ve kendisini tanıyan
bir komutanın "emir erim ol" önerisini, "Ben sporcuyum. Diğerlerine göre daha
zinde ve atik biriyim. Cephede daha çok işe yararım" diyerek geri çevirdiği
belirtiliyor. ASKERDEN KAÇMAK İSTEYEN FUTBOLCULAR... 1. Dünya Savaşı sırasında vatan savunması için yediden yetmişe
herkesin gönüllü olarak askere yazıldığı, ancak cepheye gitmek istemeyen
futbolcuların askerlikten muaf tutulan İttihat ve Terakki Partisi’nin elindeki
Altınordu Kulübü’ne gittiğine dikkat çekiliyor.
Çanakkale Destanını konu alan Hollywood yapımı sinema filminin, siteden verilecek oyların oluşturulacağı toplum desteğiyle, Kültür Bakanlığına sunulması ve Bakanlığın projeyi sahiplenerek gerçekleştirmesi hedefleniyor. Çekilecek filmle, çağın teknolojik imkanlarının kullanılarak
Türk tarihinin ve Türkiye'nin tüm dünyaya tanıtılmasının yanı sıra filmden elde
edilecek gelirle, Atatürk'ün Hayatı, İstanbul'un Fethi, Kurtuluş Savaşı Yılları,
Ünlü Türk Büyükleri gibi çeşitli konularda yeni film projeleri geliştirmek de
projenin amaçları arasında yer alıyor. KATILIMCILAR ÇANAKKALE FİLMİNİ ÜNLÜ YÖNETMEN STEVEN SPİELBERG ÇEKSİN İSTİYOR Şu ana kadar bin 315 kişinin Çanakkale Destanı ile ilgili filme “evet” dediği sitede yer alan anket bölümünde ise filmi hangi yönetmenin çekeceği, hangi Türk ya da yabancı oyuncunun oynayacağı gibi sorulara da yer verildi. Buna göre katılımcılar, Çanakkale Destanı ile ilgili filmi yüzde 39,58 oyla ünlü Hollywood yönetmeni Steven Spielberg'in çekmesini istiyor. “Amistad”, “Er Ryan'ı Kurtarmak”, “Dünyalar Savaşı” gibi savaş ve kahramanlık hikayelerinin usta yönetmeni Spielberg'in ardından katılımcılar, yüzde 20,83 ile Mel Gibson'ın, yüzde 14,58 ile Clint Eastwood'un kamera arkasına geçmesi taraftarı. BRUCE WİLLİS YA DA NECATİ ŞAŞMAZ BAŞROLDE OYNAYACAK Ankette, Çanakkale filminde oynaması istenilen başrol oyuncuları için yerli ve yabacı olmak üzere iki seçenek sunuldu. Buna göre katılımcılar, yabancı oyuncularda yüzde 29,63 oyla dünyaca ünlü aktör Bruce Willis'i tercih ederken, Brad Pitt yüzde 16,67, Nicholas Cage yüzde 14,81 oyla Willis'i
takip ediyor. Tom Hanks ve Russell Crowe ise yüzde 11,11 oyla dördüncülüğü
paylaşıyorlar. Öte yandan, Sitenin “Filme isim bul” bölümünde ise katılımcılar, filme isim bulmaları için teşvik ediliyor.
Çanakkale kara savaşları sırasında Yarbay Mustafa Kemal'e bağlı 19. Tümen'in 3 alayından biri olan ve devam eden kara savaşları süresince mevcudunun tamamı şehit düşerek tarihe "Şehitler Alayı" olarak geçen 57. Alay'ın hikayesi filme çekilecek. Filmin yapımcılığını üstlenen Ceteris Paribus Yeni Nesil Reklam ve İletişim Hizmetleri Tic. Ltd. Şti'den yapılan yazılı açıklamada, filmin yönetmenliğini, aynı zamanda senaristliğini de üstlenen Giray Besen'in yapacağı belirtildi. Açıklamada, çekimlerine yaz sonunda başlanacak filmin, Çanakkale kara savaşlarının başladığı tarihin yıl dönümü olan 25 Nisan 2009 tarihinde gösterime girmesinin planlandığı belirtildi.
