|
|
Gelibolu Yarım Adası Milli Parkı, Türkiye Cumhuriyetinin ve Türk Milletinin temelinin atıldığı ve Ecdadımızın canı pahasına mücadele vererek bizlere bıraktığı kutsal Topraklardır. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk “ Çanakkale zaferini kazanarak, Vatanı ve Bayrağı uğruna şehit olan kahramanlarımızın, sizleri beklediği ve her Türk evladının mutlaka gelip görmesi gereken yegâne yerdir bu topraklar “ diyerek tarif ettiği ve Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un “ Gökten Yıldızları indirsem yinede bir şey yapabildim diyemem hatırana “ söylemi ile yücelttiği kutsal bir Milli Parktır. Son dönemlerde maalesef bu toprakların yeni nesillere Milli Şuurun verileceği bir Milli Park olma özelliğinden git gide uzaklaştırıldığını görmekteyiz. 07.07.2009 Tarihinde Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından, Ankara’da açılacak bir ihale ile 253 Bin şehidimizin yattığı Tarihi Milli Park, bir rant kapısı haline dönüştürülmek istenmektedir. Gezi Organizasyonu ve Milli Park girişi kimlere verilmek üzere hazırlandığını tahmin ettiğimiz, bir ihale ile siyasileştirilerek, Türk Milletinin bağları bu topraklardan koparılmak istenmektedir. Son yıllarda başka hiçbir Milli Parkta uygulanmayan, gelen ziyaretçi otobüslerine 5000.-TL – 6000.-TL gibi yüksek rakamlarla ceza kesmeler, Siper ve Tabyaların üzerinde cay kahve üniteleri açılmasına izin vermeler, bu bölgenin yanlış zihniyetler tarafından yönetildiğinin somut göstergeleridir. Mevcut İktidar, Savaş dönemi İngiliz Savaş Bakanı Churchill’in “Türkler Çanakkale Zaferini kazanarak, bizim bu topraklardaki hedeflerimizi en fazla 100 yıl geciktirebilirler.” Sözüne hizmet eden ve 2015 tarihinden önce Şehitler Diyarımızı Uluslar arası Park konumuna getirmeyi mi hedefliyor? Türkiye Cumhuriyetinin ön sözünün yazıldığı Kutsal Toprakların, bir şirkete verilerek bir rant kapısı haline dönüştürülmesini şiddetle kınıyoruz. Mevcut AKP iktidarında, Gelibolu Yarımadası Milli Şuurun verileceği bir Milli Park olmaktan çıkarılıp, tarikatların hurafelerle beslenip güçlendirildiği bir alan konumuna getirilmek istenmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak Genel Başkan Yardımcımız Sn. Oktay Vural’ın da Meclis kürsüsünden ifade ettiği gibi, Türk Milleti her türlü zorluğu aşacak ilham kaynağı olan bu topraklara sahip çıkmaya kararlıdır. Bundan 3 yıl önce Gelibolu Tarihi Milli Park alanı Uluslar arası Park alanı olmak üzere Dış işleri Bakanlığınca yasa taslağı hazırlanmış, Meclisten geçirilmiş, fakat dönemin Cumhur Başkanı A. Necdet Sezer tarafından engellenmiştir. Bu gün aynı senaryolar tekrar gündeme getirilmeye çalışılmaktadır. Özellikle biz Çanakkalelilere bu yönde tarihi bir görev düşmektedir. Ecdadımızın emanetine biz torunları olarak sahip çıkmazsak, gelecek nesiller bizden hesap soracaktır. Her Türk evladının üzerine vazife olduğu gibi özellikle Çanakkalelileri bu konuya duyarlı olmaya davet ediyoruz. İsmet Balkan Milliyetçi Hareket Partisi Çanakkale İl Başkanı
Türkiye Partisi bütün Türkiye genelinde olduğu gibi Çanakkale'de de örgütlenme çalışmalarına hız verdi. Türkiye Partisi Genel Başkan Yardımcısı Halil Özyolcu, parti kurucu üyeleri Yasemin Öneğ Cankurtaran, Ali Rıza Buyan ve Dr. Murat Akdeniz ile birlikte parti çalışmaları hakkında bilgiler verdi. Türkiye Partisi olarak 15 Haziran tarihinden buyana ülke genelinde 12 çalışma bölgesinde 4'er kişilik gruplardan oluşan 12 heyetle çalışmalarını devam ettirdiklerini belirten Genel Başkan Yardımcısı Halil Özyolcu, “Parti olarak aldığımız MKYK kararları gereği gittiğimiz yerlerde basın mensupları, sivil toplum kuruluşları ve 2 yıl boyunca bizimle temasta bulunan hemşehrilerimizle görüşeceğiz. Türkiye Partisi'nin 81 vilayette teşkilatlandırılması amacıyla oluşturduğmuuz bu 4'er kişilik ekiplerimiz çalışmalarına devam ediyor. Bizlerinde sorumluluk alanımız Yalova, Bursa, Balıkesir, Çanakkale ,Edirne,T ekirdağ ve Kırklareli'den oluşuyor. Parti olarak Ekim ayı içerisisinde bütün iller, ilçeler ve beldeler dahil olmak üzere teşkilatlanmamızı tamamlanamak istiyoruz” dedi.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Çanakkale Milletvekili M. Kemal Cengiz, çarpıcı açıklamalarda bulundu. İl binasında düzenlediği basın toplantısında konuşan MHP’li
Vekil M. Kemal Cengiz, Türkiye ve Çanakkale gündemiyle ilgili açıklamalar yaptı.
Cengiz, iktidar partisi olan AK Parti’yi de yaylım ateşine tuttu. “Kredi kartı borçlarının yeniden düzenlenmesi iktidarca reddedilmiştir” Türkiye’de kredi kartları borçları yüzünden bir çok vatandaşın
mağdur olduğunu kaydeden Cengiz, kredi kartları borçlarının yeniden
yapılandırılmasıyla ilgili TBMM’ye muhalefet partileri tarafından önerge
verildiğini söyledi. “Çanakkale toprağında ağalık bir Yunanlıya yakışmamıştır” Çanakkale gündemini son günlerde meşgul eden bir konuya da
değinen M. Kemal Cengiz, Kepez’de yapılan yağlı güreşlerde Yunanlı bir iş
adamının güreş ağası olmasının ata sporuna yakışmadığını ifade etti.
