ÇANAKKALE'NİN DÜNYAYA AÇILAN PENCERESİ ::.  

Burası Çanakkale'yi Giriş Sayfanız Yapın Sık Kullanılanlara Ekleyin...


  YAZARLAR

TÜLAY HERGÜNLÜ


 

 

SAĞLIK                                                                                                                                                                                                                Son Güncelleme : 29.01.2012



''ÜLKEM İÇİN KAN VERİYORUM''
KAMPANYASI’NDA 259 ÜNİTE KAN BAĞIŞINDA BULUNDU,
777 KİŞİNİN KAN İHTİYACINI KARŞILADI

Koç Holding’in, kurucusu Vehbi Koç’un ‘Ülkem Varsa Ben de Varım’ sözünden yola çıkarak 2006 yılında başlattığı ‘Ülkem İçin Projesi’nin, 2010 ve 2011 uygulaması olarak hayata geçirilen ‘Ülkem İçin Kan Veriyorum’ kampanyasında sona yaklaşılırken il bazında kampanyayla ilgili güncel rakamlar gelmeye başladı. Buna göre kampanya dahilinde Çanakkale ili ve ilçelerinde 2010 ve 2011 yıllarında düzenlenen toplam 10 kan bağışı kampanyasında 286 kişi kan bağışında bulundu ve toplanan kan miktarı ise 259 üniteye ulaştı. Bir ünite kanın 3 hayat için umut olduğunu ifade eden Çanakkale Ülkem İçin Gönüllü Elçisi Can Mildon “Çanakkale’de halkımız kampanyamıza büyük ilgi gösterdi. İki yılda toplam 10 kan bağışı kampanyasında 286 kişide farkındalık yarattık, 259 ünite kan bağışı toplayarak 777 kişinin hayatına umut olduk” dedi.

Kurucusu Vehbi Koç’un ‘Ülkem Varsa Ben de Varım’ sözünden yola çıkarak 2006 yılında ‘Ülkem İçin Projesi’ni başlatan Koç Holding, 2010 ve 2011 uygulaması olarak Türk Kızılayı işbirliğinde ‘Ülkem İçin Kan Veriyorum’ kampanyasını hayata geçirmişti. ‘Ülkem İçin Kan Veriyorum Kampanyası’ tüm hızıyla devam ederken kampanyaya dair ilk sonuçlar illerden gelmeye başladı. Çanakkale’den gelen sonuçlara göre kampanya süresince 10 kan bağışı kampanyası düzenleyerek büyük bir başarıya imza atan Çanakkale il ve ilçelerinde iki yılda toplam 259 ünite kan bağışında bulunuldu ve 777 kişinin hayatına dokunulmuş oldu.
Düzenli kan bağışçısı olma alışkanlığını yaymak amacıyla Türkiye’de 81 ilde Ülkem İçin elçilerinin, Koç Topluluğu çalışanları ve bayilerinin de desteğiyle yürütülen kampanyada bugüne kadar 72 bin ünite kan bağışında bulundu, kampanya 215 bin kişiye umut oldu.
Şeniz Akan: “72 bin ünite kan bağışı toplayarak 215 bin kişinin hayatına dokunduk”
Koç Holding Kurumsal İletişim Müdürü Şeniz Akan Çanakkale’de yürütülen kampanya çerçevesindeki değerlendirmesinde, Koç Holding olarak kampanyayı hayata geçirirken düzenli, gönüllü ve sürekli kan bağışçısı olma bilincini yerleştirme amacıyla yola çıktıklarını, tüm Türkiye’de gönüllü elçilerin olağanüstü çabalarıyla çok büyük bir başarıya imza atıldığının altını çizdi. Şeniz Akan: “Türk Kızılayı işbirliğiyle yürüttüğümüz kampanyamız bugün ne mutluyuz ki Türkiye’nin en geniş çaplı ve en büyük kan bağışı kampanyası oldu” dedi. Kampanya çerçevesinde 2012 Ocak ayı itibariyle ellerine ulaşan verileri aktaran Şeniz Akan iki yılda tüm Türkiye’de toplam 72 bin ünite kan bağışı toplayarak 215 bin kişinin hayatına dokunduklarını söyledi. Akan, bu başarılı sonuçta topluluk çalışanları ile birlikte bayilerinin çok önemli rol oynadığını sözlerine ekledi.
“Projemize büyük bir özveriyle destek veren tüm Çanakkaleliler’e teşekkürler…”
Gönüllü elçilerin yanı sıra kampanyaya en büyük desteğin halktan geldiğine dikkat çeken Şeniz Akan, her şeyden önce kampanyaya kan bağışında bulunarak destek veren tüm Türkiye’ye canı gönülden teşekkür etti. Kan bağışının önemine dikkat çeken ve ülkemizde kan bağışı oranının Avrupa ortalamasının çok altında olduğuna değinen Şeniz Akan, “Umuyoruz ki Koç Holding olarak bizim attığımız bu adım ve iki yıldır süren çalışmalarımız Türkiye’de diğer tüm işletmelerin de katkılarıyla dalga dalga yayılarak, düzenli ve sürekli hale gelir” dedi. Çanakkale ili ve ilçelerinde kampanya dahilinde 2010 ve 2011 yıllarında 10 kan bağışı kampanyası düzenlendiğine dikkat çeken Şeniz Akan, kampanyanın her etabına ayrı ayrı ilgi gösteren Çanakkaleliler’e ve projeyi büyük bir özveriyle gerçekleştiren Çanakkale Ülkem İçin Gönüllü Elçisi Can Mildon’a en içten teşekkürlerini iletti.


 


Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner, genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO), sağlık konusunda pek çok risklerinin bulunduğunu belirterek, "Güvenlik anlamında da stratejik anlamda da çok fazla risk var. Çünkü bilinmeyen alan" dedi.

Laçiner, ÇOMÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümünün GDO'lu ürünlerle ilgili düzenlediği bilgilendirme toplantısında yaptığı konuşmada, biyoloji laboratuvarına kazandırılan cihazla artık Çanakkale'de GDO'lu ürünlerin tespitinin yapılabileceğini söyledi.

Sedat Laçiner, 1950'lerde yapılan tahminlerde insan nüfusu artış hızıyla yiyeceklerin karşılaştırıldığını ve 2000 yılına gelindiğinde dünyada açlık olacağı görüşünün ortaya çıktığını ifade eden Laçiner, "Ama baktığımızda 1950'den bu yana 'yeşil devrim' dedikleri bir şey yaşanıyor. Genelde bilgisayar çağı, uzay çağı deniyor ama soframızda bir devrim gerçekleşti. O da 'yeşil devrim'. Aynı topraktan çok daha fazla ürün almak mümkün, aynı koyundan daha fazla et almak, aynı inekten daha fazla süt almak mümkün artık" diye konuştu.

Bu alanda ilerleme sağlanmaması durumunda iktisadi anlamda da geride kalınacağını ve başkasına bağımlı haline gelineceğini savunan Laçiner, şöyle konuştu: "Türkiye'nin kendi kendisine yeter bir ülke iken ithalata doğru yönelmesinin bir sebebi de bu. Gelişmiş ülkeler bitki ıslahında o kadar ileri bir seviyeye gidiyorlar ki yakın bir gelecekte tahminim o ki belki de muz sadece sarı olmaz, belki kırmızı, siyah olur. Her bitkinin sebzenin rengarenk, çeşit çeşit, boyut boyut halleriyle karşılayacağız. Küçükbaş, büyükbaş hayvanlar, bunların büyüklükleri, şekilleriyle ve etin niteliğiyle oynanacaktır. Gen yapısıyla yapı taşıyla oynanacak. Ama bu pek çok riski de beraberinde getirir.

Mesela bu bitkiler üzerinde oynayıp bir ülkeye ihraç ettiğinizde o ülkeye klonlayarak koyduğunuz zaman bütün insanlara aynı hastalığı yaymak da mümkün. Bu sadece iktisadi bir ürün veyahut da sağlıkla ilgili bir risk söz konusu değil aynı zamanda ulusal güvenlikle de ilgili bir sorun. Çünkü yediğinizi içtiğinizi bir başkasından alıyorsunuz ve o aldığınız kişi de genleriyle oynuyor. ve o genlere belli hastalıkları da yerleştirmek de mümkün, belli hastalıkları ıslah etmek mümkün olduğu gibi belli hastalıkları yerleştirmek de mümkün.

