ÇANAKKALE'NİN DÜNYAYA AÇILAN PENCERESİ ::.  

Burası Çanakkale'yi Giriş Sayfanız Yapın Sık Kullanılanlara Ekleyin...



 

 

SAĞLIK                                                                                                                                                                                                                Son Güncelleme : 09.09.2010


   

Türkiye'nin, Kızılay'ın ABD'li bir firma ile yaptığı anlaşma doğrultusunda, Çanakkale'ye inşa etmeyi planladığı dünyanın 7'nci ''proton terapi'' merkezi, arsa tahsisinin valilik tarafından iptal edilmesiyle başka bir ülkeye yapıldı.

Türk Kızılayı Genel Başkanı Tekin Küçükali, yaptığı açıklamada, yaklaşık 4 yıl önce Dominik Cumhuriyeti'nde yaşanan sel felaketi sonrasında bu ülkeye Kızılay olarak yardımda bulunduklarını anımsattı.

Yardım götüren ekiptekilerin, uçakta dünyanın önde gelen finans şirketlerinden birisinin patronu olan Daniel Mejia ile tanıştıklarını belirten Küçükali, ''Mejia, Türkiye'deki bir kurumun, Dominik Cumhuriyeti'ne yardım götürüyor olmasından çok etkilendi ve bir süre sonra telefonla beni aradı. Türkiye'de nasıl bir yatırım yapabileceklerini sorması üzerine çalışma yürüttük'' dedi.

Küçükali, yapılan çalışma doğrultusunda, dünyada sadece altı yerde olan ve kanser tedavilerinde kullanılan proton terapi yönteminin uygulanacağı merkezin yedincisinin Mejia'ya ait şirket tarafından Türkiye'de kurulmasına karar verildiğini ifade ederek, ''Çanakkale'de Valiliğin bize tahsis ettiği arsada merkez yapılması kararlaştırıldı ve gerekli çalışmalar yürütüldü. Bu yıl içinde gerçekleştirilecek yatırım, maalesef aleyhte gelişen bir durum nedeniyle yapılamadı. Valilik arsa tahsisini iptal etti'' diye konuştu.

''YABANCI SERMAYENİN GELMESİNDE SABIRLI OLUNMALI''

Valiliğin sermayenin gecikmesinden rahatsız olduğunu vurgulayan Küçükali, şöyle devam etti:

''Daha dünya krizi konuşurken, tabiki ilgililer de paranın toparlanması işini halletmeye çalışıyorlardı. Ama maalesef valiliğin arsa tahsisini iptal etmesi dolayısıyla ülkemiz böyle bir hizmeti bundan sonra alamayacak. Bu merkez yapılamayacak. 260 milyon avroluk yatırım başka bir ülkeye kaydı. Halbuki yabancı sermayenin gelmesinde sabırlı olması lazım gelen işler. Bunlara böyle 'gelecekseniz gelin' diyemeyiz. Bu nazlı bir iştir, para getiriyor size insanlar. İlk etapta 260 milyon avro yatırım yapacaklardı. Bu çok ciddi bir yatırımdır. Tabi ki sonrasında sağlık turizmi gelişecek 5 yıldızlı oteller zinciri oluşacaktı. Böyle bir gelişme oldu bundan dolayı üzüldük.''

Proton tedavi yönteminin, kanser tedavisinde hücreye nokta atışı yapılan yeni bir tedavi yöntemi olduğunu ifade eden Küçükali, ''Bu yöntem, kanserin iyileşmesinde yüzde 90'ın üzerinde etkili. Amerikalılar tarafından bu merkez dünyada 11 yere kurulacak. Ancak ülke olarak biz bu şansı kaçırdık'' dedi.

ÇANAKKALE VALİSİ ATALIK: ''FİRMA PROTOKOLE UYMADI''

Çanakkale Valisi Abdülkadir Atalık ise protokolün imzalanmasının ardından belirtilen sürede herhangi bir işlem yapılmadığı için tahsisin iptal edildiğini bildirdi.

Geçtiğimiz yıl imzalanan protokolün ardından, firmaya bir süre verildiğini anımsatan Atalık, ''Bu süre zarfında çalışmalara başlamadılar, bunun üzerine ek süre verdik, ancak hiç gelen giden olmadı. Bu nedenle arsa tahsisini iptal ettik'' dedi.

Firmanın, bu yatırımı yapmak istemesi halinde arsa tahsisini yeniden yapabileceklerini bildiren Atalık, ''Protokolü imzaladıktan sonra, kamu arsasını bloke ediyorlar. Belirtilen sürede yapılmadı, bu arsayı dolu tutamayız, bu sırada gelebilecek yatırımcıların önünü açmamız gerekir. Tekrar ediyorum, gelmek isterlerse, bu tesisi yapmak isterlerse tahsisi yaparız, gelsinler, yatırımlarını yapsınlar'' diye konuştu.


TABİP ODASI: “AİLE HEKİMLİĞİ YARARLI OLMAYACAKTIR”

Çanakkale Tabip Odası Yönetim Kurulu tarafından Aile Hekimliği ile ilgili bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamada “Geçilmekte olan aile hekimliği sisteminde ise ekip anlayışından uzak, hekimi yalnızlaştıran, tüccar yapan, işletmeci anlayışa iten ve sadece kişiyi esas alan bir anlayış söz konusudur” denildi.

Çanakkale Tabip Odası Yönetim Kurulu tarafından Aile Hekimliği ile ilgili bir basın açıklaması yapıldı. Son yıllarda ülkemizde Sağlıkta Dönüşüm adı altında sunulan programın artık son aşamalarına gelindiği belirtilen açıklamada; “Genel Sağlık Sigortasıyla başlayıp, SSK sağlık tesislerinin Sağlık Bakanlığına devri ve sonrasında devlet hastaneleriyle birleştirilmesiyle devam eden, tamgün, aile hekimliği uygulamalarıyla süren, sonunda kamu hastaneleri birlikleri yasasıyla tamamlanacağı ön görülen bu süreçler aslında hem halkın sağlığının hem de hekimlerin aleyhine işlemektedir. ” denildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi; “Bilindiği gibi tamgün yasasında süreç devlet hastaneleri için Temmuz ayı sonunda, üniversite hastaneleri için ise Ocak 2011 de tamamlanacaktır. Ancak Anayasa Mahkemesi süreci halen devam etmektedir. Tamgün yasası ile doğası gereği zaten tamgün çalışan bir meslek grubuna insan haklarına aykırı olarak tamgün çalışma zorunluluğu getirilmiştir. Hekimler için ön görülen ya da kamuoyuna dillendirilen ücretlerin kaynağı belirsizdir, güvencesi yoktur ve söylenenler doğru değildir. Çıkarılan yasa için genel bütçeden pay ayrılmamış, SGK dan gelecek gelirlere bel bağlanmıştır.
Hekimlerin ücretlerini alabilmesi için çalıştıkları kurumda müşteri bulurlarsa 7 gün 24 saat çalışmaları gerekecektir. Ücretlendirmeyi esas alan performans değerlendirmesi sağlık harcamalarını arttıracak, etik dışı uygulamalara neden olacak ve iş barışını bozacaktır. Tamgün yasası ile üniversite hastaneleri de diğer hizmet hastaneleri ile aynı kefeye konulmuştur. Üniversitelerin eğitim ve araştırma misyonları göz ardı edilmiştir. Tamgün yasası tedavi edici hekimlik hizmetlerini önceleyen bir yaklaşımla hazırlanmış, hastalar ve hastalıklar para ve puan getiren ticari bir olgu olarak görülmüştür. Koruyucu hekimlik, halk sağlığı ve tıbbi araştırmalar yok sayılmıştır. Nihayet 5 yıldan beri sürdürülen Birinci basamak sağlık hizmetlerinde aile hekimliği pilot uygulaması artık ilimizde de uygulanmaya başlayacaktır. Çanakkale merkez ve ilçelerinde 130 aile hekimi görev alacaktır. Halen tam olarak belirlenmiş bir yasası bile olmayan bu uygulamanın hem topluma hem de hekimlere yararlı olmayacağına inanıyoruz.
Ülkemizde birinci basamak sağlık hizmetlerinin modernleşmesi Prof. Dr. Nusret Fişek öncülüğünde başlatılan sosyalizasyon uygulamalarına dayanmaktadır. Bu uygulamada sağlık ocaklarında yeteri kadar hekim, hemşire, ebe, sağlık memuru, tıbbi sekreter, şoför ve hizmetli gibi geniş bir ekiple birinci basamak sağlık hizmeti verilmesi öngörülmekte ve hizmetin finansmanı tamamen genel bütçeden karşılanmaktaydı. Sosyalizasyon uygulamasında herkese eşit ve ücretsiz olan birinci basamak sağlık hizmetinde birey ailesi ve çevresi ile bir bütün olarak ele alınmaktaydı. Geçilmekte olan aile hekimliği sisteminde ise ekip anlayışından uzak, hekimi yalnızlaştıran, tüccar yapan, işletmeci anlayışa iten ve sadece kişiyi esas alan bir anlayış söz konusudur.
Aile hekimi ekip hizmeti olarak verilmesi gereken bu kadar yoğun birinci basamak sağlık hizmetlerini ne yazık ki yıllık sözleşme karşılığı, yaklaşık 3.500 kişiye bir aile sağlığı elemanı ile vermeye zorlanmaktadır. Hekimlere yıllık sözleşmelerle 7 gün 24 saat çalışma dayatılmaktadır. Ülkemizde 2005 yılından beri pilot uygulama şeklinde uygulanan aile hekimliği sistemi 12 Temmuz itibariyle ilimizde de 130 aile hekiminin katılımıyla başlamaktadır. Yıllardır ne yazık ki bu sistemin yanlışlıkları görülememiş sağlık sistemleri içindeki yeri tanımlanamamış ve güçlü bir ekip yapısı oluşturulamamıştır. İlimizde de diğer illerdeki eksikliklerle uygulamaya geçilmektedir. Sağlık Bakanlığı “ben yaptım oldu” ya da “ hele bir başlayalım sonra bakarız” anlayışıyla konuya yaklaşmakta hekimleri ve toplumu düşünmemektedir”.


AİLE HEKİMLİĞİ UYGULAMASI BAŞLADI

Çanakkale de Aile Hekimliği uygulaması başladı. Çanakkale Aile Hekimleri Derneği Başkanı Doktor Cumhur Sayın Çanakkale’de 1 hekime 3 bin 500 hastanın düştüğünü ifade ederek, “Sağlık sistemi daha da kaliteli olacak” dedi.

Çanakkale de Aile Hekimliği başladı. Çanakkale de Aile Hekimliği Uygulamasında, 1 hekime ortalama 3 bin 500 kişinin düştüğü bildirildi. Çanakkale Aile Hekimleri Derneği Başkanı Doktor Cumhur Sayın, Aile hekimliği sayesinde, 1. basamak hizmetlerinin daha da güçleneceğine belirtti. Doktor Sayın; “Aile hekimleri kendilerine bağlı nüfusları evlerinde ziyaret edecek. Ev, aile profilini çıkaracaklar. Ailenin her şeyine vakıf olacak ve daha kaliteli sağlık hizmeti sunmuş olacağız” dedi. Çanakkale Aile Hekimleri Derneği Genel Sekreteri Doktor Akif Zaloğlu da Aile Hekimliği sistemin yararlı olacağını bildirdi. Zaloğlu, Çanakkale halkının Aile Hekimliği sistemine ilgisinin yüksek olduğunu ifade etti.

Sağlık Hizmeti Daha Kaliteli Olacak”
Çanakkale Aile Hekimleri Derneği Başkanı Doktor Cumhur Sayın, Çanakkale de bir aile hekimine 3500 kişi düştüğünü belirterek, Tüm arkadaşlarımız bu nüfusa en iyi şekilde kaliteli sağlık hizmetini vermek için sahada görevlerinin başındalar” dedi. Esenler Aile Sağlığı Merkezinde görev yaptığını bildiren Doktor Sayın; “Bugün sabahleyin büyük bir heyecanla işimize hasta bakmaya geldik. Tabii ilk gün olması dolayısıyla bazı sıkıntılar oluştu. Sistemden kaynaklanan sıkıntılar oluştu. Bunları aşmaya çalışıyoruz. Elektronik reçete çıkarıyoruz yazıcılarımızdan. Bu nedenle teknik yetersizlik ve sistemden kaynaklanan sıkıntılarımız oluyor. İlk gün olarak hastalarımızın Aile Sağlığı Merkezlerine gittiklerinde doktorların bu durumunu anlayışla karşılayacaklarını düşünüyorum. Bunları aşacağız yarın, öbür gün daha rahat olacak. 3500 kişiye ortalama mahallelere tüm Çanakkale nüfusu bölünerek 3500 kişiye bir aile hekimi olacak şekilde yapılandırıldı. Her aile hekiminin kendisine bağlı 3500 nüfusu var. Bu nüfusa en iyi şekilde kaliteli sağlık hizmetini vermek için arkadaşlarımız sahada görevlerinin başındalar” dedi.