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Merkez tarafından Çanakkale il yönetim kurulu üyeleri belirlendi. MHP Çanakkale İl Yönetim Kurulu Sekreteri Nahit Kiper, yerel
seçimlerin ardından MHP il yönetiminin yenilendiğini söyledi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Almanya'daki Deniz Feneri e.V.
davasına ilişkin yaptığı açıklamada, "Adalet mekanizmamız, kendisinden beklenen
işleyişi sergileyememiştir." dedi. Seçim otobüsüyle Kepez beldesine kadar halkı selamlayarak giden Baykal, bir önceki dönemde Belediye Başkanı Ömer Faruk Mutan'ı makamında ziyaret ederek kutladı. Burada Baykal'a, beldede yetişen elma ve armutlardan iki sandık hediye edildi. Baykal, basın mensuplarının Deniz Feneri e.V. davasıyla ilgili sorusu üzerine, "Adalet mekanizmamız, kendisinden beklenen işleyişi sergileyememiştir. Adalet mekanizması derken güvenlik güçleriyle, soruşturma yapacak birimlerle, savcılığıyla, bakanlığıyla, hepsiyle bütün olarak düşünüyorum. Bu Türkiye'ye yakışmıyor. Üzüntü verici bir olaydır ve çok net bir gözlemdir." diye konuştu. Baykal, kendisinin mal varlığının araştırılması için başlatılan çalışmayı da memnuniyetle karşıladığını söyledi. Deniz Baykal, "Yargının bize her türlü soruyu sorma hakkı vardır. Bizim görevimiz, bu soruları hızla, en kısa zamanda ve en doğru şekilde cevaplamaktır. Bunu böyle yapacağımızdan kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Menkul ve gayrimenkul mal varlığımı, banka hesaplarındaki bütün durumu ayrıntılarıyla en kısa ve doğru şekilde yargıya intikal ettirmeyi ahlâki, kanuni ve siyasi bir sorumluluk olarak anlarım. Umarım bu anlayış, başka ihmal edilmiş bazı davalar için de hızlandırıcı etki yapar. Dokunulmazlıklar kaldırılsın, milletvekillerinin imtiyazı olmasın, hepimiz yargının önünde hesap verelim." şeklinde konuştu. BAYKAL: HESAPLARIMIN İNCELENMESİNDEN MEMNUN OLURUM Çanakkale'de Gezilerine Devam Eden Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal, Gelibolu Belediye Başkanı'na Düzenlediği Teşekkür Ziyaretinde Hükümete Yüklendi. Çanakkale'de gezilerine devam eden Cumhuriyet Halk Partisi
(CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal, Gelibolu Belediye Başkanı'na düzenlediği
teşekkür ziyaretinde hükümete yüklendi. "Yargı, çifte standartla işlemeyecek, eşit işleyecek. Herkes için adalet eşit işleyecek. Yargı yolsuzluk yapanları görmeyecek. Bu memleketin dürüst namuslu insanlarını, profesörlerini, aydınlarını Mehmet Haberal'ını sabah 4.30'da evini basacak, alacak cezaevine koyacak. Böyle şey olur mu?. Bunları değiştireceğiz. Hukuku işleteceğiz, adaleti işleteceğiz. Herkes için işleteceğiz. Bir Deniz Feneri olayı yaşandı. Almanya, olayı başından sonuna kadar inceledi. Kararını aldı bize de yazı yazdı. 'Sizde şu an 6 kişi var, elebaşı bunlardır. Bunlar dolandırıcılığı meslek haline getirmiş insanlardır. Bunların parmak izini de alın, avuç izini de alın. Bunların bütün yazışmalarını, defterlerini, kayıtlarını, hesaplarını çıkarın' dedi. Alman mahkemesi, 12 tane şirket yazdı. Bu şirketlerin hesaplarını inceleyin bana bildirin dedi. Biz bunları onlara bildireceğimize bunların gereğini biz yapmak zorunda değil miyiz. Bizim kanunumuz yok mu ? Hakimimiz, savcımız yok mu ? Bu suç işleyenler Türk değil mi ? Parası dolandırılanlar Türk değil mi ? Bunları kurye olarak taşıyanlar Türk değil mi ? O paralarla Türkiye'de kurulan şirketler Türk şirketi değil mi ? Benim kanunum, anayasam, adaletim yok mu ? Seyrediyoruz tüm olanları." Kendisinin de hesaplarının incelemeye alınacağını kaydeden Baykal, "Bugün gazetelerde bir haber vardı. Bana yazı yazacaklarmış, benim mal varlığımı isteyeceklermiş. Deniz Feneri konusunda ben yaptığım konuşmalarda suç işlemişim, incelesinler memnuniyetle benim kaçacak yerim yok. Bundan sevinç ve mutluluk duyarım. Beni incele de öbürkülere de bir bakıver gözünün ucu ile ama bu mümkün değil tabi, bunun nasıl çözüleceğini milletimiz biliyor. Hakkı adaleti, yargıyı herkes için eşit işleteceğiz. Türkiye'de namuslu insanların başı dik yaşadığı, alnının teri ile ailesinin geçimini sağladığı, insanların da yüzünün güldüğü günlerde bir gün gelecek." dedi. Baykal: "Gelecek seçimde hükümet uçup gidecek" Çanakkale gezisinin son durağında, 5 dönemdir seçim kaybetmeyen CHP'li Çanakkale Belediyesi'ni ziyaret eden CHP lideri Deniz Baykal, “Bu kente hizmet etmek bizim için en büyük şeref ve mutluluk” dedi. Baykal, 5'nci dönem Sosyal Demokrat bayrağı dalgalandıran ve 2'nci kez seçim kazanan Çanakkale Belediye başkanı Ülgür Gökhan'ı ziyaretinde, Çanakkale’ye övgüler yağdırdı. Baykal, “Çanakkale Türkiye’de değil, dünyada bir tane. Benzeri, eşi Dünya'da olmayan, muhteşem bir zenginlik. İki kıtayı ayıran bir boğaz, Ege'yi, Karadeniz'e bağlayan bir su yolu üzerinde, muhteşem bir tarih olayı. Truva’dan başlayın, 