|
SESTOS
Eceabat'a 4 km. uzaklıkta, Yalova köyündedir. Akbaş
limanının güneyinde kurulmuştur. Fatih Sultan Mehmed
Kilitbahir kalesini yaptırırken, Sestos kalesinin taşları
kullanılmıştır.
BİGALI KALESİ
Eceabat'a 5 km. uzaklıktadır. 1807'de III. Selim döneminde
yapılmaya başlanmış, II. Mahmud zamanında bitirilmiştir.
Kalede Sestos kentinin taşları kullanılmıştır.
KİLİTBAHİR KALESİ
Osmanlı kaleleri içinde, mimari yönden bir baş yapıttır.
1452 yılında Fatih Sultan Mehmed yaptırmıştır. Kanuni Sultan
Süleyman, bir kapı kulesiyle sur eklemiştir. Hiçbir yerde
uygulanmamış özgün bir planı vardır. Surlara önem
verilmemiş, buna karşın yonca yaprağı biçimindeki üç avlulu
iç kale, korunaklı yapılmıştır. İç kale yedi katlıdır.
Duvarlar düzgün moloz taştandır. Kanuni Sultan Süleyman
döneminde eklenen köşe kule, büyük kesme taştan güzel bir
yapıdır.
SEDDÜLBAHİR KALESİ
1659'da IV. Mehmed döneminde, Frenk Ahmed Paşa'nın mimar
Mustafa Ağa'ya yaptırmıştır.
Bölgenin Tarihi Hakkında Tetkik ve Değerlendirmeler
1) Antik isimler Dardanos ve Troia olan Kale-i Sultaniye'nin
ilk ahalisi Anadolu'dur. Antik adı Abidos ve Eceabat'ın keza
M.Ö. 1200'lerde Yunanistan'da oturan ve oraya da Asya'dan
gelen Akalar ve onlara karışan Helenler ilk önceden başta
Çanakkale ve Eceabat'a yerleşen Asyalı Kadim halkların
birbirine karışmasından meydana gelen kavimlerdir.
2) Yörenin kültür yapısını etkileyen kavimler ise; Luwiler,
Troialılar, Dardaniler, Leleğler, Törkiler, Frikler,
Hititler, Trakyalılar, Lidyalılar, Akalar, İranlılar,
Helenler, Roma ve Bizans ile Oğuz Türkmenleri olmuştur. Roma
ve Bizans etkili olmuşsa da; Malazgirt Zaferi'nden sonra
bunun yerini Türk-İslam kültürü almaya başlamıştır.
3) Bakır ve taş çağının kapsadığı M.Ö. 6000-2500 arasında
Troia kenti kurulmuştur. Keza Dardanel, ileriki yılların
durumunu bilemiyoruz. Yalnız Bayramiç Tonkırlı Köyü
kuzeyindeki İkizce Tepe ile Hacıbekirler Köyü Kocadağ ve Çan
ilçesi ile Yenice ilçesi arasındaki Çalkale üzerindeki
yerleşim yerleri M.Ö. 5000-6000 tarihleri dolaylarında
olduğunu anlayabiliriz.
4) Hititler'de aynı dönemde ortaya çıkan Kuzey Anadolu
halklarından;Gaskalar ve Palalar'ın Çanakkale yöresine
geldiklerine dair bir belge bulunamamıştır. Ancak Ninovalı,
Asurlu ve Fenikeli tüccarların ünlü kent Troia sakinleri ile
alışveriş yapabileceklerini ve dolayısıyla Çanakkale
yörelerine gelmiş olabileceklerini gözardı edemeyiz. Ticari
ve ekonomik alışveriş için gelip gittiklerine muhakkak
gözüyle bakılabilir.
5) Troia II. Döneminde Anadolu'da yaşadıkları bilinen Proto-Hattiler'in
bıraktıkları eserlerle Troia I nispetle çok ileri olan II.
