BURASI ÇANAKKALE

 

ANZAC DAY / ANZAK GÜNÜ

25.April.1915  -  25.Nisan1915
 

(25.04.2009)

ANZAK KOYU'NDA ŞAFAK TÖRENİ YAPILDI

Çanakkale Savaşları'nın 94. yıl dönümü anma törenleri kapsamında Gelibolu'da bulunan Anzak Koyu'nda şafak töreni düzenlendi.
Çanakkale'den Gelibolu'ya gece saatlerinde geçen binlerce Avustralyalı ve Yeni Zelandalı, soğuk havada törenin başlamasını uyku tulumları içinde, kurulan dev ekranlarda Çanakkale Savaşı'na ilişkin belgesel ve röportajları izleyerek bekledi.

Tören, Avustralya Kraliyet Hava Kuvvetleri ve Yeni Zelanda ordu bandolarının sunduğu müzik dinletisi ile başladı. Merasim kıtasının yerini almasının ardından törenin açılış konuşmasını Avustralya Genelkurmay 2. Başkanı Korgeneral David Hurley yaptı.

Korgeneral Hurley, 94 yıl önce şafak sökerken bu kıyılarda tam bir karmaşa ve kaosun hakim olduğunu belirterek Gelibolu Yarımadası'nın "büyük yiğitliklere, benzeri görülmemiş kahramanlıklara sahne olduğunu" söyledi. Savaşı yaşayanların aklından tam olarak neler geçtiğinin hiç bir zaman bilinemeyeceğini ifade eden Korgeneral Hurley, "ama onlar Avustralya, Yeni Zelanda ve Türkiye'nin tarihlerinde can alıcı bir yeri olan o anların parçası oldular" dedi.

Törende konuşan Yeni Zelanda Genel Valisi Sir Anand Satyanand, Gelibolu muharebesinin bir facia ve muharebenin korkunç sonuçlarının bugün insanlara savaşın kesinlikle beyhude olduğunu hatırlatması gerektiğini ifade etti.

Atatürk'ün seslenişi

Şafak törenine Türkiye'yi temsilen katılan Albay Şamil Özdağ, Mustafa Kemal Atatürk'ün 1934 yılında Çanakkale Savaşları'nda yaşamını yitiren yabancı ülkelerin askerlerine yönelik söylediği şu sözleri, Türkçe okudu:

"Uzak memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar: burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlarda evlatlarını harbe gönderen analar; göz yaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır."

Binbaşı Şakir Çiçek de sözleri İngilizce'ye çevirdi.

Şafak töreni, tören alanına çelenklerin konulması, 2 dakikalık saygı duruşu ve Türkiye, Avustralya ve Yeni Zelanda milli marşlarının çalınmasıyla sona erdi. Türkiye'yi temsilen çelengi Çanakkale Vali Yardımcısı Ali Partal koydu. Resmi heyetlerin tören alanından ayrılmasının andından şafak töreni için koyda toplananlar alana çiçekler bıraktı.

Tören saygı duruşu, son duaların edilmesi ve Türkiye, Yeni Zelanda ve Avustralya milli marşlarının çalınmasıyla sona erdi. Resmi heyetlerin tören alanının ayrılmasının ardından ayine katılan binlerce kişi de tören alanını gezerek çiçekler bıraktılar.

 

 

Dünya savaş tarihinde özel bir yeri olan Çanakkale Zaferi, vatanı uğruna kanını, canını tereddüt etmeden feda etmeye hazır evlatlara sahip bir milletin, sonsuza kadar şerefle yaşayacağının katını olarak anıtlaştı.

Bu destansı savaşta, Türk'ün gücünü ve vatan sevgisini tüm dünyaya kanıtlayan Mehmetçik, İngilizler'e destek amacıyla Birinci Dünya Savaşı'na katılan Anzaklar'ın hafızalarında da derin izler bıraktı.

Savaş sırasında yaralı askerlerini, Türk siperine yakın ve açık bir araziden geçirerek taşımak zorunda kalan Anzaklar, Türk siperlerinden hiçbir müdahaleye ve atışa maruz kalmadı. Siperlerden başını çıkararak Anzaklar'ı izleyen Mehmetçik'in bu davranışı, savaş sırasında gösterilen tam bir insanlık örneğiydi.

