3 Ekim 2022 - Hoşgeldiniz

Çanakkale'nin Dünyaya Açılan Penceresi

ATAŞEMİLİTERLİKTEN, BAŞKOMUTANLIĞA

Mustafa Kemal Atatürk: “…Vatan mutlaka selamet bulacak, millet mutlaka Mesut olacaktır

10 Ağustos 2022 - 18:07

414 Kişi Okumuş
ATAŞEMİLİTERLİKTEN, BAŞKOMUTANLIĞA

Ataşemiliterlikten, başkomutanlığa (1)

 Mustafa Kemal Atatürk: “…Vatan mutlaka selamet bulacak, millet mutlaka Mesut olacaktır. Çünkü kendi selametini, kendi saadetini memleketin ve milletin selamet ve saadeti için feda edebilen vatan evlatları çoktur.”

Tarih, 14 Kasım 1914’tür. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’na girmiş ve Cihad-ı Ekber ilan etmiştir. Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’nda mücadele ettiği cepheler içinde, geleceğe yönelik en ağır ve dikkate değer gelişmeler hiç kuşkusuz Kafkas Cephesi’nde meydana gelmiştir. Savaşın başlangıcıyla birlikte Rus donanması Osmanlı Devleti’nin Karadeniz’deki limanlarını ve kıyı şehirlerini bombalamaya başlamıştır.

Mustafa Kemal, Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da ataşemiliterlik* yapmaktadır.  Ülkenin savaşa girmesinden dolayı çok huzursuzdur. Sofya’dan Salih (Bozok) Bey’e bir mektup yazar. Mektubunda: “ Genel durum hakkındaki görüşümü soruyorsun. Bu husustaki görüşümü yalnız sende kalmak şartıyla yazıyorum. Ben Almanların bu harpte muzaffer olacaklarına katiyen emin değilim. Bir vazifeye atanmam için Harbiye Nazırı’na yazdım.  Ataşemiliterlikte kalmak istemediğimi,  millet ve memleketin büyük bir savaşa hazırlandığı bir sırada benim de herhangi bir kıtanın başında bulunmak istediğimi bildirdim. Henüz cevap alamadım.” der.

Mustafa Kemal’in bu mektubuna; “Sizin için orduda her zaman bir görev vardır. Ancak Sofya ataşemiliterliğini daha önemli gördüğümüzden sizi orada bırakıyoruz.”  tarzında bir cevap gelmiştir.

Mustafa Kemal bunun üzerine Aralık 1914’te bu kez Başkomutan Vekili Enver Paşa’ya bir mektup yazar ve şöyle der: “Vatanın müdafaasına ait faal vazifelerden daha mühim ve yüce bir vazife olamaz. Arkadaşlarım muharebe cephelerinde, ateş hatlarında bulunurken ben Sofya’da ataşemiliterlik yapamam! Eğer birinci sınıf subay olmak liyakatinden mahrumsam, kanaatiniz bu ise, lütfen açık söyleyiniz!”

Muhtemelen Enver Paşa’ya yazdığı bu mektubun da etkisiyle 20 Ocak 1915’te 19. Tümen Komutanlığı’na atanır.  İstanbul’a döner ve oradan da Tekirdağ’a geçerek 19. Tümeni kurma çalışmalarına başlar.

Bu konuda uzmanlar ne düşünür bilemem ancak bana göre Türk’ün makûs talihinin değişmeye başladığı tarih, Atatürk’ün Tekirdağ’a geldiği tarihtir. Ataşemiliterlikte kalmasında ısrar edilseydi de orada kalmayacak ve bir yolunu bulup İstanbul’a dönecektir. Belki de tarih yapmak/tarihin yönünü değiştirmek onun kaderinde vardı… Nitekim Çanakkale’de Türk ordusunun başında bir destan yazmış ve büyük emperyalist planı sekteye uğratarak, İstanbul’u ve boğazları işgal edilmekten kurtarmıştır. Her ne kadar sonraki zamanda ülke, masa başında, tek kurşun atılmadan teslim edilse de, Mustafa Kemal “Geldikleri gibi giderler” demiş ve dediğini de yapmıştır.

Biz, içinde bulunduğumuz Ağustos ayının önemi gereği Büyük Zafer’e çıkacak olan süreci vermeye çalışalım.

1921 yılına girilmiştir. 10 Ocak’ ta I. İnönü,  1 Nisan’da II. İnönü zaferleri gerçekleşmiştir. Yunan ordusu 10 Temmuz 1921’de saldırıya geçer. Sayıca ve sahip olduğu askerî donanımlarca çok üstün durumda olan Yunanlılar, Eskişehir, Afyon ve Kütahya’yı işgal ederler.  Cepheden gelen endişe verici haberler üzerine Mustafa Kemal Paşa, 18 Temmuz 1921’de Batı Cephesi karargâhına gelir ve durumu yakından görüp inceler.  Ordunun düzenlenip kuvvetlendirilmesi için, Sakarya´nın doğusuna kadar çekilmesini gerekli görür. Bunun üzerine, Türk Ordusu, 25 Temmuz 1921’de taktik savunma yapmak amacıyla Sakarya’nın doğusuna çekilir.