1'inci Dünya Savaşı'na kadar dünya tarihini değiştirmiş bir yer. Şurayı, Çanakkale boğazını tuttunuz, Çanakkale'yi geçilmez kıldınız, Rusya'da Çar devrildi. Çar devrildiği için, Rusya'nın siyaseti, değişti, Türkiye'nin konumu değişti. Eğer Çarlık devam etseydi, bizim milli mücadele ne olurdu? Nasıl ilişkiler gelişirdi? Tarihin akışını değiştirdi Çanakkale. Truva'dan milli mücadeleye kadar muhteşem bir tarih. İnsanlığın tarihinin şekillendiği yerlerden birisi Çanakkale” dedi. CHP LİDERİ, “GELECEK SEÇİMDE BU HÜKÜMET OYLARINIZLA UÇUP GİDECEK” CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, daha sonra Kordon boyundaki Belediye Sosyal tesisleri önünde halka hitap etti. Baykal, “Buradaki coşkulu kalabalığa baktığımda, sanki içinizdeki siyaset özlemi tam giderilememiş. Bir şeyler eksik kalmış. 29 Mart yerel seçimleri sonrasında, İçinizdeki siyaset özlemini tam gideremediğinizi görüyorum. ‘29 Mart'ta verdiğimiz oylarla bir dönemi kapatmadık, yeni bir siyaset dönemini açtık’ der gibi bir haliniz var. Sizler, Türkiye'ye ufuk çizdiniz. Türkiye'nin önüne bir hedef koydunuz, ‘Aydınlık Türkiye’ için umutları tazelendirdiniz. Yeni bir gelecek, perspektif çizdiniz. ‘Aydınlık Türkiye’ için umutları, bekleyişleri yükselttiniz. Heyecanları arttırdınız. Sandıktan çıkan sonuçla daha da bir coştunuz gibi bir manzara var. Bunu Türkiye'nin her yerinde görüyorum. Bu geçtiğimiz seçim insanları tam kesmemiş. Tam tatmin olmamış insanlar. ‘Bu burada başladı, gerisi gelcek’ diyorlar. ‘Gerisi gelsin’ diyorlar. ‘Önümüze bir umut ve gelecek koydunuz, gereğini yapacağız’ diyorlar. Ülgür Gökhan başkanlığı 2'nci kez, CHP'li belediyeyi 5'nci kez göreve getirmekle, hükümet sarsıldı. Hükümetin yarısı bu sonuçlardan sonra uçtu. İnşallah gelecek seçimde, hükümetin hepsi gidecek, uçacak” dedi. BAYKAL: ‘TÜRKİYE'DE ADALETE OLAN İNANCI SARSTILAR’ CHP lideri Baykal, Tükiye'de adalete olan inancın sarsıldığını söylediği konuşmasında, yolsuzlukla mücadelede de, Almanya Hükümeti'nin, Türkiye'yi ilgilendiren yolsuzlukla ilgilendiğini, Türkiye'deki hükümetin ise buna kulak asmadığını belirterekay değil mi? Yoksulluğa hepimiz tahammül edebiliriz, ama adaletsizliğe tahammül edebilir miyiz? Adalet en temel ihtiyaç, hakkını vereceksin insanların. Yoksul olabilir insanlar ama, hakka, adalete inancını sarsamazsın. Türkiye'de şimdi bu sarsılıyor. En büyük yanlışlıkları yapanlar meydanları boş buluyor, istediğini yapıyor, gereken izleme, soruşturma yok, ama bu ülkenin yüz akı, öğretim üyesi Haberal, suçlu gibi, cani gibi apar topar içeriye atılıyor. Günlerdir neyle suçlandığını bile bilmiyor. Böyle adalet olur mu? Deniz Feneri'nin sorumlularından hesap soran yok, O yolsuzlukları yapanlar eli kolu serbest dolaşıyor, bürokrasinin zirvesinde imza atıyor. Haberal da orada çile çekiyor. Böyle adalet olur mu? Bunlar değişecek arkadaşlar. Türkiye bunları değiştirmek zorunda. Adalet anlayışımızı yeniden canlandıracağız. Yolsuzlukla mücadele edeceğiz. Bugün Türkiye'de yolsuzlukla mücadele var mı? Bizim yolsuzluklarımızla, Alman Hükümeti, Alman Adliyesi mücadele ediyor. Bizim hükümet, bizim Adliye seyrediyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu böyle gitmez. Bunu değiştireceğiz” dedi. CHP Genel Başkanı Deniz B “Adalet böyle gitmez. Adalet, Türkiye'de arzu ettiğiniz gibi var mı? Adalet işliyor mu? Hakkı olan, hakkını alabiliyor mu? Adalet hakkı olana, yoksul da olsa, arkasında güçlü insanlar olmasa da, hakkın diye verebiliyor mu? Adalet en temel olaykal, Çanakkale gezisinin son durağı olan Belediye Sosyal Tesislerdeki programının ardından akşam yemeği için balık restauranta geçti. Baykal’ın, özel uçakla bugün Ankara'ya döneceği öğrenildi.
DYP Çanakkale eski milletvekili Nevfel Şahin, 16 Mayıs tarihinde yapılacak DP Büyük Kongresi ve Hüsamettin Cindoruk’un genel başkanlık adaylığını değerlendirdi. Şahin yaptığı değerlendirmede; “DP Büyük Kongresi, parlamenter demokratik yapımız ve ülkemizin geleceği için çok büyük önem taşımaktadır. Bu kongre siyasi hayatımızda bir dönüm noktası olacaktır. Aksi halde merkez sağdaki boşluk ve sahipsizlik milletimiz ve ülkemiz için büyük bir tehlikedir. Merkez sağdaki toparlanma sonucu oluşacak yeni siyasi yapılanmayla, merkez sağdaki esnaf, küçük işletme sahipleri, emekli ve kırsalın geleneksel oy tercihlerine yeni bir siyasi adres yaratılacak ve inançlı insanlarımızın oylarının gasp edilmeleriyle bugün siyasi hayatımızda yaşanan kutuplaşmanın da önüne geçilecektir. Bugün siyasi taşeronlar ve tarikatlar eliyle AKP’ye aitmiş gibi etiketlenen ve ambalajlanan merkez sağ, esnaf ve kırsal kesimin Atatürkçü, laik, demokratik, cumhuriyetçi, geleneksel oyları tabii ve doğru adresine yönelecek ve AKP iktidarının yarattığı siyasi gerilim ortamı tehlikeli kurumsal sürtüşmeler dönemi sona erecektir” dedi.