Kültür eserleri arasındaki yakın benzerlik her iki kültürü
kuranların aynı soydan oldukları akla gelir. Bu itibarla
Troia II'den itibaren, Anadolu'nun Çanakkale'den Kilikya'ya
kadar uzanan bölgelerine yayılan insanların Orta
Anadolu'daki Proto-Hattiler'le aynı soydan olabileceklerini
düşünebiliriz. O zaman bu iki ayrı kolun temelde aynı kökten
oldukları kuvvetle muhtemeldir. Elhasıl Homoros
Troialılar'dan komşuları dile söz ettiği Plasglar da bu
yörede yaşıyorlardı.
6) M.Ö. 1400'lerden itibaren ise Akalar yavaş yavaş Girit
krallarının nüfus ve hakimiyetinden kurtulmaya ve kendi
hesaplarına Anadolu kıyılarında koloniler kurmaya
başlamışlardır. Belki de bu koloniler Troialılar'a bağlı
idi. Hem de Troialılar'la tanışmaya başlamış olabilecekleri
de akla geliyor. Yani bu tür yakınlıkları olmalıdır.
Akalılar'ın ellerinde bulundurmaya başladıkları kıyılar;
Biga Yarımadası'nın güneyinden İzmir çevresine kadar uzanan
sonraları Eolya/Bayramiç-Çan-Ezine yöreleri idi. İzmir'den
Büyük Menderes'e kadar olan kısma da İyonya adı verilmişti.
Yenice'nin güneyinden Bergama ve Menemen sahalarını
kapsıyordu. Sonraları Kıbrıs ve Suriye sahillerine kadar
olan bölgelerini de tehdit etmeye başladılar. Bunlar
Akalar'ın savaştan önce Çanakkale Boğazı çevresinden İzmir'e
kadar olan batı Anadolu'yu istilaya başladıklarını teyit
eden en eski bilgilerdir.
7) Ancak başta 6. Troia kenti olmak üzere içerlerdeki
kasabalar yerli prensler tarafından idare ediliyordu.
Akalılar içerlere sokulamıyorlar ve genel olarak da Büyük
Hatti Krallığı'nın hakimiyeti altında bulunuyorlardı.
8) Ta ki; Frigler'in Hatti Krallığı'nı yıkmaya çalışmaları
ve Akalılar'ın 6. Troia'yı yıkmaları ve Çanakkale yöresine
hakim olmaları ve böylece M.Ö. 4000-3000 dolaylarında
Asya'dan Yunanistan'a gelen Akalılar Troia'yı almalarından
sonra Çanakkale İzmir'e kadar geniş bir saha içinde yayılıp
bir Aka medeniyeti meydana getirmişlerdir.
9) Troia ve çevresinde Troialılar, Peonilar, Dardaniler,
Traklar, Frikler, Lelegler, Törkiler, Likiler, Klikler
adlarında çok çeşit insan grupları gelmiş ve kalmışlardır.
Bu insanların Çanakkale yöresinde kurdukları şehirler: Ön
Asya içlerinden gelen büyük ticaret yollarının sonlarında
bulunuyorlardı. Bazıları iskele şehri idi. Sayıları 30 kadar
vardı. Abidos, Sestos, Perion, Pigas, Lapseki, Asos, Troia
ve Dardanos gibi. İşte Aka kültürüyle İç Anadolu kültürünün
karışıp meydana getirdikleri kültüre Eolya ve İonya kültürü
denmektedir. Yunan medeniyetinin kaynağı bu kültürdür. M.Ö.
eski kültürde ve M.S. Ortaçağ'da olduğu gibi gene o da Asya
kökenlidir.
10) M.Ö. 1184 dolaylarında 7. yüzyıla kadar karışık bir
dönem yaşayan Çanakkale yöresi M.Ö. 787'de Lidya Kralı Figes
zamanında onun egemenliğine girmiştir. Yani 6. Troia yıkıldı
ve akabinde Hatti devleti de yıkıldı. Böylece Çanakkale
yöresinde uzun yıllar süren bir karanlık döneme girilmiş
oluyordu. Ta ki Lidyalılar'ın yöreye el koymaları ile
kargaşalık bitip bölge sükunete ermiş oluyordu.
