|
MÜZELER
Bünyesinde
Çanakkale Savaşlarının yaşandığı Gelibolu Yarımadası ile
çok sayıda antik kenti barındıran Çanakkale, müzeleriyle
ön plana çıkıyor.
Çanakkale
Arkeoloji Müzesinde Troia, Assos, Apollon, Smintheion,
Tenedos, Alexandreia, Troas Ören yerleri ile Dardanos
Tümülüsü kazılarından ele geçen arkeolojik eserler
teşhir ediliyor.
Bunlar
arasında mermer heykeller, mezar stelleri, mimari
parçalar, bronz ve pişmiş toprak, çanak-çömlekler,
kandiller, heykelcikler, taş ve kemik aletler, cam süs
eşyaları, koku kapları ve altın takılar yer alıyor.
Ayrıca müzedeki önemli sayılan eserler arasında, boyalı
lahitlerden ''Polyksena Lahiti'' ile Pers dönemine ait
lahit sergileniyor.
Müze
bünyesinde, 11 bin 905 arkeolojik, 20 bin 747 sikke ve 3
bin 42 etnografik eser bulunuyor.
-DENİZ
MÜZESİ-
Deniz
Kuvvetleri Komutanlığı Çanakkale Boğaz Komutanlığı'na
bağlı Deniz Müzesi, Anıtkabir Müzesi gibi birinci sınıf
askeri müze statüsüne sahip ve halka açık. İl
merkezinde, 1982 yılında kurulan müzenin bahçesinde
geniş bir park, Çimenlik Kalesi, Nusret Mayın Gemisi'nin
maketi, resim ve fotoğraf galerisi ile kütüphane
bulunuyor.
Çimenlik
Kalesi'nde yer alan müzenin açık ve kapalı mekanlarında
Çanakkale Savaşları'nda kullanılan pek çok silah ve
askeri obje sergileniyor.
Müzede
sergilenen eserler arasında 1982 yılında yapılan Nusret
Mayın Gemisi'nin maketi öne çıkıyor. Maket, Çanakkale
Deniz Savaşları'na katılan Nusret Mayın Gemisi'nin
birebir kopyası. Maket gemi, 42 metre boyunda, 7.5 metre
genişliğinde ve Çimenlik Kalesi'nin sahil şeridinde
bulunuyor.
Arka
tarafında bulunan raylar üzerinde 18 Mart 1915'te
kullanılan mayınlar bulunmakta. Geminin iç kısmında ise
Çanakkale Zaferi ile ilgili eski gazete kupürleri,
Nusret Mayın Gemisi'ne ait seyir cihazları, Mayın Grup
Komutanı Binbaşı Nazmi Akpınar'a ayrılmış şeref köşesi
ve Gemi Komutanı Yüzbaşı Hakkı'nın üniforması yer
alıyor. Alt güvertede ise 1914-1915 Çanakkale Deniz
Savaşları kronolojik olarak anlatılıyor. Nusret Mayın
Gemisi'nin savaştaki rolü, beş dakika süreli dijital
animasyon gösterisiyle sunuluyor.
Deniz
Müzesinin bölümlerinden biri olan resim ve fotoğraf
galerisinin birinci katında, Çanakkale Savaşları'na ait
objeler, resim ve panolar sergileniyor. Galerinin ikinci
katında 4. dönem asker ressamlarından Mehmet Ali Laga'ya
ait 97 kara kalem ve sulu boya tablo yer alıyor.
Müze
bahçesinde ise çeşitli top, tüfek, namlı, taşıma
arabaları, torpido ve mayınlar teşhir ediliyor.
-KABATEPE
MÜZESİ-
Gelibolu
Yarımadası Tarihi Milli Parkı içinde, Kilye
Bilgilendirme Merkezinin yaklaşık 10 kilometre
ilerisinde Kabatepe Limanı yolunda bulunan Kabatepe
Müzesinde, Çanakkale Savaşları'ndan harp sahalarında
bulunan silah ve mermi gibi çeşitli savaş malzemeleri,
üniformalar ve savaş fotoğrafları sergileniyor.
712 eserin
bulunduğu müze, her yıl yaklaşık 70-80 bin yerli ve
yabancı turist tarafından ziyaret ediliyor.
ÜZÜM, ŞARAP VE TARİHİYLE BOZCAADA...
