|
AYVACIK 1330-1335 tarihleri arasında 15-20 haneli Kızılcatuğlu adlı küçük bir köy olduğu bilinen bu şirin ilçemizin kesin olarak hangi tarihte kurulduğu bilinmemektedir. Ancak, genişlemesi ile ilgili olarak anlatılan hikaye ilginçtir. Aslen, Tiflis'li olan Ümmühan Hanım, bugünkü Ayvacık ilçesine yakın bir yerde han işletmektedir. 1454 Çaldıran Seferi nedeniyle yöreden orduya katılan askerlerde Ümmühan Hanım'ın hanında dinlenmektedirler. Ümmühan hanım bu askerlerden birisini savaşta ölen kocasına benzeterek onunla evlenir ve Ayvacık'a gelir. Daha sonra civarda bulunan diğer köyleri de (Küplü, Doğanlar ve Garipler) dolaşarak köylülerin Ayvacık'a yerleşmelerini ve bu sebeple beldenin genişletilmesini temin eder. |
|
|||
|
Bugün bu şirin ilçemiz sınırları içerisinde bulunan, Türk-islam mimarisi özelliklerini en iyi şekilde yansıtan eserler şunlardır: Çanakkale ilimiz sınırları içerisinde ulunan dini yapılardan en önemlilerinden birisi olup, Behramkale'de Murat Hüdavendigar tarafından yaptırılmıştır. Dört duvar ile sekiz köşeli sağır bir kasnak üzerine oturtulmuş tek kubbelidir.Assos harabelerinin hemen yanıbaşında mağrur bir eda ile Murat Hüvendigar'ın anısını yaşatmaktadır. Ümmühan Hatun Camii: Ayvacık ilçesinin genişletilmesine sebep olan Ümmühan Hatun tarafından yaptırılmıştır. Babakale: Adını sahip olduğu kaleden alan, Asya'nın ucundaki fener Babakale, her geçen gün artan turist potansiyeli ile layık olduğu yeri almaktadır. Çanakkale'ye 115 km. mesafede bulunan kalenin kapısındaki kitabesinden anlaşıldığına göre, Rumi 1155 yılında yapılmıştır. Padişah III. Ahmet döneminde korsanlardan korunmak üzere vezir kaptan Mustafa paşa tarafından yaptırılan kale, önceleri Hirz-ül Bahir (Tıslımlı kale) olarak anılmış, daha sonraları ise içerisinde bulunan Piri Reis'in tayfalarından Latif Baba'nın türbesine izafeten "Baba kale" isimini almıştır. Yolunuz 1.5 km. mesafede bulunan Küçükçetmi ılıcası, Küçükkuyu'da bulunan Romen kaynağı ve İnciraltı kaplıcaları ile Gürpınar'da bulunan Kızılca Tuğla kaplıcaları gerek ülkemizden, gerekse dış ülkelerden insanları tedavi amacı ile Ayvacık ilçemiz sınırlarına çekmektedir. İlçe hudutları içerisinde antik dönemin önemli yerleşme merkezlerinden Assos, Hamixitos, Chryse, Gargara, Lamponia gibi yerleşim alanları da bulunmaktadır. El dokumacılığı Anadolu'nun her yerinde olduğu gibi, Çanakkale'de de, özellikle Ezine, Ayvacık ve Bayramiç yöresinde yaygındır. Bu bölgedeki halıcılık eski bir tarihe sahiptir. Yöredeki halıcılık, ilk önce kilim dokumacılığı ile başlamış ve daha sonra "düğümlü doku" denilen halıcılığa geçilmiştir. Bu yöredeki halılar, ataları yaklaşık 900 yıl önce doğudan Anadolu'ya gelip yerleşen Yörükler tarafından dokunmaktadır. Anadolu'ya kendi halılarının geleneksel motiflerini getirmişler ve bu motiflere yerleştikleri yörenin geleneksel motiflerini de katmışlardır. Bu yörede dokunan el halılarının en çarpıcı özellikleri desen çeşitleri, kaliteli dokusu ve kullanılan renklerdir. Halılarda kullanılan temel renkler kırmızı, sarı, yeşil ve mavidir. Kırmızı ve mavi renkler büyük desenlerde ve zeminde yeşil ve sarı kenarlarda veya desen kenarda kullanılır. Halılarda kullanılan temel materyal yündür (%100). Bu yörede kurulan kooperatif çalışmalarıyla halıların kalitesinin korunmasına önem verilmektedir. ASSOS Çanakkale ilinde bulunan çok sayıdaki antik yerleşme merkezlerinin en önemlilerinden birisidir. Behramkale'dedir. Coğrafyacı Strabon'a göre Assos M.