Bir dönem Türkiye'nin Avustralya Büyükelçiliği görevinde bulunan Baha Vefa Karatay'ın, Çanakkale Savaşları'na katılan Anzaklar'ın anılarını anlattıkları mektuplardan yola çıkarak yazdığı ''Mehmetçik ve Anzaklar'' adlı kitabından derlenen bilgiye göre, Gelibolu Yarımadası'nda 93 yıl önce 14. Sahra Hastanesinde er olarak görev yapan E.H. Darby, önce düşman, sonra dost olduğu ülkenin kahramanları Mehmetçiklerle ilgili düşüncelerini, ''Türk askerleri yalnızca dünyanın en cesur, en iyi savaşçıları değil, aynı zamanda en centilmen askerleridir'' sözleriyle dile getirdi.

Savaş başladığında henüz 17 yaşında olan, ancak askere alınmak için yaşını 21 olarak büyüten Darby, mektubunda, görev yaptığı hastanenin yakınına yanlışlıkla düşen üç mermi için Türk komutanlığının açıklama yaparak, özür dilediğini ifade etti.

Çanakkale Savaşları'na Yeni Zelanda 28. Topçu Taburunda katılan Üsteğmen George D. Shawe da savaştan 44 yıl sonra geldiği Gelibolu Yarımadası'nda, çarpışmalarda kıl payı kurtulduğu mevziyi bir kez daha görebilme arzusuyla gerçekleştirdiği gezisinde, farklı duygular içindeydi.

''Türk askeri, Gelibolu'daki kahramanlığını Kore Savaşları'nda, Birleşmiş Milletler kuvvetleri içindeki mümtaz durumlarıyla yine göstermişlerdir'' diyen Shawe, Gelibolu ziyaretinde Mehmetçikler'in torunlarının, kendisinin Avustralyalı bir Anzak olduğunu öğrendiklerinde gösterdikleri yakınlık ve konukseverliğin, hayatı boyunca unutamayacağı derin izler bıraktığını belirtti.

MEHMETÇİKLE EL ELE VEREN ANZAK ASKERİ

1 Mayıs 1915'te 1. Avustralya Tümeninin 2. taburuna takviye için gönderilen askerler arasında yer alan çavuş L.H. Barlett ise bu savaştan belki en duygusal şekilde ayrılan askerlerden biriydi.

Barlet, Mehmetçik'in 19 Mayıs günü başlattığı büyük taarruzda, Türkler'in gösterdikleri cesareti ve ''Ya zafer ya ölüm'' yönündeki inancını takdirle izlediklerini ifade etti.

Bu savaştan 5 gün sonra, taraflar arasında yapılan 9 saatlik ateşkeste ölülerin gömülmesine çalışıldığı sırada, Mehmetçik ile temas etme imkanı bulduklarını ve onlara samimi bir şekilde ''Coni Türk'' diye hitap ettiklerini anlatan Barlet, 6 Ağustos tarihinde Anzaklar'ın yaptığı taarruzda bacağından yaralandı.

Yaralı bir subayın çantasında bulduğu elektrik fenerinin ışığında yarasını sarmaya çalışan Barlet, yanına gelen kendisi gibi bacağından yaralı Türk askeriyle birlikte el ele vererek bulabildikleri sargılarla diğer yaralıların yaralarını sardılar, kurumuş dudaklarına mataralarda kalan suları damlattılar.

Barlet ve Mehmetçik, savaşlarda düşman tarafların askerleri arasında az rastlanabilecek bir centilmenlikle el sıkışarak ayrıldılar.

 

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı çerçevesinde 2004 yılında Çanakkale Valiliği'nce ihale edilerek inşasına başlanan, ancak 2005 yılında Avustralyalıların isteği üzerine durdurulan, daha sonra müteahhit firmayla çıkan mali sıkıntılar nedeniyle tamamlanamayan 'Anzak Yolu' projesinde başa dönülüyor.

Çanakkale Valisi Orhan Kırlı konuya ilişkin yaptığı açıklamada, yolun yapımıyla ilgili alternatif projenin Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nce inceldiğini bildirdi.