Tarih 14 Temmuz 1922’dir. Mustafa Kemal, Fransız Millî Bayramı münasebetiyle Ankara’da Fransız elçiliğinde verilen ziyafettedir. Orada bir konuşma yapar ve şunları söyler:“Efendiler!  Yeryüzündeki uzak görüşlü devlet adamları için her zaman gözönünde tutulması gereken bir gerçek vardır: Fikirler zorla ve şiddetle, top ve tüfekle asla öldürülemez. Hassas bir millete karşı uygulanan zalimane muamelelerin onu daha ziyade güçlendirdiği denenmiştir.  Hürriyet ve bağımsızlık aşkı ile coşan ve kabaran bir milletin ne harikalar yaratabileceğini Fransız Büyük Devrimi bundan 130 yıl önce pek güzel ispat etmiştir. İzmir’in işgali üzerine aynı heyecan ile çarpan kalplerden oluşan millî ordumuzun neler yapabileceğini kolaylıkla tahmin edebilirler.

Mustafa Kemal 23 Temmuz 1922’de Ankara’dan ayrılarak Batı Cephesi karargâhının bulunduğu Akşehir’e gider. Oradan da Konya’ya geçer ve burada İngiliz General’i Townshend’i** kabul eder. Görüşme esnasında General’e şunları söyler: ”… Evet, karşımızdaki düşmanın çok kuvvetli olduğunu biliyorum. Fakat insaniyeti savunanlar ölümle tehdit edilmelerine rağmen ölmezler ve ebediyen yaşarlar.”

Tam da söylediği gibi Mustafa Kemal Atatürk, Türk milletinin kalbinde ölümsüzleşmiştir ve ebediyen yaşayacaktır.

Mustafa Kemal, 27 Temmuz 1922’de tekrar Konya’dan Akşehir’e döner. General Townshend ise Ankara’dan bir rapor yazar. Önemli bir paragrafını alalım; “… Türk millî ordusu güçlü ve etkindir. İngiltere hükûmeti bunu kavrayabilmiş değildir. Yepyeni bir Türkiye doğmuştur. Bu da İngiltere’de henüz anlaşılmış değildir. Türk’ü Avrupa dışına, Anadolu’ya itmeğe çalışmak çılgınlıktır.”

General Townshend, gerçeği görmüştür… İngiltere hükûmeti ise hâlâ hayal peşinde koşmaktadır.

Mustafa Kemal 27/28 Temmuz 1922’de Akşehir’e çağrılan ordu komutanlarına gece bir taarruz planı açıklar ve bu plan üzerinde görüşmeler yapılır. Yapılacak taarruzun ayrıntılarını Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ile tespit eder.

4 Ağustos 1922’de İngiltere Başbakanı Lloyd George Avam kamarasında şunları söyler: “Mustafa Kemal büyük bir general ve büyük bir yurtsever olabilir; ama Müslümanların başı İstanbul’dadır, halifedir (!)”

Loyd George fena halde yanıldığını çok acı bir şekilde anlayacaktır…

Mustafa Kemal 6 Ağustos 1922’de Kazım Paşa ile birlikte Akşehir’den Konya yolu ile Ankara’ya döner.

Tülay Hergünlü

İstanbul,9 Ağustos 2022

*Ataşemiliter: Bir konsolosluğa yani elçiliğe bağlı uzman askerlere verilen isimdir.

** General Charles Vere Ferrers Townshend: Kut-ül Amare’de Halil Paşa komutasındaki Türk Ordusu’na 29 Nisan 1916’da teslim olmuştur. Kut-ül Amare kuşatması General Townshend’ın askerlik kariyerinin bittiği yerdir. 1922’de milletvekili olarak Anadolu’ya gelip Mustafa Kemal Atatürk ile görüşmüştür.

………………………………………………………………………………………………………………….

Ataşemiliterlikten, başkomutanlığa (2)

Büyük Zafer’e giden süreç adım adım yaklaşmaktadır. Ancak Ordu’nun taarruza kadar 2 milyon 100 bin liraya ihtiyacı olduğu hesaplanmıştır.  Millî Savunma Bakanı bastırıyor, Maliye Bakanlığı ise “hazine de beş kuruş kalmadı” diye feryat ediyordu.  Başkomutan Mustafa Kemal Paşa “Beyler” dedi, “Tamamen çaresiz değiliz. Hindistan Müslümanlarının yolladığı 600 bin lira bankada duruyor. Hiç dokunmadım kimseye de dokundurtmadım. Bu parayı Maliye Bakanlığı emrine vereceğim. İlk ihtiyaçları karşılar.”