Ö 2 bin yılında Lelegler tarafından kurulmuştur. Kentin asıl gelişmesi, karşısındaki Midilli Adası'ndan gelen göçmenlerin buraya yerleşmelerinden sonradır. M.Ö 560 yıllarında Lydialılar bölgeyi ele geçirdiklerinde Assos, Edremit Körfezi'nin Kuyeziyndeki güçlü ve önemli kentlerden biri idi. M.Ö 546'da Persler, Ege bölgesini ele geçirdiklerinde, Assos'da Pers sınırları içinde kaldı. M. Ö 387'de bir banker olan Eubolos, Pers yanlısı bir yönetici olarak kentin yönetimini ele aldı. Hizmetkarı Hermeias, Okul arkadaşı ünlü Filozof Aristoteles'i Assos'a davet etti ve sarışında konuk etti, onu kuzeni Pythias ile evlendirdi. Assos'ta 3 yıl kalan Aristoteles, Gymnasion'da dersler vermiştir. Büyük İskender'in Persler'i Anadolu'dan çıkarmasından sonra Assos çok gelişti. Kent imar ideldi. M.Ö 241'de Bergama Krallığı'nın egemenliği altına girmiş, daha sonra da Roma Devleti'nin Asya Eyaleti'tin bir parçası olmuştur. Kent, asıl gelişmesine Roma döneminde erişmiştir. Latinlerin Anadolu'ya saldırılarının yıkımından Assos da nasibini almış ve kent büyük ölçüde terk edilerek bir köy durumuna düşmüştür. Birinci Osman'ın Limni Zaferi'nden sonra 1288'de bölge sürekli olarak Osmanlı toprağı haline gelmiştir. GÜLPINAR Ayvacık çevresinde kalıntıları bulunan antik eserlerden İlyada Destanı' birinci bölümünün geçtiği Apollo Smintheus tapınağı, Gülpınar Beldemizde bulunmaktadır. Tapınak kalıntılara ve tapınaktan çıkan eserler buradaki müzede sergilenmektedir. Dev sütunların parçaları nasıl birleştirilip üst üste getirildi? İnsan aklı almıyor. Ya onlara kim ve nasıl bir güç kıydı da yıktı.. Alınlardaki rölyeflerin parçalarını görenin lanetler yağdırası geliyor. Yağmacı Aka ordusu Troya Savaşlarına giderken bölgedeki bütün yerleri yağmalar. buradaki kadın ve kızları kaçırır.. Kaçırılan kızların biri de, Apollo Smintheus rahibi Chrses'in kızı Chiyseis'dir. Bölgede bulunan müzede Tapınağa ait rölyeflerde bu sahneleri görebilmekteyiz. Kent rahibi kızını kurtarmak için Yunan ordusu Komutanı Agamemnon'a çıkar, hediyeler gönderir. Başlayan veba salgınından Yunan Ordusu kırılır. Agamennon Tanrı Apollon'a gelip yalvarır, gönlünü almak için kurbanlar keser, rahibin kızı geri alınır. Ancak fareler ekinlere zarar vermeye başlar, Tanrı Apollo'a tekrar kurbanlar kesilir, fareleri def etmesi istenir. Tanrı Apollon da onları yok eder.. Bugün bu ünlü tapınakta kazı çalışmalarını yürüten sayın Prof. Dr. Coşkun Özgünel'nin Tapınak ve Tuzla Roma köprüsü hakkındaki değerli bilgilerini kendi kaleminden izleyelim. APOLLON SMİNTHEUS TAPINAĞI Apollon Smintheus tapınağı Biga Yarımadası'nın güneybatı