2 Şubat 2023 - Hoşgeldiniz

Çanakkale'nin Dünyaya Açılan Penceresi

BAŞKANLIK SİSTEMİNDE “TÜRK TİPİ” EKONOMİ

2023 yılı için Türk milleti hesabını kitabını yaptı; her şey çok güzel olacak, rahat olun!

29 Aralık 2022 - 15:29

479 Kişi Okumuş
BAŞKANLIK SİSTEMİNDE “TÜRK TİPİ” EKONOMİ

Başkanlık sisteminde “Türk tipi” ekonomi (1)

Mustafa Kemal Atatürk: “Yüzyıllardan beri Türkiye’yi yönetenler çok şeyler düşünmüşlerdir; fakat yalnız bir şey düşünmemişlerdir: Türkiye’yi!” 

Başkanlık sistemi gelince ekonomide büyük bir sıçrama yaratacağı vaat edilmişti. “Türk tipi başkanlık Türkiye ekonomisini uçuracak” denilmişti…

Tahminleri doğruydu ama küçük bir sorun vardı; yön tahminini tutturamamışlardı zira yukarı doğru değil aşağı doğru yani baş aşağı uçuyorduk.

Bizim yerimize döviz, altın, faiz, fiyatlar, kiralar; kısaca her şey yukarı doğru uçuşa geçerken bizler dibe çakılıyorduk. Bu arada eski dostumuz enflasyon canavarı da uyuduğu yerden uyanıp, devleşmeye başlamıştı.

Parlamenter rejimin yerine başkanlık sisteminin geldiği 24 Haziran 2018 tarihinde 1 Türk lirası karşılığında 1 ABD doları 4,64; 1 euro 5,41 idi. Gram altın 190,85, çeyrek altın 313,16, yarım altın 626,59, Cumhuriyet altını ise 1.283,00 TL’den satılıyordu.

Başkanlık sisteminin ardından döviz ve altın fiyatları istikrarlı bir şekilde yükselmeye başladı. Dolar önce 5 sonra 6 derken 2021 yılına 7 TL. ile başladı. Veee Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası 23 Eylül günü şak diye faiz indirimine gitti. Dolar 8,65 euro 10,14 TL idi. Yıl içinde giderek yükselen döviz fiyatları 1 Aralık 2021’e girdiğimizde dolar 13,36 euro ise 15,13 TL’yi bulmuştu.

Bu daha iyi günlerimiz olmalıydı ki ekonomik nasihatler ardı ardına gelmeye başladı. Sevgili first lady’miz “porsiyonları küçültelim” uyarısında bulundu. Enerji Bakanı; “Evi daha az ısıtın, faturaları düşürün, tasarruf edin!” dedi. Bir AKP vekili de, “Normal şartlarda bir kilo et yiyorsak yarım kilo yeriz. Domatesi iki kilo yerine iki tane alırız. Kış günü turfanda sebzeleri kullanmak zaten sağlığa da çok faydalı değil.” dedi. Yılın başlarında iktidara yakın bir gazete ise sanki başımıza gelecekleri biliyormuş gibi şu uyarılarda bulunmuştu: “… Büyük araba doldurmaya teşvik eder. Sepetten şaşmayın… Ürünlere dokunmayın, sahiplik duygusu almaya zorlar. İkramları geri çevirin. Dilinize değdiği an tuzağa düşersiniz.” v.s, v.s.

Ne zaman “yemeyin içmeyin” diyecekler merakla bekliyoruz.

Derken 13 Aralık günü Cumhurbaşkanı tarafından yeni bir ekonomik model ortaya atıldı. Buna göre; “cari dengenin sağlanmasıyla enflasyonun düşeceği, değersizleşen TL’nin ihracatı destekleyeceği, düşük faiz ortamının da yatırımları yukarı taşıyarak istihdamı artıracağı” savunuluyordu. Ekonomi yönetimi yeni modelde en erken iki yıl içinde sonuç alınabileceği ifade ediliyordu.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, “Bizim modelimiz Çin modeli, Güney Kore modeli filan değil. Bu, Türkiye modeli… Bize özgü bir model. Dün toplantıda bunları anlattım gelen işadamlarına. O yüzden de çok mutlu ayrıldılar. Altyapısını tamamlamış. Çok güçlü bir şekilde bu modeli hayata geçirmek üzere yola çıkıyor Türkiye.” dedi ve ekledi: “Tayyip Erdoğan’a rağmen asla bir şey yapmam. Bunu da net söylüyorum. Herkes bilsin.” 

“Peki, bu model ya tutmazsa” sorusunu ise şöyle yanıtladı Bakan: “Üzülürüm.”

Üzülmeyiniz sayın Bakan! Türkiye’de asıl patronun kim olduğu, ondan habersiz su bile içemediğiniz herkes tarafından biliniyor…

17 Aralık Cuma günü saat 17.14’te bir şeyler oldu… 1 dolar 18.40, Avrupa para birimi euro ise 20.49 TL ile tarihî bir rekor kırdı. Ardından 20 Aralık pazartesi günü AKP’li Cumhurbaşkanı’nın bazı düzenlemeler yapılacağı yönündeki açıklamaları ile dolar önce 15, sonra da 13 TL’nin altına indi.

