|
|
Çanakkale İdare Mahkemesi, memur sendikasına üye olan geçici personelin üyeliğinin idarece kabul edilmemesine ilişkin işlemin yürütmesini durdurdu. Türk Sağlık-Sen, Çanakkale İl Sağlık Müdürlüğü İdari ve Mali İşler Müdürlüğünde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4/C maddesi uyarınca ''geçici personel'' statüsünde istihdam edilen 2 kişiyi sendikaya üye yapmak istedi. Çanakkale İl Sağlık Müdürlüğü ise Sağlık Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün görüşü doğrultusunda talebi kabul etmedi. Sendika bunun üzerine Çanakkale İl Sağlık Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünün ilgili işlemlerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması için Çanakkale İdare Mahkemesinde dava açtı. Dava dilekçesinde, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nun sadece işçi statüsünde çalışanları kapsam dışında bıraktı vurgulanarak, işçi statüsünde olmayan geçici personelin kapsam dışı bırakılamayacağı belirtildi. Dilekçede ayrıca dava konusu işlemin Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere, Anayasa'nın eşitlik ilkesi ile sendikal hak ve özgürlüklere aykırılık teşkil ettiği savunuldu. Sağlık Bakanlığı vekilleri ise geçici personelin, 4688 sayılı Kanun uyarınca kamu görevlisi olmadığını ve dava konusu işlemin hukuka uygun olduğunu öne sürerek, davanın reddini talep etti. Mahkeme kararında, 4688 sayılı kanunda işçi statüsünde bulunanlar dışında istisna getirilmediğinden Devlet Memurları Kanunu'nun 4/C maddesi uyarınca istihdam edilen geçici personelin kamu görevlisi olduğunun ve 4688 sayılı Yasa kapsamında bulunduğunun tartışmasız olduğu belirtildi. Öte yandan, yasada yer alan ''adaylık veya deneme süresini tamamlama'' koşulunun sendika üyeliğine engel teşkil edecek şekilde değerlendirilmesinin, Anayasa'nın eşitlik ilkesi ve sendikal haklara ilişkin hükümlere aykırılık oluşturacağı vurgulanan kararda, şunlar kaydedildi: ''Bu veriler ışığında 657 sayılı yasanın 4/C maddesi uyarınca istihdam edilen geçici personelin de kamu görevlisi olduğu ve işçi sayılmadığından 4688 sayılı yasa kapsamında bulunduğu tartışmasız olduğundan, söz konusu personelin kamu görevlileri sendikalarına üye olamayacağı yönündeki Sağlık Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü işlemi ile bu işleme istinaden tesis olunan Çanakkale İl Sağlık Müdürlüğü işleminde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, hukuka açıkça aykırı olduğu tespit edilen ve uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğuracağı sonucuna varılan dava konusu işlemlerin yürütmesinin dava sonuna kadar durdurulmasına karar verilmiştir.''
Çanakkale Boğazı içerisinde seyir yapan yerel tekneler bundan sonra karayollarındaki gibi denizde uygulanmak üzere hazırlanan "Yerel Trafik Kuralları"na göre hareket edecek. Çanakkale Denizcilik Bölge Müdürlüğü tarafından hazırlanan "Yerel Trafik Kuralları" bir ay içerisinde uygulamaya başlanacak. Çanakkale'de deniz ulaşımı ve barınma konusunda düşünülen yeni projeleri hayata geçirmek için Çanakkale'ye gelen Denizcilik Müsteşarlığı Deniz Ulaştırma Genel Müdürü Dr. Özkan Poyraz, Vali Abdülkadir Atalık ile basına kapalı bir görüşme yaptı. Görüşme sonrası Denizcilik Bölge Müdürlüğü'nde basın toplantısı düzenleyen Dr. Özkan Poyraz, yerel trafik kurallarının uygulanması ile yatlar için deniz kenarı alış veriş ve barınma alanları oluşturmak için teknik çalışma başlattıklarını söyledi. Çanakkale'de yerel trafik rehberi yayınlayacaklarını hatırlatan Deniz Ulaştırma Genel Müdürü Poyraz, "Aynı karadaki trafikte nasıl kurallar varsa, boğazda yerel trafikte seyir yapan teknelerde yerel trafikteki özgün işleri, hem de bu özgün işlerin yanı sıra uluslararası Türk Boğazları'nı kullanan doğrudan uğraksız trafikle ilişkilerini de merkezi Akbaş üstünde olan Gemi Trafik Hizmetleri ile koordineli olarak trafik içerisinde yer almalarını sağlayacak adımları atıyoruz. Bu nedenle bölge müdürlüğümüz bir yerel trafik rehberi hazırladılar. Bu yerel trafik rehberini 1 ay içerisinde yürürlüğe koyacağız. Burada yerel trafik açısından bir kurallar dizini oluşmuş olacak." dedi. Çanakkale'de özellikle Karadeniz ve Akdeniz Yat rallileri kapsamında veya ralli dışında da, turizm amacı ile seyahat eden teknelerin ve yelkenliler için burada bir barınma yeri ihtiyacı olduğunu belirten Poyraz, "Bizim araştırmalarımızdaki amaç bu geçiş güzergahı üzerinde Bozcaada'dan önce bir barınma yeri imkanı olabilir mi diye Denizcilik Müsteşarlığı olarak Çanakkale Valisi ile bir görüşme yaptık. Bu görüşme sonucunda teknik incelemeye Denizcilik Bölge Müdürlüğümüz aracılığı ile başlayacağız. Ulaştırma Bakanlığı ve Denizcilik Müsteşarlığı ile birlikte bu bölgede alışveriş ve aynı zamanda ulusal bir anıt projesi ile bütünleşik bir deniz tarafı etkinliği oluşturulabilir mi diye araştırmaya geldik." diye konuştu.
Çanakkale'de Rusya Novorossiysk Limanı'ndan, Mersin’e gitmekte olan İngiliz bayraklı Eberhadt Arctiic isimli tanker ikinci kaptanı Alman uyruklu Andrew Bafle’nin yüksek ateş rahatsızlığı domuz gribi şüphesi yaratınca 29 bin 930 grostonluk tanker, boğaz girişinde demirletildi. Yetkililer, hastanın belirtilerinde daha çok AİDS şüphesinin ortaya çıktığı bildirildi. Sevkini bekleyen gemi kaptanı ise hayatını kaybetti. Çanakkale Boğazı girişinde, gaz oil yükü bulunan tankerde yüksek ateş rahatsızlığı bulunan personel bulunduğu bilgisinin, Çanakkale Boğazı Gemi Trafik Hizmetleri Merkezi (VTS) Müdürlüğü'ne bildirilmesinin ardından, tanker tedbir amaçlı Biga İlçesi Şevketiye Mevkii'nde demirletildi. Acentesi yardımıyla hasta, nakil için botla Çanakkale’ye getirildi. Domuz gribi şüphesiyle İngiliz bayraklı tankerin ikinci kaptanı Alman uyruklu 49 yaşındaki Andrew Bafle, önce Özel Anadolu Hastanesi'ne ardından da gerekli kontrollerin yapılması için Çanakkale Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. 6 HAFTADIR YÜKSEK ATEŞİ VARDI İngiliz bayraklı 29 bin 930 grostonluk tankerdeki yetkililer, 6 haftadır yüksek ateşi bulunan ikinci kaptan Bafle ile ilgili VTS Müdürlüğü'ne gemide tutulan bilgileri verdi, VTS Müdürlüğü ise bu bilgileri Çanakkale İl Sağlık Müdürlüğü'yle bildirdi. Bunun üzerine, Özel Anadolu Hastanesi'nde ve Çanakkale Devlet Hastanesi'nde önlemler alındı. Vakanın Domuz gribi olabileceği şüphesi üzerine, her iki hastanede de personel ve güvenlik görevlileri, maske, eldiven ve koruyucu gözlük takarken hastalar ise önlem amaçlı maske takarak tedavilerini yaptırdı. Çanakkale İl Sağlık Müdürü Dr. İlhan Güne, İngiliz gemisinin ikinci kaptanında seyreden rahatsızlığın, domuz gribi bulgularıyla örtüşmediğini, yüksek ateşin belirtilerinin başka bir rahatsızlık sonucu gelişmiş olabileceğini belirtip AİDS'ten şüphendiklerini bunun için öncelikle HİV taraması yapıldığını, yapılacak kontrollerden sonra hastalığın ne olduğunun belirleneceğini bildirdi. Çanakkale Devlet Hastanesi'nde alınan önlemlerin devam ettiği belirtildi. GEMİNİN KAPTANI ÖLDÜ Çanakkale Boğazı'nda demirletilen İngiliz bayraklı Eberhadt Arctiic isimli tankerin ikinci kaptanı Alman uyruklu Andrew Bafle'nin, domuz gribi şüphesiyle kaldırıldığı Çanakkale Devlet Hastanesi'nde yapılan tetkiklerinin ardından İstanbul Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevkine karar verildi. AIDS şüphesiyle sevkini bekleyen Andrew Bafle, kısa süre sonra yaşamını yitirdi.
