|
|
İLİMİZDE KÜLTÜREL ve
SANATSAL FAALİYETLER ...
Son Güncelleme :
06.09.2010 |
Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Tarih
Bölümü öğretim üyesi ve İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mithat Atabay,
Mustafa Kemal’in, 26 Mart 1913 tarihinde çıktığı askeri inceleme gezisi
sırasında Truva Antik Kentine de bir ziyaret gerçekleştirdiğini açıkladı.
ÇOMÜ
öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Mithat Atabay, Mustafa Kemal’in, tuttuğu küçük not
defterinden birinde, Truva’yı ziyaretinden bahsettiğini söyledi. Bu bilgiyi,
2010 yılı içinde ‘Çanakkale 1915 Mustafa Kemal Atatürk ve Modern Türkiye’ konulu
sempozyumda tebliğ olarak da sunduklarını hatırlatan Yrd. Doç. Dr. Mithat Atabay,
yaptığı incelemelerde, Mustafa Kemal Atatürk’ün Gelibolu Yarımadasına karadan ve
denizden yapılacak genel bir saldırı için 26 Mart 1913 yılında askeri inceleme
gezisine çıktığını açıkladı. Atatürk’ün 32 tane küçük not defteri bulunduğunu
belirten Atabay, “Mustafa Kemal, bu defterleri Harp Okulundan başlamak üzere
1932 yılına kadar tutmuştur. Bu defterlerin 14 tanesi yayınlandı. 23 tanesi ise
ATESE Başkanlığında, 8 tanesi Anıtkabir Müzesi’nde, 1 tanesi de Cumhurbaşkanlığı
arşivinde bulunmaktadır. Şuana kadar henüz açıklanmayan bir not defterindeki
kısa yazıda, Mustafa Kemal 1913 yılında Truva’yı ziyaret ettiğinden bahsediyor”
dedi.
Bu gezide, Mustafa Kemal’in yaveriyle birlikte önce Gelibolu
Yarımadası’na geldiğini belirten Yrd. Doç. Mithat Atabay, “Mustafa Kemal ilk
olarak Bolayır’a gelmiş. Ortaköy Tayfur üzerinden Karainebeyli, Kumköy, Yalova,
Akbaş ve Sestos’a geçmiştir. Güzergah üzerinde Büyük İskender’in ordusunu
geçirdiği yeri incelemiş ve notlar almıştır. Sonra Bigalı Kalesi’nde öğle
yemeğini yemiş ve Maydos’a (Eceabat) geçmiştir. Kilitbahir Köyü’ndeki Namazgah
Tabyasının durumunu inceledikten sonra 26 Mart 1913 tarihinde akşam Kirte’de
kaldı. Ertesi gün Seddülbahir Kalesine geldi. Bir tekne ile Anadolu yakasına
geçti. Büyük İskender de buradan geçmişti zaten. Orhaniye Tabyasına uğradı. Yer
değirmenlerini geçerek Yenişehir’e geldi. Aşil’in mezarı olarak bilinen yere
baktı. Ardından Truva’ya gelmiş ve harabeleri gezmiş. Küçük not defterine notlar
almış. Mustafa Kemal, bu askeri inceleme gezisi sırasında Büyük İskender’in
savaşı nasıl gerçekleştirdiğini ve nasıl başarıya ulaştığını, coğrafi açıdan
nasıl bir konuma sahip olduğunu çok iyi bildiği görülmekte ve Kolordusu’nun da
harekat tarzı ve planlamasını bu örneği dikkate alarak sonuçlandırmak istediği
görülmektedir. Mustafa Kemal 28 Mart 1913 tarihinde yeniden Gelibolu
Yarımadası’na geçmiştir. Ziyaretten anlaşılan, Mustafa Kemal’in, 1915 yalında
Çanakkale Kara Savaşları başladığı sırada Gelibolu Yarımadası’nın savunma
sistemiyle ilgili ortaya koyduğu düşüncelerin daha 1913 yılında şekillendiğine
bir örnek teşkil eder. Bu konu şimdiye kadar hiç dikkate alınmamıştı” dedi.
ÇOMÜ Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi ve
Truva kazı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan ise, Truva Savaşı ile
Çanakkale Savaşı arasında büyük benzerlikler olduğunu söyledi. Aslan, “Truva
Savaşı’na baktığımızda, Truva’yı Akhalılara karşı savunmak için Anadolu’dan
gelen güçleri görüyoruz. Anadolu birliği var. Aynı savunma tarzını ve
dayanışmayı Çanakkale Savaşları’nda da görüyoruz. Anadolu’nun her köşesinden
insanlar bu bölgeyi savunmaya geliyorlar. Truva Savaşı’nın, Anadolu Birliği’nin
sembolü, komutanı Hektor, Gelibolu’daki dayanışmanın, savunmanın en önemli ismi
de Atatürk” dedi.
Doç. Dr. Rüstem Aslan şöyle devam etti: “Biz Truva’yı politik
anlamda değerlendirdiğimizde doğunun batıya karşı, batının doğuya karşı verdiği
bir savaş gibi görüyoruz. Tarihsel bir devamlılık söz konusu. Bu devamlılığı hep
biz Fatih Sultan Mehmet’e kadar getiriyorduk. Stratejik açıdan önemli bu yerin
tarihsel algılamasının Atatürk’e kadar devam ettiğini anlıyoruz. Atatürk askeri
stratejik açıdan İlyada destanından, Truva Savaşı’ndan dersler çıkarıyor.
Stratejik anlamda yeni sonuçlar ortaya çıkartıyor. Bunu Çanakkale savunmasında
da bir şekilde uyguluyor. Belki bu ziyaret Atatürk için çok önemli olmayabilir.
Fakat Truva için, buraya ziyaret eden tarihsel askeri kişilikler açısından çok
önemli bir ziyaret. Truva Savaşını bilmeden Çanakkale Savaşlarını
algılayamazsınız. Çanakkale Savaşları’nı algılayamadan Truva Savaşı’nı
anlamlandıramazsınız. Çanakkale Savaşları Korfmann’ında söylediği gibi son Truva
Savaşı’dır. İki savaş arasında çok önemli benzerlikler vardır sonuçlar
açısından. Atatürk’ün Truva’yı ziyareti de bize bunu çok açık şekilde
göstermektedir.”
|
TRUVA’NIN
NEKROPOLÜ ARANIYOR |
Tevfikiye
Köyü sınırları içinde yer alan Truva antik kentinde sürdürülen arkeoloji
kazılarında, M.Ö. 2000’li yıllara denk gelen Truva 4 ve 5 döneminin olası
nekropolüne ulaşılmaya çalışılıyor.
Truva Antik Kentinde 2010 yılı kazı çalışmaları Alman Arkeolog
Prof. Dr. Ernst Pernicka başkanlığında ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rüstem Aslan’ın
başkan yardımcılığında hızla sürüyor. 50 uzmanın yanı sıra çevre köylerden çok
sayıda işçinin katıldığı kazı çalışmaları, geçtiğimiz yılki gibi bu yıl da
kaleden 350 metre uzaklıktaki aşağı kentte bulunan savunma hendeğinde devam
ediyor. Kazı Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan, aşağı kentin savunma
hendeğinin olduğu alanda geçtiğimiz yıl yapılan kazılarda hendeğinin hemen
üstünde yeni doğmuş çocuğuyla beraber, ya da daha 9 aylık hamileyken gömülmüş
bir kadın ile bir erkek iskeleti bulduklarını hatırlattı. Dokuz katmandan oluşan
antik kentte, Truva 1 döneminden Truva 7’ye kadar olan döneme (Tunç Çağı) ait
hiçbir nekropolün henüz gün yüzüne çıkmadığını hatırlatan Doç. Dr. Rüstem Aslan,
geçen yıl bulunan iskeletlerden yola çıkarak belki de Truva 4 ve Truva 5
dönemine ait olası bir nekropole ulaşacaklarını ve bunun bir ilk olacağını
belirtti.
MÜZE TRUVA’YA HAYAT VERİR
Prof. Dr. Ernst Pernicka, bu seneki kazıları 50 farklı ülkeden gelen uzmanlarla
yürüttüklerini ve çalışmalarda 20'ye yakın Türk uzmanın da yer aldığını söyledi.
Kazı çalışmalarında ana yoğunluğun aşağı kentte olduğunu kaydeden Pernicka, ''Bu
çalışmalara paralel olarak, hemen Troya'nın yakınında yıllardır yapılması
planlanan müzeyle ilgili çalışmaların ilerlediğini de biliyoruz. Eğer böyle
somut bir adım atılırsa, mitolojinin çıktığı bu ören yerinde, biz de kendi bilgi
ve verilerimizi katarak, müzeyle beraber ören yerini bir bütün olarak sunabilme
ve değerlendirme imkanına sahip olacağız'' diye konuştu.Pernicka, burada müzesi
olan bir ören yeri düşüncelerinin uzun yıllardır olduğunu ve turistlere daha
fazla şeyler sunmak istediklerini vurgulayarak, ''Yeni yapılan kazı alanlarını
turizme açmak ve aşağı şehirdeki yeni alanlarda çalışmak istiyoruz.
Bilgilendirme ve ziyaretçi sisteminin modern hale getirilmesini ve dijital
belgeleme sisteminin en son teknolojiyle yapıldığı bir ören yeri hayal
ediyoruz'' dedi. Doç. Dr. Rüstem Aslan, yaklaşık 15 yıldır Truva Müzesi’nin
konuşulduğunu, projeler yapıldığını ve fikirler beyan edildiğini belirtirken,
son dönemlerde atılan somut adımların artık Truva Müzesi’nin hayal olmaktan
çıktığını ve adım adım daha somut projelere dönüştüğünü söyledi. Kültür ve
Turizm Bakanlığı’nın Truva Müzesi’nin yapımıyla ilgili önemli çalışmaları
bulunduğunu hatırlatan Aslan, “Müze alanının yerinin tespiti, kamulaştırılması
ve bürokratik önlemlerin aşıldığını biliyoruz. Fakat yarışma sürecinde ve
müzenin gerçekleşmesi süreci birkaç yıl içinde olmalı. Bu müze, hem Türk
turizmine, hem de arkeolojisine büyük katkıda bulunacaktır. Müze, şuan yılda 500
bin olan ziyaretçi sayısını ikiye katlar. Ayrıca ziyaret eden turistlerin
Truva’yı daha iyi anlamaları açısından önemli bir işleve sahip olacaktır.
Turistler bir iki saat içinde Truva’dan ayrılmak yerine bütün günlerini burada
geçirecektir” diye konuştu. Doç. Dr. Rüstem Aslan, Truva Antik Kentinde 15
Temmuz’da başlattıkları kazıların 10 Eylül’de sona ereceğini belirtti.
TRUVA KAZILARI
Çanakkale'ye 32 kilometre mesafedeki Hisarlık mevkisinde bulunan Truva'nın
adına, ilk kez Homeros'un İlyada destanında rastlanır. Bu öyküde, Truvalılarla
Akhalar arasında bir kız kaçırma yüzünden çıkan savaş anlatılmaktadır. Zengin
bir tüccar olan ve okuduğu kitaplardan dolayı Truva'dan etkilenen Henrich
Schliemann, Çanakkale'ye gelerek, 1871-1878 yılları arasında kazı çalışması
yaptı. Arkeoloji bilgisinden yoksun ve Priamos'un hazinelerinin peşinde olan
Schliemann, yaptığı bir kazıda bakır leğenler, tencereler, altın, gümüş,
kehribar ve tunç kupalar, bakır mızrak uçları, altın yüzükler, bilezikler,
küpeler ve baş süsleri buldu. Schliemann, bulduklarını yasal olmayan yollarla
Atina'ya kaçırdı. Arkeolog Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann tarafından 1988
yılında başlanan bilimsel kazılar, onun vefatının ardından, 5 yıldır arkeolog
Prof. Dr. Ernest Pernicka ve yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan tarafından
yürütülüyor. Ticaret, zenginlik ve savaş kenti olarak anılan Truva Antik Kenti,
dünya arkeolojisi ve kent turizmi açısından büyük önem taşıyor. Çeşitli
ülkelerden çok sayıda arkeoloğun katıldığı kazılarda, Truva'nın 9 katının
varlığı belirlendi. Son yıllarda elde edilen buluntularla kentin Anadolu ile
bağlantıları ortaya konulmuş, Hitit kenti ''Wilusa'' ile özdeşleştirilmişti.
PROF. DR. KORFMANN
Truva Antik Kenti'ndeki kazılara 18 yıl başkanlık yapan ve 5 yıl önce vefat eden
Alman Arkeolog Manfred Osman Korfmann, bu süre içinde Truva'nın milli park ilan
edilmesi ve kazılarda çıkarılan eserlerin sergilenmesi için müze kurulması
yönünde çaba gösterdi. Korfmann, değişik kentlerde ve ülkelerde sergilenen Troia
hazinelerinin iadesi için bir kampanya başlatılmasını da istemişti. Truva'daki
tarihi eserlerin ve arkeolojiyle ilgili konuların araştırılması, kazı ve
bilimsel çalışmaların tespit edilerek maddi ve manevi açıdan desteklenmesi
amacıyla Çanakkale-Tubingen-Troia Vakfı kurulmasında büyük emeği geçen Korfmann,
2004 yılında kurulan vakfın başkanlığını da yapmıştı. Uzun yıllar yürüttüğü
kazılarda bölge köylüsünün sevgisini kazanan ve halk arasında ''Osman Hoca''
olarak anılmaya başlanan Prof. Dr. Manfred Korfmann, 2003 yılı Aralık ayında
Bakanlar Kurulu kararınca Türk vatandaşlığına kabul edilmiş ve Manfred Osman
Korfmann adını almıştı.
İÇDAŞ sponsorluğunda Biga kemer Köyünde bu yıl 6.sı yapılan
Parion kazılarnda 2010 sezonu tamamlandı.
2010 kazılarında ortaya çıkarılan eserler Kazı Başkanı Prof.Dr.
Cevat Başaran tarafından basına yapılan sunumla tanıtıldı.Gerek yerel,gerekse
ulusal basından çok sayıda basın kuruluşunun katıldığı gezi ve basın
toplantısında, Prof.Dr. Cevat Başaran :”2010 kazılarında ortaya çıkan buluntular
hem bu kazılar,hem de gelecek için büyük heyecan ve umut yarattı.Gerek bulunan
define, gerek gladyatör heykeli Parion’da ortaya çıkarılacak muhteşem buluntular
olduğunu ortaya koyuyor.Bu kazılarda bize sponsorluk yapan ve her konuda büyük
destek sağlayan İÇDAŞ’a ve genel müdürü sn.Bülend Engine içtenlikle teşekkür
ediyorum” dedi.
Kazı sahasının gezilmesi sonrası İÇDAŞ tesislerini de inceleyen basın
mensuplarına, İÇDAŞ Genel Müdürü Bülend Engin’in katılımıyla Parion’dan,
demir-çelik sektörüne kadar bir çok konuda basın mensuplarının sorularına cevap
verildi.
İÇDAŞ’ın Kemer Köyüne okul yapma girişimiyle ortaya çıkan Parion antik kentinde
yaşanan gelişmelerin kendilerini çok mutlu ettiğini belirten Engin:”Ardahan’dan
Edirne’ye kadar bu ülkenin hizmetindeyiz.Ancak büyük düşünerek
gelişebiliriz.Çanakkale sahip olduğu potansiyel zenginlikleri gün ışığına
çıkarmalı, Gelişme potansiyelini yatırımlarla realize etmeli,Küçük olsun benim
olsun değil,büyük olsun ülkemin olsun diyebilmeliyiz” dedi.
Apollon ve Athena’nın kutsal topraklarında süren Gülpınar ve
Behramkale kazıları, Troya Savaşı’nın gerçek hikâyesini günışığına çıkarıyor.
Müzik ve sanatın her alanını destekleyen Efes Pilsen, arkeolojik bulguların
çıkarılmasına da 15 yıldır katkı sağlıyor. Efes Pilsen ayrıca Assos’ta bu yıl
ilk defa düzenlenen Assos Athena Festivali’nin de destekçisi oldu.
Efes Pilsen, Gülpınar ve Behramkale’de arkeolojik bulguların
günışığına çıkarılmasına 15 yıldır destek veriyor. Homeros’un İlyada Destanı’nda
anlatılan Troya Savaşı’nın geçtiği Çanakkale’de iki önemli kazı alanı olan
Gülpınar ve Behramkale’ye 15 yıldır verdiği destekle Efes Pilsen, savaşa ait
gerçek hikayeyi de içeren bulguların ortaya çıkmasını sağlıyor.
Efes Türkiye Halkla İlişkiler Müdürü Durul Candemir, “Efes
Pilsen, spora, turizme, sanata ve müziğe katkısını yıllardır sürdürüyor.
‘Gelecek Turizmde’ sloganı altında topladığımız, Efes Pilsen Turizm
Eğitimleri’ni ve Çoruh Vadisi merkezli başlattığımız Doğu Anadolu Turizm
Geliştirme Projesi’ni 2007 yılından bu yana yürütüyoruz. Arkeoloji de destek
olduğumuz çok önemli bir alan. Bu bölgede gerçekleştirilen kazılarda bulunan her
parça Anadolu'nun hangi medeniyetlere ev sahipliği yaptığını gözler önüne
seriyor. Biz daha önceki yıllarda da bölgede yapılan birçok festivale destek
olmuştuk. Bölge turizminin gelişimi için önemli gördüğümüz ve bu yıl ilk kez
düzenlenen Assos Athena Festivali’nin de ana sponsoruyuz” dedi.