Dolayısıyla bir yere ihraç ettiğiniz bir üründe yapacağız bazı şeyler o ülkenin sağlık politikalarını alt üst etme özelliğini de taşır riski de taşır potansiyel olarak."

"AB GDO'lu ürünleri almıyor"

Prof. Dr. Sedat Laçiner, AB'nin GDO'lu ürünleri almadığını, Amerika'nın da pazar aradığını söyledi. "Avrupa'ya ve Amerika'ya gittiğinizde de bir ürün mesela patlıcan 1 lira, bir patlıcan var 5 lira, bir patlıcan var 10 lira. Arada yüzde bin gibi fiyat farkı var. En fakirler en kolay elde edileni, en zenginler ise organik olanı tüketiyor" diyen Laçiner, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Dünya da böyle bir ayrıma gidiyor. Amerika şu anda Afrika'ya bol miktarda satmaya çalışıyor. Amerikan başkanları bir yeri ziyaret ettiği zaman ilk gündem maddesi 'bizim GDO'lu ürünleri size ihraç edelim sizde açlık kalmasın'. Açlık kalmasın ama onun sonunda ne geleceği çok net değil. O anlamda ben biyolog bilim adamları kadar iyimser olamıyorum. Sağlık konusunda da pek çok riskler var. Güvenlik anlamında da stratejik anlamda da çok fazla risk var. Çünkü bilinmeyen alan. Bitki üzerindeki etkisi, insan üzerindeki etkisi ne düzeydedir- Belki 5 yıl sonra çıkacak ve 'Biz ne yapacağız, yediklerimizin hepsi riskliymiş' mesela diyeceğiz. 'Şu hastalığımızın sebebi buymuş' da denebilir. Sonuçta bilimin sonu yok çünkü. Böyle gidiyor. Daha sağlıklısına doğru gidilecek. Bunları önümüze koyduğumuz zaman bitkilerin veya hayvanların genleriyle ilgilenmek zorundayız. Sadece bitki ve hayvanların değil insanların da öyle.

Hayat, DNA demek, yapı taşı. Orada geri kaldığınız zaman bir başkası ileride olduğu zaman bunun birçok riski oluyor. Size sakıncalı şeyler yedirebilir, satabilir. İnsanın kar etme güdüsü o kadar kuvvetli ki sadece güvenlik meselesi olması gerekmiyor.

Bizim bu işin içerisinde Türkiye olarak olmamız lazım. Ne yediğimizi bilmek açısından olmamız lazım. Çocuklarımızın hastalıklarını tedavi edebilmek için onların genlerini çok iyi çalışmamız olmamız lazım. Bu nedenle de ÇOMÜ genetik konusuna, gen çalışmalarına, mikrobiyolojiye, biyolojiye, tıp alanında genetiğe çok önem veriyor."


500 yataklı örneği bulunmayan Hastane projesi hakkında bilgi veren Devlet Hastanesi başhekimi, Beyin cerrahı Op. Dr. Kenan Eliuz, “Sağlık Bakanlığının geliştirdiği ve şu anda ülkemizde örneği bulunmayan yapıya sahip projesi 80 bin metre karelik kapalı alana sahip olacak” dedi.

Radar tepesi eteklerinde, TOKİ’ nin inşa ettiği 920 konutlar yakınında 100 dönüm arazi üzerine, 100 milyon lira harcanarak inşa edilecek hastane hakkında bilgi veren Başhekim Op. Dr. Eliuz, “Onkoloji ünitesinden kalp damar cerrahiye, yoğun bakımdan akla gelecek tüm servis ve ünitelere en modern mekanlar oluşturularak sahip olacak Hastanenin tamamlanan projesine göre , tıbbı kapasitesi olarak şu anki mevcut Hastanemizin 2, mekansal anlamda ise mevcuda göre 4 kat büyüklüğünde olduğunu görüyoruz” dedi.

Çanakkale’de kurulacak yeni hastanenin 500 yatak sayısına sahip olacağını, ancak modüler sisteme göre inşa edileceğinden , ihtiyaca göre 100’ er yatak kapasite donanım arıttırma ya sahip bir yapıda olacağını söyleyen Başhekim Op. Dr. Eliuz, “Yoğun bakım ve diğer serviler dahil, gerektiğinde 7-8 yüz kapasiteye göre ayarlanacak modüler sistemle Hastanede yatak sayısı arttırmak birkaç saat içinde yapılabilecek.Yaklaşık 100 dönüm arazi üzerine kurulacak hastanenin üç etrafı ormanlarla kaplı,olacak. Bu yapısıyla bir Senatoryum’ u andıracak. İki ayrı dev binanın altında kapalı otoparka sahip, kendi içerisinde sosyal alanları bulunacak Hastane, Uluslararası standartlara sahip olacak” dedi.

PROJENİN ÖRNEĞİ YOK
Devlet Hastanesi başhekimi Op. Dr. Kenan Eliuz, heyecan içinde tanıttığı yeni Hastane projesinin Türkiye’de örneği bulunmadığını söyledi. Op. Dr. Eliuz, “Çanakkale’ nin yeni Hastane projesinin örneği yok. Bu proje Türkiye için bir ilk olacak. Başka iller bizim hastanemizi örnek alacak. Sağlık Bakanlığının uzun süredir üzerinde çalıştığı bu proje, tüm teknolojik imkanları içinde barındıran bir yapıya sahip. Ülkemiz için örnek bir proje olacak. Şu ana kadar bakanlığın yaptığı en gelişmiş ve örneği olmayan bir proje olarak hayata geçecek Çanakkale’nin yeni hastane binası , lüks bir otel görünümünde inşa edileceği gibi , donanım anlamında da çok lüks , konforlu bir yapıda olacak. Teknolojinin ulaştığı tüm sistemlerin içine toplandığı en gelişmiş proje olarak hayata geçirilecek hastane . Türkiye’de örnek tek proje olarak, diğer illere de örnek olmuş olacak” dedi...

2014’ DE HİZMETE GİRECEK
İmar tadilatları tamamlanan ve Hüseyin Akif Terzioğlu vakfından 5.5 milyon liraya satın alınan arsanın devir işlemlerinin geçtiğimiz yıl tamamlandığını hatırlatan Başhekim Op. Dr. Eliuz, “Hastane, TOKİ tarafından yaptırılacak İhaleye 2012 başında çıkılacak . Dev yatırım iki yıl içinde tamamlanacak. Hastane’ ye 2014 ‘ de kavuşacağız” dedi.

İKİ DEV BİNA MODERN SERVİSLER
Hastane projesinin iki ayrı dev bina arasında yer alan polikliniklerden oluşacağını anlatan Başhekim Op. Dr. Eliuz, “Binaya giriş anından itibaren lüks bir yapıda inşası planlanan bu projede, 8 ve 5 katlı olacak iki binanın ortasında iki katlı ve üzerinde sosyal alanların bulunduğu ağaçlandırılarak çevre düzenlemesi yapılan büyük bir alan da bulunacak. Bu yapı Acil Servis ve acil servise bağlı ameliyathaneleri içinde barındıracak. Ayrıca bu bölümde acil servise ait MR, Röntgen ve Tomografi merkezi yer alacak. 8 katlı bina yataklı tedaviye ayrılacak. 500 yatak kapasiteli bu bölümde, onarca özel oda, iki kişilik, üç kişilik ve maksimum 4 kişilik odalar da yer alacak. Bulaşıcı hastalıkların tedavisi için ayrılan izolasyonlu bölümlere sahip odalardan tutun da, fizik tedavi için ayrılan özel bölümlere dek bir kompleks içinde inşa edilecek 8 katlı iki ayrı dev binanın dışında, poliklinik, laboratuar , Onkoloji gibi bölümleri de içinde barındıracak , Hastanenin bu bölümü 5 katlı iki ayrı yapıya sahip olacak. Bu binalarda Acil dışında ayrı ameliyathaneler, ayrı MR., Röntgen ve Tomografi merkezi de yer alacak “ dedi.


3 BİN ÇAĞRIDAN 150'Sİ GERÇEK ÇIKTI

Çanakkale 112 Acil Sağlık Hizmeti Şube Müdürü Dr. Tuba Tayhan Küçük, günde 2-3 bin arasında çağrı aldıklarını ve bu ihbarlardan sadece 150'sinin gerçek çıktığını bildirdi.