Geçen yıl İntepe bölgesinde çıkan ve yaklaşık 500 hektarlık
alanın zarar gördüğü yangından etkilenen İntepe İlköğretim Okulu'nun 4. sınıf
öğrencileri Gamze Nur Gezer, Özlem Işık, Burak Sargın ve Ayşim Nirun, proje
danışmanı öğretmenleri Hülya Karasel ve Didem Gündoğmuş ile birlikte yaklaşık 3
aylık çalışmanın ardından ''Ciğerlerimizi Geri Verin'' adlı projeyi oluşturdu.
Çıkan Yangınlarda Binlerce Hektar Orman Arazisinin Zarar Gördüğü Çanakkale'de, Orman Bölge Müdürlüğü Yetkilileri Muhtemel Yangınları Daha Hızlı Söndürebilmek İçin Sıkı Tedbirler Aldı. Orman Bölge Müdürü Mustafa Demirel, 1 milyon 805 bin 545 hektar alana sahip Çanakkale'nin yüzde 53,3'ünün ormanlardan oluştuğunu vurguladı. 2009 yılı orman yangınlarıyla mücadele çalışmalarıyla ilgili bütün tedbirleri aldıklarını belirten Demirel, ekiplerinin hazır konumda beklediğini ifade etti. Yangınların çıkış sebepleri hakkında da bilgi veren Orman Bölge Müdürü, "Yangınların yüzde 57'si ihmal, yüzde 16'sı kaza, yüzde 17'si ise meçhul sebeplerden çıkıyor. Bütün unsurlar insan kaynaklı. Çanakkale genelinde 55 yangın kulesi, 52 arazöz, 11 dozer, 5 uçak, 1 helikopter, su tankları ve teknik malzemeyle hazır vaziyette bekliyoruz. Ayrıca bu yıl ilk defa, yanmayı geciktirici 'reterdant' kullanacağız. Arazözlerle 'A' sınıfı köpük ve uçaklardan 'reterdant' atmak suretiyle orman yangınlarıyla daha etkili mücadele edilmesi planlandı.'' diye konuştu. Geçen yıl 30 Temmuz'da İntepe yakınlarında çıkan orman yangınının ardından bölgede temizlik çalışması yapıldığını anlatan Demirel, yanan alana kızılçam, fıstık çamı, servi, akasya, dişbudak, ceviz ve çınardan oluşan toplam 737 bin 350 adet fidan dikildiğini belirtti. Ayrıca ormanlardan çıkarılan hasarlı 22 bin 310 metreküp ağacın satılarak 8 milyon 242 bin 115 lira gelir elde edildiğini kaydeden Demirel, toplantıyı Çanakkale Havaalanı'nda bulunan, Türk Hava Kurumu'ndan kiralanmış beş yangın söndürme ve bir keşif uçağı hakkında bilgi vererek bitirdi.
Çanakkale'de özellikle yaz aylarında kent trafiğini olumsuz yönde etkileyen TIR'lar 15 Haziran'dan itibaren şehir merkezi yerine Kepez Limanı'ndan sefer yapacak olan arabalı vapurlar ile taşınacak. GESTAŞ Müdürü Hasan Yürükçü, ağır vasıta araçlarının şehir merkezinden geçiyor olmasının Çanakkale'nin en önemli sorunlarından biri haline geldiğini, bu konuda GESTAŞ olarak ortadan kaldırmak için çalışmalar yaptıklarını söyledi. Çanakkale Boğazı'nın geçişini sağlayabilecek tek ulaşım sisteminin deniz taşımacılığı olduğunu belirten Yürükçü, transit geçiş yapan TIR'ların, hem sosyolojik, hem de ekonomik olarak kente zarar verdiğini dile getirdi. Kent trafiğindeki yoğunluğun ve arabalı vapur kuyruklarının ortadan kalkması için GESTAŞ olarak transit taşımacılığın şehir merkezi dışına çıkması gerektiğini hatırlatan Hasan Yürükçü, "Ancak bazı olmazsa olmazlarımız olduğunu ve gerekçelerimizi ortaya koyduk. Birinci gerekçemiz önce filomuzu güçlendirerek verimliliği arttırmak ve bir an önce yeni gemilere kavuşmak istedik. Yeni gemilerle bu seferleri daha iyi yapalım istedik. İkinci gerekçemiz ise geçiş noktalarını daha güvenli, daha kısa ve müşteriye de daha ekonomik olmasını sağlamaktı. Bu bağlamda bir takım girişimler var. Geçiş noktası için hem Gelibolu'da hem de Karacaören köyü ile Akbaş arasında yeni iskele yapımı için bir takım çalışmalarımız devam ediyor. Bunlar uzun vadede yapılacak kalıcı çözümler olacak." şeklinde konuştu. Yürükçü, "Transit TIR taşımacılığını, şehir merkezinden çıkartabilmek için kısa vadedeki çözümü Kepez Limanı'ndan Eceabat iskelemize sefer yaparak gerçekleştireceğimize karar verdik. Öncelikle mevcut filomuzla hizmet verip veremeyeceğimizi ölçtük. Daha sonra Kepez Limanı'nın kullanım hakkını alabilmek için görüşmeler yaptık ve bu görüşmeler sonucunda yasal olarak sözleşme imzalandı. Kepez Limanı'ndan Eceabat iskelesine transit taşımacılığı yapabilmek için herhangi bir sorun kalmadı. Sadece bir takım teknik eksikler var. Gemilerin yanaşıp kalkması için Kepez Limanı'nda bir takım düzenlemelere girmemiz lazım. Onun dışında alt yapı hizmetlerini sunabilmek için Kepez Limanı'nda bir takım düzenlemeler yapacağız. GESTAŞ olarak hedefimiz 15 Haziran tarihi itibariyle 2 adet gemi ile Kepez'den Eceabat'a transit TIR taşımacılığına başlayacağız. Kepez'den Eceabat'a 2 gemiyle transit taşımacılığa başlar başlamaz 2 gemiyle Çanakkale- Eceabat'ta bir taraftan devam edecek. Ancak Çanakkale merkezden küçük araçlara hizmet vereceğiz. Ağır vasıta ve tonajlı araçları şehir merkezine sokmadan Kepez Limanı'ndan taşıyacağız." diye konuştu.
Sözkonusu 5 kentten vali ve belediye başkanlarının da katıldığı törende konuşan Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, AB müzakere sürecinde üç önemli ayağın bulunduğunu belirterek, bunları reformlar, müzakereler ve sivil toplum diyaloğu olarak sıraladı. Türkiye'nin kendi kültür ve sanatında her geçen gün daha da ilerlediğini ifade eden Bağış, "Artık Türkiye 50 yıl önceki gibi darbeler sonrası başbakanların idam edildiği veya 30 yıl önceki gibi Kafka'nın, Dostoyevski'nin kitaplarının komünizm propagandası iddiasıyla toplatıldığı ya da 10 yıl önceki gibi belediye başkanlarının şiir okuduğu için hapsedildiği bir ülke değil. Bugün aynı şehir İstanbul, Avrupa'nın ifade özgürlüğünün en önemli platformu kabul edilen kültür ve sanat alanında başkenti, aynı belediye başkanı da bugün Türkiye'nin lideri" diye konuştu. Sözlerini Türk kültürüne has bir söyleyişle tamamlamak istediğini ifade eden Bağış, "Türkiye'deki en büyük mimari yapıtlardan biri Edirne'deki Selimiye'dir. Bizde derler ki, Selimiye'yi yıkmak için bir çekiç yeter, ama bir Selimiye yapmak için hem bir Selim gerekir, hem de bir Sinan gerekir. Türkiye'nin AB sürecinde de İngiltere ve Miliband gibi dostlarının sayesinde biz daha çok büyük eserleri hep beraber dikeceğiz" şeklinde konuştu. İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband da, "Benim Kentin" projesinin açılışını yapmaktan duyduğu heyecan ve mutluluğu dile getirerek, projenin, Türkiye'nin AB'de çok iyi tanınmayan bazı şehirlerini tanıtmak için önemli bir adım olduğunu ifade etti. Türkiye'nin AB'ye tam üye olarak katılımı sürecinde, zihniyetlerin ve fikir yapılarının değiştirilmesinin çok önemli bir unsur olduğunu dile getiren Miliband, bunu yapmanın en iyi yolunun kültür ve sanatı kullanmak olduğunu kaydetti. ''BENİM KENTİM'' PROJESİ Türkiye ile Avrupa arasındaki diyaloğun sanat ve kültür aracılığıyla güçlendirilmesinin hedeflendiği ''Benim Kentim-My City'' isimli proje, Avrupa Komisyonu tarafından ''Sivil Toplum Diyaloğu: Kültür Köprüleri'' programı kapsamında destekleniyor. British Council tarafından yürütülen projeye, Anadolu Kültür, Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi de yerel ortak olarak katılıyor. Proje kapsamında, alanlarında tanınmış 5 Avrupalı sanatçı, uluslararası komite tarafından seçilen Mardin, İstanbul, Çanakkale, Trabzon ve Konya'da kamusal alanda sanat projeleri gerçekleştirmek üzere davet edilecek. Uluslararası proje komisyonunca belirlenecek Avrupalı sanatçılar, bu yıl Eylül ayında gerçekleştirilecek olan Uluslararası İstanbul Bienali sırasında açıklanacak. ''Benim Kentim'' isimli proje, ayrıca aynı zamanda Türkiye'den 5 sanatçıya da birikimlerini Avrupa ülkelerinde misafir sanatçı programı kapsamında sergileme şansı sunacak. Sanatçıların ''Benim Kentim'' proje ekibi ve kentlerin yerel yönetimleri ile geliştirecekleri projeler 2010 yılında halka açılacak.