Hiçbir şey olmasa bile bir şeyler olmuştu…

Bir kısım yurdum insanı, 4 liralık dolar üç yıl sonra ne oldu da 18’e çıkıp, 13’e indi; bunun nedeni nedir diye hesap soracağına halay çekip dolar yakarak ekonomi tarihine geçti. Her ne kadar biz sıradan vatandaşlar neler olduğunu anlamasak da birilerinin 18 TL’den dolar bozdurup, 13 TL’den tekrar dolar aldığını tahmin etmek için uzman olmaya gerek yoktu. Belli ki birileri voleyi vurmuş, köşeyi birkaç kez dönmüştü. Halay çekenlere, “Seni önce yüksek kur bindirerek yere yapıştırdılar, sonra biraz doğrulabilesin diye kuru aşağı çektiler. Bunun sonuçlarını kısa zamanda çok acı bir şekilde göreceksin ama o ‘cehenneme kadar yolun var’ diye afiş açtığın Benjamin Franklin senin sırtında uzuuun bir süre oturmaya devam edecek” desek de halayın coşkusundan bizi duyamadılar. “Bırak sarhoşu yıkıldığı yerde kalsın” misali en iyisi bırakalım kendileri anlasınlar dedik ve anladılar…

Cuma’yı Çamlıca’da kılıp, “Onların doları varsa bizim Allah’ımız var” diyerek sabır, şükür dönemine girdik vesselam…

Derken efendim, ekonomimizin allak bullak olmasının ardından “bilimsel” (!) açıklamalar peş peşe gelmeye başladı. Bir AKP’li vekil, Türkiye’deki ekonomik kriz ve TL’nin rekor değer kaybını ülkemize yapılan “ekonomik terör” olarak değerlendirdi ve şunları söyledi: “Milletimizi bölemeyeceksiniz. Bayrağımızı indiremeyeceksiniz. Vatanımızı parçalayamayacaksınız. Devletimizi yıkamayacaksınız. Ezanlarımızı susturamayacaksınız.”

AKP’li Cumhurbaşkanı ise özellikle faizler konusunda bambaşka bir açıklamada bulundu; “Bir Müslüman olarak NAS’ lar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim. Hüküm bu!”

Gün içinde dolar 18’i, euro 20’TL’yi geçti. Günün sonunda dolar 13,40 euro ise 15,37’e indi. Vatandaş olarak bizler sorduk: Neler oluyor, voleyi kimler vuruyor? Dövizin sert düşüşünü ekonomistler, “örtülü faiz ödemesi” olarak açıkladılar. NAS bunun neresindeydi anlamadık haliyle… Ama para içinde yüzen bir “sanatçımız” çok iyi anlamıştı anlaşılan; “Gerekirse simit yeriz!” dedi. Bu kadar zengin birisi niye simit yemeye kalkıyor diye düşündük ama cevabı da bulamadık.

Derken “Kur Korumalı Mevduat” hesabı diye bir şey çıkarttılar. Buna göre dövizini bozdurup TL’ye çevirip vadeli hesabına yatıracaksın. Vade sonunda hem normal TL faizi alacaksın hem de eğer döviz yükseldiyse aradaki fark hazine tarafından ödenecekti. Hazine dedikleri vatandaşın cebiydi ve elbette bu ödemenin helal mi haram mı olduğu NAS’a rağmen tartışılmamıştı…

Türk lirasının değersizleşmesi yabancılara yaramıştı. Edirne’ye Bulgar ve Yunan akını başladı. 1 Bulgar levası 7 lira olmuştu. “Liranız çok düştü” diyerek Edirne sınırına dayandılar. Hatta basında yer alan bir habere göre Bulgaristan’da ucuz ürünleri takip eden bir grup Bulgar “Edirne Pazarı” grubu kurmuşlar. Yine aynı habere göre Edirne’ye gelen Bulgar ve Yunan vatandaşlar ev satın almaya da başlamışlardı.

22 Aralık günü sosyal medyada paylaşılan bir olay gündeme damga vurdu. Olay şöyleydi: “Bulgaristan’dan Edirne’ye gelen bir vatandaş 1000 dolar bozdurarak 17 bin TL almış. Edirne’de alışverişini yapan, eğlenen, istediği her şeyi alan vatandaş ülkesine dönerken 14 TL’den tekrar çevirerek yine 1000 dolar almış. Böylece 1000 dolarla gelip 3 bin lira harcadıktan sonra cebinde 1000 dolarla ülkesine geri dönmüş. Sosyal medyada kullanıcı şu soruyu sormuş:

“Şimdi bu NAS probleminin sorusu şu: Bu arkadaş 1000 dolarla geldi, 1000 dolarla gitti. Onun yiyip içtiği 3.000 lirayı kim ödedi?”

Kim ödediyse ödemişti. Bakan Nebati her şeye rağmen çok mutluydu. TRT ekranlarından vatandaşa bir mesaj gönderdi: “Gözlerime bakar mısınız? Ne görüyorsunuz? Ekonomi gözlerdeki ışıltıdır!” dedi.