AKP’nin 3. Olağan Kongresi’ne katılan ve burada bir konuşma yapan Genel Başkan Yardımcısı Abdülkadir Aksu, 29 Mart seçim sonuçlarıyla ilgili iç değerlendirmenin çok yönlü yapıldığını belirterek isim vermeden Çanakkale merkez, Gelibolu gibi yerlerde kaybedilen seçimin nedenleri üzerinde araştırmaların sürdüğünü söyledi. Kongreye katılan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ise,
AKP’nin İl Kongreleri sürecine Kurtuluş Savaşı mücadelelerinin öncülüğünü yapan
kentlerden başlandığını belirterek, Çanakkale’nin bu anlamda hem ülke hem de AKP
açısından önemini vurguladı. AKP milletvekilleri Mehmet Daniş ile Müjdat Kuşku,
teşkilat çalışmalarının önemine değindi. Aksu’dan öz eleştiri AKP’nin 3. Olağan Kongresi’ne katılan ve burada bir konuşma yapan Genel Başkan Yardımcısı Abdülkadir Aksu, 29 Mart seçim sonuçlarıyla ilgili iç değerlendirmenin çok yönlü yapıldığını belirterek isim vermeden Çanakkale merkez, Gelibolu gibi yerlerde kaybedilen seçimin nedenleri üzerinde araştırmaların sürdüğünü söyledi. Aksu, yaklaşan genel seçimler öncesi bu muhasebenin tamamlanarak yeniden iktidara alternatif tek parti konumuna geleceklerini anlatan konuşmasında, teşkilat yapısının daha da güçlü hale getirilmesini istedi. Aksu, belediye başkanı ve meclis üyeliklerin AKP’nin bu seçim listelerde ağırlıklı olarak gençlere ve kadınlara yer verdiğini de sözlerine ekledi. İç hesaplaşma Bursa İl Başkanı Çakmak’ın Divan Başkanlığı’nı yaptığı kongrenin başkan adaylarına ayrılın bölümünde ise parti içine dönük iç hesaplaşmanın yapıldığı ilginç suçlamalar yer aldı. AKP’nin kuruluşunda yakaladığı başarının daha sonraki seçimlerde erime nedenlerinin başında ‘aday dayatma’ olduğunu belirten AKP İl Başkan adayı Reyhan Demirtaş, teşkilat içi kırılmaya yol açan bu durum ile başarı kazanmanın kolay olmadığı eleştirisini bulundu. Demirtaş, aday dayatması yüzünden bugün kendi dışında hiç kimsenin aday olma cesareti gösteremediğini belirterek, 2003 yılından bu yana artarak süre gelen baskılardan bazılarına kendisinin de tanık olduğunu söyledi. “Parti için demokrasiyi yaşatmak için aday oldum” diyen Demirtaş “Gönül isterdi ki, daha çok aday çıksın. Emekliliğini yaşama noktasına gelen bana keşke ihtiyaç duyulmasaydı. Çanakkale’ye yakışan vicdanı hür, tercihini hiçbir baskı altında kalmadan yapabilen bir seçim zemini yaratılsaydı. AKP yönetim anlamında Çanakkale’de halkla ilişkisini koparmıştır. Böyle bir teşkilat yapısı, yalnız benim değil, bütün insanların ortak şikayeti… Oysa ki, bu yanlışlığı ortadan kaldırabilecek çalışmalar yapılıp vatandaşın ayağına gidilse ve sorunları dinlenebilse. Onların bize anlatacakları çok şeyler var. Ne olduysa, partinin teşkilat yapısı vatandaşla olmaktan koptu. Dayatmacı adayla bu yanlışlara devam edilince de teşkilatın yapısı kırılma noktasına geldi“ dedi. Kongreye İl Başkan adayı olarak katılan Muzaffer Kutlu ise rakibi Reyhan Demirtaş’ı üstü kapalı eleştiride, “Medyaya ve muhalefete malzeme çıkarma gibi bir derdim yok” diye konuşunca iki aday arasında gerginlik oluştu ama araya giren AKP Milletvekili Müjdat Kuşku bu gerginliği yumuşattı. Liberaller yok Her iki liste bir önceki seçimle kıyaslandığında, AKP içersinde liberal olarak gösterilen birçok ismin yer almadığı dikkat çekti. Demirtaş, bu anlamda 4 ayrı isme listesinde yer verilirken Kutlu’nun listesinde ise daha çok AKP’nin geçmiş dönem isimleri yer aldı. 29 Mart’ta seçimi kaybeden Kepez Belediye eski başkanı İsmail Yaşar Oğuz ise Kutlu’nun listesinden İl Disiplin Kurulu’nda yer aldı. Bu arada Kutlu’nun kendi listesine aldığı ve 29 Mart seçimleri sırasında yer boşaltma adına listede kesik yiyen Levent Çetin ise ismi anons edilmesine rağmen tanıtım için sahne önünde ayrılan yere gelmeyip salonun arka koltuklarında oturmayı tercih etti. Kutlu İl Başkanı Yerel seçimler nedeniyle 29 Mart sonrasına ertelenen ve 600 üyesi bulunan AKP’nin Çanakkale İl Kongresinde Muzaffer Kutlu 262 oy alarak, seçimle iş başına gelen İl Başkanı oldu. Haluk Cihat Temiz’in istifasıyla boşalan İl Başkanlığına genel merkez kakarıyla atanan Kutlu, dünkü seçimlerde milletvekilleri ve ilçe başkanları desteğini arkasına alarak İl Başkanı seçildi. ‘Parti içi demokrasi adına ve dayatma aday anlayışını kaldırma adına adayım’ diyen Reyhan Demirtaş ise seçimlerin ardından Kutlu’yu kutlayarak ‘Bu seçimin kazananı, kaybedeni yok. Seçimi AKP kazandı” diyerek ömrünün sonuna kadar AKP’li kalacağını söyledi. Seçimlerde Reyhan Demirtaş ise delegelerin 159 oyunu aldı. (OLAY GAZETESİ)
1968’de Reşat Tabak’ın başkan seçilmesiyle başlayan süreç günümüzde Ülgür Gökhan’la sürüyor. Halk sadece bir kez 12 Eylül sonrasında ANAP’a vize vermiş Çanakkale, CHP’nin adeta kalesi oldu. Altıoklu partinin kentteki iktidarı 1968’de tornacı Reşat Tabak’ın başkan seçilmesiyle başladı. Tabak, üç dönem üst üste seçilerek, CHP’nin günümüze kadar ulaşan iktidar sürecini başlatmış oldu. Askeri harekat döneminde (1980-1981) görev yapan Vali Nurettin Turan’dan sonra atamayla başkanlığa getirilen Ender Gül, 1984’e kadar kenti yönetti. İhtilal dönemi sonrasında ülke genelinde esen ANAP rüzgarı Çanakkale’yi de etkiledi. 1984’teki yerel seçimleri ANAP’lı mimar Orhan Uğur kazandı. Ancak ANAP’ın Çanakkale’deki iktidarı uzun sürmedi. 1989’da yine sola geçti 1989’daki seçimlerde, SHP’den seçilen İsmail Özay’la kentin kalesine yeniden sol bayrağı dikildi. Özay, 1994 seçimleri öncesi CHP saflarına katıldı. 1994 ve 1999 seçimlerinde CHP’den başkan seçilen Özay üç dönem üst üste başkalık yaparak Tabak’ın rekoruna ortak oldu. İsmail Özay’ın 2002 seçimlerinde milletvekili adayı olmak için görevinden istifa etmesi üzerine, CHP’li Belediye Meclis Üyesi Ülgür Gökhan, meclis tarafından başkan seçildi. Gökhan, 2004 seçimlerinde halkın oylarıyla seçilerek güven tazeledi. Son seçimi de kazanan Ülgür Gökhan, 2014’e kadar CHP’nin bayrağını belediyede dalgalandırmayı garantiledi. Duyarlılığın sonucu Gökhan, CHP’nin yereldeki iktidar başarısını, geçmişten bugüne kadar özgürlükler ve halkın kaynaklarının doğru kullanılması noktasında gösterdikleri duyarlılığa bağladı. Ülgür Gökhan “Sadece sosyal demokrat kesimden oy almıyoruz. Sağdan da alıyoruz” diye konuştu.