Çanakkale’de yapılan ve yapılması gereken projeler hakkında açıklamalarda bulunan Vali Abdülkadir Atalık, domuz gribi konusuna değindi. Domuz gribi konusunda: “Bu konuyu çok abartmamak lazım. Biliyorsunuz daha önceki yıllarda kuş gribi olayı ortaya çıkmış ve ardından bu konuda yapılan yayınlar birçok ülkede paniğe sebep olmuştu. Türkiye’de domuz gribi ile ilgili tedbirler en iyi şekilde alınıyor. Çanakkale’de bu konuda sağlık personelimiz deneyimli. Depolarımızda da gerekli olan maske gibi birçok malzeme hazır vaziyette bekletiliyor. Bizler bu konuda dengeli olarak tedbirlerimizi alıyoruz” dedi. “KORUMA KURULUNUN ALDIĞI KARAR SAĞLIK HİZMETİNE ZARAR VERİR” Aile hekimliği konusuna da değinerek, “Türkiye genelinde bazı illerde başlatılan aile hekimliği pilot uygulamasına Çanakkale’de dahil edildi. Bu konuda çalışmalarımız devam ediyor. Sonbahar’dan itibaren Çanakkale’de aile hekimliği uygulamasına geçmeyi planlıyoruz” dedi. Modern bir hastane yapılması için girişimlerini devam ettiğini de belirten vali Atalık, “Şu anki SSK hastanesi’nin bulunduğu yerin bahçesine yeni hastane binası yapmayı planlıyorduk. Ancak Sağlık Bakanlığı hastanenin enaz 100 dönümlük bir arazi üzerine yapılmasını istiyor. Bu bölgeye enaz 500 yatak kapasiteli modern bir hastane binası yapmak istiyoruz. Bunun için bakanlıktan gelecek cevabı bekliyoruz” dedi. “ECEABAT-KEPEZ ARASINDA YENİ ARABALI VAPUR HATTI KURACAĞIZ” Çanakkale’de deniz ulaşımında yeni hatların konulması hususunda bazı çalışmaların bulunduğunu da belirten Vali Atalık, “Çanakkale’de özellikle ağır tonajlı araçların trafikte ortaya çıkardığı sorun belli. Bu sebeple bu araçların il merkezine girmeden bir güzergah üzerinden ulaşımının sağlanmasından yanayız. Bu konuda da Eceabat ile Kepez Limanı arasında arabalı vapur seferi düzenlenmesi konusunda çalışmalarımız devam ediyor. Bu hat zarar eden bir hat olacak. Ancak biz sosyal sorumluluk çerçevesinde bu zararı karşılayarak geçici de olsa bu hatta ağır tonajlı araçların taşınmasını sağlamaktan yanayız. Bunun dışında ağır tonajı araçları Çanakkale’ye gelişinde Gelibolu ile Akbaş arasında keserek bu bölgelerden karşı yakaya geçişlerini sağlamamız lazım. Bunun için Gelibolu Belediye Başkanı ile görüşme yaptım. Gelibolu’ya yeni bir liman yapıp ağır tonajlı araçları buradan Çardak-Lapseki hattına taşımak istiyoruz. Buna bugün başlasak bile enaz 1-2 yıl sürecek bir çalışma olacak. Ayrıca Akbaş ile Karacaöeren arasında da limanlar kurularak arabalı vapur seferlerinde ağır tonajlı araçları buradan taşımaktan yanayız” dedi. “TROY ATINI DENİZ İÇİNE KOYUP SERGİLEMEKTEN YANAYIZ” Vali Atalık, Ünlü Troy filminde kullanıldıktan sonra
Çanakkale’ye hibe edilip kordon boyunda sergilenen ünlü Toy atı ile ilgili bir
projenin de turizme katkı sağlayacağını belirterek, “Warner Bros şirketi
tarafından Çanakkale’ye hibe gedilen ünlü Troy atının kordon boyundan alınarak
Esenler tepesinde yapımı devam eden Özgürlük Parkı’na taşınması konusunda
belediyenin bir çalışmasının olduğunu duydum. “MÜLTECİLER İÇİN MİSAFİRHANE YAPACAĞIZ” Vali Atalık, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’na büyük önem verdiklerini de belirterek, “Uzun Devreli Gelişme Programı sebebiyle bu yer ile ilgili kararlar merkezde alınıyor. Bu sebeple de bu konudaki bilgileri ben oradan öğrenebiliyorum. Koordinasyonda bir eksiklik oluyor. Bunun daha etkin bir şekilde olması için gerekeni yapmaya çalışıyoruz. Ayrıca her yıl 24-25 Nisan tarihleri arasında bölgede yapılan Anzak törenlerinin 2-3’e yayılması konusunda da bir çalışmamız olacak. Bu yıl yapılan törenler sırasında organizasyonu yapan yabancı yetkililerle bu konuyu görüştüm. Onlarda buna sıcak bakıyorlar. Törenlerin 2-3’e büyümesi halinde bunun Çanakkale ekonomisine de katkı sağlayacağına inanıyorum” dedi.
94 Yıl Önce Çanakkale Savaşı'nda Şehit Olan İstanbul Üniversitesi (İ.ü) Tıp Fakültesi ile İstanbul Erkek Lisesi Öğrencileri, Çanakkale Şehitlikleri'nde Düzenlenen Törenle Anıldı. Her iki eğitim kurumunun yöneticileri tarafından ortaklaşa düzenlenen anma törenine 700'ü öğrenci 300'ü öğretmen ve öğretim görevlisinden oluşan yaklaşık bin kişi katıldı. Anma töreni kapsamında ilk tören Tıbbiyeliler Anıtı'nın bulunduğu yer olan Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı içerisinde bulunan Kabatepe Müzesi'nin bahçesinde gerçekleştirildi.
Törende konuşan İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yunus
Söylet, Türk Milletinin elde ettiği bu inanılmaz başarının, dünyanın diğer
mazlum milletleri için de çok ciddi bir örnek teşkil ettiğini söyledi. Bu
törenlere diğer üniversitelerin de katılımının bir an önce sağlanması gerektiği
vurgusunu yapan Söylet, konuşmasına şöyle devam etti: "19 Mayıs 1915 gecesi saat
03.30'da Kırmızı Sırttan Anafartalar'a kadar olan dar, sarp ve engebeli cephede
40 binden fazla askerimizin taarruza geçtiğini ve 10 bine yakın genç şehit
olmuştu. Hepsine Allah'tan rahmet diliyorum. 94 yıl önce burada şehit olan
gençlerimiz, ne yazık ki uzun yıllar unutulmuştu. Üniversite gençliğinin kimlik
bunalımında olduğu yıllarda, yani tam zamanında hatırlanarak, gençliğimize kimin
torunları olduklarını ve görevlerini hatırlatan bir güzel örnek olarak sosyal
hayatımız içinde haklı yerini almıştır.
Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine hazırlanmasına yönelik
yapılan yasal düzenlemeler çerçevesinde, Çanakkale’nin Avrupa Birliği’ne katılım
öncesi süreçte mali yardımları etkin bir şekilde kullanılabilmesi çalışmalarına
yönelik olarak, AB yapısal fonları ve bölgesel kalkınma başta olmak üzere diğer
alanlardaki yabancı kaynaklı finansman olanaklarının araştırmak, çalışma
sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmak, Kamu Kurumları, Kamu Kurumu Niteliğindeki
Meslek Kuruluşları, Odalar, Belediyeler, Üniversite ve Sivil Toplum Kuruluşları
bünyesinde bulunan AB birimleriyle koordinasyon ve uyumu sağlamak, yabancı
kaynaklar hakkında bilgilendirme çalışmaları yapmak amacıyla;
MİM İnşaat A.Ş temellerini mayıs ayında atarak yapımına başladığı Troia Palace ile Çanakkale'ye yepyeni bir soluk getirmeyi amaçlıyor. Troia Palace ile değişen yaşam anlayışına paralel olarak, müşterilerin beklenti ve ihtiyaçlarına uygun fiyat aralığı ve ödeme seçenekleri ile rahat, çağdaş, kaliteli ve güvenli biçimde yaşayabilecekleri bir ortam yaratılıyor. Şehrin Merkezinde Sosyal ve modern yaşam öğeleri ile öne çıkan Troia Palace projesi, Atatürk caddesi ve Troia caddesi arasında konumlandırıldı, alışveriş merkezlerine, cuma pazarına, özel hastaneye, havaalanına ve şehir merkezine yakınlık ayrıcalığı ile daire sahiplerinin yaşamlarını kolaylaştıracak şekilde planlandı. "Az katlı bina" konsepti ile 1+1'den 2+1'e ve 2+1 Dubleks’ e kadar her beğeniye hitap edecek farklı büyüklükte dairelerin yer aldığı Troia Palace projesi, Çanakkale ye farklı bir yaşam anlayışı sunuyor. 255 TL aylık taksit Troia Palace projesi ile ilgili ile ilgili olarak Mim Troia Concept Proje Satış Yönetmeni Tuba EZER; “ kampanyayla ev satın almak isteyenler, bütçelerine uygun peşinatlarla Ev sahibi olabilecekler. Eylül ayı itibariyle ödemelerini 120 aya kadar taksitlendirebilecek ve tapularını hemen alabilecekler. Ocak ayından itibaren taşınacakları yeni evlerinde, taksitlerini kiraya eş değer rakamlarla ödeyerek hem yeni bir ev sahibi olabilecek, hem de kiradan kolayca kurtulabilecekler. Satın aldığı evi kiraya verenler ise taksitlerini kiracılarına ödetebilecekler. Örneğin her 10.000 TL peşinat veren müşterilerimiz 25.000 TL lik daireler için aylık 255 TL ye konut sahibi olabileceklerdir.” dedi. Krediniz Finansbank’dan Finansbank ile gerçekleştirilen ortak çalışmanın sonucu Türkiye ‘de sayılı projelere tanınan cazip kampanyalarla 0-120 ay kredi kullanmak isteyen müşterilerimize projeye özel faiz oranları ile online kredi üretebiliyoruz. Kampanyayla ilgili detaylı bilgi almak isteyenleri Troia Palace Satış Ofisine bekliyoruz. Satış Ofisimiz: Reşat Tabak İş merkezi No:26/1 Çanakkale
Ofis Telefon: 286 217 0330
ÇOMÜ Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Alpaslan, kahverengi renkli ve uzunluğu 2.5 metreyi bulan şirin görünümlü ‘chrysaora mediterranea’ türü zehirli denizanalarının özelikle hipertansiyon hastalarını tehdit ettiğini söyledi. Chrysaora mediterranea’nın uzun tenteküllere sahip olduğunu aktaran Prof. Dr. Alpaslan, “Bu tür oldukça zehirlidir. Özellikle bahar aylarında başlayıp, yaz periyodunu izleyerek, eylül ayına kadar bu türün geçişi devam ediyor. Bu türe karşı dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, vücudumuzu, hiç bir tenteküllerine ve başka bir tarafına değdirmemek. Bu denizanasının hangi bir şekilde ölüsü ile dahi temas edildiğinde, bölgenin sirke ya da amonyak ile temizlenmesi gerekir. Bu tür denizanası ile temas durumunda, kesinlikle tatlı su ile vücudun temas edilen bölgesi yıkanmamalı. Eğer tatlı su ile yıkarsak, knidoblast dediğimiz zehirli hücrelerin kapsüllerini patlatırız. Daha fazla zehrin vücuda yayılmasına sebep oluruz. Her durumda, kişi gerekli müdahale için en yakın sağlık merkezine gitmeli. Kendi yaptığı tedaviye güvenmemeli” diye konuştu. Prof. Dr. Alpaslan, ‘chrysaora mediterranea’nın yanı sıra ‘maviş’ diye adlandırılan şirin görünümlü ‘rhizostoma pulma’nın da oldukça tehlikeli bir denizanası türü olduğunu vurgularken, “Vatandaşlar, Çanakkale plajlarında denize girerken, kahverengi ve mavi renkli bu şirin denizanalarından uzak durmalı, kesinlikle dokunmamalı. Ölü denizanalarının organizmasında dahi zehirin etkisi sürmektedir” dedi.
Bostancı'da bu sabah yaşanan hücre evi baskınında güvenlik zaafiyeti dikkat çekti. Bir başkomiser ve bir vatandaşın hayatını kaybettiği, 7 polis ve bir gazetecinin de yaralandığı operasyon sonucunda hücre evindeki terörist ölü ele geçirildi. 6 saat süren çatışma sonucunda öldürülen teröristin kimliği de ortaya çıktı. Almanya doğumlu, Çanakkaleli Orhan Yılmazkaya'nın Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler mezunu olduğu bildirildi. İstanbul polisinin "sansasyonel eylem hazırlığında olduğunu" bildirdiği Devrimci Karargah Evleri örgütünün hücre evlerine yaptığı operasyonda çıkan çatışmada, operasyon amiri başkomiser Semih Balaban ve bir sivil ölürken, bir kameraman ile 6 polis de yaralandı. Bostancı'daki hücre evinde 6 saat süren çatışmanın ardından örgüt liderlerinden Orhan Yılmazkaya da ölü ele geçirildi. Şehrin göbeğindeki hücre evi baskını sırasında büyük güvenlik zaafiyeti yaşanması dikkat çekti. Uzmanlar, polisin operasyon biçiminin hatalı olduğuna dikkat çekerken, güvenlik şeridinin arkasında bulunan bir sivilin ölmesi ve bir kameramanın yaralanması emniyet güçlerinin yetersiz tedbir aldığını ortaya koydu. Polis örgüte yönelik operasyon çerçevesinde 60'a yakın noktayı basıp 11 kişiyi gözaltına aldı. Bu arada çatışmada kaç terörist olduğu tartışması yaşandı. Çatışma sona erene kadan evde biri kadın üç kişi olduğu bilgisi geldi ancak operasyon sona erdikten sonra bir teröristin cesedi çıktı. SİYASAL MEZUNU ÇIKTI Bostancı’da bir terör örgütüne ait hücre evine düzenlenen operasyonda öldürülen Orhan Yılmazkaya’nın, Çanakkale’nin Bayramiç İlçesi’nden olduğu öğrenildi. Çanakkale Bayramiç'de 1970 yılında doğan Orhan Yılmazkaya'nın
İstanbul'da öldürülen terörist olduğu haberleri üzerine gazeteciler
Yılmazkaya'nın halen ilçede yaşayan anneanne ve dayısını buldu. İlçede
helvacılık yapan dayı Nuri Öztürk, kızkardeşi Aysel ve eniştesi Hikmet
Yılmazkaya’nın uzun yıllar Almanya’da işçi olarak çalıştıktan sonra ülkeye kesin
dönüş yapıp, yaklaşık 10 yıl önce İstanbul Beşiktaş’a yerleştiğini, Orhan
Yılmazkaya’nın ise İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni
bitirdiğini anlattı. Nuri Öztürk, “Orhan Yılmazkaya iki yıldır bizimle ve
ailesiyle de görüşmüyordu. İsmini televizyonda duyunca kızkardeşimi, yani
annesini aradım. Kızkardeşim Aysel kendisinin de ismi televizyonda duyduğunu
ancak polisin kendileriyle irtibata geçmediğini anlattı. Gelişmeleri biz de
izliyoruz” dedi.
14 yaşındaki Y.Ç'ye cinsel istismarda bulundukları iddiasıyla gözaltına alınan 37 kişiden 17'si Lapseki İlçe Jandarma Karakolunda işlemlerinin ardından tutuklama istemiyle savcılığa gönderildi. Zanlılardan biri savcılıkça serbest bırakılırken, U.Ş, B.Ç, S.G, H.T, C.A, M.G.Ö, E.T, İ.D, N.A, T.A, A.T, G.T, R.M, M.M, M.Ç. ve H.Ş, "küçük yaştaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak" suçundan tutuklandı. Böylece, olayla ilgili olarak tutuklananların sayısı 23'e yükseldi. Lapseki İlçe Jandarma ekiplerinin yürüttüğü operasyonda, ilçeye bağlı bir beldede, Y.Ç. (14) için fuhuş pazarlığı yaptıkları ileri sürülen U.Ş, H.E. ve B.B'nin yakalanmasının ardından ilçe merkezi ile bağlı 2 belde ve Gelibolu'da da 34 kişi olmak üzere toplam 37 kişi gözaltına alınmıştı. Bu kişilerden 10'u jandarmadaki ifadelerinin ardından serbest bırakılmış, mahkemeye sevk edilen 10 kişiden 7'si tutuklanırken, 3 kişi ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Mağdure Y.Ç. de Çanakkale İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü bünyesindeki yetiştirme yurduna yerleştirilmişti. Y.Ç. DEVLET KORUMASI ALTINDA Öte yandan savcılıkça ifadesi alınan Y.Ç., daha sonra Çanakkale İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü'ne teslim edilerek devlet koruması altına alındı. Y.Ç.’nin adı açıklanmayan bir yurda yerleştirildiği öğrenildi. Cinsel istismara uğrayan Y.Ç.’nin, anne ve babasının iki yıl önce boşandığı, Y.Ç.’nin, ilçede annesi ile birlikte kaldığı ve ilköğretim 8'inci sınıftan terk olduğu için okulu da gitmediği bilgisine ulaşıldı.