Bakan Nebati’nin birbirini tamamlamayan açıklamaları kafa karışıklığı yaratıyordu. Bir konuşmasında da şu cümleleri sarf etti: “… Ama çarpılan kim oldu? Küçük yatırımcılar. Her zaman olduğu gibi. Küçük yatırımcılara eziyet ettiler…” 

Dövizin fırlaması eleştirileri karşısında da şöyle çıkıştı: “Sade vatandaşın döviz ile ne alakası var?” Tıpkı damat Bakan’ın geçmişte bir gazeteciye “Dövizle mi maaş alıyorsunuz?” diye sorması gibi. Damat demişken şöyle bir 2020 yılına gitmeye ne dersiniz; Damat neler demişti hatırlamak babından yani: “Biz dolarla uğraşmıyoruz. İstesek düşürürüz. Faizi yükseltirseniz, döviz düşer. Ama bizim derdimiz bu değil!” Dilerseniz bir de 2019’a gidelim, bakalım damat Bakan o günlerde neler söylemiş: “…(Dolar ) 5 olacak, 8 olacak, 10 olacak, 15 olacak… Hadi ya 15 lira mı olacak? Acaba sen Ağustos, Eylül, ekim ayında 8,10 lira olacak diye 6-7 liradan dolar toplayıp da şimdi düştüğü için bundan rahatsızlık duyduğun için mi söylüyorsun bunu. Ama işte geçen de ifade ettim. Çok beklersiniz!”

Çok beklemedik… Dolar 18 lirayı geçti…

2021’in son günü Cumhurbaşkanı: “Ekonomide tarihî bir dönüşüm başlattık. Dövizdeki dalgalanmayı ortadan kaldırdık.” dedi. An itibariyle yani saat 11.08’de dolar 13,27, euro, 15,03 TL idi. Benzine de 68 krş. zam gelmişti. Altın mı? Hadi onu da verelim: Çeyrek 1.260,87, yarım 2.527,74, Cumhuriyet Altını ise 5.039,49 TL ile rekor üstüne rekor kırdı.

“Sabır ve şükür için Çamlıca, Taksim ya da Ayasofya camiine bekleniyorsunuz. Halk Ekmek kuyruğunda buluşmak” dilekleriyle 2021 yılını kapattık elhamdülillah…

***
2023 yılında, laik Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılı’nı kutlayacağız. 29 Ekim 2023’ te bir cumhuriyete uyanacağız ve nasıl bir cumhuriyete uyanacağımıza biz karar vereceğiz, çünkü bu ülke bizim. Biz, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Atatürk Cumhuriyeti’ nde yaşayacağız ve bunun için çalışacağız.

2023 yılı ülkemize ve milletimize kin ve nefretten uzak; özgürlük, adalet, barış, sevgi, kardeşlik ve bereket getirsin. Yeni yılımız kutlu olsun.

Tülay Hergünlü

İstanbul, 27 Aralık 2022

……………………………………………………………………………………………………………

Başkanlık sisteminde “Türk tipi” ekonomi (2)

 Mustafa Kemal Atatürk; “Ekonomisi zayıf bir millet fakirlik ve yoksulluktan kurtulamaz; toplumsal ve siyasi felâketlerden yakasını kurtaramaz.”

2021’in bitmesine dört gün kala Bakan Nebati ne demişti; “Bir uyuyun, altı ay sonra uyanın, Türkiye’de çok farklı noktalara gideceğiz!”

Bakan’a göre kolay tabii; yılbaşını bile sabaha kadar uyanık geçirdik. Aman, aman eğlendik filan zannetmeyin; bu yıl acaba başımıza neler gelecek diye düşünmekten uyuyamadık… Zaten Diyanet de fetva verdi;  “Noel için ve Noel’in figürleriyle pasta yapıp satmak caiz değildir.” dedi. Pasta bile yiyemedik ama Noel pastası olduğu için değil, fiyatı çok pahalı olduğu için…

Keşke biraz uyuyabilsek…

2021 yılında bir önceki yıla göre Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) %36,08, Üretici Fiyat Endeksi ÜFE ise %80 artış göstermişti. Dolar 14 TL’ye doğru yaklaşırken enflasyon %36 olarak açıklandı. Emekli zammı ise %25’te kaldı.

2022 yılına girdiğimizde bir dolar 13,35, bir euro ise 15,11 liradan işlem görüyordu. Altın fiyatları da yerinde durmamıştı; bir gram altın, 784,79, çeyrek altın 1.260,87, yarım altın 2.527,74, Cumhuriyet altını ise 5.105 lira ile rekor üstüne rekor kırdı.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, uyguladıkları yeni ekonomi modelini; “Biz Ortodoks politikaları bir tarafa koyduk. Artık heterodoks politikalar var. Birilerinin bize söylediği ve öğrettiği şeyin dışına çıkıyoruz, bu yolda yürümeye devam edeceğiz.” diyerek açıkladı. Bunun anlamı; “biz artık dünyada kabul görmüş geleneksel ve bilimsel ekonomi uygulamalarını terk ediyoruz” idi. Bakan, “Döviz kurları dengeye kavuştu, artık bir gündem maddemiz değil.” iddiasında da bulundu. Döviz kurlarının ne kadar dengeye kavuştuğunu zaman gösterecekti.