Her sene imkan buldukça görmediğim yere gitme ve orasını
görüp keşfetmek üzere tatil planları yaparım. Geçen
tatilde de arkadaşımla nereye gidelim diye düşünürken
birden aklımıza Bozcaada geldi. Aslında önceleri
tereddütlerimiz vardı. "Acaba gitmesek mi?",
"Gittiğimize değecek bir yer mi?", "Ya sıkılırsak?" gibi
düşünceler almıştı. Fakat Bozcaada'ya ulaştığımızda bu
tereddütlerimizin ne kadar yersiz ve gereksiz olduğunu
anladık. Sonra da bu zamana kadar buraya neden gelmedik
diye söylendik durduk.
Huzurlu,
güvenli ve ekonomik bir yer...
Koylarda
serinlemek, plajlarda oturup güneşlenmek, karadan özel
araçla, bisikletle ya da yürüyerek doğanın tadını
çıkarmak, bir tekne kiralayıp dilediğiniz yere demir
atmak, oltayla balık tutmak, dalmak... Bunlar, Ege'nin
ortasında tertemiz bir denizde gün boyu yüzmenin
yanısıra, yapabileceklerinizden sadece birkaçı... Eğer
sizde bunları yaşamak istiyorsanız rotanızı Bozcaada'ya
çevirin...
Farklı
lezzetler
Bozcaada'da
dalmaya uygun, görüş mesafesi fazla, doğa manzarası
güzel bölgeler var. Bunlardan en keyiflisi balıkçılarla
birlikte dalıp bu temiz sularda yaşayan deniz
kestanelerinin üzerinde küçük taşlar bulunanlarını
çıkarmak ve içindeki havyarı hemen oracıkta yemek. Bu
ağızda eriyip giden havyarın besleyici değeri oldukça
yüksek. Birbaşka besin ise; fuska. Yumurta sarısı
rengindeki fuskalar, taşlık bölgelerde bulunuyor ve
guatr hastaları için iyot tedavisinde kullanılıyor.
Üzüm ve
şarabın en tatlı mekanı
Temmuz ayı
ortalarında tatlı bir esinti başlıyor Bozcaada'da.
İnsanı bunaltmayan, yakmayan rüzgar, sabah 10:00'da
başlayıp 17:00 'ye kadar sürüyor. Ada genelde kurak. Ama
Dünyaca ünlü üzümler bu nemli rüzgarla beslenip
lezzetini buluyor. Bozcaada'da bağcılık, adının tarihi
kadar eski. Evliya Çelebi ünlü seyehatnamesinde
Bozcaada'dan söz ederken; Dünyanın en güzel çavuş
üzümlerinin yetiştiği yer olarak tanımlıyor.
Venedik,
Ceneviz ve Bizanslılar döneminde kullanılan kale;
"Bozcaada Kalesi"
Adanın
kuzey burnu üstünde kurulmuş olan kalenin, kimler
tarafından yapıldığı bilinmiyor. Venedik, Ceneviz ve
Bizanslılar döneminde kullanılan kale, Çanakkale
Boğazı'nın önemi nedeniyle Fatih Sultan Mehmet
tarafından onarıldığını öğrendik. Surlarla çevrili
bölümlerde su sarnıcı, cephanelik, revir, karargah,
kuyu, çeşme, camii, atölye ve kışla binası bulunuyor.
Kale, görkemli görünüşüyle dışardan olduğu kadar içerden
de etkileyici bir yer.
Bozcaada
görmeniz gereken bir yer olduğunu vurgularım. Herkese
iyi dinlenceler
SAROZ
KÖRFEZİ’NDE GÜN BATIMI,
ASSOS'DA MUTEŞEM TAŞLI PLAJ VE BERRAK DENİZ...
Deniz,
güneş, hava, doğal yaşam... Tek kelime ile görülmeye
değer. Fiyatlar çok hesaplı. Eceabat'taki Aqua Otel'de
kaldık. Misafirperverlik mükemmeldi. Tatilini buralarda
gezerek geçireceklere Eceabat'ta kalmalarını tavsiye
edeceğim. (tam ortada olduğu için) Ailem ve ben
tatilimizi bir tatil köyünde veya çok lüx bir otelde
geçirmekten yana değiliz. O yüzden bu sene aracımızla
Eceabat'a geldik ve orada her gün bir yerleri gezdik.
(Gelibolu –Saroz – Çanakkale – Assos – Kilitbahir –
Gökçeada - Bozcaada) Unutamadıklarımız ; Eceabat’ın
hemen arka kıyısı olan Saroz Körfezi’nde gün batımı,
orman kampı, denizin akvaryum gibi olması... Gittiğimiz
her yerde, Ağustos ayı olmasına rahmen terlemiyor
olmamız; rahat bir tatil geçirmemizi sağladı.