Çanakkale'de 94 Yıl Önce Savaşan Askerlerin Torunları AB Projesi ile Dünyaya Barış Mesajı Vermeye Hazırlanıyor. "Dedeler Savaştı Torunlar Barış İçin Buluştu’ adlı proje
kapsamında, 16-26 yaşlarındaki Türk, Fransız, İngiliz ve Alman gençler,
Uluslararası Barış Kampı’nda buluşacak. Gelibolu Yarımadası’nda çeşitli
etkinliklerle dedelerini anacaklar. En ilginç cepheydi Proje Koordinatörü Zafer Okun Ongan, Çanakkale’nin tarihe kanlı bir savaş sonrası barışın kenti olarak damga vurduğunu belirterek, "Çanakkale 1. Dünya Savaşı’nın en kanlı cephelerinden biridir. Aynı zamanda en ilginç cephelerindendir. Çanakkale Savaşları insani ilişkiler açısından da ilginçtir. Çanakkale barışın kentidir. Proje ve etkinlikleri her yıl genişletilerek sürdürülecek, geleneksel geleneksel hale gelecek" dedi. Tarihe ışık tutan mektup Çanakkale’de tarih araştırmacısı ve 1915 Seddülbahir Özel Müzesi’nin sahibi Ahmet Uslu, metrekareye 6 bin mermi düşen savaşlara tanıklık eden 94 yıllık mektup buldu. Bir gazi yakınından sağladığı Osmanlıca mektubu akademisyenlere tercüme ettiren Uslu, 3-4 Ağustos 1915’te "İsmail" adlı bir komutanın Kocaçimen Dağı eteklerinden yakınlarına yazdığını söyledi. Mektubun en büyük özelliğinin Almanlar’ın Osmanlı ordusuna hediye ettiği ve üzerinde "Demir Salib Nişanı" bulunması olduğunu belirten Uslu, dört sayfada "Affan" ve "Vasıf" adlı yakınlarına seslenen komutanın, Çanakkale Savaşları’nın şiddetine ilişkin çarpıcı bir bilgiyi ortaya koyduğunu kaydetti. Uslu, böylesine önemli bir savaş anısının yer aldığı mektubun orjinalini müzesinde sergileyeceğini belirtti. Mektupta şöyle deniliyor: "Anacığım, sana muharebe hatırası olmak üzere müttefiklerimizden Almanlar’ın orduya hediye ettikleri mektup kağıdıyla zarfı Gelibolu Şibhe ceziresinin Anafartalar civarında Kemikli Burunlar’ı önlerindeki yeni mevziden takdim ediyorum. Düşman buraya da bir ihraç hareketi yaptı. Burada da sahile yapışarak oturuyor. Biz de karşısında yine dalaşmağa başladık. Bundan evvel on gün kadar beray-ı istirahat Seddülbahir’den fırkamızla Gelibolu’da kalmıştık. 24-25 ihracında aldığımız emirle bu yeni muharebeye geldik. Vaziyetimiz elhamdülillah çok iyidir. Bu köpek düşmanın ateş işi muharebe etmek değil, çinganelik. İlerleyemiyor bari ’Ekfar-ı umumiyeyi oyalayalım’ diye böyle sevahile yayılıyor. Yani yaptığı ve yapacağı iş değil dostlar alış-verişte görsün... armağanı bu mektubum zannediyorum senin makbulüne geçecektir. Yukarıda bulunan haç Almanlar’ın (Ayzerne Kroytes) dedikleri demir salib nişanıdır. Bunu büyüdüğün vakit, ’Böyle bir dayım vardı’ diye hatıra saklarsın... seni görürüm. Göreyim seni, çalış ve babanla anneni gark et. Kara yanaklarından civelek gözlerinden öper ve senin için saadet temenni ederim oğlum." "Vasıf! Yeni safha-i harb birden bire pek telaşlı oldu. Uykusuz kaldık yorulduk. Epey fire verdik fakat lehülhamd ilk günü vaziyetimiz heyecan duruldu. Lain düşman duracağı set mevkiine indi. Burada en ileri piyadelerimiz değil düşman piyadeleri benim karargahım olan tarassut mevkiinden ancak 900-1000 metrededir. Melunların kurşunları size şu mektubu yazarken bile vızır vızır işliyor. İnsanın alışamayacağı bir şey yokmuş. O kadar alıştım ki adeta cesur oldum diyeceğim geliyor. İftihat etmek istiyorum ama değil mi? Ne ise Cenab-ı Hak afiyet ihsan eylesin. Sonradan cesur muyum değil miyim anlarım, değil mi?..."
Çanakkale'nin, rüzgâr potansiyeli bakımından Türkiye'de birinci sırada bulunması enerji sektöründeki yatırımcıları heveslendirdi. Bugüne kadar rüzgardan enerji üretimi için 14 müracaat yapıldı. Bozcada, İntepe, Ezine ve Gelibolu ilçelerinde kurulan santrallere yenileri eklenmeye başlandı. Rüzgârdan elektrik üretimi konusunda Türkiye'nin en önemli
bölgeleri arasında bulunan Çanakkale'ye, dev firmaların milyon dolarlar
harcayarak santral kurması, şehir halkını ve yöneticilerini sevindiriyor.
Demirer Holding, EnerjiSa ve Doğtaş Grubu'ndan sonra Ağaoğlu Enerji Grubu da
Çanakkale'ye rüzgâr santralı kuracak.
Başkan Tülay Ömercioğlu, baroların, gerek yargı, gerekse ülke ve meslek sorunlarıyla ilgili açıklamalarda bulunan anayasal bir kurum olduğunu, bunu da bir avukat olan Çiçek’in çok iyi bildiğine inandıklarını söyledi. Çiçek’in meslektaşları olduğunu ve daha önce de adalet bakanlığı yaptığını hatırlatan Ömercioğlu şunları söyledi: Avukatlar için ne yaptı "Biz kendisinden 5 Nisan Avukatlar Günü’nde bir kutlama mesajı beklerken, baroların hukuksuz olduğunu ileri sürüp, ideolojiye hizmet ettiği yolundaki açıklamasıyla karşılaştık. Bu açıklama Türkiye’deki 70 bin avukatta üzüntü yaratmıştır. Bakanımız, kendi mesleki sorunlarımızla ilgili herhangi bir girişimimiz olmadığını iddia etmekteyse de Çanakkale Barosu olarak bizim 14 Ekim 2006 tarihinden itibaren meclise hukuksal konuları, mesleki sorunlarımızla ilgili görüşlerimiz ve isteklerimizi sunduk. Bize (Gündemimize aldık, ilgileniyoruz) dendi. Baroların görevi düzenlemelere katkıda bulunmak için görüş sunmaktır. Yasaları çıkartan meclistir. Ancak 7 yıldan beri hükümette bulunan bakanımız Cemil Çiçek bu süre içinde avukatlar lehine ne yapmıştır? Bunu biz tarttık, ölçtük, göremedik. Meslektaşımız olan Çiçek’in açıklamasından dolayı üzüntü duyduğumuzu ve Çanakkale Barosu olarak kendisini kınadığımızı beyan ediyoruz." Baroların tarafsız olduğunu da ifade eden Ömercioğlu, "Örneğin biz siyasi parti kapatma davası sürecinde ne dedik? Demokrasilerde yargıyla siyasi parti kapatılamayacağını, bunun demokratik yöntemlerle çözülmesi gerektiğini söyledik. Ama Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın da Türkiye Cumhuriyeti’nin değişmez maddelerini değiştirmeye kalkmasına da ses çıkardık tabii" dedi.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Köy Kalkınma ve Diğer Tarımsal Amaçlı Kooperatif Birlikleri Merkez Birliği ve İntepe Belde Belediyesi arasında, Çanakkale İli bağcılığının geliştirilmesi amacıyla imzalanan protokol çerçevesinde, seçilen yeni bağ plantasyon sahasına (17 dekar) aşılı asma fidanı dikim çalışmaları tamamlandı. Üniversitenin bilimsel potansiyelini yörenin tarım potansiyeli
ile entegre edip, marka ve katma değeri yüksek olan ürünler geliştirme hedefiyle
yola çıkılarak, destek sistemi Şubat ayı içerisinde oluşturulan tesiste, katma
değer ve kalitesi yüksek olan Cabernet Sauvignon, Merlot ve Boğazkere üzüm
çeşitlerinin dikimleri gerçekleştirildi.
Çanakkale’de kordon boyunda denizin 4-5 metre doldurularak genişletme çalışmalarına sonbaharda başlanacak. Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, Akol Otel önünden başlayıp Golf Çay Bahçesinin önüne kadar olan bölgede sahilin 4-5 metre doldurularak genişletme çalışmaları konusunda gerekli izinlerin tamamlandığını belirterek, “Yerel seçimlerin sonra ermesinin ardından bu bölgede ekipler son ölçüm çalışmalarını yapıyorlar. Yaz ayında burada çalışma yapamayacağımız için genişletmeye sonbaharda başlayacağız. Sahil kesiminde 4-5 metre kadar dolgu yaparak gerçekleştirilecek çalışmamızda lodos önüne kadar gideceğiz. Yapılacak çalışmayla Çanakkale’nin en önemle gezinti yerleri arasında bulunan kordon boyu daha ferah bir ortama kavuşacak. Amacımız kış mevsime kadar buradaki çalışmayı tamamlamak” dedi.