Küçük, Çanakkale 112 Komuta Kontrol Merkezi'nin tanıtımı dolayısıyla düzenlenen basın toplantısında, komuta kontrol merkezinin en çok asılsız ihbarlardan şikayetçi olduğunu ifade etti. 60 personelle hizmet verdikleri merkeze gelen çağrılar içinde küfürlü konuşmaların da yer aldığını dile getiren Küçük, "Merkezimize günde yaklaşık 2-3 bin arasında çağrı geliyor. Bunlardan sadece 150'si gerçek ihbar. Bunların yüzde 90'nı asılsız. Ama yine de gelen tüm telefonlara bakmak zorundayız" dedi.

Vatandaşlardan taleplerinin, 112 Acil Servis numarasını meşgul etmemesi olduğunu ifade eden Küçük, "Çocuklar arasında bir Oyunmuş gibi 112 aranıyor. Aileler çocuklarını bu konuda uyarırsa seviniriz. Bu tür olumsuz durumlarda yasal prosedürler uygulanıyor. Fakat o kadar çok telefon alınca hepsiyle değil, çok önemli olanlarıyla ilgili işlem yapıyoruz. Tamamıyla uğraşmak bizim için gerçekten çok yorucu olur" diye konuştu. Dr. Tuba Tayhan Küçük, komuta kontrol merkezinin tüm istasyonlardaki ambulanslarının GPRS sistemiyle takip edildiğini kaydetti.


Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi halen devam eden mekân sorununa rağmen hizmet kalitesini arttırmaya devam ediyor.
Hastane yetkililerinden edinilen bilgilere göre tedavi gören hasta sayısı Mart 2011’den bugüne ortalama 400’den 800’e çıktı. Hatta bazı günler Tıp Fakültesi hastanesinden yararlanan hasta sayısı 1.000’i geçiyor.

Hastane’deki gelişme sadece poliklinik servisleriyle sınırlı değil. Yatak kapasitesi de son aylardaki çabalarla daha fazla kullanılabilir hale geldi. 2010 yılında kapasitenin sadece % 47’si kullanılırken bu yıl ortalama % 70’in üzerine çıktı. Bayram tatilleri çıkıldığında ise Hastane’de doluluğun % 100’ü bulduğu anlaşılıyor.

2011 yılında Acil kısmını da uygulamaya açan Hastane burada da günlük 50-100 acil vakaya hizmet veriyor.

Hastane’deki en önemli gelişme ise günün her saatinde birimler de personel bulunması. Geçmişte belli bir saatten sonra çalışmalarını durduran Hastane’de bugün makinalar gibi, çalışanlar da 7/24 esasıyla hizmet veriyor. Geceleri dahi Hastane’de personel sayısı 30’un altına düşmüyor. Bu sayede çeşitli tetkiklerdeki sıralar azalmış veya tamamen ortadan kalkmış durumda.

Hastane’nin son 6 ayda gösterdiği gelişmelerden biri de Nükleer Tıp servisinin çalışmalarında gözlenen yoğunluk. Nükleer Tıp alanında Hastane’ye artık daha fazla hizmet verilebiliyor. Bölümün kapasitesi ve hizmet kalitesinde ciddi artışlar yaşandı. Örneğin MR her gün en az 18 saat hizmet veriyor. Aynı şekilde Tomografi ve Ultrason hizmetlerinde de süre uzatıldı, çok yakın bir zamanda bu makinalar da 24 saat çalışır hale gelecek.

Hastane’nin yakın zamanda 3 yataklı bir kalp-damar yoğun bakım servisini hizmete açması bekleniyor. Buna ek olarak diyabet hastalarına hizmet veren çeşitli birimleri bünyesinde barındıran bir Diyabet Merkezi de açılmak üzere.

Son 6 ayda yaşanan olumlu bir diğer gelişme ise Kadın-Doğum poliklinik sayısının 2 artarak 3’e çıkması. Diğer bazı bölümlerde de poliklinik sayısı birer arttırıldı. Böylece sıralar azaltılmaya, hizmet kalitesi yükseltilmeye çalışılıyor.

ODALARDA KALİTE ARTIYOR

ÇOMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi’nde gözlenen bir diğer iyileşme ise hasta oda kalitesindeki artış. Son 6 ayda her bir odaya televizyon ve klima bağlandı. Bazı katlarda bulunmayan hasta tuvaletleri de yapıldı. Hastane Başhekimi Doç. Dr. Murat Coşar hasta ve yakınları için Hastane’de daha fazla iyileşmeye ihtiyaç olduğunu, bu konuda ÇOMÜ Yönetimi’nin her türlü maddi kolaylığı sağladığını, ancak mekân yetersizliğinin ciddi bir sorun olarak karşılarında durduğunu ifade etti.

Coşar ayrıca son 6 ayda Hastane’nin verimliliğinde de gözle görülür bir artış yaşandığını ifade etti. “Hastanemizde sürekli ameliyat var. Personelimiz büyük bir fedakârlıkla çalışıyor. Geçmişte bazı zamanlarda Hastane’de hemşire bile bulunamazken, bugün ameliyat ekibi 7/24 hazır bekliyor. Ameliyat sayısında ciddi bir artış söz konusu” diyen Doç. Dr. Coşar, Hastane personel sayısında da % 10’un üzerinde bir artış olduğunu, asıl artışın ise önümüzdeki 2-3 ay içinde gerçekleşeceğini kaydetti.

Edinilen bilgilere göre birkaç ay içerisinde Tıp Fakültesi Hastanesi’nde görev alan öğretim üyesi sayısında % 100’e yakın bir artış yaşanacak. İlk etapta doktor sayısının 100’ü aşması bekleniyor. ÇOMÜ Rektörü Prof. Dr. Sedat Laçiner bir konuşmasında hedeflerinin yaklaşık 250 doktor olduğunu ifade etmişti.

Hastane’de halen 4 ameliyathane bulunuyor. Bir de lokal ameliyathane yapılabilmesi için çalışmalar da sürüyor.

MEKÂN SORUNU HAD SAFHADA

Tüm bu gelişmelere rağmen en önemli sorun mekân. Hastane, Vali Güngör Azim Tuna’nın göreve gelir gelmez sağladığı yaklaşık 2.000 metre karelik ek alan ile bir nefes aldı. Ancak bu geçici çözüm yeterli olmadığı için Hastane’nin yanında bulunan ve büyük oranda atıl durumda olan arsada gelişme planları yerel bürokrasi engeline takıldı. Bu nedenle 6 aydır Hastane’nin kapalı alanlarını yaklaşık % 400 genişletme planları askıya alındı. Bu nedenle kentin tek üçüncü basamak hastanesi olan ÇOMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi arzu edilen sayıda Çanakkaleliye hizmet veremiyor.

ÇOMÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hamit Palabıyık ise bu tür zorlukların kendilerini yıldıramayacağını, çünkü söz konusu olanın insan hayatı olduğunu söyledi. Palabıyık sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz bu bölgenin en büyük üçüncü basamak hastanesi haline geleceğiz. Çünkü bölgede buna büyük bir ihtiyaç var. Özellikle yaz aylarında Çanakkale’den Edremit’e doğru bölgenin nüfusu 2 milyonu geçiyor. Coğrafi zorluklar da eklendiğinde bu hizmetlerin yerinde, yani Çanakkale’de verilmesi gerekiyor. ÇOMÜ Tıp Fakültesi Hastanesi’nin büyümesi geciktikçe daha fazla insan yollarda acı çekiyor, hatta hayatını kaybediyor. Bursa, İstanbul ve İzmir’e, hatta Edirne ve Ankara’ya bile hasta sevkiyatları bir türlü durmuyor. Çanakkaleli yollarda hem eziyet çekiyor, hem de para kaybediyor. Yollarda harcanan emek ve paranın çok az bir miktarı Tıp Fakültesi Hastanesi’ne aktarılabilseydi bizler bugün değil bölgenin, Türkiye’nin sayılı hastanelerinden birine sahip olurduk. Fakat bizler yılmayacağız. Çıkarılan zorlukların yetersiz bilgilendirmelerden kaynaklandığına inanmak istiyoruz. Var gücümüzle Çanakkale’de daha güçlü bir üçüncü basamak oluşturmak için çalışmalıyız”.


ÇOMÜ BASINÇ ODASINA KAVUŞTU

Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Tıp Fakültesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi Sualtı Hekimliği ve Hiperbarik Tıp Anabilim Dalı, özellikle vurgun yiyen dalgıçların tedavisi için hayati önem taşıyan basınç odasına kavuştu.

Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi Sualtı Hekimliği ve Heperbarik Tıp Anabilim Dalı bünyesinde hizmet verecek olan basınç odası geldi. Ocak ayında yapılan ihalenin ardından alımı gerçekleştirilen, ancak yer sıkıntısı nedeniyle bir süredir beklemede olan basınç odası, Kepez beldesindeki hastane binasında yer temin edilmesinin ardından kurulmaya başlandı. Pek çok hastaya hayat verecek olan basınç odası vinç ile indirilip yerine kondu. Yaklaşık 400 bin TL’ye mal olan basınç odasının bir ay içinde tüm hazırlıkların tamamlanarak poliklinik ile birlikte hizmet vermeye başlayacağı açıklandı.

Sualtı Hekimliği ve Hiperbarik Tıp Anabilim Dalı’nda görev yapacak uzman hekim de İstanbul’dan ÇOMÜ’ye geldi. Uz. Dr. Selin Gamze Sümen, basınç odasının, başta sualtı sporlarıyla uğraşan ve sağlık sorunu yaşayan hastalar başta olmak üzere bir çok sağlık sorununda şifa kaynağı olacağını söyledi. Sualtı sporlarıyla uğraşan profesyonel ve amatör sporcuların vurgun hastalığının tedavisi için basınç odasının hayati önem taşıdığını belirterek, “Bu basınç odamızın içine hastalar sedyeyle veya yürüyerek alınıyor ve %100 oksijen tedavisi uygulanıyor. Tedavisi, sanki sualtında bir dalış yapıyormuş gibi kuru dalış simülasyonu ile gerçekleştiriliyor. Dalış yapanlar için vurgun hastalığı çok ciddi bir sağlık sorunu oluşturmakta. Bir takım felç ve benzeri sağlık sorunları ortaya çıkabilmekte. Bu tür vakaları en kısa sürede tedavi edebileceğimiz tek ünite basınç odasıdır ve bu açıdan da çok önemlidir. Çünkü Çanakkale deniz kenti ve sualtı sporlarıyla uğraşan çok sayıda kişi bulunmaktadır. Bu nedenle basınç odası Çanakkale ve bölgesi için çok büyük bir kazanımdır” dedi.

Basınç odasının sadece vurgun hastalığı tedavisinde değil, bir çok sağlık sorununun tedavisinde de kullanıldığını anlatan Uz. Dr. Selin Gamze Sümen, “Örneğin, soba ve şofbenden kaynaklanan karbonmonoksit zehirlenmesine maruz kalan hastalar, şekere bağlı vücudunda yaralar iyileşmeyen hastalar, kronik kemik iltihabı olan hastalar, damar tıkanıklıklarına bağlı bacak ve kollarda yaraları iyileşmeyen hastalar, radyotrapi uygulanmış ve sonrası yaraları iyileşmeyen hastaların tedavisinde de basınç odası kullanılıyor. İnanıyorum ki, bir ay sonra hizmete girecek olan basınç odamız çok sayıda hastalığa şifa olacak” diye konuştu.


BAYRAM, YILIN DOKTORU

Çanakkale Devlet Hastanesi Acil Servisinin sorumlu hekimi, Acil Tıp uzmanı Dr. Başak yılın doktoru seçildi. Sevecen tavırlarıyla Acil Servis ’e müracaat eden her hastanın gönlünü kazanan Uz. Dr. Başak Bayram ı ilk kutlayanlardan biri başhekim yardımcısı Dr. Nazır Çoban oldu.

Hasta-Doktor ilişkilerinde örnek bir isim olarak gündeme gelen ve yaklaşık 4 yıldır görev yaptığı Acil Servis’ i arena şekline dönüştüren, Reanimasyon (Hayata dönüş) odasından her türlü acil vakaya servis içinde müdahale edilebilen, röntgen ve benzeri tıbbi tetkik birimlerini bu arena içine toplayan bir yapıya kavuşturan Uz. Dr. Bayram, “Gün içindeki 24 saat, sağlık için verdiğim mücadeleye yetmiyor” dedi. Çanakkale il Sağlık Müdürü Dr. Serhat Faruk Özyürek, “Geleneksel olarak Sağlık Bakanlığımız koordinasyonunda her yıl düzenlenen 14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri kapsamında Bakanlığımızın talimatları gereği her ilden bir doktorumuzun yılın doktoru seçilmesi istendi.
Bu amaçla İl Sağlık Müdürlüğümüzce yapılan incelemeler ve Hasta Hakları birimine yağan teşekkür mektuplarının değerlendirilmesi sonucu, Çanakkale Devlet Hastanemizde Acil Tıp Uzmanı olarak görev yapan Uz. Dr. Başak Bayram, yılın doktoru seçildi. Hekimimiz normal mesainin haricinde, gelen vaka sayısında artış yaşanması veya acil servisin yoğun olduğu anlarda davet edilmesine fırsat bile vermeden direkt olarak vakalarla ilgilenmekte, gerekli müdahaleleri, girişimleri yapmakta, acil servisin yükünü hafifletmektedir. Acil servis sorumlu Uzman Hekimliğini büyük bir görev bilinci içerisinde zaman mevhumu gözetmeksizin yürütmektedir. Acil Tıp Uzman Hekimimiz tüm sorunlu acil servis müdahalelerinde orada bulunmakta günlük mesaisi 12-15 saat altına düşmemektedir.
Bu özverili çalışması, hastalara güler yüzlü yaklaşımı, tıbbi bilgisi sayesinde Çanakkale Devlet Hastanesi acil servisimizden Üniversite hastanelerine yapılan hasta sevklerimiz yok denecek kadar azalmıştır. Hekimimiz, hastalarının içinde bulunduğu acı, telaş ve korkularını kendisi yaşıyormuş gibi görmekte ve her vakada kendi ailesine göstereceği ihtimamı göstermeye çalışmakta. Tüm bu özelliklerinin haricinde, Bilgi ve deneyimlerinin arttırılması amacıyla yeni ataması yapılan acil servis hekimlerimizin hizmetiçi eğitimlerine gönüllü katılıp, gerektiğinde İlçe Devlet Hastanelerine giderek buradaki personellere CPR (Cardio Pulmoner Resüsitasyon) eğitimleri de vermiştir” dedi. Uz. Dr. Başak Bayram’ın, hekimlik görevini özveri ile sürdürmesi, kişiliği ve tıp etik değerlerine bağlılığı nedeniyle İl Sağlık Müdürlüğünce, yılın doktoru ünvanına layık görülmesinin mutluğunu yaşadığını söyleyen Devlet Hastanesi Başhekim yardımcısı Dr. Nazır Çoban, “Her biri birbirinden değerli mesai arkadaşlarım içerisinde, gerektiğinde 24 saat mesai yapmasına karşın, vakit darlığından ve Hastalara verecek daha çok şey bulunduğundan söz eden arkadaşımızla onur duyuyoruz” dedi.
Yılın doktoru unvanı ile ödüllendirilmesinin mutluluğunu yaşadığını söyleyen Uz.Dr. Başak Bayram, “Bu hastanede her hekim çok iyi ve başarılı şekilde çalışıyor. Üniversite hastanelerinin dışında efektif çalışma yapabilen kadroyu burada gördüm. Burada meslektaşlarımdan aynı zamanda çok şey öğrendim. Hastanemizin Acil servisine bu yıl için 200 bin vaka müracaatı bekliyoruz. Günlük 250-500 civarında hasta müracaatı bulunan servisimize Şubat 2001 tarihi itibariyle 11 bin 235 müracaat olmuş. Bu sadece hasta olarak gelen vatandaşlarımız. Ayrıca aylık 7-8 bin civarında pansuman ve enjeksiyon için gelen vakalar mevcut” dedi...


ESMERLER DAHA GEÇ YAŞLANIYOR.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Zerrin Öğretmen, esmer tenlilerin daha geç yaşlandığını, açık renk tene sahip olanların ise cilt kanseri riski taşıdıklarını belirtti.

Cilt rengi ile hastalıklar arasında ilişkiye dikkat çeken Doç. Dr. Öğretmen, güneş altında çok durmanın ise yaşlanmayı beraberinde getirdiğini vurguladı. Doç. Dr. Öğretmen, deniz kenarında oturan kimselerin ise güneşin daha çok yansımasından kaynaklı yaşlık belirtilerinin artacağını belirtti.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Tıp Fakültesi, Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, insanların cilt renklerinin çeşitli özelikler içerdiğini ifade etti. Doç. Dr. Öğretmen toplumda bilinen esmer, sarışın ve kumral ten renklerinin ötesinde bilimsel olarak 6 tip cilt rengi olduğunu söyledi.