“Aile Ziyaretleri Başlayacak”
Vatandaşların T.C. numaraları ile kendisine bakacak Aile Hekimini tespit edeceğini ifade eden Doktor Sayın; “Hastalarımız aile sağlığı merkezine gelince değişik yüzlerle karşılaşıyorlar. Çünkü kadrolar değişti. Aile sağlığı merkezlerinde değişik hekimlerimiz görev alıyor. Nüfus cüzdanlarından T.C. numaraları ile herhangi bir hekime baktıklarında, sorduklarında vatandaşlarımızın aile hekimini öğrenebilme şansları var. Mahallelerindeki en yakın aile sağlığı merkezine gittiklerinde T.C. No’su ile herhangi bir hekimin kapısını çaldığında o hastanın kendisine bağlı olup olmadığını direkt olarak görebiliyor. Bağlıysa zaten muayenesini oluyor. Eğer o hekime bağlı değilse yine o aile sağlığı merkezinde başka bir hekimdir büyük bir olasılıkla zaten oda çıkıyor ve diğer hekime yönlendirilmiş oluyor” dedi. Doktor Sayın şunları kaydetti; “ Vatandaşlarımız rahatlıkla en yakın aile merkezine gelip aile hekimlerini öğrenebiliyor ve muayene oluyorlar. Bakım tedavi ve koruyucu aile sağlığı hizmetinde aile hekimlerini önemi daha çok anlaşılıyor. Bir ev halkının içindeki tüm bireyleri, bebeği, gebesi, yaşlısı, genci hepsine sağlık hizmeti veriyoruz. Ailenin tüm sağlıkla ilgili sorunların da aileden birisiymiş gibi davranıyor aile hekimlerimiz ve tüm ailenin sağlık sorunlarına bire bir ortak olmuş oluyorlar. Yakında aile hekimleri kendilerine bağlı nüfusları evlerinde ziyaret edecek. Ev, aile profilini çıkaracaklar. Ailenin her şeyine vakıf olacak ve daha kaliteli sağlık hizmeti sunmuş olacağız”.

“Hastaların sisteme olan ilgileri çok fazla”
Çanakkale Aile Hekimleri Derneği Genel Sekreteri Doktor Akif Zaloğlu da, hastaların sisteme olan ilgilerinin fazla olduğunu belirterek sistemin tüm vatandaşlara yarar getirdiğini ifade etti Doktor Zaloğlu şunları kaydetti; “Çanakkale de Aile Hekimliği Uygulaması başladı. Hastaların sisteme olan ilgileri çok fazla. Barbaros Aile Sağlığı merkezinde yedi hekim olarak çalışıyoruz. Sağlık Müdürlüğümüzde yaşanabilecek sorunları çözebilmek adına fazladan eleman görevlendirmesi ile gerekli ön hazırlığı yaptığı için fazla sıkıntı yaşamadık. Bugün misafir hasta kayıtlarımızda oldu. İzmir de daha önce siteme geçmiş, Edirne de İstanbul da bu sistemin içerisinde olan vatandaşlarımızda bize müracaat ettiler. Onlarla da rahat bir şekilde tedavileri, muayeneleri olsun ya da izlenmeleri olsun çok rahat yaptık. Gayet güzel sadece MERNİS’den kaynaklanan T.C. kimlik sorgulamadan kaynaklanan ufak tefek aksaklıklar var. Biz buna hazırlıklıydık bu konuda müdürlüğümüz bakanlığımızda bizi bilgilendirmişti. Ona yönelik hazırlıklarımız mevcuttu. İlerleyen günlerde sistem daha da işlerlik kazanacak.”
GÖRÜNTÜLÜ HABERİ İÇİN TIKLAYIN


ÇANAKKALE İLİ AİLE HEKİMLİĞİ
UYGULAMASI HAKKINDA GENİŞ BİLGİ

1) Aile Hekiminin Tanımı

Bireylerin ve aile fertlerinin ikamet yerlerinin yakınlarında ya da kolaylıkla ulaşabilecekleri bir yerde bulunan, ilk başvuracakları, kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini, yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın, her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Bakanlığın öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabipleridir.
2) Aile Sağlığı Elemanı
Aile hekimi ile birlikte hizmet veren, sözleşmeli çalıştırılan veya Bakanlıkça görevlendirilen hemşire, ebe, sağlık memuruna denir.
3) Aile Sağlığı Merkezi
Bir veya daha fazla aile hekimi ile aile sağlığı elemanlarınca aile hekimliği hizmetinin verildiği sağlık kuruluşuna denir.
4) Toplum Sağlığı Merkezleri
Bölgesinde yaşayan toplumun sağlığını geliştirmeyi ve korumayı ön plana alarak sağlıkla ilgili risk ve sorunları belirleyen, bu sorunları gidermek için planlama yapan ve bu planları uygulayan, uygulatan; birinci basamak koruyucu, iyileştirici ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini müdürlüğün sevk ve idaresinde organize eden, bu hizmetlerin verimli şekilde sunulmasını izleyen, değerlendiren ve destekleyen, bölgesinde bulunan sağlık kuruluşları ile diğer kurum ve kuruluşlar arasındaki koordinasyonu sağlayan sağlık kuruluşuna tolum sağlığı merkezi denir.
5) Aile hekimleri sağlık ocaklarında mı görev yapacak?
Aile hekimleri isterlerse sağlık ocaklarında çalışabileceklerdir. İstemeleri halinde de kamu mekanları dışında bir yerde hizmet verebileceklerdir.
6) Kişiler Aile Hekimlerini nasıl seçecekler?
Aile Hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde, kişilerin birinci basamak sağlık hizmetlerinden faydalanabilmesi için aile hekimlerine kaydolması şarttır. Kişilerin aile hekimlerine ilk kaydı, aile hekimliği uygulamalarına yeni geçilen illerde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından ikamet ettikleri bölge göz önünde bulundurularak yapılır. Aile Hekimliği uygulamalarının olduğu bir il'e ikamet amacıyla yeni gelen kişiler bölgelerinde bulunan aile hekimlerinden istedikleri bir aile hekimine kayıt yaptırırlar. Kayıt yaptırmamışlarsa ilk ev halkı tespitinde tespit edilirler ve il sağlık müdürlüğü tarafından kendine kayıtlı kişi sayısı en az olan yakın konumdaki aile hekiminden başlanarak kayıtları yapılır.
7) Sürekli ikamet ettiği bölgeden uzakta olan bir kişi sağlık sorunu ile karşılaşırsa ne yapacak?
Sürekli ikamet ettiği ilden uzakta kalacak kişi veya geçici süre ile Türkiye'de ikamet edecek olan kişi, zorunlu durumlarda kendisine yakın konumdaki bir aile hekiminden kayıt yaptırmaksızın sağlık hizmeti alır veya hastaneye sevk edilir.. Aile hekimi bu durumdaki kişiler için herhangi bir ücret talep edemez.
8)Gezici sağlık hizmeti nedir?
Aile hekimi kendisine bağlı yerleşim birimlerinden sağlık hizmeti ulaşımının zor olduğu belde, köy, mezra, uzak mahalleler ve benzeri yerleşim yerleri için gezici sağlık hizmeti verir.
Aile hekimlerinin gezici sağlık hizmeti sunacakları bölgelerdeki yerleşim birimlerine bir plan dâhilinde periyodik aralıklarla ulaşmaları ve hizmet vermeleri esastır. Gezici sağlık hizmetine ilişkin planlama; coğrafi durum, iklim ve ulaşım şartları ile kendisine bağlı yerleşim birimlerinin sayısı dikkate alınarak yapılır.
9) Gezici sağlık hizmeti alan kişiler başka bir aile hekimine kayıt olabilir mi?
Gezici sağlık hizmeti verilen yerlerde oturan kişiler, gezici sağlık hizmeti almak üzere başka bir aile hekimine kayıt olamazlar. Ancak, başka bir aile hekimine kayıt olmak isterler ise, kayıt oldukları aile hekiminin aile sağlığı biriminden hizmet alırlar. Bu durumda, kayıt olunan yeni aile hekimi, o kişi veya kişiler için gezici sağlık hizmeti vermek ile yükümlü tutulmaz.
10) Aile hekimliği pilot uygulama kanunu ne getirecektir ?
Aile hekimliği hizmetleri ücretsizdir.
Pilot uygulamanın yapıldığı yerlerde hastanelere aile hekiminden şu an sevk almadan gidebileceklerdir.
11) T.C. kimlik numarasının aile hekimliği sistemindeki önemi nedir?
Vatandaşlarımızın Aile hekimliği hizmetlerinden yararlanabilmesi için T.C.Kimlik Numarası olması zorunludur.
Hekimler bilgisayar sistemine T.C. Kimlik Numaraları ile gireceğinden, nüfus kağıdı olmayan vatandaşlarımızın bir an önce nüfus kağıtlarını çıkartıp, T.C.Kimlik Numaralarını almaları gerekmektedir.
12) Acil durumlarda ne yapacağım ?
Acil durumlarda bulunduğunuz yerdeki en yakın sağlık kuruluşuna başvurabilirsiniz.
112 Acil Hizmetler 24 saat hizmet vermeye devam edecektir.
13) Seyahat sırasında rahatsızlandığımda ne yapacağım ?
En yakın yerdeki Aile Sağlığı Merkezinden sağlık hizmeti alabilirsiniz.
Bu durumda sizden ve ailenizden ücret talep edilmeyecektir.
14) Aile hekinin izinli yada hasta olduğunda ne yapacağım?
Aile Hekiminiz uzun süre yerinde olmadığında, yerine kimin hizmet vereceğini Aile Sağlığı Merkezinde ilan edilecektir. Eğer aile hekiminiz grup halinde diğer hekimlerle birlikte çalışıyorsa onların arasından belirlenen bir aile hekimi size yardımcı olacaktır.
15) Sürekli kullandığım ilaçları aile hekimi yazabilecek mi ? ilaçlarımı nasıl alacağım?
Raporlu olduğunuz sürece kronik hastalık ilaçlarınız Aile Hekiminiz tarafından yazılacaktır.
Ancak rapor süreniz sona ermeden Aile Hekimine başvurarak hastahaneden rapor almanızı sağlamalısınız.
Aile Hekiminizin reçete ettiği ilaçları, eczanelerden eskiden temin ettiğiniz gibi temin edebileceksiniz.
16) Ailem Çanakkale dışında oturuyor. Ben sadece okumak için buradayım.Hastalandığım zaman nereye başvuracağım?
Öncelikle herhangi bir aile hekimine kayıtlı olup olmadığınızı öğrenmelisiniz.Eğer kaydınız yosa öğrenim süresi boyunca uzun bir zaman ailenizin yanında olmadığınız için eğitim gördüğünüz bölgeye en yakın Aile Hekimine kayıt olabileceğiniz gibi, ikamet ettiğiniz adresin bağlı bulunduğu Aile Hekimine ziyaretçi olarak da muayene olabilirsiniz.
Bunun yanı sıra üniversite öğrencisi iseniz Mediko-Sosyal biriminden de yararlanabilirsiniz.
17) Aile hekimine her türlü sağlık sorunumu danışabilir miyim ?
Aile Hekiminize, aile planlamasından çocuk bakımına, aşı uygulamalarından sağlıklı beslenmeye ve bulaşıcı hastalıklara kadar yardım almak ve danışmak istediğiniz her konuda başvurabilirsiniz
18) Aile hekimliği hizmetinden kimler yararlanabilir ?
Aile Hekimliği Uygulamasında sağlık güvencesi aranmayacaktır. Yani HERKES Aile hekiminden yararlanabilir.
19) Aile hekimini değiştirebilir miyim?
Bulunduğunuz bölge içinde kalmak şartı ile aile hekiminizi seçme ve değiştirme hakkına sahip olabileceksiniz.Uygulama başladıktan üç ay sonra kişiler isterlerse Aile Hekimlerini serbestçe değiştirme hakkına sahip olacaklardır.Bunun için bir form doldurmak ve seçtiğiniz hekimin onay vermesi yeterlidir.
Başka bir ilçeye taşındığınızda bu durumu aile hekiminize bildirmelisiniz ve hekiminizden alacağınız formlarla yeni taşındığınız bölgedeki aile hekimini seçerek kayıt yaptırmalısınız
20) Aile Hekimliğinde ödeme sistemi nasıl olacak?
Muayene ve müdahale işlemleri, kişinin sosyal güvence durumlarına bakılmaksızın ÜCRETSİZ verilmektedir.
21)Aile Hekimimi nasıl öğrenebilirim?
Sağlık Bakanlığı´nın internet sitesinden Aile Hekimim kim bölümünü tıklayıp, TC kimlik numaranızı yazarak öğrenebilirsiniz.
22) Aile Hekimimden şikayetim varsa kime başvurmalıyım?
İllerde il sağlık müdürlüklerine. İlçelerde Toplum Sağlığı Merkezlerine başvuruda bulunabilirler.
23) Aile hekimliğinde eşler farklı Aile hekim’lerini seçebilecek mi?
Böyle bir durum sıkıntı yaratmaz mı? Çocukların durumu ne olacak ?
Kişilerin İstediği Aile hekimini seçmesi esastır.Çocuklar ebeveynlerinin tercih ettiği Aile hekimine kaydettirilebilecektir.18 yaşından küçük tüm çocuklar ebebeynlerinin tercih ettiği Aile hekimine kaydedilecektir.
24) Herhangi bir Aile Hekimine kaydım yok,Ne yapmalıyım?
Eğer herhangi bir Aile Hekimine kaydınız yok ise ikamet ettiğiniz bölgeye hizmet veren Aile Hekimine başvurup kaydınızı yaptırmalısınız.Kayıt için sadece T.C. kimlik numaranız yeterlidir.


ÇANAKKALE’DE KALITSAL KAN HASTALIKLARININ TEŞHİSİNDE BİR İLK: HEMOGLOBİN ELEKTROFOREZİ

Akdeniz Anemisi ( Talasemi) dünyanın birçok ülkesinde, Akdenizi de içine alan bir kuşak boyunca İtalya , Yunanistan, İspanya Kıbrıs , Türkiyenin güney ve batı kıyılarında bulunur. Akdeniz anemisi alyuvarlarda bulunan hemoglobin molekülünün kalıtsal bir hastalığıdır. DNA üzerinde mutasyonlar sonucu hemoglobinin yapımında yetersizlik ya da bozukluk oluşursa talasemi meydana gelir.