105 dönüm büyüklüğündeki tabyada, Çanakkale Savaşları’nın canlandırılacağı gösteri alanlarının, sergi ve sinema salonlarının, yürüyüş alanlarının bulunacağını açıklandı. Çanakkale Deniz Savaşları sırasında, Avrupa yakasında
Kilitbahir Köyü’ndeki Rumeli Hamideye Tabyası, Namazgah Tabyası ve Mecidiye
Tabyası ile birlikte boğaz savunmasında kullanılan Çanakkale merkezindeki
Anadolu Hamidiye Tabyası’nın, 94 yıl sonra savaşın da canlandırılacağı bir açık
hava müzesi haline getirilecek
Kentimizde yetişen sanatçılardan Erdinç Bakla'nın daha önce İstanbul Askeri Müzesinde 30. sergisi olarak açtığı “Troia Rüzgarı”sergisinde yer alan “Troia Savaşı” isimli eser Çanakkale Belediye tarafından yapılan çalışma sonucunda kentimize hediye edildi. Kordon boyunda bulunan “Troia Atı'nın” yanına 18 Mart 2009 tarihi itibariyle sergilenmeye başlanan eser ile şehrimizde bir ilk gerçekleştirilmekte ve soyut simgelerle anlatılan ilk eser olma özelliğini taşımaktadır. “Troia Savaşı” adlı bu eseri her zaman alışılagelmiş olan figüratif anlatım yerine simgelerden yararlanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu savaş sayesinde beyaz mermerlerden yapılan 5 ayrı dikdörtgen kütle Troia kentini kuşatan surları tasvir etmektedir ve bu kütlelerin aralarında bazı boşluklar olmasına rağmen göz bunları birbirine bağlayan sur duvarları olarak algılayabilmektedir.Surların içindeki şehrin tam ortasında, kompozisyondaki bütün kütlelerden daha yüksek olan ve tekerlekler üzerinde duran bir Troia Atı yer almaktadır. Eser ile ilgili, eserin bulunduğu alanda Çanakkale halkına ve basın mensuplarına Belediye Başkanı Ülgür Gökhan ve eserin mimarı Prof. Dr. Erdinç Bakla tarafından bilgilendirme yapılmış ve Çanakkale'mize kazandırılan bu önemli değerin sanat adına atılan büyük bir adım olduğundan bahsedildi.
Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atıldığı Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'nda, Akbaş Şehitliği'nin yakınındaki gerçek şehitlik, geçen yıl çıkan orman yangınının ardından görülür hale geldi. Geçen yıl Yalova köyü yakınlarında başlayan orman yangınının söndürülmesinden sonra, bölgedeki ağaçların kesilmesiyle, Gelibolu Yarımadası'nda vatanları için kahramanca savaşan Mehmetçiklerin mezar taşları ve kemikleri belirdi. Çanakkale Savaşları Araştırmacısı İhsan Pala, bölgenin, “Anafartalar Kahramanı” olarak savaş tarihine adını altın harflerle yazdıran Mustafa Kemal Atatürk'ün komutanlığını yaptığı 19. Tümen'in Akbaş yöresindeki sevk ve seyyar hastanesi olduğunu söyledi. Buranın, cephede savaşırken yaralanan askerlerin tedavi amacıyla bulundurulduğu ve hemen yakınındaki deniz kıyısından gemilerle İstanbul ya da başka şehirlerdeki hastanelere nakledildiği önemli bir yer olduğuna işaret eden Pala, alanın 1950'li yıllarda Yalova köyüne doğru yol açmak amacıyla bilinçsiz olarak kazıldığını, geçen yılki yangının ardından da gerçek şehitliğin gün yüzüne çıktığını bildirdi. Pala, savaş sırasında hasta ya da yaralı askerlerin bitlenmelerini engellemek için, kovalarla taşınan sularla yıkandıklarını ifade ederek, ölenlerin de aynı yere defnedildiğini kaydetti. Bölgede gömülü askerlerin, daha çok cephede yaralandıktan sonra tedavi gördüğü sırada şehit olduğunu anlatan Pala, “Burası bilinen ormanlık bir sahaydı. Yangının ardından ağaçlar yok olunca, şehitlerimizin mezar taşları belirdi. Yağmur sularının heyelana neden olmasıyla, çok sayıda şehit kemiği gün yüzüne çıktı” dedi. İhsan Pala, bölgede toprak yüzeyine çıkan kemikleri gören duyarlı vatandaşların bunları yeniden gömdüğünü, ancak burada acilen tedbir alınması gerektiğini sözlerine ekledi. Akbaş Şehitliği, İstanbul-Eceabat yolu üzerinde Eceabat’a 12 kilometre, Gelibolu’ya 35 klimetre mesafede. Şehitlik 1 dönümden fazla bir büyüklüğe sahip. İçinde kesme taşlardan yapılmış 5 metre yükseklikte bir abide vardır. Çanakkale’de savaşan ve yaralanan Mehmetçiğin burada kurulan hastaneye getirildikten sonra şehit düşenlerin anısına yapıldı. Ayrıca yaralılar buradan Akbaş İskelesi’nden gemilerle başka hastanelere nakledildi. Bu şehitlik 1945 yılında yapıldı. “Akbaş Şehitliği Çanakkale Savaşlarında 25 Nisan 1915 tarihinde, Arıburnu ve Anafartalar mıntıkasında ağır yaralanan Türk askerlerini, İstanbul’da hastane haline getirilen Selimiye Kışlasına götürmek üzere Akbaş İskelesi’nde bekleyen “Halep” adlı gemi, İngilizler tarafından batırıldı, geminin personeliyle beraber ağır yaralı 200 Türk askeri şehit düştü. Şehitler kanlı elbiseleriyle toplu olarak buraya gömüldü. Şehitlik 1999 yılında ziyarete açıldı.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Öğretim Üyesi Yrd.
Doç. Dr. Ahmet Esenkaya, açıklamada, özellikle Seddülbahir bölgesinde İngizlerin
Türk askerlerine karşı misket şeklinde domdom kurşunu kullandığına dair
bilgilerin arşivlerde bulunduğunu söyledi. Domdom kurşununun vücutta derin
yaralar açtığını ve değdiği yeri felç ettiğini belirten Esenkaya, “1907 yılında
imzalanan Lahey Sözleşmesi’ne göre yasak olan domdom kurşununu kullanan
İngilizler, savaş ihlali yapmıştır. Arşivlerde bulunan resmi kaynaklar ile
cephede savaşan Türk askerlerinin anılarında bu tip kurşunun kullanımından sık
sık bahsedilmektedir” dedi. Çanakkale Savaşları’nda yedek subay olarak Zığırdere
bölgesinde 110 gün görev yapan Münim Mustafa’nın anılarında bu tip kurşun
kullanımından bahsettiğini belirten Esenkaya, anılarda şu ifadelere yer
verildiğini söyledi:
Geçtiğimiz yıl güvenli hale getirilerek ziyarete açılan kale duvarı, vatandaşların bol bol hatıra fotoğrafı çektiği yerlerin başında gelmeye başladı. Alan Klavuzları ve Yerel Rehberler Derneği Başkanı Ali Osman Ekici, "Çimenlik Kalesi, 1462 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından, İstanbul'un savunulması amacıyla Çanakkale Boğazı'nın en dar yerinde, Anadolu yakasında yaptırılmıştır. Zaman içinde ihtiyaçlara göre tadil edilmiş, özellikle 19. yüzyılda boğaza parelel batı sur duvarları yıkılarak, çağın silah teknolojisine uygun top mevzileri ve cephaneliği inşa edilmiştir. 1915 Çanakkale savaşında da merkez savunma grubunun sevk ve idare mevkisi olmuştur. Kale bahçesindeki baruthane binasının yanında, Fatih ve Abdülaziz dönemlerinde yapılmış ve kendi adlarıyla anılan iki cami yer almaktadır. 18 Mart 1915 günü İngiliz donanmasının en güçlü gemisi Queen Elizabeth'ten atılan ve kuzey sur duvarında açtığı 2 metre çaplı delikte patlamadan kalan top mermisini görmek mümkün. Kale-i Sultaniye olarak da anılan bu kale, halka açık müzedir. Ziyaretçilere kara savaşlarının yapıldığı yerleri gezdirmeden önce düşman donanmasının gücünü anlamaları için Çimenlik Kalesi'ni gösteriyoruz. Kuvvetler arasında çok büyük bir dengesizliğin sözkonusu olduğu, bizdekilere göre çok üstün toplara sahip düşman donanmasının boğazdan geçmesine izin vermeyen Türk askerinin zaferlerini daha sonra anlatıyoruz. Bu kıyaslamayı kendi içinde yapan ziyaretçilerin, zaman zaman irkildiğine şahit oluyoruz." dedi.