AÇIK RENK TENLİLER CİLT KANSERİNE DAHA YATKIN

Ten renklerinin farklığıyla birlikte özelliklerinin de farklık taşıdığını kaydeden Doç. Dr. Öğretmen, “Deriye renk veren hücrelerdir. Hücrelerde ten rengine göre farklı salgılar yapmaktadır. Buna göre zenci gibi koyu renk tene sahip olanların yaydığı salgılar nedeniyle cilt kanseri olma riskleri çok düşüktür. Açık renk tenliler ise cilt kanserine daha yatkındır.” dedi.

“ESMERLER LEKELİ, KUMRAL VE SARIŞINLAR ÇİLLİ”

Farklı ten renklerinin farklı özelikler taşıdığını aktaran Doç. Dr. Öğretmen, esmer tene sahip kişilerin leke oranlarının daha fazla olduğu söyledi. Kumral ve sarışın gibi açık renk ten sahiplerinde ise çil oranının esmerlere nazaran fazla olduğunu kaydeden Doç. Dr. Öğretmen açıklamasında şunları aktardı : “Her ne kadar esmerler de daha çok leke de olsa esmerler daha geç yaşlanıyor. Açık renk tene sahip olan bireylerde ise yaşlanmanın daha hızlı olduğu saptanmaktadır. Bütün bunlarda cildin direncinin ve başka etmenlerinde etkisi vardır.”

GÜNEŞTE KALANLAR ÇABUK YAŞLANIYOR

Doç. Dr. Zerrin Öğretmen, insanların sürekli güneş ışınlarına maruz kaldığını da söyleyerek, güneşin cilt için zararlı ışınlar ilettiğini vurguladı. İnsanların bazen olması gereken görünümlerinden daha yaşlı gösterdiklerine dikkat çeken Doç. Dr. Öğretmen, sözlerini şöyle sürdürdü “İnsanlar bazen olması gereken yaştan daha genç veya daha yaşlı görünebiliyor. Şüphesiz bunda kentte veya kırsalda yaşaması, aldığı besinler, zararlı yiyecek ve içecekleri kullanması çok etkili. Fakat bununla birlikte çok çok etkili olan şey güneş ve yaydığı ışınlardır. Güneşin yaydığı ultraviyole a ışınları yaşlanmayı doğurmaktadır. Ultraviyole b ışınları ise yanıklar meydana getirmektedir. “

NE KADAR GÜNEŞ O KADAR YAŞLILIK

Doç. Dr. Öğretmen, açıklamasında, güneşten korunmanın yaz ve kış her zaman lazım olduğunu, güneşten korunmanın doğuştan başlaması gerektiğini söyledi. Doç. Dr. Öğretmen “Hayatınızın ilk 20 yılında ne kadar güneş ışığına maruz kalmışsanız ilerde o kadar yaşlanırsınız. Bu durum, beraberinde cilt kanseri olma riskinizi de artırır. Birden güneşe çıkmak ve uzun süre güneş altında kalmak sağlıksız bir durumdur. Kışın bile güneş zararlı olabilmektedir. Yazın 15 dakika da aldığınız güneş ışığını kışın 1 saatte alırsınız. Kış güneşi zararsız değildir.”dedi.

DENİZ KENARINDA YAŞAYANLAR DİKKAT !

Doç. Dr. Zerrin Öğretmen, özelikle bulunulan yerin yaşlanmada önemli olduğunu belirtti. Dermatoloji uzmanı öğretim üyesi yüksek yerlerde oturanların güneş ışınlarına önemli ölçüde maruz kaldığını kaydederken, aynı riskin deniz kenarında oturanlar da olduğunu belirtti. Doç. Dr. Öğretmen “Deniz, güneşin ışığını önemli ölçüde yansıtmaktadır. Özelikle deniz kenarında oturanlar bu ışınları önemli ölçüde maruz kalmaktadır. Bu sebeple özelikle deniz kenarında oturanlar korunma kremlerini yaz ve kış sürekli kullanmalıdır. Dikkat edilmemesi durumunda bu durum ilerde cilt kanserine kadar gidebilmektedir” dedi.


DİYET YAPARKEN DİYET ÖDEMEYİN

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Didem Özgün Güner, toplumun diyet konusunda yetersiz bilgiye sahip olduğuna dikkat çekerek her diyetin her bünyeye uygun olmayacağını, diyetin kişiye özel olduğunu belirtti.

Her okunan, her önerilen diyetin muhakkak vücuda uygunluğuna bakılması gerektiğini vurgulayan Güner, diyetisyene sormadan başlanılan diyetin olumsuz sonuçlar verebileceğini aktardı.
Sağlıksız beslenme ve spordan uzak kalma toplumu obeziteye sürüklerken, diyet günümüzde daha da önem kazanıyor. Son zamanlarda insanların diyete yönlenmesi ve diyet programları uygulaması bazı sorunları da beraberinde getiriyor. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Didem Özgün Güner Türk toplumunun diyet alışkanlığındaki problemlere dikkat çektiği açıklamasında, yanlış uygulamalara işaret etti.
Toplumun sağlıksız beslenmesine ve beraberinde gelen diyete yönlenmeye dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Güner, toplumun diyet tercihlerinde internet, gazeteler, dergiler, televizyonlar, ünlülerin diyet programları ve tanıdıklarının etkisinde kaldığını belirterek bu tercihin başlı başına yeterli olamayacağını söyledi. Güner, bazen özenle hazırlanmış ve olumlu etkileri görülmüş bir diyet listesinin her kişide aynı sonucu vermeyeceğini vurguladı.
Her Diyet Kişiye Özel Olmalı
Toplumun en önemli hatasının gördüğü her diyeti uygulaması olduğunu söyleyen Diyet Uzmanı Güner, beslenme ve diyet tedavisi kişiye özel olmalıdır dedi. Uzman Güner, sözlerini şöyle sürdürdü “Beslenme ve diyet tedavisi her kişi için tek tek düzenlenmelidir. Çünkü herkesin vücut bileşimi ve besin ihtiyaçları farklıdır. Herkes için aynı tür beslenme gibi bir durum olamaz. Diyet yapacak kişi Endrokrinolok gözetiminde kan ölçümünü yaptırmalıdır. Ardından davranış tedavisine geçilmelidir. Kişinin diyet seçimini etkileyecek çok sayıda faktör bulunmaktadır. Cinsiyet, vücut bileşimi, yaptığı iş, yaş, cinsiyet, yaşadığı bölge diyet programını önemli ölçüde etkiler. Gece çalışanla gündüz çalışan, çalışanla çalışmayan kişilerin uygulayacağı diyet birbirinden çok farklıdır.”
Diyete Başlarken Dikkat
Diyet yapmak isteyen kişilerle ilgili de dikkat edilecek hususları aktaran Uzman Güner, önemli bilgiler aktardı. Kişinin kendisini tanıması ve değerlendirmesinden yola çıkan Güner, bir diyet listesiyle karşılaşan kişinin kendisiyle konuşması gerektiğini söyledi. Güner, açıklamasında “Bir diyet programı gördüğümüzde kendimize sorular sormalıyız. Öncelikle bu diyet programı size uygun mu ? İkincisi hergün aynı şeyleri yemek bıkkınlık yaratır mı ? Üçüncüsü çok özel maddelerle hazırlanan bir beslenme listesini tedarik edebilecek misiniz ? Kullandığınız ilaçlarla, yaşınızla, işinizle, kilonuzla vb. özeliklerinizle uyumlu mu? Bu diyetle birlikte egzersiz yapmalı mısınız? Tüm bunlar sizin diyet tercihinizi önemli ölçüde etkilemektedir”
Diyetisyene Danışmadan Diyet Yapmayın
Beslenme ve Diyet Uzmanı Güner, toplumun diyet yaparken medyayı, kamuoyunu takip etmesinin önemli olduğunu fakat bunun tek başına yeterli olamayacağını söyleyerek muhakkak uzman yardımı alınması gerektiğini söyledi. Diyet yapmanın ciddi bir konu olduğunu dikkat çekilen açıklamada kişilerin diyet yapma tercihlerinin son derece çağdaş bir yaklaşım olduğu fakat her diyetin her zaman aynı sonucu vermeyeceği ve çoğu zaman olumsuz neticeler alınabileceği vurgulandı.