ÇANAKKALE Savaşı’nı ve o dönemi en iyi özetleyen ve sonrasını sonsuza açan sözcüğün Diriliş olduğunu düşünüyorum. Ey sevgili gençler! Bu savaşları, lütfen sabırla, dikkatle, düşüne düşüne okuyunuz. Bunları heyecanlı, kanlı savaş sahneleri anlatmak için değil, hele savaşı övmek için hiç değil; irade, akıl, buluş, yurtseverlik, milli duruş, bilinç, sebat, kararlılık, inanç, benlik, gerçek kahramanlık, insanlık ve karakter sergisi oldukları için, bir milletin dirilişinin, uyanışının aşamalarını oluşturdukları için anlattım, bilmenizi istedim. Bu olağanüstü zaferi hikaye ederken olayları hiç abartmadım. Ucuz kahramanlık hikayelerine, hasamet edebiyetına, şovence anlatıma hiç yer vermedim. Birçok sayfayı, o kan deryası içinde, yarı aç, yarı tok, yurtlarını ve insanlıklarını koruyan kahramanlara duyduğum saygı ve minnet nedeniyle gözlerim yaşara yaşara yazdığımı söylemeliyim. Diriliş’i yazarken bazı şehitlerin omuz başımda durdukları, yazdıklarımı denetledikleri duygusuna kapıldığım çok oldu. Karşı yanın kahramanlarını belirtmeyi de ihmal etmedim. Ayıplarımızı ve başarısızlıklarımızı da gösterdim." GÜNAHSA GÜNAH DEYİP SAÇLARINI FEDA ETTİ GEMİLERİN bedeli 7 milyon lira tutuyordu. Hazinede ilk taksiti ödeyebilecek kadar bile para yoktu. Donanma Cemiyeti aracılığı ile halktan yardım istendi. Bu istek büyük heyecan uyandırdı. Yeni bir yenilgi onursuzluğu ve acısı yaşamak istemeyen halk harekete geçti. Heyecan köpürerek, dalga dalga yayıldı. Tarihin yazık ki adını kaydetmediği kimsesiz, yoksul bir kadın da unutulmayacak bir kahramanlık yaptı. Beyoğlu berberlerinin peruka (takma saç) yapmak için parasıyla saç aradıklarını duymuştu. Müslüman Türklerde kadınlar genellikle saçlarını kesmez, kesenlere iyi gözle bakılmazdı. Ama uzun saçından başka varlığı yoktu. Cepheden gelen yaralıları, iniltileri kesilmeyen göçmenleri, caddelerden yenilginin utancı içinde başları eğik geçen namuslu subayları düşündü. Günahsa günaha girmeyi, ayıplanmayı, hor görülmeyi, çirkin olmayı göze aldı; o kadar sevdiği saçlarını ağlaya ağlaya dibinden kesti. Rum berbere sattı, aldığı üç kuruşu koşa koşa Donanma Cemiyeti’ne yetiştirdi. KADINLAR ASKERLİK DİLEKÇESİ VERDİLER KADIN Haklarını Savunma Derneği Yönetim Kurulu ile Dünyası dergisinin ileri gelen yazarları derginin Divanyolu’ndaki yönetim yerinde toplandılar. Derneğin Başkanı ve Derginin kurucusu Nuriye Hanımın çağrısı üzerine bir araya gelmişlerdi. Nuriye Hanım, "Zaten kağıt sıkıntısı var" dedi, "Dergiyi zorlukla yayımlayabiliyoruz. Dergiyi kapatalım, bütün zamanımızı derneğe ayıralım. Birçok yolla ordumuza yardımcı olabiliriz. Kızılay, Donanma Cemiyeti, Müdafaa-yı Milliye Cemiyeti gibi yursever örgütlerin kadın kollarında da çalışabiliriz. Birçok üyemiz var. Üyemiz olmayanlardan da destek isteriz. Yardım toplayabiliriz. Çamaşır dikebilir, çorap örebilir, sargı bezi hazırlayabiliriz. Bu amaçla