Lidyalılar'ın başkenti Tre idi.Sonra Sard oldu. Şimdiki
Salihli ilçesinde. Menderes ve Gediz Irmaklarının vadileri
Lidya'nın merkez alanını teşkil ediyordu. Büyük Hatti
devleti de bu çerçeve içinde olmalı idi. Şimdi o bölgenin
içinde bulunan kasabalar; Çanakkale, Biga, Çan, Yenice,
Balya, İvrindi, Balıkesir, Sındırgı, Manisa ve dolayları,
Menemen, Bergama, Edremit, Tire, Foça, Ezine, Asos ve
Ayvacık yörelerini kapsıyordu. Kral Figas vaktiyle
Frikyalılar'ın kestiği Adalar Denizi sahilleriyle Kızılırmak
ötesindeki ülkeleri birbirine bağlayan ticaret yolunu açtı
ve Efes'ten başlayarak Sard üzerinden doğuya giden ve Kral
Yolu denilen bu ticaret yolu üzerinde emniyetli konak
yerleri kurmuştur. İlk kervansaraylar Mısırlılar'la
Sinoplular arasında münasebet tesis ettiler. O zaman eski
dünyanın en mühim ticaret merkezi ve zengin ülkesi Lidya
idi.
11) Lidyalı Kral Gigas'ın bu kadar emek verdiği muvazeneli
ve çalışkan siyaseti, İranlılar'ın bir kasırga gibi
Anadolu'yu sarması karşısında yıkılıp gitmiştir. Lidyalılar
İranlılar'la yaptıkları ilk savaşta yenildiler ve sonra
kendilerini toparladılar ve ikinci bir savaştan sonra ise
anlaşma yaptılar ve sınırlarını belirlediler. Bundan sonra
Kral Aliyad, Batı Anadolu'yu eskisinden daha büyük bir
refaha kavuşturdu. Başkent Sard, Anadolu'nin ilim ve kültür
merkezi haline geldi. Aliyad'dan sonra kral olan Krezüs
zamanı Lidya'nın en parlak dönemi sayılır. Troia dahil bütün
Eolya-İyonya kasabaları yine Lidya Krallığına tabi olurlar.
Ancak Lidya Krallığı sosyal ve kültür devleti idi. Yani
Lidyalılar ilim ve sanata ağırlık veriyorlardı. Manisa
dolaylarındaki eserleri bunun hala ispatı sayılabilir. Bunun
yanında savaşacak ordusu zayıftı. Yani düzenli bir orduya
sahip olduğu söylenemez. Bunun farkına varan İranlılar
Lidya'ya tekrar saldırdılar. Kral Karazzüs esir edildi ve
başkent Sard düştü. Böylece Lidya Devleti çöktü. Bütün
Anadolu ve Çanakkale yöreleri dahil İranlılar'ın eline
geçmiş oldu. Fakat burada gerçek olan şu ki; İran istilası
ile Anadolu siyasi üstünlüğünü kaybetmiş olsa da, kültür
bakımından üstünlüğünü kaybetmemiştir. Bu işgal askeri bir
işgal idi. Kültürel olarak bir etki meydana getirmemiştir.
12) M.Ö. 546 ve 547 dolaylarında başlayan İran istilası
Lidya Krallığı'nın uç noktalarından biri olan Çanakkale
dolayları hakimiyeti M.Ö. 513-500 tarihleridir. M.Ö.
479'larda ise Tras arazisinden çıkarılmaya başlamışlardır.
Yani Atina önderliğinde başlatılan İranlılar'a karşı Batı
Anadolu ayaklanmaları müspet olarak gelişmiştir. Bu arada
ise Atinalılar İranlılar'la mücadeleyi bırakıp
Ispartalılarla savaşa başlarlar. Hatta M.Ö. 425'de
Erenköy'ün 2 km batısında Rhoiteion kentini ele geçirirler.
Bu savaşlar Eceabat yörelerinde 18 yıl sürer. Sonra
Atinalıların savaşı bırakması ile son bulmuştur. Bundan
sonra ise İran ve Isparta savaşları başlar ve sonucunda
Atina da bağımsız devlet olur. İran-Isparta savaşı devam
etmektedir. Atina ise gizli gizli İranlılara yardım
etmektedir. Ne var ki; her iki taraf savaştan bıkıp usanmış
ve yüz binlerce kayıp vermişlerdi. Bu itibarla İranlılar M.Ö.