Mustafa Kemal Paşa, Maliye Bakanı Hasan Fehmi Bey’e dönerek; “Geriye bir buçuk milyon lira kalıyor. Onu da Maliye Bakanı olarak siz bulacaksınız!” der. Hasan Fehmi Bey çaresiz bir sesle “Nerden? Bulabileceğim hiçbir yer yok.” diye yanıt verir. Başkomutan mazeret kabul etmez bir tavırla; “Bunu ben bilemem.” der, “Siz bu göreve işte bu zor gün için seçilmiştiniz.”

Hasan Fehmi Ataç parasızlık yüzünden taarruzun yapılamaması halinde başına gelebilecekleri düşünmekten gece uyuyamaz ancak sabah işe geldiğinde bir çare bulmuştur. Ankara Osmanlı Bankası Müdürü Mösyö Bojeti’yi makamına davet eder ve “…Maliye’ye bir buçuk milyon lira lazım ve bu parayı bana sen bulup borç olarak vereceksin.” der. Müdür telaşla; “Ben, hayır, buna imkân yok.” diye cevaplar. Hasan Fehmi Bey, “Boşuna çırpınma. Millî hükümetin sınırları içinde on altı şubeniz var. İstediğim bu parayı vermezsen, şubelerinin tamamına el koyar, kasalardaki bütün parayı alır, yerine makbuz bırakırım. Düşünmek için sana bir saat mühlet. Git, düşün, gel!” Mösyö Bojeti durumun ciddiyetini anlamıştır. “Mühlet istemem.” der, “Yarın emrinizde olur.” 

İngiliz sever gazeteci Ali Kemal şöyle yazar: “Tehlike üzerimize doğru yürüyor. İzmir’i, Edirne’yi kılıçla, kuvvetle kurtarmak, Yunanlıları denize dökmek tasavvuru, bir rüya idi, bir hülya oldu. Ankara’nın iç ve dış siyaseti iflas etmiştir.”

Hiç kimse Türk ordusunun büyük taarruz için hazırlandığından haberdar değildir. Ankara’da görünürde her şey sakindir. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 13 Ağustos gecesi Ankara’da Sovyet Elçiliği’nde kaza sonucu çıkan ve etrafa yayılma tehlikesi gösteren yangını söndürme çalışmalarını izler.

Afyon güneyine kaydırılacak birliklerin geçeceği yollar, konaklayacakları yerler belirlenmiştir. İstihkâm birlikleri ve işçi taburları ağır topların geçeceği yolları düzeltmekte, köprüleri güçlendirmekte, dar geçitleri genişletmektedir. Toprakta kalan izler çalışıldığı anlaşılmasın diye ağaç dalları ya da samanla örtülmektedir. Yürüyüş sırasına bağlı olarak köyler boşaltılmaktadır. Yürüyüş emrini alan birlik hava kararınca yola çıkacak, yol boyunca ışık kullanmayacak, gün doğmadan önce konaklayacağı yere varacaktı. Herkes ağaç altlarına, evlere, ahırlara, ambarlara sığınıp akşama kadar gözden saklanacak, gündüz kimse görünmeyecek, ateş yakılmayacak, açıkta kalan her şey maskelenecekti. Amaç çok sık uçan Yunan uçaklarına açık vermemekti.

Bazı birliklerin ayrıldıklarının anlaşılmaması için çadırları sökmeden bırakması uygun görülür. Geride kalacak az sayıda er, birlik ayrılmamış gibi günlük etkinlikleri sürdürmeye devam edecektir. Düşmanı kandırmak için kimi küçük birlikler gündüz ters yönde yürütülüp gece tekrar geri alınacaktı.

İsmet Paşa yürüyüşü günlük, kısa emirlerle kendisi yönetecektir. 14/15 Ağustos gecesi Birinci Kolordu’dan 15. Tümen Çay batısına kayacak, onun boşalttığı yere de Dördüncü Kolordu’dan 11. Tümen gelecektir.

Afyon’un güneyine dört kolordu kaydırılacaktır. Birinci Kolordu Çay yakınında, İkinci Kolordu Emirdağ’da, Dördüncü Kolordu Bolvadin civarında, Süvari Kolordusu ise Ilgın ve Akşehir çevresindedir.

14 Ağustos gecesi yola çıkacak olan 15. Tümen’in Komutanı, Batı Cephesi eski Kurmay Başkanı Yarbay Naci Tınaz’dır. 15. Tümen’in eski komutanı Şükrü Naili Bey, 2. Ordu’ya bağlı Üçüncü Kolordu’nun komutanı olmuştur.

14/15 Ağustos 1922 gecesi Başkomutan, orduları harekete geçirir.