Apollon ve Athena’nın kutsal toprakları
Gülpınar kazı sorumlusu Prof. Dr. Coşkun Özgünel, bölgenin
Troya Savaşı ve gerçek hikâyesi açısından değer taşıyan, Apollon için yapılmış
Smintheion Tapınağı’nın günışığına çıkarıldığını belirtiyor. Tamamı 40 bin
metrekare olarak tahmin edilen alanın 6 bin metrekaresinde kazı çalışmaları
sürdürülüyor. Gülpınar’da M.Ö. 300 yılındaki katmanlara ulaşıldığını söyleyen
Özgünel, “Troya Savaşı, Homeros’un İlyada Destanı’na sadık kalınarak, M.Ö. II.
Yüzyıl ortalarında inşa edilen Smintheion Tapınağı’ndaki frizlerde olduğu kadar
daha önce hiç bu kadar ayrıntılı işlenmemiş” diyor. Friz blogları aynı alanda
eskiden A. Şengören’e ait yağhanede sergileniyor. Çanakkale Arkeoloji Müzesi’nde
de buradan çıkarılmış iki friz bulunuyor.
Behramkale’den çıkarılan eserler Louvre ve Boston Fine Arts
Museum’da da sergileniyor…
Gülpınar’da Troya Savaşı’nın gerçek öyküsünü anlatan 19 friz
(taş rölyef) blogu çıkarıldı, Behramkale’de başta Assos Antik Tiyatrosu olmak
üzere Antik Yunan’ın yaşam biçimlerini gözler önüne seren kalıntılar elde
edildi.
Behramkale’de ise Athena Tapınağı’nı da kapsayan Ören yerinde
“Aleksandria Troas” adlı, sosyolojik açıdan değerli ve Antik Yunan’da yaşam
şeklini öğrenmek için çok iyi bir kaynak niteliğindeki şehir yerleşkesi
bulunuyor. Alan, her yıl binlerce turist tarafından ziyaret ediliyor. 1853’te
keşfedilen ve 1866’da kazılmaya başlanan alandan çıkan Herakles Kentaur (at
adam), sfenks, boğa, aslan ve ziyafet figürleri içeren frizler dahil bir çok
eser günümüzde yurtdışındaki müzelerde sergileniyor. Mozaik parçalarında ise
Nike, Eros, terazi, Aphrodite figürleri dikkat çekiyor. Prof. Dr. Nurettin
Arslan, “Athena Tapınağı, dünyanın ilgisini çekmeye devam ediyor. Katil, sarhoş
ve doğuştan kusurluların Athena Tapınağı alanına girmesi yasakmış. Buradan
çıkarılanlar Louvre, Boston Fine Arts Museum, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde
Assos Salonu’nda ve Çanakkale Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor” şeklinde
konuşuyor.
Biga İlçesi Kemer Köyünde bu yıl altıncısı yapılan antik Parion
kazılarında güzel gelişmeler yaşanıyor. Kazı sponsorluğu İÇDAŞ tarafından
yapılan kazılarda ortaya yeni çıkarılan buluntularla tarihin sayfaları
aydınlanırken, ülkemizin tanıtımına katkı sağlayacak bir antik kent gün ışığına
kavuşuyor.
Atatürk Üniversitesi Arkeoloji bölüm Başkanlığınca yürütülen
kazılarda sponsor firma İÇDAŞ tarafından yapılan Parion Kazı Evi, 13 Temmuz Salı
günü törenle açıldı.
Törene Biga Kaymakamı bahir Altunkaya, Biga Belediye Başkanı Mehmet Özkan ve
İÇDAŞ Genel Müdürü Bülend Engin’in yanı sıra Çanakkale Arkeoloji dünyasından
birçok ilgili ve halkta katıldı.
Törende söz alan Kazı Başkanı Prof.Dr. Cevat Başaran Parion’un
binlerce yıllık güneşe özleminin bu kazılarla biteceğini belirtti.
Biga Kaymakamı Bahir Altunkaya, Müze Müdürü Ömer Özden ve diğer konuşmacılar:
“İÇDAŞ’ın yatırımlarıyla bölgemiz sınai gelişimi yaşadı.Sınai gelişim
beraberinde, Biga ve Kemer’de yapılan okullar, 270 öğrencimize başarı bursuyla
eğitimde gelişimi getirdi.Karabiga Yelken okulu ve amatör kulüplere yapılan
katkılarla sportif gelişimi yaşıyoruz.Bölgede yapılan örnek besi çiftliği ve
meyve bahçeleri,
çevre köylere yapılan katkılarla zirai ve sosyal gelişimde anlamlı bir gelişim
içinde.Ve bugün Parion kazı evi açılışıyla Parion kazıları çağdaş koşullarda
yapılma gelişiminde.” Dediler.
Yapılan konuşmaların ardından kazı evinin açılışı
gerçekleştirdi.Kazı evini beğeniyle inceleyen yetkililer 100 kişinin
konaklayarak çalışma olanağına sahip olacağı bu modern Kazı Evi’nin Parion
kazıları için önemli bir kazanım olduğunu belirttiler.daha sonra Parion’da bu
yıl ortaya çıkarılan Odeon açması ile Anfi tiyatro ve roma villa kazısını
gezerek kazı yetkililerinden bilgi alan misafirler, bu kazılara verdiği
destekten dolayı İÇDAŞ genel Müdürü Bülend Engin’e teşekkür ettiler.
|
BAKAN GÜNAY’A
HEKTOR’DAN ÇAĞRI |
Truva
filminden etkilenen Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Çanakkale’ye
Truvalılar’ın en büyük savaşçısı Hektor’un, 50 metre yüksekliğinde bir heykelini
yaptırmayı her fırsatta dile getirmesine rağmen, üç yıldır somut bir adım
atılmadı.
Çanakkaleli Hektor İsmet Öktem (66), Bakan Günay’ın verdiği
sözü tutmasını istedi.
Bakan Ertuğrul Günay, Hektor heykeli hayalini ilk açıkladığında en çok
heyecanlanan isimlerin başında gelen Çanakkaleli Hektor İsmet Öktem, “Günay’dan
sonra göreve gelecek başka bir bakanın konuyu aynı hassasiyet içerisinde
değerlendirip, sahip çıkabileceğine inanmıyorum. O nedenle Günay’dan,
hayalindeki Hektor heykelini en kısa sürede Çanakkale’ye kazandırmasını
istiyorum” dedi.
Esenler Mahallesi’nde Çanakkale Belediyesi tarafından yapılan ’Özgürlük
Parkı’nın boğaza hakim bir tepede olduğunu hatırlatan Öktem, “Hem Çanakkale
Boğazı’ndan geçen gemiler, hem de kordon boyunda gezen yerli ve yabancı
turistler buraya yapılacak Hektor heykelini rahatlıkla görebilir. Heykel yeri
için Özgürlük Parkı’nı öneriyorum” diye konuştu.
Önce davrandı
Çanakkale merkezine bağlı İntepe Beldesi’nin CHP’li Belediye Başkanı Alaattin
Özkurnaz, elini Bakan Ertuğrul Günay’dan önce tutarak belde girişine geçtiğimiz
eylül ayında bir Hektor heykeli yaptırdı. Özkurnaz, heykeltıraş Tülay Çelikel
tarafından parasız yapılan ve kaidesiyle birlikte 5 metre yüksekliği olan heykel
için beş yıl önce karar verdiklerini söylemişti.
|
YEREL KÜLTÜR
POLİTİKALARI İÇİN
STRATEJİLER TEMALI TOPLANTI DÜZENLENDİ |
Çanakkale
2010 Girişimi’nin organize etmiş olduğu Yerel Kültür Politikaları İçin
Stratejiler temalı toplantı Akol Otel Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.
Toplantıya çeşitli kentlerden kültür yetkilileri,
akademisyenler ve sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı. Toplantının açılış
konuşmalarını sırasıyla Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman KAVALA,
Çanakkale 2010 Girişimi Koordinatörü Mimar İsmal ERTEN, Hollanda Başkonsolosu
Onno KERVERS, Rektör Prof. Dr. Ali AKDEMİR ve Belediye Başkanı Ülgür GÖKHAN
gerçekleştirdi.
Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman KAVALA, kent
temelli kültür stratejileri programı çerçevesinde bu etkinliğin düzenlendiğini,
kent temelli kültür stratejileri programının da Çanakkale, Kars ve Antakya
kentlerinde uygulandığını ve her üç kentin de zengin kültürel mirasa sahip
olduğunu ifade etti. Osman KAVALA, programın temel amacının kentte yapılmakta
olan kültürel faaliyetlerin, stratejik bir vizyon ile kentin önceliklerini
dikkate alarak katılımcı bir biçimde gerçekleştirilebilmesine katkı sunmak
olduğunu ifade etti. Osman KAVALA, kültür politikalarının hayata geçirilmesinde
yerel idare, sivil toplum kuruluşları, üniversite ve diğer kamu kuruluşları
arasında gerçekleştirilecek işbirliklerinin de önemine değindi. Çanakkale 2010
Girişimi Koordinatörü Mimar İsmail ERTEN ise kent kültürünün gelişiminde çeşitli
strateji ve politikaların oluşturulmasında bu etkinliğin önemli bir katkı
sağlayacağını ifade etti. Hollanda Başkonsolosu Onno KERVERS ise Türkiye’nin
toplumsal bir dönüşüm yaşadığını ve kültürel politikaların da bu toplumsal
dönüşümün bir parçası olduğunu belirtti. Başkonsolos Onno KERVERS, Türkiye’nin
zengin bir tarihe sahip çok kültürlü bir ülke olduğunu da vurguladı.
Rektör Prof. Dr. Ali AKDEMİR ise kentlerin, ülkelerin ekonomik
ve demokratik gelişmişliğine kültürün zemin oluşturduğunu belirterek, kültürün
uygarlığın çok önemli bir bileşeni olduğunu ifade etti. Çanakkale’de farklı
inançların, uygarlıkların, kültürlerin barış içerisinde bir arada yaşadığını
belirten Rektör Prof. Dr. Ali AKDEMİR, dolayısıyla Çanakkale’nin özel bir
kimliğe sahip olduğunun söylenebileceğini konuşmasında dile getirdi. ÇOMÜ’nün
iki eksende Çanakkale kentinin kültürel gelişimine katkı verdiğini ifade eden
Rektör AKDEMİR, bu katkılardan ilkinin Çanakkaleliler gibi düşünerek, davranarak
kültürel politikaların oluşumuna katkı sunmak, ikincisinin ise üniversite
olmadan kaynaklı farklı bir eksenden Çanakkale’nin kültür politikalarına yön
vermeye çalışmak olduğunu bildirdi. Bu ikinci eksenin temel göstergelerinin ise
ÇOMÜ’nün girişimcilik ve sivil toplum kuruluşları noktasında Çanakkale’nin kent
kültürüne yaptığı katkılar olduğunu vurguladı. 20-24 Ekim 2010 tarihleri
arasında Çanakkale’de düzenlenecek olan Dünya Üniversiteler Kongresi’nin
öneminden de bahseden Prof. Dr. Ali AKDEMİR, küresel sorunların önlenmesinde
üniversitelerin yeni roller üstlenmesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Rektör
AKDEMİR, kültür konusunda çalışmalarını başarıyla yürüten Çanakkale 2010
Girişimi öncülerine teşekkür ederek konuşmasını sonlandırdı.
Belediye Başkanı Ülgür GÖKHAN ise yerelde ve genelde kültür
politikalarına katkılar vermeye gayret gösterdiklerini ifade ederek şunları
söyledi: “Çanakkale bu bağlamda yerelde önemli bir yöre, çünkü burada çeşitli
kültürlerin, dil, din mezhep farklılıklarının yıllarca bir arada yaşadığı ve bu
kentin kültürünü, yörenin kültürünü oluşturduğunu biliyoruz. Bunun için biz
buraya Barışın Kenti diyoruz. Kültürlerin barış içerisinde bir arada yaşamasını
önemsiyoruz”. Kültürlerin ortak bir yaşamı paylaşmasının da çok önemli olduğunu
ifade eden Belediye Başkanı Ülgür GÖKHAN, birbirinin içine geçmiş kültürlerin
birbirlerini etkileyerek ama asla dışlamayarak bir arada barış içerisinde
yaşamasının çok önemli olduğunun altını çizdi.
Restorasyonu tamamlan ve ÇOMÜ Sahne Sanatları Bölümü'nün
hizmetine sunulan Tarihi Ermeni Kilisesi’ndeki “Deneme Sahnesi”nin açılışı Güzel
Sanatlar Fakültesi Dekanı ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman DEMİRCAN’ın proje
danışmanlığında, Yrd. Doç. Dr. Selçuk GÖLDERE’nin yönetmenliğinde ve Sahne ve
Görüntü Sanatları Bölümü Oyunculuk Ana Sanat Dalı öğretim kadrosu ve
öğrencilerin katılımıyla Bertolt BRECHT'in yazdığı, çevirisini Ahmet CEMAL'in
yaptığı Galilei'nin Yaşamı (Galileo) adlı oyun ile yapıldı.
Çanakkaleli sanatseverlerin yanı sıra Çanakkale Boğaz ve
Garnizon Komutanı Tuğamiral Alaettin SEVİM, Rektör Prof. Dr. Ali AKDEMİR, Su
Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şükran CİRİK, Eğitim Fakültesi Dekanı Prof.
Dr. Dinçay KÖKSAL, Biga MYO Müdürü A. Adem TEKİNAY, Personel Daire Başkanı
Mustafa SEVİM de oyunu izleyenler arasındaydı.
Oyunun proje danışmanlığını yapan Güzel Sanatlar Fakültesi
Dekanı ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman DEMİRCAN oyundan sonra yaptığı
konuşmada Tarihi Ermeni Kilisesi’nin Deneme Sahnesi olarak üniversitenin
kullanımına sunulmasından memnuniyet duyduklarını, içinde bulunduğumuz yılın
2009 Dünya Astronomi Yılı olması nedeniyle Galileo Galilei gibi bir bilim
adamının yaşamından kesitler sunan bu oyunla Deneme Sahnesi’nin açılışını
yapmanın manidar olduğunu dile getirdi. DEMİRCAN Çanakkaleli sanatseverle artık
sık sık bu sahnede buluşacaklarını ve “Galileo” oyununun Deneme Sahnesi’nde 15
günde bir sahneleneceğini söyleyerek yakın zamanda Galileo oyunuyla Türkiye
turnesine çıkacaklarının müjdesini verdi.
Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı Kumburun köyü yakınlarında 11
yıl önce deniz kıyısında bulunan fosilin, Troya mitolojisinde yer alan ''Troya
Canavarı'' olduğu iddia edildi.
Ekibiyle zorlu bir yolculuğun ardından fosilin bulunduğu
bölgeye ulaşan Troya Kazı Heyeti Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Rüstem Aslan,
yaptığı açıklamada, bu yıl yaz aylarında Troya Antik Kenti ile Bozköy-Hanaytepe
ve çevresinde yüzey araştırması başlattıklarını söyledi.
Tübingen Üniversitesi ile birlikte gerçekleştirilen bu çalışmanın Tunç Çağı'nda
Troya ve çevresindeki yerleşim sisteminin anlaşılmasına yönelik olduğuna işaret
eden Doç. Dr.Aslan, araştırmanın ilerleyen safhalarında oldukça ilginç bir
veriyle karşılaştıklarını belirtti.
Ezine'nin Kumburun köyü yakınlarında 11 yıl önce bir fosil bulunduğunu anımsatan
Doç. Dr. Aslan, fosile oldukça yakın bir bölgede bulunan Beşik Koyu bölgesinde
eski Troya Kazı Başkanı Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann'ın, 1982-1987 yılları
arasında kazı yaptığını ve burada son Tunç Çağı'na ait bir mezarlık bulduğunu
ifade etti.
Bölgede, Troya-1 ile Troya-6 dönemine kadar bir yerleşim yeri olduğunun
bilindiğini kaydeden Doç. Dr. Aslan, ''Troya Antik Kenti'nden 4-5 kilometre
uzaktayız, ancak Troya'nın etkisi buralara kadar geliyor. Yapılan çalışmalar
artık bize Beşik Koyu'nun, Troya'nın limanı olduğunu gösteriyor'' dedi.
Doç. Dr. Aslan, Troya'ya yakın bir bölgede fosil buluntusunun anlamının ne
olabileceği konusunda kendisine sorular sorduğunu ve soruların bir anlamda
sonucuna ulaştığını bildirdi.
Fosilin kaya üzerindeki dişlerinin, milattan önce 6. yüzyılda bulunan ve
üzerinde Herakles'in Troya Prensesi Hesione'yi Troya Ketosu'ndan (Canavar)
kurtarma sahnesinin anlatıldığı betimlemeye oldukça benzediğine dikkati çeken
Doç. Dr. Aslan, ''Özellikle fosil buluntularıyla en az 4 bin 500 yıllık Troya
mitolojisinin oluşum evrelerinin yeniden anlatımında, Homeros dönemi ile bu
dönemden önce, insanlarının mitolojiyle bütünleştirip, birleştirip yeniden
yorumladıklarını artık daha net bir şekilde anlayabiliyoruz'' diye konuştu.
Doç. Dr. Aslan, son 20 yılda Troya Antik Kenti ile ilgili yapılan
araştırmaların, özellikle Manfred Osman Korfmann'ın kazıları ve diğer Homeros
uzmanlarının çabalarıyla Troya Savaşları'nın anlatıldığı İlyada Destanı'nın
hayal ürünü olmadığının ortaya konduğunu, gerçek, öz ve bazı doğa özelliklerinin
Troya mitolojisini biçimlendirip, bugüne kadar getirdiğini kaydetti.