12 Ocak itibariyle 1 litre (markası bende saklı) süt 13,50, mandalina 15 lira oldu. Daha önce 39 liraya aldığımız (yine markası bende saklı olan) 30’lu yumurta dövizin fırlamasından sonra önce 45, sonra 59, ardından da 71 liraya yükseldi. 2020 yılında 5 kiloluk ayçiçeği yağı tenekesi 40 lira civarındaydı. Önce 5’lik tenekeler ortadan kalktı sonra da aynı fiyata 4’lük tenekelerin satışı başladı. Geçtiğimiz yıl 5 kiloluk ayçiçeği yağı 60-70 lira oldu. Her ne kadar birileri “yağ sorunumuz yok” dese de fiyatları yerinde durmayan bir yağ sorunumuz olduğu ortadaydı. Raflardan kaldırılan ayçiçeği yağı için vatandaşlar kuyruklarda birbirlerini ezdi. Mart 2022 itibariye ayçiçeği yağının kilosu 35-36 liraya yükseldi. Tabi bu fiyatları da arayacağımız günler çok uzakta değildi.

Bakan Nebati; “Bu yıl tarihî rekorların kırıldığı, yeni ekonomik modelin tamamen uygulanabilir olduğu, daha istikrarlı, Türkiye’nin kazanımlarının en yüksek olduğu yıllardan biri olacak. Bu dönem herkesin kazandığı, ülke paylaşımlarının en müreffeh toplum seviyesinde olacak şekilde gerçekleştirildiği ve önünü gören, hesabını kitabını yapabilen bir dönem olacak, rahat olun.” dedi.

Rahatız yani, sıkıntı yok da şu fiyatları durduracak bir ekonomik modeli hâlâ bulamadınız vesselâm!

Merkez Bankası, 2021 yılının Mart ayındaki toplantısında yıllık politika faizini yüzde 17’den 19’a yükseltmiş; Eylül’den itibaren art arda aldığı faiz indirimi kararlarıyla %14’e çekmişti. Bu yılın ilk toplantısında faiz oranını değiştirmedi.

Merkez Bankası’nın faiz indirimine ilişkin, “Bir Müslüman olarak ‘nas’lar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim. Hüküm bu!” diyen Cumhurbaşkanı, “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur.” düşüncesinden vazgeçmek niyetinde değildi. Politika faizi %14 olsa da diğer faizler örneğin; aylık Kredili Mevduat Hesabı (KMH) faizi %2,20, Otomobil Kredisi faizi %2,10, Konut Kredisi faizi ise %2,05 idi. Bazı ilahiyatçılar “Riba ayrı faiz ayrı” diyerek “faiz ve Nas” açıklamasına karşı çıktılar. Enflasyon oranlarında ise ilginç hesaplamalar yaşanıyordu. TÜİK’e göre %48,69 olan enflasyon, ENAG (Enflasyon Araştırma Kurumu)’a göre %114,87 idi.

Bazı çevreler TÜİK’e, “hesabını kitabını yapabilen” bir devlet kurumu ancak bu kadar olur diyerek alkış tutarken, Cumhurbaşkanı çıktı ve “… Yakında ikinci nükleer enerji santrali geliyor. Sizin hayatınızda sadece mum vardı mum, gaz lambası var. Biz ise bunu bu hale getirdik.” dedi. Getirdikleri “enerji” ve “gözlerdeki ışıltı” ekonomisi vatandaşın karnını doyurmuyordu ne yazık ki ama bir yerde de haklı sayılırdı; artık derdimize ağlamak için mum yakmamıza gerek kalmamıştı… Elektrik yakıp faturalara bakıp derdimize yanacak çağa girmiştik, hamdolsun!

Bakan Nebati bu kez gözünü “vatandaşın yastık altına” dikmişti; “Yastık altında beş bin ton altın var.” dedi. Vatandaş ise tıpkı geçmişte Özal amcasına yaptığı gibi yine “Iııhhh, vermemmm!” diyecekti.

Bakan şöyle devam etti: “Bizim açımızdan önemli olan döviz kurunun stabil olarak devam etmesidir.” Ama bir türlü yerinde duramayan cilveli döviz kurları yine Bakan’ı hayal kırıklığına uğratacaktı…

Derken “Yeliz” lâkaplı AKP’li vekil “Bizim bu zamlarda dahlimiz yok. En büyük dahil CHP’de.” dedi. E o da haklıydı tabii. Sonuçta 20 yıldır iktidarda olan CHP’ydi vesselâm…

Herkes konuşur da yandaş gazeteciler durur mu; işte onlardan birisi bakın neler yazdı: “Cumhurbaşkanı Erdoğan milletin derdiyle dertlenen bir lider. Garip gureba babası. O nedenle fiyat artışlarından dolayı büyük bir acı yaşadığını hissediyorum. Çare bulmak için çırpınıyor. …” dedi. E, bu sözlerden sonra vatandaş ne yapsın! Kendi derdini unuttu, “Garip, gureba babası Cumhurbaşkanı” için ağlamaya başladı.

Ve Rusya-Ukrayna kapıştı. Bize ne bundan diyeceğiz ama kazın ayağı öyle değil işte. 2021 yılından itibaren Türkiye, buğday ithalatının %78’ini Rusya’dan, %12’sini ise Ukrayna’dan karşılıyor… İşin ucunda aç kalmak var yani… Bu arada, memlekette ayçiçeği tarlalarına ne olmuş da ABD’den Dakota çekirdeği ithal ediliyor; kilosu 51,30 liradan satılıyor; anlayan var mı?