389-386 tarihlerinde bütün Batı Anadolu Helen kentlerinin
temsilcileri Sardas'ta toplandı. Görüşmeler yapıldı ve
İranlılar hepsine bağımsızlık verdi. Fakat bu arada Helenler
kendi aralarında yine savaş başlattılar. İranlılar ise
özellikle Atina ve Isparta savaşlarından dolayı Çanakkale
yörelerine hakim olsa da başarılı bir yönetim sergileyemedi.
Özellikle dağlık bölgelerdeki halk hep kendi başlarına
buyruk yaşadılar. Yani dağlık bölgelerdeki insanlarla ne
İranlılar ne Atinalılar ve ne de Ispartalılar başedemediler.
Bunlar Anadolu kökenli yerli kavimleri idi. Yani bizim
dedelerimiz ve atalarımız oluyorlardı.
13) M.Ö. 370 dolaylarında İran'da merkezi otorite iyice
zayıflamıştı. Bu yüzden Çanakkale ve Batı Anadolu'daki İran
valileri bağımsız hale geldiler. Assos ve Troia'nın İran
Valisi, Manyas Gölü güneydoğu kıyısındaki Deskyleion
kentinde oturuyordu. İran hakimiyetinin zayıflaması bu
bölgedeki isyan etmemiş birçok valinin güçlenmesine neden
oldu. Bunun yanında M.Ö. 335'lerde gelindiği zaman Makedonya
Krallığı güçlenmiş Trakya'ya egemen olmuştu. Artık kader
hükmünü İranlıların aleyhine icra edecekti. Nihayet
İskender'in M.Ö. 334 Granikos Savaşı ile İranlıların
Çanakkale yörelerinden tamamıyla çekilip gitmesiyle
sonuçlanmıştır. Böylece İskender hem Batı Anadolu'yu hem de
Orta Anadolu'yu işgal etmiş oluyordu.
14) İskender'in ölümünden sonra yapılan taksimde; Çanakkale
bölgeleri onun kumandanlarından Lysimakhos'un hissesine
düşmüştü. İsmi ile anılan Lisamakos kasabası Gelibolu ile
Kavak beldesi yakınlarında idi. Ama Çanakkale bölgeleri;
Geyikli beldesi ile şimdiki Kestanbol ılıcaları arasında
kalan Aleksandır Troia'yı kuran meşhur Antigohos'un
hissesinde idi. Onun da M.Ö. 180 ile M.Ö. 129'da ise Bergama
Krallığa Romalılara tabi olunca Çanakkale yöreleri de
Roma'ya tabi oldu. Bu hakimiyet 500 yıl kadar sürmüş ve
Çanakkale'nin en uzun süreli sükunet dönemi sayılır. Roma
krallarından Hadrianus: M.S. 117-138 yöreyi büyük çapta imar
etti ve bayındır hale getirdi. Ondan sonra gelen krallardan
Aurelianus Troia'yı başkent yapmayı düşündü fakat
gerçekleştiremedi. Sonunda İstanbul seçildi ve M.S. 330'da
Roma'nın resmen başkenti ilen edildi. Ama imparatorluk tek
elden ve İstanbul'dan idare edilemedi ve 395'te ikiye
bölündü ve Bizans devleti kurulmuş oldu. Eceabat yöreleri
Bizans'a tabi oldu ve Troia'dan sonra Abidos'a da gümrük
merkezi kurdular. Yani bundan sonra Troia ikinci planda
kaldı ve Abidos birinci plana çıkmış oluyordu. En haşmetli
devri 395-641 arasıdır. Ondan sonra devamlı Müslümanların
baskısına maruz kalmıştır. Nihayet 1453'te Bizans tarihe
gömülmüş ama Yunanistan kendisini Roma ve Bizans'ın varisi
kabul edip devamlı bir çıban bayı olarak önümüzde
durmaktadır.