ARKEOLOG KÖRPE
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) öğretim görevlisi arkeolog Reyhan
Körpe ise yapılan araştırma ve incelemelerin ardından, söz konusu fosilin 15 ile
35 milyon yıllık olduğunun belirlendiğini söyledi.
Bu yıl bölgede Rüstem Aslan ile yeni bir çalışma başlattıklarını bildiren Körpe,
özellikle 1998 yılından sonra yurt dışındaki kütüphane çalışmalarında fosille
ilgili geniş çaplı araştırma yaptığını ifade etti.
Körpe, fosilin bölgede yaklaşık 3 bin yıldan beri görüldüğünü ve insanlar
tarafından bilindiğini belirlediğini belirterek ''Birçok antik kaynakta zaten bu
fosilden ve bölgede çıkan fosillerden bahsediliyor. Bununla ilgili derinlemesine
yaptığımız çalışmalarda, Troya bölgesindeki insanlar tarafından görüldüğü ve
Troya mitolojisine girdiği anlaşıldı'' dedi.
Çeşitli vazo resimlerinde bu fosilin Troya Ketosu (Canavarı) olarak
anladırıldığını savunan Körpe, şu bilgileri verdi:
''Antik kaynaklardan birisi, bu bölgeden bahsederken burasının antik adı olan
Agammia'yı veriyor. Agammia'da, Troya mitolojisinde geçen Herakles'in Troyalı
Prenses Hesione'yi kurtarması olayının burada geçtiğini söylüyor. Bu, mitolojide
antik vazoda enteresan bir şekilde resmedilmiş. Bahsedilen bu canavar, kayadan
çıkan bir fosil kemiği gibi gösterilmiş. Bu da antik kaynakların bahsettiği
Troya mitolojisine giren, Troya Ketosu'nun bizim bu fosil kemikleri olduğunu
gösterdi. Herakles'in Troyalı Prenses Hesione'yi kurtarmasının resmedildiği
antik vazodaki canavar, bu fosildir.''
Körpe, fosilin ve bölgenin Çanakkale'nin en önemli kültür ve tabiat
varlıklarından birisi olduğunu, bu nedenle çok kısa sürede koruma altına
alınması gerektiğini söyledi.
|
HANAYTEPE HÖYÜĞÜNDE 5
BİN YILLIK
VENÜS İDOLÜ BULUNDU |
Çanakkale'nin Ezine ilçesine bağlı Mahmudiye beldesinde bulunan
Bozköy-Hanaytepe höyüğünde, 5 bin yıllık Venüs idolü ve mühür bulundu.
Bozköy sakinlerinin bölgede ilginç taşlara rastlamasının
ardından alanda yüzey araştırması yapan Truva Kazı Heyeti Başkan Yardımcısı Doç.
Dr. Rüstem Aslan, geçmişe ışık tutacak materyaller bulduklarını söyledi.
Tubingen Üniversitesi ile ortaklaşa yürütülen ve üç hafta süren çalışmada
bulunan en önemli eserin, 5 bin yıl öncesine ait, kadını sembol eden mermer
Venüs idolü olduğunu kaydetti. Çalışmanın amacının Tunç Çağı'nda Truva dışındaki
yerleşimleri tespit etmek olduğuna dikkat çeken Çanakkale Onsekiz Mart
Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Aslan, Bozköy-Hanaytepe'deki
höyüğün, o dönemde Truva'dan sonra en önemli yerleşim yeri olduğunu vurguladı.
Yüzey araştırmasında ilginç buluntularla karşılaştıklarını
ifade eden Doç. Dr. Aslan, "Özellikle idol, İlk Tunç Çağı'ndan biraz daha eskiye
gidiyor gibi; en az 5 bin yıllık. O dönemde kadını simgeleyen ender
buluntulardan birisi. İdoller, o dönemin dinî inançlarını bir şekilde ortaya
koyuyor. Biz 5 bin ve daha öncesi üzerine konuşuyoruz. Mührünse tapu
kayıtlarında kullanıldığını düşünüyoruz." dedi.
Truva antik kentindeki arkeoloji kazılarında, Truva savaşlarına
ışık tutacak çok önemli iki insan iskeleti bulundu. Aşağı kentin savunma
hendeğinde iskeletleri bulunan bir kadın ve bir erkeğin Truva Savaşı’nın
kurbanları olabileceği belirtildi.
Truva Antik Kenti’nde bu yılki kazılar tamamlandı. Bu yılki
Kazılarda aşağı kentteki savunma hendeğinin güney girişinden sonraki devamını
tespit edilmeye çalışıldı. Kazılar sırasında savunma hendeğinin hemen üstünde
bulunan bir kadın ve bir erkeğe ait iskeletler kazı ekibini heyecanlandırdı.
Kazıların başkan yardımcısı, Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi
Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rüstem Aslan, bu insanların Truva
Savaşı’nın kurbanları olabileceğini söyledi.
Doç. Dr. Rüstem Aslan’ın verdiği bilgiye göre kaleden 350 metre uzaklıktaki
aşağı kentteki savunma hendeği, Truva 6 dönemine yani Son Tunç Çağı dönemine
ait. Yeni doğmuş çocuğuyla birlikte ya da dokuz aylık hamileyken gömülen kadın
ile erkeğin iskeletleri de bu hendeğin hemen üzerinde bulundu:
“Önemli olan bu iskeletlerin Truva Savaşı dönemine denk geliyor olması. Truva’da
M.Ö. 1180’lerdeki tahribatlar dönemine denk gelen gömüler bunlar. Bu insanlar
aceleyle, çok özen gösterilmeden hendeğin iç tarafına gömülmüş. Kemik analizleri
ve tarihlemeler devam ediyor. Birkaç hafta içinde hem tarihlenmesini, hem de
iskeletlerin yaşlarını ve diğer özelliklerini öğreneceğiz. Eğer tahminlerimiz
doğruysa, Truva Savaşı’nın aşağı kentteki ilk kurbanlarını bulduk diyebiliriz.”
Doç. Dr. Aslan, aynı döneme ait bir iskeletin de Korfmann dönemi kazılarında
kalenin hemen yanında bulunduğunu anlattı ve ekledi:
“Kalenin batı girişinin yakınlarında M.Ö. 1180’lere denk gelen bir tahribat
tabakası vardı. Yangın ve yıkımın olduğu bir tahribat tabakasında, Batı
Kapısı’na giden yolun hemen kenarında yine aceleyle ve özensiz bir şekilde
gömülmüş bir iskelet bulunmuştu. Ama kalenin bu kadar dışında ve savunma
hendeğinin hemen dibinde iki gömünün bulunması bir ilk. Önümüzdeki yıllarda
aşağı kent çevresinde kazı çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Burası bir
mezarlık mı, yoksa döneminin tahribat tabakasına ait iskeletler mi, yani Truva
Savaşı’nın kurbanları mı bunu daha net söyleyebileceğiz.”
Yerle bir edilmişti
Truva Antik kenti kazıları, Çanakkale’de merkeze bağlı Tevfikiye köyü sınırları
içinde kalan arazide sürdürülüyor. Homeros’un ünlü İlyada ve Odysseia
destanlarında adı geçen Truva kenti, M.Ö. 3 binlerde kuruldu. Önemli ticaret
yollarını kontrol eden kent ve efsanevi surları pek çok kez saldırıya uğradı.
M.Ö. 1100’lerdeki büyük yıkım ve yangının ardından tepe yüzyıllarca ıssızlığa
büründü.
Homeros meraklısı Alman arkeolog Heinrich Schliemann, Truva olduğuna inandığı
bölgeyi 1870’te kazdı. 1873’te bulduğu hazineyi Almanya’ya kaçırdı. Satamayınca
Berlin Etnoloji Müzesi’ne bağışladı. Hazine 2. Dünya Savaşı’nda Rusya’ya
götürüldü. 1993’te Rusya hazinenin Rusya’da olduğunu ve insanlığa ait olduğunu
açıkladı. ‘Hazine’nin bugün bütün dünyaya saçıldığı sanılıyor.
İNTEPE HEKTOR HEYKEL'İNE KAVUŞTU
Çanakkale'nin İntepe Beldesinde Yapımı Tamamlanan ve Beldenin
Girişine Yerleştirilen "Hektor Heykeli"nin Açılışı Yapıldı.
İntepe Belediye Başkanı Alaattin Özkurnaz, törende yaptığı
konuşmada, Hektor'un yağmur bereketiyle geldiğini söyledi.
Heykelin beldeye ve ülkeye turizm anlamında büyük katkılar
sunacağına inandıklarını ifade eden Özkurnaz, “Hem İntepe hem Çanakkale hem de
ülkemiz kazanacak. Bu bizler için tarihsel ve kültürel bir kazançtır. Hektor
heykelinin yapımı aşamasında emeği geçenlere teşekkür ediyorum. İtalya'nın Nemi
kentinden gelen misafirlerimizin bugün burada olması açılışımıza ayrı bir anlam
kattı. Çünkü İtalyanlar kendi köklerini Truva'da arıyor. Hektor da Truva
Savaşları'nın baş kahramanlarından birisidir” dedi.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın Hektor Anıtı ile
ilgili görüşlerini açıklamasının ardından “Günay'dan önce davranarak böyle bir
heykel yaptırdılar” söylentilerinin gerçeği yansıtmadığını belirten Alaattin
Özkurnaz, şöyle konuştu:
“Kültür Bakanımızdan önce davrandığımız gibi bir durum yok.
Çünkü, bu heykel bizim 5-6 yıl önceki bir hayalimiz. Bakanın düşüncesi de bizi
mutlu etti. Biz sadece kendi düşüncelerimizi gerçekleştirdik. Sayın bakanın
hayali konusunun gerçekleşmesinde de en büyük destekçisi olacağız. Biz bu
heykeli kendi şartlarımızla yaptık. Boğaza hakim bir yerde Hektor'u var ettik.
Burası sosyal aktivite merkezi olacaktır. Çevre düzenlemesinin ardından daha
güzel bir uğrak mekan haline gelecektir.”
Heykeli ücretsiz olarak yapan heykeltıraş Tülay Çelikel ise
mermer malzemesi kullanarak yaptıkları heykelin kaidesi ile birlikte 5 metre
yüksekliğe sahip olduğunu söyledi.
Heykeli bir aylık çalışmayla yaptıklarını ifade eden Çelikel,
şöyle konuştu: “Kendi düşüncelerimizi yansıttığımız, kendimize ait bir Hektor
heykeli oluşturduk. Bu tümüyle bana ait bir tasarım oldu. Kendi ruhumu bu
eserime yansıttım. Hektor'un Türk-Yunan savaşlarıyla ilgili karakterini biraz
daha barışa bağlayabilir miyiz? Bunun hesabını yaptık. Bunu daha yumuşak
hatlarla daha farklı formlarda daha güçlü tasvir etmeye çalıştık.”
Heykelin yapımında görev alan Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel
Sanatlar Fakültesi öğretim elemanı Seyhan Boztepe de heykel çalışmasını
Çanakkale'de yaptıklarını belirterek, bunun büyük önem verdikleri projelerden
birisi olduğunu söyledi.
Boztepe, İntepe beldesinin bu heykelden ciddi kazançlar elde
etmesini beklediklerini kaydetti.
Açılışa, Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, Bayramiç
Belediye Başkanı İsmail Sakin Tunçer, Kültür ve Turizm İl Müdür Yardımcısı Özcan
Alarslan, İntepeliler ve sanatçılar katıldı.
Bir istisna dışında tamamını Güzelyalı’lı hanımların oluşturduğu
“Atölye Nar” 2009 Resim Sergisi’ni Güzelyalı’lı sanatseverlerin beğenisine
sundu.
15 ve 16 Ağustos tarihlerinde yedisi kadın biri genç erkek
resim sevdalısından oluşan ve atölyelerine bereket, paylaşım, çoğalma, birlikte
yaratma ve yapma gibi esinlenmelerden yola çıkarak “Nar” adını veren ve
çoğunluğunu ev hanımlarının oluşturduğu grubun sergisi büyük beğeni topladı.
Güzelyalı’da yaşayan 07- 14 yaş çocukların resim çalışmaları da Atölye Nar
sergisine eşlik etti. Kırk kadar çocuk resminin bulunduğu sergi en az büyüklerin
sergisi kadar ilgi çekti.
Özellikle Güzelyalı konulu resimler başta olmak üzere hemen her grup üyesi en az
bir resminin satın alınması ile hem hüzünlü hem de sevinçli anlar yaşadı.
Güzelyalı sakinleri de resim sergisine büyük ilgi gösterdiler. Her yaştan
insanın gezdiği sergide sanatseverlerin beğenileri hem sözlerinden hem de
ilgilerinden açıkça belli oluyordu.
Altmış resimden oluşan sergide bir yıl boyunca yapılan çalışmalar
sanatseverlerin beğenisine sunuldu.
Serginin bir başka ilginç yanı da resimlerin ağaçlar arasına gerilen balık
ağlarına asılarak sergilenmesiydi.
Atölye Nar üyeleri Güzelyalı Muhtarı Hasan Sağlam ve muhtarlığın kendilerine hem
çalışmalarını yapmaları hem de sergileme mekanı ve ışıklandırma sağlaması nedeni
ile çok yardımcı olduğunu söyleyerek teşekkürlerini açıkça ifade ettiler.
Ailevi işleri nedeni ile Muhtar Hasan Sağlam açılış töreninde hazır
bulunamayınca serginin açılışını birinci aza Ahmet Sarı yaptı.
Sarı; “Bu kadar kısa sürede böylesine zengin bir sergiyi hazırlayan Atölye Nar
üyelerini kutluyorum.” dedi ve açılışı gerçekleştirdi.
Açılış sırasında ziyaretçilere Atölye Nar üyelerinin evlerinde hazırladıkları
ürünlerin de olduğu ikramlar yapıldı.
|
DÜNYA
MİRASINA LAYIK MÜZE ŞART |

Antik Kenti’nde sürdürülen kazıların Alman başkanı Prof. Dr.
Ernst Pernica, “Müze kurululursa, buradan dünyanın dört bir yanına götürülen
nadide eserlerin dönüşü için de yol açılır” dedi
Troya Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı, Alman arkeolog Prof. Dr.
Ernst Pernicka, Troya Müzesi’nin kurulmasının, herkesin ortak düşüncesi olduğunu
söyledi. Pernicka, müzenin kurulmasıyla birlikte, Troya hazinelerinin ve diğer
ülkelerde bulunan eserlerin burada kazandırılmasının tamamıyla politikacıların
kararına kalacağını bildirdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın aldığı kararların
kendilerini mutlu ettiğini söyleyen Pernicka, “Bu yaz uluslararası mimarlık
yarışmasının açılması için önemli adımlar atıldı” dedi, şöyle devam etti:
“Tabii bunun ötesinde, müze olduktan sonra Troya hazinelerinin ve başka
yerlerdeki Troya eserlerinin buraya gelmesi konusunda bizim bir umudumuz
olabilir, fakat biz konuyla ilgili karar verici merci değiliz. İş tümüyle
politikacıların kararına kalıyor. Ancak tabii ki herkesin amacı ve tek isteği,
müzenin kurulmasıyla birlikte bu eserlerin Troya Müzesi’nde sergilenmesidir.”
Pernicka, Troya’nın bir dünya kültür mirası olduğunu da vurguladı, sözlerini
şöyle tamamladı: “Öncelikle Avrupa yazılı edebiyatının ilk olaylarının geçtiği
yer burası. İlyada’da anlatılan olayların ortak noktası burası. Arkeolojinin
başlangıç ve bilim olma noktası burası. Arkeolojinin gelişimi Troya’da başlamış.
Troya Atı Destanı 2 bin 500 yıldır biliniyor, Burası, antik dönemde de kutsal
bir yerdi.”
Beş bin yıllık geçmişe sahip antik kentte kazılara yeniden
başlandı. Prof. Pernicka, “Truva’nın 25 hektara kurulu olduğu sanılıyordu.
Bulduğumuz hendek, 35 hektar olabileceği fikrini veriyor” dedi
Çanakkale Merkez’e bağlı Tevfikiye Köyü’ndeki 5 bin yıllık
geçmişe sahip Truva Antik Kenti’nde yeni dönem kazıları başladı. Almanya
Tübingen Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Ernst Pernicka’nın başkanlık ettiği,
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Rüstem Aslan’ın başkan
yardımcısı olarak görev aldığı kazılara, farklı ülkelerden 50 uzman ve 15 işçi
katılıyor.
Prof. Manfred Osman Korfmann’ın 2005’te vefatından sonra bayrağı devralan Prof.
Pernicka, Truva’nın ne kadar büyük olduğuna dair fikir verecek aşağı kentin
savunma hendeğinde üç yıl önce başlattıkları çalışmaya bu yıl da devam
edeceklerini söyledi. Prof. Ernst Pernicka, şöyle dedi:
“Geçen yılki kazılarda jeomanyetik sonuçlara göre savunma hendeğinde giriş
tespit etmiştik. Bu sene girişin ayrıntılarını incelemeye çalışacağız. Bu, şu
açıdan önemli: 2008’de iç taraftaki hendeğin Truva 6 döneminde kapatıldığı,
nedeninin de artık aşağı kentin daha büyümesi gerektiği için hendeğin dışarıya
doğru uzaması fikri olduğu çıkmıştı. Bu bize kentin o dönemlerde gücünü devam
ettirdiğini gösteriyor.