Bu yaşıma geldim böyle bir durum ile karşılaşmadım; artık boş baklava, boş tost ve boş dürüm satılmaya başlandı… Buna da şükür…

İnsanlar çöplerden yiyecek toplarken, analar market-pazar gezip çürük sebze-meyve toplayarak çocuklarını beslemeye çalışırken, birileri çıktı ve “Manda yoğurdu, kestane balı, Medine hurması” yenilmesi tavsiyesinde bulundu. “Ekmekleri yoksa pasta yesinler” misali…

2-3 liradan satılan kıvırcık salata 15 liradan tezgâhlardaki yerini aldı. Et fiyatlarını ne siz sorun ne de biz söyleyelim; bırakalım Et ve Süt Kurumu’nun Başkanı söylesin; Kurumun önünde kuyruk oluyor diye zam yaptık…”

Bakan Nebati’den şık bir açıklama daha geldi; “Türk lirası en düşük durumda, daha ineceği yer yok. Vatandaş rahat olsun.”

Rahat olacağız da Sayın Bakan, şu dövizi bir tutabilseniz… Tarih 22 Mart 2022; bir dolar 14,83, 1 euro16,30 Türk lirası oldu…

Vatandaşın gözleri bir demet taze soğanın 10,50, bir demet dereotunun 10,50 patatesin kilosunun ise 8,99 lira olduğunu gördü ama ne gam; Çanakkale Köprüsü açıldı… Sıkıntı yok!

Bakan Nebati yerinde duramıyor, demeç üstüne demeç veriyordu: “Faiz ve kur odağında sığ bir alanın içinde sıkışan Türkiye ekonomisini kurtardık elhamdülillah… Dünya Türkiye ekonomi modelini izlemeye almış durumda. Ekonomi hücrelerinizde hissedeceğiniz enerjidir. Biz aynaya baktığımız zaman heyecan, enerji, güç, iman, istikrar, bayrak, vatan, millet diyerek yolumuza devam ediyoruz.”

Bakan Nebati ne yapmaya çalışıyor anlamak mümkün değildi. Ekonomiyi tozpembe göstermek için algı mı yaratmaya çalışıyordu bilemedik. Öyle ya, bugüne bugün koskoca bir ülkenin Hazine ve Maliye Bakanı; yalan yanlış konuşacak değildi ya!

Sayın Bakan, acaba, içinde bir yerlerde sakladığı bir korkusu var da bunu örtbas etmek için mi böyle konuşuyor diye düşünmek de mümkün. Geçmişte katıldığı bir televizyon programında sunucuya ne demişti; “Sen maaş alıyorsun, en fazla neyini kaybedersin? Enflasyonun altında ezilirsin; ama ben bu işi düzeltmezsem eğer 1000 çalışanımla beraber bütün varlığımı kaybederim, bunu göze alır mıyım?”

Sizce alabilir mi?

Neyse biz devam edelim… Dövizin anormal yükselişi karşısında hükümet, vatandaşları Türk Lirası cinsinden mevduat hesaplarına yönlendirmeye çalışmıştı. Bunu teşvik etmek için de Kur Korumalı Mevduat Hesabı (KKMH) oluşturmuştu. Yani vatandaş parasını TL hesabına yatırınca hem TL faizi hem de döviz artışına göre de kur farkı alacaktı. Faizi banka, kur farkını ise hazine yani vatandaş ödeyecekti.

Bu önlem yetmemiş olacak ki bu kez banka müşterilerinin Türk Lirası cinsinden kredi kullanarak döviz satın almalarının yolu da kapatıldı. Kredi kullanmak istenen bankanın ekranında bir “bilgilendirme” penceresi açılmakta ve şu ifadelere yer verilmekteydi: “Kredilerin döviz, altın, hisse senedi, kripto varlıklar vb. finansal getiri sağlamaya yönelik yatırımlara kullanılmaması gerekmektedir.” Bu şu anlama gelmekteydi: Kullandığınız TL kredisi ile bankamızdan döviz, altın vb. yatırım araçlarını alamazsınız. Merkez Bankası böyle bir döviz darboğazı içindeydi yani…

Nisan ayı girdiğinde doğalgaza, şekere, kırmızı ete zam yapıldı. Çarliston biberin kilosu 40 liraya çıktı. Geçmişte de yokluk ve kıtlık örnekleri olduğunu söyleyen Tarım Bakanı ise şöyle diyordu; “Türkiye’de aç açıkta kimse yok, tarım doyuruyor herkesi, çok şükür.”