kadınların çalışacakları işlikler kurabiliriz. Ne dersiniz?" Öneri oybirliği ile kabul edildi. Daha da ileri giderek Enver Paşaya bir telgraf çekip gerekirse askerlik yapmaya hazır olduklarını da bildirdiler. GÖNÜLLÜ HEMŞİRELİK KURSLARI AÇILDI KIZILAY Kadınlar Kolu’nda çalışan hanımlardan biri, gönüllü hemşirelik kursu açılmasını önerdi. Öneri heyecanla, alkışlarla benimsendi. Bu olay yalnız bir hayır etkinliği olmaz, gerçekleşirse, birçok zincirin kırılmasını da kolaylaştırırdı. Öyle de olacaktı. Kızılay Genel Başkanı Dr. Besim Ömer Paşa’yı ziyaret ettiler. Öneriyi öğrenince Paşa’nın gözleri yaşardı. Kadınların çalışmasını, meslek gereği de olsa bir erkeğe el sürmesini kabul etmeyen bağnazların tepkilerine göğüs gererek hemşirelik mesleğini o başlatmıştı. Açtığı kursu bitiren Müslüman hanımlar Trablus ve Balkan Savaşı sırasında Kızılay hastanelerinde çalışmışlardı. İçini çekti: "O felaket günlerinin ertesinde, yeni kurs açmayı düşünemedik. Eskilerden bu önemli mesleği sürdüren ancak bir iki kişi kaldı. Evlenenler, belki de kocaları izin vermediği için ayrıldılar. İlk kursa pek az hanım katılabilmişti. Anlıyorum ki bu kez öyle olmayacak. Kurs açılacağını duyurun!" Hanımlar odadan çıkar çıkmaz bu güzel hizmeti başlatmak için yardımcısını çağırdı. SAVAŞ KARARINI TEK BAŞINA VERDİ ENVER Paşa, sabah bütün raporları okudu. Bronsart Paşa, Alman Genelkurmayı’ndan aldığı emre göre bir rapor hazırlamıştı. Rapor, Osmanlı Devleti’nin savaşa nasıl gireceğini belirliyordu. Bir çeşit savaş senaryosuydu. Odasında yapayalnızdı. Tarih, geçmişi görkemle dolu imparatorluğun kaderini elinde tutan genç adamın bir karar vermesini bekliyordu. Durumu Türk kurmaylarla değerlendirebilirdi. Sadrazama bildirebilir, hükümete götürebilirdi. Cemal ve Talat Paşalarla toplanıp görüşebilirdi. Hiç birini yapmadı. Tarihin huzurunda tek başına durdu ve müthiş kararı verdi: Bronsart Paşanın raporunu onayladı! Osmanlı Devleti’nin savaşa nasıl gireceğini açıklayan çok gizli belge Alman Genelkurmayına gönderildi. MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE’DE MUSTAFA Kemal, 3. Kolordu’ya malzeme taşıyan küçük bir gemiyle Tekirdağ’a geldi. 19. Tümen daha kuruluş halindeydi. Tümenin karargáhı bile yoktu. Üç alayı vardı. Biri 57. Alay’dı. Karma bir alaydı. Alayda Anadolu’nun her şehrinden birkaç kişi vardı. Türkiye sergisi gibiydi. Alay Komutanı Binbaşı Hüseyin Avni Bey, yürekli, bilgili, çalışkan bir subaydı. Yeni kurulduğu için alaya daha sancak verilmemişti. Öteki iki alayın kuruluşu ise daha tamamlanmamıştı. M. Kemal göreve başladığını Kolordu Komutanlığına bildirdi: 1 Şubat 1915. M. Kemal’in ve yeni Türkiye’nin saati çalışmaya başlamıştı. MEHMETÇİĞİN HELVA SEVİNCİ HİLMİ Bey hepsine teşekkür etti, yardımcısı Teğmen Fahri’ye de usulca, "Bugün akşam yemeğine irmik helvası ekleyelim" dedi, "Hak etti çocuklar." Cebinden para vererek gereken