ÇANAKKALE İLİ AİLE HEKİMLİĞİ
UYGULAMASI HAKKINDA GENİŞ BİLGİ

1) Aile Hekiminin Tanımı

Bireylerin ve aile fertlerinin ikamet yerlerinin yakınlarında ya da kolaylıkla ulaşabilecekleri bir yerde bulunan, ilk başvuracakları, kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini, yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın, her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Bakanlığın öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabipleridir.
2) Aile Sağlığı Elemanı
Aile hekimi ile birlikte hizmet veren, sözleşmeli çalıştırılan veya Bakanlıkça görevlendirilen hemşire, ebe, sağlık memuruna denir.
3) Aile Sağlığı Merkezi
Bir veya daha fazla aile hekimi ile aile sağlığı elemanlarınca aile hekimliği hizmetinin verildiği sağlık kuruluşuna denir.
4) Toplum Sağlığı Merkezleri
Bölgesinde yaşayan toplumun sağlığını geliştirmeyi ve korumayı ön plana alarak sağlıkla ilgili risk ve sorunları belirleyen, bu sorunları gidermek için planlama yapan ve bu planları uygulayan, uygulatan; birinci basamak koruyucu, iyileştirici ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini müdürlüğün sevk ve idaresinde organize eden, bu hizmetlerin verimli şekilde sunulmasını izleyen, değerlendiren ve destekleyen, bölgesinde bulunan sağlık kuruluşları ile diğer kurum ve kuruluşlar arasındaki koordinasyonu sağlayan sağlık kuruluşuna tolum sağlığı merkezi denir.
5) Aile hekimleri sağlık ocaklarında mı görev yapacak?
Aile hekimleri isterlerse sağlık ocaklarında çalışabileceklerdir. İstemeleri halinde de kamu mekanları dışında bir yerde hizmet verebileceklerdir.
6) Kişiler Aile Hekimlerini nasıl seçecekler?
Aile Hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde, kişilerin birinci basamak sağlık hizmetlerinden faydalanabilmesi için aile hekimlerine kaydolması şarttır. Kişilerin aile hekimlerine ilk kaydı, aile hekimliği uygulamalarına yeni geçilen illerde İl Sağlık Müdürlüğü tarafından ikamet ettikleri bölge göz önünde bulundurularak yapılır. Aile Hekimliği uygulamalarının olduğu bir il'e ikamet amacıyla yeni gelen kişiler bölgelerinde bulunan aile hekimlerinden istedikleri bir aile hekimine kayıt yaptırırlar. Kayıt yaptırmamışlarsa ilk ev halkı tespitinde tespit edilirler ve il sağlık müdürlüğü tarafından kendine kayıtlı kişi sayısı en az olan yakın konumdaki aile hekiminden başlanarak kayıtları yapılır.
7) Sürekli ikamet ettiği bölgeden uzakta olan bir kişi sağlık sorunu ile karşılaşırsa ne yapacak?
Sürekli ikamet ettiği ilden uzakta kalacak kişi veya geçici süre ile Türkiye'de ikamet edecek olan kişi, zorunlu durumlarda kendisine yakın konumdaki bir aile hekiminden kayıt yaptırmaksızın sağlık hizmeti alır veya hastaneye sevk edilir.. Aile hekimi bu durumdaki kişiler için herhangi bir ücret talep edemez.
8)Gezici sağlık hizmeti nedir?
Aile hekimi kendisine bağlı yerleşim birimlerinden sağlık hizmeti ulaşımının zor olduğu belde, köy, mezra, uzak mahalleler ve benzeri yerleşim yerleri için gezici sağlık hizmeti verir.
Aile hekimlerinin gezici sağlık hizmeti sunacakları bölgelerdeki yerleşim birimlerine bir plan dâhilinde periyodik aralıklarla ulaşmaları ve hizmet vermeleri esastır. Gezici sağlık hizmetine ilişkin planlama; coğrafi durum, iklim ve ulaşım şartları ile kendisine bağlı yerleşim birimlerinin sayısı dikkate alınarak yapılır.
9) Gezici sağlık hizmeti alan kişiler başka bir aile hekimine kayıt olabilir mi?
Gezici sağlık hizmeti verilen yerlerde oturan kişiler, gezici sağlık hizmeti almak üzere başka bir aile hekimine kayıt olamazlar. Ancak, başka bir aile hekimine kayıt olmak isterler ise, kayıt oldukları aile hekiminin aile sağlığı biriminden hizmet alırlar. Bu durumda, kayıt olunan yeni aile hekimi, o kişi veya kişiler için gezici sağlık hizmeti vermek ile yükümlü tutulmaz.
10) Aile hekimliği pilot uygulama kanunu ne getirecektir ?
Aile hekimliği hizmetleri ücretsizdir.
Pilot uygulamanın yapıldığı yerlerde hastanelere aile hekiminden şu an sevk almadan gidebileceklerdir.
11) T.C. kimlik numarasının aile hekimliği sistemindeki önemi nedir?
Vatandaşlarımızın Aile hekimliği hizmetlerinden yararlanabilmesi için T.C.Kimlik Numarası olması zorunludur.
Hekimler bilgisayar sistemine T.C. Kimlik Numaraları ile gireceğinden, nüfus kağıdı olmayan vatandaşlarımızın bir an önce nüfus kağıtlarını çıkartıp, T.C.Kimlik Numaralarını almaları gerekmektedir.
12) Acil durumlarda ne yapacağım ?
Acil durumlarda bulunduğunuz yerdeki en yakın sağlık kuruluşuna başvurabilirsiniz.
112 Acil Hizmetler 24 saat hizmet vermeye devam edecektir.
13) Seyahat sırasında rahatsızlandığımda ne yapacağım ?
En yakın yerdeki Aile Sağlığı Merkezinden sağlık hizmeti alabilirsiniz.
Bu durumda sizden ve ailenizden ücret talep edilmeyecektir.
14) Aile hekinin izinli yada hasta olduğunda ne yapacağım?
Aile Hekiminiz uzun süre yerinde olmadığında, yerine kimin hizmet vereceğini Aile Sağlığı Merkezinde ilan edilecektir. Eğer aile hekiminiz grup halinde diğer hekimlerle birlikte çalışıyorsa onların arasından belirlenen bir aile hekimi size yardımcı olacaktır.
15) Sürekli kullandığım ilaçları aile hekimi yazabilecek mi ? ilaçlarımı nasıl alacağım?
Raporlu olduğunuz sürece kronik hastalık ilaçlarınız Aile Hekiminiz tarafından yazılacaktır.
Ancak rapor süreniz sona ermeden Aile Hekimine başvurarak hastahaneden rapor almanızı sağlamalısınız.
Aile Hekiminizin reçete ettiği ilaçları, eczanelerden eskiden temin ettiğiniz gibi temin edebileceksiniz.
16) Ailem Çanakkale dışında oturuyor. Ben sadece okumak için buradayım.Hastalandığım zaman nereye başvuracağım?
Öncelikle herhangi bir aile hekimine kayıtlı olup olmadığınızı öğrenmelisiniz.Eğer kaydınız yosa öğrenim süresi boyunca uzun bir zaman ailenizin yanında olmadığınız için eğitim gördüğünüz bölgeye en yakın Aile Hekimine kayıt olabileceğiniz gibi, ikamet ettiğiniz adresin bağlı bulunduğu Aile Hekimine ziyaretçi olarak da muayene olabilirsiniz.
Bunun yanı sıra üniversite öğrencisi iseniz Mediko-Sosyal biriminden de yararlanabilirsiniz.
17) Aile hekimine her türlü sağlık sorunumu danışabilir miyim ?
Aile Hekiminize, aile planlamasından çocuk bakımına, aşı uygulamalarından sağlıklı beslenmeye ve bulaşıcı hastalıklara kadar yardım almak ve danışmak istediğiniz her konuda başvurabilirsiniz
18) Aile hekimliği hizmetinden kimler yararlanabilir ?
Aile Hekimliği Uygulamasında sağlık güvencesi aranmayacaktır. Yani HERKES Aile hekiminden yararlanabilir.
19) Aile hekimini değiştirebilir miyim?
Bulunduğunuz bölge içinde kalmak şartı ile aile hekiminizi seçme ve değiştirme hakkına sahip olabileceksiniz.Uygulama başladıktan üç ay sonra kişiler isterlerse Aile Hekimlerini serbestçe değiştirme hakkına sahip olacaklardır.Bunun için bir form doldurmak ve seçtiğiniz hekimin onay vermesi yeterlidir.
Başka bir ilçeye taşındığınızda bu durumu aile hekiminize bildirmelisiniz ve hekiminizden alacağınız formlarla yeni taşındığınız bölgedeki aile hekimini seçerek kayıt yaptırmalısınız
20) Aile Hekimliğinde ödeme sistemi nasıl olacak?
Muayene ve müdahale işlemleri, kişinin sosyal güvence durumlarına bakılmaksızın ÜCRETSİZ verilmektedir.
21)Aile Hekimimi nasıl öğrenebilirim?
Sağlık Bakanlığı´nın internet sitesinden Aile Hekimim kim bölümünü tıklayıp, TC kimlik numaranızı yazarak öğrenebilirsiniz.
22) Aile Hekimimden şikayetim varsa kime başvurmalıyım?
İllerde il sağlık müdürlüklerine. İlçelerde Toplum Sağlığı Merkezlerine başvuruda bulunabilirler.
23) Aile hekimliğinde eşler farklı Aile hekim’lerini seçebilecek mi?
Böyle bir durum sıkıntı yaratmaz mı? Çocukların durumu ne olacak ?
Kişilerin İstediği Aile hekimini seçmesi esastır.Çocuklar ebeveynlerinin tercih ettiği Aile hekimine kaydettirilebilecektir.18 yaşından küçük tüm çocuklar ebebeynlerinin tercih ettiği Aile hekimine kaydedilecektir.
24) Herhangi bir Aile Hekimine kaydım yok,Ne yapmalıyım?
Eğer herhangi bir Aile Hekimine kaydınız yok ise ikamet ettiğiniz bölgeye hizmet veren Aile Hekimine başvurup kaydınızı yaptırmalısınız.Kayıt için sadece T.C. kimlik numaranız yeterlidir.