100 bin kadar insan, binlerce at, hayvan ve araba…

Subaylar ve askerler erkenden yemeklerini yerler ve hava iyice kararınca 15. Tümen yürüyüşe geçer.

Yunanlılar, sonsuza kadar Anadolu’da kalacakları hayaliyle çeşitli girişimlerde bulunmuşlardır. Anadolu’da Yunan Millî Bankası’nın şubeler açmasını, ilk şubenin de Eylül’de Ayvalık’ta açılmasını uygun görmüşlerdir. Bunun yanı sıra İzmir’de de bir üniversite kurulması kararlaştırılmıştır. Yunanlılar, Anadolu’nun deyimiyle “dereyi görmeden paçaları sıvamaya” başlamışlardır.

Türk ordularının yer değiştirmesi 16 Ağustos sabahına kadar yavaş yavaş ve çok gizli bir şekilde sürdürülür. Dördüncü Kolordu’dan 5. Tümen de 17 Ağustos akşamı güneye doğru yola çıkar. Yunanlıların hayalleri de kendileriyle birlikte denize dökülmek üzeredir.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa da gizlice Konya’ya doğru yola çıkar. 17 Ağustos’ta öğleden sonra şehre girer. Geceyi demiryolları genel müdürü olarak Konya’da görev yapan Behiç (Erkin) Bey’in evinde geçirir. 18/19 gecesi de yine gizli olarak Konya’dan Akşehir’e hareket eder.

20 Ağustos 1922’de Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde bir haber yayımlanır: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, Ağustos’un 21. Pazartesi günü öğleden sonra saat 4:00’da Çankaya’daki köşklerinde şehrimizde bulunan kordiplomatiğe bir ziyafet vereceklerdir. Ziyafette bütün elçiler ve siyasî kişiler hazır bulunacaktır. Birçok kişiye dün bu hususta davetiye gönderilmiştir.”

Herkesin ziyafet hazırlıkları içinde olduğunu düşündükleri Başkomutan cephededir ve bu haber, onun cepheye gittiğini gizlemek amacıyla yayımlanmıştır.

20 Ağustos akşamı İkinci Kolordu ile Süvari Kolordusu da harekete geçerler. İki kolordu güneye inerken büyük komutanlar da Akşehir’de Batı Cephesi Karargâhı’nda Başkomutan’ın odasında bir araya gelirler. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Birinci Ordu Komutanı Nurettin ve İkinci Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşalara taarruz planını harita üzerinde ayrıntılı olarak anlatır ve Batı Cephesi Komutanlığı Kurmay Başkanlığına vekâlet eden Asım Gündüz’e dönerek:

“25 Ağustos akşamı her türlü haberleşmeye son verilecek. Limanlara giriş-çıkış durdurulacak. İstanbul ile İzmit arasındaki kara ve demiryolu ulaşımı kesilecek. Yani biz işi bitirene kadar dünyanın Anadolu’dan haberi olmayacak. Yeteri kadar uçağımız var. Çocuklar düşmanın hava keşfi yapmasını da önlesinler.” emrini verir. Ardından da İsmet Paşa’ya bakarak üç yüz yıldır verilmemiş bir emir ve kararı bildirir:

“Siz de ordulara yazılı emrinizi veriniz. 26 Ağustos Cumartesi sabahı düşmana taarruz edeceğiz.”

Tülay Hergünlü

İstanbul, 15 Ağustos 2022

……………………………………………………………………………………………………………….

Ataşemiliterlikten başkomutanlığa (3)

Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk“… Bugünün hayat koşulları içinde, bir birey için olduğu gibi, bir ulus için de güç ve yeteneğini yaptıklarıyla kanıtlayıp gösterip kanıtlamadıkça saygı gösterilmesini ve önem verilmesini beklemek boşunadır. İnsanlık, adalet, yiğitlik gereklerini, bütün bu niteliklere sahip olduğunu gösterenler isteyebilir.”

Büyük Taarruz için sayılı günler kalmıştır.

23 Ağustos günü Afyon orduevinde bir balo verilecektir. Yunan Birinci Kolordu Komutanı General Nikolaos Trikupis baloyla ilgili sorunlarla ilgilenmektedir. İyi bir moral gecesi olacaktır. Kurmay Başkanı Albay Merenditis odaya girer ve “Generalim, bir Türk askeri cephemize sığınmış. Türklerin Afyon güneyine gizlice üç tümen yığdıklarını söylüyormuş.” der. General Trikupis duraklar ve şu cevabı verir: “Güney cephemizde zaten üç tümenleri var. Üç daha altı eder. Altı tümen taarruz için az, savunma için çok.” Ama yine de içi rahat değildir. Acele hava keşfi ister. İki saat sonra gözlemci subay telefon eder: “Bir hareket yok. Fotoğrafları gönderiyorum.” Yeni fotoğraflar eskileriyle karşılaştırılır. Aralarında hiçbir fark yoktur. Trikupis birliklere dikkatli olmalarını ve gözlerini açık tutmalarını emreder.