KONTENJANLAR CHP’NİN Belediye Meclisi üyelikleri dağılımı dün belirlendi. Buna göre; Çanakkale Belediye Meclisi’nde yeni dönemde CHP 13 üyelik kazanırken buna kontenjan üyeliklerinin de dahil olduğu bildirildi. Meclis’te başkan ve kontenjanlarla birlikte çoğunluğu elde eden
CHP’yi AKP 8 üyelik kazanarak takip ederken MHP 4 koltuk kazandı. Çanakkale’nin
yerel parlamentoları olarak kabul edilen İl Genel ve Belediye Meclisi’nde AKP
ummadığı sonuçlarla karşılaştı. Hem İl Genel, hem de Belediye’de arzuladığı sonuçları alamayan AKP’de dün büyük bir sessizlik vardı. AKP’nin ileriki günlerde yapılacak İl Danışma toplantısında seçim sonuçlarını masaya yatırıp yaşanan başarısızlığın tespitine çalışacağı da gelen bilgiler arasında yer alıyor. Kimler girdi Buna göre Belediye Başkanlığı’nı kazanan Cumhuriyet Halk
Partisi’nde Belediye Meclisi’ne Mustafa Kemal Özkan, Hakan Evirgen, Oğuz Teoman,
Cem Belli, Muzaffer Özgen, Fatma Sağlam Olcaytu, Mehmet Çetin Ersan, Belgin
Akpınar, Metin Mutlu ve Erdinç Yaşar Akkan girerken, çoğunluğu alan CHP ile
kontenjanlar Mehmet Emin Şevik, Muharrem Erkek ve Celal Karakaş da Belediye
Meclisi’ne giren isimler oldu. MUHTARLAR DEĞİŞMEDİ 29 Mart seçimlerinde Çanakkale Merkez İlçe’nin Muhtarları mahalle sakinlerinin güvenini bir kez daha kazandı. Buna göre Barbaros’da Şaban Şahin, Cevatpaşa’da Zekeriya Parlar, Esenler’de Nazife Aydın, Namık Kemal’de Cahit Sevim, İsmetpaşa’da Özkan Vural, Fevzipaşa’da Ramazal Işıldak, Kemalpaşa’da Hasan Öz muhtarlığa yeni dönemde de devam edecek isimler oldu. İL GENEL MECLİSİNDE KOALİSYON GÖZÜKTÜ 29 Mart Yerel Seçimleri’ne İl Genel Meclisi üyeliklerinde katılan 3 parti birbirlerine önemli üstünlük sağlayamayınca, İl Genel’de AKP’nin tek başına iktidarına karşı ufukta koalisyon gözüktü. Gayri resmi sonuçlara göre; AKP il genelinde 16 Meclis üyesi
çıkarırken CHP 12, MHP ise 6 üyelik kazandı. Olası CHP-MHP koalisyonuna daha
sıcak bakılırken, bu konuda hem yerel hem de iki partinin genel merkezleri
düzeyinde yapılacak görüşmelerde koalisyonu kurmalarına daha sıcak bakılıyor. Kim nerede kaç üyelik kazandı? Gökçeada ve Bozcaada ilçeleri Lozan Anlaşması gereği İl Genel Meclis üyesi seçemezken, Çanakkale Merkez CHP 2, AKP 2, MHP 1, Gelibolu CHP 2, MHP 1, Lapseki AKP 2, MHP 1, Çan AKP 2, CHP 1, MHP 1, Biga AKP 3, MHP1, Ayvacık CHP 2, AKP 1, Yenice AKP 2, MHP 1, Ezine CHP 2, AKP 1, Bayramiç AKP 2, CHP 1, Eceabat AKP 1, CHP 1 şeklinde oluştu. İl Genel Meclisi’nde yeni dönemde 5 yıl boyunca görev yapacak üyeler belirlendi. Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan İl Özel İdaresi yetkilileri; “İl Genel Meclisi’nde yeni dönemde halkın oylarıyla seçilen adayların isimleri belirlendi. Buna göre; Merkez İlçe CHP Hilmi Baydar, Hakkı Öztürk,
Çanakkale’nin Gelibolu ilçesinde dün mazbatasına alan CHP’li Belediye Başkanı Mustafa Özacar törenle görevine başladı. Belediye meclis üyeleri, ilçe başkanı ve partililer ile önce Atatürk büstüne çelenk koyan Belediye Başkanı Özacar, buradan yürüyerek toplu halde belediye binasına geldi. Başkan Mustafa Özacar ve belediye meclis üyelerini karşılayan personel adına Belediye Başkan Yardımcısı Selçuk Bartan yeni başkana bir buket çiçek sundu. Belediye Başkanı Mustafa Özacar, personel ile selamlaştıktan sonra belediye binasına girmeden önce yaptığı konuşmada insanca yaşayabilmenin gereklerini yerine getirmek için çalışacaklarını belirterek, “Bu konuda asla yalana başvurmayacağız. Bizde sevgi ve saygı temel unsur olacak. Belediye çalışmalarını sadece ben değil, bütün personel ve sizler ile yapacağız. Yönetim ve halk arasında kesinlikle güven sağlayacağız. Seçim dönemindeki konuşmalarınızda ne söylemişsek sözümüzün arkasındayız. Bizde insanız. Bilmeden hata yaparsak bunu mutlaka düzeltiriz. Ama asla bilerek, hata yapmayız. Sizlerin de bilerek hata yapmayacağınıza eminiz. İşine ve emeğine sahip çıkanı başımızın üzerinde taşırız. Kimseyi düşüncesi nedeni ile yargılamayacağız. Kişiye saygı değil, emeğe saygı istiyoruz. Bugünden itibaren yeni bir anlayış ile çalışmalarımızı daha da artırarak sürdüreceğiz” dedi. Bu konuşmanın ardından belediye binasına meclis üyeleri ile birlikte giren Mustafa Özacar, makamına oturarak görevine resmen başlamış oldu
Lapseki Belediye Başkanı seçilen Gani Mehmet Ekim görevine başladı. Kalabalık bir grup partiliyle belediyeye gelen Ekim için, burada kurban kesildi. Belediye Başkanı Ekim, yaptığı konuşmada, kendisini destekleyenlere teşekkür ederek, ”Artık seçim bitti, şimdi hizmet zamanı. Seçim süresince verdiğimiz bütün sözleri tutacağız” dedi. Konuşmasının ardından, belediye çalışanları adına yazı işleri müdürü Tuncer Ergin, Ekim’e çiçek verdi. Daha sonra belediye binasına giren Ekim’i, eski belediye başkanı Kamil Özer karşıladı. Özer, burada yaptığı konuşmada, ”Halkımız MHP Belediye Başkan Adayı Sayın Gani Mehmet Ekim’e görev vermiştir, hayırlı olsun, başarılar diliyorum ve huzurunuzda mührü ona teslim ediyorum” dedi. Ekim ise Kamil Özer ve belediye meclisi eski üyelerine hizmetlerinden ötürü teşekkür etti. Devir teslim törenine, MHP İl Başkanı İsmet Balkan, Lapseki İlçe Başkanı Hüsmen Okay, İl Genel Meclisi Üyesi İsmail Kaya Gencer ile partililer katıldı.