Savunma hendeğindeki üçüncü giriş, buradaki kentleşmeyle ilgili planın çok
önceden düşünüldüğü, tasarlandığı ve o kadar basit bir sistem olmadığını ortaya
koyuyor. Bu da organize olarak planlanmış büyük bir kentin varlığını kanıtlıyor.
Korfmann döneminde Truva’nın 25 hektarlık alana kurulu olduğu sanılıyordu. Ama
şimdi bu savunma hendeği bize kentin sanıldığından daha büyük, yaklaşık 35
hektar olabileceği fikrini veriyor.”
Turizm patlayacak
Manfred Osman Korfnmann’ın 20 yıl süren çalışmalarını da
yaygınlaştırmaya çalışacaklarını belirten Prof. Pernicka, “Bundan sonra yeni bir
dönem başlayacak. Umuyorum ki, yapılma aşamasına gelen Truva Müzesi’yle ilgili
olacak. Truva Müzesi, Prof. Korfmann’ın uzun yıllar önce ortaya attığı fikirdi.
Bununla ilgili somut gelişmelerin olduğu bize ulaştı.
Bu müze şu açıdan önemli: Truva’da çok güçlü savunma duvarları var. Ancak, ev ve
konut yapılarıyla ilgili elimizde önemli buluntular yok. Bunları müzede
ziyaretçilere anlatmak, pedagojik olarak filmlerle, çizimlerle aktarmak daha
etkili olacak. Bu durum Truva turizminin öne çıkmasını da sağlayacak” diye
konuştu.
|
ÇANAKKALE'DE
PRENSES YAŞAMIŞ |
Biga ilçesine bağlı Kemer köyü sınırları içinde yer alan Parion
Antik Kenti'nde ortaya çıkarılan ve bir prensese ait olduğu sanılan lahit
mezarın içinde altın taç parçaları, küpeler ve yüzükler bulundu.
Antik kentte yürütülen çalışmalar sırasında ulaşılan lahit
mezarın kapağı açıldığında, Kazı Başkanı Prof. Dr. Cevat Başaran, kazı ekibi
büyük sevinç yaşadı.
Prof. Dr. Cevat Başaran, "Antik kentin nekropolinde yani
mezarlığındaki kazıda önemli bir bulguyu ortaya çıkardık. Bu mezar, büyük
olasılıkla günümüzden 2 bin 200 yıl öncesine ait. Çıkan altın takılar bize
mezarın zengin bir kadına ait olduğunu gösteriyor. Bunu Parion prensesi diye
tanımlayabiliriz" dedi.
Mezarın içinde altın bir taç olduğunu, bu tacın çok sayıda
altın puldan meydana geldiğine dikkati çeken Başaran, iki tane Eros imgeli altın
küpe ile iki tane altın yüzük bulunduğunu, yüzüklerden birisinin hala ölen
kadının parmak kemiğinde gün yüzüne çıktığını kaydetti.
|
ATHENA TAPINAĞI
AYAĞA KALKACAK |
Ayvacık İlçesi’ndeki Assos Antik Kenti’nde kazılar 15 Temmuz’da
başlayacak. Tarihi mirasın ön cephesi de aslına uygun olarak restore edilecek.
Ayvacık İlçesi sınırlarındaki Assos Antik Kenti kazılarının bu
yıl 27’ncisi gerçekleştirilecek. Kazı Başkanı Doç. Dr. Nurettin Arslan, 15
Temmuz’da başlayacak çalışmaların yaklaşık üç ay sürmesinin planlandığını
söyledi. Münih, Cottbus, Freiburg üniversitelerinden yabancıların da bulunduğu
30 uzmanın görev alacağını belirten Arslan, “Kazıya katılacak yabancı uzmanlar,
antik kentin savunma sistemini araştıracak” dedi.
Diğer ekiplerin ise Agora, Kuzey Stoa, Batı Nekropolis’te çalışacaklarını ifade
eden Doç. Arslan, “Bunun dışında kentin en önemli yapılarından Athena
Tapınağı’ndaki restorasyon kapsamında, betonların yerine andezit taştan yapılmış
blokların konulması için çalışma başlatılacak. Proje sayesinde tapınağın ön
cephesi yeniden ayağa kaldırılmış olacak” diye konuştu. Kazılar, Amerikan
Arkeoloji Enstitüsü’nün desteğiyle gerçekleştiriliyor.
|
ÇANAKKALE
MÜZELERİ ÇANAKKALE KENT MÜZESİ VE ARŞİVİ’NDE BULUŞTU |
2009 Mart ayında açılarak Çanakkale’nin kültürel yaşamına yeni
katılan Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi müzeler haftasında ”Müzeler kenti
Çanakkale’ye doğru” diyerek Çanakkale’de yer alan tüm müzelere bir araya gelme
çağrısında bulundu.
Çanakkale’nin ilk kent müzesi olan Çanakkale Kent Müzesi ve
Arşivi, rutin olarak gerçekleştirdiği Çarşamba etkinliklerini bu kez “Çanakkale
Müzeleri Buluşması” adı altında Çanakkale’deki tüm müzelerin ve Çanakkalelilerin
bir araya geldiği anlamlı bir etkinliğe dönüştürdü. 20 Mayıs Çarşamba günü saat
14.00’de başlayarak 19.00’a kadar iki bölüm halinde süren yarım günlük program
çerçevesinde öncelikle müzeler bir atölye çalışmasıyla bir araya geldi, daha
sonra Çarşamba etkinlikleri kapsamında bir panel ile müzeciler Çanakkaleliler
ile buluştu.
Programın ilk kısmında Çanakkale’deki müzelerin temsilcileri
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Deniz Ünsal ve Yıldız Teknik
Üniversitesi’nden Arş. Gör. N. Hanzade Uralman’ın moderatörlüğünde müzelerinin
kimliğini, Çanakkale açısından önemini tanımlayıp, Çanakkale’ye katkılarını ve
sorunlarını tartışarak, ortak sorunlar ve çözüm önerileri geliştirdiler. Daha
sonra program Çanakkale Kent Müzesi ve Çanakkale Deniz Müzesi’nin gezilmesi ile
devam etti. Ardından Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi’nin Çarşamba etkinlikleri
kapsamında gerçekleştirilen panel ile atölye çalışması ve varılan sonuçlar
Çanakkaleliler ile paylaşıldı.
Çanakkale Müzeleri Buluşması Atölye çalışmasına katılan yedi
müzenin temsilcilerinin yanısıra İl Kültür Müdürü de konuk olarak katıldı.
Atölye çalışmasının sonucunda ulusal müzelerde mevcut personel, mali, mekân,
eğitim ve iletişime ilişkin sorunların Çanakkale için geçerli olduğu görüldü.
Ayrıca Çanakkale’deki müzelere özgü pek çok problemle birlikte bu müzelerin kent
dışından ziyaretçi almasına rağmen kentlilerin dikkatini çekmediği sorunu
vurgulandı. Çarşamba etkinliklerine katılan kentliler de çözüm önerilerine
önemli katkıda bulundu. Günün sonunda tüm katılımcılar Çanakkale’deki müzelerin
buluşmasının daha sık ve geleneksel bir biçimde sürmesi fikrinde birleşti.
 |
115 YIL ÖNCE
ÇEKİLEN FOTOĞRAFLAR SERGİLENDİ
Çanakkale Tübingen Troya
Vakfı tarafından M. Osman Korfmann Kütüphanesi'nde açılan
fotoğraf sergisi açıldı
1893 yılında yapılan kazılar
sırasında kazı heyeti başkanlığını yürüten W. Dörpfeld
tarafından çektirilen fotoğraflar, o dönem kazılarına ve
kazılarda çalışan işçilerin genel durumunu gözler önüne seriyor.
|
Bölgede ilk kazı çalışmalarını yürüten ve sonrasında kalıntılar
altında bulduğu Truva hazinesini alarak ülke dışına çıkaran Heinrich
Schlimann'ın 1890 yılında hayatını kaybetmesi ile ikinci dönem kazı başkanlığını
W.Dörpfeld'in yürüttüğünü belirten Truva Antik Kenti Kazı Araştırmacısı Yrd.
Doç. Dr. Rüstem Arslan, çekilen 350 fotoğraftan 60 tanesini sergilediklerini
söyledi. 1830'dan sonra yaygınlaşmaya başlayan fotoğraf makinesi ile ilk defa
arkeolojik alanda belgeleme fotoğraf çekimlerinin bu bölgede yapıldığını
hatırlatan Arslan, çekilmiş olan fotoğrafları bugüne kadar kazı çalışmasını
yapanlar dışında hiç kimsenin görmediğini, bu fotoğrafların kamuoyu ile ilk defa
bu sergi ile buluştuğunu vurguladı.
Bu fotoğrafların Truva Kentin'de bulunan kalıntılar kadar
değerli olduğunu kaydeden Arslan, fotoğraflar arasında bölgeye gelen ilk turist
kafilesi, açılan ilk su kuyusu, bazı bölgelerin kazılmadan önceki hali,
Truvalıların savaşa girmeden önce yiyecek ve içecek depoladıkları küpler, o
dönem civar köylerden getirilerek kazılarda çalıştırılan köylülerin o günkü
halini gösteren detayların yer aldığını ifade etti. Truva'nın geçmişini merak
eden ve antik kenti gezmeye gidecek olan turistlerin bölgeye gitmeden önce
fotoğraf sergisini gezmesi gerektiğini vurgulayan Arslan, konuşmasını şöyle
sürdürdü: "Truva kazıları her zaman o dönemdeki teknolojinin kazılarda
uygulandığı örnek kazılardan biridir. Truva'nın dışında Teyfikiye, Çıplak
köyleri İntepe beldesindeki diğer arkeolojik ve geleneksel mimari yerlerle
ilgili fotoğrafları da bu sergide görebiliriz. Bu sergiyi açmamızın sebebi,
insanlara Truva'dan çıkarak bölge tarihini kısmen fotoğraflarla anlatmak."
|
TROYA'DAN DAHA ESKİ YERLEŞİM MERKEZİ BULUNDU |
Çanakkale'de
5 Bin Yıl Önce Kurulduğu Düşünülen ve Türkiye'deki En Eski Yerleşim
Merkezlerinden Kabul Edilen Troya Antik Kenti'nden Daha Eski Bir Yerleşim Yeri
Bulunduğuna Dair Kanıtlar Elde Edildiği Bildirildi.
Çanakkale'de 5 bin yıl önce kurulduğu düşünülen ve Türkiye'deki
en eski yerleşim merkezlerinden kabul edilen Troya Antik Kenti'nden daha eski
bir yerleşim yeri bulunduğuna dair kanıtlar elde edildiği bildirildi.
Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar beldesinde yer alan Smintheion Antik Kenti'nde
Prof. Dr. Coşkun Özgünel başkanlığında yürütülen ''Apollon Smintheus'' kutsal
alanı kazıları sırasında, antik çağ kalıntıları altında, antik Troas bölgesinin
ilk yerleşim köylerinden biri ortaya çıkarıldı.
Kazı heyetinde görevli Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Arkeoloji Bölümü
Öğretim Üyesi Doç. Dr. Turan Takaoğlu, buluntular sayesinde Troya'dan daha eski
bir köy yerleşim merkezinin bölgede yer aldığını tespit ettiklerini söyledi.
Doç. Dr. Takaoğlu, yaklaşık 7 bin yıl önce iskan edildiği
anlaşılan köyün en önemli özelliğinin bölgede daha önce bilinmeyen yeni bir
seramik geleneğinin varlığını göstermesi olduğunu bildirdi.
Seramikler arasında en ilgincinin dinsel amaçlı kullanıldığı
düşünülen, tutamağı gözü yaşlı ağlayan bir insanı sembolize eden parça olduğunu
ifade eden Takaoğlu, ''Gözü yaşlı insan betimli seramiğin bugüne kadar benzeri
bulunmadı. Bu seramik o tarihte büyük bir olasılıkla cenaze töreni sırasında
kullanılmış. Gün yüzüne çıkan bu değerler, Troya öncesi kültür tarihi konusunda
önemli bilgiler sunmaya devam edecek gibi görünüyor'' dedi.
Doç. Dr. Takaoğlu, kazıda çıkarılan eserlerin sergilenmek üzere
Çanakkale Arkeoloji Müzesi'ne teslim edildiğini sözlerine ekledi.
Kazı alanındaki köy yerleşim alanında 7 bin yıl önce iskan
edildiği anlaşılan Apollon Smintheus Tapınağı, eski adıyla Külahlı olarak
bilinen Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar beldesinin kuzeybatısı ile kuzeydoğusu
arasında kalan vadinin başlangıç eteklerinde, Bahçeleriçi mevkisinde yer alıyor.
Troas bölgesinde bugün için tek örnek olduğu belirtilen
tapınakta Helenistik Çağ Anadolu mimarlığına imzasını atan Mimar Hermogenes'in
uyguladığı pseudodipteros (yalancı iki sıralı sütun) plan tasarımı kullanılmış,
ön ve arka cephelerinde 8, uzun kenarlarında ise 14'er sütun dizisi bulunuyor.
Smintheion Antik Kenti'nde bulunan tapınakta mermer bloklarla
döşenen kutsal alanda pronaos (kutsal ön oda), naos (kutsal oda) ve opisthodomos
(arka oda) olmak üzere 3 oda, naosta Paroslu heykeltıraş Skopas'ın yaptığı ve
110 santimetrelik bacak parçası bulunan, tanrı Apollon'un heykeli yer alıyor.
Kaynaklarda, ünlü coğrafyacı ve seyyah Strabon'un 2 bin yıl
önce yazdığı ''Geographica'' adlı kitapta, kenti Yunanistan'dan gelen İonlar
kuşattığı zaman, gece topraktan çok miktarda tarla faresinin çıkarak askerlerin
silah ve teçhizatlarının deri kısımlarını kemirip kopardıkları ve bu yüzden
kenti kuşatan İonların savaşı kaybettiğini yazdığı ve Lekton halkının minnet
göstergesi olarak bu tapınağı inşa etmiş olabileceği belirtiliyor.
Bölgede ilk kazıların 1866 yılında başlatıldığı, ara
verildikten sonra 1984 yılında yeniden başlatılan kazı ve restorasyon
çalışmalarının sürdürüldüğü kaydediliyor.
|
KAZILARA
TAKSİTLİ VERİLEN PARALAR SIKINTI YARATTI |
Türkiye'deki
Yerli Kazı ve Araştırmalara "Kaynak Sıkıntısı" Nedeniyle Taksit Taksit Para
Aktarması Kazı Başkanlarını Sıkıntıya Soktu.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez
Müdürlüğü'nün (DÖSİMM), Türkiye'deki yerli kazı ve araştırmalara "kaynak
sıkıntısı" nedeniyle taksit taksit para aktarması kazı başkanlarını sıkıntıya
soktu.
Türkiye'deki yerli kazı ve araştırmalar için her yıl belli bir kaynak aktaran
DÖSİMM, bu yıl öngörülen 10 milyar 967 milyon 500 bin YTL'lik payı, toplu
verememişti. Bağlanan karar doğrultusunda her yıl Nisan-Mayıs aylarında kazı ve
araştırmalara toplu halde ödenen bütçenin, parça parça yapılması kazılar için
dezavantaj oluşturdu. 29 yıldır Çanakkale ile Ayvacık ilçesi, Gülpınar Beldesi
Apollon Tapınağı ve çevresinde yapılan kazıların başkanlığını yapan Ankara
Üniversitesi Arkeoloji Anabilim Dalı Başkanı Coşkun Özgüner yaptığı açıklamada,
kaynağın bölünerek aktarılıyor olmasının zorluk yarattığını söyledi. DÖSİMM'in
geçen yılların borcundan kaynaklanan, para akışında bir kesinti yaşandığını öne
süren Özgüner, "Bu yıl paralar bölük pörçük geldi. DÖSİMM'in geçen sene seçim
öncesi yaptığı borçlarından ötürü, bu hale geldi. DÖSİMM bütçesi açık verdi, bu
nedenle sıkıntı var" dedi. Bu durumun kazılar için dejanavantaj oluşturduğunu
kaydeden Özgüner, "Paralar geliyor ama biraz zor oldu. Paraya göre bütçenizi
yapıyorsunuz, iş bitiyor para iki gün sonra geliyor. İşi kapatıyorsunuz tekrar
açıyoruz. Bu belirsizlik nedeniyle sıkıntı yaşanıyor" dedi.
"VALİLİĞİN YARDIMI İLE KAZILARI UZATTIK"-
Özgüner, kazı çalışmalarında, bağlı olunan Valiliğin duyarlı
olmasının da önemine işaret etti. Çanakkale Valiliği'nin ve özel idarenin bu
konuda kendilerine büyük yardımlarının dokunduğunu belirten Özgüner,
"Kazılarımızın bu yıl 16 Eylül'de bitecek demiştik. Valiliğin verdiği kredisi
avansıyla 15 Ekim'e a kadar sürdüreceğiz. Bu valinin olaya iyi bakmasıyla
ilgili. Hem Asos'a, hem Gülpınar'a hem de Gökçeada kazılarına gelen ek ödenekler
transfer edilecek, böylece kazılara devam edebileceğiz" diye konuştu. Özgüner,
bu yıl Kalkolitik Gülpınar ve Helenistik Gülpınar kazılarının 4 Ağustos'tan bu
yana devam ettiğini, bölgede bulunan ve "devlet çeşmesi" olarak tanımlanan
binanın da restore edilerek kültür gezginlere sunulduğunu da sözlerine ekledi."