KALBİNİZ İÇİN EN FAVORİ 4 YİYECEK

Canınızın istediğini, istediğiniz zaman yiyebileceğiniz ve bu yiyeceklerin kesinlikle sağlığınız için zararlı olmadığı bir dünya hayal edin. Ancak, bu gerçek dünyada maalesef olmuyor.

Kalp hastalığı tüm dünyada ölüme neden olan önemli bir sorun. Beslenme uzmanları, hangi yiyeceğin bizim kalp sağlığımız için iyi olduğunu tespit etmenin yolunu buldular. Howstuffworks isimli internet sitesinde yer alan en favori 4 yiyecek listesini açıklıyor. Paketlenmiş ve işlenmiş gıdalardan mümkün olduğunca uzak durulması istenen sitede, işte kalp sağlığı için iyi olan 4 yiyecek:

1.Balık:

Omega 3 yağ asitleri bakımından zengin olan balık, doğal bir uyarıcıdır. Bu kan basıncının düşmesine ve ilthabın önlenmesine yardım eder. Omega 3 yağ asitleri, damarlara nüfuz eder ve damarları daha esnek hale getirir. Soğuk sularda yaşayan yağlı balıklar (somon balığı), Orkinos tipi ton balığı, uskumru, sardalya, hamsi gibi deniz ürünlerinde bulunuyor. Yapılan araştırmalarda, omega-3 yağ asitlerinin dengeli alımının özellikle kalp ve damar hastalıkları açısından yararlı olduğu vurgulanıyor. Omega-3 tüketenlerde koroner kalp hastalığına bağlı ölümlerin daha düşük olduğu bulunmuştur.

2. Sert kabuklu yemiş (ceviz, fındık gibi):

En kolay tüketilebilen yiyecek, budur. Çünkü, hazırlamak için zamana ve tüketmek için ise hayal gücüne ihtiyaç yoktur. Sert kabuklu yemişler, sağlıklı yağlar ve proteinler bakımından oldukça zengindir. Sağlıklı yağlar, doymamış yağlardır ve iki çesittir: tekli ve çoklu doymamış yağ.

Fındık, ceviz gibi bu kabuluklu yiyecekler, iyi kolesterol seviyesini artıran ve ayrıca antioksidan olan flavonid içeriyor. Bundan dolayı birçok doktor günde bir avuç fındık ya da ceviz yenilmesini öneriyor . Cevizde bulunan E vitamini, lif ve doymamış yağların kalbi koruduğu haftada iki üç avuç ceviz yiyenlerin kalp krizi geçirme riskinin yüzde 50 azaldığı belirtiliyor

3. Kurubaklagiller:

Ne kadar çok kuru fasulye yerseniz kalbiniz için o derece iyidir. Ancak konserve fasulyelerden uzak durun. Daha çok taze fasulye pişirin, onların tadı daha iyidir, sodyum ve koruyucuyla sıkıştırılmamıştır ve fiyatı da daha ucuzdur. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi de 2005 yılında şu mesajı onayladı: "Fasulye içeren beslenme kalp hastalığı ya da belirli kanser türlürinde riskinizi azaltır". Yiyecek olarak kullandıklarımızın başlıcaları; nohut, mercimek, kuru fasulye, bakla, bezelye, börülce ve soya fasulyesidir. Kuru baklagiller kalp sağlığı için çok yararlıdır.

Kalp hastalıklarının en önemli risk faktörlerinden biri kanda kolesterol düzeyinin yüksek olmasıdır. Kurubaklagillerde bulunan çözünür posa, kan kolesterolünün düşürülmesine yardımcı olur.

4. Tam tahıllar:

Tam tahıllı gıdalar bütün çekirdek içeriyor; ancak rafine hububatlar kepek ve tohumun yok edildiği bir süreç olan öğütülme işleminden geçiyor. Kepek ve tohumu atmak, raf ömrünü uzatabilir, ancak bu işlem B vitaminlerini, lifi ve demiri de yok ediyor. Bazı rafine hububatlar zenginleştirilmiştir, bu şu anlama geliyor; bu ürünlere yeniden B vitaminleri ve demir eklenmiştir. Ancak yine de bunlarda lif bulunmamaktadır. Tam tahıllardaki bütün çekirdekler kalp hastalığı riskinizi yaklaşık yüzde 15 oranında azaltır. Çünkü lifler kan damarlarının duvarındaki kötü kolesterolü temizler. Tam tahıllarda aynı zamanda E vitamini de vardır.

Peki tam tahıllı gıdalar hangileridir? Öncelikle yulaf unu. Bir kase kahvaltı gevreği , kolesterol seviyenizi 16 ile 28 puan arasında düşürüyor. Ekmek alırken içindekiler bölümü dikkatlice okuyun ve beyaz pirinç yerine esmer pirinci deneyin. Tahıl taneleri (buğday, pirinç ve mısır, yulaf, çavdar, arpa, sorgum ve darı vb) kabuk (kepek), endosperm, germden oluşuyor.


''OTTUR, ZARARI YOKTUR'' DEMEYİN

Bitkisel ürünlerden oluşan zayıflama ilaçları, aktarlarda satılan karışımlar, zayıflama çayları son günlerde çok popüler. Yıllardır kullanılan birçok bitkisel kaynaklı ürünün yararlı olduğu biliniyor. Bununla beraber bazı bitkisel ürünlerin ciddi yan etkileri olabiliyor.

Bitkisel ürünler, ilaçlardan daha güvenli değil. Hepsinin olmasa bile bitkisel ürünlerin birçoğunun zararlı etkilerinden bahsedilebilir. Ticaretini yapanlar kullanıcılara bu bitkisel ürünlerin çoğunun natürel oldukları söyler. İlaçlardan farklı olarak bitkisel ürünler kullanılmadan önce test edilmezler ve dolayısıyla güvenli oldukları söylenemek çok zordur. Bu ürünlerden bazıları toksik maddeler ve polen içerir ki; bu durum bazı kişilerde hastalıklara neden olur. Bazılarının içersinde üzerindeki etikette belirtilmeyen steroid ve östrojen gibi maddeler bulunabilir. Bir kısmının içerisinde ise arsenik, civa, kurşun ve pestisid gibi zehirli maddeler vardır.

Bitkisel ürün kullanırken dikkat!