Proje 2004 yılında başlamıştı

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'nın özel bir yasasının olduğunu ve çalışmaların bu yasa çerçevesinde yürütüldüğünü söyleyen Kırlı, Uzun Devreli Gelişme Planı çerçevesinde 2004 yılı Kasım ayında Çanakkale Valiliği'nce ihale edilerek inşasına başlanan Anzak Yolu'yla ilgili çalışmaların 2005 yılında Avustralyalıların isteği üzerine durdurulduğunu hatırlattı. Vali Kırlı, Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu'nun da 19 Temmuz 2007 tarih 3086 nolu kararıyla, 'Ağırlıklı olarak mühendislik projesi olarak ele alınmış olması' ve 'Bölgenin özel tarihi önemi ile mimari, peyzaj ve harp tarihi açısından da ele alınmasının gerekli görülmesi' nedenleriyle Anafartalar Sahil Yolu olarak da bilinen Anzak Yolu'na ilişkin hazırlanan projenin uygun olmadığına karar verdiğini kaydetti. Avustralyalılar tarafından projede 2 metrelik istinat duvarı önerildiğine değinen Kırlı, "Kurul tarafından bu istinat duvarı, doğal topoğrafya, siluet, bitki örtüsü ve kıyıdan ön görünüm özelliklerini olumsuz etkileyecek olması, yani bu duvarın, çıkartmanın gerçekleştiği koyu ve savaşların gerçekleştiği tepelik bölümde de bozulmalara neden olacağı için revizyon projesine sıcak bakılmadı." dedi.

Proje sözleşmesi tasfiye edildi

Yapımı 2005 yılında durdurulan projeyle ilgili müteahhit firmayla ödeme nedeniyle sorunlar yaşandığına dikkati çeken Kırlı, şunları kaydetti: "2006 ve 2007 yıllarında Anzak törenleri sırasında yolun açık tutulması için gerekli ilave tedbirleri aldık. Törenlerde yolun açık olmasını sağladık. Ancak, müteahhit firma yapımına başladığı yolun parasını istedi. Konu Maliye Bakanlığı Hukuk Müşavirliği'ne intikal etti. Daha sonra Maliye Bakanlığı Hukuk Müşavirliği, müteahhit firmaya ödemenin yapılamayacağını bize bildirdi. Biz de 15 Mart'ta müteahhit firmayla sözleşmeyi tasfiye ettik." Müteahhit firmanın sözleşmeyi şerh koyarak tasfiye ettiğini anlatan Vali Kırlı, dünya askeri tarihinde denizden planlı ilk çıkartma harekatının gerçekleştiği 4 kilometrelik Anzak Yolu'nun tarihi atmosferine uygun, coğrafi özellikleri muhafaza edilerek, projelendirilmesi için gerekli çalışmaların yapılacağını söyledi.

Alternatif proje inceleniyor

Yolun yapımıyla ilgili alternatif projenin Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nce incelendiğini belirten Kırlı, şöyle konuştu: "Daha sonra proje Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu'na gidecek. Kurul kararından sonra alternatif projenin, Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından maliyet hesabını yapılacak, ödeneği belirlenecek ve ihaleye çıkarılacak. Proje, bu aşamaların tamamlanmasının ardından uygulamaya geçecek. Bunun için acele etmeye gerek olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yolun, geçmişteki tarihi atmosferini koruyarak, yapılmasıdır."

 

Gelibolu çıkarmasının görüntüleri bulundu

Anzakların Gelibolu çıkarması sırasında çekilen görüntüler ortaya çıkarıldı.

Avustralya'da yayımlanan The Daily Telegraph gazetesinin internet sitesinde yer alan haberde, Gelibolu çıkarmasına dair bilinen ilk görüntüleri içeren 45 saniyelik filmin, İngiliz savaş muhabiri Ellis Ashmead-Bartlett tarafından çekildiği, görüntülerin 93 yıl sonra tesadüfen ortaya çıkarıldığı belirtildi.

Avustralya Savaş Anıtları Kurulu tarafından gelecek haftaki Anzak Günü'nden önce yayımlanması beklenen görüntülerde, Avustralyalı genç askerlerin kamp kurma çalışmalarıyla Suvla Koyu'ndaki İngiliz kampının yer aldığı belirtildi.