malzemeyi aldırmasını rica etti. İrmik helvası büyük olaydı. Akşam az etli bulgur pilavı vardı. Bir de helva olduğunu duyunca asker bayram etti. Bataryanın uğuru Deli Mustafa ile Deli İbrahim zıpzıp zıpladılar. Bunlar 40 yaşında iki iyi çocuktu! "Hey hey heyyyy!" Er Edremitli Seyid’in gözleri dört açıldı, "Anaav"... diye inledi minnetle, ".. padişah sofrası da anca bu kadar olur!" Duayla savaş kazanılsaydı Müslümanlar hiç yenilmezdi KARAKUŞ MASALI DEĞİL Kİ BU "Sanıyorum, Çanakkale ile ilgili eksiksize yakın bir kitaplığım oldu. Dünyadaki bununla ilgili bütün internet sitelerini taradık. Gereken hepsinden indirme yaptık, resim de indirdik. Bazı kimselerin, Çanakkale’yi görmeden bazı şeyleri yazdıkları anlaşılıyor. Bazıları zaten uçmuş. Bir kısmı gerçeği saptırıyor. Roman diye yazıyor ama bu ’Karakuş Masalı’ değil ki. Geçen sene, 1 Mayıs’ta eve kapandım, ocakın ortasında çıktım. Sekiz ay evden çıkmadım. O arada seçimde bir çıktım, bir iki kere yayınevine gittim o kadar. Her sokağa çıktığımda da Ankara’yı özlemiş olarak çıkıyordum. DÖNEMİN EN ÖNEMLİ KADIN HAREKETİ Çanakkale sadece Çanakkale’de olup biten bir olay değil. Bunun evveliyatı önemli. O tarihteki fikir akımları önemli; ama bir de kadın hareketi var, öbür zamanki fikir hareketinden çok daha önemli. İki sene evvel, Balkan Savaşı yapılmış, 600 yıllık bir imparatorluğun dev iki ordusu, bir kaç yıl evvel kurulmuş dört küçük ülkenin ordusundan dayak yiyor, bozguna uğruyor. Bulgar ordusu ta İstanbul’un eşiğine, Çatalca’ya kadar geliyor. Bu ordudan, Çanakkale ordusu nasıl çıkıyor? İşte kitap bu dirilişi anlatıyor. KURTULUŞ SAVAŞI’NIN TAÇ KAPISI ÇANAKKALE Çanakkale, Kurtuluş Savaşı’nın taç kapısı, girişi. Çanakkale, 1. Dünya Savaşı içerisinde büyük bir başarı. Ama sonunda yeniliyoruz. O kadar kudretle, şanla, şerefle koruduğumuz Çanakkale’yi Fransızlar gelip basıyorlar, onların oluyor. Yani Çanakkale’nin eğer bazı özellikleri olmasaydı, bu büyük yenilginin içerisinde bir teselli olarak kalacaktı. Ama öyle değil. Gelecek için çok önemli bazı özellikleri var. Birincisi Atatürk’ü tarih sahnesine çıkartıyor ilk defa. İki, inanılmaz bir özgüven geliyor. ’Biz kenetlenebilirsek, emperyalizmi yenebiliriz.’ İşte Milli Mücadele bu ruhla yapılmıştır. Onun özü, onun mayası Çanakkale ruhu. Üçüncü bir özelliği de o daracık alanda savaşın her türlüsünü yapmış genç komutanlar, sonradan bunların yüzde 90’ı milli mücadelede görev almıştır; o inanılmaz yoksulluk içerisinde orduyu zaferden, zafere koşturabilmiştir. Bu üç büyük temel özelliğiyle milli mücadeleyi yaratıyor, cumhuriyete kadar götürüyor. MİLYONLARCA ANANIN DUASI ARKAMIZDA Milli mücadelede, kağnıcı kadınlar vardır. Bu savaşta başka bir şey var. Her taraftan askerlere dağıtılsın diye, kuruyemiş, çerez hediyesi başlıyor. Sigara hediyesi başlıyor. Onlara mendil, çorap, çamaşır yollama hediyeleri başlıyor. Oradaki bir subayın