"Gelecek 10 yıl Türkiye için epey zor geçecek. Küresel krizin şiddetiyle birlikte ekonomik iyileşmenin son bulması ve AB'yle müzakerelerin durma noktasına gelmesi ihtimali, bu meseleleri öteleyen AKP'nin altını oyabilir. AKP'nin silinmesinin yaratacağı boşluğu daha milliyetçi bir hükümetin dolduracağıysa kesin gibi..." Prestijli Amerikan düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Etütler Merkezi (Center for Strategic and International Studies - CSIS) önceki gün yayımladığı 100 sayfalık Türkiye raporunda, Türkiye'nin iç siyasetini, AB, ABD ve Ortadoğu'yla ilişkilerini ve bir ‘enerji köprüsü' olarak rolünü masaya yatırarak ABD Başkanı Barack Obama'ya ikili ilişkiler için çeşitli tavsiyelerde bulundu. 1962'de kurulan CSIS'in ‘Türkiye'nin Gelişen Dinamikleri' başlıklı raporunu bizzat eski başkanlardan Jimmy Carter'ın ulusal güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski ve yine eski başkanlardan Gerald Ford'la George Bush'un ulusal güvenlik danışmanı Brent Scowcroft yaparken, Amerika'yla Türkiye'nin ‘ayrılmaz müttefikler olduğu ve ilişkilerin herhangi bir sebepten dolayı bozulması durumunda iki ülkenin de dış politika hedeflerinin önemli zarar göreceği' vurgulandı. Bu çerçevede, önümüzdeki hafta Türkiye'yi ziyaret edecek Obama'ya 1915 olaylarını ‘Ermeni soykırımı' olarak tanımaması tavsiye edildi; Türkiye'nin AB'yle üyelik müzakerelerinin çökmesinin Amerikan çıkarlarına ters olacağı, Türk siyasetinin belirsizliğin hâkim olduğu bir geçiş sürecine giriyor olabileceği belirtildi; Türkiye'nin enerji köprüsü olarak Amerika ve genel olarak Batı için sahip olduğu öneme dikkat çekildi. Her birini ayrı bir yazarın kaleme aldığı ve iç siyaset, AB'yle
müzakereler, Ortadoğu'yla ilişkiler, Rusya-Karadeniz-Kafkaslar-Orta Asya'daki
stratejik değişimler, enerji yolları ve ABD-Türkiye ilişkilerine dair bir
değerlendirme olmak üzere altı bölümden oluşan raporun geniş özetini bugünden
itibaren Radikal'den okuyabilirsiniz. Nispeten uzun bir istikrar döneminin ardından Türk siyaseti, dış politikada potansiyel bir belirsizliğin de eşlik ettiği geniş safhalarından birine giriyor olabilir. Ülkeyi altı yıldır yöneten AKP ilk başta 2000-2001'de çöküş yaşayan ekonominin düze çıkarılması sürecinin devamına ve AB'yle üyelik müzakerelerinin başlatılmasına odaklandı. Böylece siyasi desteğini, toplumun liberal unsurları da dahil genişletmeyi başardı. Bununla birlikte, İslamcı kökleri Türkiye'nin katı laik yapısıyla zorlu bir ortak hayatı beraberinde getirdi. AKP ilk döneminin büyük kısmında laiklik savunucularıyla açık sürtüşmeden kaçınsa da, bir üyesini cumhurbaşkanı seçmeye karar verdiği Nisan 2007'de zorluklar yaşadı, 2008'de de kapatma davasıyla adeta bitişin eşiğine geldi. AKP hâlâ en popüler parti, fakat yaşadığı tecrübelerle ıslah edilmiş durumda ve gelecekteki yönelimi konusunda emin olmayan bir görüntü veriyor. Büyüyen dini hissiyatı yansıtıyor ve güçlendiriyor olsa da, çoğunluğunu laikliğin sert kenarlarını törpülemek yönünde kullanmaktan alıkonulmuş görünüyor. Kapatma davasından beri Başbakan Tayyip Erdoğan, laikliğin muhafızı olan Genelkurmay'a, bilhassa da Kürt sorunu ve ayrılıkçı terörist tezahürlerinin nasıl ele alınacağı gibi kritik bir meselede, yaklaşma tavrı içinde. Erdoğan, AB için gerekli reformların sonraki aşamasını erteleyerek liberal destekçilerini düş kırıklığına uğrattı. Desteğini sürdürmek için Erdoğan, son dönemde ABD ve Batı karşıtı hissiyatın yükselişiyle güçlenen milliyetçilikle bağ kurma çabalarını artırdı. Fakat AKP'nin ABD, AB ve uluslararası finans çevreleriyle uzlaşma arama sicili, partiyi milliyetçi kanadından gelen meydan okumaya karşı (özellikle küresel kriz ekonomyi etkilemeye başlarken) kırılgan hale getiriyor. Kapatma davası reformu vurdu 1997'de ordunun Necmettin Erbakan liderliğindeki koalisyonu istifaya zorlamasının ardından İslamcı hareket ağır darbe yemiş görünüyordu. Refah Partisi'nden kopanların kurduğu AKP, başından itibaren İslamcı etiketi reddetti. Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesi, AKP'yle laik sistem arasındaki zorlu bir arada yaşamı sarstı. Genelkurmay sert bir bildiri yayımlarken, AKP erken seçime giderek desteğini teyit etti ve çoğunluğunu Gül'ü seçmek için kullandı. Genelkurmay bildirisine yönelik kızgınlık AKP'nin ikinci genel seçim zaferini kolaylaştırdı. Bununla birlikte AKP'nin hâkimiyeti, diğer partilerin zayıflığının da yansımasıydı. AKP'nin başlıca muhalifleri, etkili liderliğin ve değişen siyasi manzaraya ayak uydurma yeteneğinin yokluğunda çakılıp kaldı. Erdoğan ikinci zaferinin ardından yeni anayasa hazırlanması için bir ekip toplarken bu çalışmaya, Türkiye'nin ‘ilk sivil anayasasını' kabul etmesi gerektiğine dair yorumlar eşlik etti. Yakın mesaidaşlarından birine (Dengir Mir Mehmet Fırat) göre başbakan başörtüsü meselesini ‘yeni anayasada herkese eşitlik ve yüksekeğitim hakkı' sağlayarak halletmeyi planlıyordu. Ama başörtüsü meselesini ayrı bir yasayla çözmeyi tercih etti. AKP karşıtları bunu laikliğe tehdit olarak niteledi ve Anayasa Mahkemesi yasayı iptal etti. Bu yasa kapatma davasının da başlıca gerekçelerden biriydi. AKP kapatılmadı, fakat bu ‘laiklik karşıtı faaliyetlerin odağı' olduğu sonucunu engellemedi. Böylece mahkeme AKP egemenliğindeki Meclisi'n yasama gücünü budamanın yanında, faaliyetleri nedeniyle her an yeni bir kapatma davasına tabi olabileceğini işaret ederek manevra alanını sınırladı. Partinin Anayasa'yı değiştirme ihtimallerini de azalttı. AKP'nin güçlü noktalarından biri geçmişteki iktidarları sarsan
bölünmeleri önlemesi. Erdoğan partisinin birliğini sıkı sıkıya devam ettiriyor
olsa da, AKP'nin siyasi yerçekiminden muaf kalamayabileceğine dair işaretler
var. Gül'le Erdoğan arasındaki ilişkide yıpranma alâmetleri söz konusu.