Oksijen kırmızı kan hücrelerinin %90'ını oluşturan hemoglobine bağlanarak taşınır. Bu durumda oksijen taşıma işini yeterince yapamaz ve dokularda oksijenin azalması sonucu solukluk, halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı, gelişme geriliği gibi şikayetler gelişir. Yetişkin bir insanda bulunan hemoglobinler şunlardır:
1. Hb A: 2 alfa, 2 beta zincirinden oluşur, %96-98 oranındadır.
2. Hb A2: 2 alfa, 2 delta zincirinden oluşur, %3.4'e kadar normaldir.
3. Hb F: 2 alfa, 2 gama zincirinden oluşur. Doğumdan sonra giderek azalır. 1 yaşından sonra 2'yi geçmez. Bu gurup hastalıklarda alfa ve beta zincirinin eksik sentezi sonucu hemoglobin A (Erişkin Hb) yeterince oluşamaz. Yapımı azalmış bir zincir başka bir zincirin daha fazla yapılması ile düzeltilmeye çalışılır. Alfa zincirinin yapımı az ise alfa talasemi, Beta zincirinin yapımı eksik (B-) veya yok (BO) ise beta talasemi oluşur. Beta talasemisinde beta zinciri yeterince yapılmadığından ya Hb F'in gama zincirlerinin, ya da Hb A2'nin delta zincirlerinin sentezi artar ve beta talasemide Talaseminin 3 klinik şekli vardır. Akdeniz anemisi taşıyıcılığı (Talasemi minor) ve Akdeniz anemisi hastalığı (Talasemi major) ve Talasemi İntermedia. Akdeniz anemisi taşıyıcıları hasta geni taşımalarına karşın tümüyle sağlıklılardır. Ancak kan sayımında hafif bir kansızlık vardır, halsizlik yapabilir. Hemoglobin elektroforezi yapılmazsa demir eksikliği anemisi ile karıştırılabilir. Talasemi taşıyıcılığı ve demir eksikliği anemisi ülkemizde sık görülür ve kan sayımında benzer özelliklere sahip kansızlık yaparlar (küçük, hemoglobini az, yaymada soluk görünen eritositler). Bu nedenle talasemi taşıyıcıları demir eksikliği anemisi tanısıyla yanlışlıkla uzun süreli demir tedavisi alabilirler ancak talasemi taşıyıcılıklarındaki kansızlık demir tedavisi ile düzelmez ve tanımadıkları için de çocuklarına bu hastalığı geçirebilirler. Ülkemizde talasemi taşıyıcılarında da bebeklik döneminde iyi beslenememe nedeniyle demir eksikliği gelişebilir. Bu nedenle demir eksikliği tanısı konan hastalar tedavi sırasında yakından izlenmeli, 1-2 aylık demir tedavisinden sonra kontrol edilerek birlikte bulunabilecek talasemi taşıyıcılığı atlanmamalıdır. Kalıtsal hastalıkların bazılarında ki Akdeniz anemisi de bu gruptandır, hatalı geni taşıyanları, yani taşıyıcıları saptamak mümkündür. Böylece, aileler henüz çocuk sahibi olmadan uyarılır ve acı bir sürprizle karşılaşmaları önlenebilir. Taşıyıcılar ancak kan sayım cihazları ile eritrosit indekslerine bakılarak ve Hemoglobin elektroforezi yöntemlerinin kullanılması ile anlaşılır.

Anne ve baba taşıyıcıysa çocuklarına geçirdikleri hatalı genle Akdeniz anemisi hastalığına neden olabilirler. Bu hastalarda Hemoglobin yapılmadığından ağır kansızlık oluşur. Dışarıdan kan verilmezse hastalar yaşayamaz. Talasemi hastalarında ağır kansızlık dışında sarılık, dalak büyüklüğü, halsizlik, etrafa ilgisizlik, infeksiyonlara kolay yakalanma, büyüme problemleri görülür. Türkiye’de yapılan her 4 evlilikten biri akraba evliliğidir. Akraba evliliklerinin %70’inin 1. derece akrabalar arasında yapılması, evlilik öncesi tarama testleri ile yeni hasta doğumunun engellenebilmesi ve koruyucu hekimlik ile diğer ülkelerde kat edilen mesafeler göz önüne alınarak ülkemizde Hemoglobinopati Kontrol Programı başlatılmıştır. Hemoglobinopati Kontrol Programı hemoglobinopati taşıyıcılığının sık görüldüğü Konya, Karaman, Burdur, Isparta, İzmir, Denizli, Manisa, İstanbul, Bursa, Çanakkale, Kütahya, Gaziantep, Kahramanmaraş, Antalya, İçel, Hatay, Ankara, Tekirdağ, Edirne, Diyarbakır, Bilecik, Kırklareli, Kayseri, Sakarya, Kocaeli, Şanlıurfa, Eskişehir, Batman, Düzce, Adana, Aydın, Muğla gibi riskli illerde başlamıştır.
Sağlık Bakanlığı ve kurduğu Ulusal Hemoglobinopati Konseyi son yıllarda Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerindeki merkezlerde yaptığı tarama çalışmalarına devam etmektedir.

Hemoglobinopati Kontrol Programı nın Amacı

Halkın, gençlerin, evlenecek ve yeni bebek sahibi olacak çiftlerin bilgilenmesini ve test yaptırmasını sağlayarak, hastalıklı bebek doğmasını önlemek, Akdeniz anemili hastaları tespit edip izlemek ve tedavi edilmelerini sağlayarak mevcut hemoglobinopati hastalarının yaşam sürelerinin uzatılması ve yaşam kalitelerinin arttırılmasıdır. Bu amaca üniversite hastanesi olarak destek verebilmek amacıyla ÇOMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Klinik Biyokimya Laboratuvarına kapilller elektroforez cihazı kazandırılmıştır. Çanakkale ilinde daha önce mevcut olmayan ve ilk kez kullanılan elektroforez cihazı ile ilimizde halen mevcut bir Hemoglobinopati Kontrol Merkezi mevcut olmadığından ümit ederiz ki birçok şüpheli vakanın değerlendirmeleri yapılabilecek, taşıyıcı ve hasta teşhisleri hastalarımız şehir dışına yönlendirilmeden konulabilecektir. Kapiller Elektroforez ile talasemi yanı sıra orak hücreli anemi gibi diğer birçok hemoglobinopatilerin (ki kapiller elektroforezin mevcut Hemoglobin elektroforezlerinden üstünlük sağlayan en önemli yönlerinden biri Orak hücreli anemi ile tanısı çakışabilen diğer hemoglobin varyantlarını daha net ortaya koyabilmesidir) ve protein elektroforezi ve lipit elektroforezi ile de birçok dahili hastalığın erken ve ayrıcı teşhisleri sağlanabilecektir.


VURGUN YİYENLERİN TEDAVİSİ İÇİN BASINÇ ODASI

Çanakkale'ye, zehirlenme ve deniz kazalarına maruz kalanların tedavisi için gerekli olan basınç odası kurulacak. Bu amaçla Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Deniz ve Sualtı Hekimliği Ana Bilim Dalı ihale açtı.

Başta soba ve şofben zehirlenmeleriyle deniz kazalarında vurgun yiyenlerin hayata döndürülmesi için "hiperbarik tedavi" uygulanan basınç odası, Marmara ve Kuzey Ege bölgelerindeki kamu hastaneleri arasında üçüncü olarak hizmete girecek. Haydarpaşa GATA ve Çapa Tıp Fakültesi'nde bulunanlar ihtiyacı karşılayamadığı için 15 milyon kişinin yaşadığı İstanbul'da uzun kuyruklar oluştuğunu belirten ÇOMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ahmet Reşit Ersoy, hem tedavi yapılacağını hem de Türkiye'nin büyük bir eksiği olan bu alandaki uzman hekimlerin yetiştirileceğini söyledi. Son teknolojiyle donatılacak basınç odasında hayat kurtarıcı tedaviler yapılabildiğini anlatan Dekan Ersoy, "Türkiye'de üçüncü su altı hekimliği ve hiperbarik tıp ana bilim dalını kurmak istedik. Basınç odası, deniz kazalarında olduğu kadar gazlı kangren, karbonmonoksit zehirlenmesi, penisilinin istenmeyen etkileri, ezik ve yaralar, ani körlükler, işitme kayıpları, donmalar, kemik iltihapları, diyabete bağlı yaralar gibi birçok hastalık için vazgeçilmez tedavi yöntemidir." dedi.

Aynı zamanda dalgıç olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ersoy, "Çanakkale'nin coğrafi konumunu ve buna bağlı yaşamı değerlendirince, boğaz ve Saros Körfezi dünyanın en güzel dalış bölgesi. Saros'a her hafta sonu 100'den fazla dalış kulübünün üyeleri geliyor. Çanakkale Boğazı, dünyanın en önemli batık dalış alanı. Üniversitemizde de Su Ürünleri Fakültesi var. ÇOMÜ'nün su altı kulüpleri, başarılı dalgıçlara sahip. Turizm ve sporun yanı sıra akademik amaçlı dalışlar da yapılıyor. Gelibolu'daki tersanelerde, gemi inşa kapsamında da sanayi dalgıçlığı var." şeklinde konuştu.

Basınç odasının ayrıca şeker hastalarının iyileşmeyen yaraları, iyileşmeyen kemik iltihapları, ani işitme ve görme kaybı, kulak burun boğaz ve göz tedavilerinde de kullanıldığını ifade eden Ahmet Reşit Ersoy, şunları söyledi: Çanakkale, yılın ortalama 200 günü poyraz alıyor. Soba ve şofben zehirlenmeleri sık görülüyor. Bunlarda en etkili tedavi basınç odası. Yüksek basınçta ve yüksek oranda oksijen solutarak dalgıç için vurgun, ağır işitme, görme kaybı ve zehirlenmelerde en etkili tedavi. Sponsor vasıtasıyla bağışlar, ÇÖMÜ Rektörlüğü'nden destek ve katkılar aldık."


ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ
SAĞLIK UYGULAMA VE ARAŞTIRMA HASTANESİ

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Uzmanı Doç.Dr.Uğur GÖNLÜGÜR 1-7 Ocak Verem Haftası nedeniyle “Verem Hastalığı” hakkında merak edilen soruları cevapladı.

Verem nedir?
Verem ya da tüberküloz, başlıca Mycobacterium tuberculosis adıyla anılan mikroorganizma nedeniyle insan dokularında meydana gelen hastalığın adıdır.

Veremin belirtileri nelerdir?

Veremi yapan mikrop insan vücudunda en çok akciğeri, sonra akciğerin zarını tutar. Dolayısıyla hastalık yeri en sık akciğer olduğundan bulgular da genellikle öksürük, balgam, göğüs ağrısıdır. Ancak hastalık mikrobik bir hastalık olduğu için ateş, gece terlemeleri gibi yakınmalar da olabilir. Verem mikrobu diğer mikroplarla kıyaslandığında yavaş çoğalan bir mikrop olduğundan (verem mikrobu 18-24 saatte çoğalırken bu süre bazı bakterilerde 20 dakika civarıdır) yakınmalar silik olabilir. Hatta hiçbir şikayet olmayabilir. Bulguların silik olması nedeniyle pek çok hasta iştahında günden güne azalmayı fark etmez ve doktora kilo kaybı ile gider.

Verem korkulan bir hastalık mıdır?

Hayır. 1950'li yılların öncesinde verem tedavisinde kullanılan ilaçlar keşfedilmemişti. Türk filmlerinde doktorun hastaya “veremsin” deyip tedavisiz eve gönderdiği dönemlerde, halkımızın gözünde yerleşen verem imajı özünde tedavisi olmayan kötü huylu hastalık olarak kalmıştır. Oysa günümüzde verem, tedavisi olan ancak özel durumlar hariç 6 ay hap içilerek iyileşen bir hastalık durumuna gelmiştir.

Verem bulaşıcı mıdır?
Solunum yollarının (akciğer, ses teli) tüberkülozu bulaşıcıdır. Ancak diğer organların (akciğerin zarı, lenf bezi, barsak, beyin, kemik vb.) bulaşıcı değildir. Gerek konuşurken gerek öksürürken gerekse hapşururken gözle görünmeyecek kadar küçük tükrük taneciklerini havaya saçarız. Hapşurma esnasında bu taneciklerin hızı (280 m/s) nerdeyse ses hızına yakın olup menzilleri 3-4 metreyi bulabilir ve havada 2-3 saat asılı kalabilirler. Veremli hastanın odasında öksürmesi ile milyonlarca verem mikrobu oda havasına saçılmaktadır. Dolayısıyla akciğer tüberkülozu olan hastanın odasına girip nefes almakla verem mikrobu bulaşabilir.

Verem nasıl tedavi edilir?

Ülkemizde 4 farklı (dörtlü tedavi) verem hapını aynı anda ve düzenli içerek tedavi başlanır. Akciğer tüberkülozunun tedavisinin ilk 2 ayı hücum dönemi tedavisi olup bu sürede 4 farklı ilaç, son 4 ayda ise 2 farklı ilaç kullanılır. Bazı durumlarda beşinci ilaç olarak bir iğne (streptomisin) tedavisi de eklenebilir. O zaman bu tedaviye beşli tedavi adı verilir.

Kimlerde verem riski daha fazladır?
Kortizon gibi vücudun savunma sistemini bozan ilaçlar, kanser ve lösemi gibi vücudun savunma sistemini kıran hastalıklar, diyabet (şeker hastalığı), barsağı ameliyatla çıkarılmış olanlar, sosyoekonomik veya zihinsel durumu bozuk olanlar, veremli hasta ile yakın temasta olanlar, silikozis gibi akciğerde toz hastalığı varsa bu kişilerde verem riski daha fazladır.

Verem tanısı nasıl konulur?
Verem bir mikrobik hastalık olduğu için tanıda amaç mikrobu göstermekten geçer. Bu amaçla hastanın solunum yolu salgılarında (balgam) 2 kez aside dirençli mikrop saptanmışsa (verem mikrobu diğer mikroplara göre aside dirençlidir) veya solunum yolu salgılarında verem mikrobu üretilmişse (tüberküloz kültürü) verem tanısı konulmuş olur. Çanakkale bu açıdan şanslı bir şehir. Çünkü sadece üniversite hastanemizde tüberküloz kültürü yapılabilmektedir. Burada yapılan en sık hata hastanın akciğer filmine bakıp verem denmesidir. Radyolojik yöntemler verem tanısı koydurtmaz. Aynı şekilde önkoldan yapılan verem cilt testinin (tüberkülin testi) de ülkemizde tanı değeri yoktur. Çünkü ülkemizde rutin BCG (verem) aşılaması yapılmaktadır.