ARADA BİR / İZLENİMLER
CAHİT ÖNDER
İSCEHİSAR KASABASI KADAR OLAMAYACAK MIYIZ?
İscehisar
, Afyonkarahisar iline bağlı 11 bin nüfuslu bir kasaba..Tarım, hayvancılık
yanında mermer üretimiyle de son yıllarda kendinden söz ettiriyor.
Yazımıza konu etmemizin nedeni ise; Hürriyet Gazetesi”nde bir hafta önce Anadolu
Ajansı kaynaklı bir haber…
Haberin başlığı şöyle. * İscehisar caddeleri heykel galerisine dönüşecek* gibi…
Haberin içeriğinde de, “Dünyanın değişik ülkelerinden davet edilen heykel
sanatçıları yaptıkları heykelleri ilçeye bırakacakları…. değişik caddelere
konacak bu heykelle de İscehisar”ın heykellerle açık hava müzesine dönüşeceği….
Fransa, Polonya, Mısır, Hindistan, Macaristan ve Türkiye”den katılacak heykel
sanatçılarının sokaklardaki çalışmaları sırasında gençlerinde sanatçılarla
iç-içe olacaklarını…bununda gençlerdeki sanatsal yönelimleri arttıracağını… Bu
çalışmalara katılan sanatçılarında katılacağı 2 günlük sempozyumun ardından,
dereceye giren heykellerin kasabanın değişik caddelerine sürekli teşhir için
taşınıp, yerleştirileceği… Bu konudaki organizasyonun, İscehisar Belediyesi ve
Afyon Kocatepe Üniversitesi işbirliğiyle gerçekleştirildiği… haber böyle…
Bu haberi okuyunca, Troya”sı, Assos”u, Gelibolu Tarihi Milli
Parkı içinde ki savaş yerleri, anıtları vb. sayılamayacak değerleriyle, gerçek
bir kültür kenti, kültürlerin altın düğümü Çanakkale”yi düşündüm. Troya
Festivalleri içinde heykel sempozyumu yapılamaz mi?
Biga Yarımadası ve Kaz Dağları”nda ki mermerler, Ezine, Koçerli
bölgesindeki granit zenginliği, Ezine Ak Köy”ün çamura can veren kadınları,
Geyikli Odunluk yaşayan Heykeltraş, Hüseyin Çakıcı, Eceabat İnebeyli Köyünden
Heykeltraş Ahmet Elbi, Çan Yaveler Köyünün altıyüz yıllık birikimlerini, birkaç
kişi kalmalarına karşın, günümüzde de sürdüren insanları,Yenice”nin bilmem ne
köyünde kendi yaptığı fırında,kendi şekillendirdiği eserlerini pişiren isimsiz
sanatçı, Çanakkale ve Eceabat atölyelerinin isimsiz sanatçıları, Geleneksel
Çanakkale Seramiklerinin son temsilcisi, ellerine kurban, İsmail Ustam.. Daha
niceleri. Kimler, kimler. Yalı Han”da Heykeltraş Ömer Abi, Avuç içine, antik
tapınakların alınlıklarındaki mitolojik betimlemeleri kendi yaptığı aletlerle
yontan, bu büyük ustayı, tanıyabilirsiniz ama; ne zaman keşfedeceksiniz? Ya
Mustafa Tunçalp, Erol Sazcı, Onur Öztürk… Dünyanın ödüllendirdiği bu sanatçılara
sahipsiniz. Ama, tanıyamadıysanız; zaten keşfedemezsiniz….
İscehisar Kasabası”nın yaptıklarını biz, kültür kenti Çanakkale
olarak yapamıyorsak; yazık değil mi?
Çimento, Seramik, Demir - Çelik ve öteki fabrikalarımızla,
sanata hem ham madde, hem de parasal kaynak yaratacak ayrıcalıklara sahip bir il
konumunda değil mi, Çanakkalemiz???
Ayrıca, bizim üniversitemiz de var. Seramik ve Güzel sanatlar
bölümlerimiz var. Neden İscehisar Kasabasının yaptıklarını biz yapamıyoruz..
Çanakkale Cadde, meydan ve parklarını heykellerle, ana ve yan gezi yollarına
bakan binaların dış yüzeylerini kabartmalarla değerlendirip gerçek bir çağdaş
kültür kenti fotoğrafı yaratamıyoruz?
Cumhuriyet Meydanı da yeniden düzenlenmeli bence.
Cumhuriyetimizin kurucusu, Anafartalar Savaşı kahramanı, Gazi Mustafa Kemal
Atatürk’e, kültür kenti Çanakkale”nin minnet ve saygılarını simgeleyecek
heykeller , kabartmalar vb. çağdaş sanat eserleri yaratmak gerekmektedir;
Cumhuriyet Meydanı”nda ki Atatürk Heykelini de bu görüş ışığında değerlendirmek
Durumunda değil miyiz?
“RESİMLERİMDE İNSANLARIN KENDİLERİNİ DE BULMALARI BANA
EN BÜYÜK ÖDÜL OLDU.”
RESSAM
HALE GÖKHAN, KENDİSİ AMATÖRÜM DİYOR AMA ESERLERİ USTALIĞINI BELGELİYOR.
RÖPORTAJ : CAHİT ÖNDER
Çanakkale Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde geçtiğimiz ay 40
yıllık resim serüvenini sergileyen ve eserleriyle gerek basından, gerekse
akademik çevrelerden çok olumlu değerlendirmeler alan Ressam Hale Gökhan’la
sıcağı-sıcağına, sergi sonrası duygularını, sergi izlenimlerini ve kentimizde
resim ve öteki sanatlarla ilgilenen kent sanatçılarına yönelik düşüncelerini
almak üzere konuşalım istedik.
Deniz sahilinde ki yazlık mekanlardan birine, belediye sosyal
tesislerinde bir köşeye oturduk.
Röportaj için gelirken, hastane önündeki dalları caddeye sarkmış nar ağacından
bir çiçek koparmıştım. Nar çiçeği. Onu da kendisine, “merhaba” olarak sundum.
Nar çiçeğiyle başladı, sohbetimiz. Nar çiçeği kırmızısı. Ateşten buse almış,
gibidir, kırmızı, nar çiçeği rengini oluşturduğunda.
Bir Hint aşk efsanesini olan Anarkanda’dan esinlenen Fevzi Halıcı’nın güftesine,
ünlü bestecimiz Çinuçen Tanrıkorur’un yaptığı ve son yıllarda Melihat Gülses’in
sesinden yeniden meşhur olan, “Nar Çiçeğim” adını taşıyan albümüyle geniş
kitlelere ulaştırdığı şarkının sözleriyle konuşmamıza başladık;
“Şavkıması sana doğru yolların
Sana doğru,denizlerin çağrısı
Çırıl, çırıl ötelerde bir güzel
Günaydınım, nar çiçeğim, sevdiğim”
…………
Sayın Hale Gökhan, size okuduğum, bu soyut dizeleri sevdiniz mi? Soyut
çalışmalarınız var mı?
………
Evet.Gerçekten, ben bu şarkıyı severim. Severek de dinliyorum. Son dönemde de
soyut çalışmaktan ayrı bir lezzet almağa başladım. Sergimde de 3 tane soyut
çalışmama yer verdim. Soyut resim bana duygularımı daha özgür,daha naif ifade
etme olanağı veriyor, diyebilirim.
………
Görüyorum ki; serginizin kapanışından bu yana 2 hafta geçti. Sizi, çok mutlu
görüyorum. Sanki, İskenderun’dan, bir askeri tabip kızı olarak başladığınız,
İstanbul , Ankara, Amerika ve Çanakkale’de sürdürdüğünüz yaşamınızda, belli
dönemlerin kırılganlıklarını, iç dünyanızdaki kırıklıkları onarmış, ruhunuzda
size özel, kimseyle paylaşmadığınız, gizli labirentleri parmak uçlarınızdan
ışıklandırmış gibisiniz.. Sesinizde ve bakışlarınızda çok farklı, şarkı gibi bir
gülümseyen mutluluk var…
…………..
Evet. Çok doğru ve kesin bir sezgi bu sizinki. İstanbul, Fındıklı’daki Güzel
Sanatlar Akademisi’ni 3.ünlükle kazanmıştım. Büyük babam, muhafazakarlığının
etkisiyle olacak. Bu nu benden gizledi. Orada okumamı istemediğinden. Ben o
sırada, Ankara’daydım. İşte, en büyük kırılmayı yaşadığım olay budur. Resimden
beni 15-20 yıl uzaklaştırmıştır. 1990 yılına kadar uzak kaldım. Palet, fırça,
boyadan uzak kaldım.
………..
Peki, sizdeki resim yeteneğini kim keşfetti. Aileniz mi?
……………
Hayır.Ailem değil, lisede resim öğretmenim keşfetti beni. Resim benim için bir
ders değil bir tutkuydu diyebilirim. İskenderun’da 16-17 yaşlarındaydım 1970-71
yıllarında da Amerika’da resimden kopmadım. Çok kalmamı istediler. Çünkü,
yaptıklarımı çok beğeniyorlardı. Bursum bir yıllıktı. Bende kalmak istemedim.
Çünkü, ülkemi gerçekten, çok, ama çok seviyordum.
…………………
Peki. Bir sergi yaptınız Çanakkale’de. Eserlerinizi ilk kez bir kişisel sergiyle
sundunuz sanatseverlere. Çiçekler eleştirildi. Makama gönderildi çoğu diye.
Olsun. Çiçekçilerle, Çanakkale ekonomisi kazandı. Sergiden geriye ne kaldı?
Eleştiriler, tepkiler, değerlendirmeler… Size yansıyanları konuşalım..
………
Sergi defterine yazılan düşünceler beni çok sevindirdi. Ben çok küçük şeylerden
mutlu olan, etkilenen bir yapıya sahibim. Hüznüm ve sevinçlerim resimlerime
mutlaka ve çok derinden yansır.
Resimlerimde, kompozisyon ve renklerimde sergimi izleyenlerin kendilerini
bulduklarını yazılarından anladım. Bu beni çok mutlu etti. Hele, Bitlis, Muş
gibi uzak illerden, o günlerde kentimizde olan insanların yazdıkları bana adeta
bir ödül oldu..
………….
Sayın Hale Gökhan Kırılganlık döneminizden sonra ne oldu?
…………
1968’de başladığım resim serüvenine 1990’lara kadar ara verdim. Kırılganlık
dönemim 1990’da bitti. Tekrardan başladım. Güzel Sanatlar Galeri’sinde
katıldığım kurslar… Sonrasında özel çalışmalar… Bu günlere geldi. Resim
serüvenim.
……………..
Nasıl çalışıyorsunuz? Nasıl üretiyorsunuz? Hangi tarz, hangi teknik, size daha
uygun, daha yakın, daha kolay?
………….
Her teknikle çalışıyorum. Sulu boyadan çok keyif alıyorum. Ancak, hata kabul
etmiyor.. Yağlı boyada sevdiğim bir tarz, bir teknik. Pasteli çok seviyorum.
Daha geniş ve duygusal boyutlara pastelle ulaştığımı hissediyorum. Son dönem
soyut çalışmaktan farklı bir tat duydum. Son sergime de 3 eserimi koydum.
2008’de başladım soyuta. Favori renklerim mavinin tonları beyazdan maviye,
maviden beyaza ebrulileşen tonların senfonik dansları ve renklerin duasal
tatlarını fırçamın ucundan aryalaştırmak bana inanılmaz haz veriyor.Yengeç
burcu. Su burcu özelliğimden olsa gerek…
………..
Siz neyin, nelerin ressamı ve nasıl bir ressamsınız? Kendinizi bir cümle ile
nasıl tanımlayabilirsiniz?
………….
Yaşamın ruhuma yansımaları, benim eserlerim oluyor. Herkesin renklerimde,
kompozisyon ve fırça izlerimde, kendilerinden bir parça bulmaları, kendilerini
ve duygularını bulmalarıdır; benim resmim. Ben bir amatörüm. Amatör ressamım.
…………..
Amatörüm diyorsunuz ama, eserleriniz ustalığınızı haykırıyor. Bence eserleriniz,
bir ustalık belgesi. Büyük kentlerin sanat galerilerinde sergilenen eserlerden
hiç de aşağı değil. Alçak gönüllü olmanız güzel ama kendinize kendi eserlerinizi
neden uzak tutuyorsunuz. Eserlerinizi gücendirmeyin lütfen…
……………
Hale
Hanım, bu kentte yaşayan,bu kentin bir sanatçısı olarak sizin, son bir soruyla
düşüncelerinizi almak istiyorum.
Kordon boyunda bir bina var. Sahil Sıhhiye kullanıyor. Bürokratik bir birim.
Müftülük, Meteoroloji filan gibi. Bu bina kentin “Çağdaş Sanatlar Müzesi” yada,
“Çanakkale Kültür Sarayı” olması gereken bir yapı. Görkemli ön görünümüyle yerli
ve yabancı gezginler ve kent insanının dikkat ve ilgisini çekecek bir yapı.
Dünden, bugüne-bugünden, yarınlara her türlü sanatsal çalışmalara ve kent
sanatçılarının eserlerinin sürekli sergilenmesine olanak verecek, kentin ana
gezi bandında bir yapı. Tekel İdaresi’nin kullandığı, eski İtalyan Konsolosluğu
binası, üniversiteye verildi. Bugün kültür evi olarak kullanılıyor. Kıyamet mi
koptu? Sahil Sıhhiye Binası kent kültürüne kazandırılamaz mı? Siyasetçisiyle, iş
adamlarıyla,üniversitesiyle, dernekleri, klüpleriyle bu çözülemeyecek bir konu
mudur.?
………………
Elbette ki böyle bir yapının kentimiz kültür yaşamına kazandırılmasını isterim.
Çok da uygun ve yerinde, gerekli bir çalışma olur. Kişisel olarak desteklerim.
Olmalıdır da. Değişik sanat dallarında çocuklara,yetişkinlere yönelik sanatsal
kurslar. Sergileme ve müze hizmetlerine çok uygun bir yapı. Ancak, bu konudaki
görüş ve düşüncelerim kişiseldir…
…………….
Ressam Hale Gökhan’la söyleşirken, daha neler neler konuştuk.. Konyak konusunda
da konuştuk.. Başkan eşine, zeytin pürçeği çayı önerdim. Ayrıca kendisine,
mutlaka Bozcaada ve İstanbul’da sergi açmasını da… Ben amatörüm sözünü yineledi.
Bende “Eserleriniz ustalık belgenizdir “ dedim.
Üç çay içmiştik. Bana ödetmedi. Teşekkür ettim. Eşime, oğlum Çağrı’ya selam
söyledi. Sergisinin ardından gazetemde yazdığım yazıyı çok beğendiğini söyledi.
Mutlu oldum. 4 fotoğrafını çektim. Bir randevusu varmış. Vilayetin önüne kadar
beraber yürüdük. Lafladık. Ben halk bahçesinden ayrıldım. Teşekkürler Ressam
Hale Gökhan. Yaşamın ruhundaki yansımalarından eserlerinle yeni sergilerinde
buluşmayı bekleyen çok insan var. Unutma deftere yazı yazanları. Onlar yeni
sergilerini bekliyor...,,
…………….
Eşi, ressam, sanatçı çağdaş, uygar bir belediye başkanına sahip olmak da, bu
kentte yaşayanların ayrıcalığı ve şansı diye düşünüyorum. Salı pazarına, tepeden
tırnağa örtülü, kocasının 6 metre 15 santim gerisinden, Medine sokaklarında gibi
yürüyen üst bürokratları görünce….
Mustafa Kemal Atatürk'ün, askerlerine, "Ben, size taarruzu
emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum" diye seslendiği Çanakkale Savaşları'nda
kahramanca mücadele eden 57. Alay'da görevli Mehmetçiğin ruhu, beyazperdeye
aktarılacak.
Saran Film Yapım Genel Koordinatörü ve projenin uygulayıcı yapımcısı Serkan
Balbal, yazar Turgut Özakman yönetiminde oluşturulan ekibin hazırlayacağı
senaryonun çekimlerini, Saran Filmin, 2009'un yazında başlatacağını söyledi.
Balbal, "Vietnam ve Pearl Harbor savaşlarında yaşananlar
ayrıntılarıyla biliniyor. 57. Alay'ın kahramanlığını herkes biliyor ama kimse
onların yaşadıklarını ayrıntılarıyla bilmiyor. Herkes bu konuda eksik bilgiye
sahip. 70 milyonun içindeki kahramanlık, 57. Alay'da ortaya çıkmıştır. Biz de
57. Alay'ın neler yaşadığını, o dönemde neler hissettiğini, 57. Alay ruhunu
anlatmak için böyle bir filmi hayata geçirmeye karar verdik" dedi.
Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar ve Türklerin birlikte rol
alacağı filmde, Atatürk'ü kimin canlandıracağının henüz belli olmadığını
bildiren Balbal, "Çanakkale Savaşları'nın ruhunu yaşayacak ve yansıtacak bir
aktörle çalışacağız ama henüz ismi netleşmedi. Avustralya komutanını da o ruhu
yansıtması için bir Avustralyalının canlandırmasını istiyoruz" diye konuştu.
Balbal, Çanakkale Savaşları'nın en kanlı çarpışmasının
yaşandığı ve savaşın kaderini değiştiren 57. Alay'la ilgili Turgut Özakman
yönetimindeki araştırmacıların tespitlerinin yansıtılacağı sinema filminde,
hurafelere yer verilmeyeceğini dile getirdi. Balbal, 2010 yılının Şubat ayında
vizyona girmesi hedeflenen filmle ilgili yurdun dört bir yanından maddi ve
manevi destek aldıklarını da sözlerine ekledi.