Bakan Nebati yine konuştu; “Kur stabil hale geldi, kontrolümüz altında. … Çözüldü mü bu iş, çözüldü. Sorun ne? Enflasyon. 2018’den beri döviz kurunun oynak olması, yükselmesi enflasyonla birleşince enflasyonun artmasına sebep oldu. Bizi üzüyor mu? Üzüyor!” Kısaca Bakan’a göre enflasyonun sebebi dövizdeki artış. E hani “faiz sebep enflasyon sonuç” tu…

Bakan Bey ne kadar üzülür bilemeyiz ama şekerin kilosunun 17 lira olması vatandaşı oldukça fazla üzüyor. Ayrıca Bakan Bey hangi ülkede yaşıyor bilmiyoruz ama döviz kurlarının durduğu da yok! Mayıs ayında dolar 15,23 lira oldu. Aylık 0,99 faiz oranıyla konut satışları başladı. Müteahhitlere 20 milyar liralık kaynak aktarılacakmış. Eskiden Türkiye’nin lokomotif sektörü tekstil idi, şimdilerde konut… Yap konutu yabancılar alsın; üstüne de vatandaşlık ver; gelsin oylar…

Bakan Nebati konuştukça rahatlıyor olmalı ki yine konuştu ve; “Fahiş artışları takip ediyoruz. Asla müsamaha göstermeyeceğiz.” dedi.

Bu konuşmalar artık kabak tadı vermeye başladı vesselâm!

Tülay Hergünlü

İstanbul, 3 Ocak 2023

…………………………………………………………………………………………………………

Başkanlık sisteminde “Türk tipi” ekonomi (3)

 Mustafa Kemal Atatürk: “Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan yoksun olunca, o devletin bütün hayatî kısımlarında bağımsızlık felç olmuştur.”

2022’nin Haziran ayının ilk günü doğalgaza ve elektriğe yine zam geldi.

Bakan Nebati konuştukça döviz yukarı tırmandı; dolar 16’yı, euro 17’yi geçti. Tereyağının kilosu (yine markası bende saklı) 175, kıymanın kilosu 150, peynirin kilosu 145 lira, barbunyanın kilosu 60, bezelyenin kilosu 30 lira oldu. 400 bin tonluk gümrük vergisiz şeker ithalatına izin verildi. Tarım bakan yardımcısı, “Bizim buğday, et, şeker, noksanımız yok fazlamız var” dedi. Bakan Nebati’den bu kez itiraf geldi; “Enflasyonu düşürebilirdik ama üretim dururdu. Bunun yerine büyümeyi tercih ettik. Bundan dar gelirli dışında üretici ve ihracatçı kâr etti.”  Vatandaş okumasıyla bu şu demek; bizim önceliğimiz sermaye kesimi, dar gelirli gündemimizde yok!

Ekmek 5, simit 5 lira oldu. Bakan Nebati “Başarımız dünyanın dikkatini çekiyor” derken ABD Merkez Bankası 75 baz puan faiz artırımına gitti. Biz de ise Merkez Bankası faiz oranını pas geçti… Devlet alacakları için tecil faizi %15’ten %24’e çıkarıldı. TÜİK, enflasyon oranını %79 olarak açıkladı. Çarşı-pazar enflasyonu bu oranın neredeyse iki katı… Derken Diyanet’ten hayat pahalılığına karşı fetva geldi: “Fiyatları tayin eden Allah’tır.” Tıpkı yakın zaman önce İçişleri Bakanı’nın dediği gibi; “…Biz inanıyoruz ki; bize yaptıran Allah’tır, bize yaptıran Allah’tır, bize yaptıran Allah’tır!”

Hiç boşuna ona buna suç atmayın. İktidarın her yaptığı Allah’tanmış vesselam…

Ağustosun başında, narenciye ülkesinde limonun kilosu 29,99 oldu. Nebati bakan, yabancı bakana “Ben bu enflasyonla sokağa çıkabiliyorum, siz %10’la sokağa çıkamıyorsunuz.” dedi. Utanmak yok yani; rahat olun! Nebati Bakan: “…Gelişen koşullara göre devreye aldığımız uygulamalar sayesinde üretimde, büyümede, ihracatta ve istihdamda Cumhuriyet tarihimizin rekorlarını kırmaya devam ediyoruz.” dedi. Rekor kırdıkları konusuna katılıyoruz. Öyle bir rekor ki II. Abdülhamit dönemine taş çıkartıyor… Bıktıran konuşmalar sürecekti…

Merkez Bankası, 18 Ağustos toplantısında politika faizini %13’e çekti. Dolar, an itibariyle18,09 oldu. E, Nas var yani, Merkez Bankası ne yapsın!

Fakirden aldılar zengine verdiler… Emekçiden 6,2 milyar dolar aldılar ve sermayeye eklediler. Yılın ikinci çeyreğinde sermaye sahiplerinin geliri 24,9 milyar dolar arttı. Vatandaş olarak bizim neremiz büyüdü diye sormayalım mı?

Nebati Bakan; “Dünyanın en büyük ekonomileri enflasyon ve resesyon endişeleriyle boğuşuyor. Bu ülkeler, son 40-50 yılın en yüksek enflasyon oranları karşısında ekonomilerinin durma noktasına geleceğinden endişe duyuyorlar. …Bizler, yatırımı ve üretimi durdurmadan enflasyonla mücadelemizi sürdürüyoruz… Yüksek enflasyonu bir daha geri dönmemek üzere bu topraklardan def edeceğiz.” dedi. Sözünü ettiği ülkelerden bazılarında enflasyon oranları şöyleydi: Almanya son 40 yılın en yüksek oranı %10, Fransa’da %6,2, İtalya %9,5; Belçika %12, Yunanistan %12,1…