Verem mikrobu tedaviyle vücuttan atılır mı?
Zatürre veya bronşit yapan mikroplar tedaviyle vücuttan tamamen atılırlar. Ancak aynı şeyi verem için söylemek doğru değildir. Tedaviyle verem mikroplarının çok büyük bir kısmı ölse de maalesef küçük bir kısmı uykuya yatıp (dorman basil) uzun yıllar vücutta gizli bir odakta kalabilir. Kişi, vücut savunma direncini kıran durumlarla karşılaştığında bu mikroplar uyanıp tekrar çoğalmaya başlayabilirler. Bu durumda aynı kişi ikinci kez verem hastası olabilir.


Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Su Ürünleri Fakültesi Avlama ve İşleme Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Nermin Berik, yaptığı açıklamada, balık ve diğer deniz ürünlerinin, insanlık tarihi boyunca başlıca besin kaynaklarından olduğunu, insanların yerleşik düzene geçmeden önce bile kolay elde edilebildiği için balık ve diğer deniz ürünlerinin en çok tüketilen besinler arasınd yer aldığını belirtti.

Su ürünlerinin besin bileşimleri bakımından insanın gereksinim duyabileceği tüm maddeleri içerdiğini bildiren Yrd. Doç. Dr. Berik, bu "muhteşem maddeleri" alan ve hareketli bir yaşam süren insanın sağlam bir zihin ve vücuda sahip olacağını söyledi.Yrd. Doç. Dr. Berik, su ürünlerinin gıda olarak iyi ve kaliteli protein kaynakları arasında yer aldığını, yüzde 18-25 oranında protein içerdiğini belirterek, "Su ürünlerinin içerdiği protein biyolojik olarak değerlidir ve her besindeki protein içeriğinde bulunmayan insan için elzem amino asitleri ideal oranlarda içerir" dedi.

A, K ve D vitamini deposu

Balık etinin, kemik gelişiminde, gözün farklı ışıklara uyum sağlaması ve görebilmesinde, vücudun bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde önemli rolü olan A vitamini; kalsiyumun kemiklere yerleşmesi, kemik sağlığı ve gelişiminde görevli olan D vitamini ve özellikle kanın akışkanlığında görevli K vitamini bakımından oldukça zengin olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Nermin Berik, şunları söyledi: "Haftada üç kez düzenli balık ve diğer su ürünlerinden tüketme vücudun tüm gereksinimi karşılıyor, her gün tüketmenin ise bir zararı olmuyor. Balık etinin yağ içeriğini temel olarak uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleri oluşturur. Bu yağ asitleri göz sağlığı, kanın akışkanlığı, beyin fonksiyonları, kalp krizi, kalp damar hastalıkları, dama sertliği, depresyon migren eklem romatizmaları, şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve tansiyon ile kanser gibi pek çok hastalıktan korunmada önemli sağlık etkilerine sahiptir."

"Halk sağlığını koruyacak doğal ilaç"

Yrd. Doç. Dr. Nermin Berik, söz konusu olumlu etkilerinin sağlanabilmesi için haftada en az 300 gram yağlı balık tüketiminin önerildiğini, uzmanların hamilelik ve emzirme döneminde olan kadınların anne ve çocuk sağlığı açısından haftada en az 3-4 kez balık tüketmesi gerektiğine işaret ettiğini kaydetti. Halk sağlığını koruyacak başlıca doğal ilacın su ürünleri olduğunu vurgulayan Berik, bu ürünlerin bebeklerden, yaşlılara, hastalardan, sporculara, hamilelerden kısırlık tedavisi görenlere kadar herkesin sofrasında yer alabilecek koruyucu ve destekleyici ender gıdalar arasında bulunduğunu söyledi.


 


2003 rakamlarına göre Dünya genelinde toplam 67.6 milyon hektarlık alanda GDO'lu bitki yetiştiriliyor.
Özelikle GDO’lu soya ve mısır nedeniyle geniş bir ürün yelpazesinde GDO’lu ürünler kullanılıyor...

İnsanlar, tarıma başladığından beri yetiştirdikleri bitki ve hayvanlara istedikleri özellikleri kazandırmaya çalışıyor. ’Yetiştirmek’, yapay bitkilerin özelliklerine müdahale ederek onları daha verimli hale sokmak olarak tanımlanıyor.

Bir başka değişle bitkilere müdahale tarımın başlangıcından itibaren söz konusu. Ancak bu müdahale bitkilerin doğrudan genleri üzerinden olmamıştı. Bilimin gelişmesiyle 1980’lerden sonra bu da mümkün oldu.

GDO NEDİR?
Bilim adamları 25 yıl önce, genleri DNA’dan ayırarak başka bir canlıya yerleştirebileceklerini keşfettiler.

Bir canlıdaki genetik özelliklerin kopyalanarak, bu özellikleri taşımayan bir canlıya aktarılması sonucunda üretilen yeni canlıya Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) deniyor.
Özellikle 1980’lerden sonra bitki biyoteknolojisi alanında önemli gelişmeler sağlandı. İlk transgenik (genetiği değiştirilmiş) ürün olan, uzun raf ömrüne sahip Flavr Savr domatesi 1996 yılında raflardaki yerini aldı. Bunu, gen aktarılmış mısır, pamuk, kolza ve patates izledi.
Bu yöntemle elde edilen bitkiler, ilaçlara ya da zararlılara karşı daha dirençli oluyor. Bu da kimyasal böcek ilaçlarının kullanılmasını azaltıyor. Günümüzde mısır ve pamuğun zararlılara, soya ve kanolanın böcek ilaçlarına, papaya ve kabağın da virüslere karşı dirençli olmasında GDO teknolojisi kullanılıyor.
Genlere müdahale ederek bitkilerin lezzet, besleyicilik ya da dayanıklılık gibi özelliklerini geliştirilebiliyor. İstenmeyen durum ve olaylara daha kolay müdahale edilebiliyor. Genetiği değiştirlmiş organizmaların özellikle aşı ve ilaç yapımında kullanılması önem kazanıyor. Susuzluğa dayanıklı bitki geliştirme çalışmaları ise halen devam ediyor.
AŞILARDA GENETİĞİ DĞİŞTİRİLMİŞ ÜRÜNLER TAŞIYOR
Gıdaların genetiğinin değiştirilmesi ile ilgili tartışmalar devam ediyor ancak genetiği değiştirilmiş ürünler yeni değil. İnsülin geninin domuzlardan alınıp bir bakteriye aktarılmasıyla diyabet hastalarına insülin sağlanabiliyor. Tiroid ve büyüme hormonları genleri, hayvanlardan kesilerek bakterilere aktarılıyor ve hormon eksikliği olan insanlar faydalanabiliyor. Şekersiz yiyecekler kullanılan Aspartame maddesi de GDO’lardan üretiliyor.En önemlisi ise hepatit B aşısı başta olmak üzere bir çok aşının GDO’lardan elde ediliyor olması.
AÇLIĞA ÇARE Mİ?
Ayrıca genetik müdahale ile daha bol ürün elde edilemesi de teorik olarak mümkün. Bu özelliklerinden dolayı, GDO’yu savunanlar, bunun dünyada artan gıda ihtiyacın karşılanması konusunda cevap olabileceğini savunuyor.
ABD Tarım Bakanlığı’nın yaptırdığı bir araştırma ise GDO’lu ürünlerin daha yüksek verim sağladığının genel bir doğru olarak kabul edilemeyeceğini ortaya koydu. Bu rapora göre verimin daha yüksek olduğu bölgeler olduğu gibi daha düşük olduğu bölgeler de var.


DOMUZ GRİBİ NEDİR?

Domuz Gribi (Swine flu) (h1n1) ile ilgili merak edilenler: Domuz gribi nedir? Domuz gribinin insan sağlığına etkileri nelerdir? Tedavisi var mı?

Domuzlarda hastalığa yol açan bir mikrorganizma olan influenza tip A virüsünün (ortomiksovirüslerin) insanlarda oluşturduğu solunum yolu hastalığıdır. Virüs şimdiye kadar insanlarda hastalığa yol açmamakta, sadece domuzlarda görülmekteydi. Ancak, mikrorganizmadaki değişime bağlı olarak ortaya yeni bir formu(İnfluenza tip A H1N1) çıkmıştır ve solunum yolu ile özellikle yakın temas, öksürmek ve hapşırmak suretiyle insandan insana bulaşabilmektedir.

Domuz gribi diye tanımlanan H1N1 Influenza virüsünün yapısı: (Bu virüs, domuz, kuş ve insan influenza virüs yapılarının oluşturduğu bir hibrid virüstür).

Kış aylarında görülen gripten(mevsimsel influenza) farkı nedir? H1N1, kış aylarında görülen grip etkeni ile benzer özelliklere sahiptir. Hastalığın bulaşma yolu ve belirtileri de benzerlik göstermektedir. Ancak, yeni H1N1 tipinde virüs; insanları, kuşları ve domuzları etkileyen bir genetik özelliğe sahiptir.

Domuzlarda hastalık en sık ne zaman görülmektedir?
Domuzlar arasında salgınlar bütün yıl boyunca görülmekle birlikte, ılımlı bölgelerde sonbahar ve kış aylarında görülme sıklığı artmaktadır. Bir çok ülke domuz topluluklarını domuz gribine karşı aşılamaktadır. İnsanlarda kullanılabilecek uygun aşı henüz mevcut değildir.

Domuz gribinin insan sağlığına etkileri nelerdir?
İnsanlar arasında domuz gribi enfeksiyonu, tek tek vakalar olarak ya da salgınlar halinde görülebilir. Klinik belirtileri gribe(mevsimsel influenzaya) benzerdir. Bunlar; ateş, baş ağrısı, boğaz ağrısı, öksürük, genel vücut ağrısı, halsizlik ve bitkinlik şeklindedir. Ancak bazı vakalarda hiçbir belirti görülmezken, bazıları ölümle sonuçlanabilmektedir.

İnsan domuz gribi virüsü nasıl bulaşır?
İnsanlar domuz gribini genellikle enfekte olmuş domuzlardan almaktadır. Ayrıca yeni olan salgında insandan insana bulaşmanın olduğu düşünülmektedir. İnsandan insana bulaşma, yakın temas, hastalığı taşıyanlarla aynı ortamı paylaşmak önemli rol oynamaktadır.

Domuz gribinin belirtileri nelerdir?
Domuz influenza A virüs enfeksiyonunda; ateş, öksürük, boğaz ağrısı, vucutta ağrı, yorgunluk/ kırgınlık, başağrısı, üşüme görülebilir. Bazı domuz gribi vakalarında kusma ve ishal de görülmektedir. Mevsimsel gribe benzer şekilde, insandaki domuz gribinin şiddeti hafiften ağıra değişebilmektedir. Ağır vakalarda pnömoni, solunum yetmezliği ve bazen de ölüm görülebilmektedir. Hastalık özellikle genç ve orta yaş grubunu tutmaktadır. Kronik sağlık sorunu olanlar gibi bazı gruplarda domuz gribi ağır seyredebilmektedir.

Domuz eti ve domuz ürünlerini yemek güvenli midir? Domuz gribinin, usulüne uygun hazırlanan domuz eti veya diğer domuz ürünlerinin yenmesiyle bulaştığına dair bulgu yoktur. Domuz influenza virüsü, 70 ºC derece ısıtılınca ölmektedir.

Hastalığın görüldüğü ülkelere seyahat edeceğim. Neler yapmam gerekir?
Dünya Sağlık Örgütü tarafından yayınlanmış seyahat kısıtlaması yoktur. Mümkün olduğunca kapalı ve kalabalık ortamlarda bulunulmaması, bulaşma riskini azaltacaktır. Solunum yoluyla bulaşan tüm hastalıklar için olduğu gibi, başta sabunla el yıkama gibi kişisel hijyen önlemlerini uygulamak son derece önemlidir. Gidilen ülkelerin yerel otoritelerinin öngördüğü tedbirlere uyulması ve gerektiği durumlarda basit cerrahi maske kullanılması hastalığın bulaş riskini azaltacaktır. Ayrıca grip belirtileri görüldüğünde en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Hastalığın görüldüğü ülkelere seyahat ettim. Ne yapmam gerekir? Son iki hafta içinde hastalığın görüldüğü ülkelere ziyarette bulunmuşsanız ve başta 38ºC'den yüksek ateş, öksürük, boğaz ağrısı, vücutta ağrı, yorgunluk/ kırgınlık, baş ağrısı, üşüme, kusma ve ishal gibi grip benzeri belirtileriniz varsa en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekir. Böyle belirtiler sadece grip ya da domuz gribi hastalıkları sonucu ortaya çıkmaz. Zatürre, nezle, bronşit gibi başka birçok solunum yoluyla bulaşan hastalık da benzer belirtiler gösterebilir. Bu durumların ayırt edilebilmesi için en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gereklidir.

Uzmanlara göre domuz gribi Türkiye'ye sıçrayacak mı? Uzmanlar tarafından hastalığın çıktığı yer olan Meksika'yla Türkiye arasında mevsimsel farklılıkların olması nedeniyle virüsün Türkiye'ye gelme olasılığının düşük olduğu bildirilmektedir. Ayrıca grip mevsiminin Eylül ve Nisan ayları olduğu, Türkiye'nin ise grip mevsiminden çıktığı ve domuz gribi vakası olmadığı bildirilmektedir.