57. ALAY
57. Alay, Çanakkale Kara Savaşları'nın başlangıcı kabul edilen
Anzak çıkartmasını durdurmak amacıyla 25 Nisan 1915 sabahı harekete geçen ve en
küçük rütbelisinden alay komutanına kadar tüm mevcudunu kaybeden Türk alayıdır.
19. Tümen'e bağlı üç alaydan (72, 77 ve 57) biri olarak Tekirdağ Yarkışla
mevkisinde 1 Şubat 1915'te kurulan 57. Alay'ın alay komutanı, orta öğrenimini
Manastır'da tamamlayan Binbaşı Hüseyin Avni Bey'dir.
22 Şubat 1915'te 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal
tarafından törenle sancağı verilen 57. Alay, 23 Şubat 1915'te Çanakkale'ye doğru
yola çıkarak, 25 Şubat 1915'te eski adı Maydos olan Eceabat'a vardı. 19.
Tümen'in bağlı olduğu 5. Ordu Komutanlığının Enver Paşa tarafından kurulmasından
sonra 57. Alay, genel ihtiyat (yedek) olarak 26 Mart 1915'te Bigalı Köyü'ne
intikal etti. Bu tarihten 24 Nisan 1915'e kadar bizzat Yarbay Mustafa Kemal ve
Binbaşı Hüseyin Avni Bey tarafından sürekli eğitime tabi tutulan 57. Alay,
Bigalı Köyü ve Turşun bölgesinde tatbikatlar yaptı.
Bigalı Köyü'nde eğitim ve tatbikat faaliyetlerini yürüttüğü
sırada 57. Alay'ın yeri bir kaç kez 5. Ordu tarafından değiştirilmek istenmişse
de Mustafa Kemal, çıkartmanın yapılacağı yere en yakın noktalardan biri
olmasından ötürü Bigalı Köyü'nde kalınmasını sağladı.
57. Alay, 25 Nisan 1915 sabahı, kendisine bu yönde bir emir
gelmemiş olmasına rağmen Mustafa Kemal'in kişisel inisiyatifiyle düşman
çıkartmasını haber alır almaz Conkbayırı'na doğru hareket etti. 57. Alay'ın,
Conkbayırı'na hareket eden 3 taburu ve bir dağ bataryasını oluşturan yaklaşık
650 subay ve asker, Conkbayırı'na varıldığı anda bizzat Mustafa Kemal'in
yönetiminde kendisinden yaklaşık 4-6 kat daha büyük bir düşman gücüne karşı
taarruza geçti.
Sisli bir nisan sabahı 57. Alay komutanı araziye yayılmış
beyazlıklar görür ve takım komutanına, bu beyazların ne olduğunu sorar. Takım
komutanı, sabahleyin düşmana hücum emrini almış 57. Alay'ın, Allah'ın huzuruna
temiz çıkmak için çamaşırlarını yıkadıklarını söyledi.
Türk askerinin kahramanlık destanları yazdığı, Mustafa Kemal
Atatürk'ün askeri deha olarak tarihteki yerini aldığı, Türklerin mertliğini tüm
dünyanın yakından tanıdığı Çanakkale Savaşları, deniz ve kara savaşları olarak
259 gün sürdü.
APOLLON TAPINAĞI HAZİNELERİ BURADA MI?
(Haber:
Cahit Önder)
Gülpınar”da
85 yıldır esrarını koruyan mağara neleri gizliyor?
Ayvacık İlçesine bağlı Gülpınar Bucağında, Apollon Smintheus
Tapınağı”nın 300 mt. yakınında ki mağara ile tapınağın 1500 mt. uzağındaki güney
yönündeki mağaranın birbirine bağlı olduğu iddia ediliyor.
Gülpınar beldesi sakinleri, bölgeye geçmiş yıllarda gelen
yabancılardan ve köyün yaşlılarından, 2 girişli bu büyük mağarada Apollon
Tapınağının hazinelerinin saklı olduğuna dair sözler duyduklarını ve bölgede
bilimsel araştırma yapılmasını istediklerini belirtiyorlar.
Mağaranın, kuzey girişi, tapınağa 300 mt. uzaklıkta, beldenin
kanalizasyonunun verildiği Fakı Deresi kenarında yüksekliği 185 cm. genişliği 58
cm. ölçülerindedir.. Güney yönündeki mağara ise Çoklum Deresi, kuzey yamacında
olup, giriş ölçüleri, yükseklik 160 cm. Genişlik 120 cm.dir.
Gülpınar Apollon Smintheus Tapınağında 28 yıldan bu yana kazı
çalışmalarını yürüten, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi
Klasik Arkeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Çoşkun Özgünel, kendisinin kazı
çalışmaları sırasında mağaraların varlığından yöre köylüleri tarafından haberdar
edildiğini, tarih öncesi dönem ya da erken hıristiyanlık dönemi gizli tapınma
mahalleri olabileceğini düşündüğünü, mağara araştırmasının kendi konuları
olmadığını belirterek, konunun uzmanlarınca bilimsel olarak araştırılmasında
yarar olduğunu, arkeolojik veya mağaracılık açısından şaşırtıcı sonuçlara her an
ulaşılabilir. Sonuçlar,Çanakkale”ye ulusal ve uluslar arası boyutta yeni
değerler katabilir dedi.
Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Rektör Yardımcısı , Çanakkale Kültür ve Tabiat
Varlıkları
Koruma Kurulu Başkanı, Prof. Dr.Ülkü Altınoluk, Gülpınar Mağaraları Çanakkale”ye
yeni bir kültürel hazine armağan edebilir. Çanakkale Bölgesi, Alt-batı Marmara
Bölgesinde kültürlerin altın düğümüne ev sahipliğiyle dünya kültür mirası
hazinelerini avuçlarında saklıyor. Bölgemizde her an yeni ve şaşırtıcı
buluntulara ulaşabiliriz. Uzmanlarca, titizlikle araştırılma yapılmalıdır. Ben,
koruma Kurulu Başkanı olarak, Gülpınar Mağaraları konusunda hemen ve ivedi
olarak çalışmaların başlatılması için girişim başlatıyorum. Dedi.
GÜLPINAR Belediye Başkanı Ünal Karagöz, söz konusu mağaralarda 85 yıldan bu yana
hiçbir ciddi araştırma ve çalışma yapılmadı. Eğer, söylendiği gibi, Apollon
Tapınağı hazineleri bu mağaralarda gizleniyorsa ve gün ışığına çıkarılırsa,
beldemiz kültür turizmi konusunda dünyada çok önemli bir konum kazanır..
Bilimsel çalışmaların bir an önce başlamasını ve talancılara karşıda bölgenin
hemen koruma altına alınmasını bekliyoruz dedi.
|
ARADA
BİR/İZLENİMLER CAHİT ÖNDER
|
HALE GÖKHAN SERGİSİ ARDINDAN
Çanakkale
Devlet Güzel Sanatlar Galerisinde, Hale Gökhan Resim Sergisini, gazeteci olarak
davet edilmediğim halde Nedense kentimizde gazetecilere davet/duyuru
yapılmıyor. Gazeteler davet ediliyor. Sanatsever olarak birkaç kez
izledim. Tabloları, sergi defterine yazılanları gönderilen çiçekleri, çiçeklerin
üzerindeki yazıları, vb…
Hale Gökhan, en doğru tanımlamayla ve yakışanıyla, Ressam Hale
Gökhan, hak ettiğini eserlerini görünce teslim etmek gerekiyor. 40 yıldan bu
yana, resim konusunda, kendini yaratma serüvenine saygı
duyuyorum…Eserleriyle,büyük kentlerin galerilerinde sergilenen,ün kazanmış,öteki
ressamlarımızdan hiç de aşağı kalmayacak düzeyde eserler yaratmış.. 1968 de
başladığında “Endişe”lenmesine rağmen “Umut Tükenmez”i kendine söyletmiş ve
“Güneşe giden yol”dan,”Sözün bittiği yer”de kendini,galeride, ”ötekilere
“göstermiş sergisiyle..
Ressam Hale Gökhan ’ın “güneşe giden yol”unda ,değerli dostum, Ressam Vahit Novruzov ışıklarını esirgemediğini hissediyoruz…
2000’den sonra ki çalışmalarını
olgunluk dönemi eserleri olarak yorumlayabiliriz..
MASUMİYET/2002- Hayalleriyle birlikte uçları uçuşan eteklerine inat, gelecek
baharların çiçeklerini, sağ kalçasında, iki avuç sıcaklığına tutsak etmiş genç
kızın geleceğine naniksi göz kırpışını görmesek de hissediyoruz..
YAŞAMIN KIYISINDA/ 2008 - Mavinin nefes - nefese, sancılarıyla doğurduğu ”kendi”
yalnızlaşmalarının, bin boyutlu tonlarına, bin dudaktan aryaların, spermatik göz
yaşı damlalarının üzgün sevinçleri düşerken…
GÜNEŞE BİR YOL VAR 2008-Umutlu yürekleri simgeleyen papatyaların üzgün senfonik
ağıtlarında, yeşille mavinin ebruli izdivaçlarının törensiz buruklukları ağlıyor…
UZAKLAR/2008- Kendine uzak duygu limanlarının kuytu koylarına yolculuk özleminin
ağır bastığı hayal yelkenlilerden birinde... Duaların korku sinmiş tadındaki
lacivertlerin ortasında ki yelkenlinin, denizdeki gölgesi, adeta, kader
çizgilerinin yorumlanmaya sabırsız bir avuç içi…
SÖZÜN BİTTİĞİ YER/2008- Kırmızıdan olma,maviden doğma,morcivertten türeme bir
renk lila… Bir renk ancak bu kadar çıldırabilir. Ve de kar mavisi beyazları
titrek, buğulu öpücüklere boğabilir…
UMUT TÜKENMEZ/2007-Kurusa da ağaç, ince,cılız dal uçlarında kalan
yapraklarcadır; umut,t ükenmez…
KADININ KOKUSU/2008-Sigara dumanında kadın. duman kadın.. duman eden kadın.. bazen hayaliyle, bazen kendisiyle. Yaşamın en asıl ve asil gerçeği… Masada şarap ve gül
goncası.. yalnızlıkların yarattığı özlem.. Kadın.. Hayatın ana tanrıçası
SEVGİ GÜVERCİNLERİ/2008-Doğa ve insan sevgisi..Tüm sevgilere,karşılıksız
gönderme.. Güvercin gagalarından, su damlalarıyla avuçlarca, çiçekleşip, çoğalan
sevgiler…
Ayrıca,2008 tarihli HAMAM,SABAH SERİNLİĞİ,HUZUR I ve HUZUR 2 tablolarında
Anatomik olgunluk,duruş, durum ve konumlama yerindeliği, dikkat çekiçiydi.
Ressam Hale Gökhan Sergisi’ndeki tabloların bende yarattığı duyguları,bıraktığı
izleri sözcüklere yükleyiverdim.
Şimdi,Ressam Hale Gökhan’ın ve öteki kent sanatçılarının eserlerini görmek
isteseniz de göremezsiniz. Kentte gelen yerli ve yabancı gezginler de göremezler.. Neden
mi? Çünkü;ÇANAKKALE ÇAĞDAŞ SANATLAR MÜZESİ olması gereken, Bolşoy Bale Sarayı
görkeminde ön görünümüyle insanı büyüleyen mimariye sahip, Akol Otel yanındaki
bina; Sahil Sıhhıye Teşkilatı gibi bürokratik bir birimin elinde….
Bu kenti sahiplenenler nasıl, böyle bir yapıyı kent kültürüne katamazlar.Böyle
bir hayali,düşünceyi gerçekleştiremezler…
Çiçeklere verdiklerinin yarısıyla sergilerden bir tablo alıp,konut ve iş
yerlerinin duvarlarına asma geleneği olmayan, resim ve heykeli sanat kabul etmede
gecikmiş,varlıklı olmayı becermiş; Ancak,”Var olma “’nın, kültürle mümkün
olduğunun ayırtına varamışlık, galiba,bunun nedeni. Ne dersiniz? Doğru galiba..
Ressam Hale Gökhan ve öteki kent sanatçılarının eserlerini lütfen karanlık
depoların tozlu raflarına mahkum etmeyelim.
Sanat eserleri her ülkenin olduğu gibi her kentinde geleceğe miras bıraktığımız
mücevherleridir. Bu mücevherlerin ışıltısı, kentte yaşayan ve kente gelen
insanların yüreğini ve yolunu aydınlatır.
Lütfen, kentimiz sanatçılarının “GÜNEŞE GİDEN YOLUNU” açık tutalım….
Çanakkale Valiliği-Belediye-Üniversite-Rotary Kulübü ortak
organizasyonuyla kentin seramik kimliğini yeniden ele alıp yaşatmak adına
başlayan çalışmalar kapsamında “ Seramik Şehri Çanakkale Projesi” Konsey
toplantısının 1.si ÇOMÜ’de gerçekleşti. Projenin yürütücüsü Prof. Dr. Erdinç
Bakla, Troya’dan günümüze kadar gelen seramiklerin büyük bölümünün
sergilenemeyip İstanbul Arkeoloji Müzesinin bodrumunda saklandığını,
Çanakkale’ye kurulacak müzeye taşınmasının en büyük arzusu olduğunu söyledi.
Çanakkale Valiliği-Belediye-Üniversite-Rotary Kulübü ortak
organizasyonuyla kentin seramik kimliğini yeniden ele alıp yaşatmak adına
başlayan çalışmalar kapsamında “ Seramik Şehri Çanakkale Projesi” Konsey
toplantısının 1.si ÇOMÜ’de gerçekleşti. 1960’lı yıllara kadar var olan ve
kendisinin de bir dönem staj yaptığı seramik fırınlarına günümüz Çanakkale’sinde
rastlanmadığını belirten Prof. Dr. Bakla, seramiğin Çanakkale için vazgeçilmez
bir kültür olduğuna vurgu yaptı. Çanakkale adının seramikten alındığını
hatırlatan Bakla, seramik yapımının sadece yakın tarihte değil Troya döneminden
bunaya Çanakkale ile anıldığını belirterek “Tarihsel önemi bulunan Çanakkale
seramiğini yaşatmak Çanakkale değerlerine sahip çıkıp yaşatmak ile eşdeğerdedir”
dedi. ÇOMÜ Troya Kültür Merkezinde gerçekleşen toplantıya Vali Orhan Kırlı,
Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, ÇOMÜ Rektörü Ali Akdemir, Kale Şirketleri Grubu
Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Bodur Okyay, C. Başsavcısı İlmettin Köklü,
Çanakkale Defterdarı Sacide Şakar, sivil toplum kuruluşları yönetici ve
temsilcilerinin yanı sıra Yeditepe, mimar Sinan, Hacettepe ve Işık
Üniversitelerinden öğretim üyeleri ve İstanbul’da yerleşik bulunan seramik
antika ve müzayedecileri de katıldı.
Seramik duygusallığı
Toplantının açılış konuşmasını yapan ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Ali
Akdemir, seramik sanatının duyguları ifade eden özellikler taşıdığını,
duygusallığın günümüzde hem incelik hem de maddiyat olarak tanımlandığını
belirterek “O yüzden ki; seramik her iki açıdan da bizim için duygusallığı
yansıtıyor” dedi. Akdemir, ÇOMÜ olarak Seramik Şehri Çanakkale Projesi Konsey
toplantısına ev sahipliği yapmaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.
Bizi Bakla uyandırdı
Çanakkale’nin seramik özelliğinin yüzyıllardır biline geldiğini
ancak teknolojik değişim sonucu birçok meslek gibi seramik imalatının da
Çanakkale’de erozyona uğrayıp unutulduğunu belirten Belediye Başkanı Ülgür
Gökhan “Yıllardır uyuduğumuz, unuttuğumuz seramik rüyasından bizi sayın Prof.
Dr. Erdinç Bakla uyandırdı” dedi. Çanakkale toprağının seramik özelliğine
dikkati çeken Gökhan “Her gün üzerine basıp çiğnediğimiz toprağın farkına da
sayın Bakla’nın uyandırmasıyla vardık. Ne yazık ki; Troya’dan günümüze gelen bu
özelliği yaşatamadık ama bugün burada seramik sanatını yaşatmak adına bir arada
olmamız gurur verici. Ben bunu kentin belediye başkanı olmanın ötesinde birey
olarak da çok önemsiyorum” dedi.
Valilikten destek
Vali Orhan Kırlı’da yaptığı konuşmada; Seramik Şehri Çanakkale
Projesinin mimarı Prof. Dr. Erdinç Bakla’nın bir kentli olarak daha önce
yaşadığı toprakların kültürüne sahip çıkma adına çok önemli bir misyon
yüklendiğini belirterek geliştirilen projeye Valilik olarak her türlü desteği
vermeye hazır olduklarını söyledi. Yapılan konuşmalar sırasında Çanakkale’ye
Seramik Müzesi kurulmasının enaz Troya Müzesi kadar önemli olduğu, şehir içinde
belediyenin katkılarıyla geçici olarak oluşturulacak müzenin yanında Troya
Müzesi içersinde de Seramik müzesinin yer almasının turizm açısından büyük önem
arz ettiği kaydedildi.