Abdüllatif Şener yolsuzlukla mücadeledeki etkisizliği gerekçe gösterip ayrıldı.
Bülent Arınç'ın da partinin ana ilkelerinden saptığına dair rahatsızlık içinde
olduğu söyleniyor. Görünen o ki AKP, AB'nin sivil özgürlüklerin yanı sıra Kürtler, dinsel azınlıklar ve Kıbrıs gibi diğer hassas meselelerde talep ettiği adımlara bağlı ülke içi bedelleri göze almaya gönülsüz. Kıbrıs'ta ciddi ilerleme olmazsa AB'yle müzakere sürecinin durma noktasına gelmesi beklenebilir. AKP, bu cephede ilerleme olmasa bile kuşkusuz uluslararası politikadaki önemli konumunu sürdürecek. Ancak AB cephesindeki durmanın iç siyasette olduğu kadar ekonomi üzerindeki olumsuz etkileriyle de baş etmek zorunda kalacaktır. Dindarlık artıyor, pekişiyor 1923'ten sonra ortaya konulan katı laikleştirme programı uyarınca İslam'ın rolünü azaltmak yönünde daimi bir çaba söz konusu oldu. Fakat dindarlık evlerde ve yeraltına inerek hayatta kalan tarikatlarda devam etti. Çok partili hayata geçilmesinden sonra dini hissiyat tekrar siyasette arz-ı endam etti. Gelinen noktada AKP'nin iktidarı kazanma ve koruma yeteneği, dindarlığı yansıtıyor ve pekiştiriyor. AKP tecrübesi katı laik sistemin dinin siyasetteki etkisine kendiliğinden ayak uydurmaya mecbur kaldığını ve yeni bir ulusal konsensüsün yokluğunda durumun istikrarsız olduğunu gösteriyor. Gülen hareketinin tabanı ve etkisi AKP'yle paralel. İkisi Türk laikliğinin keskin köşelerini törpülemek konusunda ittifak yapsa da, farklar da var. Gülen AKP'den farklı olarak doğrudan iktidardan ziyade, ülke içi ve dışındaki nüfuzunu genişletmeye odaklı. Gülen'in 1997 darbesini kınamaktan kaçınması, hareketin sistemi çatışarak değil, içten değiştirmeyi amaçlayan uzun vadeli bir stratejiye sahip olduğunun göstergesi. Ordu müdahaleye isteksiz Türk Silahlı Kuvvetleri devleti köktendincilik ve ayrılıkçılığa karşı savunma görevini çok ciddiye alıyor. İslamcıların hızlı yükselişi laik sistemin belkemiği olan Genelkurmayı ikilemde bırakıyor. AKP hükümetinden ve laikliğe meydan okuyarak artan dindarlığın siyasi tezahürlerinden rahatsız olsa da Genelkurmay kitle desteğine sahip bir partiyle çatışmaya isteksiz. Dahası modern Türkiye Kemalizm'in ilkelerine artık sığmıyor olabilirse de, AKP Kemalizm'e doğrudan meydan okuma riskine girmek istemiyor. Türk toplumu Genelkurmay'ın askeri alanın ötesinde oynadığı rolle ilgili karışık duygular besliyor. Ancak derin devlet denen yapının faaliyetleriyle ilgili endişe de duyuyor. 1971 ve 1980 darbeleri sonrası ezilen solcular, 1984-99 döneminde faili meçhul cinayetlere kurban giden Kürtler ve bilhassa 1997 darbesine maruz kalan İslamcılar derin devleti genelkurmayın karanlık bir uzantısı olarak görüyor. Derin devletin savunucularıysa devleti iç ve dış düşmanlara karşı korumak için vazgeçilmez bir araç olarak. Bu bakımdan Ergenekon davası önemli. Kürt seçmeni kaybetti Türkiye'nin dikkati PKK'nın terörist saldırılarına yoğunlaşsa da, Kürt sorunu devletin köklerine kadar uzanıyor. Aslında PKK, asimilasyona direnen hatırı sayılır bir etnik azınlığın oluşturduğu daha büyük bir sorunun ciddi bir semptomundan ibaret. PKK'nın Türk ordusunun çabalarına rağmen hayatta kalma ve yandaş toplama yeteneğini koruması, Kürtlerin yabancılaşmasına ve ayrımcılık ve ekonomik geri bırakılmışlık karşısındaki kızgınlığına delalet ediyor. Önceki iktidarların çözümü bölgesel ekonominin geri kalmışlığına indirgeyen tutumunu bir yanıyla sürdüren AKP'nin Kürt stratejisi, gelişme ve İslam dayanışmasını öngörüyor. Ekonomik girişimleri artıran AKP, DTP'nin bölgedeki gücünü de kırmayı hedefliyor. Ancak mali kriz bölgeye ayrılan fonları azaltacaktır ve ekonomik gelişmenin tek başına Kürtlerin kültürel ve siyasi dışlanma hissiyatını ortadan kaldıracağına dair pek fazla dişe dokunur gösterge yok. AKP hükümeti iki hedefi arasında bir ikilemle karşı karşıya: Etnik bölünmeleri yumuşatmak ve PKK terörizmine askeri çözümü desteklemek. Erdoğan son dönemde sertleşen açıklamaları, güneydoğudaki seçim başarısını riske atsa bile orduyla aynı safı seçtiğini gösteriyor. Ancak bu sertleşen tutum Kürt seçmeni bölgede ve İstanbul gibi büyük şehirlerde AKP'den uzaklaştırır. Bu arada bir yandan güneydoğusunda tutumunu sertleştiren AKP, diğer yandan Iraklı Kürtlerle işbirliğini artırma yönünde temkinli adımlar atıyor. Fakat AKP'nin güneydoğu politikalarının gidişatı ve Iraklı Kürtlerin Türkiye'deki Kürtler için örnek oluşturmasından duyulan endişe, Bölgesel Kürt Yönetimi'yle daha yakın ilişkileri muhtemelen engelleyecek. Küreselleşme yine belirleyici 2002'deki seçim zaferinde ekonomik krizin katkısını gören Erdoğan, küresel mali krizin ‘Türkiye'ye teğet geçeceğini' iddia etti. Fakat son anketler halkın krizin etkilerini hissetmeye başladığını ortaya koyuyor. Bununla birlikte AKP hükümeti henüz IMF'yle anlaşma yapmış değil ve bu gecikmenin ne kadar büyük bir siyasi bedel getireceğini zaman gösterecek. İronik olan şu ki, Türkiye küresel ekonomiyle entegrasyon sayesinde büyük ilerleme kaydetti, fakat şimdi muhtemel ekonomik sorunlarının nedeni de küreselleşme olacak. Mevcut fırtınayı IMF'nin yardımıyla göğüslemek zorunda kalacak ve genç nüfusuna daha iyi günlerin gelmesi için küresel krizin bitmesini bekleyecek. Hoşgörü azalacak 1989'daki ANAP'la AKP arasında benzerlikler bulunabilir. 