Tedavisi var mı?
Oseltamivir(Tamiflu) veya Zanamivir (Relenza) kullanımı domuz gribinin önlenmesinde CDC tarafından tavsiye edilmektedir. İlaç kullanımı hastalığın seyrini hafifletmekte ve daha hızlı bir iyileşmeyi sağlayabilmektedir. Bunun yanı sıra ciddi komplikasyonların da gelişmesi engellenmiş olur. Antiviral ilaçlara, semptomların görülmeye başlamasından itibaren ilk iki gün içinde başlanması gerekir.

Çocuklarda acil tıbbi yardım gerektiren durumlar şunlardır:
• Hızlı nefes alma ya da solunum güçlüğü
• Mavimsi cilt rengi
• Yeterince sıvı alamama
• Uyanamama ya da uyaranlara cevap verememe
• Huzursuzluk
• Grip benzeri semptomlara ek olarak ateş ve şiddetli öksürük
• Döküntü

Yetişkinlerde acil tıbbi yardım gerektiren durumlar şunlardır:
• Solunum güçlüğü veya nefes darlığı
• Göğüs ya da karın içinde ağrı veya basınç
• Ani baş dönmesi
• Konfüzyon
• Şiddetli bulantı ve kusma

Uluslararası seyahate çıkmayı planlıyorum, hastalıktan korunmak için neler yapmalıyım?
Halen Dünya Sağlık Örgütü yetkilileri, seyahatin ya da ticaretin kısıtlanması gerekmediğini bildirmektedirler. Genel olarak kişisel temizlik önlemlerinin alınması, kalabalık ve havasız ortamlardan mümkün olduğunca kaçınılması şu an için yeterli önlemlerdir.

En etkili önlem el yıkamadır. Öksürürken ya da hapşırırken ağız ve burnunuzu tek kullanımlık mendil ile kapatın ve mendili atın. Özellikle hapşırma ya da öksürme sonrasında ellerinizi su ve sabunla yıkayın. Alkol bazlı el dezenfektanları kullanılabilir. Hastalığın başlıca insandan insana, hapşırma, öksürme gibi yollarla bulaştığı düşünüldüğünden, hasta kişilerle temastan kaçınmak uygun bir korunma yöntemidir. Kirli ellerle gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza dokunmak buradaki virüslerin elleriniz yoluyla yayılmasına neden olabilir. Bol sıvı gıda tüketin, iyi beslenin, dinlenmeye dikkat edin.

Amerikan Hastanesi
Dr. Erhan Palaoğlu - Klinik Laboratuvar
Doç. Dr. Birsen Çetin - Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı


OKULLARDA "DOMUZ GRİBİ" ÖNLEMİ

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, halk arasında ''domuz gribi'' olarak bilinen (H1N1) virüsüne karşı okullarda alınması gereken önlemlere ilişkin valiliklere genelge gönderdi.

Domuz gribine karşı okullarda merdiven tırabzanları, kapı kolları, musluk başları, elektrik düğmeleri ve masalar ile sıraların yüzeyleri dezenfektan maddeleri ile sık sık temizlenecek. Sınıf ve odaların pencereleri belli aralıklarla açılarak kapalı alanlar havalandırılacak. Tuvaletlerde sıvı sabun bulundurulacak.
Bakan Çubukçu'nun imzasıyla yayımlanan genelgede, dünyanın birçok ülkesinin yaklaşık bir yıldır, kolayca yayılabilen, ölüm ve iş gücü kaybına neden olan ''domuz gribi'' virüsü salgınının tehdidi altında olduğu hatırlatılarak, virüsün, eğitim ve öğretimin sürdürüldüğü toplu yaşam yerleri olan okullarda daha kolay yayılabildiği belirtildi.
Hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla, Milli Eğitim ve Sağlık bakanlıkları arasında yürütülen çalışmalar kapsamında, 12-16 Ekim 2009 tarihleri arasında Yalova Hizmetiçi Eğitim Enstitüsünde 81 ilden 105 öğretmenin ''il eğitimcisi'' olarak görevlendirildiği kaydedilen genelgede, ihtiyaç duyulması halinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı sağlık meslek liseleri meslek dersleri öğretmenleri ile il sağlık müdürlüğü personelinden de yararlanılacağı bildirildi.

ÖNLEMLER
Genelgede; genel bütçe, il özel idareleri bütçeleri, okul aile birlikleri ve sivil toplum örgütlerinin maddi kaynaklarından yararlanmak suretiyle alınacak önlemler şöyle sıralandı:
- İl sağlık müdürlükleri ile koordineli bir şekilde iş birliği yapılarak eğitim ağırlıklı çalışma planı hazırlanarak yürürlüğe konulması,
- İl ve ilçelerde eğitim çalışmalarının yürütülmesinden sorumlu koordinatörlerin görevlendirilmesi,
- İl eğitimcilerinin, eğitimci olarak katıldığı seminerlerde, örgün ve yaygın eğitim kurumlarından birer yönetici veya öğretmeni konu hakkında bilgilendirmesi,
- Bu eğitimi alan yönetici ve öğretmenlerin kendi okullarındaki yönetici, öğretmen, personel ve gerektiğinde velilere eğitim vermesi,
- İl eğitimcilerinin yapacağı programa bağlı olarak öğretmenlerin kendi sınıflarındaki öğrencileri bilgilendirmesi,
- Eğitim kurumlarının merdiven tırabzanları, kapı kolları, musluk başları, elektrik düğmeleri ve masalar ile sıraların yüzeylerinin, il sağlık müdürlüklerinin tavsiye edeceği dezenfektan maddeleri ile sık sık temizlenmesi,
- Sınıf ve diğer odaların pencerelerinin belli aralıklarla açılarak kapalı alanların havalandırılması,
- Tuvaletlerde sıvı sabun bulundurulması, usulüne uygun olarak ellerin sabunlu su ile yıkanması ve bu konunun nöbetçi öğretmenlerce takibinin yapılması,
- Bakanlıkça görevlendirilen il eğitimcileri ile il sağlık müdürlüğü personelinin yapacağı uyarılar doğrultusunda gerekli ek önlemlerin alınması,
- Eğitim kurumlarında yapılacak araştırma sonucunda hastalık sebebiyle devamsızlığın artması durumunda il sağlık müdürlüklerinin bilgilendirilmesi,
- Bulaşmayı önlemek amacıyla, hastalık belirtisi olan öğrencilerin en kısa sürede muayenelerinin sağlanarak grip belirtileri olan öğrencilerin bu belirtiler geçinceye kadar eğitim kurumlarına gönderilip gönderilmeyeceği hususunun il sağlık müdürlüklerince tespit edilmesinin sağlanması,
- Öksürük ve hapşırık sırasında ağız ve burnun tek kullanımlık kağıt mendille kapatılması ve mendilin çöp kutusuna atılması,
- Yapılan çalışmaların amacına ulaşması için alınacak önlemlerin öncelikle yatılı ve pansiyonlu eğitim kurumları ile resmi ve özel pansiyonlar ve öğrenci yurtları olmak üzere Bakanlığa bağlı her kademedeki eğitim kurumlarında titizlikle uygulanması.


Başhekim Prof. Dr. Fevzi Sefa Dereköy: “Günde 500 Hastanın Muayene Olduğu Hastanemizde Kalp Ameliyatlarına başlıyoruz” Dedi

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi başarılı çalışmaları ile göz dolduruyor.

(ÇOMÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Fevzi Sefa Dereköy, yaklaşık 1 yıl önce hizmete giren hastaneye gösterilen ilginin her geçen gün arttığını belirterek, “8 bin 500 metrekarelik kapalı alan üzerine kurulan hastanemizde 55’i doktor olmak üzere 200 çalışanımızla vatandaşlarımıza en iyi hizmeti vermeye çalışıyoruz. Günde 500’e yakın hastanın muayene olmak için geldiği hastanemizde çalışanlarımız döner sermaye almadan fedakarca çalışıyorlar. Borçlar ise hastanenin kendi imkanları ile sağladığı bütçe ile ödeniyor” dedi.

Başhekimi Prof. Dr. Fevzi Sefa Dereköy, üniversite hastanesinin olmaması sebebiyle hastaların geçtiğimiz yıllarda Çanakkale’den büyük şehirlerdeki üniversite hastanelerine gitmek zorunda kaldıklarını da belirterek; “Büyük şehirlere gitmek zorunda kalan hastalarımız artık Çanakkale’de kurulan hastanemiz sayesinde güvenli bir şekilde hastanemize gelerek tedavilerini yaptırabiliyorlar. Özellikle Edremit Körfezi bölgesinden hastanemize gelen hasta sayısında önemli artış var. Bizim en büyük sıkıntımız ise fiziki şartların yetersiz olması. Her geçen gün ilginin arttığı hastanemizde ek bina yapımı için çalışmalara başlıyoruz. Hastane binamızın yan kesiminde bulunan bölgeye ek bina yaparak fiziki şartları rahatlatmak istiyoruz. Bu ek binayı da 1 yıl içinde tamamlamayı planlıyoruz” dedi.

Hastanede her geçen gün yeni bölümlerin açıldığını ve önemli ameliyatların yapıldığını da belirten Başhekim Dereköy, “Bir süre önce başlanan anjiyo işleminin ardından şimdide bu ay içerisinde hastanemizde ilk kez açık kalp ameliyatı yapılacak. Bunun dışında MR ve Nükleer Tıp bölümümüz de yıl sonuna kadar açılacak. Amacımız üniversite hastanemizi bölgemizin örnek bir hastanesi haline getirmek” dedi.


TÜM YAŞ GRUPLARINDA ROMATİZMA GÖRÜLEBİLİR

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kliniğinden Yrd.Doç.Dr.Coşkun ZATERİ, Vücudumuzun hareketini sağlayan kasların, kemiklerin ve eklemlerimizdeki ağrıların romatizma hastalığına sebebiyet verdiğini belirtti.

Yrd.Doç.Dr.Coşkun ZATERİ, “Eklemlerimizde şişlik,ağrı ve kızarıklık olması, sabah uyandığımızda eklemlerimizi hareket ettirmede güçlük olması, iltihaplı romatizmanın bulgusu olabilir. İltihaplı romatizma, eklemlerde şekil bozukluğuna ve eklemin hiç hareket edememesine yol açabilir. Romatizmal hastalıklarla beraber olabilen eklem dışı şikayetler ise zayıflama, iştah kaybı, ateş, göz yakınmaları (kırmızılık, kaşınma, kuruluk, bulanık görme), karın ağrısı, kanlı ishal, saç dökülmesi, güneş ışığına aşırı duyarlılık, deri döküntüsü, kuru ağız, ağız içi yara (aft), bel ve sırt ağrısı, topuk ağrısıdır. Romatizmal hastalıkların çoğunlukla kadınlarda görülmekle birlikte erkeklerde de ortaya çıkabildiğini vurgulayan ZATERİ “Çocukluk çağı dahil tüm yaş gruplarında romatizmal hastalık ortaya çıkması olasıdır. Romatizmal hastalıkların önemli bir bölümünün kesin nedeninin bilinmemekte olduğunu, genelde mikrobik ya da bulaşıcı olmadığını, bazılarında genetik yatkınlık olabildiğini de sözlerine ekledi.

ZATERİ, “Bütün sağlık sorunlarında olduğu gibi romatizmal hastalıklarda da en uygun tedavinin yapılabilmesi için ilk aşamada hastalığa doğru teşhisin konulması gereklidir. Romatizmal hastalıkların erken dönemde teşhisinin konulması güç olabilir ve belirtileri zaman içinde değişiklik gösterebilir.Bir hasta için yararlı olan ilaçlar ya da tedavi girişimleri başka bir hasta için uygun olmayabilir. Doktorunuz tarafından önerilmeyen tedavileri uygulamanız sizin için yararsız ve tehlikeli olabilir.” Dedi. Hastaların hastalıkları ve kullandıkları ilaçlar konusunda doktorlarından bilgi edinmeleri ve kullanılacak ilaçların olası yan etkilerinin bilinmesi gerektiğine de dikkat çekti.

Yrd.Doç.Dr.Coşkun ZATERİ “Eklemlerdeki yükü artıran fazla kiloların verilmesi, doktor tarafından önerilen egzersizlerin düzenli yapılması veya damar yapısını bozan sigara kullanımının bırakılması bazı romatizmalı hastalar için çok önemlidir. Bazı hastalarda fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları oldukça yararlı olmaktadır.” Dedi.


ORGAN BAĞIŞI YETERSİZ

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Uygulama ve Araştırma Hastanesi Üroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cabir Alan, Türkiye'de organ bağışının, birçok konuda yanlış bilgi nedeniyle çok az olduğunu bildirdi.

Yrd. Doç. Dr. Alan, organ naklinin, görev yapamayacak kadar hasta olan bir organın yenisiyle değiştirilme işlemi olduğunu, böbrek, karaciğer, akciğer, pankreas, ince bağırsak, kornea ve kalp gibi pek çok organın naklinin başarıyla yapılabildiğini söyledi.

Türkiye'de organ bağışı sayısının az olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Alan, son verilere göre nakil bekleyen 40 binin üzerinde sadece böbrek hastası bulunduğunu kaydetti.

Yrd. Doç. Dr. Alan, vatandaşların organ nakli konusunda duyarlı olmaları beklediklerini belirterek, şöyle devam etti:

"İnsanlarımızın organ bağışı konusunda kafasına takılan soru, yaşayan bir organı, yaşayan bir canlıyı, 'fişini çekerek' öldürmek hadisesidir. Beyin ölümü ve bitkisel hayat farklı durumlardır. Beyin ölümü, beyinin geri dönüşümsüz olarak ölmesi durumudur. Bitkisel hayat ve komada bazen hastanın yıllar sonra tekrar hayata dönme, beyinin fonksiyonlarını kazanması durumu gerçekleşebiliyor. Fakat beyin ölümü gerçekleşmiş olan kişilerde bu durum ortaya çıkmaz. Beyin ölümü gerçekleştikten saatler sonra diğer organlarda da fonksiyon kaybı ve yetersizlik ortaya çıkar. Beyin ölümü yoğun bakım ünitesinde 4 uzman tarafından özel testler yapılarak belirlenmektedir."