Kurul yetkilisi Stephanie Boyle, 1938'de satın alınan ve iki tarihçinin farklı bir amaç için geçen yıl yaptığı araştırma sırasında tesadüfen bulunan görüntülerin birleştirilerek film haline getirildiğini söyledi. Boyle, "Gerçekten beklenmiyordu. Bulunması çok şaşırtıcı. İlk kısım, Anzak Koyu'ndaki kamptan görüntüler içeriyor. Oldukça huzurlu bir sahne. Film, daha sonra, İngiliz askerlerin konuşlandığı Suvla koyundaki askeri üssün görüntüleriyle devam ediyor" dedi.


Birinci Dünya Savaşı'nın en önemli cephelerinden birisi, kuşkusuz, Çanakkale olmuştur.
18 Mart 1915-9 Ocak 1916 tarihleri arasında cereyan eden Çanakkale Savaşları, Türk kahramanlığının anıtlaşmış örneklerinden birisidir.

Osmanlı İmparatorluğu'nu safdışı bırakmak, Rusya'ya yardımda bulunmak ve Balkan ülkelerini kendi taraflarında savaşa sokmak üzere zamanın en modern silahlarıyla donatılmış ve dünyanın dört bir tarafından gelen askerlerden oluşan birleşik bir filo, Türk Boğazlarını önce deniz yoluyla geçmeye çalışmıştır.
Deniz yoluyla amacına ulaşamayacağını anlayan bu güçler, 25 Nisan 1915 tarihinde Gelibolu Yarımadası'na bir kara harekatı başlatmışlardır. Yarımada'nın kıyılarında ve sarp yamaçlarında mertçe ve kahramanca çarpışılmış, yüzbinlerce genç yaşamını yitirmiştir. Ağır bir yenilgiye uğratılan yabancı askerler Gelibolu Yarımadası'ndan geri çekilmek zorunda bırakılmıştır.

Türkler için bir ölüm-kalım savaşı olan Çanakkale Savaşları'nın tarihimizde mümtaz bir yeri bulunmaktadır.

"Bu memlekette kanlarını döken kahramanlar;

Burada bir dost ülkenin topraklarındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Siz Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar: Göz yaşlarınızı dindiriniz.

Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim de evlatlarımız olmuşlardır."

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Gelibolu Savaşların'da hayatlarını kaybeden ve Anzaklar olarak bilinen Avustralya ile Yeni Zelanda askerleri hakkında 68 yıl önce bu sözleri sarfetmiştir.

Tarihteki diğer savaşlardan farklı olarak Çanakkale Savaşları savaşan taraflar arasında zaman içinde sağlam ve kalıcı bir dostluk kurulmasına yol açmıştır. Avustralya ve Yeni Zelanda açısından başarısızlıkla sonuçlanan ve binlerce gencinin yaşamını yitirdiği Gelibolu çıkartmasının başladığı 25 Nisan tarihi bu ülkelerde her yıl artan bir ilgiyle kutlanmaktadır. Bu tarih, Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar tarafından Ulusal Anzak Günü ilan edilmiştir. Çanakkale Savaşları Avustralya ve Yeni Zelanda'nın milli kimliklerinin oluşmasında önemli bir rol oynamıştır.

Bu nedenledir ki, Çanakkale Savaşları, tarihimizde olduğu kadar, Avustralya ve Yeni Zelanda halklarının tarihlerinde de bir dönüm noktası oluşturmaktadır.