Bitkisel ürünün üzerinde doğal olduğunu belirten etiket bulunması güvenli olduğunu göstermez. Örneğin kava ve eşek kulağı bitkisi ciddi karaciğer hastalığına neden olabiliyor.

Bitkisel ürünler doğru kullanılmadığında veya çok miktarda alındığında ciddi problemlere neden olabilir.

Hamile kadınlar veya emziren anneler özellikle dikkat etmeli.

Bazı bitkisel ürünler ilaç gibi etki gösterdiğinden, kullanılan diğer ilaçlarla etkileşim gösterebilir.

Birçok bitkisel kaynaklı ürünlerin içerisindeki aktif madde bilinmiyor. Bu ürünlerin içerisinde yüzlerce madde veya bileşik var.

Araştırmalarda bitkisel ürünlerin etiketleri üzerindeki bileşiklerin haricinde daha pek çok madde tespit edilmiş.

Bazı bitkisel ürünlerin içerisinde metaller, etiketsiz ürünler, mikroorganizmalar ve diğer maddeler bulunuyor.

Bitkisel ürünleri kullanan ve cerrahi müdahale geçirecek olan kişiler bu durumu mutlaka doktoruna belirtmelidir.

Bitkisel ürünler böbrek ve diyaliz hastalarında zararlı olabiliyor.

Bitkisel ürünler sizi hasta edebilir

Tedavi veya destek amacıyla kullanılmakta olan yüzlerce bitkisel ürün mevcut. Bunlar içerisinde en çok bilinenler; sinameki, bitkisel çaylar, papatya türleri, yosun hapları, kondriotin sülfat, ekinezya, efedra, garlik, ginkgo biloba, ginseng, kava, glukozamin, melatonin ve fitoöstrojenlerdir. Sinameki, vücuttaki suyun atılmasını hızlandırıcı etkiler içerir. Zayıflama ve form çayları, bağırsaklardaki 'mikrovillus' adı verilen tüycüklerin kısalmasına ve düzleşmesine, dolayısıyla kabızlığa yol açar. Sinameki kullanıldığında besin öğelerinin emilimlerinde sıkıntılar yaşanabilir. Mesela potasyum emilimi azalınca kalp kaslarına olumsuz yönde etki eder. Sonuç, kalp hastalığına kadar gidebilir.

Yosun haplarının yan etkileri

Bu tip hapların içerisinde "sibutramin" adlı iştah azaltıcı bir madde yer alır. Gerçekte insanlar yosunla değil sentetik bir madde ile zayıflıyor; bu madde kontrolsüz kullanılırsa ölüme bile yol açabilir. Papatyalar da kimi zaman ciddi zehirlenmelere neden olabilir. Çok çeşitli papatya türlerinden bazıları böcek öldürücü, bir başkası migren, diğeri ise soğuk algınlığı tedavisi amacıyla kullanılıyor.


SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN HAFTADA 3 GÜN BALIK

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Su Ürünleri Fakültesi Temel Bilimler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Alparslan, balığın, haftada 3 kez tüketilmesi gerektiğini söyledi.
Prof. Dr. Alparslan, balık etinin, yağıyla birlikte son derece yararlı bir besin olduğunu bildirdi.

Balıkta "OMEGA 3 ve OMEGA 6" yağ asitleri, A, B ve K vitaminleri ile magnezyum, selenyum, fosfor gibi minerallerin yoğun olarak bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Alparslan, hangi balığın ne kadar sıklıkla ne ölçüde ve de hangi mevsimde tüketileceğinin de önemli olduğunu kaydetti.

Prof. Dr. Alparslan, Türkiye'de her mevsim yenilebilecek balık türlerinin bulunduğunu, pişirme yöntemlerinin de sağlıklı beslenmede etkin rol oynadığını bildirdi.

Balığın kızartılmadan, tava, ızgara, pilaki ya da sebzeli olarak tüketilmesinin sağlık açısından daha uygun olduğunu, bu besinin, beslenme diyetine dahil edilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Alparslan, "Hepimizin, özellikle de sporcu ve mankenler gibi meslekleri gereği ince ve zarif kalmaları gereken kişiler, diyetlerinde balığı asla uzak tutmasınlar" dedi.

Prof. Dr. Alparslan, çok lezzetli ve yararlı bir gıda olan balığın, haftada ortalama 3 kez tüketilmesinin faydalı olacağını söyledi.


ÇOMÜ HASTANESİNE GENETİK BÖLÜMÜ...

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nden yeni bir hizmet daha! Tıbbi Genetik bölümü hizmete açılıyor

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Çanakkale ve çevresindeki ilçeleri için bir ilk daha gerçekleştiriliyor. Tıbbi Genetik bölümünün açılmasıyla mevcut hastalıklar ile ilgili hastaların geçmiş hikayeleri takip edilebilecek ve elde edilen bulgular doğrultusunda tedavi yöntemleri belirlenebilecek. Doç. Dr. Fatma Sılan önderliğinde oluşturulan bölüm 10 Şubat 2009 salı gününden itibaren her salı ve perşembe günleri öğleden sonra hizmet verecek.

“Çağdaş bilgi birikimi ve uzman kadrosu ile, meslek ahlakını benimseyen yapısıyla hasta ve hasta yakınlarının özel hayatına saygılı, hasta memnuniyetini en üst düzeyde tutan, bilimsel, yenilikçi ve öncü tedavi yöntemleri ile öncelikle Çanakkale ve ilçeleri için lider olmayı hedefleyen kaliteli sağlık hizmetleri sunmak” misyonu ile hizmete başlayan Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Çanakkale’deki sağlık hizmetlerinin kalitesini artırma hedefindedir.”


TANSİYONU İHMAL ETMEYİN

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Araştırma ve Uygulama Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve Kardiyoloji Anabilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Bahadır Kırılmaz, hipertansiyonun, yaşamsal organları etkileyerek, kalıcı sakatlık, organ yetmezliği ve ölüm gibi istenmeyen sonuçlara yol açabileceğini, bu nedenle erken teşhis ve tedavinin son derece önemli olduğunu bildirdi.

Kırılmaz, Türk Kardiyoloji Derneği verilerine göre Türkiye'de yaklaşık 15 milyon hipertansiyon hastası bulunduğunu, 9 milyon kişinin ise bu hastalığa yakalandığını bilmeden yaşadığını söyledi. Hipertansiyonun, sağlıksız beslenme, stres, fiziksel egzersizin az olduğu yaşam tarzı ve genetik nedenlerle ortaya çıktığına işaret eden Kırılmaz, hastalığın başta kalp krizi ve kalp yetmezliği olmak üzere, beyin kanaması, felç, böbrek yetmezliği, damar tıkanıklığı gibi ciddi sağlık sorunlarına zemin
hazırladığını ifade etti.

Kırılmaz, belirti vermemesi nedeniyle insanların hipertansiyon hastası olabileceği konusunda endişe yaşamadıklarına, hatta Türkiye'de hiç tansiyonunu ölçtürmemiş insanların mevcut olduğuna dikkati çekerek, çocukluk çağından başlayarak yılda en az 2 defa tansiyon ölçümü yaptırılması gerektiğini bildirdi. Kırılmaz, şöyle dedi:

''Hipertansiyon, kan basıncının normalden fazla olmasıdır. Kan basıncının normalden fazla olması başta kalp, beyin, böbrekler ve gözler olmak üzere vücutta birçok organı etkiler. Hipertansiyon bu organları etkileyerek kalıcı sakatlık, organ yetmezliği ve ölüm gibi istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Bunun için hipertansiyonun erken fark edilmesi ve tedavi edilmesi son derece önemlidir.Büyük tansiyon 14, küçük tansiyon 9'dan fazla ise yüksek tansiyon olarak kabul edilir. O yüzden kan basıncı yüksek olan kişilerin ileride daha ciddi sağlık sorunları ile karşılaşmamaları için kan basıncı değerlerini ciddiye almaları gerekmektedir. Hipertansiyon hastalarının yarıdan fazlasının hastalığının farkına varmadan yaşamaları, farkında olanların pek çoğunun ise kan basınçlarının kontrol altına alınmaması hipertansiyon konusundaki bilgi eksikliğine bağlıdır. Unutulmamalı ki hipertansiyon kolay tedavi edilebilir bir hastalıktır.''













Bu Alan Reklamlarınız
İçin Ayrıldı

Detaylı Bilgi İçin

..::TIKLAYIN::..

 

 

 

http://www.burasicanakkale.com ©  2000  - Bütün hakları Saklıdır.