Bozcaada
Ayazma plajı, uçsuz bucaksız berrak deniz süperdi.
Yumuşak Bozcaada üzümlerinden yapılan şarapların lezzeti
harikaydı. Gökçeada'da türk kahvesi keyfi ve kremitte
helva, Assos'da muteşem taşlı plaj ve berrak deniz,
Kilitbahir kalesi ve tarihi atmosfer, Sebdülbahir
gezisi, Çanakkale şehitliğinin görkemli ve tüyleri diken
diken eden atmosferi, Çanakkale'de Boğaz manzaralı balık
ziyafetleri ve sonrasında peynir helvası... Kelimelere
sığmayacak derecede keyfli ve güzeldi.
GERÇEKTEN
ANLAMAK İÇİN; GÖRMEK, HİSSETMEK GEREK...
Çanakkale
Zaferi'ni yaşatan cephedeki Mehmetçik'e en büyük
yardımı, cephe gerisinde onlara yardım, erzak ve
ihtiyaçlarını ulaştırmak için çalışan kadınlar, çocuklar
ve yaşlılar vermişlerdi. Bir avuç bulgurla koskoca bir
kış geçiren analar vardı. Bende onlardan birinin
torunuyum. Sizlere bu yıl gezdiğim muhteşem bir yer olan
Çanakkale abidelerini anlatacağım...
Yıllarca
onun savaş anılarını kucağına oturarak dinlerdim. Onun
sayesinde her 18 Mart’ta düzenlenen yarışmalarda O'nun
ağzından dinlediğim savaş anılarını yazarak ödüller ve
iyi notlar alırdım.
Babaannem
yıllardır oraları gezmenin özlemini yaşıyordu ama bacağı
sakat olduğundan yürüyemiyordu. Ben ne yapıp edip
babaannemi oraya götürmeyi kafama koymuştum ve bu
isteğimi kendisine söyledim o da kabul etti ve yola
çıktık. Gelibolu'dan Eceabat istikametine doğru yol
alıyorduk. Yaşlı gözlerinde inanılmaz bir heyecan vardı
ve O'nun heyecanı beni de heyecanlandırıyordu.
İlk
durağımız Kabatepe müzesi oldu. Onun koluna girerek O'na
müzeyi gezdirdim. Mehmetçiklerimizin annelerine
yazdıkları mektupları ona tek tek okudum her satırında
gözyaşları yanaklarından damlıyordu. Atamızın kanlı
elbiselerini görünce bir an sendeledi. (Çünkü kendisi
atamızı bizzat görmüş ve O'na börek yapmış.) Daha sonra
savaşta tümü şehit olan 57. alay şehitliğine doğru yola
çıktık.
"Şehit
olmuş gençlerin yaşını görünce tüylerim ürperdi"
Aman Allahım! O ne manzaraydı. Mezarların arasında
gezerken üzerlerinde yaşları yazılı askerleri görünce
iliklerime kadar ürperdim. Yurdun dört bir tarafından
18-19 yaşlarında gencecik delikanlılar... Sonra yakın
zamanda bulunan bir Türk askeri ve İngiliz askerinin
birbirine sarılmış halde bulunan mezarlığı gerçekten
savaşın ne kadar çetin geçtiğinin bir kanıtıydı. Tüyler
ürperten savaşın geride bıraktıkları gerçekten çok
ürkütücüydü. Büyük abideye doğru yola çıktık ve büyük
abidenin altında bulunan müzeyi ziyaret ettik. Bu
müzedekiler gerçekten inanılmazdı. Bir ağaç kavuğunda
yüzlerce mermi birbiri üzerine saplanıp kalmıştı. Bir
askerimizin kafatasına isabet eden bir kurşun ve daha
bir sürü savaş hatırasını görmek insanın yüreğini
dağlıyordu.
Bombasırt
mevkiine geldik. Burada Atamızın saatinden vurulduğu yer
ve Mehmetçiklerimizin siperleri vardı. Kilometrelerce
uzunlukta bir uçurum ve hatırladığım bir yazı hemen
aklıma geldi: ’’Askerlerimizin mermisi kalmayınca süngü
ile savaşa devam etmeye başlamışlar ve bu uçurumdan bir
asker diğerinin üzerine düşercesine ölüme atlıyormuş’’.