Her yıl 25 Nisan tarihinde Çanakkale'nin Anzak Koyu'nda Çanakkale Savaşlarını anma törenleri düzenlenmektedir. Avustralya ve Yeni Zelanda başta olmak üzere İngiltere, Fransa, Kanada, İrlanda, Hindistan, Pakistan ve hatta Almaya'nın da büyük önem atfettiği bu törenlerin bu yıl 87'ncisi düzenlenmiştir. Törenlere, hemen her sefer olduğu gibi bu yılda Avustralya ve Yeni Zelanda'dan üst düzey katılım olmuştur. Binlerce turistin izlediği törenlere, Avustralya Genel Valisi Peter Hollingworth, Avustralya Başbakan Yardımcısı John Anderson, Avustralya Deniz Kuvvetleri Komutanı David Shackleton, Avustralyalı bazı parlamenterler ile Yeni Zelanda Çevre Koruma Bakanı Sandra Lee de katılmışlardır. Birbirlerine uzak coğrafyalarda yaşayan Türkler ve Anzakların savaş koşullarında dahi centilmence başlayan ilk karşılaşmaları, bugün karşılıklı saygıya dayanan bir dostluk bağına dönüşmüştür. Bu bağ Türkiye'nin Avustralya ve Yeni Zelanda'yla ilişkilerinin her alanda daha da ileri düzeylere çıkartılması ve derinleştirilmesi için sağlam bir temel oluşturmaktadır. Bugün, bu dostluk temeli ikili ilişkilerin karşılıklı sevgi ve güven duyguları içinde geliştirilmesini olanaklı kılmaktadır. Çanakkale Savaşları'nın günümüzde vurgulanması gereken en önemli özelliği, Türkler ve Anzakların son derece olumsuz koşullarda başlayan ilk karşılaşmaları ve verilen yüzbinlerce kayba rağmen, birbirlerine karşı nefret ya da düşmanlık duymamalıdır. Şiddet, kan ve acı dolu onca güne rağmen, Türkler ve Anzaklar arasında Savaş içinde başlayan, takdir ve saygıya dayalı olumlu duygular gelişmiş bulunmaktadır.

 

Aylar süren hazırlıklardan sonra Müttefik Donanması 18 mart 1915 günü Çanakkale Boğazını geçmek için büyük bir deniz harekatına girişti ve başarısız oldu. Biz bu günü Çanakkale Şehitleri Anma günü olarak kutluyoruz. Hemen hitamında Boğaz yolunu denizden açamayacağını anlayan ihtilaf devletleri, Gelibolu yarımadasını işgal ederek top bataryalarımızı susturmak, mayınlarımızı temizlemek maksadıyla büyük bir çıkarmanın hazırlığına başladı ve 25 Nisan 1915 sabahı 2’si Arıburnu bölgesinden, 5’i Sedülbahir bölgesinden olmak üzere, toplam 7 koldan çıkartma yaptı. İşte bu gün, Avustralya ve Yeni Zelanda’lılar tarafından Anzak (Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Birlikleri) Günü olarak kutlanmaktadır.

Savaşın nihai galibi tabi ki Türklerdir. İhtilaf devletlerinin çıkarma yapmaktaki amacı, Gelibolu yarımadasını işgal etmek ve donanmalarını Marmara’ya güvenle sokmaktı. Bu amaçlarına ulaşamadılar. Çıkmayı ve tutunmayı başardıkları yaklaşık 1 km.lik kıyı şeridinde 8.5 ay savaştılar, onbinlerce kayıp verdiler ve çekildiler.

Böyle bir mağlubiyetin kutlanmasındaki amaç ne, diye düşünebilirsiniz.

Başlangıç çıkarmasının bir başarı addedilip, addedilmeyeceği tarihçiler, savaş stratejistleri ve konunun uzmanları tarafından çok tartışılmış ve çeşitli değerlendirilmeler yapılmıştır. Ama esas olan şudur ki, Anzak Günü, bir zafer günü kutlaması değildir. Anzak günü, Avustralya ve Yeni Zelanda uluslarının İngiltere güdümünde girdikleri bu savaşa ait, hiç tanımadıkları Anadolu topraklarında verdikleri canlar için, “neden” ve “niçin” sorularını kendilerine sordukları, ulusal bilinç kıvılcımını yaktıkları ilk günün kutlanmasıdır. Toprakları için savaşan Mehmetçiğin karşısında, Atatürk’ün ifadesiyle, mertçe savaşmışlar, yenilmişler, fakat, bir millet, bir ulus olmanın bilincine kavuşmuşlardır. İşte kutlanan budur...

Savaş sırasında anavatanını savunan Mehmetçik karşısında, henüz vatan kavramının ne anlama geldiğini bilmeyen Avustralya ve Yeni Zelanda askerleri, çok kısa bir süre sonra karşısındaki Mehmetçiğin haklı savaşının farkına vardı ve ondan hiç bir zaman nefret etmedi, kin duymadı. Aynı şekilde, Mehmetçik de karşısındaki ANZAK askerinin zavallılığını hissetmişti. Onlar İngiltere’nin politik emellerinin birer kurbanıydı. İşte bu duygular, savaşa taraf uluslar arasında, dünyanın en kanlı muharebelerinden birinde gırtlak gırtlağa savaşmış olmalarına rağmen, köklü bir dostluğun kurulmasını sağlamıştır.