Eylül ayında basına bomba gibi bir haber düştü. Haberin başlığı şöyleydi; “Borsa’da büyük vurgun; 22 günde 6 milyar dolar kimlerin cebine girdi?” Valla onu biz bilemeyiz ama vatandaşın cebine girmediği kesin… Merkez Bankası, 22 Eylül toplantısında faizi %12’ye düşürdü… Dolar, 18,29 oldu…

Bu ülkede “açlık yok”, diyenlere marketlerin önüne gitmelerini tavsiye ediyoruz. Analar, tencere kaynatma derdinde. Eskiden “çürük” diye dışarılara konulan sebze-meyve şimdilerde “çıktı” olarak yarı fiyatına satılıyor. Örnek: dolma biber 20 liraysa çıktılarda 10 lira. “Yoksulluğun belini kırdık” diyenler; işte size iki çocuğun feryadı: “Anne, bize hiçbir şey alma ama ne olur eşofman al. Geçen yıl bizimle çok alay ettiler.”

20 yıllık CHP iktidarında yolsuzluklar ve yoksulluk tavan yaptı. Neyse ki Ana Muhalefet Partisi AKP Genel Başkanı, seçimi kazandıkları takdirde “Yolsuzlukların, yoksulluğun olmadığı Türkiye’yi biz hallederiz.” dedi de içimize su serpti. Hadi, inşallah!

Bakan Nebati bu kez öyle bir konuşma yaptı ki ekonomistler bile anlamadı; Nasıl mı, işte şöyle; “Neoklasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik bir kopuşu temsil eden heterodoks yaklaşım, günümüzde giderek ön plana çıkan davranışsal ekonomi ve nöroekonomi gibi alanların da etkisiyle daha fazla önem kazanmaktadır.” O ne ya, diyenler internete sarıldı; arama motorlarının beyni yandı. Ülke komple epistemolojik bir kopuş yaşıyordu.

Nebati Bakan eleştirilere çok gücendi ve “Havuzunuzda çırpınmaya devam edin… Hem alaylı hem de mektepli olarak konuşurken hangi dili nasıl ifade edeceğimizi çok iyi biliriz.” dedi. Elinde metin olmadan bu cümleyi bir kere de kurabilir mi tartışmaları başladı. Bakan Bey, “Siz manipülatif, spekülatif, yalan dolan, hezeyanlarla sözlerinizi devam ettirin. diye çıkıştı. Şimdilik tartışmalar sona erse de vatandaşın epistemolojik pardon ekonomik kopuşu son hızla devam ediyor.

Merkez Bankası, 20 Ekim toplantısında faizi %10,50’ ye çekti. Dolar günü 18,60’dan kapattı. Bakan Nebati yine yanılmıştı. Döviz kurları stabil (durağan) değil statik (hareketli) idi.

Ekonomistler enflasyonu düşürmenin çarelerini araştıra dursunlar Ticaret Bakanı bunu ilk başaran kişi olarak ekonomi tarihine geçti. “Son yılları saymazsak enflasyon yüzde 8-9” dedi. Nebati Bakan’a ters köşe yapan Ticaret Bakanı’nı kutluyoruz… Merkez Bankası, 24 Kasım toplantısında faizi %9’a indirdi. Dolar 18,63’den günü kapattı. Merkez Bankası, 22 Aralık toplantısında faizi %9’da tuttu ama döviz kurları durmadı; dolar 18,68 oldu.

Bakan Nebati: “Asgari ücretliye de memura da emekliye de ne verilse haklarıdır. Dar gelirliye, fakir fukaraya vermek bereket getirir.” dedi. Bakan’ın çift maaşlı yardımcısı yüksek kiralardan şikâyet eden vatandaşa “Allah yerini doldurur. Sana dua edeyim de mülk sahibi ol.” dedi. Biri sadaka dağıtıyor, diğeri okuyup üflüyor… Dalga mı geçiyorlar, şaka mı yapıyorlar, acıyorlar mı anlayamadık…

Bıraksan dağda, bayırda kendi kendine yetişecek olan otlar bile el yakıyor; 700 gr. ıspanak 30, patates- soğan 13,50 liradan satılıyor. Et ve şarküteri fiyatlarını takip etmeyi zaten bıraktık…

Geçmişte, patates ve soğan depolarına baskınlar düzenleyen, artan fiyatlara tanzim çadırları kurdurarak engel olmaya çalışan; vatandaşlara tanzim kuyruklarında ucuza patates ve soğan sattıran iktidar bu kez Tarım Kredi Kooperatif Market (TKKM) lerini devreye aldı. Cumhurbaşkanı, “5 zincir market var. Bunlar bütün ürünü toparlıyor. Bu 5 zincir marketin topladığı ürünle piyasalar altüst oluyor. Zincir marketlerin sınırsız uygulamalarıyla mücadelede Ticaret Bakanlığı gerekli olan her türlü tedbiri alıyor, bunlara gerekli operasyonları yapacaktır.” çıkışıyla “üç harfli” marketlere savaş açtı. TKKM de piyasanın altında satış yapılacağı vaadinde bulundu ama olmadı tabii…

Her fırsatta “bizden önce tüp kuyrukları ve ekmek kuyrukları” vardı imasında bulunan iktidarın kendisi de ne yazık ki “kuyruk” edebiyatına kapılmaktan kurtulamadı. Vatandaşlar bu kez de TKKM’ lerin önünde ucuz ürün kuyruğuna girmeye başladı. Ancak, yapılan tüm açıklamaların aksine bu marketlerde de fiyatlar üç harfli marketlerden geri kalmıyordu. Sözün kısası, ne üç harfli marketlere gönderilen müfettişler ne de iktidar eliyle kurdurulan TKKM’ lere “Ucuz satın!” uyarısı hayat pahalılığına çare olamadı. Ekonominin patronları fiyatların talimatla değil, üretimi artırıp, ithalatı kısarak ve de girdi maliyetlerini düşürerek aşağı çekilebileceğini bilmiyor olabilirler mi?