15) Nihayet 649'da Kıbrıs Adası'nı alan Arap orduları 655'te
Muğla kıyılarında Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye
uğratmışlardır. Gene 668-669 tarihlerinde Çanakkale
Boğazı'ndan geçen Arap orduları İstanbul üzerine vardılar ve
aynı yoldan geri döndüler; bu defa üçüncü kez Halife Velid
ve Süleyman zamanında ve başkomutandan dinlenme mahiyetinde
Abdos/Nara Burnu/kasabasında konakladılar. Buraya bir cami
ve bir de çeşme inşa ettirdiler. Oradan İstanbul'a ulaşıp
yine fethedemeden aynı yolu takiple geri döndüler. Arap
orduları İstanbul'u fethetmediler ama Bizans'ı Anadolu'da
iyice hırpaladılar. Bu durum Fatih'in işini
kolaylaştırmıştır. 1075 tarihinde İznik'i başkent yapan
Anadolu Selçuklular'ı Çanakkale yöresine hakim olmuşlardı.
Bu şu demek oluyordu. 1075'ten 1085'e gelindiği zaman
Çanakkale yöreleri tamamıyla Süleyman Şah'ın olmuş oluyordu.
Böylece Türkler Doğu Anadolu-Orta Anadolu'dan Adalar denizi
kıyılarına kadar uzanan geniş ve verimli ovalarda yerleşip
üretici durumuna geçmişlerdi.
16) Süleyman Şah bu işlerle uğraşırken İzmir ve çevresinde
bağımsız olarak Çaka Beyliği kuruldu. Çaka, çok geçmeden
Urla-Foça kıyı kentlerini ele geçirdi. Midilli, Sakız,
Sisam, İstanköy, Rodos gibi adalara el koydu. Daha sonra
Edremit üzerine geldi ve şehri teslim aldı. Oradan gelip
Bizans'ın gümrük merkezi olan Çanakkale/Abidos'u kuşattı. Bu
olaylar ve gelişmeler Bizans'ı korkutmuştu. Bu arada
Süleyman Şah öldü ve Kılıç Arslan'ı kışkırtan Bizans
kayınpederi Çaka Beyi ortadan kaldırdı. Yani hem seni hem
bizi temizleyebilecek fikrini ileri sürmüştü. Böylece Bizans
geçici de olsa rahat bir nefes almıştı. Çaka'nın ölümünden
sonra ve onu takip eden Birinci Haçlı Seferlerini müteakip
yıllarda Çanakkale yöresi gene Bizans'a tabi oldu ve nihayet
1296 tarihinde kurulan Karasi Beyliği dönemi ile Çanakkale
toprakları söz konusu Türk beyliğine tabi olmuştur. Aydınlı
Umur Bey de yöreden eksik olmuyordu. Selçuklular ise dahilde
birlik mücadelesi veriyorlar ve uçlarda da yeni Türk beyleri
kuruluşlarını tamamlıyorlardı. Tarih 1290-1310'lar arasını
kapsar
ECEABAT
A few words do not suffice to tell the whole history of
Eceabat (old name eMaditosi or eMaydosi), near to which
several ancient civilizations such as Sestos, Kilye, Abydos
and Kynossema were founded. The town has witnessed many
historical events including the crossing of the Persians in
480 BC, the armies of Alexander the Great in 334 BC and the
arrival of the Romans in 191 BC. In 1204 AD, while the
battles between the Venetians and Genoese were taking place
in the region, Eceabat gained importance with the arrival of
the Turkomans. Their clan chiefs, Melik Isak and Halil Ece
lost their lives here, so the Turkomans took the land where
their blood had been shed as their own country. After this,
movements to the area increased when the Turkish forces
under Süleyman Pasha, son of Orhan Gazi, crossed the
Dardanelles and conquered the Thracian shore. In the period
of Sultan Mehmet II, great importance was given to Eceabat
and Kilitbahir. The area around Eceabat also witnessed many
important events during the Gallipoli Campaign of World War
I.
SESTOS
The fortress is on the south part of Akbaş port in Yalova
village 4 km. from Eceabat There were found coins,
inscriptions, pots and pans. The stones of Sestos fortress
were used for the construction of Kilitbahir Fortress by
Fatih Sultan Mehmet.
BİGALI FORTRESS
The fortress began its construction in 1807 during Selim III.