söylediği bir söz var; ’Düşmanın arkasında donanma varsa, bizim arkamızda ondan daha güçlü bir şey var. Milyonlarca anamızın duası var’ diyor. Mehmetçik böyle hazırlanıyor kavgaya ve gelen insanların çok güçlü olduğu, çok yıkıcı olabileceği anlatılıyor. KANTARLA TARTIP ASKERE ALDILAR Ordu, Suriye’de, sırtında kışlık elbiseyle dövüşüyor, Sarıkamış’ta yazlık elbiseyle. Büyük Savaş’ın sonuna doğru artık ne varsa dibini kazıyoruz. Çocukların yaşına bakılmıyor; kantara konuluyor, 45 kiloysa askere gönderiliyor. İsterse 13 yaşında olsun. Bu erkeğini bitiriyor Anadolu’nun. Soluğu tükenmiş bir devletle ordu; silahı yok, cephanesi yok, neyle galip gelecekler? Ölüyorlar. OSMANLI KİMİN KUCAĞINDA ÖLDÜ Tam gerçeği konuşmak gerekirse, Osmanlı İmparatorluğu, Enver Paşa’nın kucağında ölmüştür. Bir insanın vatanı sevmesi başka şey, yararlı olması başka şey. Nice zararı dokunmuş insanlar da vatanseverdir. Sonuçta bir şeyi yok etmeyeceksin, halkına zarar vermeyecek, üzerine ipotek koymayacaksın, geleceğini karartmayacaksın. Her attığın adımı hesaplayacaksın, bir şey konuşmadan evvel, dokuz kere yutkunacaksın. ÇANAKKALE’NİN KENDİSİ MUCİZE Çanakkale’yi, Milli Mücadele’nin bir alternatifi gibi gösteriyorlar. 18 Mart çok uzun yıllardan beri kara ve deniz savaşlarının ortak Çanakkale günüydü. Son zamanlarda bu deniz zaferi günü gibi kutlanıyor, çünkü orada Atatürk yok. Çanakkale’de mucizeler yaratmaya, hurafeye gerek yok. Çanakkale’nin kendisi mucize. Onca yokluğa rağmen kendisi mucize."
Yarım yüzyıldır görmezlikten geldiğimiz, değerbilmez bir hoyratlıkla tükettiğimiz, korumayı ise hiç düşünmediğimiz bir doğa ve kültür mirasına sahibiz. Bu miras, bu topraklarda yaşayan insanların yaşam kaynağı ve “Ben kimim?” sorusunun cevabı. Ancak ağırlıklı olarak geleceği tasarlamaktansa bugünü kurtarmayı seçmiş olan toplumumuzda, doğa ve kültür varlıklarımız hızla yok oluyor.
Bunun sonucu olarak da, doğal ve kültürel değerlerimizi yarına
taşıyacak olan yeni kuşaklar, yaşadıkları çevrenin doğa ve kültür değerlerine
yabancı olarak yetişiyor. ÇEKÜL Vakfı, UNESCO desteğinde 2003 yılından bu yana
“Kentler Çocuklarındır” başlığı altında bir “Kültürel Eğitim Programı”
yürütmektedir. Çalışmanın amacı, çocuklara kentlilik bilinci kazandırmak,
yaşadıkları kentin doğal ve kültürel zenginliğinin farkına varmalarını
sağlamaktır. Çocuk yaratıcılığını öne çıkaran katılımcı eğitim yöntemlerine
dayanan program; oyunlar, seramik, maket, resim, grup çalışmaları gibi
etkinliklerle yürütülmektedir. Çocukların yaşadıkları kenti ve civarını görerek
ve hissederek tanımaları için kentin tarihi binalarına, mekanlarına, ören yeri
ve el sanatları atölyelerine geziler ve kentlilerle yapılan sohbetlerle
zenginleştirilmiş bir program uygulanmaktadır. Yaşadıkları kente farklı bir
gözle bakmayı öğrenen çocuklar, eğitim sonucunda kentlerinin gönüllü “Kültür
Elçileri” olmaktadırlar.