Beyin ölümünün gerçekleşmesinden sonra, birkaç gün içinde tüm vücutta da gerçek ölümün meydana geldiğini bildiren Yrd. Doç. Dr. Alan, şunları kaydetti:

"Kanunen de beyin ölümü gerçekleşen bir kişi, tıbben ölü olarak kabul edilmektedir. Organ naklinin dini yönden akıllarda tereddüt uyandıran birtakım durumları olabilir. Kur'an-ı Kerim'de organ nakliyle ilgili Maide süresi 32. ayette 'bir insana hayat veren kişi, tüm insanlığa hayat vermiştir' ifadesi yer almaktadır. Bu konuda da din ulemaları fetva vermiştir. Bu konuda herhangi bir sakınca olmadığı bildirilmiştir."


HEMODİYALİZ HASTALARI
ARTIK İL DIŞINA GİTMEK ZORUNDA KALMAYACAK

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Uzmanı Yrd.Doç.Dr.Halil Fatih AŞGÜN, Çanakkale ve civarındaki ilçelerde yalnızca ÇOMÜ Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilen AV FİSTÜL OPERASYONU( hemodiyaliz amaçlı damar yolu erişimi) hakkında açıklamalarda bulundu.

Çanakkale’de mevcut Hemodiyaliz ünitelerinde tedavi alan, kronik böbrek yetmezliği olan, diyalize girmek zorunda olan hastalara AV FİSTÜL OPERASYONU(Hemodiyaliz amaçlı damar yolu erişimi)uygulaması hastanemizde yapılabilmektedir. Eğer hastaya katater takılması gerekiyorsa bu işleminde, hastanemizde gerçekleştirilebildiğini vurgulayan AŞGÜN, “Anjiyonun hastanemizde faaliyete geçmesiyle AV FİSTÜL OPERASYONU(hemodiyaliz amaçlı damar yolu erişimi) sonucunda meydana gelen her türlü sorun ve hastalıkların tanısını koyup tedavilerini de kolaylıkla hastanemizde gerçekleştirebilmekteyiz” dedi.
Yrd.Doç.Dr.Halil Fatih AŞGÜN, “Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde uygulanan bu işlem sayesinde, daha önce il dışına gitmek zorunda olan hastalarımız, artık il dışına gitmek durumunda kalmadan hastanemizde gerekli tedavilerini alabilmektedir” dedi.


Ambulans helikopter, Çanakkale'ye 2 pilot eşliğinde getirilerek Çanakkale Devlet Hastanesi Bahaddin-Huriye Demircioğlu binası bahçesinde yapılan piste indirildi.

Helikopterin gelişine dakikalar kala, protokolün ambulansı karşılamaya gelecek olması pist çevresinde hareketli dakikaların yaşanmasına neden oldu. Ellerine fırça alan hastane personeli pistin girişindeki tozları temizledi. Yaklaşık 3 saatlik uçuşun ardından Çanakkale'ye gelerek piste indirilen helikopterin pilotlarını Devlet Hastanesi Başhekimi Kenan Eliuz ve hastane personeli karşıladı.

Çanakkale'de bir ilkin yaşandığını belirten Vali Abdülkadir Atalık, "Hastanın en kısa zamanda sevkini sağlayacak sistem kurulmuş oldu. Bir sonraki adım ise hastanın 112'yi aradığı zaman nereye hangi merkeze gideceği, başka bir şehirde de olsa organizeli bir şekilde sevkinin sağlanması, yani hastanın, hastane hastane dolaşmadan tedavi olacağı bir merkeze ulaşmasıdır. Bu da kademe kademe sağlanıyor." şeklinde konuştu.

Ambulans helikopterle, 2 pilot, bir doktor ve bir sağlık personeli eşliğinde hasta nakli gerçekleştirilecek.

Ambulans helikopterin hiç durmadan 2 buçuk saat havada kalabildiğini belirten 1. pilot Gürhan Özdoğru, "Bu helikopterlerin diğerlerine göre en önemli özelliği adalara hasta almaya gidildiğinde acil durumlarda denize iniş yapabilmesi." diye konuştu.


Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç.Dr.Ertuğrul ERCAN ve Yrd.Doç.Dr.Bahadır KIRILMAZ, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde ve Çanakkale de ilk kez gerçekleştirilen Koroner Anjiyografi, Koroner Balon ve Stent işlemini uyguladılar.

Kalp damarlarında sorunları olan ve önceden kalp krizi geçirmiş hastalarımız bazı kardiyolojik tetkikler amacıyla İstanbul, İzmir ve Bursa gibi merkezlere gitmek zorunda kalıyorlardı. Hastalarımız, çevre illerdeki merkezlere Koroner Anjiyografi, Koroner Balon ve Stent işlemi için saatler süren yorucu yolculuklar yapmak zorunda kalıyorlardı. Bu aynı zamanda hasta transferi sırasında da tehlikeye maruz kalmak anlamına geliyordu.Hastanemizde Anjiyografi laboratuvarının açılmasıyla birlikte hastalarımızın Koroner Anjiyografi, Balon ve Stent gibi işlemleri için Çanakkale dışındaki merkezlere gitmelerine gerek kalmamıştır.
Hastalarımıza, Koroner Anjiyografi , Balon, Stent işlemleri, hastanın tıbben uygun olması halinde, kasık bölgesinden değil, kolundan yapılarak hastalarımızın uzun süre yatmak zorunda kalmasını ve işlem sonrası yatmaya bağlı bel ağrılarını önlemiş olduklarını belirten hekimlerimiz, yakında kalp pili takılması ve buna benzer işlemleride hastanemizde yapabileceklerini vurguladılar.
Doç.Dr.Ertuğrul ERCAN ve Yrd.Doç.Dr.Bahadır KIRILMAZ “Amacımız dünyada kabul edilmiş ve uygulanan en güncel girişim ve tedavi seçeneklerini Çanakkale ve çevresindeki insanlarımıza sunmaktır” dediler.


KOLESTEROL KALP VE DAMAR HASTALIĞI RİSKİNİ ARTTIRIYOR.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Kliniğinden Yrd.Doç.Dr. Erkan Melih ŞAHİN ,çeşitli hastalıkların oluşma risklerini belirlemek ve mümkün olduğunda düşürmek üzere, her yaş ve cinsiyette bireylerin belli aralıklarla sağlık kontrollerinden geçmeleri gerektiğini vurguladı. “ Hangi kontrollerin ne zaman ve hangi sıklıklarda yapılması gerektiği, uluslar arası hekim örgütleri tarafından bilimsel kanıtlara dayalı olarak belirlenmekte ve öneriler rehber olarak yayınlanıp hekimlerin bilgisine sunulmaktadır”. Dedi.

Yetişkin bireylerde, hastalık riskinin izlenip, düşürülmesi gereken en önemli ve yaygın hastalık gruplarından birinin kalp hastalıkları olduğunu belirten ŞAHİN, “Kalp hastalığı riskini düşürmek için, yapılması gerekenlerin en başında sigaranın bırakılması, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapılması gibi yaşam tarzı değişiklikleri geliyor, bunlara ek olarak kan basıncının düzenli olarak ölçülmesi ve yüksek kan basıncı mevcutsa tedavi edilmesinin de önemli olduğunu vurguluyor.

“Uluslarası geçerli ve güvenilir rehberler, 35 yaş üstü erkeklerde ve 45 yaş üzeri bayanlarda kan kolesterol ve yağ değerlerinin ölçülmesi ve elde edilen değerlere göre belli aralıklarla bu ölçümlerin tekrar edilmesi gerektiğini belirtiyor. Kan kolesterol değerlerinin istenenden yüksek olması kalp ve damar hastalıkları riskini arttırdığından; bu durumla önce sağlıklı beslenme, yeterli olmadığında ise uygun tedavi ile mücadele edilmesi gerekiyor.”

Aile hekimlerinin, sağlıklı bireylerin sağlık kontrollerini yürütmek için en uygun tıp uzmanları olduğuna dikkat çeken Yrd.Doç.Dr. Erkan Melih ŞAHİN, İlimizde henüz yaygın aile hekimliğine geçilmemiş olsğia da üniversite hastanemizde Aile hekimliği polikliniği hizmet vermektedir. Eğer siz de 35 yaş üzeri erkek veya 45 yaş üzeri bayan grubuna giriyorsanız, kan yağ ve kolesterol düzeylerinize baktırmak ve diğer sağlık kontrollerinizi yaptırmak için Aile hekimliği polikliniğimize başvurabilirsiniz.”dedi.


DOMUZ GRİBİNİN BELİRTİLERİ ,
KORUNMA VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Çanakkale Lions Klübü, Sosyal Hizmetler ve Çanakkale Belediyesi işbirliğinde 4 Ağustos Salı günü, Saat 21:00 ‘da Sosyal Tesisler Ön Bahçesinde “DOMUZ GRİBİ” konulu bilgilendirme toplantısı gerçekleştirildi.

ÇOMÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniğinden Yrd.Doç.Dr.Alper ŞENER, Domuz Gribiyle ilgili açıklamalarda bulundu.
Yrd.Doç.Dr.Alper ŞENER, “Domuz Gribinin belirtileri insanlarda görülen grip belirtilerine benzerdir. Bunlar;Ateş,öksürük,boğaz ağrısı,yaygın vücut ağrısı, baş ağrısı, üşüme ve yorgunluk gibi belirtileri içermektedir.Bazı vakalarda kusma ve ishalde görülebilir.
Domuz gribinin yine mevsimsel griple aynı şekilde yayıldığı biliniyor, grip virüsleri insandan insana öksürük ve hapşırma yoluyla bulaşmaktadır.Grip virüsü bulaşan bir yere dokunulduktan sonra, eller ağız ya da buruna götürüldüğünde de hastalık bulaşabilir.Kişiler belirtilerin başlamasından bir gün öncesi ve 7 gün sonrasına kadar bulaştırıcıdır.Domuz gribinin tedavisi veya bu hastalıktan korunmak için doktor kontrolünde kullanılabilecek ilaçları mevcuttur.Bu ilaçlar doktor tarafından önerilmedikçe kullanılmamalıdır.” dedi.
Grip virüsünün yayılmasını önlemek için, yüzeylerin (masalar, kapı kolları, banyo yüzeyleri, mutfak tezgahı vb.) günlük temizlikte kullanılan deterjanlarla temizlenmesinin yeterli olduğunu vurgulayan ŞENER, “Günlük kullandığımız temizlik maddeleri dışında klor, hidrojen peroksit, iyotlu antiseptikler ve alkol gibi bazı kimyasal maddeler de etkilidir.” dedi.

DOMUZ GRİBİNDEN KORUNMAK İÇİN MUTLAKA ÖNLEMLER ALMALIYIZ

Yrd.Doç.Dr.Alper ŞENER, “Öksürme ve hapşırma sırasında ağzınızı ve burnunuzu tek kullanımlık mendil ile kapatmalısınz.Öksürdükten ve hapşırdıktan sonra ellerinizi bol sabun ve suyla yıkamalı,kirli ellerinizle gözlerinize, burnunuza ve ağzınıza dokunmamalısınız.Domuz gribine yakalanırsanız, belirtilerin başlamasından 7 gün sonrasına ya da belirtilerinizin tamamen geçmesinden bir gün sonrasına kadar evde istirahat etmeli,hastalığın bulaşmaması için çevrenizdeki kişilerden uzak durmalısınız ve bulunduğunuz mekanı sık sık havalandırmalısınız. “ Domuz Gribi gibi solunum yoluyla bulaşan tüm hastalıklardan kendimizi koruyabilmemiz için bu önlemleri almamız gerektiğini belirtti. Halen domuz gribinden koruyucu bir aşı bulunmadığını fakat geliştirme çalışmalarının devam ettiğini söyleyen ŞENER, Eylül 2009'da Domuz Gribi aşısının uygulamaya geçmesinin beklendiğini açıkladı.


KALBİNİZ İÇİN EN FAVORİ 4 YİYECEK

Canınızın istediğini, istediğiniz zaman yiyebileceğiniz ve bu yiyeceklerin kesinlikle sağlığınız için zararlı olmadığı bir dünya hayal edin. Ancak, bu gerçek dünyada maalesef olmuyor.

Kalp hastalığı tüm dünyada ölüme neden olan önemli bir sorun. Beslenme uzmanları, hangi yiyeceğin bizim kalp sağlığımız için iyi olduğunu tespit etmenin yolunu buldular. Howstuffworks isimli internet sitesinde yer alan en favori 4 yiyecek listesini açıklıyor. Paketlenmiş ve işlenmiş gıdalardan mümkün olduğunca uzak durulması istenen sitede, işte kalp sağlığı için iyi olan 4 yiyecek:

1.Balık:

Omega 3 yağ asitleri bakımından zengin olan balık, doğal bir uyarıcıdır. Bu kan basıncının düşmesine ve ilthabın önlenmesine yardım eder. Omega 3 yağ asitleri, damarlara nüfuz eder ve damarları daha esnek hale getirir. Soğuk sularda yaşayan yağlı balıklar (somon balığı), Orkinos tipi ton balığı, uskumru, sardalya, hamsi gibi deniz ürünlerinde bulunuyor. Yapılan araştırmalarda, omega-3 yağ asitlerinin dengeli alımının özellikle kalp ve damar hastalıkları açısından yararlı olduğu vurgulanıyor. Omega-3 tüketenlerde koroner kalp hastalığına bağlı ölümlerin daha düşük olduğu bulunmuştur.

2. Sert kabuklu yemiş (ceviz, fındık gibi):

En kolay tüketilebilen yiyecek, budur. Çünkü, hazırlamak için zamana ve tüketmek için ise hayal gücüne ihtiyaç yoktur. Sert kabuklu yemişler, sağlıklı yağlar ve proteinler bakımından oldukça zengindir. Sağlıklı yağlar, doymamış yağlardır ve iki çesittir: tekli ve çoklu doymamış yağ.