ÇANAKKALE ZAFERİ'NİN FUTBOLCU KAHRAMANLARI
Gazeteci-Yazar Ali Sami Alkış, Çanakkale Savaşı’nda düşmanla
mücadeleleri sırasında şehit olan, yaralanan ve esir düşen futbolcuların çarpıcı
hikayelerini kaleme aldığı kitapta anlattı.
Yarımada yayınevinden çıkan "Çanakkale’de Şehit Düşen
Futbolcular Yedi Kandilli Avize" adlı kitapta, Çanakkale Cephesi’nde
Galatasaray’ın 23, Fenerbahçe’nin 5 ve Beşiktaş’ın da 2 futbolcusunun şehit
olduğu belirtiliyor.
1. Dünya Savaşı sırasında ise Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve
Ankaragücü’nün toplam 70 futbolcusunun, çeşitli cephelerde şehit düştüğü ifade
ediliyor.
Galatasaray’da kayıtların düzenli tutulması nedeniyle şehit futbolcu sayısının
fazla gözüktüğü, Beşiktaş’a ait kayıtların işgal yıllarında kulübün Rumlar
tarafından yağmalanması sırasında, Fenerbahçe’ye ait kayıtların ise kulüp
binasında çıkan yangında tahrip olduğu belirtiliyor.
Çanakkale’de şehit olan, yaralanan ve esir düşen futbolcu sayısının
belirlenenden çok fazla olduğu, ancak kaynak yetersizliği nedeniyle şehit
futbolcu sayısının tespitinin mümkün olmadığı, mevcut kaynakların ise genelde
Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’a ait olduğu vurgulanıyor.
Ankara, Izmir, Bursa, Trabzon gibi kentlerde bulunan kulüplerde oynayan
futbolcuların da savaşa katıldığı, ancak kayıt tutulmadığı için isimlerinin ve
sayılarının tespit edilemediği ifade ediliyor.
MAÇA BEKLENİRKEN ŞEHİT OLDUĞU HABERİ GELDİ
1. Dünya Savaşı sırasında futbolcuların yeşil sahalar ile savaş
alanı arasında gidip geldiklerinin anlatıldığı kitapta, Çanakkale’nin ardından
Fransızlarla savaşmak için Niğde’ye giden Fenerbahçeli Arif’in hazin hikayesi
şöyle:
"Fenerbahçe, 1919-1920 sezonuna iddialı girmek istiyordu. Bunun için, ilk kez
sahaya çıkacakları Idmanyurdu maçında, sağ bekleri Istihkam Subayı Mülazımıevvel
Arif’in mutlaka oynamasını istiyorlardı.
Ulukışla’da bulunan kaptanları için, kumandanlıktan izin aldılar. Arif’in
oynamasını sağlama almışlardı. O mutlaka gelmeliydi. Gelecekti. Fakat onun
yerine kara haberi geldi. Arif Ulukışla’dan Niğde’ye giderken tam kalbine aldığı
bir kurşunla şehit oldu."
Arif’in şehit olduğu haberinin ardından Fenerbahçe’nin İdmanyurdu karşılamasına,
şehide saygı olsun diye 10 kişiyle çıktığı, şehit Arif’in 2 numaralı formasının
ise saha kenarına bırakılan bir sandalyeye asıldığı kaydediliyor.
Karşılaşmanın ise sahaya 10 kişiyle çıkan Fenerbahçe’nin 11-0 üstünlüğüyle
sonuçlandığı belirtiliyor.
GALATASARAYLI İNGİLİZ KÖKENLİ FUTBOLCU...
Hindistan’da, İslamiyeti seçen Spancer ve Sarah Robenson adlı
İngiliz karı-kocanın Müslümanlara olan yaklaşımlardan dolayı İngiltere ve
Hindistan’da yaşayamayacaklarını anlamaları üzerine İstanbul’a göç ettikleri
anlatılıyor.
Abdullah ve Fatma isimlerini alan İngiliz çiftin 3 erkek çocuğundan Ahmet ve
Abdurrahman’ın Galatasaray’da top oynadığı ve şampiyonluklar yaşadıkları ifade
ediliyor.
1. Dünya Savaşı sırasında düşman saldırılarını artırınca Galatasaray’ın forveti
Abdurrahman ile diğer kardeşi Yakup’un cepheye gitmek için izin istediği baba
Abdullah Robenson’un, "Bakın evlatlarım. Burası bizim vatanımız oldu. Gitmenize
üzülürüz; ama gururumuz her zaman acımızdan büyük olur" dediği kaydediliyor.
Gönüllüler ordusuna katılarak Çanakkale’ye giden Robenson kardeşlerden
Abdurrahman’ın kısa bir süre sonra gönderildiği Kafkas Cephesi’nde donarak şehit
olduğu ifade ediliyor.
Yakup Robenson’un ise Çanakkale’nin ardından gittiği Bağdat Cephesi’nde bir
İngiliz’in silahından çıkan kurşunla şehit olduğu belirtiliyor.
Robenson ailesinin sağ kalan tek çocukları Ahmet’in ise yıllar sonra
Galatasaray’a başkan olduğu vurgulanıyor.
DESTANLAŞAN 27. ALAY’DA ŞEHİT OLDU
Çanakkale Savaşı sırasında Beşiktaş’ın yıldız futbolcularından
olan kaptan Kazım’ın, düşman işgaline karşı cepheye gittiği ve kendisini tanıyan
bir komutanın "emir erim ol" önerisini, "Ben sporcuyum. Diğerlerine göre daha
zinde ve atik biriyim. Cephede daha çok işe yararım" diyerek geri çevirdiği
belirtiliyor.
Anzaklara karşı destanlaşan 27. Alay’da mücadele veren Kazım’ın savaş sırasında
sırtına isabet eden bir gülle ile Çanakkale’de şehit düştüğü kaydediliyor.
Kazım’ın cebinden çıkan kanlı kağıt parçasındaki şiirin ise daha sonra marş
haline getirilerek maçlarda, törenlerde söylendiği ifade ediliyor.
ASKERDEN KAÇMAK İSTEYEN FUTBOLCULAR...
1. Dünya Savaşı sırasında vatan savunması için yediden yetmişe
herkesin gönüllü olarak askere yazıldığı, ancak cepheye gitmek istemeyen
futbolcuların askerlikten muaf tutulan İttihat ve Terakki Partisi’nin elindeki
Altınordu Kulübü’ne gittiğine dikkat çekiliyor.
Askere gitmek istemeyen dönemin ünlü futbolcularından otomobil Nuri de
Fenerbahçe Başkanı Hamit Hüsnü’nün "Bir gün seni kendi ellerimle orduya teslim
edeceğim" demesi üzerine takımdaki 6 arkadaşını yanına alarak Altınordu
Kulübü’ne geçtiği, böylece askere gitmekten kurtulduğu belirtiliyor.
O dönem bütün kulüplerin futbolcuları askere alınırken, sadece Altınordu
Kulübü’ndeki futbolcuların vatani görevden muaf tutulması ise çarpıcı bir
şekilde anlatılıyor.
Savaşa giden futbolcuların şehit düşmesi ya da gazi olması nedeniyle kulüplerin
tamamen tükendiği dönemlerin olduğu, hatta savaşın en şiddetli zamanında
Fenerbahçe’nin 3, Galatasaray’ın 2 ve Beşiktaş’ın ise sadece l futbolcusunun
kaldığı ifade ediliyor.
Kayıpların ardından ise kulüplerin 15-16 yaşlarındaki çocuklardan takım
oluşturularak karşılaşmalara çıktığı belirtiliyor.
Çanakkale kara savaşları sırasında Yarbay Mustafa Kemal'e
bağlı 19. Tümen'in 3 alayından biri olan ve devam eden kara savaşları
süresince mevcudunun tamamı şehit düşerek tarihe "Şehitler Alayı" olarak
geçen 57. Alay'ın hikayesi filme çekilecek.
Filmin yapımcılığını üstlenen Ceteris Paribus Yeni Nesil Reklam
ve İletişim Hizmetleri Tic. Ltd. Şti'den yapılan yazılı açıklamada, filmin
yönetmenliğini, aynı zamanda senaristliğini de üstlenen Giray Besen'in yapacağı
belirtildi. Açıklamada, çekimlerine yaz sonunda başlanacak filmin, Çanakkale
kara savaşlarının başladığı tarihin yıl dönümü olan 25 Nisan 2009 tarihinde
gösterime girmesinin planlandığı belirtildi.
|
Turgut Özakman,
Çanakkale destanını anlattığı yeni kitabıyla ilgili ilk kez
konuştu
YAZARKEN ŞEHİTLER OMUZ BAŞIMDAYDI
ÇANAKKALE’NİN KENDİSİ
MUCİZE |
353.
baskı yaparak alanında dünya rekoru kıran, korsan basımıyla satışı 5 milyona
ulaşan ’Şu Çılgın Türkler’in yazarı Turgut Özakman, gelecek hafta çıkacak yeni
kitabı ’Diriliş’ten bazı bölümleri ve kitabı kaleme alış öyküsünü ilk kez
paylaştı. İşte, Çanakkale Savaşı ile o zorlu dönemi konu alan ’Diriliş’ten bazı
bölümler ve "Yazarken şehitler omuz başımdaydı" diyen Turgut Özakman
ÇANAKKALE Savaşı’nı ve o dönemi en iyi özetleyen ve sonrasını
sonsuza açan sözcüğün Diriliş olduğunu düşünüyorum.
Ey sevgili gençler!
Bu savaşları, lütfen sabırla, dikkatle, düşüne düşüne okuyunuz.
Bunları heyecanlı, kanlı savaş sahneleri anlatmak için değil, hele savaşı övmek
için hiç değil; irade, akıl, buluş, yurtseverlik, milli duruş, bilinç, sebat,
kararlılık, inanç, benlik, gerçek kahramanlık, insanlık ve karakter sergisi
oldukları için, bir milletin dirilişinin, uyanışının aşamalarını oluşturdukları
için anlattım, bilmenizi istedim.
Bu olağanüstü zaferi hikaye ederken olayları hiç abartmadım.
Ucuz kahramanlık hikayelerine, hasamet edebiyetına, şovence anlatıma hiç yer
vermedim.
Birçok sayfayı, o kan deryası içinde, yarı aç, yarı tok,
yurtlarını ve insanlıklarını koruyan kahramanlara duyduğum saygı ve minnet
nedeniyle gözlerim yaşara yaşara yazdığımı söylemeliyim.
Diriliş’i yazarken bazı şehitlerin omuz başımda durdukları,
yazdıklarımı denetledikleri duygusuna kapıldığım çok oldu.
Karşı yanın kahramanlarını belirtmeyi de ihmal etmedim.
Ayıplarımızı ve başarısızlıklarımızı da gösterdim."
GÜNAHSA GÜNAH DEYİP SAÇLARINI FEDA ETTİ
GEMİLERİN bedeli 7 milyon lira tutuyordu. Hazinede ilk taksiti
ödeyebilecek kadar bile para yoktu. Donanma Cemiyeti aracılığı ile halktan
yardım istendi.
Bu istek büyük heyecan uyandırdı. Yeni bir yenilgi onursuzluğu
ve acısı yaşamak istemeyen halk harekete geçti. Heyecan köpürerek, dalga dalga
yayıldı.
Tarihin yazık ki adını kaydetmediği kimsesiz, yoksul bir kadın
da unutulmayacak bir kahramanlık yaptı. Beyoğlu berberlerinin peruka (takma saç)
yapmak için parasıyla saç aradıklarını duymuştu. Müslüman Türklerde kadınlar
genellikle saçlarını kesmez, kesenlere iyi gözle bakılmazdı. Ama uzun saçından
başka varlığı yoktu. Cepheden gelen yaralıları, iniltileri kesilmeyen
göçmenleri, caddelerden yenilginin utancı içinde başları eğik geçen namuslu
subayları düşündü. Günahsa günaha girmeyi, ayıplanmayı, hor görülmeyi, çirkin
olmayı göze aldı; o kadar sevdiği saçlarını ağlaya ağlaya dibinden kesti. Rum
berbere sattı, aldığı üç kuruşu koşa koşa Donanma Cemiyeti’ne yetiştirdi.
KADINLAR ASKERLİK DİLEKÇESİ VERDİLER
KADIN Haklarını Savunma Derneği Yönetim Kurulu ile Dünyası
dergisinin ileri gelen yazarları derginin Divanyolu’ndaki yönetim yerinde
toplandılar. Derneğin Başkanı ve Derginin kurucusu Nuriye Hanımın çağrısı
üzerine bir araya gelmişlerdi.
Nuriye Hanım, "Zaten kağıt sıkıntısı var" dedi, "Dergiyi
zorlukla yayımlayabiliyoruz. Dergiyi kapatalım, bütün zamanımızı derneğe
ayıralım. Birçok yolla ordumuza yardımcı olabiliriz. Kızılay, Donanma Cemiyeti,
Müdafaa-yı Milliye Cemiyeti gibi yursever örgütlerin kadın kollarında da
çalışabiliriz. Birçok üyemiz var. Üyemiz olmayanlardan da destek isteriz. Yardım
toplayabiliriz. Çamaşır dikebilir, çorap örebilir, sargı bezi hazırlayabiliriz.
Bu amaçla kadınların çalışacakları işlikler kurabiliriz. Ne dersiniz?"
Öneri oybirliği ile kabul edildi. Daha da ileri giderek Enver
Paşaya bir telgraf çekip gerekirse askerlik yapmaya hazır olduklarını da
bildirdiler.
GÖNÜLLÜ HEMŞİRELİK KURSLARI AÇILDI
KIZILAY Kadınlar Kolu’nda çalışan hanımlardan biri, gönüllü
hemşirelik kursu açılmasını önerdi. Öneri heyecanla, alkışlarla benimsendi. Bu
olay yalnız bir hayır etkinliği olmaz, gerçekleşirse, birçok zincirin
kırılmasını da kolaylaştırırdı. Öyle de olacaktı.
Kızılay Genel Başkanı Dr. Besim Ömer Paşa’yı ziyaret ettiler.
Öneriyi öğrenince Paşa’nın gözleri yaşardı.
Kadınların çalışmasını, meslek gereği de olsa bir erkeğe el
sürmesini kabul etmeyen bağnazların tepkilerine göğüs gererek hemşirelik
mesleğini o başlatmıştı. Açtığı kursu bitiren Müslüman hanımlar Trablus ve
Balkan Savaşı sırasında Kızılay hastanelerinde çalışmışlardı. İçini çekti:
"O felaket günlerinin ertesinde, yeni kurs açmayı düşünemedik.
Eskilerden bu önemli mesleği sürdüren ancak bir iki kişi kaldı. Evlenenler,
belki de kocaları izin vermediği için ayrıldılar. İlk kursa pek az hanım
katılabilmişti. Anlıyorum ki bu kez öyle olmayacak. Kurs açılacağını duyurun!"
Hanımlar odadan çıkar çıkmaz bu güzel hizmeti başlatmak için
yardımcısını çağırdı.
SAVAŞ KARARINI TEK BAŞINA VERDİ
ENVER Paşa, sabah bütün raporları okudu. Bronsart Paşa, Alman
Genelkurmayı’ndan aldığı emre göre bir rapor hazırlamıştı. Rapor, Osmanlı
Devleti’nin savaşa nasıl gireceğini belirliyordu. Bir çeşit savaş senaryosuydu.
Odasında yapayalnızdı.
Tarih, geçmişi görkemle dolu imparatorluğun kaderini elinde
tutan genç adamın bir karar vermesini bekliyordu. Durumu Türk kurmaylarla
değerlendirebilirdi. Sadrazama bildirebilir, hükümete götürebilirdi. Cemal ve
Talat Paşalarla toplanıp görüşebilirdi. Hiç birini yapmadı. Tarihin huzurunda
tek başına durdu ve müthiş kararı verdi: Bronsart Paşanın raporunu onayladı!
Osmanlı Devleti’nin savaşa nasıl gireceğini açıklayan çok gizli
belge Alman Genelkurmayına gönderildi.
MUSTAFA KEMAL ÇANAKKALE’DE
MUSTAFA Kemal, 3. Kolordu’ya malzeme taşıyan küçük bir gemiyle
Tekirdağ’a geldi.
19. Tümen daha kuruluş halindeydi. Tümenin karargáhı bile
yoktu. Üç alayı vardı. Biri 57. Alay’dı. Karma bir alaydı. Alayda Anadolu’nun
her şehrinden birkaç kişi vardı. Türkiye sergisi gibiydi. Alay Komutanı Binbaşı
Hüseyin Avni Bey, yürekli, bilgili, çalışkan bir subaydı.
Yeni kurulduğu için alaya daha sancak verilmemişti. Öteki iki
alayın kuruluşu ise daha tamamlanmamıştı.
M. Kemal göreve başladığını Kolordu Komutanlığına bildirdi: 1
Şubat 1915.
M. Kemal’in ve yeni Türkiye’nin saati çalışmaya başlamıştı.
MEHMETÇİĞİN HELVA SEVİNCİ
HİLMİ Bey hepsine teşekkür etti, yardımcısı Teğmen Fahri’ye de
usulca, "Bugün akşam yemeğine irmik helvası ekleyelim" dedi, "Hak etti
çocuklar."
Cebinden para vererek gereken malzemeyi aldırmasını rica etti.
İrmik helvası büyük olaydı.
Akşam az etli bulgur pilavı vardı. Bir de helva olduğunu
duyunca asker bayram etti. Bataryanın uğuru Deli Mustafa ile Deli İbrahim zıpzıp
zıpladılar. Bunlar 40 yaşında iki iyi çocuktu!
"Hey hey heyyyy!"