1983 ve 1987 genel seçimlerini kazandıktan sonra ANAP 1989 yerel seçimlerinde ciddi darbe yemiş ve bu, partinin egemenliğinin bitişinin habercisi olmuştu. ANAP'tan beri tek başına iktidar olan ilk parti olan AKP, Mart 2009 yerel seçimlerinde birinci çıksa da, 2007'de kazandığı yüzde 47'lik oy oranını tutturamayabilir. Gerileme büyük ölçüde ekonomik krizden kaynaklanacak. Ancak AKP'nin başörtüsü meselesinde adım atmak veya Kürt sorununu çözmek konusunda aciz görünmesi, kapatma davası sonrası ‘gözlem altında' tutulması, dikkat çekici iç uyumuna zarar veriyor. Aynı zamanda uzun zamandır iktidarda olmanın yıpratıcı etkileri, bilhassa da yolsuzluk iddialarıyla kendisini gösteriyor. AKP hâkimiyeti hemen bitmeyecek, fakat CHP, MHP ve SP'nin AKP'ye desteğin azalışından fayda sağlaması neredeyse kesin. Birçok Kürt seçmen Erdoğan'dan uzaklaşmış görünüyor. Türk siyasetinin gidişatını büyük oranda ülke dışı değişkenler, özellikle de küresel krizin şiddeti ve AB belirleyecek. Ekonomik iyileşmenin bitişinin ve AB sürecinin sonunun denk gelmesi, bu iki meseleyi iktidarı elde tutup pekiştirmek için öteleyen AKP'nin altını oyacak. Sürecin sonunda AKP'nin silinmesiyle ortaya çıkacak olası boşluğu, iç ve düşmanlara karşı tavrında muhtemelen daha da milliyetçi olan bir hükümetin dolduracağı kesin gibi görünüyor. Sağa doğru kaçınılmaz dönüşün boyutunu, ekonomik gerilemenin şiddeti ve iç tepkiler belirleyecek. Keskin ideolojik ayrımların yokluğu, 1970'lerin kaosuna dönme ihtimalini ortadan kaldırıyor, fakat güneydoğuda ve kalabalık Kürt azınlığın yaşadığı büyük şehirlerde Kürt-Türk çatışmaları yaşanabilir. Ülke nispeten refah içindeyken AKP için yönetmek kolaydı. Pastanın küçülmesiyle birlikte işsiz Kürt gençlerin PKK'ya katılma ihtimali artabilir veya Türk muadilleri aşırı milliyetçi çetelere yönelirken, PKK'ya sempatilerini daha açık sergileyebilirler. Vaktiyle paramiliter grupları seferber eden MHP'nin liderinin coşturucu karizmadan yoksun olması ve Erdoğan'ın vatansever söylemi sürekli kullanması, Türk milliyetçiliğinin kaynama noktasına gelmesini engelleyebildi. Erdoğan, AKP liderlerinin büyük kısmını yönlendiren Milli Görüş'ün merkezindeki Türk-İslam sentezinden besleniyor. Fakat eninde sonunda karşısında milliyetçiliği İslam'dan daha çok vurgulayan yeni bir milliyetçi politikacı bulacak. AB'ye yönelik umutların azalması, Türkiye'yi Kürtlere, Alevilere ve gayrımüslim azınlıklara karşı daha hoşgörüsüz, muhalefete ve ifade özgürlüğüne daha kapalı bir ülke haline getirebilir. Özellikle Kürt sorunu ve diğer bir dizi meselede ordunun rolü, politika tercihleri bakımından daha da önemli bir belirleyici haline gelebilir. Laik devletin savunucu olarak genelkurmay kendisini Türk milliyetçiliğinin ana çekirdeği olarak görüyor ve zayıflayan bir AKP veya halefleri yönetim kabiliyetlerine gizli-açık milliyetçi tehditler konmasını kabul ederse darbe düzenlemek için daha az nedeni olacaktır. İç politikanın şekli ne olursa olsun halk dindar olmayı sürdürecektir ve AKP'den sonra kim gelirse gelsin bu gerçeği kabul etmek zorunda kalacak. ABD'yle gidişat 24 Nisan'a bağlı Türk siyaseti ülke içi tansiyonun muhtemelen yükseleceği sağı solu belirsiz bir safhaya girerken, Washington ve Ankara'nın önündeki kilit güçlük, işbirliği alanlarını asgariye çıkarmaya çalışırlarken, milliyetçileri, İslamcı eğilimleri ve Batı karşıtı hissiyatı güçlendirecek bir krizden kaçınmak olacaktır. Yakın vadede kilit değişken, 20 yıldır ilişkilerin üzerinde Demokles'in kılıcı misali sallanan Ermeni soykırımı meselesi. Barack Obama ‘soykırımı tanıma' vaadini seleflerinden daha güçlü şekilde dile getirdi ve tasarının geçmesine göz yumması veya başkanlık açıklamasıyla soykırımı tanıması gerçek bir tehlike gibi görünüyor. İki durumda da Türkiye'nin tepkisi çok sert olacaktır ve bu da ne kadar süreceği belirsiz zor bir dönemin garantisi. Bu nedenle Türkiye'nin ABD'yle ilişkilerindeki müstakbel gidişatı, bu sorunun mevcut tezahürü Nisan 2009'da çözülene dek, tam olarak kestirmek imkânsız. ABD'nin Türkiye'nin aşırı yüklü iç siyasetine bulaşmaktan
kaçınması gerekecek. Bush yönetiminin AKP'ye yönelik kucaklayıcı tavırdan,
kapatma davası sırasındaki tarafsızlıkla daha yapmacık bir tutuma evrilmesi
bütün Türk siyasi liderlerin uzaklaşmasıyla neticelendi. Laiklerle AKP
arasındaki mücadele bir süre daha sonuçsuz devam ederse, ABD'nin ilgili
beyanları Türkiye'nin iç işlerine mazur görülmez müdahale olarak algılanır.
Washington, demokratik ilkeleri ve hukukun üstünlüğünü takip eden liderlerle
çalışmayı tercih edeceğini açıkça dile getirse bile, Türk siyasetinin kırılgan
ve kestirilemez olmayı sürdüreceğini kabul etmeli.
|
|
|
http://www.burasicanakkale.com © 2000 - Bütün hakları Saklıdır. |