Fındık, ceviz gibi bu kabuluklu yiyecekler, iyi kolesterol seviyesini artıran ve ayrıca antioksidan olan flavonid içeriyor. Bundan dolayı birçok doktor günde bir avuç fındık ya da ceviz yenilmesini öneriyor . Cevizde bulunan E vitamini, lif ve doymamış yağların kalbi koruduğu haftada iki üç avuç ceviz yiyenlerin kalp krizi geçirme riskinin yüzde 50 azaldığı belirtiliyor

3. Kurubaklagiller:

Ne kadar çok kuru fasulye yerseniz kalbiniz için o derece iyidir. Ancak konserve fasulyelerden uzak durun. Daha çok taze fasulye pişirin, onların tadı daha iyidir, sodyum ve koruyucuyla sıkıştırılmamıştır ve fiyatı da daha ucuzdur. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi de 2005 yılında şu mesajı onayladı: "Fasulye içeren beslenme kalp hastalığı ya da belirli kanser türlürinde riskinizi azaltır". Yiyecek olarak kullandıklarımızın başlıcaları; nohut, mercimek, kuru fasulye, bakla, bezelye, börülce ve soya fasulyesidir. Kuru baklagiller kalp sağlığı için çok yararlıdır.

Kalp hastalıklarının en önemli risk faktörlerinden biri kanda kolesterol düzeyinin yüksek olmasıdır. Kurubaklagillerde bulunan çözünür posa, kan kolesterolünün düşürülmesine yardımcı olur.

4. Tam tahıllar:

Tam tahıllı gıdalar bütün çekirdek içeriyor; ancak rafine hububatlar kepek ve tohumun yok edildiği bir süreç olan öğütülme işleminden geçiyor. Kepek ve tohumu atmak, raf ömrünü uzatabilir, ancak bu işlem B vitaminlerini, lifi ve demiri de yok ediyor. Bazı rafine hububatlar zenginleştirilmiştir, bu şu anlama geliyor; bu ürünlere yeniden B vitaminleri ve demir eklenmiştir. Ancak yine de bunlarda lif bulunmamaktadır. Tam tahıllardaki bütün çekirdekler kalp hastalığı riskinizi yaklaşık yüzde 15 oranında azaltır. Çünkü lifler kan damarlarının duvarındaki kötü kolesterolü temizler. Tam tahıllarda aynı zamanda E vitamini de vardır.

Peki tam tahıllı gıdalar hangileridir? Öncelikle yulaf unu. Bir kase kahvaltı gevreği , kolesterol seviyenizi 16 ile 28 puan arasında düşürüyor. Ekmek alırken içindekiler bölümü dikkatlice okuyun ve beyaz pirinç yerine esmer pirinci deneyin. Tahıl taneleri (buğday, pirinç ve mısır, yulaf, çavdar, arpa, sorgum ve darı vb) kabuk (kepek), endosperm, germden oluşuyor.


Başhekim Prof. Dr. F. Sefa Dereköy, “11 Kasım 2008'de poliklinik hizmetiyle başlayan hastanemiz, 16 Mart 2009 itibari ile yataklı servisleri açmış ve 4 Mayıs 2009 itibari ile de ameliyatlara başlamış ve 1. Sınıf ameliyathanelerimizde başarılı operasyonlar gerçekleşmektedir dedi.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğimizden Doç. Dr. Mert Göl, “Hastamız 45 yaşında. Şikayetlerini inceleyerek Halk arasında ‘kapalı yöntem’ olarak bilinen laporaskopik histerektomi yönteminde karar kıldık. Hastamızın kabul etmesi ile bu yöntemi uyguladık. Laporaskopik histerektomi özel video endoskopi sistemi ile yapılan bir ameliyat yöntemidir. Hastanın karnını kesmeden 3 ya da 4 adet 5 mm'lik deliklerden girerek özel aletler kullanılarak rahmi çeşitli yerlerinden kesip vajinadan çıkarmak şeklinde uygulanan bir ameliyat. Ameliyat çok başarılı geçti, hastamızın durumu şu anda çok iyi. Karnı kesilmediği için bu ameliyatın birtakım avantajları var. 75 dakika süren bu operasyonda, hasta daha çabuk iyileşmekte, daha az ağrı duymakta, ve ertesi gün hastaneden taburcu olabilmektedir. Daha az ağrı kesici ihtiyacı duymaktadır. Kozmetiktir, karında herhangibir kesi izi olmadığı için delikler 3-4 ay sonra tamamen kaybolmaktadır. 1 hafta 10 günlük bir istirahat döneminden sonra hastalar işlerine dönebilmektedir. Artık çağımızda kadın hastalıklarında laporaskopik ameliyatlar altın standart olarak kabul edilmektedir. Bu yüzden bizler de Çanakkale halkına tüm dünyanın kullandığı bu yöntemi sunuyoruz. Türkiye'de çok az sayıda merkezin yaptığı bu ameliyatlara biz burada başladık. Bundan sonraki hedefimiz, kanser cerrahisini laporaskopik yöntemle yapmak olacaktır. Öncelikle rahim kanserleri ile başlamak istiyoruz.” dedi.

Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Kliniğimizden Yrd. Doç. Dr. Gülden Avcı, “Dünkü hastamız, 45 yaşında erkek hastaydı. Alın bölgesinde saç derisine uzanan bir kitle söz konusuydu. Kendisi doğuştan olan bu kitlenin izinden çekindiği için aldırmamış. Kitleyi çıkardık ve sonrasında minimal bir alın germe yapıldı. Sonra saçlı deri içinden flep dediğimiz doku kaydırma yöntemi ile parçayı aldığımız bölge kapatıldı. Burada amacımız o kitleyi çıkarmak ve estetik kaygısını en az olacak şekilde izi kalmayacak şekilde müdahale etmekti. Hasta akşam üzeri taburcu edildi. Bugün aldığımız hasta ise, Anestezi ekibinin genel anestezi vermesi sonucunda ameliyata aldık. Hastanın parmaklarını açamama, elin yumruk halde durması şikayeti vardı. Hastamız 50 yaşlarında erkek. El derisi kaldırılarak, derinin altındaki hastalıklı doku tamamen çıkartıldı. Kanalların hareketlenmesi ve açılması sağlandı. Bundan sonra hastamız fizik tedavi görecektir. Hastamızın durumu gayet iyi. Gözetim altında tutuyoruz. Belki bu akşam bile taburcu edebiliriz. Artık hastanemizde el cerrahisine tamamen başlamış bulunuyoruz. Mikrocerrahi aktif olarak yapılacak. Yani kopan uzuvların mikroskop altında geri yerine dikimi yapılabilecek. Hem estetik hem de rekonstrüktif, plastik ve cerrahi müdahaleleri hastanemizde yapabilmekteyiz.

Göğüs Cerrahisi Kliniğimizden Yrd. Doç. Dr. Timuçin Alar, “Hastamız 59 yaşında erkek. Sol göğüs ağrısı şikayeti ile başvuran bir hasta. Daha önce başka hastanelere de başvuran hastada tanıya ulaşılamamış. Sol akciğerinde mezotelioma (asbest toprağı ile sıvanmış evlerde oturan kişilerde görülen ve akciğer zarı kanserine kadar giden hastalık) ön tanısı ile yatırıldı. Bu ameliyatı Çanakkale'de ilk kez kullanılan VATS (laporaskopik yöntem) ile yaptık. Ekstra bir özelliği var, tek enstrüman ve 2 cm'lik tek kesi ile yaptık. Sadece tek bir kesiden girerek direk görüş altında plevradan biyopsiler aldık. Hastamızın bir problemi yok. Genelde akciğer hastalıklarında cerrahi müdahaleden dolayı hasta 24 saat kendine gelemeyebilir. Bizim hastamız şu anda odasında yürüyor, ayağa rahatça kalkabiliyor. Elini kolunu rahatça kaldırabiliyor. Laporaskopik yöntemlerin, ameliyat sonrası hastanın hayat kalitesini yükselttiği ortadadır.” dedi.
Anesteziyoloji ve Reanimasyon Bölümü sorumlu hekimi Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Oğuzalp, “Ameliyathanelerimiz tam donanımlıdır. Hepafiltre dediğimiz havalandırma sistemimiz mevcut. Odanın havası ameliyat sırasında sürekli değişmekte, bu da ameliyat sırasında herhangibir enfeksiyon gelişmesini önemli ölçüde azaltmaktadır. Ameliyattan sonra hastalarımızı uyandırma odasına alıyoruz. Burada hastalarımızı bir miktar izliyoruz. Anestezinin etkisinde bir sıkıntı var mı diye gözlemliyoruz, ondan sonra hastamızı servise alıyoruz. Sterilizasyon ünitemiz de tam donanımlı çalışmaktadır. Ameliyatlar bir ekip işidir. Biz de burada başarılı bir ekip oluşturduk. Her türlü ameliyat için donanımız bulunmaktadır. ” dedi.


''OTTUR, ZARARI YOKTUR'' DEMEYİN

Bitkisel ürünlerden oluşan zayıflama ilaçları, aktarlarda satılan karışımlar, zayıflama çayları son günlerde çok popüler. Yıllardır kullanılan birçok bitkisel kaynaklı ürünün yararlı olduğu biliniyor. Bununla beraber bazı bitkisel ürünlerin ciddi yan etkileri olabiliyor.

Bitkisel ürünler, ilaçlardan daha güvenli değil. Hepsinin olmasa bile bitkisel ürünlerin birçoğunun zararlı etkilerinden bahsedilebilir. Ticaretini yapanlar kullanıcılara bu bitkisel ürünlerin çoğunun natürel oldukları söyler. İlaçlardan farklı olarak bitkisel ürünler kullanılmadan önce test edilmezler ve dolayısıyla güvenli oldukları söylenemek çok zordur. Bu ürünlerden bazıları toksik maddeler ve polen içerir ki; bu durum bazı kişilerde hastalıklara neden olur. Bazılarının içersinde üzerindeki etikette belirtilmeyen steroid ve östrojen gibi maddeler bulunabilir. Bir kısmının içerisinde ise arsenik, civa, kurşun ve pestisid gibi zehirli maddeler vardır.

Bitkisel ürün kullanırken dikkat!

Bitkisel ürünün üzerinde doğal olduğunu belirten etiket bulunması güvenli olduğunu göstermez. Örneğin kava ve eşek kulağı bitkisi ciddi karaciğer hastalığına neden olabiliyor.

Bitkisel ürünler doğru kullanılmadığında veya çok miktarda alındığında ciddi problemlere neden olabilir.

Hamile kadınlar veya emziren anneler özellikle dikkat etmeli.

Bazı bitkisel ürünler ilaç gibi etki gösterdiğinden, kullanılan diğer ilaçlarla etkileşim gösterebilir.

Birçok bitkisel kaynaklı ürünlerin içerisindeki aktif madde bilinmiyor. Bu ürünlerin içerisinde yüzlerce madde veya bileşik var.

Araştırmalarda bitkisel ürünlerin etiketleri üzerindeki bileşiklerin haricinde daha pek çok madde tespit edilmiş.

Bazı bitkisel ürünlerin içerisinde metaller, etiketsiz ürünler, mikroorganizmalar ve diğer maddeler bulunuyor.

Bitkisel ürünleri kullanan ve cerrahi müdahale geçirecek olan kişiler bu durumu mutlaka doktoruna belirtmelidir.

Bitkisel ürünler böbrek ve diyaliz hastalarında zararlı olabiliyor.

Bitkisel ürünler sizi hasta edebilir

Tedavi veya destek amacıyla kullanılmakta olan yüzlerce bitkisel ürün mevcut. Bunlar içerisinde en çok bilinenler; sinameki, bitkisel çaylar, papatya türleri, yosun hapları, kondriotin sülfat, ekinezya, efedra, garlik, ginkgo biloba, ginseng, kava, glukozamin, melatonin ve fitoöstrojenlerdir. Sinameki, vücuttaki suyun atılmasını hızlandırıcı etkiler içerir. Zayıflama ve form çayları, bağırsaklardaki 'mikrovillus' adı verilen tüycüklerin kısalmasına ve düzleşmesine, dolayısıyla kabızlığa yol açar. Sinameki kullanıldığında besin öğelerinin emilimlerinde sıkıntılar yaşanabilir. Mesela potasyum emilimi azalınca kalp kaslarına olumsuz yönde etki eder. Sonuç, kalp hastalığına kadar gidebilir.

Yosun haplarının yan etkileri

Bu tip hapların içerisinde "sibutramin" adlı iştah azaltıcı bir madde yer alır. Gerçekte insanlar yosunla değil sentetik bir madde ile zayıflıyor; bu madde kontrolsüz kullanılırsa ölüme bile yol açabilir. Papatyalar da kimi zaman ciddi zehirlenmelere neden olabilir. Çok çeşitli papatya türlerinden bazıları böcek öldürücü, bir başkası migren, diğeri ise soğuk algınlığı tedavisi amacıyla kullanılıyor.


SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN HAFTADA 3 GÜN BALIK

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Su Ürünleri Fakültesi Temel Bilimler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Alparslan, balığın, haftada 3 kez tüketilmesi gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Alparslan, balık etinin, yağıyla birlikte son derece yararlı bir besin olduğunu bildirdi.

Balıkta "OMEGA 3 ve OMEGA 6" yağ asitleri, A, B ve K vitaminleri ile magnezyum, selenyum, fosfor gibi minerallerin yoğun olarak bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Alparslan, hangi balığın ne kadar sıklıkla ne ölçüde ve de hangi mevsimde tüketileceğinin de önemli olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Alparslan, Türkiye'de her mevsim yenilebilecek balık türlerinin bulunduğunu, pişirme yöntemlerinin de sağlıklı beslenmede etkin rol oynadığını bildirdi.