Er Edremitli Seyid’in gözleri dört açıldı, "Anaav"... diye
inledi minnetle, ".. padişah sofrası da anca bu kadar olur!"
Duayla savaş kazanılsaydı Müslümanlar hiç yenilmezdi
TURGUT Özakman, ’Diriliş’ romanını ilk kez Hürriyet’e anlattı. Savaşta
kadınların önemini ve o dönemde gelişen kadın hareketini anlatan Özakman,
dönemin fotoğrafını çekiyor. Özakman, şunları söyledi:
KARAKUŞ MASALI DEĞİL Kİ BU
"Sanıyorum, Çanakkale ile ilgili eksiksize yakın bir kitaplığım
oldu. Dünyadaki bununla ilgili bütün internet sitelerini taradık. Gereken
hepsinden indirme yaptık, resim de indirdik. Bazı kimselerin, Çanakkale’yi
görmeden bazı şeyleri yazdıkları anlaşılıyor. Bazıları zaten uçmuş. Bir kısmı
gerçeği saptırıyor. Roman diye yazıyor ama bu ’Karakuş Masalı’ değil ki. Geçen
sene, 1 Mayıs’ta eve kapandım, ocakın ortasında çıktım. Sekiz ay evden çıkmadım.
O arada seçimde bir çıktım, bir iki kere yayınevine gittim o kadar. Her sokağa
çıktığımda da Ankara’yı özlemiş olarak çıkıyordum.
DÖNEMİN EN ÖNEMLİ KADIN HAREKETİ
Çanakkale sadece Çanakkale’de olup biten bir olay değil. Bunun
evveliyatı önemli. O tarihteki fikir akımları önemli; ama bir de kadın hareketi
var, öbür zamanki fikir hareketinden çok daha önemli. İki sene evvel, Balkan
Savaşı yapılmış, 600 yıllık bir imparatorluğun dev iki ordusu, bir kaç yıl evvel
kurulmuş dört küçük ülkenin ordusundan dayak yiyor, bozguna uğruyor. Bulgar
ordusu ta İstanbul’un eşiğine, Çatalca’ya kadar geliyor. Bu ordudan, Çanakkale
ordusu nasıl çıkıyor? İşte kitap bu dirilişi anlatıyor.
KURTULUŞ SAVAŞI’NIN TAÇ KAPISI ÇANAKKALE
Çanakkale, Kurtuluş Savaşı’nın taç kapısı, girişi. Çanakkale,
1. Dünya Savaşı içerisinde büyük bir başarı. Ama sonunda yeniliyoruz. O kadar
kudretle, şanla, şerefle koruduğumuz Çanakkale’yi Fransızlar gelip basıyorlar,
onların oluyor. Yani Çanakkale’nin eğer bazı özellikleri olmasaydı, bu büyük
yenilginin içerisinde bir teselli olarak kalacaktı. Ama öyle değil. Gelecek için
çok önemli bazı özellikleri var. Birincisi Atatürk’ü tarih sahnesine çıkartıyor
ilk defa. İki, inanılmaz bir özgüven geliyor. ’Biz kenetlenebilirsek,
emperyalizmi yenebiliriz.’ İşte Milli Mücadele bu ruhla yapılmıştır. Onun özü,
onun mayası Çanakkale ruhu. Üçüncü bir özelliği de o daracık alanda savaşın her
türlüsünü yapmış genç komutanlar, sonradan bunların yüzde 90’ı milli mücadelede
görev almıştır; o inanılmaz yoksulluk içerisinde orduyu zaferden, zafere
koşturabilmiştir. Bu üç büyük temel özelliğiyle milli mücadeleyi yaratıyor,
cumhuriyete kadar götürüyor.
MİLYONLARCA ANANIN DUASI ARKAMIZDA
Milli mücadelede, kağnıcı kadınlar vardır. Bu savaşta başka bir
şey var. Her taraftan askerlere dağıtılsın diye, kuruyemiş, çerez hediyesi
başlıyor. Sigara hediyesi başlıyor. Onlara mendil, çorap, çamaşır yollama
hediyeleri başlıyor. Oradaki bir subayın söylediği bir söz var; ’Düşmanın
arkasında donanma varsa, bizim arkamızda ondan daha güçlü bir şey var.
Milyonlarca anamızın duası var’ diyor. Mehmetçik böyle hazırlanıyor kavgaya ve
gelen insanların çok güçlü olduğu, çok yıkıcı olabileceği anlatılıyor.
KANTARLA TARTIP ASKERE ALDILAR
Ordu, Suriye’de, sırtında kışlık elbiseyle dövüşüyor,
Sarıkamış’ta yazlık elbiseyle. Büyük Savaş’ın sonuna doğru artık ne varsa dibini
kazıyoruz. Çocukların yaşına bakılmıyor; kantara konuluyor, 45 kiloysa askere
gönderiliyor. İsterse 13 yaşında olsun. Bu erkeğini bitiriyor Anadolu’nun.
Soluğu tükenmiş bir devletle ordu; silahı yok, cephanesi yok, neyle galip
gelecekler? Ölüyorlar.
OSMANLI KİMİN KUCAĞINDA ÖLDÜ
Tam gerçeği konuşmak gerekirse, Osmanlı İmparatorluğu, Enver
Paşa’nın kucağında ölmüştür. Bir insanın vatanı sevmesi başka şey, yararlı
olması başka şey. Nice zararı dokunmuş insanlar da vatanseverdir. Sonuçta bir
şeyi yok etmeyeceksin, halkına zarar vermeyecek, üzerine ipotek koymayacaksın,
geleceğini karartmayacaksın. Her attığın adımı hesaplayacaksın, bir şey
konuşmadan evvel, dokuz kere yutkunacaksın.
ÇANAKKALE’NİN KENDİSİ MUCİZE
Çanakkale’yi, Milli Mücadele’nin bir alternatifi gibi
gösteriyorlar. 18 Mart çok uzun yıllardan beri kara ve deniz savaşlarının ortak
Çanakkale günüydü. Son zamanlarda bu deniz zaferi günü gibi kutlanıyor, çünkü
orada Atatürk yok. Çanakkale’de mucizeler yaratmaya, hurafeye gerek yok.
Çanakkale’nin kendisi mucize. Onca yokluğa rağmen kendisi mucize."
|
“KENTLER
ÇOCUKLARINDIR” KÜLTÜREL EĞİTİM PROGRAMI BAŞARIYLA TAMAMLANDI |
Yarım yüzyıldır görmezlikten geldiğimiz, değerbilmez bir
hoyratlıkla tükettiğimiz, korumayı ise hiç düşünmediğimiz bir doğa ve kültür
mirasına sahibiz. Bu miras, bu topraklarda yaşayan insanların yaşam kaynağı ve
“Ben kimim?” sorusunun cevabı. Ancak ağırlıklı olarak geleceği tasarlamaktansa
bugünü kurtarmayı seçmiş olan toplumumuzda, doğa ve kültür varlıklarımız hızla
yok oluyor.
|
ÜNLÜ ŞAİRİN EVİ
MÜZE OLACAK |
Bayramiç
İlçesi'nde çocukluk yıllarını geçiren İstiklal Marşı'nın yazarı Mehmet Akif
Ersoy, ölümünün 71'inci yıldönümünde, Bayramiç Genç İşadamları Derneği
tarafından düzenlenen törenle anıldı.
Bayramiç’in CHP’li Belediye Başkanı İsmail Sakin Tuncer, zaman
içinde yıkılıp yok olan Mehmet Akif’in çocukluk yıllarını geçirdiği evi, aslına
uygun olarak yeniden inşa edip müze haline getireceklerini söyledi.
İstanbul’da doğan, ancak nüfus cüzdanında doğum yeri ‘Bayramiç’
olarak görünen ve çocukluk yıllarının bir bölümünü burada geçiren ünlü şair
Mehmet Akif Ersoy, ölümünün 71'inci yıldönümünde Bayramiç’te anıldı.Bayramiç
Genç İşadamları Derneği, 27 Aralık 1936 tarihinde yaşamını yitiren Mehmet Akif’i
anmak için Esnaf ve Sanatkarlar Odasına ait düğün salonunda tören düzenledi.
Törene Bayramiç Kaymakamı Ahmet Okur, Bayramiç’in CHP’li Belediye Başkanı İsmail
Sakin Tuncer, Ankara Mehmet Akif Ersoy Kültür Derneği Başkanı Kazım Avcı,
Bayramiç Genç İşadamları Derneği Başkanı Metin Tunç'la çok sayıda vatandaş ve
öğrenci katıldı. Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı'yla başlayan anma töreninde,
öğrenciler Mehmet Akif’in şiirlerini okudu. Mehmet Akif’in hayatını anlatan
slayt gösterisi sunuldu.
Bayramiç Belediye Başkanı İsmail Sakin Tuncer anma töreninde
yaptığı konuşmada, Mehmet Akif Ersoy’un, 20 Aralık 1873’te İstanbul’da
doğduğunu, hemen sonrasında, babası Mehmet Tahir Efendi'nin Bayramiç
İlçesi'ndeki Karşıyaka Camii'ne imam olarak atanması nedeniyle Bayramiç’e gelip
çocukluğunun üç yılını burada geçirdiğini, bu sırada çıkarılan nüfus cüzdanında
da doğum yerinde Bayramiç yazıldığını söyledi.
“YAŞADIĞI EV MÜZE YAPILACAK”
Mehmet Akif’in Bayramiç’te doğmamış olmasına rağmen yaşamının
ilk yıllarını burada geçirdiğini ve bunun çok önemli olduğunu belirten Belediye
Başkanı İsmail Sakin Tuncer şöyle konuştu: “Ersoy’un üç yılını geçirdiği ev
Camikebir Mahallesi'ndedir. Hatta evin bulunduğu sokağın adı da Şair Mehmet Akif
Ersoy Sokağı'dır. Ancak maalesef bu ev zamana yenilmiş ve yıkılmıştır. Bugün bir
kez daha saygıyla andığımız İstiklal Marşımızın şairine borcumuzu, onun çocukluk
yıllarını geçirdiği evi yeniden inşa edip müze haline getirerek ödeyebiliriz. Bu
konuyu belediye meclisine taşıyacağım. İlk olarak yıkılan evin arsasını satın
almayı ve ardından evin eski resimlerine bakarak aslına uygun bir proje çizdirip
yeniden inşa etmeyi önereceğim.”
Ankara Mehmet Akif Ersoy Kültür Derneği Başkanı Kazım Avcı da
anma töreninde yaptığı konuşmada, gençlere, Ersoy’un yaşamını örnek almaları
konusunda öğütler verdi.
|
ASSOS'TA 2400
YILLIK ''İNCİR'' BULUNDU |
Assos
Antik Kenti'nde bu yıl yapılan kazılarda, bir lahitte, o dönemde "ölüye son
yemek olarak" sunulan ve bozulmadan günümüze kadar ulaşan yaklaşık 2400 yıllık
incirler bulundu.
Assos Antik Kenti Kazı Başkanı Doç. Dr. Nurettin Aslan, yaptığı açıklamada, bu
yıl Ayazma Kilisesi, Batı Nekropolü, Kuzey Stoası ve yazıtlar konusunda kazı ve
araştırma çalışmaları yürüttüklerini bildirdi.
Kilisedeki araştırmalarda, iç mekanda çok sayıda mezar
yazıtları ile mozaik zemine ait parçalar ortaya çıkarıldığını belirten Doç. Dr.
Aslan, Nekropol'deki kazılarda M.Ö 6'ncı yüzyıla ait çocuk mezarlarında 2-4
yaşlarındaki çocukların iskeletlerinin büyük çömlekler içine yerleştirildiğinin
belirlendiğini kaydetti.
Çocuk mezarlarında fibula ve minyatür vazolar ile çok sayıda
aşık kemiği ele geçtiğini anlatan Doç.Dr. Aslan, "Bu alanda yetişkinlerin
cesetlerinin yakılıp, küçük çömleklere konulduğu gözlendi" dedi.
Doç. Dr. Aslan, lahitlerin birinde günümüzden yaklaşık 2400 yıl
öncesinde "ölüye son yemek olarak" sunulan incirler bulunduğunu kaydetti. Aslan,
"Bu incirler mezarlara büyük bir olasılıkla ham olarak konduğu için günümüze
kadar ulaşmış" dedi. Nurettin Aslan, lahitlerde yanmış zeytin çekirdeklerinin de
bulunduğunu anlattı.
|
Truva
Hazineleri: Alman arkeolog Schliemann'ın 1869-1871 yıllarında
yaptığı kazılarda bulunan hazine, Osmanlı makamlarının izni
olmadan kaçırılmıştı.
TRUVA HAZİNELERİNİ GERİ
GETİRME UMUDU |
Kültür
ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, yurt dışına kaçırılan eserlerin ait oldukları
topraklara dönmesi ve buralarda sergilenmesi gerektiğini belirterek, "Hemen
gelecek yıl bunları çözebiliriz dersem belki abartmış olurum. Ama bu konuda daha
dikkatli politikalar ile ülkelerle ilişkilerimizi zedelemeden ama bir ölçüde
yaptırım boyutu olan yeni yaklaşımlar geliştirmeye çalışacağız" dedi.
Günay, Türkiye'den kaçırılan eserlerin bulunduğu ülkelerin
büyükelçileri kendisini ziyarete geldiğinde, bu konuyu gündeme getirdiğini
söyledi. Büyükelçilere, Türkiye'nin konuya ilişkin "dikkatini, duyarlılığını ve
haklılığını anlatmaya çalıştığını" belirten Günay, "Biz bu konuda, ülkelerle
ilişkilerimizi zedelemeden bazı yaptırımlar, bazı dikkat belirtileri
geliştirmeye çalışıyoruz. Çok önceki yıllarda Türkiye'den çıkarılmış çok önemli
varlıklar var. Bunların tartışmaları yıllardır sürüyor. Bu konuda daha dikkatli
politikalar, daha ilişkilerimizi zedelemeden ama bir ölçüde yaptırım boyutu olan
yeni yaklaşımlar geliştirmeye çalışacağız."
Bakan Günay, yurt dışına kaçırılan tarihi eserlerin ait
oldukları topraklara dönmesi ve buralarda sergilenmesi gerektiğini belirterek,
dünyada kültürel varlıklar konusundaki kuralların da bu şekilde olduğunu
hatırlattı. "Ama ne yazık ki geçmiş yıllarda, 20. yüzyılın başlarında, özellikle
Ortadoğu'da batılı ülkeler büyük bir talan gerçekleştirmişler. Birinci ve İkinci
dünya savaşları da buna vesile olmuş. Bu bölgelerde savaşılırken bir yandan da
ciddi arkeolojik soygun yapılmış. Şimdi bunların iadesini sağlamaya çalışıyoruz
ama galiba biraz daha uğraşacağız" diye konuştu.
|
TROİA,
KÜTÜPHANE TURLARIYLA TANITILIYOR |
Çanakkale'nin
Tevfikiye köyü sınırları içinde bulunan Troia Antik Kenti, "Korfmann Kütüphanesi
Ziyareti" ile tanıtılıyor.
Yaklaşık 2 yıl önce hayatını kaybeden Troia Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı
Prof. Dr. Manfred Osman Korfmann'ın adının verildiği "Korfmann Kütüphanesi" yeni
bir misyon üstlendi.
Çanakkale-Tübingen Troia Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Enver
Sadık Yılmaz, yaptığı açıklamada, Troia Antik Kenti'ni tanıtmak ve gelen yabancı
turistlere daha iyi anlatıp, kentte daha fazla konaklamalarını sağlamak için "Korfmann
Kütüphanesi Ziyareti"nin, kültür turlarının gezi listesine eklendiğini söyledi.
Yılmaz, 24 Şubatta resmi açılışı yapılan kütüphaneden Çanakkale
Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) ile yurt dışındaki çeşitli üniversitelerde
öğrenim gören öğrencilerin yanı sıra bilim adamlarının bilimsel çalışmalarda
faydalandığını, bunun yanında kente gelen yerli ve yabancı turistlere Troia
Antik Kenti'nin kütüphane yardımıyla tanıtılıp, anlatıldığını ifade etti.
Yerli ve yabancı turistlerin, kütüphane ziyareti sırasında
Troia kazı heyetinde görev yapan Yrd.Doç.Dr. Rüstem Aslan tarafından
bilgilendirildiğini belirten Yılmaz, "Buradaki amacımız, turistleri ve bilim
adamlarını Troia konusunda doyurmak ve kentte daha fazla konaklamalarını
sağlamaktır. Bu nedenle kütüphane ziyaretini acentelerin tur programlarına
işlettik" dedi.
Yılmaz, kütüphanenin açılış tarihinden itibaren 450 kişinin
bilimsel anlamda kütüphaneden faydalandığını, 10 binin üzerindeki yabancı
turistin ise Korfmann Kütüphanesi'ni ziyaret ettiğini kaydetti.
Çanakkale Belediyesince, 2005 yılında Özelleştirme İdaresinden
53 bin YTL'ye satın alınan eski TEKEL binasının kullanım hakkı, Almanya'da
hayatını kaybeden Troia Antik Kenti Kazı Heyeti Başkanı Prof. Dr. Manfred Osman
Korfmann'ın Troia ve arkeoloji konusundaki eserlerinden faydalanılabilmesi için
Troia Vakfına devredildi.
Kütüphanede, çoğunluğu Troas olmak üzere, Anadolu, Yakın Doğu,
kısmen de Balkan ve Avrupa arkeolojisine ait 6 bin kitap, 10 bine yakın ayrı
basım fotokopi ve belge bulunuyor.
|
|