1986 yılında Ezine ilçesinde temeli atılan ve 1989 yılında tamamlanması planlanan Kestanbol Kür Merkezi ve otel inşaatının ödenek yetersizliği sebebiyle senelerdir bitirilememesi üzerine Kızılay’la temasa geçen Çanakkale Valiliği, yapılan anlaşmayla bu yerin kullanım hakkını 49 yıllığına Kızılay’a verdi. Çanakkale’de düzenlenen imza töreninde bir konuşma yapan Çanakkale Valisi Abdülkadir Atalık, 23 yıldır atıl durumda bulunan Kestanbol Kür Merkezi ve otel inşaatının, Kızılay tarafından, Amerikalı ortakla birlikte modern bir tesis haline getirileceğini belirtti. Kızılay’ın tarihindeki en büyük yatırım Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali, Kızılay olarak 141 yıllık tarihlerinde ilk defa böyle bir yatırımla karşı karşıya olduklarını belirterek, “Ülkemize de böylesine önemli bir yatırımı ekonomik krizin de baş gösterdiği bugünlerde bir sermaye dönüşü olarak sağlamamızı, Kızılay olarak övünerek söylemek isterim. Amerikalı ortağımız Daniel Mejia ve beraberindeki heyetle, 'proton terapi' konusunu yaklaşık bir yıldır en ince detaylarına kadar görüştük ve sonunda bu anlaşmayı imzaladık” dedi. Amerikalı “The Sun Land” firması yetkilisi Daniel Mejia ile ortaklaşa gerçekleştirilecek olan 250 milyon dolarlık yatırıma Belçikalıların da teknik destek vereceğini belirten Küçükali, “Başlangıç olarak 175 milyon dolar proton terapi ve 85 milyon dolar da kaplıcalar olmak üzere, toplam 250 milyon dolara mal olacak yatırımda 6 üniteli kanser tedavi merkezi ve 500 yatak kapasiteli otel yer alacak. Proje çalışmalarına iki ay içinde başlanacak ve 1,5 yıl içinde de burada kaplıca otel hizmete girecek. Kurulacak tedavi merkezi Türkiye ve Türkiye’nin civarı ile Ortadoğu’da yok. Bu yeni bir teknoloji. Kansere karşı en etkin ve yan etkisiz tedavi yöntemi olarak bilinen 'proton terapi' yönteminde, kemoterapiden farklı olarak sadece kanserli hücre hedef alınıyor ve vücudun diğer organları herhangi bir zarar görmüyor. Yüzde yüz yabancı sermaye ile kazandırılan projeyle, hem kanser hastalarına yönelik son teknoloji ürünü bir tedavi yöntemini kullanıma sunacağız, hem de Türk Kızılayı’nı çok önemli bir gelire kavuşturacağız” dedi. Dominik’li Mejia’nın memleket vurgunları Dominik Cumhuriyeti asıllı ABD vatandaşı olan Jose Daniel Mejia, tam adı “The Sun Land Group Corp.” olan “off-shore” tabir edilen şirketini 1993 yılında kurmuş. Merkezi Miami-Florida olan şirket, başlangıçta, Güney Amerika ve Karayip ülkelerinde iş yapmış. İlerleyen süreçte diğer kıtalara da yayılan şirketin bazı kaynaklara göre tek çalışanı Mejia’nın kendisi, başka kaynaklara göre de 2008 yılı itibarıyla ikisi fuhuşa aracılıktan tutuklanmış toplam dört çalışanı var. Bu denli “dar kadro”yla çalışabilen Mejia, ABD Eximbank’ın güvencesini kazanabilmiş. Amerikan Eximbank’ın kefaletiyle, asıl memleketi Dominik Cumhuriyeti ile milyonlarca dolarlık işler yapan Mejia, “muz cumhuriyeti” denen ülkenin devlet başkanları değişse de faaliyetlerini sürdürebilmiş. Dominik Cumhuriyeti’ne 2000 yılında 76.4 milyon dolarlık helikopter ve askeri ekipman satışı, 2001 yılında 115 milyon dolarlık öğretmen lojmanları yapımı, 2003 yılında 43.6 milyon dolarlık sulama sistemleri satışı gibi işlerin aracılığını yapan Mejia, asıl büyük vurgunu 2006 yılında gerçekleştirmiş. Ülkenin polis güçlerine ekipman teminini içeren 132.4 milyon dolarlık bir iş bağlayan Daniel Mejia, bu aracılıktan 42 milyon dolar komisyon talep etmiş. Yetenekli Bay Mejia Ukrayna’da Mejia’nın son yıllardaki en dikkat çekici etkinliği Ukrayna’da karşımıza çıkıyor. 2012 yılında Ukrayna ve Polonya ev sahipliğinde yapılacak Avrupa Futbol Şampiyonası’na hazırlık amacıyla yol yapımına ihtiyaç duyan Ukrayna’nın eski Devlet Başkan Yardımcısı, geçen yıl Mejia ile sözleşme imzalamış. Kiev Post gazetesi muhabiri Vlad Lavrov’un ortaya çıkardığı sözleşmeye göre, Ukrayna’daki yol yapım işlerinde tek söz Mejia’nın The Sun Land şirketine bırakılmış. 124 milyar dolarlık tahmini bir bütçeye sahip sözleşmede, ulusal ve uluslararası tüm müteahhit firmalar önce Mejia’ya başvurmak zorunda bırakılmış. Konuyla ilgili olarak Mejia ile röportaj yapan muhabir Lavrov, şirketin mafya bağlantıları hakkında istediği bilgiye ulaşamamış, ama, röportajın yayınından bir gün sonra Ukrayna polisi tarafından, üstelik banka soyguncusu olabileceği zannıyla, sorgulanmak üzere gözaltına alınmaktan da kurtulamamış. Lavrov, Mejia’nın Ukrayna ile yaptığı bu beş yıllık sözleşmeden 25 milyar dolar civarı bir paya sahip olabileceğini öne sürüyor. Yatırım şirketi değil finansman aracısı Uluslararası yatırım destek operasyonlarında oldukça becerikli olan Mejia’nın The Sun Land şirketinin resmi internet sitesi, kesinlikle bir yatırım şirketi olmadıklarını belirtiyor. Kızılay Genel Başkanı Küçükali’nin “yatırım ortağımız” dediği The Sun Land, işlerinin “uluslarası projelere finansman hizmeti sağlamak”la sınırlı olduğunu açıkça ifade ediyor. Şirketin resmi beyanına göre, faaliyet alanları, “kamu altyapı projeleri geliştiren yabancı devletlere finansal kredi yardımı” ve “sermaye yatırımı, proje geliştirme ve işletme hizmetleri için kaynak arayan özel sektör şirketlerine finansal kredi yardımı”. Sektör olarak altyapı, tarım, turizm ve enerjiyi tercih eden şirket Birleşmiş Milletler’in “yolsuzluk karşıtı ilkeleri”ne uymayı toplumsal sorumluluk olarak benimsediğini ileri sürüyor. Mejia kriterleri ve sorular The Sun Land şirketi, projeye dahil olabilmesi, yani finansman temini için kriterlerini de net olarak ilan ediyor. Mejia’nın şirketi eğer bir kamu projesine girecekse, o ülkenin doğrudan Maliye Bakanı’nın veya devletin üst düzey yetkililerinden birinin proje başvurusuna imza koymasını şart koşarken, hükümetin tam desteğini de talep edeceğini kaydediyor. “Kamu yararına dernek” ünvanı taşıyan Kızılay’ın, Mejia kriterlerine göre “kamu sektörü” kategorisinde olup olmadığı bilinmiyor. Eğer öyleyse, Mejia’nın Çanakkale’deki yatırım desteği için Maliye Bakanı Kemal Unakıtan veya bir başka üst seviye yetkiliden güvence almış olması gerekiyor. Kızılay’a kefalet veren yetkilinin kim olabileceği konusunda tahmin yürütmek kolay değil. Kızılay’ın “özel sektör girişimcisi” olarak değerlendirildiği durumda da, Mejia’nın “yeterli nakit akışına sahip olduğunu gösterebilme” şartının yerine getirilmesi gerekiyor. Devlet yardımı ve bağışlardan oluşan bütçesiyle Kızılay’ın bu şartı yerine getirebilmesi, yine AKP hükümetinin güvencesini gerektiriyor. Bir başka Mejia “özel sektör” kriteri de, “kredi almak isteyen kurumun yönetim kadrosunun, krediyi kullanmak istedikleri proje alanında yeterli deneyime sahip olduklarını gösterebilmeleri”. Kansere karşı “proton terapi” teknolojisinin dünyada çok yeni olduğu göz önüne alınırsa, Kızılay’ın Çanakkale yatırımı için “yeterli deneyim” sahibi olamayacağı çok açık. Kızılay, söz konusu teknolojiyi ve teknik danışmanlığı Belçika orijinli IBA (Ion Beam Applications-İyon Işıma Uygulamaları) adlı şirketten satın alacak. Bütün bu tuhaflıkların yanı sıra şu iki ilginç soru da cevap bekliyor: 250 milyon dolarlık yatırımda Jose Daniel Mejia’nın komisyonu ne kadar? Proton terapi teknolojisinde IBA’nın pazar lideri ve bir çeşit tekel olduğu biliniyorken, niçin Mejia’nın aracılığına gerek duyuldu?