Bayramiç İlçesi'nde çocukluk yıllarını geçiren İstiklal Marşı'nın yazarı Mehmet Akif Ersoy, ölümünün 71'inci yıldönümünde, Bayramiç Genç İşadamları Derneği tarafından düzenlenen törenle anıldı. Bayramiç’in CHP’li Belediye Başkanı İsmail Sakin Tuncer, zaman içinde yıkılıp yok olan Mehmet Akif’in çocukluk yıllarını geçirdiği evi, aslına uygun olarak yeniden inşa edip müze haline getireceklerini söyledi. İstanbul’da doğan, ancak nüfus cüzdanında doğum yeri ‘Bayramiç’ olarak görünen ve çocukluk yıllarının bir bölümünü burada geçiren ünlü şair Mehmet Akif Ersoy, ölümünün 71'inci yıldönümünde Bayramiç’te anıldı.Bayramiç Genç İşadamları Derneği, 27 Aralık 1936 tarihinde yaşamını yitiren Mehmet Akif’i anmak için Esnaf ve Sanatkarlar Odasına ait düğün salonunda tören düzenledi. Törene Bayramiç Kaymakamı Ahmet Okur, Bayramiç’in CHP’li Belediye Başkanı İsmail Sakin Tuncer, Ankara Mehmet Akif Ersoy Kültür Derneği Başkanı Kazım Avcı, Bayramiç Genç İşadamları Derneği Başkanı Metin Tunç'la çok sayıda vatandaş ve öğrenci katıldı. Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı'yla başlayan anma töreninde, öğrenciler Mehmet Akif’in şiirlerini okudu. Mehmet Akif’in hayatını anlatan slayt gösterisi sunuldu. Bayramiç Belediye Başkanı İsmail Sakin Tuncer anma töreninde yaptığı konuşmada, Mehmet Akif Ersoy’un, 20 Aralık 1873’te İstanbul’da doğduğunu, hemen sonrasında, babası Mehmet Tahir Efendi'nin Bayramiç İlçesi'ndeki Karşıyaka Camii'ne imam olarak atanması nedeniyle Bayramiç’e gelip çocukluğunun üç yılını burada geçirdiğini, bu sırada çıkarılan nüfus cüzdanında da doğum yerinde Bayramiç yazıldığını söyledi. “YAŞADIĞI EV MÜZE YAPILACAK” Mehmet Akif’in Bayramiç’te doğmamış olmasına rağmen yaşamının ilk yıllarını burada geçirdiğini ve bunun çok önemli olduğunu belirten Belediye Başkanı İsmail Sakin Tuncer şöyle konuştu: “Ersoy’un üç yılını geçirdiği ev Camikebir Mahallesi'ndedir. Hatta evin bulunduğu sokağın adı da Şair Mehmet Akif Ersoy Sokağı'dır. Ancak maalesef bu ev zamana yenilmiş ve yıkılmıştır. Bugün bir kez daha saygıyla andığımız İstiklal Marşımızın şairine borcumuzu, onun çocukluk yıllarını geçirdiği evi yeniden inşa edip müze haline getirerek ödeyebiliriz. Bu konuyu belediye meclisine taşıyacağım. İlk olarak yıkılan evin arsasını satın almayı ve ardından evin eski resimlerine bakarak aslına uygun bir proje çizdirip yeniden inşa etmeyi önereceğim.” Ankara Mehmet Akif Ersoy Kültür Derneği Başkanı Kazım Avcı da anma töreninde yaptığı konuşmada, gençlere, Ersoy’un yaşamını örnek almaları konusunda öğütler verdi.
Kilisedeki araştırmalarda, iç mekanda çok sayıda mezar yazıtları ile mozaik zemine ait parçalar ortaya çıkarıldığını belirten Doç. Dr. Aslan, Nekropol'deki kazılarda M.Ö 6'ncı yüzyıla ait çocuk mezarlarında 2-4 yaşlarındaki çocukların iskeletlerinin büyük çömlekler içine yerleştirildiğinin belirlendiğini kaydetti. Çocuk mezarlarında fibula ve minyatür vazolar ile çok sayıda aşık kemiği ele geçtiğini anlatan Doç.Dr. Aslan, "Bu alanda yetişkinlerin cesetlerinin yakılıp, küçük çömleklere konulduğu gözlendi" dedi. Doç. Dr. Aslan, lahitlerin birinde günümüzden yaklaşık 2400 yıl öncesinde "ölüye son yemek olarak" sunulan incirler bulunduğunu kaydetti. Aslan, "Bu incirler mezarlara büyük bir olasılıkla ham olarak konduğu için günümüze kadar ulaşmış" dedi. Nurettin Aslan, lahitlerde yanmış zeytin çekirdeklerinin de bulunduğunu anlattı.