O manzarayı gözümde canlandırmaya başladım.
"Dur
Yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak, bir devrin
battığı yerdir.’’
Her attığınız adımda toprak altında bir şehit olduğunu
düşünmek insanı çok üzüyor. Savaşın bir diğer kahramanı
olan Seyyid Çavuşun anısına yapılan heykelin önünde
durduk. O ne güçtür ki 250 kiloluk bir mermiyi tek
başına kaldırıp savaşın kaderini değiştiriyor. Gerçekten
insanın aklı mantığı almıyor ama biz de zor durumda
kalsak eminim vatanımız için elimizden geleni yaparız.
Arıburnu, Seddilbahir, Kemalyeri gibi savaşın yaşandığı
diğer yerleri de gezerek gözlerimizde yaş ,dilimizde
fatiha ve içimizdeki vatan sevgisiyle birlikte evimize
döndük.
Bunlar
benim sadece hatırladığım birkaç ayrıntı, umarım hepiniz
Çanakkale Şehitliği'ne giderek tek tek gezersiniz.
Gerçekten hislerimi bu yazı kadar sade bir şekilde
anlatamadığımı göreceksiniz. Gezip gördüğüm ve ders
aldığıma inandığım en güzel gezilerden biriydi.
Satırlarıma Necmettin Halil Onan ‘ın yazdığı dizelerle
son vermek istiyorum. ‘’Dur Yolcu! Bilmeden gelip
bastığın bu toprak, bir devrin battığı yerdir.’’
GÜZEL
YARIMADA'NIN TARİHİ MEKANLARI, DUMLUPINAR HİKAYESİ...
Geçen yıl
arkadaşımın yanına, Çanakkale’nin güzel ilçesi
Gelibolu’ya yaptığım gezimi sizlerle paylaşmak
istiyorum. Marmara’nın kıyısında bulunan bu güzel ilçe,
tarihi ve doğal güzellikleriyle beni çok etkiledi.
İlçeye vardığımız ilk gün arkadaşımla çarşıyı gezdik,
biraz alışveriş yaptık. Gelibolu’nun meşhur peynir
helvasından yedik. (Peynir ve şekerden yapılan çok
lezzetli peynir helvasından mutlaka yemelisiniz) Daha
sonra sahil turu atmak için limana indik. Limanda sadece
“kale burcu” kalan kalenin içindeki müzeyi ziyaret
ettik. Kalenin girişinde, içinde bir sürü para olan
dilek havuzu vardı. Biz de dilek dilemeden olmaz dedik.
Daha sonra
meşhur roma dondurmasından alarak ‘fener mevkii’ denen
sahil yoluna arkadaşımla sohbet ederek ilerledik.
Manzara o kadar güzeldi ki, sahildeki kayalara vuran
dalgalar üzerimize kadar geliyordu. Kayaların üzerinde
balık tutan insanlar vardı, martılarda onların etrafında
süzülüp duruyorlardı.
Fener
mevkiinin hemen altında “çilehane” denen bir oyuğun
yanına geldik. Yazıcızade Mehmet Efendi ünlü Muhammediye
isimli eserini yedi yıl burada inzivaya çekilerek
yazmış. Şu anda ise bu oyukta; bir seccade ve abdest
almak için ibrik bulunuyor. Daha sonra arkadaşımın okul
günlerimizde anlattığı “Bayraklı Baba”nın bulunduğu yere
geldik. Yukarıdan sadece ağaçlar ve ağaçların arasından
süzülen bir sürü bayrak dikkat çekiyordu. O ne muhteşem
manzara! Binlerce küçük - büyük bir sürü ‘canım ülkemin
bayrağı’ mezarın etrafını sarmış durumda! Ev sahibi
olmak isteyenler, evlenmek isteyenler, okulunu bitirmek
isteyenler ya da akla gelebilecek her şey için dilek
yeri “Bayraklı Baba türbesiymiş”. Yöre halkı, dileği
için Bayraklı Baba'ya sık sık geliyormuş. Hatta Gelibolu
dışındakiler, tanıdıkları vasıtasıyla bayrak yollayarak
dileklerini dilerlermiş. Bayraklı Baba olayı, Beyazıt
zamanında Emir Süleyman’ın bayraktarı olan Karacabey'in,
düşman kuşatması sırasında sancağın düşmana geçmemesi
için, kılıcıyla sancağı lime lime parçalayarak yutması
ve daha sonra Osmanlıların muharebeyi kazanmasının
ardından bu olayı komutanına ve arkadaşlarına
anlatmasıyla başlar. Fakat arkadaşları koskocaman
sancağın yutulamayacağını ima ederler, Karacabey de
belindeki palasıyla kendi karnını yarar, yuttuğu sancak
lime lime etrafa saçılır ve ölürken "Vatan sağ olsun,
benim mezarımdan hiç bir zaman Türk Bayrağı’nı eksik
etmeyin, sonsuza dek mezarımda dalgalansın." der.