ÇOMÜ Ulupınar Gözlemevi Müdürü ve Rektör Yardımcısı Prof.Dr. Osman Demircan, dünyada çapı 10 metre olan teleskopların bulunduğunu, 25 metre çapındaki teleskopların yapılmasının da planlandığını söyledi. Bu teleskopların, fiyatı yüksek olduğu için birkaç ülke tarafından ortaklaşa kullanıldığını belirten Demircan, genellikle Havai ve Kanarya adalarına konulduğunu, çünkü buraların, teleskopların kullanımı için atmosferik açıdan ideal yerler olduğunu kaydetti. Demircan, bazı ülkelerin teleskoplarının yalnızca kendileri tarafından kullanıldığını, örneğin Almanya'nın 3,5 metre, Fransa'nın 2 metre çapında teleskoplarının bulunduğunu ifade ederek, teleskobu bulunmayan ülkelerin bu çalışmalardan mahrum kaldıklarını dile getirdi. Prof.Dr. Osman Demircan, ÇOMÜ'nün, 1 milyon TL'ye Almanya'daki bir firmaya yaptırdığı 122 santimetre çapındaki teleskobun, Türkiye'nin en büyük teleskobu olduğunu bildirdi. Şu an yapılmakta olan teleskobun, Türkiye'nin hiç bir ülkeye bağımlı kalmadan kullanabileceği ilk ve tek teleskop olacağını ifade eden Demircan, ''bu teleskop, Marmara Bölgesi'ndeki tüm üniversitelere açık olacak. Özellikle İstanbul'dan bu teleskobu kullanmak için çok sayıda bilim insanı Çanakkale'ye gelecek. Buradaki gözlem zamanının yüzde 90'ından fazlasını ise üniversitemiz kullanacak'' dedi. Teleskobun, Çanakkale'nin Radar Tepesi olarak bilinen noktasında bulunan Ulupınar Gözlemevi'nin arka yamacına yerleştirileceğini kaydeden Demircan, gözlemevinde 22 yetişmiş personel bulunduğunu, teleskopta meydana gelebilecek arızaların bu personel tarafından giderilebileceğini söyledi. Teleskopların çapların büyüdükçe, evrenin daha derinlerini görme imkanı sağladığını belirten Demircan, bu teleskop sayesinde, uzaklardaki değişik gök cisimlerini gözleme imkanı bulacaklarını ifade etti.
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nda yeni yapılan 1 ve 2 No’lu Sarıtepe Şehitliği ile 7 ve 8 No’lu Zığındere Şehitliği’nin onaylanan projeden farklı; Kabatepe Limanı ile Alçıtepe Köyü arasındaki 12 kilometrelik yolun ise izinsiz kepçeyle kazılarak yapıldığı gerekçesiyle ilgililer hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunma kararı alması Çevre ve Orman Bakanlığı’nı harekete geçirdi. Son olarak Anzak Koyu’nu da içine alan 6.5 kilometrelik Anafartalar Sahil Yolu’yla ilgili hazırlanan yeni projenin de istinat duvarı engeliyle karşılaşması üzerine Bakanlık Müsteşar Yardımcısı Mustafa Eldemir ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü Prof. Dr. Mustafa Kemal Yalınkılıç Çanakkale’ye geldi. Koruma Kurulu yetkilileriyle görüşüp bilgi alan Eldemir ile Yalınkılıç ardından da Gelibolu Yarımadası’na giderek sorunlu işleri yerinde inceledi. Gelibolu Yarımadası’ndaki gezilerine, onarılarak bir yıl aradan sonra yeniden ziyarete açılan Kabatepe Tanıtım Merkezi Müzesi’nden başlayan Eldemir ile Yalınkılıç daha sonra Anzak Koyu’na giderek yapımı yılan hikayesine dönen yolda incelemelerde bulundu. Eldemir, Çanakkale Savaşları’nın 94'üncü yıldönümü törenleri yaklaşırken Gelibolu Yarımadası’nda yapılan işleri yerinde görmek, varsa eksiklerin gidermek için bu inceleme gezisini yaptıklarını söyledi. ANZAK YOLUYLA İLGİLİ ENDİŞELER VAR Anafartalar Sahil Yolu’nun Anzak Koyu bölümünde yolun deniz kenarına istinat duvarı örülmesini öngören son projenin Koruma Kurulu tarafından reddedilmesiyle ilgili görüşlerini de dile getiren Eldemir, “Aslında Anafartalar Sahil Yoluyla ilgili olarak hazırlanan proje Koruma Kurulu tarafından kabul edildi. Ancak bazı endişe duydukları hususlar var. Örneğin yolun altında çıkartma yapan Anzak birliklerinin komuta merkezleri ve cephaneliklerinin olabileceği endişesi var. İstinat duvarı örülmeden bu alanda bir araştırma yapılması, eğer bunlar tespit edilirse o bölgelere istinat duvarları yapılmaması isteniyor. Bu öneriyi dikkate alacağız. Gerekli araştırmayı yapacağız. Hakikaten yolun altında tarihi bir kalıntıya rastlarsak tabi ki bu tarihi kalıntıları Çanakkale Savaşları için birer hazine olarak görüp onları korumak da hepimizin görevidir” dedi. HATA VARSA DÜZELTİRİZ Mustafa Eldemir, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nda yeni yapılan 1 ve 2 Nolu Sarıtepe ile 7 ve 8 Nolu Zığındere Şehitlikleriyle ilgili Koruma Kurulunun tespit ettiği problemler bulunduğunu hatırlatırken, “Eğer bu şehitliklerde hatalar varsa düzelteceğiz. Burada kurumlar arası bir çekişmeden ziyade en iyisini, en güzelini tarihi gerçeklere uygun yapmak hepimizin vazifesidir” diye konuştu. SİMÜLASYON MERKEZİ SAVAŞLARI YAŞATACAK Çanakkale Savaşlarını gelecek nesillere en etkili ve kolay bir
şekilde yaşatarak öğretmek için Gelibolu Yarımadası’na bir simülasyon merkezi
yapacaklarını anlatan Eldemir, “Zaten, Uzun Devreli Gelişme Planı’nda da
simülasyon merkezinin yapımı var. Dolayısıyla bu simülasyon merkezi Uzun Devreli
Gelişme Planı’nda Koruma Kurulunca tasdik edilmiştir. Bu simülasyon merkezi yeni
bir müzeyle birlikte Kabatepe Tanıtım Merkezi’nin bulunduğu noktaya yapılacak.
Hatta fikir projesi için bir yarışma açtık. Yarışmadan maksat bir mimari yapı
değil, savaşı simüle edecek bir yapıdır. Mimar Odalarına da gerekli bilgiyi
verdik, şu anda herhangi bir itilaf görünmüyor” dedi.
Çanakkale'nin Uzun Süreli Problemlerinden Birisi Haline Gelen
İntepe Varyantı ile İlgili Olarak, Çanakkale Barosu Başkanı Tülay Ömercioğlu
Tarafından Görevde İhmali Bulunan Kamu Görevlileri Hakkında Açılan Davanın
Görülmesine Başlandı. Duruşmada söz alan Ömercioğlu ve Çalıdağ, sanıklardan şikâyetçi olduklarını ve cezalandırılmaları gerektiğini söyledi. Avukat talebinde bulunmayan ve savunmasını kendi yapacağını belirten Kuleli ise, ''İsnat edilen suçları kabul etmiyorum. Görev sürem içinde işleri gereği şekilde yaptım. Herhangi bir ihmalim olduğunu düşünmüyorum.'' dedi. Duruşma, sanıkların ifadesinin alınması için ileri bir tarihe ertelendi. İDDİANAME Cumhuriyet Savcısı Mehmet Kulaksız tarafından hazırlanan iddianamede, 2001 yılında yapımına başlanan ve tamamlanmasının ardından trafiğe açılan İntepe Varyantı dolgularında oturma ve çökmelerin yaşandığı vurgulandı. Yeniden dolgu için sondaj çalışması yapıldığı ancak dolgunun zamanla tamamen suya maruz kaldığı ve devamlı sızıntı sularının geldiği, bunun üzerine Karayolları ekiplerinin yaptığı onarımların da problemi çözmediği, yolun oturma ve çökmesinin önüne geçilemediği hatırlatıldı. Bu sebeple yolun 20 Temmuz 2007 tarihinde can ve mal güvenliği açısından trafiğe kapatıldığı ve ulaşımın eski yoldan sağlandığı kaydedildi. Yolun yapımı sırasında Karayolları 14. Bölge Müdürü Mustafa Naci Canbaz, müdür yardımcıları Turgay Mesci ve Haydar Eren, projeyi yapan Yol Etüt Proje Mühendisi Ramazan Apak, kontrol eden Etüt Proje Başmühendisi Abdullah Bilgin, başmühendisler Osman Hamarat ve Bülent Hacak, 1. Bölge Bakım Başmühendisi Metin Pakdil, Kontrol Şefi Teoman Kuleli, Köprü Kontrol Şefi Güven Bulut, 17. Bölge Müdürlüğü mühendisi Veysel Aksu, Karayolları Genel Müdürlüğü Zemin Mekaniği ve Tünel Şube Müdürü Engin Mısırlı ile Karayolları Genel Müdürlüğü Zemin Mekanik Şefi İlkay Timur'un, TCK'nin 257/2 maddesi uyarınca, görevi ihmal suçundan 6 aydan 2 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.
ÇOMÜ Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Abdullah Kelkit, Esenler Mahallesi'nde belediyeye ait yaklaşık 26 dönümlük arazinin 9-10 dönümlük kısmında sebze ve çiçek ekimi için hobi bahçeleri kurulacağını söyledi. Kalan kısımda da spor kompleksi, piknik ve çocuk oyun alanları oluşturulacağını belirten Kelkit, belirli alanların sözleşme karşılığında vatandaşlara verileceğini, insanların bu bahçelerde istedikleri her türlü sebze, meyve ve çiçek yetiştirmesine imkan tanınacağını bildirdi. Projenin hazırlık ve çizim aşamasının şubatın ortalarında tamamlanacağını ifade eden Kelkit, 200 bin TL bedelli projenin martta AB'ye sunulacağını ve uygulanabilme şansının yüksek olduğunu kaydetti.
|