ucunda, Çanakkale ili sınırları içinde eski adıyla külahlı olarak bilinen Gülpınar beldesinde yer almaktadır. Jeolojik açıdan bölge bir "Volkanik Plato" olarak belirlenebilir. Apollon Smintheus Tapınağı beldenin kuzeybatısı ile Kuzeydoğusu arasında kalan vadinin başlangıç eteklerinde "Bahçeleriçi" olarak adlandırılan mevkide yer alır. Su yönünden zengin olan bu yöre yer altı kaynak suları ile beslenmekte, büyük olasılıkla antik çağlarda oluşturulan yer altı kanalları ile ana merkeze aktarılmaktadır. Tapınağın yapıldığı Helenistik Çağı'nda da yörede suyun bol olması Apollon kültürünün bir simgesidir, çünkü Tanrı Apollon kehanette bulunmak için her zaman suya gereksinim duymuştur. Tapınağın bu alanda kurulmuş olması da bu nedenle olmalıdır. Jean Baptista le Chevalier 1785 yılında Lektum-Babakale'den Alexandria Troas'a giderken tapınağın toprak üstünde kalan kalıntılarını görmüş ve arkeoloji dünyasına ilk kez Apollon Smintheus tapınağını duyurmuştur. 1853 yılında yöreye harita çalışması için gelen İngiliz Amiral R.N. Spratt, Tuzla'dan Gülpınar'a gelirken Öküzbaşı mevkiinde rastladığı tapınağın kalıntılarına ulaşır. Spratt, bulduğu yapının Apollon'a ait, İon düzeninde yapılmış önemli bir kutsal alan olduğunu görür. Tapınak alanında gördüğü bir yazıt aracılığı ile tapınağın Fare-Smintheus kültürüne ait olduğunu bilim dünyasına duyurur. Spratt'dan sonra R.P.Pullan yöreye 1861 yılında gelir ve kazı kararı alır. 1866 yılında kazılara başlar ve Ekim-Kasım ayları boyunca tapınakta çalışır. Pullan bu çalışmalarını "Societmy of Diletantti" cemiyeti adına yürütür. Spratt'dan sonra Apollon Smintheus tapınağı'nı bilimsel olarak arkeoloji dünyasına sunar. Pullan'dan sonra yöreye gelenler hakkında bilgilerimiz azdır. H. Schliemann, Külahlı-Gülpınar köyünden söz ederken Post Homeric Chrysa olarak adlandırılır. Daha sonra 1900'lü yılların başında Troas-Çanakkale bölgesinde Leaf-Hasluck'un ziyaretleri, Troas için bizlere tarihi ve coğrafi açıdan sağlıklı bilgiler sağlar. 1866 yılında yapılmış ilk kazılardan sonra tapınak, yüzyıl boyunca unutulur. 1966 yılındaki H.Weber'in araştırması ile tapınak tekrar hatırlanır. 1971-73 yılları arasında Çanakkale Arkeoloji Müzesi yörede sondaj çalışmalarında bulunur. 1980 yılından bu yana ise Gülpınar-Apollon Simntheus tapınağı ve çevresinde kazı, sondaj ve restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir. GARGARA Gara kentinin iki ayrı yerde kurulduğu hakkında iddialar bulunmaktadır. Bunlardan birincisi; kentin ilk yerinin Çaltı köyü yakınındaki bugün halkın Koca Kayası diye adlandırılan tepe üzerinde kurulmuş olmasıdır. Bir diğer ikinci yer ise Arıklı köyünün 1.5 km. güneydoğusunda bulunan Zindan Tepe adı verilen tepenin üzerinde olduğudur. Bugün ne birinci ve ne de ikinci kuruluş yerlerinde şimdiye kadar bilimsel bir kazı yapılmadığı için anılan kent ile ilgili Zindan Tepe üzerinde bulunan sur duvarlarından başka bugün için görülecek tarihi bir eser mevcut değildir. LAMPONİA Ayvacık ilçemizin yaklaşık 7 km. güneydoğusunda bulunan yamaçlarında