İngiliz Haberalma Örgütü de uykudadır; ciddi bir sürpriz beklenmediğini bildirir. Atina Elçisi Lord Earl Granville, gönül rahatlığıyla tatile çıkar. İngiliz Yüksek Komiseri Sir Horace Rumbold da tatil için hazırlık yapmaktadır.

Ancak uyumayan biri vardır: Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 21 Ağustos 1922 günü tekrar Akşehir’den Konya’ya geçer.

Turgut Özakman’dan devam edelim:

“Başkomutan, Akşehir’de eski bir Rum evinde kalmaktadır. Öğleyin uyanır, tıraş olup aşağıya iner. Düşmanda bir hassasiyet olup olmadığını sorar. Yaverleri, az önce İsmet Paşa’nın telefon ettiğini ve bir sorun olmadığını söylerler. Memnun olur. Ardından da ‘Biliyor musunuz, gece Reşat Nuri Bey’in Çalıkuşu romanını okumaya başladım. Çok beğendim. İhmal edilmiş Anadolu’yu ve genç bir hanım öğretmenin yaşadığı zorlukları ne güzel anlatmış. Bitirince İsmet’e vereceğim. Sonra da sizler okuyun.’ der. Yaveri Mahmut Bey, ‘Savaşa beş kala roman okuyabiliyor.’ diye düşünür. ‘Mustafa Kemal Paşa’yı Mustafa Kemal Paşa yapan da herhalde bu özelliği olsa gerek.’

Aynı gün Başkomutanlık, Genel Kurmay ve Batı Cephesi karargâhları Akşehir’den cephe gerisindeki Şuhut kasabasına nakledilir. Birinci Kolordu Komutanı Nurettin Paşa taarruz edecek iki Kolordu Komutanı’nı çağırır. Birlikte Kocatepe’ye çıkarak taarruz edilecek hedefleri ve araziyi incelerler. Arazinin hırçınlığı, direnek merkezlerinin ve dayanak noktalarının kat kat tel örgüler içinde olması ikisini de etkilemez.

Bir Yunan keşif uçağı bir Türk Avcı uçağının saldırısına uğramıştır. Afyon Garipçe meydanında zorunlu iniş yaparak kurtulmuştur. Türk cephesinden geceleri yol çalışması yapıldığını düşündüren boğuk seslerin yansıdığı bildirilir. Trikupis, Türklerin taarruz edeceğinden kuşkulandığını orduya bildirir. Yunan Ordusu Başkomutanı Hacianesti (Yeoryos Hacıanestis) gülerek: ‘Cephedeki komutanlar abartıcı ve duyarlı olurlar. General Trikupis de böyle. Bugüne kadarki bilgilerimiz gösteriyor ki düşmanın genel bir taarruza geçmesi olası değildir, İngilizler de bu kanıda.’ der.  ‘Olsa olsa kendi kamuoyunu oyalamak için sınırlı bir hareket yapacaktır.’ Trikupis, bir askerinin uyarısı üzerine bazı önlemler alınması konusunda lütfeder ve ‘Pekâlâ’ der, Ordu’yu uyarın ama telaşa vermeden.”

“Düşmanını küçümseyen savaşı baştan kaybetmiştir” diye bir söz vardır. İşte Hacianesti ve Trikupis, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’yı; Türk Milletini ve Türk Ordusunu hafife almanın bedelini çok ağır ödeyecektir.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 25/26 Ağustos gecesi İcra Vekilleri Heyeti Başkanı Rauf Bey’e bir telgraf çeker: “…Ağustos’un 26. günü düşmana taarruz başlayacaktır.”

Artık sıra, düşmanı “vatanın harimi ismetinde” boğmak hareketine gelmiştir.

Hasan Rıza Soyak’tan devam edelim:

“25 Ağustos 1922 akşamı Başkomutan Afyonkarahisar’ın yirmi kilometre kadar güneyinde Şuhut kasabasında, bir köy evinin üst katında kurulmuş sofrada, bir petrol lambasının sönük ışığı altında, akşam yemeğini yemektedir. Büyük taarruz ertesi sabah başlayacaktır. Yaver Muzaffer (Kılıç) Bey kendisine topçu cephane miktarı hakkında malûmat veriyor. Buna göre taarruzdan evvel yapılacak toplu ve sürekli topçu ateşi, ancak üç, dört saat devam ettirilebilecektir.

Atatürk yemeğini bitirdikten sonra, iki tarafın arazi üzerindeki durumlarını gösteren haritayı istiyor; genel durumu bir kere daha inceliyor; yaverine Döğer mevkii ile Dumlupınar arasındaki mesafeyi ölçtürüyor. Elindeki kalemle bu noktaya birkaç kere vuruyor; ağzından şu cümleler dökülüyor:

‘Döğer, Döğer; fakat döğemeyeceklerdir. Buradaki kuvvetleri hareketsiz kalmaya mahkûmdur.’