Balığın kızartılmadan, tava, ızgara, pilaki ya da sebzeli olarak tüketilmesinin sağlık açısından daha uygun olduğunu, bu besinin, beslenme diyetine dahil edilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Alparslan, "Hepimizin, özellikle de sporcu ve mankenler gibi meslekleri gereği ince ve zarif kalmaları gereken kişiler, diyetlerinde balığı asla uzak tutmasınlar" dedi.

Prof. Dr. Alparslan, çok lezzetli ve yararlı bir gıda olan balığın, haftada ortalama 3 kez tüketilmesinin faydalı olacağını söyledi.


ÇOMÜ ARAŞTIRMA VE UYGULAMA HASTANESİNDE BAŞHEKİM DEĞİŞİKLİĞİ

ÇOMÜ Araştırma ve Uygulama Hastanesine Başhekim vekili olarak, 23.02.2009 tarihinden itibaren Prof. Dr. F. Sefa DEREKÖY görevlendirilmiştir.

1963 yılında doğan Dereköy, ilk, orta ve yüksek eğitimini Ankara ve İstanbul’da tamamlayarak 1987’de Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Mecburi hizmetini pratisyen doktor olarak Samsun’da yaptı. 1993’te Ankara GATA’dan Kulak Burun Boğaz Uzmanlığını aldı ve Kars-Sarıkamış’ta 2 yıl süreyle doğu hizmetinde bulundu. 1996-1999 yıllarında Niğde Bor Devlet hastanesinde kurucu uzman, başhekim yardımcısı ve başhekim vekili olarak çalıştı. Bu sürede İngiltere-Londra ve ABD-Boston Harvard Tıp Fakültesi’nde uzmanlık alanıyla ilgili eğitim ve çalışmalarda bulundu. 1999 yılında Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kurucu öğretim üyesi olarak atandı ve 2002 yılında doçent oldu. Aynı üniversitede anabilim dalı başkanlığı, dekan yardımcılığı ve sağlık bilimleri enstitü müdürlüğü görevlerini yürüttü.
2008 yılında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı başkanlığına ve profesörlüğe atanması gerçekleşti. TED Okul Aile Birliği Başkanlığı, Afyon Kocatepe Öğretim Elemanları Derneği Başkanlığı, Rotary Genel Sekreterliği ve yerel gazete yazarlığı yaparak bu ve benzeri STK’larda bir çok sosyal aktivite içinde yer aldı. SCI kapsamında 20, ulusal dergilerde 40 basılı makalesi ve çok sayıda tebliğleri vardır. Prof. Dr. F. Sefa DEREKÖY, İngilizce bilmekte olup evli ve iki çocuk babasıdır.


ÇOMÜ HASTANESİNE GENETİK BÖLÜMÜ...

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nden yeni bir hizmet daha! Tıbbi Genetik bölümü hizmete açılıyor

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Çanakkale ve çevresindeki ilçeleri için bir ilk daha gerçekleştiriliyor. Tıbbi Genetik bölümünün açılmasıyla mevcut hastalıklar ile ilgili hastaların geçmiş hikayeleri takip edilebilecek ve elde edilen bulgular doğrultusunda tedavi yöntemleri belirlenebilecek. Doç. Dr. Fatma Sılan önderliğinde oluşturulan bölüm 10 Şubat 2009 salı gününden itibaren her salı ve perşembe günleri öğleden sonra hizmet verecek.

“Çağdaş bilgi birikimi ve uzman kadrosu ile, meslek ahlakını benimseyen yapısıyla hasta ve hasta yakınlarının özel hayatına saygılı, hasta memnuniyetini en üst düzeyde tutan, bilimsel, yenilikçi ve öncü tedavi yöntemleri ile öncelikle Çanakkale ve ilçeleri için lider olmayı hedefleyen kaliteli sağlık hizmetleri sunmak” misyonu ile hizmete başlayan Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Çanakkale’deki sağlık hizmetlerinin kalitesini artırma hedefindedir.”


TANSİYONU İHMAL ETMEYİN

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Kardiyoloji Anabilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Bahadır Kırılmaz, hipertansiyonun, yaşamsal organları etkileyerek, kalıcı sakatlık, organ yetmezliği ve ölüm gibi istenmeyen sonuçlara yol açabileceğini, bu nedenle erken teşhis ve tedavinin son derece önemli olduğunu bildirdi.

Kırılmaz, Türk Kardiyoloji Derneği verilerine göre Türkiye'de yaklaşık 15 milyon hipertansiyon hastası bulunduğunu, 9 milyon kişinin ise bu hastalığa yakalandığını bilmeden yaşadığını söyledi. Hipertansiyonun, sağlıksız beslenme, stres, fiziksel egzersizin az olduğu yaşam tarzı ve genetik nedenlerle ortaya çıktığına işaret eden Kırılmaz, hastalığın başta kalp krizi ve kalp yetmezliği olmak üzere, beyin kanaması, felç, böbrek yetmezliği, damar tıkanıklığı gibi ciddi sağlık sorunlarına zemin
hazırladığını ifade etti.

Kırılmaz, belirti vermemesi nedeniyle insanların hipertansiyon hastası olabileceği konusunda endişe yaşamadıklarına, hatta Türkiye'de hiç tansiyonunu ölçtürmemiş insanların mevcut olduğuna dikkati çekerek, çocukluk çağından başlayarak yılda en az 2 defa tansiyon ölçümü yaptırılması gerektiğini bildirdi. Kırılmaz, şöyle dedi:

''Hipertansiyon, kan basıncının normalden fazla olmasıdır. Kan basıncının normalden fazla olması başta kalp, beyin, böbrekler ve gözler olmak üzere vücutta birçok organı etkiler. Hipertansiyon bu organları etkileyerek kalıcı sakatlık, organ yetmezliği ve ölüm gibi istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Bunun için hipertansiyonun erken fark edilmesi ve tedavi edilmesi son derece önemlidir.Büyük tansiyon 14, küçük tansiyon 9'dan fazla ise yüksek tansiyon olarak kabul edilir. O yüzden kan basıncı yüksek olan kişilerin ileride daha ciddi sağlık sorunları ile karşılaşmamaları için kan basıncı değerlerini ciddiye almaları gerekmektedir. Hipertansiyon hastalarının yarıdan fazlasının hastalığının farkına varmadan yaşamaları, farkında olanların pek çoğunun ise kan basınçlarının kontrol altına alınmaması hipertansiyon konusundaki bilgi eksikliğine bağlıdır. Unutulmamalı ki hipertansiyon kolay tedavi edilebilir bir hastalıktır.''


ÇOMÜ ARAŞTIRMA VE UYGULAMA HASTANESİNİN HEDEFİ
''LİDER SAĞLIK KURULUŞU OLMAK…''

2008 Nisan ayından itibaren hastane yönetmeliğinin resmi gazetede yayınlanmasıyla birlikte hizmete 12 Kasım'da başlayan ÇOMÜ Araştırma ve Uygulama Hastanesi, özellikle Çanakkaleli’lerin en az 350 km uzaktaki illerden almayı umduğu sağlık hizmetlerini veriyor.

Otuz iş gününü dolduran Araştırma ve Uygulama Hastanesi, verdiği sağlık hizmetleri ile ilgili bir değerlendirme toplantısı yaptı. Toplantıda konuşan Başhekim Prof. Dr. Yılmaz Akgün, “Üniversite hastanemiz Çanakkale Halkınındır. Hastanemizdeki gelişmeleri halkımıza sizin aracılığınızla duyurmak, aşama aşama geldiği noktayı halkımızla paylaşmak için bugün böyle bir değerlendirme toplantısı düzenledik. Periyodik olarak da toplantılarımız devam edecektir.” dedi.

Bugün itibari ile Çanakkale'de 3. basamak sağlık hizmeti veren ilk ve tek kurum olarak 30 iş gününün dolduğunu belirten Akgün, “Poliklinik hizmeti vererek başladık. Bunun en temel sebebi, kendi eksiklerimizi de görebilmekti. Yavaş yavaş eksiklerimizi çözeceğiz. Ocak ayından itibaren yatan hasta bölümümüzü açacağız. Şubat ayının 2. haftasından sonra da ameliyatlarımız başlayacak.

Ama bizler yatan hasta kabulü ile birlikte küçük cerrahi müdahalelere de başlamayı planlamaktayız. Polikiliniklerimizde 5.000 hastayı aşmış bulunuyoruz. Bu hastaların, çok büyük bir kısmı Çanakkale merkezden, bir kısmı Kepez'den, %10'u ise başka illerden, örneğin Balıkesir'den geliyor. Ameliyatları yapmaya başladığımızda daha fazla bir hasta potansiyeli ile karşılaşacağımızı öngörüyoruz. Çevremizde 70 km yakınlarda 3. basamak sağlık kuruluşu olmadığı için çevre illerden de hasta kabulü yapmaktayız. Bu bağlamda lider sağlık kuruluşu olmayı hedefliyoruz.” dedi.

Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Akgün, “Hastane açılmadan önce yapılan fizibilite raporunda Çanakkale halkının özellikle kardiyovesküler ve kanser hastalıklarında kendi şehirlerinde şifa bulamadıkları için şehir dışına çıktıklarını saptadık. Bu nedenle belirttiğim hastalık tipleri üzerinde halkımızın, yakınlarının yanında, kendi şehirlerinde tedavilerini yapmalarını sağlayacağız.” dedi. Gastroskopi, kolonoskopi, bronkoskopi, retkoskopi, taşkırma ünitelerinin de hizmete girdiğini belirten Akgün, mikrobiyoloji ve biyokimya laboratuvarlarının da teknolojik donanım ve hizmet kalitesi anlamında lider olduğunu vurguladı.

Prof. Dr. Yılmaz Akgün bir başka soruyu ise şöyle cevapladı: “Devletimizin ve Çanakkale halkının desteğiyle yaklaşık 20 trilyonluk bütçe sayesinde hastanemizi bu hale getirdik. Sağlık kurumlarındaki cihazların bir süre sonra güncellenmeleri gerekmektedir. Hiçbir zaman çok uzun süre kullanılamazlar. Biz de bir süre sonra bu cihazları güncellemek zorunda kalacağız. MR cihazımızı aldık, ayrıca idari bölümlerimizin olduğu yeri de poliklinik katı yapacağız. Poliklinik sayımızı artıracağız. Önümüzdeki günlerde fizik tedavi ve dermatoloji polikliklerimizi de açacağız. Hastanemizin bahçesine ek bir bina yapacağız. Nükleer Tıp, MR ünitesi ve sualtı hekimliği ile ilgili ünitelerimizi ve idari bölümlerimizi bu ek binada konumlandıracağız. Ayrıca koroner anjiyografi ünitemiz de hizmete başlayacak. Stent ve balon işlemlerini yapabileceğiz. Sualtı Hekimliği ile ilgili araştırmalarımız ve çalışmalarımız devam ediyor. İstanbul Üniversitesi'nden uzman konusunda yardım istedik. Bu desteği bekliyoruz. Basınç odamızı da bu uzman desteğiyle oluşturacağız.”

Akgün, toplantı bitiminde basın mensuplarına poliklinik katında eşlik ederek, yeni gelen cihazlar hakkında bilgi verdi.

Akgün yeni yıl mesajı olarak ise, “Tüm Çanakkalelilerin yeni yılını kutluyorum. Yeni yılın başarı, sağlık ve esenlikler getirmesini diliyorum.” dedi.

Tüm laboratuvar ve poliklinik hizmetinin başladığı hastanede vatandaşların hastane hizmetinden yararlanabilmeleri için tek yapmaları gereken (askeri ve resmi kurum çalışanları hariç) sağlık karneleri ile müracaat etmeleri veya gelmeden önce 0286 263 59 50 (5 hat) nolu telefondan randevu almaları. Sadece askeri ve resmi kurum çalışanları için sevk kağıdı istenmekte.

Bodrum kat, zemin kat ve 3 normal kattan müteşekkil toplam kapalı alanı 8.350,00m2 olan Hastanede hizmete giren poliklinikler şöyle:

Cerrahi Grup:

Anestezi ve Ağrı Poliklinikleri, Genel Cerrahi, Göğüs Cerrahisi, Göz Hastalıkları, Kulak Burun Boğaz ve Baş - Boyun Cerrahisi, Kadın Hastalıkları ve Doğum, Kalp - Damar Cerrahisi, Ortopedi ve Travmatoloji, Plastik Rekonstrüktif Cerrahi, Üroloji.

Dahili Grup:

Aile Hekimliği, Çocuk Hastalıkları, Dahiliye, Endokrinoloji, Enfeksiyon Hastalıkları, Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz, Kardiyoloji, Nöroloji, Psikiyatri, Radyoloji, Diyet poliklinikleri.

Yeni yıl ile birlikte yataklı hasta kabulü yapılacak olan Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde Şubat Ayında ameliyatların başlaması planlanmakta. Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi ile Göz Hastalıkları poliklinikleri ise Ocak ayının 2. haftasından itibaren operasyonlarına başlayabilecekler.
İlk ve Acil Yardım Ünitemiz ise Haziran 2009’dan sonra hizmete açılacak.

ÇOMÜ Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nden yenilikler:

*Tüberküloz Laboratuvarı
*Androloji Laboratuvarı
*Koroner Anjiyografi
*4 boyutlu renkli ultrason
* Anne karnındaki bebeğe kalp ekosu
* Kan bankası
*Yoğun Bakım ünitesi
*Yeni doğan yoğun bakım ünitesi
* Gebelikte Anomali Ultrasonu
*Gebelikte ikili tarama testi
*Allerji testleri
*Hormon analizleri
*Nükleer Tıp
*Sualtı Hekimliği
*MRG (Manyetik rezonans)
*Kalp cerrahisi...


 


















Bu Alan Reklamlarınız
İçin Ayrıldı

Detaylı Bilgi İçin

..::TIKLAYIN::..

 

 

 

http://www.burasicanakkale.com ©  2000  - Bütün hakları Saklıdır.