Kozlu Köyü'nün kurulduğu Kozlu Dağı (Asar Tepe) üzerindedir. Bugün Kozlu Köyünden Asar Tepe'ye doğru yürüyünce karşımıza eski tarihi yol çıkmaktadır. Asar Tepe'ye ulaşım aşağı yukarı 1 saatlik bir yaya yolu olup, tepeye varıldığında önce Llapponia kentinin sur duvarları görülür. Asar Tepe'nin hemen karşısında (batısında) sunmak Asarı diye adlandırılan bir tepecik bulunmaktadır. Mamponia kentinin bu tepeye de yayılmış olduğu söylenmekte ise de bugüne kadar anılan tepede bir kazı çalışması yapılmamış olması nedeniyle görünen bir kalıntı ve eser mevcut değildir. ZEUS ALTARI Küçükkuyu beldesine bağlı Adatepe köyü'nün üst tarafında bulunan, ön tarafı diklemesine uçurum olan mağara, Zeus'un Mağarası olarak bilinmektedir. Oda büyüklüğünde olup, eski taş duvarlarla örülmüş olan mağara'da kaynak suyu vardır. |
||||
| AYVACIK
Originally a small village of 15-20 houses and called Kızılca Tuğla, the early history of Ayvacık is unknown. However, an interesting story is told about the growth of this town. İmmühan Hanım, whose hometown was Tbilisi, was the lady owner of an inn somewhere near to Ayvacık during the Çaldıran War. The soldiers who enlisted in the army from the vicinity of Ayvacık used to come to the inn and rest from time to time. Immühan Hanım married one of the soldiers, who resembled her last husband, and moved to Ayvacık. By visiting other villages in the neighbourhood such as Küplü, Doğanlar an Garipçeler, she persuaded the people to settle in Ayvacık, thus helping the growth of the town. In 1383 the town's name was Ayvalı Oba, but this was later changed to Ayvacık. Some examples of characteristic Turco-Islamic architecture within the town are: Hüdavendigar Mosque, one of the most important mosques in the region, built by Murat Hüdavendigar; İmmühan Hatun Mosque, constructed by İmmühan Hanım, the founder of Ayvacık; and Tuzla Hüdavendigar Mosque, with a single plastered dome measuring 12 metres, also built by Murat Hüdavendigar. Nearby there are thermal springs, such as Küçükçetmi and İnciraltı, both 1.5 km from the town. The Roman and İnciraltı springs are in Küçükkuyu and the Kızılcatula spring is in Gülpınar. These attract many people both from Turkey and abroad. Within the borders of the province lie several important cities of the ancient world such as Assos, Gargara, Hamaxitos, Chryse and Lamponia, which are close to Ayvacık. Further information on these can be found later in this section. BABAKALE (CAPE LECTON) According to the inscription over the main gate, the castle here was built in 1155 AD by Vizier Admiral Mustafa Pasha as a shelter against attack by pirates during the reign of Sultan Ahmet III. In the beginning it was called Hızr-ül Bahir butt later the name was changed to Baba Kale by the sailors of Piri Reis in honour of Latif Baba, a holy man whose grave is in the castle. HANDICRAFTS Carped
making is widespread in small towns and villages in the vicinity of Çanakkale,
Ezine, Ayvacık and Bayramiç. It has a very long history in this region.