Kendisine o gün bu gündür, Bayraklı Baba denir. Bu olayı
dinleyince insanın gözlerinden yaşlar geliyor.
Biz de
duamızı ettikten sonra fener mevkiinin en yüksek
noktasına “Namazgâh” denilen eserin yanına geldik.
Gördüğüm en ilginç eserlerden biriydi. Namazgâh, 1407
yılında İskender Bey tarafından, sefere çıkan deniz
tüfekçi erleri için yaptırılmış. Azaplar'ın, sefere
çıkacakları zaman burada toplu halde namaz kıldıkları
varsayılmaktaymış. Buradan boğazı seyretmek gerçekten
harikaydı. Ayrıca Sadrazam Kalafat Mehmet Paşa’nın
mezarını da ziyaret ettik. Yolun devamında Hallac-ı
Mansur türbesi ve 1854 yılında Kırım Savası’nda ölen
Fransız askerleri için yapılmış olan Fransız mezarlığını
da ziyaret ettik. Fransız mezarlığının hemen altında ilk
Osmanlı donanmasını meydana getirmiş olan Saruca Paşa
türbesini de gezdik.
Daha sonra
aşağıya inip söğüt gölgelerinin altındaki çay bahçesinde
çay molası verdik. Molamızın bitiminde denizin hemen
kenarında batmakta olan bir denizaltı yani Dumlupınar’ı
sembolize eden parkın yanına geldik. Dumlupınar
denizaltısı, 3 Nisan 1953 yılında Nato tatbikatından
dönerken, Çanakkale Boğazı'nda Nara ile Bigalı arasında
kalan bölgede, gece saat 02:00 sıralarında, İsveç
bandıralı Nabolant isimli şileple çarpışmış. Kazanın
ardından mürettebattan 5 kişi, bölgede bulunan gümrük
botuyla kurtarılmış. Yara alan denizaltı kısa sürede
sulara gömülmüş. Dumlupınar denizaltısının çarpıştığı
haberinin alınmasının ardından bölgeye intikal eden
yetkililer, sabaha karşı 06:40 sıralarında denizaltının
su sathına doğru olan kısmında bir telefon şamandırası
görmüşler. Denizaltının kumandanı Albay Zeki Adanır, bu
telefon aracılığıyla mürettebatıyla bağlantı kurmayı
başarmış. Denizaltının kıç torpido dairesinde bulunan
Selami Çavuş, bulunduğu yerde kendisiyle birlikte 22
kişinin hayatta olduğunu belirterek oksijenin gittikçe
azaldığını söylemiş. Çavuş, oksijenin azaldığı
dakikalarda içeride bulunan diğer Mehmetçiklerin dua ve
ezan okuduklarını ifade etmiş. Saat 13:30'u gösterdiği
sırada, denizaltıda bulunanlarla son kez telefon
irtibatı sağlayan yetkililer, Selami Çavuş'un
“Ailelerimize selam söylüyoruz vatan sağ olsun"
sözlerinden sonra denizaltıyla bir daha irtibat
kuramamış.
Hava
kararmaya başlamıştı bile. Bir güne sığdırdığım ama
kalbimde daha büyük bir yer eden bu ilçeyi kolay kolay
unutamam doğrusu. Aklımda, Dumlupınar ve o kazada şehit
olan 81 denizci için yazılmış bir dörtlük vardı :
"Kırmızıya gönüllü maviye aşıktılar, dalıp suyun dibine,
gökyüzüne çıktılar".
Çanakkale’de değerleri tanıma seferberliği
Ferai TINÇ -
HÜRRİYET - 29.08.2008
HIZLI dönüşüm programlarının, ormanlara odun, boğazlara
su yolu, sahillere altın yumurtlayan tavuk, dağlara
paraya tedavül edilmesi gereken maden yatakları
kavrayışıyla yaklaştığı bu günlerde, Çanakkale 18 Mart
Üniversitesi "Çanakkale İli Değerleri"ni ortaya
çıkartmak için örnek bir projeyi hayata geçiriyor.