Bu savaş, Erol Mütercimler’in deyişiyle, “Gündüz birbirlerine kurşun sıkıp, gece kıt aşları ile mataralarındaki suyun son damlasını paylaşan, karşılıklı siperlerden çikolata, sigara, meyve değiş tokuş eden”, yaralı düşman askerlerini sırtlayıp, karşı cepheye taşıyan; yaralıya, hastaya kurşun sıkmayan, kaybettikleri arkadaşlarına omuz omuza mezar kazan, düşmanken dost olan ulusların savaşıdır... “belki de bu, dünyanın hiç bir yerinde görülmemiş ve görülmeyecek “ bir istisna savaştır... Bu savaş, Çanakkale Savaşıdır...”

1934 yılında, ki savaşın üstünden henüz 19 yıl geçmiştir ve savaştan dönenlerin hemen hemen tamamı sağdır. Anma günü nedeniyle o günün İçişleri Bakanı Şükrü Kaya Çanakkale’de bir konuşma yapacaktır. Konuşma metni bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından hazırlanır. İşte bu, Çanakkale Şehitlerine, Çanakkale’de evlatlarını kaybetmiş bütün uluslara hitaben kaleme alınmış o ünlü konuşmadır.

“Burada yatan aziz şehitlerimiz! Sizi hürmetle, saygıyla anıyoruz. Burada rahat ve huzur içinde yatınız. Siz olmasaydınız, siz göğüslerinizi çelik kalelere siper etmeseydiniz, bu boğaz aşılır, İstanbul işgal edilir, vatan toprakları istilaya uğrardı...

Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız.

Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuştur... “

İşte bu konuşma dünya basınında geniş yer bulmuş, çok olumlu tepkiler almış ve uluslar arasındaki dostluğun pekişmesine vesile olmuştur.

Bu gün, Melburn Müzesinin en müstesna köşesinde 57. Piyade Alay sancağı sergilenmekte olup, altındaki plakette şunlar yazılıdır.

"Bu alay sancağı , Gelibolu savaş alanından getirilmiş , ama esir edilememiştir. Çünkü , Türk ordusunun milli geleneklerine göre , bir alayın sancağı , alayın son eri esir edilmeden teslim alınamaz. Bu sancak, sonuncu muhafızın da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalında asılı olarak bulunmuştur. Kahramanlık timsali olarak karşınızda duran bu Türk alay sancağını selamlamadan geçmeyin"

Genel Kurmay Başkanlığı söz konusu sancağın 57. alaya ait olup olmadığını doğrulamamaktadır. Ama bunun ne önemi vardır? Sancağımız dost bir milletin emaneti altındadır. Onlar da bize onbinlerce evladını emanet etmiştir. Her iki ulusun emanetlerine yeterince saygı gösterip, sonsuza kadar sahip çıkacaklarından şüphemiz yoktur…

25 Nisan 1915 günü, River Clyde ’dan Ertuğrul Koyu’ndaki çıkarmayı gösteren, H W Wilson ve J A Hammerton’ın (editörler) 1916 yılında Londra’da basılan The Great War adlı kitabının 7. sayfasında yer alan illüstrasyon. Çıkarmanın bu hayali canlandırımı, Munster Piyadeleri ve Hampshire Alayının askerlerini, buharlı geminin yanlarındaki özel kesilmiş kapılardan dışarı fırlarken gösterir. Orijinal planda askerler, gemiyle sahil arasında mavnalardan oluşturdukları köprünün üzerinden geçerek sahile ulaşacaklardı. Gerçekte, mavnalar sahile ulaşmadı ve düzinelerce asker mavnaların üzerinden geçmeye çalışırken, denize düşerek öldüler.

 

Avustralyalı The Age gazetesi, 3 ANZAC askerinin 93 yıl önce çektikleri ve bugüne kadar saklı kalmış fotoğrafları yayınladı. Gazetenin haberine göre Türkiye’nin bile nerede olduğunu bile bilmeyene 3 Yeni Zelandalı arkadaş George Downes, Arthur James Cook ve Henry James Low, 1915 yılında ANZAC birlikleriyle Çanakkale’ye geldi. Üçlü, burada savaşın perde arkasını fotoğraflarla belgeledi...