Kâbus gibi geçen 2022 yılının nihayet sonuna geldik. Döviz kurları; 1 ABD doları 18,73; 1 euro 19,97’den yılı kapattı. Altın fiyatları ise: 1 gram altın; 1.096,35, çeyrek altın; 1.825,45, yarım altın; 3.652, Cumhuriyet altını; 7.278 TL ile Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı. Enflasyon oranı TÜİK’ göre % 64,27; İTO’ya göre % 92,97; ENAG’a göre ise %137,55 oldu. Fiyatlar yükselmeye devam ederken, nasıl oldu da %84 olan enflasyon oranı %64’e indi; hangi ürünün fiyatı %20 oranında düştü diye sorsak da cevap alamayacağımızı biliyoruz…

TÜİK, memur ve emekli maaş zamlarının önündeki engel olmaya ne yazık ki bu yıl da devam etti. Tabi kurum kendi başına karar alma özgürlüğünü yitireli çok oldu ama yine de bu hesaplamalar yapılırken en azından vicdanların devreye girmesi gerekirdi. Ama öyle olmadı. Ne oldu?

Asgari ücrete %47 zam yapıldı ve 8.506 TL oldu. Emekli ve memur maaşlarının artışı önce %15 olarak ilan edildi. Sonrasında Cumhurbaşkanı %25 zam yapılacağını “müjdeledi.” Tepkiler yükselince müjdeye de zam geldi ve yine Cumhurbaşkanı bu kez memur ve emekli maaşlarının %30 olacağı “müjdesini” verdi. Memur ve emekli üst üste gelen müjdelerin sarhoşluğunu yaşayıp “zammınız kadar bereketiniz artsın” duası yaparken, iktidar, ulufe dağıtarak sevap kazanmanın keyfini çıkartmıştır her halde; zira ne demişti Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati; “Dar gelirliye, fakir fukaraya vermek bereket getirir.”

İktidarın “alacağına şahin vereceğine sadaka” misali 2023 vergilerine ne kadar zam yapacağını görmek için öncelikle TÜFE ve ÜFE artışına bakalım: 2022 yılının TÜFE artışı 72,31; ÜFE ise %122,93 artış göstermiş. Hal böyle olunca da Yeniden Değerleme Oranı (YDO) %122,93 olarak belirlendi. Buna göre damga vergisi, harç ücretleri, emlak vergisi, özel iletişim vergisi, motorlu taşıtlar vergisi gibi vergiler YDO kadar artırıldı. İki istisna var o da Cumhurbaşkanı’nın yetkisi dâhilinde emlak vergisi ile motorlu taşıtlar vergisi yeniden değerleme oranının yarısı kadar yani %61.47 olarak uygulanacak. Her iki sektörü de severiz yani…

Yazıyı bitirmeden; yirmi yıllık AKP iktidarında son üç yılda üç kez olmak üzere toplamda altı kez Merkez Bankası Başkanı’nın; yine son üç yılda üç bakan olmak üzere toplamda altı hazine ve maliye bakanının görev yaptığını belirtmeden geçmeyelim. İktidara, bakan dayanmıyor…

Bu arada işletmelerin aktiflerindeki varlıklarını %122,93 oranında değerleyeceklerini de kısa bir bilgi notu olarak verelim. Sizin anlayacağınız Türkiye’de iğneden ipliğe her şey fiyatlandı/değerlendi bir tek çalışanların ve emeklilerin maaşları TÜİK’in sözde enflasyon oranı kadar bile değerlenmedi; vesselâm…

Ama sıkıntı yok; 2023 yılı için Türk milleti hesabını kitabını yaptı; her şey çok güzel olacak, rahat olun!

Bitti.

Tülay Hergünlü

İstanbul, 08 Ocak 2023

BENZER HABERLER

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK HABERLER

YENİ ASGARİ ÜCRET ZAMMI NET  8 BİN 500 TÜRK LİRASI OLDU

YENİ ASGARİ ÜCRET ZAMMI NET 8 BİN 500 TÜRK LİRASI OLDU

“HENÜZ DEĞMİŞ 13-14 YAŞINA”

“HENÜZ DEĞMİŞ 13-14 YAŞINA”

TOPLU TAŞIMA FİLOSUNA İKİ YENİ ARAÇ DAHA…

TOPLU TAŞIMA FİLOSUNA İKİ YENİ ARAÇ DAHA…

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ MALİ GENEL KURULU ÇANAKKALE’DE YAPILDI

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ MALİ GENEL KURULU ÇANAKKALE’DE YAPILDI

https://www.burasicanakkale.com ©  2000  - Bütün hakları Saklıdır.