Originally, flat-woven carpets took their place. ASSOS
(BEHRAMKALE) HAMAXITOS (GÜLPINAR) The temple of 'Apollon Smintheus' mentioned in the first chapter of Homer's IIiad is also located in the province. Some remarkable relics and findings from the temple are today exhibited in the Archaeological Museum in Çanakkale. It might be wondered how the colossal columns of the temple were put together and joined, for they are quite incredible. And also who massacred the innocent inhabitants and destroyed their homes without leaving a single stone upon stone. For an explanation of the onslaught which the local inhabitants once witnessed, the architrave's frontal relief's offer us clues. The Greet army while marching on Troy sacked the whole region then kidnapped the girls and women. One of the abducted girls was Chryseis, daughter of Chyrse, a priest of Apollon Smintheus. Relief's at the museum on the site depict the events that took place. The distraught priest made an urgent application with gifts to Agamemnon, the Greek chief, in order to obtain the release of his daughter. But he received to satisfaction. So the furious Apollo whose priest was so badly treated sent a pestilence of mice onto the occupying Achaean Army. A fatal epidemic broke out among the Greek troops and killed many off them. Agamemnon immediately tried to appease Apollo with the sacrifice of animals in order to calm the god's vengeful temper. Finally the girl was released. The mice which had established themselves in the area however, become quite a pest and caused great damage to thee crops. In desperation the inhabitants prayed to Apollo to take pity on them and made sacrifices. At last, Apollo destroyed the mice and the people were saved. The restoration work at this temple is currently being carried out by Prof Çoşkun Özgünel, who is in charge of excavations. We can read what he has to say about this famous temple in his own words: APOLLON SMINTHEUS TEMPLE The Apollon Smintheus Temple is on the Southwestern tip of the Biga Peninsula within the province of Çanakkale and located in the town of Gülpınar, previously known as Külahlı. In geological terms the region is a volcanic plateau. It is at a site called Bahçeleriçi at the foot of the valley starting Northeast; northwest of the town. As it is fed with an underground water source, this locality is rich in water and it is probable that by means of underground channels formed in ancient times water was transported to the temple site. The plentiful ness of water here is a symbol of Apollo culture because in the Hellenistic age when the temple was built, the god Apollo in oracles always felt a need for water. This must therefore be the reason for the temple being founded on this site. While on his way from Cape Lecton (Babakale) to Alexandria-Troas in 1785, Jean Baptiste Lechevalier saw the remains of the temple and made the Apollon Smintheus Temple known to the world of archaeology for the first time. In 1853 the British Admiral R N Spratt, who was making a map of the area, while going from Tuzla to Gülpınar reached the ruins of the temple based on information from local people and came across it in the location of Öküzbaşı. Spratt saw that the building belonging to Apollo was an important sacred place constructed in lonic style. By means of an inscription on the temple precincts, he informed the scientific world that the temple belonged to the Smintheus Mouse Culture. Following Spratt, R P Pullan came to the area in 1861 and decided to excavate. Excavations started in 1866 and he worked at the temple through October and November, carrying out this work in the name of the Society of Dilettantes. We have little information about who came to the area after Pullan. Schliemann, when mentioning Külahlı-Gülpınar village, calls it Post-Homeric Chrysa. Later on, at the beginning of the 1900s the visits of Leaf-Hasluck in the Troas- Çanakkale region supply us with reliable information about the history and geography of the Troad. After the first excavations done in 1866, the temple was forgotten for a hundred years. The temple was again rediscovered with the research of H. Weber in 1966. Between 1971 and 1973 Çanakkale Archaeological Museum made soundings in the area. From 1980 up to the present day, the excavations, soundings and restoration work at the Gülpınar;Apollon Smintheus Temple and surroundings have been continuing under the leadership of Prof. Dr. Çoşkun Özgünel in the name of the Ministry of Culture working with lecturers and students from the Classical Archaeology Dept. of Ankara University, Restoration Dept. of the Fine Arts Faculty of Mimar Sinan University, together with the people of the village. GARGARA There are conflicting accounts about in which of two places the city of Gargara was established. The first possibility is a hill around Çatlı cillage and the second, a hill called Zindan Tepe, 1.5 km to the southeast of Arıiklı village. Today, except for the walls of a fortress found on Zindan Tepe, no other ruins can be seen. Scientific excavations in both places have yet to be made. LAMPONIA Lamponia is on the slopes of Mount Kozlu, where the village of Kozlu was founded, about 7 km to the Southeast of Ayvacık. Today, if you climb up to Avşar Tepe, you may fid an old path leading to the top. It is about an hour's walk to reach the top on foot and the walls of the fortress of Lamponia are the only ruins that can be seen there. There is also a small hill called Sumak Tepe just opposite Avşar Tepe. Although it has been said that the city of Lamponia was also established on this small hill, no visible ruins exist. This area is also unexcavated. |
||||
|
|