Ayağa kalkar ve Muzaffer Bey’e: ‘Hadi haritaları topla’ diyor, ‘hareket ediyoruz.’

Gece yarısı olmuştur; Başkomutan şimdi Kocatepe’nin eteklerindeki çadırlı ordugâhta, konik bir çadırdadır; gecenin koyu sessizliği içinde, yalnız ordugâhın önünden akan küçük bir dereden hafif su şarıltıları duyuluyor. Atatürk, bir ara çadıra giren yaverine, ‘Hazır mısınız?’ diye soruyor. Müspet cevap alınca, doğruluyor, henüz bozulmamış olan portatif karyolasının üzerinden tabanca kemerini alıp kuşanıyor. Her günkü gibi tıraş olmuştur; eldivenleri elindedir, çadırdan çıkıyor. Ortalık zifiri karanlık.  Petrol ve mum fenerlerinin titrek ışıkları altında Kocatepe’ye doğru çıkmaya başlıyor; öne doğru fazla eğilerek yürüyor. Arazi, arızalı olduğu için ağır ağır ilerliyor.  Nihayet tepeye çıkmıştır; bütün karanlıkları delen gözleriyle ileriye bakıyor:

‘Allah Türk milletini ve ordusunu koruyacaktır.’ diye mırıldanıyor.”

Tülay Hergünlü

İstanbul, 19 Ağustos 2022

………………………………………………………………………………………………………

Ataşemiliterlikten, başkomutanlığa ve Büyük Zafer (4)

 Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk: “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”

Herkesin Ankara’da sandığı Başkomutan Kocatepe’de ordusunun başındadır. Başıyla İsmet Paşa’ya işaret eder, İsmet Paşa Nurettin Paşa’yı uyarır. Birinci Ordu Komutanı Nurettin Paşa telefonla  kolordulara gerekli emri verir. Saat 05.30’da batarya komutanlarının zafer narası atarcasına gürleyen emirleri duyulur:

“Ateş!”, “Ateş!”, “Ateş!”

Önce bir tek top sesi duyulur, mermisi koca Tınaz Tepe’ye düşer. Sonra bütün toplar tepeleri yırtarcasına gürlerler. Sanki kıyamet kopmaktadır; düşman neye uğradığını şaşırmıştır.

Başkomutan Mustafa Kemal, bu savaşta ateş hattında ordusunun başındadır. Ama Yunan ordusu başkomutanı kibirli General Yeoryos Hacianestis, ordusunu cephe gerisinden İzmir’den yönetmektedir. Taarruz öncesi “Mustafa Kemal mi, kim bu adam? Bütün cepheyi dolaştım. Mustafa Kemal adında bir komutana rastlamadım.” diyen Hacianestis’e, Mustafa Kemal, 30 Ağustos’ta gereken cevabı verecektir.

Büyük Taarruz’u Gazi Mustafa Kemal Atatürk Nutuk’ta şöyle anlatmaktadır:

“20 Ağustos 1922 günü öğleden sonra saat 16.00’da Batı Cephesi Karargâhı’nda yani Akşehir’de bulunuyordum. Kısa bir görüşmenin ardından 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana saldırı için cephe komutanına emir verdim. 20/21 Ağustos 1922 gecesi 1. ve 2. Ordu Komutanlarını da Cephe Karargâhı’na davet ettim. Genelkurmay Başkanı ve Cephe Komutanı’nın da hazır bulunduğu toplantıda saldırının nasıl yapılacağını harita üzerinde kısa bir savaş oyunu tarzında açıkladıktan sonra, Cephe Komutanı’na o gün vermiş olduğum emri tekrar ettim.  Komutanlar harekete geçtiler.  Saldırımız, strateji ve aynı zamanda bir taktik baskın halinde yapılacaktı. Bunun mümkün olabilmesi için yığınak ve hazırlıkların gizli kalmasına önem vermek gerekiyordu.  Bu sebeple bütün yürüyüşler gece yapılacak, birlikler gündüzleri köylerde ve ağaçlıklar altında dinleneceklerdi.  Saldırı bölgesinde  yolların düzeltilmesi ve benzeri çalışmalarla düşmanın dikkatini çekmemek için diğer bazı bölgelerde de benzeri sahte çalışmalar yapılacaktı.”

Gizlilik konusunda o kadar başarılı olunmuştu ki Yunan orduları komutanı Hacianestis, İzmir’den cepheye gelme gereğini bile duymamıştı.