And 5 km. from Eceabat was completed during Mahmut II. The
ruins of Sestos were used in the construction of the Bigalı
fortress.
KILITBAHIR CASTLE
This imposing fortress was built in 1462 by Sultan Mehmet II
with the purpose of controlling both the Dardanelles and
Bosphorus to provide security for the newly- conquered
İstanbul. Later, the castle of Kilitbahir, which means 'Locked
Sea', was enlarged according to defensive requirements and
reinforced with towers and bastions. It was restored by
Süleyman the magnificent, has a trefoil- shaped citadel in
the centre and a tower with seven storeys inside that. The
castle is surrounded by external walls and three bastions
called Sarıkule, Mecidiye and Namazgah, which were added
later.
SEDDÜLBAHIR FORTREES
The fortress were built by architecture Mustafa Ağa by the
order of Frenk Ahmet Pasha during Mehmet IV in 1659. But
today the fortress is only ruin.
Eceabat'ın örf ve
adetleri-manileri ile türküleri
Bir kere Eceabat'ın köylerindeki gelenek ve görenekler
birbirinin benzeridir. Sonra herhangi bir köyde ve halka
malolmuş ve halk için yazılmış ve okurmuş türkü ve maniye
şahit olunmamıştır. Şu kadar ki Yalova köyünde 130 sene
kadar önce bir olay sebebiyle bir türkü söylendiği şifahi
rivayetler arasındadır. Fakat şu anda o türküyü hatırlayan
bulunmamıştır. Bu itibarla düğünler, nişanlar, bayramlar ve
Hıdır-İlyas merasimleri hep aynı motiflerle kutlanıp yad
edilmektedir. Şimdi bunları kısa kısa ve ayrı ayrı
değerlendirelim:
Kız isteme:
İstenilecek kız köy içinde ise görücü usulü kullanılmaz.
Çünkü her gün ve herkes birbirini görür. Burada dünürcülerin
görevi kız tarafının evlenmeye razı olup olmadığını öğrenip,
oğlan tarafına iletmektir. Şayet kız tarafı evlenmeye rıza
gösterirse o zaman kız istemeye gidilir. Ekseriyetle ilk
istemede verilmez. Bu Türkiye genelinde alışılmış bir
durumdur. Yani kız evi, naz evidir. İkinci ve üçüncü
istemede rıza gösterilirse oğlan tarafından bir nişan
bırakılır ve kız tarafından da bir nişan verilir. Bunlar
mendil, eşarp, gömlek gibi şeylerdir. Şimdi nişan olmuştur.
Şayet iç güveysi alınacaksa nişandan sonra kız evinde
kalması istenebilir. Bu istek gerçekleşirse dini merasim ve
nikah yapılır. Bundan sonra damat düğün oluncaya kadar
burada kalır. Düğün olduktan sonra oğlan kız evinde kalıp
kız evinin bütün işlerini yapar. Yani o evin oğlu olmuştur
artık.
/1/ Evliye Çelebi, C:5-6 Üçdal Yeni Türkçe baskılarda
Kovanlı Köyü olarak yazılır. Aslında Boğalıdır. Piri Reis'in
haritasında da Büyük Boğalı yazılıdır. Çelebi, ilave olarak
gelişmiş, reayesi olan bir zeamet köyüdür.
Bu gelişmelerde iç güveysi söz konusu değilse birinci nişan
küçük nişandır. Bu durum bazen çok uzun sürebilir. Ama şimdi
bu adetler kaldırılmıştır. Yani nişanlılık devresi oldukça
az bir zamanı kapsıyor. Bir de nişanlılık dönemi bayram ve
kandillere isabet ederse bu gecelerde oğlan tarafı çeşitli
hediyeler alarak kız evine gelir. Bir müddet eğlence
yapıldıktan sonra gelen hediyeler kızın başına çevrilerek
boynuna ve başına takarlar. Gelin adayının arkadaşlarına
kına yakarlar. Düğüne yakın ve düğün haftasında büyük nişan
yapılır. Bundan sonra maksat geline neler alınıp verilecekse
hepsi alınır. Bazen bu heyet huzurunda yapılır ve
tutanaklara geçilir. Bazen istekler fazla olursa nişanın
bozulduğu da vakidir.