Günay, Türkiye'den kaçırılan eserlerin bulunduğu ülkelerin büyükelçileri kendisini ziyarete geldiğinde, bu konuyu gündeme getirdiğini söyledi. Büyükelçilere, Türkiye'nin konuya ilişkin "dikkatini, duyarlılığını ve haklılığını anlatmaya çalıştığını" belirten Günay, "Biz bu konuda, ülkelerle ilişkilerimizi zedelemeden bazı yaptırımlar, bazı dikkat belirtileri geliştirmeye çalışıyoruz. Çok önceki yıllarda Türkiye'den çıkarılmış çok önemli varlıklar var. Bunların tartışmaları yıllardır sürüyor. Bu konuda daha dikkatli politikalar, daha ilişkilerimizi zedelemeden ama bir ölçüde yaptırım boyutu olan yeni yaklaşımlar geliştirmeye çalışacağız." Bakan Günay, yurt dışına kaçırılan tarihi eserlerin ait oldukları topraklara dönmesi ve buralarda sergilenmesi gerektiğini belirterek, dünyada kültürel varlıklar konusundaki kuralların da bu şekilde olduğunu hatırlattı. "Ama ne yazık ki geçmiş yıllarda, 20. yüzyılın başlarında, özellikle Ortadoğu'da batılı ülkeler büyük bir talan gerçekleştirmişler. Birinci ve İkinci dünya savaşları da buna vesile olmuş. Bu bölgelerde savaşılırken bir yandan da ciddi arkeolojik soygun yapılmış. Şimdi bunların iadesini sağlamaya çalışıyoruz ama galiba biraz daha uğraşacağız" diye konuştu.
Çanakkale-Tübingen Troia Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Enver Sadık Yılmaz, yaptığı açıklamada, Troia Antik Kenti'ni tanıtmak ve gelen yabancı turistlere daha iyi anlatıp, kentte daha fazla konaklamalarını sağlamak için "Korfmann Kütüphanesi Ziyareti"nin, kültür turlarının gezi listesine eklendiğini söyledi. Yılmaz, 24 Şubatta resmi açılışı yapılan kütüphaneden Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) ile yurt dışındaki çeşitli üniversitelerde öğrenim gören öğrencilerin yanı sıra bilim adamlarının bilimsel çalışmalarda faydalandığını, bunun yanında kente gelen yerli ve yabancı turistlere Troia Antik Kenti'nin kütüphane yardımıyla tanıtılıp, anlatıldığını ifade etti. Yerli ve yabancı turistlerin, kütüphane ziyareti sırasında Troia kazı heyetinde görev yapan Yrd.Doç.Dr. Rüstem Aslan tarafından bilgilendirildiğini belirten Yılmaz, "Buradaki amacımız, turistleri ve bilim adamlarını Troia konusunda doyurmak ve kentte daha fazla konaklamalarını sağlamaktır. Bu nedenle kütüphane ziyaretini acentelerin tur programlarına işlettik" dedi. Yılmaz, kütüphanenin açılış tarihinden itibaren 450 kişinin bilimsel anlamda kütüphaneden faydalandığını, 10 binin üzerindeki yabancı turistin ise Korfmann Kütüphanesi'ni ziyaret ettiğini kaydetti. Çanakkale Belediyesince, 2005 yılında Özelleştirme İdaresinden 53 bin YTL'ye satın alınan eski TEKEL binasının kullanım hakkı, Almanya'da hayatını kaybeden Troia Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann'ın Troia ve arkeoloji konusundaki eserlerinden faydalanılabilmesi için Troia Vakfına devredildi. Kütüphanede, çoğunluğu Troas olmak üzere, Anadolu, Yakın Doğu, kısmen de Balkan ve Avrupa arkeolojisine ait 6 bin kitap, 10 bine yakın ayrı basım fotokopi ve belge bulunuyor. |
|
|
http://www.burasicanakkale.com © 2000 - Bütün hakları Saklıdır. |