Devam ediyor Büyük Komutan: “24 Ağustos 1922’de karargâhlarımızı Akşehir’den saldırı cephesi gerisindeki Şuhut kasabasına taşıttırdık. 25 Ağustos 1922 sabahı da Şuhut’tan savaşı yönettiğimiz Kocatepe’nin güneybatısında çadırlı ordugâha naklettik. 26 Ağustos sabahı Kocatepe’de hazır bulunuyorduk. Sabah saat 5.30’ da topçu ateşimizle saldırı başladı.”

Kolordu kurmayları Türklerin Afyon önünde en fazla 6 tümen toplayabileceğini hesap etmişti. Trikupis, Türklerin Afyon’un güneyinde bunun iki katı kuvvet topladıklarını bilmediği için akşam orduevinde büyük bir keyifle yemeğini yedi ve şarabını içti. Sabah, cehenneme uyanacağından haberdar değildi. Hasan Rıza Soyak’tan devam edelim:

“26 Ağustos 1922.  Sabahın ilk ışıkları görünmüştür; Başkomutan tarassut dürbünün başında,  düşman tahkimatını seyrederken topçularımız ateşe başlıyor.  Bu ateş, tahkimatı  yer yer havaya uçurmaktadır. Fakat bir taraftan da tonlarca cephane su gibi akıp gitmektedir. Endişeye kapılanlar oluyor; bunu Başkomutan’a da söylüyorlar. O, büyük bir soğukkanlılıkla: ‘Tek mermi kalıncaya kadar ateşe devam edilecektir!’ emrini veriyor ve ilave ediyor: ‘Cephane ikmalimizi düşmandan yapacağız.’

Akşam olmak üzeredir.  Dâhi komutan  etrafına bakarak, ‘Yarın  öğleden sonra Afyon’da olacağız.’ diyor; ertesi gün,  yani 27 Ağustos günü  öğleden sonra hep beraber Afyon’dadırlar. 28 ve 29 Ağustos günleri verilen emirlere göre düşman kovalanmakta ve sıkıştırılmaktadır. Atatürk de  evvelce tasarladığı yerde, düşmana son darbeyi vurmak için hazırlanmaktadır. Nihayet 30 Ağustos.  Başkomutan otomobiline biniyor. Birinci Ordu Komutanı Nurettin Paşa:  ‘Paşam ateş  hattına iniyorsunuz.’ diyor. Cevap veriyor: ‘Zât-ı Devletiniz burada kalınız!’ Yoluna devam ediyor.  Düşmanın top ateşi altında bulunan bir yere geliyor; oradan dürbünle düşmanın asıl kuvvetlerinin bulunduğu yerlere doğru ilerlemekte olan piyade birliklerimizin hareketini takip ediyor. Birdenbire ‘Allah, Allah’ sesleri yükseliyor. Askerlerimizin süngüleri batmak üzere olan güneşin kızıl ışıkları altında alev alev yanmaktadır;  ölümü hiçe sayan kahramanlarımız, düşmanın üzerine ateşten bir çığ gibi iniyor. Bu anda Büyük Komutan elindeki sigarayı atıyor; ayağa kalkıyor. Siper içinde dimdik duruyor. Bu, çok sevdiği,  üzerlerine titrediği askerlerine karşı bir saygı duruşudur,  gözleri  nemlenmiştir.  Eliyle muharebe alanını göstererek bağırıyor:
‘Hacıanesti, mağrur kumandan!  Neredesin, gel de ordularını kurtar!’
Ertesi gün, sabahın erken saatlerinde muharebe alanını dolaşıyor. Manzara çok hazindir; binlerce düşman cesedi. Birbirinin üzerine yıkılmış yüzlerce topçu hayvanı. Terk edilmiş toplar; cephaneler… Asil ruhlu büyük insan müteessir oluyor; ‘Bu  manzara insanlığı utandırabilir, fakat meşru müdafaamız için buna mecbur olduk. Türkler,  başka milletlerin vatanında böyle bir harekete teşebbüs etmezler.’ diyor. Biraz ileride topların arasında yerde bir Yunan bayrağı görüyor; eliyle işaret ederek emrediyor: ‘Bir milletin istiklâl alâmetidir. Düşmanın da olsa ona hürmet etmek lazımdır. Bayrağı yerden kaldırıp topun üzerine koyunuz.”

1 Eylül 1922 günü Başkomutan orduya bir bildirge yayınlar: “…Bütün arkadaşlarımın, Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önünde alarak ilerlemesini ve herkesin fikrî güçlerini ve kahramanlık ve vatanseverlik kaynaklarını yarışırcasına göstermeye devam etmesini isterim. Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!”