Nişanlılık devresinin en enteresan zamanı bayramlarda olur.
Arife gününde kız tarafının yaptığı baklava tepsisi oğlan
evine, oğlan evinin yaptığı baklava tepsisi kız evine diğer
hediyelerle birlikte gönderilir. Fakat bayram sabahı kız
tarafı yaptığı baklavayı oğlan tarafına yedirmemek ve oğlan
tarafı da yaptığı baklavayı kız tarafına yedirmemek için
kimse görmeden değiştirme yoluna giderler. Bu olayın sebebi
bilinmemektedir. /Beşyol/
Düğünler:
Düğün Çarşamba, Perşembe ve Cuma günü olmak üzere 3 gün
devam eder. İlk iki gün kadınların düğünüdür. Geceli
gündüzlü kadınlar belli yerlerde toplanarak oyun oynarlar ve
yemek yerler. Son iki gün ise erkeklerin düğünü olarak kabul
edilir. Asırlar ötesinden beri bu durum böyledir.
Bu son günde kızlar gelini hazırlar ve köy erkekleri ise
damadın tıraşı ile meşgul olurlar. Bir kısım genç de sabahın
erken saatlerinde dağa odun kesmeye giderler ve odun
arabalarını çeşitli yeşilliklerle süsleyip köye dönerler.
Sağdıçların odun arabaları davul ve zurna eşliğinde düğün
evine gelir. Bazen bu odun işi düğünün başlamasından bir iki
gün öncesi yapılır. Yani bu odunlar düğün yemeği için
kullanılacaktır.
Damat hazırlanırken ise köy büyüklerinin yaşlıları ve
gelinin akrabaları geline el öptürürler. Şayet gelinin
bulunduğu belde de türbe ve yatır varsa oraya gidilir ve dua
edilir. Mesela Beşyol Köyünde Dursun Baba Türbesine gidilir.
Türbeden sonra camide dolaşılır ve sonra damadın evine
getirilir. Kapıdan içeriye girmeden önce bazen kurban
kesilir. Kayınpeder veya kayınvalide geline, tarla, ev,
hayvan ve kap-kacak gibi bağışlarda bulunur. Bir de gelin
anne evinden ayrılırken başından bazen para, bazen de buğday
ve şeker serpilerek yolcu edilir. Bazen bu adet gelin-damat
evine girerken de olur. Böylece düğün sona erer.
Bayramlar:
Bayram namazından sonra cami içinde veya avlusunda
bayramlaşma yapılır. Bazı köylerde bayram sabahı, özellikle
Ramazan Bayramında kadınlar da camiye gelir. Camide vaazı
dinleyip namazı kılmadan ayrılırlar. Namazdan sonra erkekler
topluca kabristanlığa gidip duada bulunurlar. Bazı
köylerimizde kabristanlık ziyareti arife günleri yapılır.
Kabristanlıktan sonra herkes evlerine gelir, komşu ve
akrabalar arasında bayramlaşmalar başlar.
-Oyunlar-maniler:
Köylerde oynanan oyunlar daha ziyade Trakya karşılaması ve
Zeybek oyunudur. Çünkü diğer oynak oyunları kendileri de
oynadığı için erkeklerin Zeybek oyununu oynamasını isterler.
Erkekler oyuna başlamadan bir beyit söylerler ve el çırpılıp
oyuna başlanır.
Köyümüz etrafı dağlık
Yanı başı bağlık,
Yaz gelince çayırları,
Güllük gülistanlık. (Beşyol köyü)
Yolağzı köyü oyunları:
Köy kızları her Cuma eski geleneklerini yaşatırlar. Köyün
bir yerinde toplanıp oyunlar oynanır. Delikanlılar da onları
uzak bir mesafeden izlerler. Bu bir köye has bir adettir.
Nişanlı olanlar bugünlerde birbirlerine çiçek gönderirler.
550-600 sene önce köyün doğusundaki Kızlar Tepesinde bu
böyle başlamıştır. Halen güncelliğini koruması kültür
zenginliğimizin bir vesikasıdır. |