Üniversite
Rektörü Prof. Dr. Ali Akdemir ile Çanakkale Valisi Orhan
Kırlı’nın omuz omuza vererek gerçekleştirdikleri,
Çanakkale Sanayi ve İş Adamları Derneği, Ticaret ve
Sanayi Odası’nın desteklediği, belediyelerin de
katıldığı bu mini seferberlik çerçevesinde Ege’nin en
güzel en değerli toprakları arasında bulunan Bozcaada,
Gökçeada, Eceabat, Gelibolu, Lapseki, Biga, Çan, Yenice,
Bayramiç, Ezine, Ayvacık, Küçükkuyu, İntepe’de 25-31
Ağustos tarihleri arasında sempozyumlar düzenleniyor.
Ben
Çanakkale ve Bozcaada’daki sempozyumlara katıldım ve
bugüne kadar hiç bilmediğim öyle şeyler duydum ki, çok
nadide mücevherlerin bulunduğu bir sandığı emanet almış
gibi hissettim.
* * *
BİRÇOK kez,
kum çekildiğine tanık olduğum kumsalların yerbilimsel
açıdan dünya çapında çok özel ve sadece Bozcaada’ya has
bir örnek oluşturduğunu, Ege denizindeki doğal olayların
100 bin yıllık geçmişine ışık tutacak örnekler
sergilediğini öğrendim.
Türkiye’de
bir örneği sadece Niğde’de 1200 metre yükseklikte
görülen bir pembe çiçeğe, yine Bozcaada kayalıklarında
rastlandığını, tüm Çanakkale bölgesinde bir tek Sadrazam
mezarı olduğunu, onun da Bozcaada’da bulunduğunu bu
sempozyumda duydum.
Çanakkale’deki Türkmen köylerinin, kökleri Şamanlıkta
olan birçok geleneği sürdürdüklerini, Çanakkale
seramiklerinin benzersizliğini, Ezine peynirinin,
Bozcaada şaraplarının ve üç bin yıllık bağlarının,
Ayvacık, Geyikli zeytinyağlarının, Çanakkale helvasının
markalaşma serüvenini ortaya koyan tebliğler sunuldu.
Hiç
bilmediğimiz değerleri tanıdık bu sempozyumda.
* * *
TARİHÇİDEN
arkeoloğa, turizmden gök bilimcisine kadar çok farklı
disiplinlerden bilim adamlarının seferber olduğu bu
çalışma sonucu, Çanakkale ve ilçelerinin değerlerini
gösteren 14 kitap var artık.
Çanakkale
Üniversitesi’nin yayınladığı bu kitaplar, Çanakkale
değerlerinin envanteri niteliğinde.
On Sekiz
Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Akdemir, bu
çalışmanın amacını açıklarken, "Çanakkale’nin tarihi,
arkeolojik, tarımsal, ekolojik, mitolojik değerlerinin
korunması Çanakkale’nin ekonomik gelişimini üzerine inşa
edeceği ekonomik sektörlerle doğrudan ilgilidir" diyor "Soft
sanayi sektörleri dışında ağır sanayı yatırımlarıyla
kalkınma, değerlerin erozyonuna neden olabilir. Bu
nedenle Çanakkale’nin bilinen, bilinmeyen değerlerinin
ortaya çıkartılması ve bunların ekonomiyle
ilişkilendirilmesi zorunluluktur."
* * *
REKTÖRÜN
ortaya koyduğu anlayış, günümüzde çağdaş üniversitenin
anlamını ortaya koyması açısından önemli. Üniversiteler
bulundukları bölgelerde yaşamın içinde olmalı, değişim
dinamiklerine bilimsel önderlik yapabilmeli.
Çanakkale
Valisi Orhan Kırlı, "Çanakkale İli Değerleri Sempozyumu
sonucunda elde edilecek bilgi ve veriler, bilim adamları
tarafından ortaya konan görüş ve önerilerin Çanakkale
Çevre Düzeni Planı için önemli bir altlık
oluşturacağını, önümüzdeki dönem yatırımlarına da yol
göstereceğini" söyledi.
Umarım öyle
olur. Bozcaada’nın, değerleri korumaya kararlı genç
kaymakamı İbrahim Çenet’in temenni ettiği gibi, "yatırım
politikaları değerleri koruyacak ve geliştirecek biçimde
belirlenir ve yerel yöneticiler, değerleri hiçe sayan
yatırımcıların baskıları karşısında yalnız
bırakılmazlar."
|