Nutuk’tan devam edelim: Başkomutan anlatıyor:

“Efendiler, 26/27 Ağustos günlerinde, yani iki gün içinde düşmanın Afyonkarahisar güneyinde 50 ve doğusunda 20-30 kilometre uzunluğundaki sağlamlaştırılmış cephelerini düşürdük. Yenilen düşman ordusunun bütün kuvvetlerini, 30 Ağustos’a kadar Aslıhanlar civarında kuşattık. 30 Ağustos’ta yaptığımız savaş sonucunda (buna Başkomutan Savaşı adı verilmiştir) düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve tutsak aldık. Düşman ordusunun başkomutanlığını yapan General Trikupis de tutsaklar arasında bulunuyordu. Demek ki tasarladığımız kesin sonuç beş günde alınmış oldu.”

Başkomutan kesin zaferden o kadar emindir ki kendisinden randevu isteyen İzmir’deki İtilaf devletleri konsoloslarına verdiği yanıt, Büyük Zafer’in önceden ilanı gibidir: Kendi ağzından okuyalım:

“… 9 Eylül 1922’de Kemalpaşa’da görüşebileceğimizi bildirmiştim. Gerçekten de söz verdiğim günde ben Kemalpaşa’da bulundum. Fakat görüşme isteyenler orada değildi. Çünkü ordularımız İzmir rıhtımında ilk verdiğim hedefe, Akdeniz’e ulaşmış bulunuyorlardı.”

Büyük taarruzu çok kişi anlattı; ciltler dolusu kitaplar yazıldı. O günlere şahit olmayan bizlerin bu muhteşem zaferi sadece okuduklarıyla anlatmaya kelimeleri yetmez. Bu nedenle sözü yine savaşın Başkomutan’ına, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bırakalım:

“Saygıdeğer efendiler, Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve ondan sonra düşman ordusunu tamamen yok eden veya tutsak eden ve kılıç artıklarını Akdeniz’e, Marmara’ya döken harekâtımızı açıklayıcı ve niteleyici söz söylemeyi gereksiz sayarım. Her evresiyle düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât, Türk ordusunun, Türk subay ve komuta heyetinin yüksek güç ve kahramanlığını tarihte bir daha belirleyen çok büyük bir eserdir. Bu eser, Türk ordusunun özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtıdır. Bu eseri yaratan bir ulusun çocuğu, bir ordunun başkomutanı olduğum için sonsuza kadar mutlu ve bahtiyarım.”

Başkomutan Türk ordusundan sonra bir de Türk Milleti’ne bir bildirge yayınlar: “…Zalim ve mağrur düşman ordusunun esas unsurları akıllara dehşet verecek katiyetle imha edildi. Milletin rey ve iradesine dayanan her işin sonucu, millet için hayır ve mutluluk olduğu açıktır.”

26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’de saat 5.30’da topçuların ateşiyle başlayan Büyük Taarruz, Anadolu’yu işgal eden İngiltere destekli Yunan Ordusu’nun Dumlupınar’da imha edilmesiyle sona erer. İzmir’in kurtuluşu ile birlikte düşman denize dökülür ve 9 Eylül 1922’de kesin zafere ulaşılır.

O eşsiz Başkomutan’a, silah arkadaşlarına ve tüm şehitlerimize rahmet ve minnetle… Türk’ün muhteşem zaferinin; Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz’un 100. Yılı kutlu olsun.

Tülay Hergünlü

İstanbul, 29 Ağustos 2022

 

Yararlanılan Kaynaklar:
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “NUTUK”, İş Bankası Yayınları. Şubat 2010.
Prof. Dr. Utkan Kocatürk, “Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü” İş B. Kültür Yayınları.
Hikmet Öksüz, Veysel Usta; “ I. Dünya Savaşı Sırasında Rus Donanmasının Trabzon Ve Çevresini Bombalaması” Karadeniz Teknik Üniv. (https://dergipark.org.tr)
Tarık Saygı; “İngiliz Generali Townshend ve Türkler”   İstanbul Üniv. Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü ) Doktora tezi. (dergipark.org.tr)
Turgut Özakman, “Şu Çılgın Türkler”, Bilgi Yayınevi, Nisan 2005- 3. basım
Şener Çakır, “Sakarya Meydan Muharebesi’nin Askeri Stratejisi”  Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Doktora Öğrencisi, (dergipark.org.tr)
Hasan Rıza Soyak, “Atatürk’ten Hatıralar”,  YKY, 2004

BENZER HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK HABERLER

GEÇMİŞ GELECEĞİN AYNASIDIR

GEÇMİŞ GELECEĞİN AYNASIDIR

CHP’Lİ ERKEK SEÇİM SONRASI YAPILACAKLARI ANLATTI

CHP’Lİ ERKEK SEÇİM SONRASI YAPILACAKLARI ANLATTI

ROTA ÇANAKKALE…

ROTA ÇANAKKALE…

ATAŞEMİLİTERLİKTEN, BAŞKOMUTANLIĞA

ATAŞEMİLİTERLİKTEN, BAŞKOMUTANLIĞA

https://www.burasicanakkale.com ©  2000  - Bütün hakları Saklıdır.